1 Eylül 2026 Salı

XX: “TÜM DÜNYAYA KARŞI ÇOK BÜYÜK BİR ÖFKE HİSSEDİYORUM; KİMSE GAZZELİLERİN ARKASINDA DURMADI”


XX: “TÜM DÜNYAYA KARŞI ÇOK BÜYÜK BİR ÖFKE HİSSEDİYORUM; KİMSE GAZZELİLERİN ARKASINDA DURMADI”

Kahire, 2 Ağustos 2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan: Betül Aslan

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle gittiğim Kahire’de Gazzeli seksen aile için düzenlenen akşam yemeği ve yardım dağıtımı sırasında bir bacağı olmayan otuzlu yaşlarında bir hanımla röportaj yapmak istedim. Fasih Arapçası çok iyi olmadığı ve konuşmaktan çekindiği için röportajı yirmili yaşlarındaki refakatçisi olan kız kardeşiyle yapmamı istedi. Kendisi sadece birkaç soruma cevap verdi. İyi ki böyle oldu; çünkü kardeşi kendisini çok iyi ifade ediyordu. Önemli bir röportaj oldu. Buyurunuz okumaya…

 

İsrail saldırısında bacağını kaybeden hanım. 

Mısır’a ne zaman ve niçin geldiniz?

Ablamın tedavisi için altı ay önce çıkan sağlık izniyle iki kardeş Mısır’a geldik. Ben refakatçiyim. Gazze’de sığındığımız okul bombalandı. Ablam doğrudan bombaya maruz kalıp sol bacağını kaybetti, eşi de şehit oldu. Tedavi için 8, 7 ve 3 yaşlarındaki üç çocuğunu Gazze’de bırakmak zorunda kaldı. En küçük çocuğu da saldırıda yaralanmıştı ama durumu kritik olmadığından Mısır’a gelmesine izin verilmedi.


Mısır’a yeni geldiğinize göre 2,5 yıl boyunca savaşın her boyutunu biliyorsunuzdur. Neler yaşadınız?

Tüm savaşı Gazze’de yaşadık. Çok zordu, tam bir yıkımdı. En başta evimizi bırakıp kaçmak zorunda kalmamız, ardından yaşadığımız açlık, en sonunda bombalanıp yaralanma ve Gazze’yi tek başımıza terk etmek zorunda kalmamız... Bunların her biri çok zor maceralardı.

Savaşın başladığı daha ilk gün kuzeyde Beyt Hanun’daki evimizi bırakıp kaçmak zorunda kaldık. Okullara sığındık. Her sınıfta 50 kişi kalıyorduk. Toplam 30 defadan fazla yer değiştirdik. Önce en kuzeyden içerilere doğru geldik, daha sonra kuzeyden Gazze merkeze geçtik. En son güneye geldik, güneyde de birçok yer değiştirdik. 2025 yılı başında kısa süreli ateşkes olduğunda Beyt Hanun’a geri döndük. Ama bir süre sonra Siyonistler tanklarla şehre girdiler, namlularını bize doğrulttular ve insanları evlerinden, sığındıkları okullardan zorla çıkardılar. Mecburen tekrar Gazze merkeze döndük. Yine okullara sığındık. [İsrail ateşkesi bozup da tekrar yoğun bombardımana başladığında içeri her türlü gıda girişini engelleyip bir de tam bir açlık savaşı açmıştı.] Susuz, aç biilaç, yokluk içinde okullarda yaşamaya devam ettik. Bazı günler oldu, yiyecek bir parça ekmek bile bulamadık. Bu sırada okulda saldırıya uğradık. Ablam yaralandı. Üstelik bir yandan da açlıkla mücadele ederken yaralandı. Su yoktu, yemek yoktu, en temel ihtiyaçlar bile yoktu. Bombalanan sınıfa geri dönmek zorundaydık, çünkü gidecek başka bir yerimiz de yoktu. Sonra tekrar tekrar yollara düşüp oradan oraya sığınmakla geçti haftalar, aylar. Yemek yok, yeterli miktarda para yok. Çocuklar dehşet içinde, her gün yeni bir şehit, her gün yeni bir bombardıman... Durum böyleydi. Hala da böyle, değişen hiçbir şey olmadı. Ateşkes falan yok.


Bir sınıf içinde 50 kişi bir arada kaldığınıza göre kavgalar da çıkmış olmalı. Neler yaşadınız? Sığınılan okullardaki zorluklardan bahsedebilir misiniz?

Kavga çıkmaması mümkün mü? Tek bir sınıfta 50 kişi bir arada yaşanabilir mi? Tabii ki hayır. Eşyalarımızı koymak için de uyumak için de yeterli alan yoktu. Ufacık meselelerden bile sorun çıkıyordu. Okulun ortak tuvaletleri dışında başka tuvalet yoktu. Orada da hep uzun kuyruklar olurdu. Bazen bir-iki saat sıra beklerdik. Bazen tuvaleti hiç kullanamazdık. Duş alacak mekân da yoktu. Şampuan ya da sabun olmadığı için aylarca yıkanamadık. Bu şartlar altında doğal olarak bitlenme ve suçiçeği gibi hastalıklar yayıldı. Fiziksel hastalıklar ortaya çıktı. Gastrit gibi birçok sağlık sorunları da baş gösterdi. 


Beyt Hanunlu olduğunuza göre şehidiniz de çoktur…

Babam sabah namazı vakti gittiği caminin bombalanması sonucu şehit düştü. Annem hayatta; hafif yaraları vardı, elhamdülillah şu an iyi. Biz beş kız, dört erkek kardeşiz. En büyük iki ağabeyim evliydi; ancak ikisi de eşlerini ve kızlarını savaşta kaybettiler ve artık yalnızlar. Büyük ağabeyim yaralı ve üstelik böbrek nakli olmak zorunda. Ablamın eşinin şehit olduğunu söyledim zaten. Durum bu şekilde. Çekirdek ailemde sekiz şehidimiz var. Geniş ailemdeki şehitler ise o kadar çok ki tam sayısını bilmiyorum bile.

Beyt Hanun’un merkezinde yaşıyorduk, çok güzel bir yerdi. Ama artık Beyt Hanun diye bir yer kalmadı. İşgalci, ayakta tek bir bina bile bırakmadı. Şu an hiç kimse Beyt Hanun’a giremez. [İsrail, 2025 başında ateşkes ilan edilir edilmez kuzeydeki Gazzelilerin insan seli şeklinde evlerine geri döndüğünü görünce şoka uğradı. Çünkü Ekim 2024’ten itibaren kuzeyi terk etmeyen her canlıyı terörist sayıp vurma ve her türlü gıda girişini engelleme politikası uygulamıştı. Savaşın en korkunç yüzünü kuzeyliler yaşamıştı. Savaşı yeniden başlattıktan sonra bu defa kuzeyi tamamen yerle bir etti. Kuzey, geçmişten beri her dönem direnişin en güçlü olduğu yerdi. Tam bir intikam aldı.]


Aileniz ne durumda?

Ailemizle ara sıra da olsa telefonla görüşüyoruz. Kimisi çadır kamplarda, kimisi okullarda yaşamaya çalışıyor. Ama hayatları o kadar zor ki. 


Peki siz ne durumdasınız?

Burada da hayat şartları zor, sıkıntılar çok. Hastaneye ulaşım, kaldığımız ev, tek başına olmamız, hepsi ayrı birer zorluk. Tedavi bittiğinde Gazze’ye dönmek istiyoruz. Ablamın çocukları orada kaldı çünkü. Tedavi inşallah kolay bir şekilde, kısa zamanda hayırla nihayete erer.


Ailenizde size geri dönmeyin diyen var mı?

Tabii ki var. Gazze’deki ailelerimiz geri dönmeyin diyor. Niçin döneceksiniz, çadırda yaşamak için mi diye soruyorlar. Su yok, yemek yok, para yok, ilaç bile yok. Ama Gazze’de yaşamayıp da ne yapacağız? Gazze bizim için bambaşka.


Nerede kalıyorsunuz?

Kahire’de sağlık sorunları yüzünden gelen Filistinlilerin yaşadığı konutlar var. Bunlara mesakin filistiniyye deniyor. Buralarda hayat şartları gerçekten çok zor, hem de hayal edebileceğinizin çok ötesinde...

Ablamla kaldığımız oda küçücük olduğu halde başka bir kadın hasta daha var. O da Mısır’a yaralı olarak gelmiş. Dairede iki küçük oda daha var. Yani üç odada toplamda sekiz kişiyiz. Çok zor bir durum bu. Her şey ortak. Çok yorucu. Tüm binada en az 100 kişi vardır. 

[Buraları ziyaret edip edemeyeceğimizi araştırdığımızda dışarıdan girişin yasak olduğunu öğrendik. İçeri giriş-çıkışlar kısıtlıymış.]


Kavga çıkıyor mu?

Bizim insanlarla bir sorunumuz yok çok şükür, ancak kavgalar olmuyor değil.


Binalarda nüfus yoğunluğu çok fazla olduğuna göre şartlar Gazze’deki gibi diye düşünebiliriz…

Öyle ama en azından Gazze bizim vatanımız; orada tahammül edebiliyorsunuz ama burası değil.


Hastalık izniyle Mısır’a gelenler hangi yaş aralığında ve hangi hastalıklar en yaygın?

En çok kanser, uzuv kaybı, kalp ve böbrek hastalıklarından muzdarip insanlar var. Ama yaşlısından bebeğine her yaşta hastaya ve her türlü hastalığa rastlamak mümkün. 


Mısır’a tedavi için başvurduktan sonra sıranın gelmesini ne kadar süre beklediniz? Ve bu süreç nasıl geçti?

Abla: On dört ay bekledik. Bu süreçte zorlandık tabii ki. Çok yorulduk, hem de çok. Yaralandıktan sonraki süreç çok zordu. Bombardıman başladığında kaçmak zorundaydık; ama ben diğerleri gibi yürüyüp koşamıyordum. Bizi götürecek bir ulaşım aracı da yoktu. 

Kardeş: Kuzeyden göç ederken ablamı tekerlekli sandalyeyle taşıdık; sabah 4’te yola çıkıp yürüye yürüye saat 12’de güneye vardık. Üstelik düz yollarda da yürümüyorduk, yollar delik deşikti.


Yaralanınca hastaneye götürülmüş olmalısınız. Hastane nasıldı?

Abla: Götürüldüğüm hastanenin yeterli tıbbi ekipmanı yoktu, yardım da yapılmıyordu. Bacağım diz kapağıma kadar kopmuştu. Hastanede yeterli ekipman olmadığı ve müdahale edilemediği için bu defa tüm bacağımı kaybettim. Ameliyatım çok zordu. Anestezisiz kesildi bacağım. Her şeyi hissettim. İyi doktorlarımız vardı ama tıbbi ekipmanları yoktu.


Bütün bu felaketleri nasıl atlatıp ayakta kaldınız? Aklını ve imanını yitirenler de olmuştur herhalde.

Başımıza gelen felaketleri atlatmış olarak görmüyorum kendimizi. Ama onca şeye rağmen hala ayaktaysak bu, takdir-i ilahidir; Allah öyle dilediği için hayattayız. Delirenler oldu tabii. İmanımızı korumaya çalışıyoruz. Ama herkes ailesinden birilerini kaybetti. İki ağabeyim de eşini ve çocuklarını kaybetti. Ablam eşini ve bacağını kaybetti, çocuklarından da ayrı düştü. Ben babamı kaybettim. Herkesin durumu böyle. 


Ne hissediyorsun?

Tüm dünyaya karşı çok büyük bir öfke hissediyorum. Herkese ve her şeye karşı nefret duyuyoruz artık. Ama Allah’tan bize bu yaşadıklarımızın ecrini vermesini diliyoruz. Sabır ve kararlılıkla devam etmeyi diliyoruz.


Aksa Tufanı Operasyonu hakkında ne düşünüyorsun?

Aksa Tufanı iyi bir hareketti, ama dünya bizi yalnız bıraktı. Bu dünya temiz bir yer değil. Hiç kimse bizim arkamızda durmadı. İnsanlar münafık, yalancı; mazlumun değil, zalimin yanında duruyorlar. 

Bazı insanlar 7 Ekim bize ne sağladı diye düşünebilir. Ama bence Aksa Tufan’ı yaşanmak zorundaydı. Çünkü bu toprakların sahibi biziz, Yahudiler değil. Ama asıl mesele kimsenin bizim arkamızda durmaması. 


Gazzeliler HAMAS hakkında ne düşünüyorlar? Bunca yıkımdan sonra fikirleri değişti mi?

Herkesin kendi düşüncesi var. HAMAS’ı desteleyen de muhalif olan da tarafsız duran da mevcut.  Öfke duyanlar olduğu gibi yanında olanlar da var. Gazzeliler arasında tek bir hâkim görüş yok. Gelinen noktada kabaca halkın %40’ı HAMAS’ı desteklerken %60’ı onlara karşı diyebiliriz. 


Silah bırakma konusunda ne düşünüyorsunuz?

Biz sivil insanlarız, siyasetle işimiz yok. Bizi ilgilendiren tek şey Gazze’de savaşın bitmesi. Silah bırakma, siyasileri ilgilendiren bir konu, halkı değil. Çünkü halkın hepsi eğitimli değil; herkes şartların nereye varacağını ya da neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez. Bunu bilecek olan siyasi yetkililer; ne yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verecek de olanlardır. 


Siz Gazze’yi ve Gazzelileri yakından biliyor, tanıyorsunuz. Savaş gerçekten bugün bitse üç sene sonra ne görürüz?

Bugün savaş bitse, biz üç yıl sonra Gazze’yi tekrar inşa etmiş oluruz. Çünkü biz dirayetli, becerikli bir halkız. Ülkemize döner, her şeyi yeni baştan eskisi gibi inşa ederiz. Ama bu, çok yıkıcı bir savaş ve bitmeyecek. Kendimizi kandırmayalım.


Gazze’deki çocuklar ne durumda?

Çocuklar altüst olmuş durumda. Okul yok, eğitim yok, başlarını sokacakları bir evleri yok, yiyecekleri yok, hastane yok; hiçbir şeyleri yok. Kelimenin tam anlamıyla mahvolmuş haldeler.


Eğitimizin nedir?

Ablam Kamu Yönetimi mezunu; Gazze’de bir süre çalıştı. Ben de Gazze üniversitesinde uzaktan eğitimle Diyetisyenlik okuyorum, ikinci sınıftayım. 


Hocalarınız nereden?

Kimisi Gazze’den, kimisi Gazze dışından eğitim veriyor. Şehit olan hocalarımızın yerine yeni hocalar geliyor. Yüz yüze eğitim ile uzaktan eğitim arasında fark var tabii ki. Uzaktan eğitimle öğrenci her istediğine ulaşamıyor.


Sizin için elimizden gelen her şeyi yapamadık. Affedin demeye bile yüzümüz yok...

İnşallah durumlar düzelir. Sizin bizim için çabalıyor oluşunuz yine de iyi. En azından buraya yardıma gelmişsiniz. Diğerlerinin umurunda değiliz. İnsanlar Gazze’yi bilmiyorlar bile. Gazze nerede, ne yaşanıyor insanların hiçbir fikri yok, üç yıldır devam eden soykırıma rağmen...


31 Ağustos 2026 Pazartesi

İSRAİL’İN HASTANEYİ BOMBALAMASI SONUCU YARALANAN GAZZELİ BİR HANIMIN HİKAYESİ


YARALI OĞLUNA REFAKATÇİ OLARAK GİTTİĞİ HASTANEYİ İSRAİL’İN BOMBALAMASI SONUCU YARALANAN VE AİLESİNDE 100’DEN FAZLA ŞEHİT BULUNAN BİR HANIMIN HİKAYESİ

Kahire, 3 Ağustos 2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olarak işimi kolaylaştıran Betül Aslan ve Yasemin Muş’a müteşekkirim.

 

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Gazze’nin neresindensiniz ve Mısır’a ne zaman geldiniz?

Gazze şehrindeki Zeytun mahallesindenim. Mısır’a eşim ve iki oğlumla birlikte tedavi için geleli 40 gün oldu. Savaşta aldığımız yaralar yüzünden ailecek tedavi görmemiz gerekiyor.

Sizinle başlayalım. Gazze’de nasıl yaralandınız?

Yaralanan oğlumla birlikte hastanedeydim. Yahudiler hastaneyi bombaladılar. Refakatçi olarak bulunduğum hastanede ben de yaralandım. Elimden isabet aldım, avucumda doku kaybı oldu, parmaklarımı kaybettim. Sonra sinir kaybı yaşadım, öyle ki bacağımı tamamen hissetmez oldum. Hamdolsun sonunda Mısır’a gelebildik, iyi olacağız inşallah.


Gazze’de saldırıya uğradığınız hastane hangisiydi?

Ehlî Arap (Baptist) Hastanesi idi. Bahsettiğim olay 5 Aralık 2023’te gerçekleşti. Daha önce bir kere daha o hastaneyi vurup büyük bir katliam gerçekleştirmişlerdi [17 Ekim 2023’teki İsrail saldırısında 500 Gazzeli katledilmiş ve çok büyük bir şok yaşanmıştı]. Bizimki ikinci katliamdı. Yahudiler o hastaneyi tam üç defa bombalayıp katliam yaptılar.

Ben 3 Aralık 2023’te oğlum için hastanedeydim. Oğlum başından, iki ayağından ve kolundan yaralıydı. Sağlığı çok kötüydü, ölmek üzereydi. Allah’a iki rahmetten birini vermesi için yalvarıyordu. Annesi olarak kendisine dua etmemi istiyordu. Çok şükür o günler geçti, Gazze’de ameliyat oldu.

Hastanede refakatçiyken etraftaki yaralıların yerlerdeki kanlarını ve kanlı bezleri temizliyordum. Torbaya doldurduğum çöpleri atıp dönerken işte o an hastaneyi iki füzeyle vurdular. Sonrasını hatırlamıyorum, bayılmışım. Durumum çok kötüydü.

Gazze’de toplamda üç ameliyat oldum. İlk ameliyatı o gün (5 Aralık 2023) yaptılar, ertesi günü taburcu oldum. Ama 28 Aralık 2023’te parmaklarımın temizlenmesi için ikinci ameliyatı olmam gerekti; çünkü parmaklarım siyahlaşıp kangren olmuştu. 30 Aralık’ta deri nakli için bir kere daha ameliyat oldum; uyluklarımdan deri alıp buraya naklettiler. Ama maalesef bundan sonra bacağıma felç indi. Düşmeye başladım, hareket kabiliyetim iyice kısıtlandı. Tedavi için bir süre hastanede kaldım, ama kısıtlı imkanlar yüzünden tedavi yeterli değildi. Elhamdülillah, Mısır’a geldik, burada inşallah iyi olacağız.


Peki ya eşiniz ve diğer çocuklarınız? Onlar nasıl yaralandı?

Eşim dışarıdayken kafasına isabet eden şarapnel parçası yüzünden beyin kanaması geçirdi. Günlerce bilinci kapalı yattı. Bir süre tedavi gördü ama iyileşemedi. Sağ tarafından sarsıntı yaşadı. Bu yüzden öfkesine hâkim olamıyor, duygularını yönetemiyor.

Daha sonra 10 Mayıs 2025’te küçük oğlum dayısıyla beraber bombanın doğrudan hedefi oldu. Oğlum bacağından yaralandı, kalçasından ayaklarına kadar kemiklerinde kırıklar oldu. Zaten hastaydı. Rantisi Çocuk Hastanesinin Nöroloji servisinde tedavi görüyordu. Beynindeki bir sinir merkezinde içi sıvı dolu kist var, migren problemi yaşıyor, sürekli baş ağrısı çekiyordu.

Savaşta ilk yaralanan oğlumun da ayağına platin takılması gerekiyor, Gazze’de takamadılar. Yarası çok büyüktü. Şu anda hala acı çekiyor, burada platin için ameliyat olması gerekiyor.

Elhamdülillah, Mısır’a geldik. İnşallah iyi olacağız.

Savaştan evvel eşinizin işi neydi?

Tankerle su dağıtımı yapıyordu. Ne yazık ki eşimi de tankeriyle birlikte vurdular. Öncesinde Yahudiler eşimi arayıp su dağıtmayı bırakmasını söylediler, “dışarı çıkma” diye tehdit ettiler. Eşim direndi, “Halkımın çocuklarının su içmeye ihtiyacı var” dedi ve işine devam etti. Tehditlere rağmen “canım vatanıma, halkımın çocuklarına feda olsun” dedi. Onu füzeyle vurdular. Elhamdülillah her halimize. Pes etmedi. Vurulan arabasını tamir edip işine geri döndü, halkına ve çocuklarına yardım etmek için. Yine vurdular.

Suyu nereden temin ediyordu? Yeraltı suyu muydu?

Eşim suları su tesislerinden para karşılığı alırdı. Bir hayırsever girişimci ortaya çıktığında suyun parasını öder, eşim de tankeri 5000 litre suyla doldurup sokaklarda, okullarda ve barınma merkezlerinde dağıtırdı. Kuyu suyuydu. Pompayla çıkarılıp içilebilmesi için işlemden geçerdi. İçilebilir temiz suydu yani.

Gazze’de ailenizden kalanlar var mı?

İki çocuğum vardı zaten. Çekirdek ailemle buradayım. Annem Gazze’de kaldı, o da yaralı.

Ailede toplam kaç şehidiniz ve yaralınız var?

Babam, iki kardeşim ve kardeşimin çocukları şehit oldular. [Buradan itibaren neredeyse sonuna kadar ağlayarak anlattı.] Ailemden geriye kalan herkes Gazze’de yaralı halde. Rabbimden bu savaşın bitmesini diliyorum. Savaş hepsinin hayatını mahvetti, durumları çok kötü. [İsrail’in yerle bir ettiği] Şucaiyye’nin yanı başındaki Zeytun Mahallesinde yaşıyorlar. Onların yaşadığı yerle güneye giden Selahaddin Caddesi’ndeki sarı hat arasında sadece bir kilometre var. Her gün annemle konuşuyorum, evden ayrılmalarını söylüyorum. Çünkü ailemden daha fazlasını kaybetmek istemiyorum. Allah rahmet eylesin, babam muhteşem bir insandı, diğer babalar gibi değildi. Ailemde harika insanlar var. Hatta buraya geldikten sonra bile bana destek olmaya çalışıyorlar. Gazze’deyken hep yanımdaydılar.

Yarın ameliyat olacağım, ne olacak bilmiyorum. Rabbim yardımcımız olsun. Rabbim Gazze’dekileri korusun, onların başına bir şey gelmesin artık. Gerçekten çok yorulduk, hem de çok. Ayrılık çok zor. Ailemi Gazze’de bıraktım, gurbetteyim artık. Yine de her halimize hamdolsun. Rabbim bize iyilik versin. Allah’tan dilediğimiz, burada tedavi olup savaşın bittiği bir Gazze’ye geri dönmek. Ailemde 100’den fazla şehit var. Bana en yakın olanları babam, kardeşlerim, kardeşlerimin çocukları ve üç halam. Kimini hastalıktan, kimini saldırılarda kaybettim. Sevdiğim o kadar çok kişiyi kaybettim ki... Rabbim oğullarımın burada tedavi görüp iyileşmesini nasip etsin; onları da kaybetmek istemiyorum, zaten Gazze’de çok yakınımı kaybettim.

Oğlumun katkı maddeli yiyecekler tüketmesi yasak. Doğal ve taze meyve-sebze yemek, çorba içmek zorunda. Şekerlemeler, tuzlu veya fazla baharatlı yiyecekler ve katkı maddeli her türlü gıda yasak. Gazze’deyken sağlıklı yiyecekler bulabilmek imkansızdı.

Ne yazık ki Gazze’den ayrılmak zoruna kaldık, yanımıza hiçbir şey alamadan... Aslında Gazze’de hiçbir şeyimiz de kalmamıştı; ne paramız vardı, ne yiyecek-içeceğimiz ne de giyeceğimiz.

Biz Gazze’nin kuzeyindeydik, 2025’teki ateşkesten sadece 20 gün evvel güneye geçtik. Tüm savaşı kuzeyde yaşadık. İlk kıtlık ve açlığı da, ikinci kıtlık ve açlığı da, korkunç bombardımanları da… hepsini yaşadık. En sonunda yaşanacak yerimiz kalmadı. Batıdaki Tel el-Hava’ya ailemizin yanına gittik. Yahudiler orayı da hedef aldırlar. Önce şöyle konuşmuştuk: “Füze isabet ederse ölürüz ne yapalım, saldırılara alıştık zaten; ama yaralanmayalım.” Çünkü oğullarım savaşta iki kez vuruldu; büyük oğlum babasıyla birlikte iki kez yaralandı, küçük oğlum da dayısıyla birlikte… Ama sonunda dayanamayıp şöyle dediler: “Güneye gidelim. Artık yeter, çok yorulduk. Füzeyle parçalanıp ölsek sorun değil, ama ölmeyip yaralanıyoruz. Bir daha yaralanmayalım.” Çünkü savaşın bütün o ızdırap ve sıkıntılarını bizzat yaşadık. Rabbim bizi, Gazze halkını ve bütün Müslümanları korusun. İnşallah bu günler geçsin, ya Rabbim.

Sizi bu röportajı yaparak çok üzdüm, ağlattım. Çok özür dilerim.

Hayır, vallahi canım, tam aksine iyi ki yaptın. İnşallah hayırlara vesile olur. Yaralarımızı unutmak mümkün değil ki zaten.

İnşallah bir sonraki ziyaretimde sizi daha sıhhatli halde görürüz… Mısır’da ne durumdasınız?

Şu an geçici olarak bir dairede kalıyoruz. Hastaneye yakın bir ev bulabilmek için dua ediyoruz. Büyükelçilikten de hiç kimseden de yardım göremiyoruz. Herkes yardım kuruluşlarına gidin diyor. Ben Gazze’den buraya gelirken tedavi görebileceğim iyi bir hastane ve temiz bir ortam bulacağımı, temel ihtiyaçlarımın karşılanacağını zannetmiştim. Ama öyle olmadı. Gazze’den geldiğimizde oğlumun ateşi 38,5 dereceydi. Ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaç istediğimde bana “bedava ilaç yok” deyip para istediler. Param yoktu, daha geldiğimiz ilk gündü. Gazze’de hastanede ücretsiz ateş düşürücü veriyorlardı, ama Kahire’de para istiyorlar. Şok oldum. Bizim nasıl paramız olabilir ki? Ailecek hastayız, yaralıyız. Ben anneyim; çalışmam mümkün değil. Hem yaralıyım hem çocuklarımla ilgilenmem gerekiyor, iyi ve başarılı evlat olmaları için. Biliyor musunuz, çocuklarım savaştan evvel okulda çok başarılıydılar; not ortalamaları 90’lardaydı. Her eğitim yılı başında oğlum bana diyor ki “Bana bir okul bulun, zamanımı boşa harcamak istemiyorum, okuyup öğrenmek istiyorum.” Allah yardımcımız olsun, hayırlarla karşılaştırsın, her halimize hamdolsun. Rabbim Gazze halkının yardımcısı olsun ve korusun. Şu savaş bitsin inşallah hayırlısıyla.


17 Ağustos 2026 Pazartesi

XX: “EŞİM MÜCAHİTLERDENDİ; VATANI UĞRUNA ŞEHİT OLMAYI TERCİH ETTİ”

 

“EŞİM MÜCAHİTLERDENDİ; VATANI UĞRUNA ŞEHİT OLMAYI TERCİH ETTİ”

Kahire, 3.8.2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan: Betül Aslan

 

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Öncelikle sizi tanıyalım. Neden Gazze’den Mısır’a geldiniz?

Gazze’nin batısındanım. 2024’te geldim, yaklaşık iki buçuk senedir Mısır’dayım. Evimiz bombalanmıştı. Eşim mücahitlerden olduğu için Siyonistlerce aranan bir isimdi, onunla birlikte olmamız çok riskliydi. Bizi güvenli bir yere göndermek istedi. Çocuklarım bomba seslerinden ve çadırda böceklerden çok korkuyorlardı. Sürekli korkuyla yaşamak istemedik. Sınır kapısının henüz açık olduğu dönemde Mısır’a koordinasyon ücreti ödeyerek geldik.

Biliyor musunuz, şimdiye kadar onlarca Gazzeliyle röportaj yaptım. Eşim, oğlum veya kardeşim mücahitti diye açık açık söyleyen ilk kişisiniz…

Eşimin mücahit olduğunu size söylemekten çekinmedim, sonuçta artık şehit oldu. Sağken gizlerdim tabii ki. Eşim Allah yolunda direnen mücahitlerdendi. Vatanı uğruna şehit olmayı bizzat tercih etti. Siyonistler onu Ocak 2025’te doğrudan hedef alarak füzeyle vurup şehit ettiler. Hayattayken Yahudilere karşı çok kahramanca operasyonlar gerçekleştirmişti. Onunla gurur duyuyorum.

Ailemde başka şehitler de var. Eşimin kız kardeşi, eşi ve üç kızı şehit oldular. Dayım, amcamın oğlu, halamın oğlu ve ailemden daha birçok insan şehit düştü.

Peki, Mısır’da insanlar mücahit eşi olduğunuzu biliyorlar mı?

Hayır, kimseye söylemedim. Açıkça konuşmam gerekirse, insanların birçoğu, 7 Ekim’den sonra direnişçilere karşı öfke duymaya başladı; çünkü yaşananlardan direnişçileri sorumlu tutuyorlar. Ama bu doğru değil. Biz zaten 1948’den beri savaşa, bombardımana, göçe ve ölüme maruz bırakılıyoruz. 7 Ekim ve direniş, bir sebep değil, sonuçtu.

Aksa Tufanı operasyonu keşke yapılmasaydı, Gazze(liler) bu hale düşmeseydi diye hiç düşündünüz mü?

Hayır, nasibe ve kadere iman ediyorum. Rabbime imanım ve sabrım tam. Başlangıçta tüm bu zorlukları, bu denli kıtlığı, açlığı, bombardımanı, korkuyu yaşayacağımızı, en sevdiklerimizi kaybedeceğimizi düşünmemiştik tabii ki. Ama hamdolsun, Rabbimizin dilediği her şeyde bir hayır olduğuna inanıyorum. Allah sevdiği kullarını imtihan eder, ne kadar çok sabredersek karşılığını o kadar çok alacağız inşallah.

Mısır’da hayatınız nasıl geçiyor?

Çocuklarımla ve evimle ilgileniyorum. Şu an adeta bir kamp kurdum, çocuklarıma hafızlık yaptırıyor, İngilizce ve Arapça öğretiyorum. Aslen psikoloğum ama Mısır’da ikamet iznimiz olmadığından çalışamıyorum. Tabii ki bir iş fırsatı bulup çalışmak, boş vaktimi değerlendirmek, insanlara da faydalı olmak isterdim.

Bu savaş size neler öğretti?

Savaş bana sabrı, dünyanın geçici olduğunu, dünyayı değil ahireti öncelememiz gerektiğini öğretti. Baskılarla ve zorluklarla nasıl mücadele etmem ve nasıl sorumluluklar üstlenmem gerektiğini de. Savaştan çok şey öğrendim, hamdolsun.

Silah bırakma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Silah bırakmanın çözüm olmayacağını düşünüyorum. Çünkü cihat; gurur duymamız gereken, bizi güçlü kılan, akidemiz gereği ısrarcı olmamız gereken bir şey. Cihat etmek Kur’an’da farz kılınmıştır. Her Müslüman’a farzdır. Allah, savaş kızıştığında savaş meydanından kaçmayı haram kılmıştır. Bu yüzden silah bırakma kararı çok ama çok rahatsız edici. Çünkü gelecekte bir gün topraklarımıza tüm gücümüzle döndüğümüzü görmek istiyorum. Bizden zorla alınanı biz de zorla almak zorundayız, başka yolu yok.

Evlenmeden evvel müstakbel eşinizin direnişçilerden olduğunu biliyor muydunuz?

Evet, en başından beri biliyordum. Nişanlandığımızda bana kendisinin Allah yolunda cihat edenlerden olduğunu söylemişti.

Peki, mücahit eşi olmanın zorlukları nelerdi?

Eşim savaş dönemlerinde direniş için 7/24 dışarıdaydı. O dışarıda mücadele ederken siz tek başına kalıyorsunuz. Kendinizi devamlı tehlike altında hissediyorsunuz, güvende olamıyorsunuz, her an hedef alınma korkusuyla yaşıyorsunuz. Özetle, güvende hissetmekle ilgili sıkıntıların hepsi, o kadar. Aksa Tufanı’ndan önce eve gelip giderdi, ama onu yine az görüyorduk. Dışarıda çok fazla işi vardı. Hem normal işinde gücündeydi, babasının yanında marangozluk yapıyordu hem de cihat hazırlıkları içindeydi. Ama tabii savaştan sonra işini yapamaz oldu, tamamen cihada odaklandı.

Eşim eğitimliydi, İngilizce bilirdi. Çok başarılı ve zeki biriydi ki zaten direnişçiler yetenekli insanlardır. İçlerinde mühendisler, doktorlar, öğretmenler, akademisyenler, eğitimli insanlar vardır. Öyle olmasalardı zaten böyle büyük bir kahramanlık gösteremezlerdi.

Mücahitler ve aileleri şu an ne durumdalar?

Mücahitlerin %90’ı bombardımanlar ve suikastlarla şehit edildi. Geriye neredeyse kimse kalmadı. Kız kardeşimin mücahit eşini de kafasını gövdesinden ayırarak öldürdüler. Üç kızı var ve şu an Gazze’deler. Üzgün tabii ki, bitik halde. Mevcut şartlarda iyi olmalarını gerektirecek bir şey de, bir sevgi dayanakları da kalmadı. Her şeylerini yitirdiler. Her halimize hamdolsun.

Yeni geçici teknokrat yönetim hakkında ne düşünüyorsun?

Açıkçası bir düşüncem yok. Sadece Gazze’nin tekrar güvenli hale gelmesini ve savaşın bitmesini istiyorum, o kadar.

Sizce direniş artık bitti mi, yoksa şehit çocukları ileride direniş bayrağını babalarından devralacak mı? Bunu soruyorum, çünkü Gazze çok değerli insanlarını, öncü ve önder kadrosunu yitirdi. Çocuklar eğitimsiz kaldı. Ayağa kalkış öyle kolay olmayacak gibi görünüyor. Ne dersiniz?

Şehit çocuklarının büyüdüklerinde direniş saflarına katılmaları, geçmişte olduğu gibi gelecekte de mümkün. İsrail, direnişi ne kadar yok etmeye çalışırsa çalışsın yeni nesil direnmeye devam edecek. Başarılı olacağız, hatta zaferimiz çok büyük ve şanlı olacak; çünkü zafer büyük zorluklardan sonra gelir. Yaşadığımız tüm bu zorluklar daha kuvvetli, muzaffer bir nesil çıkaracak. İsrail daha önce de direniş kadrolarını yok etmeye çalıştı, ama her seferinde yeni direnişçiler yetişti. Allah’ın izniyle bizden sonra da yeni bir nesil yetişecek.

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 4

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 4

3 Ağustos 2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan: Betül Aslan

 

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nden yeni bir organizasyon talep ederek 2-4 Ağustos tarihlerinde Kahire’deki Gazzelilere yardım dağıtmaya gittik. 80 aileye/hanım 100’er dolar yardım zarfı ve çocuklara oyuncaklar verdiğimiz akşam buluşmasında altı kişiyle de görüşme yapma imkanı buldum. Tabii ki üç günde onlarca Gazzeliyle konuştum. Onları da tercüme ettikçe bu mecrada paylaşacağım.

Sorduğum sorular ekseriyetle şunlardı: Gazze’nin neresindensiniz, savaşta neler yaşadınız, hayatınız nasıl değişti, Mısır’a niçin geldiniz, Mısır’da ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz, çocuklarınızın psikolojisi nasıl, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Genç bir hanım:  

Savaştan evvel Zeytun mahallesinde yaşıyordum, beş çocuk annesiydim. Bombardıman başlayınca önce Nuseyrat’a, ardından Refah’a göç ettik. Sonra tekrar Nuseyrat’a döndüğümüzde sığındığımız okul binasına Yahudilerin füze atması sonucu bir kızım ve bir oğlum şehit düştü. Ben de yaralandım, gördüğünüz gibi sol elimi kaybettim; başta sırtım olmak üzere bütün vücudumda deformasyonlar oluştu, sırtıma tam 80 dikiş atıldı. 13 gün yoğun bakımda kaldım. Bombardımandan sonra ne olup bitti, çocuklarım ne durumdaydı hiçbir şey bilmiyordum. İki çocuğumun saldırıda şehit olduğunu Mısır’a geldikten sonra öğrendim. Onları göremedim, veda bile edemedim.  

Refakatçisiz tek başıma Mısır’a tedaviye geldim, bir senedir buradayım. Hamdolsun. Hayatta kalan üç çocuğum ise şu an Gazze’de ve onlara dayım bakıyor. Eşim ise uzuv kaybımdan dolayı beni boşadı. Nasibimize düşene razıyız, Rabbimizden razıyız, elhamdülillah.

Hayatım çok değişti tabii ki. Tek elle bir ömür nasıl yaşayacağımı bilmiyorum. Saçımı taramaktan yemek pişirmeye kadar birçok eylemi yapamıyorum artık. Burada akrabam da yok. Şu an geçici olarak Kahire’de Mısırlılarla beraber yaşıyorum.

 

Orta yaşlı bir bey:

Refah’tanız. Çocuklarım ve eşimle birlikte güvenli bir bölgeye sığınmak için yolda yaya giderken bombalandık. Kolumdan ve böbreğimden yaralandım; alemlerin Rabbine hamdolsun. O bombardımanda çevremdeki tam 81 kişi şehit oldu. Ailemden yaralanan yok çok şükür; ben onların arkasından yürüyordum, en geride kalmıştım.

Bir buçuk sene evvel eşimle birlikte Mısır’a tedaviye geldim; çocuklarım engelli annemle birlikte Gazze’de kaldı. Deniz kenarındaki çadır kamplarda tek başlarına yaşıyorlar. 12, 10, 8 ve 6 yaşlarındalar. Mısır’a gelirken eşim hamileydi, burada doğum yaptı; son çocuğum da şu an 6 aylık. Çocuklarımla telefonda görüşüyoruz, durumları çok kötü. Her halimize hamdolsun.

Mısır’da genellikle bacaklar için protez takılıyor, el/kol için değil. Bir tane plastik protez taktılar, ama işe yaramadı, ben de attım.

Savaştan önce kıyafet dükkanım vardı. Allah’a şükür evime ekmek götürüyordum, hayatımız iyiydi. Savaşla birlikte her şey tepetaklak oldu. Aksa Tufanı operasyonu bizi yıktı, mahvetti. Bence yapılan yanlıştı. Çocuklarıma endişelendiğim için yanlıştı diyorum, kendim için değil. Ben koca adamım, kendimi düşünmüyorum; ama çocuklarım... Ben gidip çocuklarımı kucağıma alıp toprağımı öpmek istiyorum.

Çocuklarımla telefonda konuşurken bizi de yanınıza alın diyorlar, ama bunu yapmak elimizde değil. Bu insanı kahrediyor. Eşimin ruhsal durumu da günden güne kötüleşiyor. Beni çocuklarıma götür, çocuklarımın yanında ölmek istiyorum diyor. Tedavimin bitmesi için ameliyat olmam gerekiyor, zamanını bilmiyorum. Her sorduğumda bana sabretmemi söylüyorlar. Allah sabredenlerle beraberdir.

 

Genç bir bey:

Han Yunusluyum. 4 Şubat 2024’te evimin önünün bombalanmasıyla yaralandım. Olay anında iki erkek kardeşlerimle birlikteydim, onlar yanı başımda şehit düştüler. Gazze’de sol bacağım diz üstünden kesildi; sağ ayağımda ise derin yaralar vardı, etlerim parçalanmıştı ve durum çok ciddiydi. Yaralandıktan 10 gün sonra tedavi için Mısır’a getirildim. Burada yaklaşık bir sene çeşitli hastanelerde tedavi gördüm, ameliyatlar oldum.

Bombardımandan sonra sağ ayağımın halini fotoğraftan göstereyim. Sırtımdan aldıkları kasları bacağımın kas dokusunun kaybolduğu yerlerine yerleştirdiler. Sonra mikrocerrahi bir operasyonla vücudumdan aldıkları deri parçalarını naklettiler. Böylece Allah’a şükürler olsun sağ bacağımı kesilmekten kurtardılar. Şu an sağlığım çok daha iyi, ama sürekli ağrılarım da oluyor. Her halimize hamdolsun.

Evliyim; eşim ve dört çocuğumla, yani çekirdek ailemle Mısır’da yaşıyorum. Kirada oturuyoruz. Anne-babam Gazze’de kaldı. Mavâsî bölgesinde çadırda yaşıyorlar. Durumları çok kötü, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorlar.

(Savaştan ne öğrendiniz?) İçim o kadar dolu ki, savaş öyle çok şey yaşattı ki nasıl dile dökülür bilemiyorum. Gazze’deki savaş çok zor ve çok acı verici. Savaşın bedelini, evlerimizi ve sahip olduğumuz her şeyimizi kaybederek, ama en önemlisi canlarımızla ödedik. Kardeşlerimizi, ailelerimizi, yuvalarımızı, kelimenin tam anlamıyla her şeyimizi yitirdik. Ama her halimize hamdolsun. Rabbimiz tüm bu yaşadıklarımızı Filistin için, toprağımız için ödediğimiz bedel olarak kabul etsin. Sadece O’nun rızasını kazanmak için yaptığımız bu fedakarlıkları kabul etsin.

 

Orta yaşlı bir hanım:

Rimel mahallesinde yaşıyorduk. Gazze’den iki aylık ateşkes sırasında Şubat 2025’te çıktım. O tarihten yaklaşık bir ay önce eşim şehit olmuştu. 16, 15 ve 8 yaşlarında üç çocuğum var ve hepsi de hasta. Büyük oğlum kalp hastası; kalp kapakçığı nakli ve akciğer atardamarı değişimi gerekiyor. Zor ve komplike ameliyatlar yani. Maalesef şimdiye kadar Mısır’da herhangi bir tedavi şansımız olmadı. Yine de ufacık da olsa bir tedavi ihtimali için bekliyoruz. Ama bu tür büyük ve riskli operasyonları burada yapamıyorlar, yurtdışına gitmemiz gerekiyor.

Savaş çok zordu. Defalarca doğrudan hedef alınıp bombalandık. Birkaçından yaralı olarak kurtulduk. İlk bombalandığımızda ben ve eşim sokaktaydık, birlikte yaralandık. O olaydan dört gün sonra, biz evimizde yaralı haldeyken odamıza füze isabet etti. Tüm oda yandı ama füze tamamen patlamamıştı. Bu, Allah’ın bize bir rahmetiydi. Bedenimizde hafif yanıklar oldu sadece. Üçüncü kez bombalandığımızda bina kısmen yıkıldı; üç kat birden üzerimize çöktü ama neyse ki çöküntü bizim katta durdu. Yüzümüzde sıyrıklarla kurtulduk. Allah’ın yardımıyla evden çıkabildik. Ama sonraki sefer eşimin ailesinin evi bombalandı ve ebeveyni ile kardeşleri dahil bütün ailesi şehit oldu. Beş ay sonra sağ kalan bir erkek kardeşini, çadırının saldırıların hedefi olmasıyla kaybetti. Ondan bir hafta sonra da berber dükkanında eşim şehit oldu.

Yani çocuklarım başta babaları olmak üzere tüm aileyi kaybetti; nine-dedelerini, halalarını, amcalarını... Yalnızca ben ve çocuklarım hayatta kaldık. En son çocuklarımın tedavisi için Mısır’a gelme fırsatı buldum.

8 yaşındaki en küçük oğlum eşimin ailesine çok düşkündü; ninesini, babasını, amcalarını çok severdi. Savaştan önce çalıştığım için işteyken en küçük oğlumla onlar ilgilenirdi. Aralarındaki duygusal bağlar çok kuvvetliydi. Üstelik en küçük torun olduğundan çok seviliyordu. O yüzden eşimin ailesini kaybetmek oğlum için çok büyük travma oldu. Zor zamanlar geçirdi, sağlığı da etkilendi. Sadece benim kucağımda uyuyor, benden asla ayrılamıyordu. Eşimin kaybı daha da zor oldu. Eşim yaklaşık bir buçuk sene önce şehit olduğu halde oğlum sanki birkaç gün veya ay önce babasını kaybetmiş gibi kendinden geçerek ağlama krizlerine giriyor. Benden babasını getirmemi istiyor. Davranışları da tuhaflaştı. Bazen histerik bir halde gülüyor, bazen ağlıyor; duygularını kontrol edemiyor. Savaşın, açlığın, korkunun ve dehşetin etkilerinden hala kurtulabilmiş değil.

Mısır’da yalnızız, başımızda kimse yok. Çocuklarımın tedaviye ve eğitime ihtiyacı var. Barınma bile bir sorun, kiralar sıkıntı. Hayat çok zor.

Eşim savaştan önce çoğu Gazzeli gibi serbest çalışıyordu. Savaştan önce de kirada oturuyorduk, ev sahibi değildik. Rimel zengin bir mahalle olsa da bizim oturduğumuz ev öyle değildi, eski olduğu için kirası uygundu.

Savaşta çok şey öğrendik. Gazze’nin kuzeyinde olduğumuz için en başta kıtlığı ve açlığı yaşadık. İmtihanımız çetindi. Diğer yandan çocuklarımın hastalıkları... Yaşadıklarımız zordu ama hamdolsun, Rabbimiz ümidimizi yok etmedi. Davamızı sürdürebilmemiz için bize fırsatlar verdi. Allah’ın bana emaneti üç çocuğum var. Rabbim zor bir sorumluluk vererek bu emanetleri taşımamı takdir etti.

(Aksa Tufanı hakkında ne düşünüyorsun?) Sonuç olarak her şey Allah’ın takdiri. On yıllardır topraklarımız işgal altında, kuşatılmış durumda, zulüm görüyoruz ve haklarımızdan mahrumuz. Gazze halkı buna karşı elinden gelen her şeyi yaptı. Hakkımızı zorla almaya çalıştık. Ancak maalesef yapayalnız bırakıldık, kimse yanımızda durmadı. Dünyanın bizi kaderimizle baş başa bırakması en büyük hayal kırıklığımız oldu. Direnişçilerimiz de İsrail denen varlık karşısında yeterli sayıda değildi. Eğer ki dışarıdan var gücüyle bize destek verenler çıksaydı bu durumda olmazdık. Şimdiye kadar yaşadığımız tüm zorluklar ve şu an içinde olduğumuz hâl, neticede Allah’ın takdiri. Elbette her şeyin vardır bir hikmeti. İnşallah işler düzelir ve özgürlüğümüze giden yol açılır.

 

Orta yaşlı bir hanım:

Han Yunus’un merkezinde yaşıyordum. İki buçuk senedir Mısır’dayız. Eşim şehit oldu, ben de savaş altında çok yorulmuştum artık, depresyondaydım. Ailem halimi gördü ve kişi başı 5000 dolar “koordinasyon ücreti” ödeyerek beni 4 çocuğumla birlikte Mısır’a gönderdi. Kendileri Gazze’de çadırda yaşıyor ve hayatları çok zor. Sürekli korku içindeler ve temel ihtiyaçlara erişmekte bile zorlanıyorlar.

Eşim evimizin bombalanması sonucu şehit oldu. Evimizi terk etmeyi reddetmişti, sonuna kadar evde kalmaya kararlıydı; o içindeyken bombaladılar.

Mısır’da ihtiyaçlarımızı karşılama konusunda sıkıntı çekiyorum. Yardımlar geliyor ama düzenli değil. Birkaç ayda bir belki yardım alıyoruz. Ama elhamdülillah şartlara uyum sağlamaya çalışıyoruz. Çocukları devlet okuluna kaydettirdim, eğitim alıyorlar. Savaşın başlarında çocuklarımın davranışlarında değişiklikler olmuştu, ama şu an daha iyiler çok şükür.

Savaştan çok şey öğrendik. Şu bir gerçek ki her şey Allah’ın takdiridir ve başımıza gelecek bir şey varsa onu kimse engelleyemez. Biz istediğimiz kadar gelecekle ilgili planlar yapalım, Allah bizim için başka bir şey dilemişse o olur. Diğer yandan savaşta ailenin önemini, aile olmanın güzelliğini anladık. Ailenizden birini kaybettiğinizde artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, mutluluğu hissedemiyorsunuz. Yaşadıklarımız neticesinde Allah’a daha çok yaklaştık.

Aksa Tufanı ile ilgili kızgın değilim, sonuçta onu da Allah takdir etti. Topraklarımızı gasp eden Siyonistlere karşı birilerinin bugün ya da yarın harekete geçmesi, bir şeyler yapması gerekiyordu. Tabii tüm bunların yaşanması beklenmiyordu ama dediğim gibi Allah böyle takdir etti. Her halimize hamdolsun.

 

Genç bir hanım:

Nasr’danız. 7 Ekim’den 5 ay sonra Şubat 2024’te eşimin tedavisi için Mısır’a geldik. Hem savaş yorgunuydu hem de kan kanseriydi. Burada üç ay tedavi gördü, sonra vefat etti, buraya defnettik. Üç çocuğum var, hepsi Mısır’da benimle kalıyor. Burada uzaktan akrabalarım var ama birinci derece yakınlarımın hepsi Gazze’de.

Mısır’da zorluklar çok. Çocuklarım babasız büyüyorlar. Aileyi ben geçindirmek zorundayım, ama çalışma imkânım yok. Eğitimimi tamamlamamıştım, şimdi burada devam etmeye çalışıyorum. Çocuklarımın okula gitmesi gerekiyor; normal bir hayata, kendilerini güvende hissetmeye ihtiyaçları var.

Savaş bize sabretmeyi öğretti. Hayatta her şey Allah’ın elindedir; insan her an her şeyini kaybedebilir. Bir zamanlar evimizde kral gibi yaşıyorduk; evimizi, işimizi, hayatımızı, kelimenin tam anlamıyla her şeyimizi kaybettik. An geldi, evimizi yitirmekle kalmadık, ülkemizden çıkmak zorunda kaldık. Birçok yakınımızı şehit verdik. Ben eşimi, çocuklarım babalarını kaybetti. Bu hiç kolay değil. Hayata çocuklarımızın hatırına devam ediyoruz. Elhamdülillah, en azından çocuklarımız iyi diyoruz.  

Çocuklarımın davranışları değişmedi, ama ayrılık zor tabii, psikolojileri etkilendi. Özellikle kızım bana sürekli babasını özlediğini, hala babasının vefat ettiğine inanamadığını söylüyor. Bu durum hem psikolojik hem de fiziksel sağlığımı olumsuz etkiliyor. Kendime bakıyorum, ben de aslında çocuklarım kadar kötü durumdayım. Ama sonra kendime diyorum ki benim onlar için güçlü durmam ve ayakta kalmam lazım; çünkü benden başka kimseleri yok.


16 Ağustos 2026 Pazar

XX: “GAZZE’DEKİ ÇOCUKLARIMIN EN BÜYÜK İSTEĞİ, SIRTLARINI YASLAYABİLECEKLERİ GERÇEK BİR DUVAR”


“GAZZE’DEKİ ÇOCUKLARIMIN EN BÜYÜK İSTEĞİ, SIRTLARINI YASLAYABİLECEKLERİ GERÇEK BİR DUVAR”

XX, Kahire, 12.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan: Ahsen Zehra Bala

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Gazze’deyken ne iş yapıyordunuz?

Sosyal beceriler eğitmeniydim, bu alanda doktora derecem de var. Gazze’de üniversitede ders veriyordum. Ayrıca 12 yaş ve üstü genç grupları hayat becerileri konusunda eğitiyordum. Eğitimlerde odaklandığım konular ve sorular şunlardı: Sorun çözme becerisi nasıl kazanılır, lider şahsiyet nasıl olunur, iletişim becerileri nasıl geliştirilir, zaman yönetimi nasıl yapılır, kriz yönetimi nasıl olur, bilhassa Gazze’de yaşadığımız krizler nasıl aşılır… Bunun dışında üretken bir lider figür yetiştirmek için küçük projelere/işletmelere nasıl başlanır, küçük işletmeler nasıl büyütülür konusunda de eğitimler veriyordum. Yine kadınlara, bilhassa istismara uğramış kadınlara ve çocuklara psikolojik destek ve farkındalık sağlıyordum, bazen grup seminerleri düzenleyerek bazen de vaka türüne bağlı olarak bireysel.

Savaş sırasında neler yaşadınız?

Güneyde Refah şehrinde yaşıyorduk. Savaşın ilk gününden itibaren Mısır sınırına doğru göç başladı. Biz de yerinden olanları evimizde ağırladık. Kocamın kız kardeşi bizde kaldı, daha sonra şehit düştü. Kız kardeşim ve eşi de bizimleydi. Ben Mısır’a gelmek için yola çıkarken onlar da evimizden ayrılıp başka yere geçtiler ve orada bombalanıp hepsi birden şehit düştüler. Bu, benim için hayatımın en büyük şokuydu. Cesetleri çıkarılamadı, sığındıkları binanın enkazı altında kaldılar.

Havada dron benzeri kameralar dolaşıp sürekli fotoğraf çekiyordu; bunlar yüz ve ses tanıma sistemiyle çalışıyordu. Aranan kişiler bu şekilde tespit edilip bomba veya kurşunla hedef alınıyordu. 

Bir süre sonra gıda tükenmeye başladı; et, ekmek vs. kalmadı. En büyük sıkıntımız un bulamamaktı. Gaz tamamen kesildi, elektrik de yoktu. Bu yüzden ateş yakarak yemek pişirmeye başladık. Odun ve yakacak o kadar pahalı hale gelmişti ki yolda bulduğum küçücük bir kâğıt parçası bile bizim için adeta bir hazineydi; hemen alıp kâğıdı saklıyordum ki ateş yakmakta kullanabileyim. Çareler üretmek zorundaydık. Alternatif çeşitli düzenekler kurmayı başardık. Filistin insanı zaten icatçıdır.

Henüz daha evimizde yaşarken bütün ahşap kapıları sökmüştük, parçalayıp yakacak malzemeye dönüştürmek ve yemek pişirmekte kullanmak için. Başka ne yapabilirdik ki? Doyurmam gereken çocuklarım vardı ve üstelik evimizde toplam 75 kişi misafir ediyorduk. Eşim hepsini iyi ağırlamak, onları aç bırakmamak istiyordu. Kayınpederimin, Allah rahmet eylesin, çok büyük yemek kazanları vardı. Hep birlikte o büyük kazanlarda evde kalan herkese yemek pişiriyorduk.

Yine su akışı kesildi, bu yüzden içebilmek için çok uzaklardan su taşımak zorunda kaldık. Ardından iletişim koptu ve hiç kimseyle bağlantı kuramaz hale geldik. Bunun yanı sıra her gün çok sayıda aile ferdi şehit düşmeye başladı. Her gece şehit haberleriyle uyanıyorduk.

Kahire’ye hep birlikte mi geldiniz?

Hayır, eşim ve iki büyük oğlum Gazze’de kaldı. Ben üç kızım ve küçük oğlumla geldim.

Eşiniz neden Gazze’de kaldı?

Eşimin beni ve kızlarımı Mısır’a göndermekte ısrar etmesinin nedeni, Yahudilerin evlere ve hastanelere girip genç kızlara tecavüz etmelerinden korkması, bizi korumak istemesiydi. Kendisinin Gazze’de kalma nedeni de insanlar muhtaç durumdayken onlara yardım edebilmekti. Kendisi Sosyal Kalkınma Bakanlığında görevliydi. Yaptığı iş, tamamen sosyal yardım ve insani destekle ilgiliydi. Bana “Gazzelilerin bana ihtiyacı varken onları nasıl bırakıp gidebilirim ki?” dedi. Haklıydı.

Eşinizin görevi önemliymiş. Gazze halkının ekseriyeti geçmişten beri insani yardıma muhtaçtı…

Gazze’de savaştan evvel insani yardım çalışmaları hep vardı. Ama kimsenin bir şikâyeti yoktu, aç açıkta olan da asla olmadı. Çünkü güçlü bir sosyal dayanışma vardı. Ben de sivil toplum kuruluşlarında çalıştım, herkese hizmet veriyorduk. Savaş bu çalışmalara darbe vurdu.

Kahire’de hayatınız nasıl?

Burada hayat iyi, emniyet var ama hayat pahalı. Özellikle İran-İsrail savaşının başlamasıyla bu ay Mısır’da her şeyin fiyatı fırladı. Mısır halkının bize muamelesi iyi. Filistinli, hele de Gazzeli olduğumuzu duyduklarında ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.  Yahudilerden nefret ediyorlar. Gazze’den geldiğimizi öğrenen Mısırlılar neredeyse ağlamaklı oluyor. Hatta birisi “elimizden bir şey gelmiyor, size yardım edemiyoruz, savaş açamıyoruz, çünkü karar almak bizim elimizde değil, bizi affedin” demişti. Mısır halkı sade bir halk ama çok ciddi fakirlik içinde.

Eskiden üç evim vardı; biri Refah’ta dört katlı bir binaydı, diğer Gazze’de, öteki de Deyr el-Belah’taydı. Üçü de bombardımanda yıkıldı; eşim ve çocuklarım çadırda kalıyor. Geçmişte eşyamız çoktu. Buraya gelirken sıfırlandık. Şimdi her şeyi yeni baştan kurmaya çalışıyorum. Ama sıfırdan yeni bir ev kurma fikri benim için hem maddi açıdan çok zor hem de psikolojik olarak çok ağır. Kendimi hala Kahire’ye yeni gelmişim gibi hissediyorum. Zihnim eski evimde. Çarşıya evin bir ihtiyacını almaya gittiğimde “Bende bunun aynısı vardı” diyorum; sonra aklıma geliyor, hayır, o Gazze’deki evimdeydi diye. İki yıl geçmesine rağmen kendimi hâlâ burada geçici hissediyorum. Ama gerçek şu ki kızlarım burada okuduğundan muhtemelen kalıcıyım. Artık buraya yerleşip bir düzen kurmam gerekiyor. Ama psikolojik olarak buna hazır değilim. Yirmi yıldan fazla emek verdiğin evini, hayatını, eğitimini, işini geride bırakıp bir anda her şeyini kaybetmek... bunu kabullenmek gerçekten çok zor.

Suriyeliler de ilk yıllarda sizinle aynı duyguları yaşamıştı. Türkiye’deki Suriyelilerin hikayesi anlattıklarınıza çok benziyor.

Biz de Suriyelilerden çok şey öğrendik… Buraya ilk geldiğimde herkes bana “Mobilyalı ev kiralama. Boş bir ev tut, mobilyalarını kendin alıp yerleş” dedi. Ama ben hep nasıl olsa Gazze’ye geri döneceğim, mobilyaları ve eşyaları ne yapacağım diye düşündüm. Fakat artık gerçeği kabullenmek zorundayım. Ev eşyası alıp yerleşik bir hayat kurmam gerekiyor. Çünkü savaş beklediğimizden çok daha uzun sürdü.  Başta bir-iki hafta sürer sanmıştık; ama iki yıl geçti, üçüncü yıla girdik.

Kahire’de ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Lisede okuyan kızım sınavlara hazırlanıyor. İhtiyaç duyduğu özel eğitim programı yaşadığım ilçede olmadığından taşınmak zorundayım ama kiralar çok yüksek. Eşim bir yandan Gazze’deki masraflarını karşılamaya çalışırken diğer yandan bizim buradaki evin kirasını ödeyemez. Üstelik çocuklarımın hepsinin eğitim masrafları da var. Büyük kızım İngilizce mütercim-tercümanlık bölümünden mezun oldu; diğer iki kızım lisede, oğlum da ortaokulda. Bu arada kızım Türkiye’ye ve Türkçeye âşık. Türk dizilerini seyrederek Türkçe öğrendi.

Çocuklarımı Filistin okuluna kaydettirdim. Fakat okul yönetimi bana sürekli “Ramazan ayı bitmeden okul ücretlerini ödemeniz gerekiyor” diye hatırlatma yapıyor. Şu ana kadar ödeme yapamadım. Üç çocuğum var ve her biri için yaklaşık 16 bin cüneyh (300 dolar) isteniyor. Yani toplamda 900 dolar gerekiyor ki bu büyük bir meblağ. Nerede olursak olalım biz Filistinliler için en önemli şey eğitimdir. Eğitimi en büyük sermayemiz olarak görürüz. İlim ve din olmadan hayatın gerçek anlamda değeri olmadığını düşünürüz. Okul masrafları önemli bir mesele.

Eşim geçmişte Mısır’da yüksek lisans ve doktora yapmıştı. Bana eskiden burada kiraların ve masrafların çok çok ucuz olduğunu anlatırdı. Dört sene öncesinde bile öyleydi. Fakat özellikle 2023’te savaşla birlikte Sudanlıların kitlesel göçünden sonra kiralar ve maliyetler çok ciddi fırladı. Elbette her Sudanlı maddi olarak aynı düzeyde değil. Kimisi fakruzaruret içindeyken ve kavurucu sıcaklar da dahil yaz-kış sokaklarda yatarken, kimisi servetle, özellikle bol altınla gelmiş ve ev sahipleri kira olarak ne isterdilerse ödemişler. Biz Filistinliler Mısır’a geldiğimizde ev kiralarını görünce şaşırıp kaldık. Mobilyalı küçücük bir evin kirası 60 veya 80 bin cüneyh. Orta halli mobilyasız bir ev de yaklaşık 25 bin cüneyh.

2012’de Kahire’ye geldiğimde Afrikalıyla karşılaşmamıştım. 14 yıl sonra tekrar geldiğimde havalimanından itibaren her yerin Sudanlılar başta olmak üzere Afrikalılarla dolu olduğunu görünce çok şaşırdım.

Ekim Şehri bölgesinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği var; orada kendinizi adeta Sudan’daymış gibi hissediyorsunuz. Kızlarımın okulunda da çok sayıda Sudanlı öğrenci var. Mısırlı servis şoförü, bazen kızlarıma (bembeyaz oldukları için) “siz bunların yanında lamba gibi parlıyorsunuz” diye şaka yapıyor.

Dünya altın rezervinin yüzde 88’i Sudan’da. Aşırı zenginler var. Ama Sudan halkı oldukça tembel. Süpermarketi olanlara şekerin fiyatı ne kadar diye sorsanız yerinden kıpırdayıp da bakmak istemez. Ellerinde çokça altın var ama ondan faydalanamıyorlar. Çok zengin doğal kaynaklara sahip olduğundan ABD, İsrail gibi büyük devletlerin gözleri Sudan’ın üzerinde…

Gazze’de kalan eşiniz ve oğullarınız ne durumda, ne gibi zorluklar çekiyorlar?

İsrail Refah’ı boşalttırdı. Eşim ve oğullarım önce Deyr el-Balah, sonra Han Yunus’un Mevasi bölgesine sığındı. Çadırda yaşıyorlar. Yemeklerini yaktıkları ateş üzerinde kendileri pişiriyorlar. Gazze’deki çocuklarımın en büyük isteği ne biliyor musunuz? Sırtlarını yaslayabilecekleri gerçek bir duvarın olması. Çünkü çadırda yaşıyorlar ve çadırların duvarı yok. Eşim ve çocuklar sıcaktan muzdarip. Çadırlar insanca yaşamaya kesinlikle elverişli değil. Sular temiz değil ve ayrıca gelen su da gerçekten sıcak. Böcekler her yere yayıldı, bu durum cilt hastalıklarını yaygınlaştırdı. Oğullarımdan biri böceklerin vücudunda açtığı derin yaralardan uzun süre baş etmek zorunda kaldı. Şimdi bir de Gazze’de kemirgen ve fare istilası var. Bu hiç normal bir istila değil ve önüne geçilemiyor. Ekmeği bile koyacak yer bulamıyorlar, fareler ulaşamasın diye çadır direğinin tepesine asıyorlar. Buna rağmen fareler ulaşıp yemeye çalışıyorlar. Fareler çadırlardaki led ışıkların kablolarını bile kemirip yiyor ve insanların ışık kaynaklarını yok ediyorlar.

İsrail’in bu fareleri getirip yayılmasını sağladığı söyleniyor.

Evet, öyle. Çok tuhaf renklerde fareler var. Gece onları göremiyorlar. Geçenlerde büyük bir fare çadırda bir çocuğun gözünü ısırdı. Yine yaşlı bir kadının parmaklarını yedi. Düğünü olacak bir genç kızın çeyizini ve kıyafetlerini kemirdi.

Benim için en büyük sıkıntı, iki oğlumun da eşimle kalmış olması. Çünkü bu durum eşimin Gazze’deki masraflarını artırdı. Gazze’de hayat o kadar pahalı ki. Et girişinin kesilmesinden yaklaşık on ay sonra eşim ilk kez bir tavuk bulabilmiş, donmuş tavuğa 100 dolar ödemiş; düşünün taze bile değil. Eşim o olayı bana “Çocuklar için adeta bir bayram gün oldu” diye anlattı. Oğullarım “Bugün et yedik, bugün et yedik!” diye sevinçten uçmuş. Düşünün tek bir öğün tavuk yiyebilmek bile Gazze’de bayram havası estiriyor.

Eşimin hem Gazze’deki hem de Mısır’daki masraflarımızı karşılamaya gücü yetmiyor. Bu yüzden liseyi %91 ortalamayla bitiren oğlumu iki yıldır hâlâ üniversiteye kaydettiremedik. En büyük hayali Gazze’de veya yurtdışında tıp okumak. Ama şartlar gerçekten zor. Sınır kapısı hala kapalı; Gazze dışına çıkabilmesinin hiçbir yolu yok. Tıp eğitiminin yıllık ücreti yaklaşık 3.000 dolar ve bunu karşılayacak imkânımız yok. Büyük oğlum da muhasebe okuyor.

Gazze’deki sıkıntılar çok büyük. İran’la savaş patlak verdiğinde fiyatların fırlamasıyla durumları daha da kötüleşti. Sürekli bir zorluk ve mücadele söz konusu… Ayakkabı bulmak bile zor. Şu anda bazı kıyafetler bulunsa bile fiyatları aşırı yüksek. Bazen Gazze’ye ihtiyaç duyulan bazı mallar geliyor ama insanların bunları satın alacak parası yok. Zaten iş ve para kazanma imkânı da yok. İnsanlar genellikle yardım kuruluşlarının sağladığı gıdayla ve aşevlerinde pişen yemeklerle yaşıyor. Bu yardımlar da sürekli değil. Yemek pişirmede kullanılan gaz iyice kıtlaştı, hatta odunun fiyatı bile aşırı yükseldi. Çünkü Gazze’de artık neredeyse hiç ağaç kalmadı. Yemek pişirebilmek ve ısınmak için bütün ağaçlar kesildi. İnsanlar bombalanan evlere giriyor, yıkıntılar arasından mobilyalar ve odun olabilecek malzemeler bulabilmek için.

Gazze Şeridi, Akdeniz kıyısı boyunca küçücük bir yerdir. Kuzeyden güneye bir saatte gidilebilir. Mısır’a ilk geldiğimde insanların ve arabaların sayısını görünce gerçekten şaşırdım. Gazze 2 milyon nüfusluyken Mısır 120 milyon. Biliyor musunuz, çocuklarım Gazze’den beni arayıp sokakları videoya çekmemi istiyorlar, arabaları ve trafiği görebilmek için... Çünkü Gazze’de artık neredeyse hiç araba yok. Olsa da benzin bulunmuyor. Videolardaki arabaları görünce “Anne, ne kadar çok araba var!” diye şaşkınlıklarını ifade ediyorlar.