10 Mayıs 2010 Pazartesi

DÜNYADA LİBERAL ÖNDERLER

ANLAYIŞ DERGİSİ, Şubat 2007, Sayı: 45, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




DÜNYANIN SOLU: SOLCU ÖNDERLER

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mayıs 2005, Sayı: 24, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




Yer darlığı nedeniyle Orta Sayfa'da yayınlanamayanlar:

TÜRK SOLU

Siyasetçi-İdeolog

Mustafa Suphi (1883-1921): 1920’de Türkiye Komünist Partisi’ni kuran Suphi, Bilimsel Sosyalizm’in evrimi konusunda önde gelen teorisyenlerdendir.
Mehmet Ali Aybar (1908-1995): 1962’de Türkiye İşçi Partisi’nin başkanı ve ardından Sosyalist Devrim Partisi’nin kurucusu olan Aybar, güleryüzlü sosyalizm ilkesi ile ulusa özgü sosyalizm fikrinin savunucularındandır.
Behice Boran (1910-1987): Aybar’ın ardından TİP’in genel başkanı olan Boran, SSCB’nin Çekoslovakya’yı işgalini destekleyen grupta yer aldı. Sosyalizme geçişten önce ayrı bir aşamanın gereksizliğini savunarak sosyalist devrim görüşünü ortaya koydu.
Mihri Belli (1915- ): TKP yöneticiliği yapan Belli, Türkiye Emekçi Partisi ile Özgürlükçü Demokrasi Partisi’nin kurucularındandır. Türkiye’deki koşulların yetersiz olduğu gerekçesiyle sosyalist devrimden önce demokratik devrimi öngören Milli Demokratik Devrim fikrinin teorisyenlerindendir.
Doğan Avcıoğlu (1926-1983): Sol Kemalizmin ve Milli Demokratik Devrim fikrinin öncü teorisyenlerinden olan Avcıoğlu, devrimin ancak ordu gibi bir unsur tarafından gerçekleştirilebileceği teziyle 9 Mart 1971’de başarısızlıkla sonuçlanan bir darbe planladı.
Hikmet Kıvılcımlı (1902-1971): Milli Demokratik Devrim’in teorisyenlerinden olan Kıvılcımlı, Marksist klasikleri Türkçe’ye ilk çeviren ve Türk solunun en özgün ideologlarındandır.
Doğu Perinçek (1942-) Mao çizgisinde olan ve 1970’lerden bu yana pek çok parti kuran Perinçek, bugün ulusal solun önde gelen temsilcisidir.

Siyasetçi

Bülent Ecevit (1925- ): 1970’lerin başında “ortanın solu” doktrinini benimseyen Ecevit, 1980’lerle birlikte Marksist kökenli olmayan ulusal ve demokratik sola dönüş yaptı.

Edebiyatçı

Nazım Hikmet (1902-1963): Solun en büyük edebiyatçılarından olan Hikmet, 1951’de T.C. yurttaşlığından çıkarıldı.
Atilla İlhan (1925- ): Şair, romancı ve eleştirmen İlhan, orta yolu savunan sol Kemalistlerdendir.

Edebiyatçı-İdeolog

Kemal Tahir (1903-1973) Marksist tarih anlayışına alternatif, yerel ve özgün bakış açısıyla çok önemli bir katkı sağlayan Tahir, tarihsel roman geleneğinin de önde gelen temsilcilerindendir. Osmanlı tarihine yaptığı vurguyla Marksistleri bu konu üzerinde araştırmaya yönlendirdi.

İdeolog-Akademisyen

İdris Küçükömer (1925 –1987): Türkiye’nin gelmiş geçmiş en özgün ve en ilginç sol ideologlardan olan Küçükömer, Kemal Tahir ile aynı çizgidedir. Türkiye’de “sol” olarak sunulan kesimin her türlü ilerlemeye engel olduğu yönündeki iddiası büyük tepki topladı. 1960’larda Türkiye İşçi Partisi’nde aktif siyaset yapmıştır.
Sadun Aren (1922- ) Keynesyen iktisadı Türkiye’ye getiren bilim adamı olan TİP milletvekili Aren, Aybar’a karşı Behice Boran ile aynı safta durdu.
Halil Berktay (1948- ): Türkiye’de Maocu hareketin ve 80’li yıllarda “piyasa sosyalizmi”nin ideologlarındandır.
Şevket Süreyya Aydemir (1897-1974): Kadro Hareketi’nin öncülerinden olan ve tarihçi kimliğiyle ön plana çıkan Aydemir, tek parti döneminde komünizme yakın ekonomik ilerleme programlarını ortaya attı ve “sürekli devrim” tezine yakın bir duruş sergiledi.
Niyazi Berkes (1908- ): Batı’nın analiz sistemini Türkiye’ye uyarlayan sosyal bilimlerin öncülerindendir.

İdeolog

Zekeriya & Sabiha Sertel (1890-1980) & (1895-1968): Sol ideologlardan olan Serteller, Tan gazetesinin sahipleridir.

Eylemciler

Deniz Gezmiş (1947-1972) – Mahir Çayan (1945-1972) – Yusuf Aslan (1947-1972) – Hüseyin İnan (1949-1972) – İbrahim Kaypakkaya (1949-1973): Silahlı propaganda yapan devrimci gençlik hareketinin simgelerindendir.
Tamer Akçam: Dev-Genç’in bölünmesinin ardından Sovyet çizgisini takip eden Dev-Yol örgütünün lideri oldu.
Dursun Karataş: Dev-Genç’in bölünmesinin ardından 1994’te DHKP-C adını alacak olan Dev-Sol’un lideri oldu.

RAKAMLARLA TÜRKİYE'DE TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mayıs 2008, Sayı: 60, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



2007 GENEL SEÇİM SONUÇLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ağustos 2007, Sayı: 51, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.


ASKERÎ DARBELERE KARŞI İRADE-İ MİLLET

ANLAYIŞ DERGİSİ, Şubat 2007, Sayı: 45, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRKİYE'DE ÖZELLEŞTİRMELER

ANLAYIŞ DERGİSİ, Kasım 2005, Sayı: 30, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRKİYE'DE SENDİKALAŞMA VE KONFEDERASYONLAR

ANLAYIŞ DERGİSİ, Haziran 2008, Sayı: 61, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRKİYE'DE ALEVİ ÖRGÜTLENMELERİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ocak 2008, Sayı: 56, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRKİYE'DE KILIK-KIYAFET MÜCADELESİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mart 2008, Sayı: 58, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




LAİKLİK MUAMMASI: ZAMANA, MEKANA VE MUHATABA GÖRE LAİKLİK TANIMLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Kasım 2006, Sayı: 42, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.






Yer darlığı nedeniyle Orta Sayfa'da yayınlanamayanlar

Mustafa Kemal Atatürk:
“Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.” (1930)

Ahmet Necdet Sezer:
“Son günlerde laiklik, ‘din ve vicdan özgürlüğü’ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımla laiklik, din ve vicdan özgürlüğüne indirgenmekte ve anlamsız kılınmaya çalışılmaktadır... [Oysa] Anayasa’daki tanıma göre laiklik, dinin toplumsal, siyasal ve hukuksal bir güç ve düzenleyici olmasını engelleyen temel ilkedir... Bireyin dinî inanç ve ibadet yaşamı, kamu düzenini korumak için sınırlanabilir.” (Cumhurbaşkanı; Harp Akademileri Konferansı, 13 Nisan 2006)

Sulhi Dönmezer:
“Laiklik devletin ilkesi, vasfıdır; ferdin değil. Fert elbette ki kendi kabul ettiği dinin icaplarını uygulayacaktır özel hayatında… Laik olan devletle din sahibi olan fert birbiriyle çatışmaz; çünkü devlet bîtaraftır, bîtaraf olunca çatışma olmaz.” (Ceza Hukukçusu; Gerger, s.58-60)

Sami Selçuk:
“Laiklik, devletin ve bütün kamusal kuruluşların dinsel inançlar karşısında yansız, eşit uzaklıkta ve hoşgörülü olmasıdır. Devlet, dinsel inançların hiçbirini kayıramaz ve onlara zarar veremez… Laik hukuk, devletin dinle ilgilenmesine ve dine yön vermesine izin vermez. Bu verilerin ışığında, Türkiye’de laikliğin yanlış algılandığı ve uygulandığı görülmektedir. Türkiye’de devlet din işleriyle uğraşan bir kurumu bağrında taşımaktadır, devletin açtığı din okulları vardır… Bunun temel nedeni dini denetim altında tutmaktır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti laik değil, laikçidir (laisisttir).” (Yargıtay Başkanı; Demokrasiye Doğru, 1999, s.187-188)

CHP’nin 1947 kongresinde yapılan bir laiklik tanımı: “Laiklik yalnızca din ile siyasetin arasında bir alaka kurulmaması değil, sosyal hayatın her yönü ile din arasında bir münasebet kurulmamasıdır. Binaenaleyh laiklik, sosyal hayatın her yönünü zamanın, hayatın, müspet bilimin verilerine uydurmayı tazammum eder.” (M. Türköne, Modernleşme Laiklik ve Demokrasi, 1994, s.3)

Harp Akademileri Komutanlığı: “Genel anlamda laiklik; din ve dünya, özellikle din ve devlet işlerinin ayrılması, din işlerinin ferdî sayılarak kişinin vicdanına terk edilmesi ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak din hürriyetini sağlaması demektir… Cumhuriyet’in en yüksek eseri laikliktir. Diğer beş ilke ancak laik bir düşüncenin temelleri üzerinde yükselebilir. Laiklik, yani düşünce ve vicdan özgürlüğü tüm devrimlerin temelinde, özünde ruhunda ve kaynağında var. Laik olmayan bir devlet demokratik olamaz… Laik olmayan milletin bağımsızlığı da anlamsızdır… Laiklikten bu itibarla ödün verilmemesi gerekir.” (Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Laiklik İlkesinin Devamlılığının Sağlanması İçin Yapılması Gereken Faaliyetler, 1998, s.29-31)

TÜRKİYE'NİN CUMHURBAŞKANLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mart 2007, Sayı: 46, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



1808'DEN 1982'YE ANAYASA TECRÜBEMİZ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Eylül 2007, Sayı: 52, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




PKK VE PKK İLE MÜCADELE KRONOLOJİSİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Kasım 2007, Sayı: 54, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



ANAYASA MAHKEMESİ'NDE KAPATMA DAVASI AÇILAN SİYASİ PARTİLER

ANLAYIŞ DERGİSİ, Nisan 2008, Sayı: 59, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




2007 SENESİNE GİRERKEN AHVAL-İ DÜNYA

ANLAYIŞ DERGİSİ, Aralık 2006, Sayı: 43, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




NÜKLEER SİLAHLANMA YARIŞI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Nisan 2007, Sayı: 47, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.





NÜKLEER SİLAHLANMA YARIŞININ KRONOLOJİSİ 
ANLAYIŞ DERGİSİ, Nisan 2007, S.41, 43,45, 49, 51
Hazırlayan: Z. Tuba Kor

Ağustos 1939 Albert Einstein, ABD Başkanı Roosevelt’e bir mektup göndererek Alman bilim adamlarının atom bombası üzerinde çalıştıkları uyarısını yaptı.

23 Eylül 1942 Almanlardan önce nükleer silah üretmeyi hedefleyen ABD, Orta Avrupa ülkelerinden kaçanların yanı sıra İngiliz ve Kanadalı bilim adamlarından müteşekkil bir ekiple çok gizli Manhattan Projesi’ni fiilen başlattı.

16 Temmuz 1945 Dünyanın ilk nükleer silah denemesi, ABD tarafından New Mexico’daki Alamogordo çölünde “Teslis/Trinity” adıyla gizlice gerçekleştirildi.

6 ve 9 Ağustos 1945 ABD, Japonya’nın Hiroşima şehrine uranyum bombası (Küçük Oğlan/Little Boy) ve Nagasaki’ye plütonyum bombası (Şişman Adam/Fat Man) attı. Gözleri kör eden bir ışıkla başlayan patlamaları, 2000-3000 dereceye ulaşan sıcaklık dalgaları takip etti. İlk anda sıcaklık ve şiddetli patlamanın etkisiyle, ardından radyasyonun neden olduğu kanser ve diğer hastalıklardan dolayı 300 bini aşkın Japon hayatını kaybetti. Genetik mutasyon sebebiyle bebekler sakat doğdu.

30 Haziran 1946 İlk denizaltı nükleer silah denemesi ABD tarafından Pasifik Okyanusu’nda gerçekleştirildi.

1 Ağustos 1946 ABD, Atom Enerjisi Komisyonu (AEC)’nu kurarak, nükleer silah üretme ve geliştirme yetkisini Manhattan Projesi’nin askerî kontrolünden alarak bu kuruma verdi.

29 Ağustos 1949 SSCB, Kazakistan topraklarında ilk nükleer silah denemesini gerçekleştirerek ABD tekelini kırdı. Böylece Soğuk Savaş’a damgasını vuran iki süpergüç arasındaki nükleer silahlanma yarışı resmen başladı.

3 Ekim 1952 İngiltere, ABD’den bağımsız ilk nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

1 Kasım 1952 ABD ilk hidrojen bombası denemesini gerçekleştirdi.

12 Ağustos 1953 SSCB ilk hidrojen bombası denemesini gerçekleştirdi.

Ocak 1954 ABD, konvansiyonel gücü fazla olan SSCB’nin muhtemel bir saldırısına nükleer silahlarla mukabele edeceğini “topyekun misilleme/massive retaliation” doktrini ile ilan etti.

21 Ocak 1954 İlk Amerikan nükleer denizaltısı USS Nautilus denize indirildi.

29 Temmuz 1957 Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA), nükleer teknolojinin barışçıl kullanımını teşvik etmek ve kötü amaçlarla kullanımını denetlemek üzere BM çatısı altında bağımsız bir organ olarak kuruldu.

26 Ağustos 1957 SSCB’nin, nükleer başlığı hedefe yollamada bombardıman uçağından çok daha ucuz ve etkili olan ilk Kıtalararası Balistik Füze (ICBM) sistemini geliştirmesi nükleer stratejide bir dönüm noktası oldu.

19 Eylül 1957 ABD, Las Vegas çölünde ilk yeraltı nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

4 Ekim 1957 SSCB’nin ilk uzay aracı Sputnik’i fırlatmasıyla uzay yarışı başladı.

8 Kasım 1957 İngiltere ilk hidrojen bombası denemesini gerçekleştirdi.

13 Şubat 1960 Fransa ilk nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

11 Ekim 1961 SSCB ilk yeraltı nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

31 Ekim 1961 SSCB en büyük nükleer silah denemesini (Çar Bombası) gerçekleştirdi.

16-28 Ekim 1962 SSCB’nin orta menzilli füzeleri Küba’ya yerleştirmesi üzerine ABD ile SSCB arasında patlak veren Küba Füze Krizi’nde nükleer savaşın eşiğinden dönüldü.

5 Ağustos 1963 ABD, SSCB ve İngiltere yeraltındakiler dışında uzayda, atmosferde ve denizaltında bütün nükleer denemeleri yasaklayan Kısmi Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nı imzaladılar.

16 Ekim 1964 Çin Halk Cumhuriyeti ilk nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

17 Haziran 1967 Çin Halk Cumhuriyeti ilk hidrojen bombası denemesini gerçekleştirdi.

1 Temmuz 1968 Nükleer silaha sahip devletlerin, nükleer silah teknolojilerini diğer devletlere transferini yasaklayan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) imzalandı.

24 Ağustos 1968 Fransa ilk hidrojen bombası denemesini gerçekleştirdi.

19 Ağustos 1970 ABD ilk kez çok sayıda farklı füzeyi, farklı hedeflere gönderebilen taşıyıcı cihazları (MIRV) hizmete soktu.

26 Mayıs 1972 Baş döndürücü hızla büyüyen nükleer silahlanma yarışının önünü kesmek amacıyla 1969’da başlayan müzakereler sonucunda, ABD ile SSCB arasında füzesavarların geliştirilmesini ve yayılmasını sınırlayan Anti-Balistik Füze Anlaşması (ABM) ile nükleer silahlara sınırlandırma getiren Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşması (SALT I) imzalandı.

18 Mayıs 1974 Hindistan “Gülen Buda” adıyla ‘barışçıl’ amaçlı ilk nükleer denemesini gerçekleştirdi.

24 Kasım 1974 ABD ve SSCB stratejik füze rampalarının sayısını 2.400, MIRV fırlatma rampalarının sayısını ise 1.320 ile sınırlayan Nükleer Silahların Kısıtlanması Anlaşması’nı imzaladı.

7 Temmuz 1977 ABD ilk nötron bombasını üretti.

18 Haziran 1979 ABD ve SSCB, taarruz amaçlı nükleer silahlara sınırlama getiren SALT-2 Anlaşması’nı imzaladı; ancak Afganistan işgali bahane gösterilerek anlaşma onaylanmadı.

23 Mart 1983 ABD, SSCB’nin kıtalararası balistik füzelerini uydu yardımı ile tespit edip hedefe varmadan imha etmeyi amaçlayan Stratejik Savunma Girişimi (Yıldız Savaşları)’ni ilan etti.

26 Nisan 1986 SSCB’ye bağlı Ukrayna’daki Çernobil nükleer reaktöründe bir dizi insan hatasıyla tetiklenen iki patlamanın ardından başlayan radyoaktif sızıntı büyük bir çevre felaketine neden oldu. İlk anda 30 kişi ölürken, çevrede oturan 48 bin kişi tahliye edildi. Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atılmasından sonra yaşanan bu en büyük nükleer felakette açığa çıkan radyasyon, Dünya Sağlık Örgütü’nün ilan ettiği sınırın 2 bin kat üzerindeydi.

5 Ekim 1986 Dimona nükleer reaktöründe çalışan teknisyenlerden Mordehay Vanunu, İngiliz The Sunday Times gazetesine İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğunu ifşa etti.

8 Aralık 1987 ABD ve SSCB, orta menzilli silahların kaldırılmasına ilişkin Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF)’nı imzaladı.

19 Ekim 1989 SSCB son yeraltı nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

10 Temmuz 1991 Güney Afrika Cumhuriyeti, daha önce ürettiği 6 adet nükleer silahın hepsini söktüğünü resmen itiraf ederek NPT’ye taraf olacağını ilan etti.

31 Temmuz 1991 ABD ve SSCB arasında 1982’den itibaren devam etmekte olan müzakereler sonucunda nükleer savaş başlıklarının yedi sene içinde üçte bir oranında azaltılmasını öngören Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (START-1) imzalandı.

Ekim 1991 SSCB nükleer silah denemelerini askıya aldığını ilan etti.

26 Kasım 1991 İngiltere son nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

28 Ocak 1992 ABD, SSCB’ye karşı yürütmekte olduğu birçok nükleer projeyi durdurduğunu ilan etti.

21 Mayıs 1992 Çin en büyük nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

3 Ocak 1993 ABD ve Rusya, uzun menzilli nükleer silahlarının sayısını 3500-3000’e indirmeyi ve bütün MIRV’ye sahip karasal füzelerini on sene içinde tamamen kaldırmayı öngören İkinci Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (START-2)’nı imzaladı. Anlaşmayı ABD Senatosu 1996’da, Rus parlamentosu Duma ise 2000’de onayladı.

3 Haziran 1994 Hindistan ilk orta menzilli füze denemesini gerçekleştirdi.

15 Mayıs 1995 Çin ilk yeraltı nükleer denemesini gerçekleştirdi.

1 Ağustos 1995 ABD nükleer silah denemelerini yasakladığını ilan etti.

Eylül 1995 Uluslararası protesto ve tepkilere rağmen Fransa, Güney Pasifik’te nükleer silah denemesi yaptı.

29 Ocak 1996 Art arda birçok nükleer silah denemesi gerçekleştiren Fransa, bu denemelere son verdiğini ilan etti.

28 Temmuz 1996 Çin son nükleer silah denemesini gerçekleştirdi.

10 Eylül 1996 Laboratuar dışındaki nükleer denemeleri yasaklayan Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması (CTBT), BM tarafından onaylandı.

11 ve 13 Mayıs 1998 Hindistan, biri hidrojen bombası olmak üzere beş ayrı nükleer silah denemesi gerçekleştirdi.

28 ve 30 Mayıs 1998 Hindistan’ın ardından Pakistan ilk nükleer silah denemelerini (6 adet) gerçekleştirdi.
13 Aralık 2001 ABD, 1972’den beri taraf olduğu ABM Anlaşması’ndan geri çekilerek füze kalkanı oluşturacağını ilan etti.

24 Mayıs 2002 ABD ve Rusya stratejik nükleer savaş başlıklarını 1700-2200 arasında sınırlandırmayı öngören Stratejik Saldırı Silahlarını Azaltma Anlaşması’nı imzaladı.

10 Ocak 2003 Kuzey Kore NPT Anlaşması’ndan çekildi.

22 Ocak 2005 Kuzey Kore başarıyla nükleer silah geliştirdiğini ilan etti.

2 Mart 2006 NPT Anlaşması’nı imzalamayan Hindistan, ABD tarafından nükleer güç olarak kabul edildi ve iki ülke arasında nükleer teknoloji alanında işbirliği anlaşması imzalandı.

11 Nisan 2006 İran, nükleer tesislerinde uranyumu başarıyla zenginleştirdiğini ilan etti.

9 Ekim 2006 Kuzey Kore, ilk nükleer silah denemesini yeraltında gerçekleştirdiğini ilan etti.

BM BARIŞI KORUMA MİSYONLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ekim 2006, Sayı: 41, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.





ANLAYIŞ DERGİSİ, Ekim 2006, Sayı: 41, s.51

BM BARIŞ GÜCÜ: KİMİNİN CANI, KİMİNİN FİNANSMANI
Aşağıdaki iki tablo, BM barış güçlerine katkı konusundaki uluslararası ‘işbölümü’nü yansıtıyor; gelişmekte olan ülkeler asker gönderirken, gelişmiş Batı ülkeleri mali destekte bulunuyor. Asker göndererek uluslararası politikada “söz sahibi olma”ya ve meşruiyetlerini sağlamaya çalışan gelişmekte olan ülkeler, sömürgecilik geçmişlerinin olmaması ve tarafsız davranmaları sebebiyle barış güçlerinde tercih ediliyor. İzledikleri politikalarla iç savaş ve çatışmaların temel kaynağı olan ABD ve AB ülkeleri ise, geçmişte görev yaptıkları ülkelerde verdikleri ağır kayıplardan da ders alarak, sadece stratejik çıkarlarının olduğu bölgelere sivil personel yollamakla ve gelişmekte olan ülkelere, asker başına 1000 dolar mali yardım yollamak ve askerî ekipman sağlamakla yetiniyorlar. Kısacası Barış Gücü’nde her ülke parası kadar konuşuyor!

BM Barış Güçlerine En Fazla Asker Gönderen Ülkeler (Mart 2006 itibarıyla)
Bangladeş 10.255
Pakistan 9.638
Hindistan 9.061
Ürdün 3.723
Nepal 3.498
Etiyopya 2.772
Gana 2.584
Uruguay 2.567
Nijerya 2.456
Güney Afrika Cumhuriyeti 2.046
Senegal 1.884
Fas 1.578
Brezilya 1.268
Çin 1.137
Sri Lanka 1.013
Mısır 939
Arjantin 906
Kenya 815
Polonya 712
Namibia 659
AB üyesi 21 ülke 3.901
ABD 340

BM Barış Gücüne En Fazla Malî Destekte Bulunan Ülkeler (Ocak 2006 itibarıyla)
ABD %27
Japonya %19
Almanya %9
İngiltere %7
İtalya %5
Kanada %3
İspanya %3
Çin %2
Hollanda %2
Avustralya %2
Kore Cumhuriyeti %1
Rusya %1
İsviçre %1
Belçika %1
İsveç %1
Avusturya %1
Danimarka %1
Norveç %1
Finlandiya %1




BM BARIŞI KORUMA MİSYONLARI

1948’den itibaren BM barışı koruma misyonlarının sayısı: 60
Mevcut misyonlar: 15
Barış Harekâtı Departmanı’nca yönetilen ve desteklenen mevcut misyonlar: 18
Personel sayısı
Üniformalı personel: 62.811 asker, 7.242 polis ve 2.671 askerî gözlemci olmak üzere toplam 72.724
Uluslararası sivil personel: 4.517
Yerli sivil personel: 8.654
BM gönüllüleri: 1.812
Toplam personel sayısı: 90.263
1948’den bu yana barış misyonlarına asker yollayan ülke sayısı: 109
1948’den bu yana barış misyonlarında verilen toplam kayıp: 2.272
Maliyet
1948’den bu yana barış misyonlarının toplam maliyeti: Yaklaşık 41 milyar dolar
1 Temmuz 2006 – 30 Haziran 2007 dönemi için ayrılan pay: Yaklaşık 4,75 milyar dolar
(30 Haziran 2006 itibarıyla)

1950'LERDEN BUGÜNE AMERİKAN MÜDAHALELERİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ekim 2007, Sayı: 53, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE YAŞANAN KRİZLER

ANLAYIŞ DERGİSİ, Aralık 2007, Sayı: 55, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



RAKAMLARLA DÜNYA GIDA KRİZİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ağustos 2008, Sayı: 63, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu
 
NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

 

KÜRESEL FİNANS KRİZLERİ VE SONUÇLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Kasım 2008, Sayı: 66, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



AMERİKAN TARİHİNDE İZ BIRAKAN BAŞKANLAR VE İCRAATLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ocak 2009, Sayı: 68, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.




Yer darlığı nedeniyle Orta Sayfa'da yayınlanamayanlar:

Thomas Jefferson
3. ABD başkanı (1801-1809) Bağımsızlık Bildirgesi (1776)’ni kaleme alanlardan. Demokratik Cumhuriyetçilerin öncüsü.
İç politika
• Louisiana bölgesini Fransa’dan satın alarak ABD topraklarını iki misline çıkardı.
Eyaletlerin güçlendirilmesi temel ilkesinden hareketle federal bürokrasiyi azalttı, orduyu küçülttü.
• Köle ithal etmeyi yasakladı (1808).

Andrew Jackson
7. ABD başkanı (1829-37) Elit kesimden olmayan ilk başkan. Demokrat Parti’nin kurucusu.
İç politika
• ABD’yi liberal kapitalizme yöneltti.
• Bütün beyaz erkekler seçmen olarak oy kullanma hakkına kavuştu.
• 1830’da bütün yerli kabilelerin Mississippi Nehri’nin batısına sürülmesini kabul etti; yerlilerin dörtte birinden fazlası yollarda hayatını kaybetti.

KUZEY IRAK'TA SİYASİ TABLO

ANLAYIŞ DERGİSİ, Şubat 2008, Sayı: 57, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI VE BARIŞLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Temmuz 2008, Sayı: 62, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.


DEMOKRASİ ORTADOĞU'NUN NERESİNDE?

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mart 2009, Sayı: 70, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



İSRAİL'İN FİLİSTİN'DEKİ KATLİAMLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Şubat 2009, Sayı: 69, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.


5 Mayıs 2010 Çarşamba

2009 YEREL SEÇİM SONUÇLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Nisan 2009, Sayı: 71, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



YAKIN ÇEVRESİNİN GÖZÜYLE MUSTAFA KEMAL

ANLAYIŞ DERGİSİ, Aralık 2008, Sayı: 67, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.





YAKIN ÇEVRESİNİN GÖZÜYLE MUSTAFA KEMAL

 

Can Dündar, çok ses getiren belgeselinde statükonun gerektirdiği, statükocuların ise kızdığı bir Mustafa portresi ortaya koydu: İlahlaştırılmamış, daha insani ve hataları sevimlileştirilmiş bir Mustafa... Biz de Dündar’ın bıraktığı yerden devam etmek istedik ve Mustafa Kemal’in yakın çevresinden, silah ve siyaset arkadaşlarının kaleminden methü senalar ile resmî tarihin üstünü örttüğü unsurları derledik, işte size yakın çevresinin gözünden Mustafa Kemal Atatürk!

 

Yürekten Sesler

Atatürk’ün tapkınıyız. Her şey (O)’dur. Her yerde (O) var.

Her gökte (O) eser. Her enginde (O) çağlar. Biz (O)yuz. (O) biz.

…

Görünmezi görür! Bilinmezi bilir. Duyulmazı duyar! Sezilmesi sezer, ezilmesi ezer!

Hep, her (O) dur!

Her şeyde Atatürk!

…

Ah! Atatürk! Atatürk! En büyüksün, en büyük!

Bir dizginsiz at gibi, bırak beni koşayım!

Gösterdiğin kırana coşayım, ulaşayım!

Varsın! Teksin! Yaratansın!

Sana bağlanmayanlar utansın!

…

Beni sen yaratmadın balçıktan kerpiçten!

Beni benden yarattın, kendini bana kattın Atam.

Atam, Atatürk! 

En büyüksün, en büyük!

Aka Gündüz, Ulus, 4 Ocak 1934


Bizim Mevlut

Gök kubbenin altında birden dize gelerek...

Gel ey 19 Mayıs, eşsiz sabah, merhaba!

Ey Samsun’da karaya çıkan ilâh, merhaba!

…

Doğuran bu gün, bir gün: doğuracak muttasıl.

Her Türkün tevellüdü 19 Mayıs asıl...

Gün geldi, güneş battı, yıldızlar söndü, yandı:

Ne bahtımız ağardı ne şevkimiz uyandı;

Neden sonra... Ne yıldız ne gün ne hilâl gibi

“İlk çamurdan beden! üflenen ruh” dediler...

“Son tufanda Türklüğü kurtaran Nuh” dediler...

Ne ilk ruhu anarım, ne de Nuh’u tanırım:

Neyin eşi deseler “Gazi”yi kıskanırım:

Mikyas tanımıyorum efsane mazi gibi.

Behçet Kemal Çağlar

 

Atatürk’e Tekbir

Atatürk ekber! Atatürk ekber! Ancak O var: Atatürk!

Evliya odur, peygamber odur, sanatkâr Atatürk.

Talihe hâkim, zekâya önder, doğma serdar Atatürk.

Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!

Atatürk ekber! Atatürk ekber. Bizde O var: Atatürk!

Ne evliya, ne de peygamber... Halkına yar Atatürk!

Betin, 1950

 

Çankaya

...

Ne örümcek ne yosun
Ne mucize, ne füsun

Kâbe arabın olsun

Bize Çankaya yeter

Kemalettin Kamu

 

“Atatürk, seni sevmek milli bir ibadettir!”

Celal Bayar (1953, Atatürk’ün naşı Anıtkabir’e nakledilirken söylenmiştir.)


“Sohbetinin tatlılığı benzersiz denilebilecek bir şef’ti ve onun yanında daima bilimsel, toplumsal ve yararlı bir konu üzerinde konuşulurdu. Kendisi cisimleşmiş bir bilgelik ve incelikti. Toplumsal davranışlarda terbiyenin Atatürk’teki kadar soylusunu başka ölümlülerde gördüğümü hatırlamıyorum...

…Atatürk’ün askerlik işlerindeki çalışması biçimi, her ölümlünün akıl erdiremeyeceği bir güç ve büyüklük ölçüsü gösterirdi. Yirmi dört saat, kırk sekiz saat, hatta gerekirse yetmiş ve daha fazla saat aynı masanın başında oturarak, asla uyku belirtisi göstermeksizin çalışır ve yanındakileri de çalıştırırdı. Bu olağanüstü, insanüstü denebilecek bir çalışma biçimidir ki Atatürk’ten başkasında hatta yarı derecesinde eşiyle karşılaşılabileceğini tasarlayamıyoruz.”

Yunus Nadi, “Atatürk’ün nitelikleri”, Cumhuriyet gazetesi, 14-21 Kasım 1938.

 

“Mustafa Kemal kendi çoğunluğunu, yavaş yavaş ve yerine göre, ya sevilmesine, ya sayılmasına, ya korkulmasına, inanılmasına veya arkasından gidilmekten başka çare olmıyacağı kaderciliğine dayanarak yaratacaktı. Bu çoğunluk yine de çok uzun yıllar sun’î ve eğreti olmaktan çıkmıyacaktı.”

Falih Rıfkı Atay, Çankaya: Atatürk Devri Hatıraları (1. Cilt), Dünya Yayınları, 1958, s.256.


“Türk’e ait herşeyin içinde O vardı: O’nun gölgesi meydanları dolduruyor. O’nun karaltısı dağbaşlarını tutuyor. O’nun bakışı en uzak dalların ucuna, en geniş ovaların sonuna, içimiz kadar kapalı ve kuytu köşe bucaklara uzanıyordu. Kımıldıyan, fırlıyan, sıçrayan herşeyde O’nun şimşeğinden bir çizgi vardı. Her ev, her gün, kendi aile reisinden bir haber bekler gibi O’ndan bir işaret almaya alışmıştı. Kara haberden sonra, hem de nasıl, her şey birdenbire söndü: nasıl, nasıl... Sanki O’nsuz dağlar karardı. O’nsuz dallar kurudu. O’nsuz mesafe bomboş kaldı.”

Peyami Safa, “Atatürk’ümüz”, Cumhuriyet gazetesi, 11 Kasım 1938.

 

“...o, yiğitlerin en yiğidi, dâhilerin en dâhisi, inkılâpçıların en inkılâpçısı ve devlet adamlarının en mükemmeli idi. Harp dehâlarından bahsedilirken daima, en belirli bir örnek olarak ileriye sürülen Napoleon Bonaparte’ın askerî hayatının birçok zaferlerle dolu olduğu kadar, bir sürü mağlûbiyetlerle de yüklü bulunduğunu bilmeyen kimse yoktur. Buna karşı tarih Mustafa Kemal’in tek bir mağlûbiyetini, tek bir hatasını kaydetmemektedir.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, İstanbul: Birikim Yayınları, 1981, s.37-38.

 

“Atatürk’ün sefahetlerinde, Atatürk’ün kötü iptilâlarında bile Homerik bir destan rüzgârı vardı. İçki sofrasında elini her kadehine uzatışı, Tanrılar Tanrısı Zeus’ün altın kupalar içinde kevser şarabı dağıtışını andırırdı ve riyaset ettiği cümbüşler, gerek Çankaya köşkünün samimî havası, gerek Dolmabahçe sarayının ihtişamlı dekoru içinde ve gerekse herhangi bir dost evinin mütevazı çatısı altında olsun; daima Olempus tepesindeki “bezm’ler gibi zaman ve mekân mikyasının dışına taşardı. Bilmiyoruz, Mevlânâ’yı kendinden geçiren şarkılar ve rakslar ne cinstendi? Fakat, Atatürk’ün her biri bir mistik tarikatin “âyin”inden farksız muhabbet meclislerinden ruhlarımız “cuşiş” denilen halin en yüksek mertebesine ermiş olarak çıkardık.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, İstanbul: Birikim Yayınları, 1981, s 121-122.



“Son seneleri Atatürk’ün çok zor olmuştu. Gece alkol tesiri ile alınan teşebbüsleri ertesi gün daima iptal etmek bir eski âdetimiz idi. Son seneler bu âdet kalkmağa başladı. Hele nihayete doğru (1936-37 vuzuh ile hatırladığım seneler) gece arzu veya teşebbüs ettiği bir işi ertesi gün tamamen sakin ve tamam iken de iltizam (ile) takip etmeğe başladı. Sıhhatında ve alkolün tesiratında bu tebeddülü fark ettiğim andan itibaren korkum çok arttı.

 Son seneler hükümet azasının ayrı ayrı kendisine çok bağlı olmasını düşünüyordu. Bunun için iptidai usuller kullanmak istedi. Hulasa, Eylül 1937 kavgası oldu. Bu kavgada haksızlık, esasında Atatürk’ündü. Tatbikatta idaresizlik ve haksızlık ikimiz arasında bana düştü.”

İsmet İnönü, Hatıralar-II, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1987. s.321.


“Sükûn ve istikrar Gazi için yabancı bir âlemdir. Onun hep coşkun, kendi içine sığmayan, taşan ruhu durmadan hareket ister. Kendisiyle geceleri gündüz yapmış olanlar bilirler ki o durmaksızın yer, durmaksızın içer, durmaksızın söyler ve durmaksızın kavga arar... Pek kısa süren bu dinlenme zamanı geçer geçmez ve henüz yatakta iken bile fışkırma ve taşma hareketleri başlar. Nasıl ki tam bu sırada kadınlara seçme ve seçilme selâhiyetinin verilmesi de böyle oldu ve derhal etrafta kasideler, medihnameler (övmeler), şarkılar yazıldı. Hakikatte ve memleketin şartlarına göre bu hareket veren ve alan için sadece bir gösterişten ibaret sayılabilir. Nasıl ki birisi verilmiş olan hakların hepsinin hava olduğunu biliyor, diğeri halk denilen şeyin sabun köpüğünden başka bir şey olmadığını pekâlâ biliyor!”

Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları (3. baskı), İstanbul: İletişim Yayınları, 1994, s.46-47.

 

“Kendisini hilâfet ve saltanat makamına lâyık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla lâtife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen M. Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce şu izahatı verdi:

- Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.”

Kazım Karabettir Anlatıyor, (yayına hazırlayan Uğur Mumcu), İstanbul: Tekin Yayınevi, 1990, s.83-84.


“İstiklâl Harbi nasıl başladı? Nasıl bir seyir takip etti? Bugünkü durum nedir? istikbal için planımız ne olmalıdır? Artık kimseyi ilgilendirmiyordu. Biricik düşünce Gazi’nin teveccühünü kazanmak ve mebus olmak ve memleketin nimetlerinden istifade edebilmekte idi...

İstiklâl Harbinin fedakâr ve feragatli arkadaşlarıyla Gazinin arasına her gün yeni simalar giriyor ve yerleşiyordu. Ve artık İstiklâl Harbi’ndeki gibi fikir sahipleri ile iş birliğinden ziyade mutavaat ve alkışa hazır bir zümreye roller verilmeye hazırlık görünüyordu.”

Kazım Karabettir Anlatıyor, (yayına hazırlayan Uğur Mumcu), İstanbul: Tekin Yayınevi, 1990, s.83.

 

“Bu reformların ilki ve en gösterişlisi 1925’te yasalaşan “Şapka Kanunu” denilenidir. Kanun onu izleyen diğerlerine kıyasla da ayrıca en abes ve en sathi olanıdır. Fakat dış görünüşte bile olsa, bir gecede bir değişimi gerçekleştiren sadece o’dur. Gerçekleştirilme tarzı tamamıyla anti-batılı olmakla birlikte, kanun Türklere bir haftada (...) Avrupai şapkaları giydirmiş ve onları batılılara benzetmiştir... Türk’e muayyen bir başlık giyip “medenileşme”sini yahut asılarak idam edileceğini ya da hapsedileceğini söylemek, en azından saçmalıktır... bireylerin muhalefeti, şapka giymeye itirazdan ziyade yaralanmış bir izzeti nefse işaret ediyordu.”

Halide Edip Adıvar, “Türkiye’de Diktatörlük ve Reformlar”, (çev. Mehmet Özden) Türkiye Günlüğü, no. 37, Kasım-Aralık 1995, s.19-120.

 

“Atatürk babamı Dolmabahçe’ye sofrasına dâvet etti... Bir aralık Akın Gazeteleri’ni çıkarın diye emir verdi. Gelen gazetelerden makalelerimi birer birer okuttu, her makalede ne demek istediğimi sordu. Bütün bu yazıların içtimaî tenkitler olduğunu, cemiyetimizin kusurlarını ve iyi taraflarını göstermekten ibaret bulunduğunu anlattım... Atatürk birdenbire, “anlaşılıyor, diye bağırdı... hem Darülfünun’da hocalık, hem muhaliflik olmaz.”...

Bir kaç hafta sonra Akın gazetesi kapandı. Bir müddet daha geçince Darülfünun ıslahatı sırasında babamın kürsüsünü de elinden aldılar.”

Samet Ağaoğlu, Babamın Arkadaşları, İstanbul: Nebioğlu Yayınevi, s.136-138.

 

“Atatürk’ün vefat ettiği gün Dolmabahçe Sarayının içi adeta bir ibret manzarası gösteriyordu. Bizler üzüntümüzden kahrolurken, aziz arkadaşımız Salih Bozok kanlar içinde yatarken, Saray aniden boşalıvermiş, birkaç arkadaş acımızla ve derdimizle baş başa kalmıştık...

Aziz Atatürk ölüm döşeğinde, sakin ve hareketsiz, çenesi bağlanmış yatıyordu. O’nu böylece bırakıp Saray’ı terk edenler, açılacak olan yeni döneme göre durumlarını sağlamlaştırmaya koşuyor ve bununla uğraşıyorlardı.

Ankara’da Cumhurbaşkanı seçimi, yeni Başbakan ve Bakanlar Kurulu’nun atanması telaşı vardı. Bütün Cumhurbaşkanlığı memurları hemen Ankara’ya çağrılmışlar, zavallı Hasan Rıza Soyak yapayalnız bırakılmıştı. Saray’ı ne arayan, ne soran kalmıştı.

Bu acı manzara karşısında isyan etmemek mümkün değildi.”

Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları (6. baskı), (yayına hazırlayan Hulusi Turgut), İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlan, 2005, s.661.

 






 


TÜRKİYE'NİN SINIR KOMŞULARIYLA İLİŞKİLERİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ekim 2008, Sayı: 65, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

 

TÜRKİYE'NİN KARA SINIRLARI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Temmuz 2009, Sayı: 74, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.






MEDENİYETLER İTTİFAKI GİRİŞİMİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mayıs 2009, Sayı: 72, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRKİYE'DEKİ KÜRT SİYASİ ÖRGÜTLENMELERİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Şubat 2010, Sayı: 81, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Erol Polat

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



KÖY KORUCULUĞU VE KORUCULAR

ANLAYIŞ DERGİSİ, Haziran 2009, Sayı: 73, sf.48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK SİNEMASI

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ağustos 2009, Sayı: 75, sf.48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



FARKLI DİNLERDE ORUÇ İBADETİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Eylül 2009, Sayı: 76, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRKİYE'DE SİYASAL ŞİDDET

ANLAYIŞ DERGİSİ, Ocak 2009, Sayı: 80, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Erol Polat

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRK MEDYASINDAN KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ...

ANLAYIŞ DERGİSİ, Aralık 2009, Sayı: 79, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Erol Polat

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



TÜRKİYE'DE İŞÇİLER VE SOSYAL GÜVENLİK

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mart 2010, Sayı: 82, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Erol Polat
NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE-IMF İLİŞKİLERİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Nisan 2010, Sayı: 84, sf. 48-49
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Erol Polat

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



HAYASTAN'DAN ERMENİSTAN CUMHURİYETİ'NE ERMENİ TARİHİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Sayı: 78, Kasım 2009, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Erol Polat

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.