25 Eylül 2016 Pazar

D.IGNATIUS: ABD’NİN SURİYE POLİTİKASI, GÜVENİLMEZ BİR FAY HATTINA DAYANIYOR



ABD’NİN SURİYE POLİTİKASI, GÜVENİLMEZ BİR FAY HATTINA DAYANIYOR

David Ignatius (Washington Post gazetesi köşe yazarı, ödüllü gazeteci ve kitapları en çok satanlar listesinde yer alan casusluk romanı yazarı)
Washington Post, 30.8.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

ABD’nin İslam Devleti’nin başkenti Rakka’yı ele geçirme harekâtı, Türkiye ile YPG arasındaki nahoş savaş yüzünden gecikebilir.
Maalesef ki bu bir Ortadoğu klasiği; “terörist İslam Devleti’ne karşı savaş” ortak çıkarının bölgesel oyuncuların birbirine güvensizliği karşısında altüst olduğu bir an. Ve yine maalesef ki bu, ABD’nin güvenilmez Türk-Kürt husumeti fay hattı üzerine kurulu Suriye politikasının kırılganlığını gösteren bir an.
Bu hikâyeyi açıklığa kavuşturmak için Suriye Kürtleriyle başlayalım. ABD’li askeri yetkililer onların İslam Devleti’ne karşı en güçlü milis grubu olduğunu mütemadiyen söylemekte. 2014-2015’teki şiddetli savaşta Kürtler cihatçıları Kobani’den çıkardılar; şubat ayında Rakka’nın doğusundaki Şeddadi’yi ele geçirdiler. Geçtiğimiz ağustos ayında da kuzeydeki Menbic’i ele geçirerek Rakka’nın çevrelenmesini tamamladılar.
Mayıs ayında Suriye’nin kuzeyindeki gizli bir Amerikan eğitim kampında bazı Kürt savaşçılarla bir araya geldim [Z.T.K. Ignaitius’un bu ziyaretle ilgili kaleme aldığı “Komşuların ‘Büyük Kürdistan’ı Engelleme Oyunu” başlıklı yazısının tercümesi için tıklayınız]. Yiğitliklerine dair hikâyeleri dinlemiş biri olarak Amerikan Özel Birlikleri eğitmenlerinin niçin YPG’ye karşı çok derin bir saygı duyduklarını ve bu milis grubu (ve şemsiye örgüt Suriye Demokratik Güçlerini) eli kulağındaki Rakka savaşının belkemiği olarak gördüklerini anlayabiliyordum.
Ancak Amerikan stratejisi hep ölümcül bir zafiyeti hasıraltı etti: Türkiye, YPG’yi terörist addettiği PKK’nın bir kolu olarak görüyor. Türkiye bunu sineye çekti ve ABD’nin YPG’ye havadan destek vermek üzere bombardıman görevini İncirlik Hava Üssü’nden yürütmesine ve örgütün mayıs ayında Menbic’e saldırmasına izin verdi. Ama bir noktada bu kaygan strateji illa ki patlayacaktı. 
Geçen ayki başarısız askeri darbeyle birlikte bunun fitili ateşlendi. 24 Ağustos’ta Türkiye ABD’ye haber vermeden Suriye’ye bir saldırı başlattı; sadece Cerablus’taki İslam Devleti cihatçılarını değil, aynı zamanda güneydeki en az sekiz köyde bulunan Suriyeli Kürt savaşçıları da püskürttü. İşi daha da karmaşıklaştıran boyut, Türkiye’ye Suriye’deki ilerleyişinde CIA’in eğittiği Sultan Murat Tugayları’nın da eşlik etmesiydi. Yani Amerika’nın destek verdiği güçler birbiriyle çarpıştılar.
Karşılıklı ithamlar iyice ciddileşti: Türkler Kürtlerin Menbic’den Fırat’ın doğusuna doğru; Kürtler de Türklerin kuzeydeki Cerablus’a çekilmesini istiyor. Ortadoğu’nun realpolitiği içinde Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden Türk yetkililerin yanında durarak Suriye’yi işgallerine desteğini ilan etti ve YPG’den Menbic’den çekilmesini istedi.
Peki, şimdi ne olacak? YPG liderliğinin Pentagon yetkililerine eğer ki Türkiye geri çekilmezse planlanan Rakka saldırısında Kürt rolünün muallakta olacağını söylemesi hiç de sürpriz olmaz. Maalesef ki bu terörist başkentini kısa zamanda temizleyebilecek bir başka alternatif güç de yok. Bu da demek oluyor ki net sonuç, İslam Devleti’nin infazının ertelenmesi olabilir.
Suriyeli Kürtler, “Rojava” dedikleri atalarından kalma toprakların doğal sınırlarının ötesine geçmiş olabilirler, ama bunu ABD’nin zımni teşvikiyle yaptılar. Tarih tekerrür ediyor: Batılı güçler geçen yüzyıldan beri Kürt savaşçıları işlerine geldiğinde kullandılar; ama sonra komşu güçler karşı çıktığında onları kendi kaderleriyle baş başa bıraktılar. Tıpkı müttefiklerin [Z.T.K. İngiltere ve Fransa’yı kastediyor] 1918 yılı sonrasında Amerikan Başkanı Woodrow Wilson’ın bir Kürt anavatanı yaratma sözünü görmezden geldikleri gibi; tıpkı kısa ömürlü Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni 1947’de İran’ın ezip geçtiği veya –Amerikalıların verdiği gizli destek sözüne rağmen– İran Şahı’nın 1975’te [Z.T.K. imzaladığı Cezayir Anlaşması çerçevesinde] Irak’taki Kürtleri Saddam Hüseyin’in bastırmasını kabul ettiği gibi.
Kürt lider Molla Mustafa Barzani, Washington Post’tan meslektaşım Jim Hoagland’a 1973’te şunu söylemiş: “ABD, Kürtler gibi küçük bir ulusa ihanet edecek kadar devasa bir güç.” Çok yanlış. Amerikan görüşlerini yansıtan çok daha dürüstçe bir açıklama dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’dan 1975’te geldi: “Gizli/örtülü işler misyoner faaliyetlerle birbirine karıştırılmamalı.”
ABD, İslam Devleti’ne karşı savaşı tamamlayacak daha sağlam bir temeli nasıl inşa edebilir? Washington, İslam Devleti’nden temizlenmesinin ardından bu topraklarda bir yönetim sisteminin kurulmasına yardımcı olmalı. Türkiye ile PKK arasında barış görüşmelerinin yeniden başlamasına destek çıkmalı. Ve tek kalıcı çözümün Kürtlere, Sünnilere, Şiilere, Türkmenlere ve diğer azınlıklara Suriye’de ve Irak’ta bir mülkiyet ve hâkimiyet duygusu verebilecek bir federalizm olduğunu herkese açıkça ilan etmeli.

Amerikan askeri gücü akışkan kum üzerine kurulu bir binayı kurtaramaz. ABD’nin İslam Devleti’ni Rakka’dan çıkartmak için bastırmadan evvel komşu ülkelerle ondan sonrası için net bir mutabakatı çerçevelendirmesi lazım.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder