9 Nisan 2017 Pazar

Ö.AŞUR: SURİYE’NİN DEHŞET DENGESİ



SURİYE’NİN DEHŞET DENGESİ

Ömer Aşur (Exeter Üniversitesi Güvenlik Çalışmalarında öğreti üyesi ve Doktora Çalışmaları direktörü ve “Collusion to Collision: Islamist-Military Relations in Egypt” kitabının yazarı)
Project Syndicate, 20.2.2017

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Altıncı yılını devirmek üzere olan Suriye İç Savaşı’nda artan can kayıpları ve askeri durumun sürekli değişimi, diplomatik kanalı komik duruma düşürüyor. Bu hafta Cenevre’de başlaması planlanan BM öncülüğündeki yeni bir müzakere turu ufukta belirmişken “Bu çatışma niçin bu denli çözümsüz?” sorusu sorulmaya değer.
Bugün ateşkes için yoğun bir şekilde bastıran oyuncuların bizzat bazıları eğer vakti zamanında sürece burnunu sokmamış olsaydı Suriye’deki şiddet yıllar evvel sona erebilirdi. Ocak ayında Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da şu sözlerle büyük ölçüde itiraf ettiği gibi, “eğer ki Moskova müdahale etmemiş olsaydı Şam 2-3 hafta içinde düşecekti”. Eğer isyancılar Suriye’nin başkentini ele geçirseydi temel taleplerden biri olan Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in düşmesi kuvvetle muhtemeldi.
Ama bu gerçekleşmeyecekti. Fransa öncülüğündeki NATO müdahalesiyle Mart 2011’de devrimin kurtarıldığı Libya’nın aksine, –Lübnan, Filistin, Irak, Pakistan ve Afganistan’dan (gerek Sünni gerekse Şii) silahlı devlet-dışı aktörlerin desteklenmesi suretiyle– Suriye’ye İran ve Rusya müdahalesi Şam yönetimini kurtardı.
Bununla birlikte, Esed’in 2010’da 325 bin kişiden oluşan ordusunda bugüne kadar yaşanan can kaybı 100 bini aşmış durumda, yaralı sayısı da bir o kadar fazla ve on binlerce asker de firarda. Halen denetimi altındaki Suriye’nin küçük kısmını elinde tutabilmek için yaklaşık 110 bin yabancı askere ve devlet-dışı aktöre bel bağlayan Esed rejimi, aslında ordusunun haline çok benziyor. Gölge bir ordu, gölge bir rejim.
Ancak Esed’in kapasitesi giderek azalmasına rağmen, altı yıldır süren kanlı çatışmalar, isyancıların bütün bu çabalarının meyvelerini almalarını pek sağlayamadı. Mart 2011’de -Esed’in devrilmesinden demokratik reformlar yapılması ve etnik kimliğine, dinine ve mezhebine bakılmaksızın eşit vatandaşlığa kadar- peşine düşülen şeylerin çoğu birer büyük özlem olarak kaldı.
Esed karşıtı güçler son altı yılda defalarca askeri bir zafere iyice yaklaştılar. Bunlardan ilki, Temmuz 2012’de savaşçıların Şam’a taarruza geçip Milli Güvenlik karargahına saldırmaları, dönemin savunma bakanı [Z.T.K. General Davud Raciha] ve yardımcısı [Z.T.K. aynı zamanda Esed’in kız kardeşinin eşi Asıf Şevket] ile [Z.T.K. istihbarat birimlerini koordine eden] Milli Güvenlik Dairesi başkanı [Z.T.K. General Hişam İhtiyar] da dahil Esed’in en üst düzey askeri ve güvenlik erkanını öldürülmesiydi. [Z.T.K. yine eski Savunma Bakanı Hasan Türkmani]
Bu saldırıyı, isyancıların ülkenin kuzeybatısında, bilhassa Halep, Humus ve İdlib’de ilerlemeleri izledi. Ancak bu kazanımlar, 2012 sonu ve 2013 başında Hizbullah’ın ve diğer dış destekli devlet-dışı aktörlerin müdahalesiyle geri püskürtüldü.
Muhaliflerin rejimin sahildeki kalelerine, özellikle liman şehri Lazkiye’ye ilerlediği Temmuz 2015’te de Esed’e bağlı birlikler uçurumun eşiğine getirilmişti. İki ay sonra Şam kırsalındaki Duma ve Ğuta’da bulunan muhalif birlikler, stratejik tepeleri ele geçirerek ve kritik önemdeki M5 otoyolunu keserek Esed’in Şam’daki askeri birliklerini ülkenin kuzeyinden tamamen koparmak üzereydi. Ancak bu kazanımları da Rus hava bombardımanlarıyla püskürtüldü.
Her iki tarafın da sürdürülebilir/uzun süreli askeri ivmeden yoksun olması, yeni güvenlik realitelerinin ve (muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde şeriatın uygulanmasından tutun bölgesel ayrılıkçılık beklentilerine kadar) stratejik taleplerin baş döndürücü bir karışımına yol açtı. 2016 yılı sonuna kadar hedefleri birbiriyle çatışan beş büyük koalisyon ortaya çıkmıştı: Esed güçleri ve müttefikleri, Arapların öncülüğünde muhalif güçler, Kürtlerin öncülüğünde muhalif güçler, Şam’ın Fethi Cephesi (eski adı Nusra Cephesi olan el-Kaide’nin Suriye’deki resmi askeri kolu) ve sözde İslam Devleti (IŞİD).
Esed yanlısı milisler ve IŞİD birlikleri de dâhil bütün bu beş koalisyonun hem kendi içinde hem de aralarında saf değiştirmeler, yeni işbirlikleri ve iç çatışmalar meydana geldi. Aralık ayında Türk-Rus ateşkes planı ve Ocak ayında Kazakistan’ın başkentinde başlayan Astana müzakereleri süreci, özellikle [Z.T.K. muhaliflerin rejimin yeniden ele geçirdiği bölgelerden çıkartılıp nakledilmesiyle] nüfusu aşırı artan ve sürekli bombalanan muhaliflerin karargâhı niteliğindeki İdlib’de Araplar öncülüğündeki muhalif güçler ile Şam’ın Fethi Cephesi arasındaki iç çatışmaları daha da kızıştırdı.
Astana sürecine karşılık, Şam’ın Fethi Cephesi kısa süre evvel kendisini feshetti ve kuzey merkezli dört yerel örgütle birleşti: Zengi Hareketi, Liva el-Hak Tugayı, Ceyşü’s-Sünne, Ensaru’d-Din Cephesi. Bilad-i Şam’ın Kurtuluşu Örgütü (Tahriru’ş-Şam) isimli bu yeni koalisyon, baş rakibi Ahraru’ş-Şam’a bağlı fraksiyonları dahi cezbetti. Kuzeydeki Ahrar birliklerinin tahminen dörtte biri, komutan Haşim eş-Şeyh ile birlikte saf değiştirerek Bilad-i Şam’ın Kurtuluşu Örgütüne katıldı ve şu anda hareketin komutanlığını eş-Şeyh ele almış durumda.
Aynı zamanda –en önemlileri Bilad-i Şam’ın Şahinleri, Ceyşü’l-İslam İdlib Kolu ve Bilad-i Şam Cephesi olmak üzere– beş küçük askeri örgüt de Bilad-i Şam’ın Kurtuluşu Örgütü’nün içine çekilmeyi önlemek için Ahraru’ş-Şam saflarına katıldı. Hâlihazırda Ahrar’ın komutanı Ali el-Ömer bu yeni koalisyonun başında.
Bu yeni oluşan işbirlikleri ideolojik yakınlıktan ziyade ayakta kalma taktiklerinin bir yansıması. Diğer örgütlerle birleşme, insansız hava araçlarının bombardımanlarıyla veya rakip güçlerin kara saldırılarıyla yok edilme riskini azaltmanın bir yolu olarak görülüyor. Ahrar ve diğer silahlı muhalif gruplar ikili kanalı yani diplomatik ve askeri metotları kabul ederken, Bilad-i Şam’ın Kurtuluşu Örgütü ise diplomatik kanalı reddeden ve Ahrar’ın kuzeybatıdaki hâkimiyetinden korkan tüm fraksiyonları ve örgütleri bir çatı altında toplamaya devam edecek. Bu iki koalisyon arasında dehşet dengesiyle sağlanan ateşkes, hiçbir şekilde iç çatışmaların sona erdiğinin bir işareti değil.

(Gerek rejim kalıntıları gerekse muhalif gruplar olsun) tüm yerel güçlerin zafiyetleri, bölünmeleri ve tükenmişlikleri, Suriye’de sürdürülebilir bir ateşkes için bastıracak Rusya, Türkiye ve İran gibi bölgesel güçlerin elindeki kozu artırabilir. Ama ben bunun başarılı olacağından şüpheliyim. Öncelikleri sürekli değişen, hedefleri birbiriyle çatışan, inandırıcı taahhütlerin çok az, dış müdahalenin ise çokça olduğu böyle bir savaşta bugün varılacak herhangi bir ateşkesin yarın tırmanacak bir şiddetle bozulması muhtemeldir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder