DÖRDÜNCÜ
BASKIYA ÖNSÖZ
Tuz ve
Taş Üstünde: Suriye’de Rejim, Savaş ve Göç kitabı (s. 9-14)
Zahide
Tuba Kor
Sıradan
Suriyelilerin hayat şartlarının son derece zorlaştığı ve geleceğe dair hiçbir
ümitlerinin kalmadığı, buna mukabil Esed rejiminin dünyada yeniden meşru bir
aktöre dönüşmekte olduğu bir dönemde, 27 Kasım 2024’te Heyet-i Tahriru’ş-Şam
(HTŞ) öncülüğünde muhalif grupların İdlib’den Halep’e doğru yürüyüşü birkaç gün
içinde rejim ordusunun Suriye’nin ikinci büyük şehrinde tam bir bozguna
uğramasına, on bir gün sonra 8 Aralık’ta da altmış bir yıllık Baas ve elli dört
yıllık Esed rejiminin devrilmesine yol açtı. İdlib, savaş 2020’de ülke çapında
RusyaTürkiye-İran’ın inisiyatifiyle (Astana süreci) dondurulsa da çatışmaların
ve bombardımanların hiç bitmediği tek cepheydi. Burası, çatışmasızlık adı
altında rejimin kontrolüne geçen cephelerden çıkartılan silahlı muhaliflerin
toplandığı, bir yandan ne pahasına olursa olsun rejimle mücadeleyi sürdürürken
diğer yandan alternatif bir hükümet modeli kurulan ve idari tecrübe kazanılan
bir sahaydı. Esed rejimi, on üç yıl süren kanlı ve yıkıcı bir mücadelenin
sonunda Ukrayna, Gazze ve Lübnan savaşlarının da etkisiyle dış müttefiklerinin
kendi derdine düşüp askerlerini ve milislerini çektiği bir ortamda on bir günde
devrildi. Acının her türlüsünü çekmiş ve ümidi çoktan tükenmiş Suriyeliler,
rejimin devrilmesine inanamadılar; muazzam bir mutluluğa eşlik eden hüzün,
tedirginlik ama geleceğe dair temkinli bir iyimserlik içine girdiler. “Biz
yeryüzünde cehennemi yaşadık, bundan sonra her ne gelirse gelsin Esed’den
beteri olamaz” diyenler çoktu.[1]
Tedirginlikte haklıydılar. Çünkü yeni Suriye devletinin inşası ve savaşın
yaralarının sarılması da devrim süreci gibi zorlu ve sancılı geçecek. Geçmişte
olduğu gibi gelecekte de Suriye’nin kaderini, –jeopolitik konumu yüzünden–
küresel ve bölgesel güçler arasındaki nüfuz mücadelesi belirleyecek.
Rejimin
devrilmesinden bir buçuk ay sonra Suriye’nin kuzeyde Türkiye sınırından güneyde
Ürdün sınırına kadar birçok şehrini (Halep, Hama, Humus, Şam, Şam Kırsalı,
Deraa ve Süveyda) ve ilçesini gezme imkânı buldum. Her ne kadar Suriye’nin
kuzeyinde TSK’nın kontrolündeki ilçelere altı defa gitmiş olsam da bu sonuncu,
buralara 2006’dan sonraki ilk ziyaretim olacaktı. Temel amacım, –bu
kitaptakiler de dahil– yıllardır Suriyelilerle yaptığım görüşmelerde bana anlatılanların
ve onlardan öğrendiklerim üzerinden anlattıklarımın doğru olup olmadığını
bizzat yerinde müşahede ve test etmekti. Çünkü savaşlarda ilk katledilen
hakikatlerdir. Dört günlük ziyaretim sırasında bunların doğru olduğunu sahada
bizzat gördüm. Yıllardır muazzam bir bilgi kirliliğinin ve manipülasyonun
olduğu bir ortamda bu, benim için çok önemli ve değerliydi. Savaş yüzünden
Suriye’nin ne hale düştüğünü, nasıl bir yıkım aldığını görmek çok acıydı, hele
de devrimin ilk patlak verdiği yüzde 70’i yıkılmış en güneydeki Deraa’nın ve
2006’da gezerken hayran kalıp unutamadığım Halep’in halini görmek; ama yine de
takipçilerime sahadan doğru bilgiler vermiş olmanın huzuru içindeydim. 2015’ten
itibaren bendenize güvenerek yaşadıklarını ve bildiklerini anlatan, sorularıma
dürüstçe ve sansürsüz cevap veren Suriyeliler olmasaydı bunu yapamazdım;
hepsine müteşekkirim.
Öte
yandan rejim bölgelerini gezerken Türk vloggerların ahlaktan ve insanlıktan
nasipsizliğini iliklerime kadar hissedip öfkelendim. Başkent Şam’ın merkezi
biter bitmez başlayan ve ülkenin her yerini saran Gazzevari yıkımları, zorla
boşalttırılan bütün bölgelerde evlerin dört duvar dışında geriye hiçbir şey
bırakılmamacasına yağmalanmasını, şehir merkezlerinde belirli semtler dışındaki
fukaralığı, elektriksizliği-susuzluğuyakıtsızlığı ve bakımsızlığı görmeme imkân
ve ihtimalleri yoktu; keza istihbarat devletinin yaydığı korkuyu ve halkın
hürriyetten yoksunluğunu hissetmemeleri de. Hiç utanmadan hepsini sakladılar,
toz pembe tablolar çizdiler; yalanlarıyla halkımızı inandırıp sığınmacılara
saldırttılar, savaşın kurbanlarına acı üzerine acı yaşattılar. İdeolojik
saplantıların ve şahsi menfaatlerin insanoğlunu nasıl körleştirdiğini,
vicdansızlaştırdığını, yalancılaştırdığını, diğer bir ifadeyle Siyonist ahlakla
ahlaklandırdığını görmek için Suriye mutlaka ziyaret edilmeli. Keza
gençlerimizin zihinlerini kimlerin nasıl ifsat ettiğini ve doğruyu bilenlerin
de nasıl görevlerini layıkıyla yapmadıklarını fark etmek için de… Rejim
devrildikten ve Sednaya hapishanesinde yaşananlar ifşa olduktan sonra doğruları
konuşmak ve Suriyelileri savunmak kolaydır; zor olan, Suriyelilere karşı
ayrımcılık ve nefret zirvedeyken akıntıya karşı kürek çekmek, zulüm yaşanırken
bedel ödeme pahasına zalimlere karşı mücadele yürütebilmektir. Akademisyenden
gazeteciye, sivil toplumculardan siyasetçilere kadar birçoklarının bu konuda
sınıfta kaldığını kim inkâr edebilir?
Bu
kitap, Suriye’nin gerçeklerini anlatmanın ve Suriyeli sığınmacıları savunmanın
en zor olduğu bir zaman diliminde ortaya çıktı (röportajların birçoğunu yapar
yapmaz tercüme edip 2022 sonundan itibaren Instagram hesabımdan paylaşmıştım).
Tam da bu yüzden iki yılda üç baskı yapacağını hiç düşünmemiştim. Kitaba
gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Kitapta röportajı olan Suriyelilere
dördüncü baskı müjdesini verdiğimde onlar da çok duygulandılar ve Türk okurlara
teşekkürlerini ilettiler.
Bir
özeleştiri yapmam gerekirse, böyle bir kitabı yayınlamakta çok geç kalmanın
mahcubiyeti içindeyim. Ancak her şeyin bir vakti vardır ve bunu tayin etmek
kendi elimizde değildir. Bu kitabın nasıl ortaya çıktığının hikayesini Giriş
bölümünde yazdım. Şunu da tarihe bir not olarak düşmek isterim: 2015’ten
itibaren röportajlara başlamış biri olarak yıllarca Suriye anlatmak istedim,
ama bu konuda çok az davet aldım. Bekledim, bekledim. Sonunda ırkçılığın
arttığı ve Suriyelilerin varlığının seçim kaybettirici bir meseleye
dönüşmesiyle birlikte hükümet politikasının da sığınmacılar aleyhine değiştiği
2019’dan itibaren bu konuda sosyal medyada yazmaya, zihinlerde uyanan yaygın
sorulara cevaplar üretmeye başladım. Irkçılığın zirveye çıktığı ve ülkemizde
çok acı ve utanç verici olayların yaşandığı bir ortamda 2022’den itibaren (7
Ekim 2023 Aksa Tufanı’na kadar) gündemimi Suriye yaptım. İsmi Filistin-İsrail
meselesiyle özdeşleşmiş biri olarak bu konuda gelen konuşma tekliflerini geri
çevirip “Ben artık Filistin değil, sadece Suriye konuşacağım; bu konuda
dinlemek isterseniz gelirim” dedim. Bunun üzerine şahsımı dinlemek istedikleri
için Suriye konusuna razı oldular. Bazıları ise “çok iyi olur” dedi ama bir
daha geri dönüş yapmadı; çünkü Suriye konusu hem cazip değildi (halkımızın bu
konuya hiç ilgisi yoktu) hem de sığınmacı düşmanlığı zirvede olduğundan bu
konuda program yapmak bir risk almak ve hatta kara propagandaya maruz kalmak
demekti, buna yanaşmadılar. Tam da bu yüzden başkalarını riske sokmadan konuyu
en ayrıntılı şekilde anlatabilmek için 2022 yılı ortasında kendi Instagram
hesabımdan canlı yayınlarla sekiz oturumda (toplamda on dört saatte) “Algılar
ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” seminerini[2]
verdim; çok ilgi gördü, beğenildi. Daha sonra dinleyicilerden gelen taleple
semineri kitaplaştırma sürecine girdim. Keşke bunları daha evvel yapabilmiş
olsaydım. Ama şunu biliyorum ki ne kadar evvel başlamış olursam olayım bu
konuda dinleyicim ve okuyucum az olacaktı. Çünkü Gazze soykırımına kadar
konforumuzu bozacak acı gerçekleri öğrenmeye pek de talip değildik. Bu kitabın
piyasaya çıkışı, uyanışımıza vesile olan Aksa Tufanı’na denk düşmeseydi
muhtemelen bu denli ilgi görmeyecekti.
Gazze
yerle bir edilmeden önce Suriye, ondan önce de Irak yıkılmıştı. Gazzeliler
Suriyelilerin yaşadıklarının –soykırım boyutunda daha şiddetlisi olmakla
birlikte– bir benzerine maruz kaldılar. Suriyeliler bu dünyada yaşanabilecek
hemen her türlü ölüm çeşidini tattılar, mülteci olarak sığındıkları topraklarda
bile... Gazze’yle ilgili “dünya tarihinde bir ilk” diye hayretler içinde
anlatılan şeylerin kahir ekseriyeti Suriye’de (ve Irak’ta) geçtiğimiz yıllarda
zaten yaşanmıştı; ama gözler ve gönüller kapalı olduğundan yeterince gündem
bile yapılmadı. Gazzelilerin yaşadıkları soykırımı en azından dünya gördü ve
sessiz kalmadı, engelleyemese de. Gazzeliler bir bakıma daha şanslıydı; çünkü
Gazze’de katiller, Suriye’de olduğu gibi kendi rejimi ve ordusu değil, kendisinden
olmayan işgalci-yerleşimci dış düşman İsrail’di. Yine Gazzelilerin çok net ve
meşru bir davaları, yani İslam’ın kutsalları olan Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı
savunma hedefleri vardı; Suriye’de ise –bazı Suriyelilerin deyimiyle– adeta at
izi it izine karışmıştı. Ama tabii Suriyelilerin avantajı, ülke içinde veya
dışında sığınıp canlarını kurtarabilecekleri yerler olmasıydı; Gazzeliler
daracık bir alana kıstırıldılar ve güvenli hiçbir nokta yoktu. İsrail 7
Ekim’den sonra Suriyeleşti, hapse girme korkusu yaşayan Netanyahu da Esedleşti;
savaşta da müzakerelerde de çok benzer taktikler kullandılar.[3]
Suriyeliler için muhtemelen en acısı, Gazzevari katliamlar, yıkımlar,
işkenceler ve tecavüzler yaşayıp nelere maruz kaldıklarını dünyaya bir türlü
anlatamamaları, anlatmaya çalıştıklarında inandırıcı bulunmamaları veya
umursanmamaları, dünyanın neresine giderlerse gitsinler –kendilerini bağrına
basan vicdan sahipleri olduğu kadar– her yerde hayatlarını mahveden küçük
Esedciklerle de karşılaşmalarıydı. Rejim devrildikten sonra “insan mezbahası”
da denen Sednaya Hapishanesini duyanlar ve görenler şoka uğradı. Halbuki Suriye
Sednayalarla doluydu. Dahası, Sednaya’dan ve diğer hapishanelerden kurtulanlar
ülkemize sığınmıştı. Yanı başımızda komşumuz, okul veya iş arkadaşımız
Suriyeliler olduğu halde acaba neden bunları hiç duymadık, öğrenmeye
çalışmadık? 7 Ekim’den bu yana Gazze konuşmalarımda hep Suriye’ye de giriyor ve
şunu söylüyorum: “Gazze’de olan bitenleri daha dikkatli izleyin; çünkü
ekranlarda gördüğünüz her şeyin bir benzeri yıllarca Suriye’de yaşandı.” Yine
“Gazze ne Bir İlkti ne de Son” başlığı altında yaptığım konuşmalarda[4]
Gazze’nin 1991’den itibaren Irak’la ve 2011’den bu yana Suriye’yle çarpıcı
benzerliklerini fotoğraflar eşliğinde anlatıyorum; dinleyiciler her defasında
biz sınır komşumuz olduğu halde Irak ve Suriye’de yaşananları neden bilmiyorduk
diye hayıflanıyorlar. Bu kitabı okurken Suriyelilerin hikâyesinin
Gazzelilerinkiyle benzerliklerini keşfedecek, 8 Aralık 2024’te Esed rejiminin
devrilmesine dünyada en çok sevinenlerin neden Gazzeliler olduğunu daha iyi
anlayacaksınız.
***
Rejim
neden 8 Aralık 2024’te düştü, yeni Suriye’yi neler bekliyor, Suriyeliler geri
dönebilir mi, kimi yerleri Gazzevari yıkım alan ülke yaralarını sarıp ayağa
kalkabilir mi, Fırat’ın doğusu ile batısının henüz bütünleşemediği ülke işgalci
İsrail’in gayretleriyle güneyi de dahil parçalanabilir mi, onca işlenen korkunç
suçun ardından iç barış sağlanabilir mi gibi zihinlerde cevabı aranan kritik
birçok soru var. Önsözde bunlara cevap vermek mümkün değil. Sahada
gördüklerimi, kendi çektiğim fotoğraflar eşliğinde Ortadoğu Günlüğü
blogumda uzunca bir yazı olarak kaleme aldım.[5]
Yine kitabın sonuna 8 Aralık 2024’ten itibaren yaptığım konuşmaların,
katıldığım programların ve verdiğim röportajların listesini ekledim ki merak
edenler hem yaşananlara dair analizlerime hem de yeni Suriye’nin önündeki
fırsatlara ve meydan okumalara dair değerlendirmelerime ulaşabilsin.
2022-2023’te
bu kitap için röportaj yaptıklarımın yarısı, rejimden duydukları korku
nedeniyle veya ülkede kalan yakınlarının başına bir bela gelmemesi için
isimlerini yazmamı istememişti. Dördüncü baskıdan önce ulaşabildiklerime
isimlerini yazmamda bir sakınca olup olmadığını sordum. On yedi kişiden on
tanesi kabul etti, değiştirdim. Üç kişiye telefonlarından ulaşamadım. Diğer
dört kişiden biri Kürt asıllı olup kimliği deşifre olduğu takdirde Fırat’ın
doğusunda yaşayan akrabalarına PYD’nin zarar vermesinden korktuğu için, üçü ise
şahsi nedenlerle isimsiz kalmayı tercih ettiler. Kitapta röportaj
yaptıklarımdan bazıları Suriye’ye geri dönmüş; bazılarının evleri yıkıldığı ve
memleketleri yerle bir olduğu için gitmeleri mümkün değil; bazıları ise
Avrupa’ya gitmiş... Ayrıca kitabın dipnotlarında da karekodla eklediğim yirmi
kadar Suriyeliyle röportajlar vardı. Bunlardan ulaşabildiğim isimsizlere de
sordum; kabul edenlerin isimlerini ekledim.
Tuz ve
Taş Üstünde kitabının önceki baskılarında, daha evvel
yazdığım ancak tamamlayamadığım “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve
Suriyeliler” kitabımı yayınlayacağımı not olarak düşmüş, hatta bazı konuların
ve bilgilerin burada yer alacağını dipnotlarda defalarca belirtmiştim. Ancak
her kitabın bir kaderi vardır; yazarı olarak ne yaparsak yapalım kontrol dışı
gelişmeler yüzünden işler planladığımız gibi gitmez. Öyle ki bazen yazılmış
koca bir kitap taslağı yarım kalır, hiç baskıya gitmez ve onca emek heba olur.
2022 yazında yazmaya başladığım ve 400 sayfayı bulan bu kitap da geçmişteki
başka bazı kitap taslaklarım gibi yarım kaldı ve siz okurlarıma verdiğim sözü
tutamadım. 7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’nin soykırımı ve Ortadoğu’nun farklı
ülkelerinin İsrail saldırılarına uğraması, acil ihtiyaç olan yepyeni üç kitabın
doğuşuna vesile olurken, 2022’de büyük emekler vererek yazdığım –yıllardır
yaptığım saha araştırmalarımın ve yüzlerce röportajın bir ürünü– “Algılar ile
Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” kitabının tamamlanmasını engelledi.
Elinizdeki
bu kitapta ilk baskıdan dördüncü baskıya neler değişti? Öncelikle, ana
metinlerde hiçbir değişiklik yapmadım. Mayıs 2024’te çıkan ikinci baskıda,
Şubat 2024’teki Azez ve Tel Abyad ziyaretlerimde yaptığım ve tercüme edip
blogumda yayınladığım röportajları karekodlarla dipnotlara ekledim. Aralık
2024’te yayınlanan üçüncü baskıda hiçbir ekleme olmadı. Dördüncü baskının
dipnotlarına ise hem ikinci baskı sonrası –mesela çocukken savaşı yaşamış–
Suriyelilerle yaptığım yeni röportajları hem de müstakbel Suriye kitabımda
yayımlamayı planladığım ziyaret notlarımı, saha gözlemlerimi ve kısa
röportajları karekodlarıyla dipnotlara ekledim. Daha önemlisi, Suriye ve
Suriyeliler konulu çalışmalarımın ve konuşmalarımın toplu listesini kitabın
sonunda ayrı bir bölüm olarak paylaştım ki ilgilenenler ve Suriye alanında
çalışma yapanlar istifade edebilsin. Yine bu kitapta linklerini paylaşmasam da
2021-2023 yılları arasında @ztkor Instagram hesabımdan Suriye ve Suriyelilerle
ilgili birçok temel konuyu ve zihinlerdeki soruları tematik olarak ele alan
paylaşımlarım istifadenize açık.
Son
olarak, elinizdeki bu kitabı Esed rejimi devrilmeden önce okumak ile sonrasında
okumak birbirinden farklı hissiyat uyandıracaktır; ama her halükârda 8 Aralık
2024’te rejimin neden devrildiğini anlamayı da kolaylaştıracaktır. Haklıyı
haksızdan ayırabilmek, zulme ve zalime karşı durabilmek, zulmün
tekrarlanmasının önüne geçebilmek ve mazlumları üzenlerden, ezenlerden olmamak
için önce gerçekleri bilmek gerekir. Elinizdeki bu kitabın bilginin öneminin
keşfedilmesine ve önyargılardan kurtuluşa vesile olması temennisiyle…
Zahide
Tuba Kor
2 Kasım
2025, İstanbul
[1] Rejim devrilmeden iki gün önce bu kitapta
röportajı bulunan ve bulunmayan birkaç Suriyeliyle yeniden görüştüm. HTŞ’den
ideolojik olarak uzak oldukları halde hepsi de aynı cümleyi söylediler.
Bunlardan ikisinin duygu ve düşüncelerini @ztkor Instagram hesabımda
21.12.2024’te yayınladım. https://www.instagram.com/p/DD1YIThiRs2/
[2] “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve
Suriyeliler” semineri @ztkor Instagram hesabında 21 Mayıs-2 Temmuz 2022
tarihleri arasında yüklüdür https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2022/07/ztkor-algilar-ile-gercekler-arasinda.html.
Seminerde Suriye’nin demografisi, jeopolitiği, sosyokültürel ve sosyoekonomik
hayatı, Fransız manda mirası, bağımsızlık sonrası Suriye siyasetinin temel
özellikleri, Suriye Baas Partisi ve Hafız&Beşşar Esed yönetimi, 2011 Suriye
isyanı ve savaşın sebepleri ve evreleri, küresel ve bölgesel güçlerin Suriye
politikaları, iddiaların aksine Esed’in savaşı neden kazanamadığı, savaşın
insani sonuçları, yerinden edilenlerin ve mültecilerin yaşadıkları, ülkemizde
Suriyelilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar gibi birçok konu ayrıntılı
anlatılmıştır.
[3] Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz.
Zahide Tuba Kor, “Gazzeliler ile Suriyelilerin Ortaklaşan Kaderleri”, Gazze:
Geçmişten Günümüze Direnişin Toprağı, Timaş Yayınları, s. 335-350
[4] “Gazze ne Bir İlkti ne de Son” başlıklı
konuşma @ztkor Instagram hesabında 7.8.2025 tarihinde yüklüdür https://www.instagram.com/reel/DNEKr0MNrQL/?igsh=dXRvMW9xZGJuZmln.
Aynı konuşmanın İsrail’in Gazze’deki soykırımı ile geçmişte Avrupa’nın Amerika
kıtaları ve Kuzey Afrika coğrafyasındaki sömürgeci-yerleşimcilik modelini
mukayese ettiğim daha uzun bir versiyonu, @zahidetubakor Instagram hesabında
5.12.2025 tarihinde yayınlanmıştır https://www.instagram.com/p/DR5CZaVCCzd/.
[5] “Esed Rejimi Devrildikten Sonra Halep’ten
Deraa’ya Suriye İzlenimlerim (26- 30 Ocak 2025)”, Ortadoğu Günlüğü,
yayın tarihi 19.2.2025, https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/02/ztkor-halepten-deraaya-suriye.html.
Saha gözlemlerimin daha kısa bir versiyonu için bkz. “Savaş, Yıkım ve Umut:
Halep’ten Deraa’ya Suriye’nin Hikâyesi” (Fokus+, 14.2.2025), Ortadoğu
Günlüğü, yayın tarihi 21.4.2025, https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/04/ztkor-savas-yikim-ve-umut-halepten.html.