1 Haziran 2026 Pazartesi

Z.T.KOR: SURİYE KİTABININ 4. BASKISINA ÖNSÖZ


DÖRDÜNCÜ BASKIYA ÖNSÖZ

Tuz ve Taş Üstünde: Suriye’de Rejim, Savaş ve Göç kitabı (s. 9-14)

Zahide Tuba Kor


Sıradan Suriyelilerin hayat şartlarının son derece zorlaştığı ve geleceğe dair hiçbir ümitlerinin kalmadığı, buna mukabil Esed rejiminin dünyada yeniden meşru bir aktöre dönüşmekte olduğu bir dönemde, 27 Kasım 2024’te Heyet-i Tahriru’ş-Şam (HTŞ) öncülüğünde muhalif grupların İdlib’den Halep’e doğru yürüyüşü birkaç gün içinde rejim ordusunun Suriye’nin ikinci büyük şehrinde tam bir bozguna uğramasına, on bir gün sonra 8 Aralık’ta da altmış bir yıllık Baas ve elli dört yıllık Esed rejiminin devrilmesine yol açtı. İdlib, savaş 2020’de ülke çapında RusyaTürkiye-İran’ın inisiyatifiyle (Astana süreci) dondurulsa da çatışmaların ve bombardımanların hiç bitmediği tek cepheydi. Burası, çatışmasızlık adı altında rejimin kontrolüne geçen cephelerden çıkartılan silahlı muhaliflerin toplandığı, bir yandan ne pahasına olursa olsun rejimle mücadeleyi sürdürürken diğer yandan alternatif bir hükümet modeli kurulan ve idari tecrübe kazanılan bir sahaydı. Esed rejimi, on üç yıl süren kanlı ve yıkıcı bir mücadelenin sonunda Ukrayna, Gazze ve Lübnan savaşlarının da etkisiyle dış müttefiklerinin kendi derdine düşüp askerlerini ve milislerini çektiği bir ortamda on bir günde devrildi. Acının her türlüsünü çekmiş ve ümidi çoktan tükenmiş Suriyeliler, rejimin devrilmesine inanamadılar; muazzam bir mutluluğa eşlik eden hüzün, tedirginlik ama geleceğe dair temkinli bir iyimserlik içine girdiler. “Biz yeryüzünde cehennemi yaşadık, bundan sonra her ne gelirse gelsin Esed’den beteri olamaz” diyenler çoktu.[1] Tedirginlikte haklıydılar. Çünkü yeni Suriye devletinin inşası ve savaşın yaralarının sarılması da devrim süreci gibi zorlu ve sancılı geçecek. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Suriye’nin kaderini, –jeopolitik konumu yüzünden– küresel ve bölgesel güçler arasındaki nüfuz mücadelesi belirleyecek.

Rejimin devrilmesinden bir buçuk ay sonra Suriye’nin kuzeyde Türkiye sınırından güneyde Ürdün sınırına kadar birçok şehrini (Halep, Hama, Humus, Şam, Şam Kırsalı, Deraa ve Süveyda) ve ilçesini gezme imkânı buldum. Her ne kadar Suriye’nin kuzeyinde TSK’nın kontrolündeki ilçelere altı defa gitmiş olsam da bu sonuncu, buralara 2006’dan sonraki ilk ziyaretim olacaktı. Temel amacım, –bu kitaptakiler de dahil– yıllardır Suriyelilerle yaptığım görüşmelerde bana anlatılanların ve onlardan öğrendiklerim üzerinden anlattıklarımın doğru olup olmadığını bizzat yerinde müşahede ve test etmekti. Çünkü savaşlarda ilk katledilen hakikatlerdir. Dört günlük ziyaretim sırasında bunların doğru olduğunu sahada bizzat gördüm. Yıllardır muazzam bir bilgi kirliliğinin ve manipülasyonun olduğu bir ortamda bu, benim için çok önemli ve değerliydi. Savaş yüzünden Suriye’nin ne hale düştüğünü, nasıl bir yıkım aldığını görmek çok acıydı, hele de devrimin ilk patlak verdiği yüzde 70’i yıkılmış en güneydeki Deraa’nın ve 2006’da gezerken hayran kalıp unutamadığım Halep’in halini görmek; ama yine de takipçilerime sahadan doğru bilgiler vermiş olmanın huzuru içindeydim. 2015’ten itibaren bendenize güvenerek yaşadıklarını ve bildiklerini anlatan, sorularıma dürüstçe ve sansürsüz cevap veren Suriyeliler olmasaydı bunu yapamazdım; hepsine müteşekkirim.

Öte yandan rejim bölgelerini gezerken Türk vloggerların ahlaktan ve insanlıktan nasipsizliğini iliklerime kadar hissedip öfkelendim. Başkent Şam’ın merkezi biter bitmez başlayan ve ülkenin her yerini saran Gazzevari yıkımları, zorla boşalttırılan bütün bölgelerde evlerin dört duvar dışında geriye hiçbir şey bırakılmamacasına yağmalanmasını, şehir merkezlerinde belirli semtler dışındaki fukaralığı, elektriksizliği-susuzluğuyakıtsızlığı ve bakımsızlığı görmeme imkân ve ihtimalleri yoktu; keza istihbarat devletinin yaydığı korkuyu ve halkın hürriyetten yoksunluğunu hissetmemeleri de. Hiç utanmadan hepsini sakladılar, toz pembe tablolar çizdiler; yalanlarıyla halkımızı inandırıp sığınmacılara saldırttılar, savaşın kurbanlarına acı üzerine acı yaşattılar. İdeolojik saplantıların ve şahsi menfaatlerin insanoğlunu nasıl körleştirdiğini, vicdansızlaştırdığını, yalancılaştırdığını, diğer bir ifadeyle Siyonist ahlakla ahlaklandırdığını görmek için Suriye mutlaka ziyaret edilmeli. Keza gençlerimizin zihinlerini kimlerin nasıl ifsat ettiğini ve doğruyu bilenlerin de nasıl görevlerini layıkıyla yapmadıklarını fark etmek için de… Rejim devrildikten ve Sednaya hapishanesinde yaşananlar ifşa olduktan sonra doğruları konuşmak ve Suriyelileri savunmak kolaydır; zor olan, Suriyelilere karşı ayrımcılık ve nefret zirvedeyken akıntıya karşı kürek çekmek, zulüm yaşanırken bedel ödeme pahasına zalimlere karşı mücadele yürütebilmektir. Akademisyenden gazeteciye, sivil toplumculardan siyasetçilere kadar birçoklarının bu konuda sınıfta kaldığını kim inkâr edebilir?

Bu kitap, Suriye’nin gerçeklerini anlatmanın ve Suriyeli sığınmacıları savunmanın en zor olduğu bir zaman diliminde ortaya çıktı (röportajların birçoğunu yapar yapmaz tercüme edip 2022 sonundan itibaren Instagram hesabımdan paylaşmıştım). Tam da bu yüzden iki yılda üç baskı yapacağını hiç düşünmemiştim. Kitaba gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Kitapta röportajı olan Suriyelilere dördüncü baskı müjdesini verdiğimde onlar da çok duygulandılar ve Türk okurlara teşekkürlerini ilettiler.

Bir özeleştiri yapmam gerekirse, böyle bir kitabı yayınlamakta çok geç kalmanın mahcubiyeti içindeyim. Ancak her şeyin bir vakti vardır ve bunu tayin etmek kendi elimizde değildir. Bu kitabın nasıl ortaya çıktığının hikayesini Giriş bölümünde yazdım. Şunu da tarihe bir not olarak düşmek isterim: 2015’ten itibaren röportajlara başlamış biri olarak yıllarca Suriye anlatmak istedim, ama bu konuda çok az davet aldım. Bekledim, bekledim. Sonunda ırkçılığın arttığı ve Suriyelilerin varlığının seçim kaybettirici bir meseleye dönüşmesiyle birlikte hükümet politikasının da sığınmacılar aleyhine değiştiği 2019’dan itibaren bu konuda sosyal medyada yazmaya, zihinlerde uyanan yaygın sorulara cevaplar üretmeye başladım. Irkçılığın zirveye çıktığı ve ülkemizde çok acı ve utanç verici olayların yaşandığı bir ortamda 2022’den itibaren (7 Ekim 2023 Aksa Tufanı’na kadar) gündemimi Suriye yaptım. İsmi Filistin-İsrail meselesiyle özdeşleşmiş biri olarak bu konuda gelen konuşma tekliflerini geri çevirip “Ben artık Filistin değil, sadece Suriye konuşacağım; bu konuda dinlemek isterseniz gelirim” dedim. Bunun üzerine şahsımı dinlemek istedikleri için Suriye konusuna razı oldular. Bazıları ise “çok iyi olur” dedi ama bir daha geri dönüş yapmadı; çünkü Suriye konusu hem cazip değildi (halkımızın bu konuya hiç ilgisi yoktu) hem de sığınmacı düşmanlığı zirvede olduğundan bu konuda program yapmak bir risk almak ve hatta kara propagandaya maruz kalmak demekti, buna yanaşmadılar. Tam da bu yüzden başkalarını riske sokmadan konuyu en ayrıntılı şekilde anlatabilmek için 2022 yılı ortasında kendi Instagram hesabımdan canlı yayınlarla sekiz oturumda (toplamda on dört saatte) “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” seminerini[2] verdim; çok ilgi gördü, beğenildi. Daha sonra dinleyicilerden gelen taleple semineri kitaplaştırma sürecine girdim. Keşke bunları daha evvel yapabilmiş olsaydım. Ama şunu biliyorum ki ne kadar evvel başlamış olursam olayım bu konuda dinleyicim ve okuyucum az olacaktı. Çünkü Gazze soykırımına kadar konforumuzu bozacak acı gerçekleri öğrenmeye pek de talip değildik. Bu kitabın piyasaya çıkışı, uyanışımıza vesile olan Aksa Tufanı’na denk düşmeseydi muhtemelen bu denli ilgi görmeyecekti.

Gazze yerle bir edilmeden önce Suriye, ondan önce de Irak yıkılmıştı. Gazzeliler Suriyelilerin yaşadıklarının –soykırım boyutunda daha şiddetlisi olmakla birlikte– bir benzerine maruz kaldılar. Suriyeliler bu dünyada yaşanabilecek hemen her türlü ölüm çeşidini tattılar, mülteci olarak sığındıkları topraklarda bile... Gazze’yle ilgili “dünya tarihinde bir ilk” diye hayretler içinde anlatılan şeylerin kahir ekseriyeti Suriye’de (ve Irak’ta) geçtiğimiz yıllarda zaten yaşanmıştı; ama gözler ve gönüller kapalı olduğundan yeterince gündem bile yapılmadı. Gazzelilerin yaşadıkları soykırımı en azından dünya gördü ve sessiz kalmadı, engelleyemese de. Gazzeliler bir bakıma daha şanslıydı; çünkü Gazze’de katiller, Suriye’de olduğu gibi kendi rejimi ve ordusu değil, kendisinden olmayan işgalci-yerleşimci dış düşman İsrail’di. Yine Gazzelilerin çok net ve meşru bir davaları, yani İslam’ın kutsalları olan Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı savunma hedefleri vardı; Suriye’de ise –bazı Suriyelilerin deyimiyle– adeta at izi it izine karışmıştı. Ama tabii Suriyelilerin avantajı, ülke içinde veya dışında sığınıp canlarını kurtarabilecekleri yerler olmasıydı; Gazzeliler daracık bir alana kıstırıldılar ve güvenli hiçbir nokta yoktu. İsrail 7 Ekim’den sonra Suriyeleşti, hapse girme korkusu yaşayan Netanyahu da Esedleşti; savaşta da müzakerelerde de çok benzer taktikler kullandılar.[3] Suriyeliler için muhtemelen en acısı, Gazzevari katliamlar, yıkımlar, işkenceler ve tecavüzler yaşayıp nelere maruz kaldıklarını dünyaya bir türlü anlatamamaları, anlatmaya çalıştıklarında inandırıcı bulunmamaları veya umursanmamaları, dünyanın neresine giderlerse gitsinler –kendilerini bağrına basan vicdan sahipleri olduğu kadar– her yerde hayatlarını mahveden küçük Esedciklerle de karşılaşmalarıydı. Rejim devrildikten sonra “insan mezbahası” da denen Sednaya Hapishanesini duyanlar ve görenler şoka uğradı. Halbuki Suriye Sednayalarla doluydu. Dahası, Sednaya’dan ve diğer hapishanelerden kurtulanlar ülkemize sığınmıştı. Yanı başımızda komşumuz, okul veya iş arkadaşımız Suriyeliler olduğu halde acaba neden bunları hiç duymadık, öğrenmeye çalışmadık? 7 Ekim’den bu yana Gazze konuşmalarımda hep Suriye’ye de giriyor ve şunu söylüyorum: “Gazze’de olan bitenleri daha dikkatli izleyin; çünkü ekranlarda gördüğünüz her şeyin bir benzeri yıllarca Suriye’de yaşandı.” Yine “Gazze ne Bir İlkti ne de Son” başlığı altında yaptığım konuşmalarda[4] Gazze’nin 1991’den itibaren Irak’la ve 2011’den bu yana Suriye’yle çarpıcı benzerliklerini fotoğraflar eşliğinde anlatıyorum; dinleyiciler her defasında biz sınır komşumuz olduğu halde Irak ve Suriye’de yaşananları neden bilmiyorduk diye hayıflanıyorlar. Bu kitabı okurken Suriyelilerin hikâyesinin Gazzelilerinkiyle benzerliklerini keşfedecek, 8 Aralık 2024’te Esed rejiminin devrilmesine dünyada en çok sevinenlerin neden Gazzeliler olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

***

Rejim neden 8 Aralık 2024’te düştü, yeni Suriye’yi neler bekliyor, Suriyeliler geri dönebilir mi, kimi yerleri Gazzevari yıkım alan ülke yaralarını sarıp ayağa kalkabilir mi, Fırat’ın doğusu ile batısının henüz bütünleşemediği ülke işgalci İsrail’in gayretleriyle güneyi de dahil parçalanabilir mi, onca işlenen korkunç suçun ardından iç barış sağlanabilir mi gibi zihinlerde cevabı aranan kritik birçok soru var. Önsözde bunlara cevap vermek mümkün değil. Sahada gördüklerimi, kendi çektiğim fotoğraflar eşliğinde Ortadoğu Günlüğü blogumda uzunca bir yazı olarak kaleme aldım.[5] Yine kitabın sonuna 8 Aralık 2024’ten itibaren yaptığım konuşmaların, katıldığım programların ve verdiğim röportajların listesini ekledim ki merak edenler hem yaşananlara dair analizlerime hem de yeni Suriye’nin önündeki fırsatlara ve meydan okumalara dair değerlendirmelerime ulaşabilsin.

2022-2023’te bu kitap için röportaj yaptıklarımın yarısı, rejimden duydukları korku nedeniyle veya ülkede kalan yakınlarının başına bir bela gelmemesi için isimlerini yazmamı istememişti. Dördüncü baskıdan önce ulaşabildiklerime isimlerini yazmamda bir sakınca olup olmadığını sordum. On yedi kişiden on tanesi kabul etti, değiştirdim. Üç kişiye telefonlarından ulaşamadım. Diğer dört kişiden biri Kürt asıllı olup kimliği deşifre olduğu takdirde Fırat’ın doğusunda yaşayan akrabalarına PYD’nin zarar vermesinden korktuğu için, üçü ise şahsi nedenlerle isimsiz kalmayı tercih ettiler. Kitapta röportaj yaptıklarımdan bazıları Suriye’ye geri dönmüş; bazılarının evleri yıkıldığı ve memleketleri yerle bir olduğu için gitmeleri mümkün değil; bazıları ise Avrupa’ya gitmiş... Ayrıca kitabın dipnotlarında da karekodla eklediğim yirmi kadar Suriyeliyle röportajlar vardı. Bunlardan ulaşabildiğim isimsizlere de sordum; kabul edenlerin isimlerini ekledim.

Tuz ve Taş Üstünde kitabının önceki baskılarında, daha evvel yazdığım ancak tamamlayamadığım “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” kitabımı yayınlayacağımı not olarak düşmüş, hatta bazı konuların ve bilgilerin burada yer alacağını dipnotlarda defalarca belirtmiştim. Ancak her kitabın bir kaderi vardır; yazarı olarak ne yaparsak yapalım kontrol dışı gelişmeler yüzünden işler planladığımız gibi gitmez. Öyle ki bazen yazılmış koca bir kitap taslağı yarım kalır, hiç baskıya gitmez ve onca emek heba olur. 2022 yazında yazmaya başladığım ve 400 sayfayı bulan bu kitap da geçmişteki başka bazı kitap taslaklarım gibi yarım kaldı ve siz okurlarıma verdiğim sözü tutamadım. 7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’nin soykırımı ve Ortadoğu’nun farklı ülkelerinin İsrail saldırılarına uğraması, acil ihtiyaç olan yepyeni üç kitabın doğuşuna vesile olurken, 2022’de büyük emekler vererek yazdığım –yıllardır yaptığım saha araştırmalarımın ve yüzlerce röportajın bir ürünü– “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” kitabının tamamlanmasını engelledi.

Elinizdeki bu kitapta ilk baskıdan dördüncü baskıya neler değişti? Öncelikle, ana metinlerde hiçbir değişiklik yapmadım. Mayıs 2024’te çıkan ikinci baskıda, Şubat 2024’teki Azez ve Tel Abyad ziyaretlerimde yaptığım ve tercüme edip blogumda yayınladığım röportajları karekodlarla dipnotlara ekledim. Aralık 2024’te yayınlanan üçüncü baskıda hiçbir ekleme olmadı. Dördüncü baskının dipnotlarına ise hem ikinci baskı sonrası –mesela çocukken savaşı yaşamış– Suriyelilerle yaptığım yeni röportajları hem de müstakbel Suriye kitabımda yayımlamayı planladığım ziyaret notlarımı, saha gözlemlerimi ve kısa röportajları karekodlarıyla dipnotlara ekledim. Daha önemlisi, Suriye ve Suriyeliler konulu çalışmalarımın ve konuşmalarımın toplu listesini kitabın sonunda ayrı bir bölüm olarak paylaştım ki ilgilenenler ve Suriye alanında çalışma yapanlar istifade edebilsin. Yine bu kitapta linklerini paylaşmasam da 2021-2023 yılları arasında @ztkor Instagram hesabımdan Suriye ve Suriyelilerle ilgili birçok temel konuyu ve zihinlerdeki soruları tematik olarak ele alan paylaşımlarım istifadenize açık.

Son olarak, elinizdeki bu kitabı Esed rejimi devrilmeden önce okumak ile sonrasında okumak birbirinden farklı hissiyat uyandıracaktır; ama her halükârda 8 Aralık 2024’te rejimin neden devrildiğini anlamayı da kolaylaştıracaktır. Haklıyı haksızdan ayırabilmek, zulme ve zalime karşı durabilmek, zulmün tekrarlanmasının önüne geçebilmek ve mazlumları üzenlerden, ezenlerden olmamak için önce gerçekleri bilmek gerekir. Elinizdeki bu kitabın bilginin öneminin keşfedilmesine ve önyargılardan kurtuluşa vesile olması temennisiyle…

Zahide Tuba Kor

2 Kasım 2025, İstanbul



[1] Rejim devrilmeden iki gün önce bu kitapta röportajı bulunan ve bulunmayan birkaç Suriyeliyle yeniden görüştüm. HTŞ’den ideolojik olarak uzak oldukları halde hepsi de aynı cümleyi söylediler. Bunlardan ikisinin duygu ve düşüncelerini @ztkor Instagram hesabımda 21.12.2024’te yayınladım. https://www.instagram.com/p/DD1YIThiRs2/

[2] “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” semineri @ztkor Instagram hesabında 21 Mayıs-2 Temmuz 2022 tarihleri arasında yüklüdür https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2022/07/ztkor-algilar-ile-gercekler-arasinda.html. Seminerde Suriye’nin demografisi, jeopolitiği, sosyokültürel ve sosyoekonomik hayatı, Fransız manda mirası, bağımsızlık sonrası Suriye siyasetinin temel özellikleri, Suriye Baas Partisi ve Hafız&Beşşar Esed yönetimi, 2011 Suriye isyanı ve savaşın sebepleri ve evreleri, küresel ve bölgesel güçlerin Suriye politikaları, iddiaların aksine Esed’in savaşı neden kazanamadığı, savaşın insani sonuçları, yerinden edilenlerin ve mültecilerin yaşadıkları, ülkemizde Suriyelilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar gibi birçok konu ayrıntılı anlatılmıştır.

[3] Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Zahide Tuba Kor, “Gazzeliler ile Suriyelilerin Ortaklaşan Kaderleri”, Gazze: Geçmişten Günümüze Direnişin Toprağı, Timaş Yayınları, s. 335-350

[4] “Gazze ne Bir İlkti ne de Son” başlıklı konuşma @ztkor Instagram hesabında 7.8.2025 tarihinde yüklüdür https://www.instagram.com/reel/DNEKr0MNrQL/?igsh=dXRvMW9xZGJuZmln. Aynı konuşmanın İsrail’in Gazze’deki soykırımı ile geçmişte Avrupa’nın Amerika kıtaları ve Kuzey Afrika coğrafyasındaki sömürgeci-yerleşimcilik modelini mukayese ettiğim daha uzun bir versiyonu, @zahidetubakor Instagram hesabında 5.12.2025 tarihinde yayınlanmıştır https://www.instagram.com/p/DR5CZaVCCzd/.

[5] “Esed Rejimi Devrildikten Sonra Halep’ten Deraa’ya Suriye İzlenimlerim (26- 30 Ocak 2025)”, Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 19.2.2025, https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/02/ztkor-halepten-deraaya-suriye.html. Saha gözlemlerimin daha kısa bir versiyonu için bkz. “Savaş, Yıkım ve Umut: Halep’ten Deraa’ya Suriye’nin Hikâyesi” (Fokus+, 14.2.2025), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 21.4.2025, https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/04/ztkor-savas-yikim-ve-umut-halepten.html.

Z.T.KOR’UN SURİYE VE SURİYELİLERİ KONU ALAN ÇALIŞMALARI

 

ZAHİDE TUBA KOR’UN SURİYE VE SURİYELİLERİ KONU ALAN ÇALIŞMALARI

Tuz ve Taş Üstünde: Suriye’de Rejim, Savaş ve Göç kitabının 4. baskısının sonuna eklenmiş bir bölümdür (s. 451-454).  


Suriye Ziyaret Notları:

Esed Rejimi Devrildikten Sonra Halep’ten Deraa’ya Suriye İzlenimlerim (26-30 Ocak 2025), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 19.2.2025. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/02/ztkor-halepten-deraaya-suriye.html

Suriye’nin Afrin ve el-Bab İlçesinde Yaşayan Suriyelileri Ziyaretim (5-6 Mayıs 2022)”, Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 8.6.2022. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2022/06/gezi-notu-afrin-ve-el-babda-yasayan.html

Suriye’nin Azez İlçesi ve Kilis’te Yaşayan Suriyelileri Ziyaretim (20-22 Nisan 2022), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 7.6.2022. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2022/06/gezi-notu-suriye-azez-ve-kiliste.html

Suriye’nin Azez İlçesi ve Kilis’te Yaşayan Suriyelileri Ziyaretim (17-20 Ocak 2020), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 12.6.2022. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2020/06/gezi-notu-suriye-azez-ve-kiliste.html

* Ayrıca @ztkor Instagram hesabında Suriyelerle yaptığım birçok kısa röportaj yer almaktadır.

 

Yazılar:

Savaş, Yıkım ve Umut: Halep’ten Deraa’ya Suriye’nin Hikâyesi (Fokus+, 14.2.2025), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 21.4.2025. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/04/ztkor-savas-yikim-ve-umut-halepten.html

Esed Rejimi Düşerken Suriyelilerin Yaşadıklarını Hatırlamak (Fikir Turu, 12.12.2024), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 19.12.2025.  https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2024/12/ztkor-esed-rejimi-duserken.html

Gazzeliler ile Suriyelilerin Ortaklaşan Kaderleri (Fokus+, 1.3.2024), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 2.3.2024. Genişletilmiş hali Gazze: Geçmişten Günümüze Direnişin Toprağı içinde s.335-350. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2024/03/ztkor-gazzeliler-ile-suriyelilerin.html

Lübnan: Her Şeye Rağmen Dönmeyen Suriyeli Mülteciler (Ümran Stratejik Araştırmalar Merkezi, 31.7.2023). https://tr.omrandirasat.org/yay%C4%B1nlar%C4%B1m%C4%B1z/raporlar/lubnan-her-seye-ragmen-donmeyen-suriyeli-multeciler.html

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar Ne Yapar, Ne Yaşar, Ne Hisseder? - I. Bölüm, Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 25.7.2019. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2019/07/ztkor-turkiyedeki-suriyeliler-ne-yapar.html

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar Ne Yapar, Ne Yaşar, Ne Hisseder? – II. Bölüm, Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 22.8.2019. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2019/08/ztkor-turkiyedeki-suriyeli-siginmacilar.html

 

Röportajlar:

Zahide Tuba Kor ile Göç ile Göçmenlik Meselesi Üzerine Bir Söyleşi (Röportajı yapan: Melih Sâdık Küçüker, Vefa dergisi, Kış 2025, sayı 25, sf. 4-11) Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 10.1.2025. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/01/ztkor-ile-goc-ve-gocmenlik-meselesi.html

“2012-2015’te Esad Rejimi Düşüyorken, ABD’yi İkna Edip Bunu Engelleyen İsrail Oldu” (Röportajı yapan: Naman Bakaç, Independent Türkçe, 18.12.2024) ve “Süreci Baltalamasından En Çok Korktuğum Ülke, Karşı-Devrimlerin Üssü Olan ve İsrail’le Hareket Eden BAE” (Independent Türkçe, 20.12.2024) Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 20.12.2024. https://www.indyturk.com/node/750726/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/zahide-tuba-kor-2012-2015te-esad-rejimi-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCyorken-abdyi-ikna-edip

Suriye’nin Önündeki Tehlike: Milis Siyaseti (Röportajı yapan: Naman Bakaç, Perspektif Online, 20.12.2024) Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 20.12.2024. https://www.perspektif.online/suriyenin-onundeki-tehlike-milis-siyaseti/

Esed Rejiminin Yıkılması Bize Ne Anlatıyor? (Röportajı yapan: Betül Sav, Fikriyat, 8.12.2024), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 20.12.2024. https://www.fikriyat.com/galeri/gundem/esed-rejiminin-yikilmasi-bize-ne-anlatiyor

“Kültürü Bozulmaya Mahkûm Olanlarla Suriyelilerdir, Biz Değil” (Röportajı yapan: Elif Atabaş, Minber-i Aksa dergisi, 1. bölüm: sayı 48, 2023, sf. 24-28 ve 2. bölüm: sayı 49, 2024, sf.42-49), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 28.6.2024. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2024/06/ztkor-kulturu-bozulmaya-mahkum.html

Algılar ile Gerçekler Arasında Suriyelilerin Genel Durumu (Röportajı yapan: Şehadet Özek, Genç dergi, Haziran 2023), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 12.6.2023. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2023/06/ztkor-ile-soylesi-algilar-ve-gercekler.html

 

Seminerler:

Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler – 8 bölüm (@ztkor Instagram hesabı, 21 Mayıs-2 Temmuz 2022) https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2022/07/ztkor-algilar-ile-gercekler-arasinda.html

“Geniş Ortadoğu” Coğrafyası ve Jeopolitiği – 2. oturum: Suriye (Bilim ve Sanat Vakfı, 2025 Bahar semineri) https://www.instagram.com/p/DInvQAkivjj/

İslam Coğrafyasında Savaşların Toplumsal Sonuçları – 3. oturum: Suriye Savaşı (Bilim ve Sanat Vakfı, 2022 Bahar Seminerleri) https://www.youtube.com/watch?v=0BvoXX0_31g

Ortadoğu’da Toplumsal Hareketler – 2. oturum: Arap milliyetçiliği akımı ve Suriye Baas Partisi (Bilim ve Sanat Vakfı, 2019 Güz Seminerleri) https://youtu.be/es9uV0R7UN0

Modern Ortadoğu’nun Siyasi Dönüşümü (Bilim ve Sanat Vakfı, 2017 Güz Seminerleri) https://www.youtube.com/playlist?list=PLL8Y0JmQkP6EjHKEZidQ7eECbbqein9dZ

 

Tuz ve Taş Üstünde kitabıyla ilgili programlar

Tuz ve Taş Üstünde: Suriye’de Rejim, Savaş ve Göç (Türkiye Araştırmaları Vakfı, 31.7.2025) https://www.youtube.com/watch?v=mvJ3zMFK3fU

Biz neden Suriye’lilere Suriyelileri anlatıyoruz? (10’lar Medya, 2023) https://10lar.com/video/biz-neden-suriyelilere-suriyelileri-anlatiyoruz/

Tuz ve Taş Üstünde (Meridyen Genç Kitap Söyleşileri, 20.1.2024) https://www.instagram.com/tv/C2VOYGxC2Kg/?igsh=aHAzMjZkc2dxcHp6

Suriye’den Türkiye’ye Göçün Etkileri (İsmail Güleç ile Enderun Sohbetleri programı, VAV TV, 22. 12.2023) https://www.youtube.com/watch?v=3IsvuR6O4J8

Suriye’de ve Gazze’de Hayat (Belkıs Kılıçkaya ile Bu Ülke programı, 24TV, 06.01.2024) https://www.youtube.com/watch?v=baExboaGE4Y

Mültecilik Ne Demektir? Yaşananlardan Ne Gibi Dersler Çıkarılmalı? (İsmail Halis ile Bin1 programı, TVNET, 8.2.2024) https://www.youtube.com/watch?v=JaqxFZbaYNg

Suriye’den Gazze’ye Savaş Bölgesinde Yaşayanların Hikayeleri (Taksim Camii Kültür Sanat Merkezi, 17.12.2023) https://www.instagram.com/p/C09G2Dnirdi/

 

Esed rejiminin devrilişi üzerine programlar:

Devrimin Birinci Yılında Suriye: Tehditler ve İnşa paneli - 2. oturum (Türkiye Araştırmaları Vakfı, 8.12.2025, Salih Kaya, Fatma Sarıaslan, Ahmet Arda Şensoy ile birlikte) https://www.youtube.com/watch?v=zYdxtziAEHc

Esed Rejimi Düşerken Suriye’nin Geçmişi ve Geleceği (Nevzat Çiçek ile Doğu-Batı programı, HABERTÜRK TV, 7-8 Aralık 2024, Alptekin Dursunoğlu, Mehmet Alğan, Hazar Vural, Cevat Gök ile birlikte) https://www.youtube.com/watch?v=1xd8t09aicU&t=348s

61 Yıl: Baas Diktası ve Zulmü (Belkıs Kılıçkaya ile Bu Ülke programı, 24TV, 4.1.2025) https://www.youtube.com/watch?v=xZUmmqgURFw

Esedsiz Hür Suriye (Belkıs Kılıçkaya ile Bu Ülke programı, 24TV, 1.3.2025) https://www.youtube.com/watch?v=7WT_-RakGhE

Suriye İzlenimlerim – 4 bölüm (Kanon, 9.2.2025) https://youtube.com/playlist?list=PLjqCDg2lgz3O5sYVEkXftSYZ4vsoOYLLQ&si=vYZHKl8g2-d4Dnlk

Geçmişten Günümüze Suriye’de Siyaset ve Toplum (Bursa HAKÜDAD, 7.1.2025) https://www.instagram.com/p/DEhkIqhCDdm/

Baas’ın Düşmesinin İç ve Dış Nedenleri, Suriye Halkının Durumu (Konya İHH Kadın, 28.2.2025) https://www.instagram.com/p/DGnfU6YiHoN/

Suriye’nin Dünü, Bugünü, Yarını (İTÜ Diriliş ve Medeniyet Kulübü, 30.12.2024) https://www.youtube.com/watch?v=AXIcGEyzSPk

Baas Rejimi Nasıl Devrildi, Suriye’yi Neler Bekliyor? (DÜSAM, 17.12.2024) https://www.youtube.com/watch?v=oY5WCsq-7w4

Suriye Saha Gözlemlerim (Gebze Teknik Üniversitesi, 6.5.2025) https://www.instagram.com/p/DJUMy_OCYaa/

Suriye Devrimi: Geçmişi, Bugünü, Geleceği (Bilim ve Sanat Vakfı, 18 Ocak 2025) https://www.instagram.com/reel/DE95hvQC9Od/

Suriye’de 61 Yıllık Baas Rejimi Çöktü! Bundan Sonra Suriye’de Neler Olacak? (Fikriyat, 8.12.2024) https://www.youtube.com/watch?v=8srwSWX6Brs

Ortadoğu’daki Değişimin Suriye’ye Etkileri (Yeni Suriye: Güvenlik, Diplomasi ve Stratejik Yaklaşımlar paneli, ULFED, 13.2.2025) https://www.instagram.com/p/DGBRoBkibQe/

Geçmişi ve Geleceğiyle Suriye (İHH İstanbul Kadın teşkilatı, 5.1.2025) https://www.instagram.com/p/DEdDA1_oK83/

 

Suriye, Suriyeliler ve Mültecilerle İlgili Konuşmalar

Suriye Meselesinde Doğru Bilinen Yanlışlar – 2 bölüm (Aliya Vakfı, 8 Eylül 2024) https://www.youtube.com/playlist?list=PLaa40PAN6FTHW67TkmhFdBz8MDKAKJvex

Mülteciliğin Bireysel ve Toplumsal Sonuçları: Ortadoğu Örneği (Bilim ve Sanat Vakfı, 31.8.2021) https://www.youtube.com/watch?v=iMQPLhmV5cM

Suriye’nin Geleceği Paneli-3: Savaş Sonrası Mültecilik ve İnsanlık Halleri (Mardin Artuklu Üniversitesi, 14.4.2025) https://www.youtube.com/watch?v=_SVnR9qZqh8

Savaş ve Çocuk: Suriye Örneği, (Yeryüzü Çocukları Derneği, “Kriz Bölgelerinde Çocuk Olmak” çalıştayı, 15.5.2024) https://www.instagram.com/p/C7YpBckiI0b/

Eğitim, Göç ve İşgal Ekseninde Kadınlar (SETA Web Panel, 6.3.2024, Nursem Keskin Aksay, Hasibe Turan, Merve Özdenler, Emine Çınar ile birlikte) https://www.youtube.com/watch?v=-w6cvduduIs

Dünya Kadınlar Günü Özel: Savaş, Göç ve Kadın (İsmail Halis ile Bin1 programı, TVNET, 7.3.2024) https://www.youtube.com/watch?v=EpppUfoiU8I

Savaş, Göç ve Kadın (Belkıs Kılıçkaya ile Bu Ülke programı, 24TV, 13.4.2024) https://www.youtube.com/watch?v=-NDS2os2wnM

Sınırların Ötesinde Kadın Olmak: Mülteci ve Yerinden Edilmiş Kadınlar (İHH İstanbul Kadın teşkilatı, 5.12.2025) https://www.instagram.com/p/DR4cIyrCG2G/

Mültecilik, Suriyeliler ve Yeni Suriye (Göç ve Diaspora Vakfı, 11.1.2025) https://www.instagram.com/p/DErfpWACidE/

Algılar ve Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler (Mavera TV, 7.9.2022) https://www.youtube.com/watch?v=XH3tQlSx-YU

Suriye Hakkında Bilinenler Ne Kadar Doğru? (Yeni Şafak Ortadoğu Coğrafyası Serisi, 11.11.2024) https://www.youtube.com/watch?v=yisCKgGXvL4

Suriyelileri Ne Kadar Tanıyoruz? – 1 (Vesair, TRT Radyo-1, 11.9.2022) https://www.youtube.com/watch?v=FbRoDcrTUuQ

Suriyelileri Ne Kadar Tanıyoruz? – 2 (Vesair, TRT Radyo-1, 19.9.2022) https://www.youtube.com/watch?v=u2u5l0yuieQ

Gazze ne İlk İmtihanımız ne de Son (Özgür-Der Gençliği, 5.12.2025) https://www.instagram.com/p/DR5CZaVCCzd/

 


28 Mayıs 2026 Perşembe

XX: “HAZIRLIĞINIZI YAPIN, MESCİD-İ AKSA MERKEZLİ BU SAVAŞ SİZİ DE İÇİNE ÇEKECEK”


XX: “MERKEZİNDE MESCİD-İ AKSA OLAN BİR DİN SAVAŞI YAŞANIYOR; HAZIRLIĞINIZI YAPIN, BU SAVAŞ SİZİ DE İÇİNE ÇEKECEK”

XX, sahada görev yaparken yaralanıp tedavi için Mısır’a gitmiş Gazzeli bir beyefendidir.

Kahire, 13 Mart 2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

Mısır’a niçin geldiniz ve Gazze’ye geri dönmeyi düşünüyor musunuz?

İşgalcinin saldırısında yaralanıp tedavi için Mısır’a geldim. Sağlığım artık iyi elhamdülillah. Mısır’da Gazze halkının hizmetindeyim. Ama şu dünyada istediğim tek şey Gazze’ye geri dönebilmek. Evet, Mısır güvenli bir ülke. Ama burada olmak içimi rahat ettirmiyor. Gerçek güven ve huzur duygusunu sadece ve sadece Gazze’de hissedebilirim. Çünkü Filistin ve Gazze dışında her yer, bir yanılsamadan ve yalandan ibaret; her yer bizim için yalan dünya.

Gazze’nin kuzeyindenim. Burada Beyt Lahiya, Beyt Hanun ve Cebaliya işgalcinin en çok yıktığı yerler. Kuzeyin bir kısmı İsrail işgali altında olsa da tamamı değil. Orada hala vatanını gönülden seven, ihlaslı ve mücahit insanlar yaşıyor. Dün memleketimde hayatını sürdürmeye çalışan tanıdığım ailelere yardım yolladım. Bütün çocukları mücahit olup şehit düşen bir hanım, bana bir arkadaşım üzerinden şu mesajı yolladı: “Onu buraya bekliyoruz, kimsecikler kalmasa bile. Bir an evvel geri dönsün. Bizi unutmasın, şehrimiz tamamen yıkılsa bile biz hala buradayız.” Bu sözler içimi dağladı. Gazze’den sağlığım için mecburen ayrılsam da içim yanıyor, kendimi hain hissediyorum.

Gazze’deki geçmiş tüm savaşları yaşadım. Yaralanıp da tedavi için Gazze’den ayrılırken sübhanallah, daha Refah sınır kapısındayken çok büyük bir pişmanlık duydum. Filistin’de ama en çok da Gazze’de Allah’tan gelen ilahi bir şey vardır ve bunu sadece orada yaşayan hissedebilir. Gazze sadece bir şehir değil, bir ruhtur, teselli bulduğumuz manevi bir mekandır. Biz Gazze’ye, Gazze de bize öylesine meftunuz ki birbirimizden ayrılabilmek inanılmaz zordur, hatta Gazze’de kuşatma ve bombardıman altında bitap düşsek bile, elhamdülillah.

Aileniz nerede? Savaşta yakınlarınızdan kaç kişiyi kaybettiniz?

Savaşta yakın arkadaş ve dostlarımdan 75 kişi şehit düştü. Elhamdülillah, hepsi kendini Allah’a adamış insanlardı. Akrabalarım ve komşularımdan da 55 kişi şehit oldu, kuzenlerim Allah yolunda can verdi.

Ailemin bir kısmı sahilde, bir kısmı işgal bölgesinin tam dibinde, öyle ki işgal askerleriyle aralarında sadece metreler var ama oradan çıkıp da Gazze’nin başka bir yerine gitmek istemiyorlar. Tehlike altında olmalarına önem vermiyorlar; çünkü çok daha zor ve tehlikeli günler yaşadılar.

En korkusuz savaşçıların, hatta İsrail’in meşhur merkava tanklarının üzerine atlayıp kullanılmaz hale getirenlerin kuzeydeki Gazzeli gençler olduğunu duydum. Neden? Onları diğer Gazzelilerden farklı kılan şey ne?

Kuzey Gazze’nin evlatları küçüklükten itibaren devrimin meşaleleridir. Direniş her zaman kuzeyden başladı. Ebu Ubeyde, Muhammed Dayf, Yahya Ayyaş ve neredeyse bütün Kassam komutanları kuzeydendi. Kuzey, Kassam mücahitlerinin kalesidir.

Peki, kuzeyde hayat nasıl?

Çok zor. Allah’ın eli onların elleri üzerinde... Sadece günlük, günü kurtararak yaşamaya devam ediyorlar.

Açlık ve savaş insanların sağlığını, psikolojisini ve düşüncesini nasıl etkiliyor?

Tabii ki olumsuz etkileri çok büyük, bunu inkâr edemeyiz. Ama emin olun Gazzeliler Allah’ın her şeyde, her işte, her şartta onlarla beraber olduğuna inanıyorlar. Savaş az da olsa hafifledi ama hala şehit vermeye devam ediyoruz. Elhamdülillah, bu bizim kaderimiz. Bu yol zorluk ve kanla dolu. Bedelini de ödemek zorundayız, ama tek başımıza değil. Tüm Müslümanların harekete geçmesi gerekiyor.

Bu arada Filistin’i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak sizin de görev ve sorumluluğunuz. Biz tek bir ümmetiz. Aramızda ne fark var? Siz Türkiye’de doğdunuz ve yaşadınız, biz de Gazze’de. Aynı Allah’a ibadet ediyoruz. Ülkelerimiz farklı ama dinimiz, inancımız, kutsalımız aynı. Mescid-i Aksa uğrunda her birimiz ne yapıyoruz, bütün mesele bu.

Açlık insanların düşünme becerisini veya hareketlerini olumsuz etkilemiyor mu? Suriye’de açlıktan yürüyemeyen çocuk görmüştüm. Öğretmenlerden açlık yüzünden zekâsı geri kalmış çocuklar olduğunu öğrenmiştim. Gazze’de de böyle örnekler yok mu?

Var tabii ki. Açlıktan konuşamayan, okuyamayan, okuduğunu veya duyduğunu anlayamayan, çalışamayan insanlar mevcut…

İşim gereği çok fazla insanla görüşüyorum, ama artık hakikaten çok yoruldum. İnsanlar Gazzelilere yardım etmek için değil, kendi dernekleri için yardım gönderiyorlar. Bu düşünme biçiminden usandım. Yardım edecekseniz gerçekten yardım edin, bir yaraya merhem olun. Sadece gıda gönderip kenara çekilmeyin, gerçekten bir açığı kapatmak için yardım edin. İhtiyacımız olan şey sadece yiyecek ve para değil, aynı zamanda eğitim-öğretim, Gazzelilerin arkasında durmanız, içine düşülen durumdan kurtarmak için çalışmanız. Gıda yollayanı yüceltecek değilim. Ne güzel yemek göndermişler diye sevinemem. En büyük ihtiyacımız, bizim yanımızda durmanız, destek çıkmanız, plan-program yapmanız, insanlara dayanak olmanız.

Mücahitler iki yıl boyunca tünellerde nasıl yaşayıp mücadele yürütebildi? Gıda yok, güneş ışığı yok. Bu durum onların sağlığını olumsuz etkilemedi mi?

Onları asıl etkileyen ne biliyor musunuz? Maalesef ki halkların kaybı. İki yıldır tünellerde yaşayıp güneş ışığından mahrumiyet değil. Tünelden çıktıklarında halkların halini ve şuursuzluğunu görmek en zoru oldu. Aç susuz kalmak mesele değil; bu konuda insan aklının almayacağı inanılmaz rivayetler var. Gazze’de sahabelerin yaşadıkları yaşandı. Hep şunu söylüyorum, Allah en iyisini bilir ama onlar 21. yüzyılın sahabeleri. Sahabeler, artık sadece kitaplarda değil, gözlerimizin önünde; onların neler yaptıklarını, nasıl yaşadıklarını ve mücadele yürüttüklerini inceleyin. İnanılmaz gerçekten. Onlar Allah’ın yeryüzündeki askerleri.

Savaştan evvel de Gazzeliler maddi sıkıntılar yaşıyordu, maaşlar çok düşüktü. Sizi maddi zorluklar karşısında hayatta tutan neydi?

Evet, maaşlar düşüktü. En düşük memur maaşı 300 dolardı. Üst düzey yöneticilerin en yüksek maaşı 1500 dolardı. Hayatlarımız basitti ama güzeldi. Azla yaşıyorduk ve buna razıydık. Bizi yaşatan ve azimle ayakta tutan şey, içimizdeki razı olma duygusudur.

Ateşkes hakkında ne düşünüyorsunuz?

Siz bu hikâyeye inanıyor musunuz? Ateşkes falan yok, savaş sürecek. Hesaplaşma Mescid-i Aksa’nın kaderiyle bağlantılı. 7 Ekim sadece başlangıçtı. Türkler olarak hazırlığınızı yapın, kendinizi mücadeleye hazırlayın. Bu savaş yayılacak ve sizi de içine çekecek. ABD ve İsrail’le savaşa hazır olun. Onlar bu dünyanın en büyük şeytanları. Bazıları en büyük şeytan İran diyor, bu doğru değil. İran’ı iyi tanırım. Şii olsalar da bu davaya sadakatle bağlıları, sonuna kadar hakkı savunanları var. Dün Netanyahu basın toplantısında Sünni ile Şii arasında bir ayrım yapmadıklarını, her ikisiyle de savaşacaklarını söyledi. Siyonistler nazarında Türk’müş, Ürdünlüymüş, Mısırlıymış, Lübnanlıymış, İranlıymış, Kürt’müş aralarında hiçbir fark yok.

Dinî bir savaşın içindeyiz; yaşananları iktisadi bir savaş, petrol-doğalgaz savaşı falan zannetmeyin. Bu, merkezinde Mescidi-i Aksa olan bir din savaşı. Önünde sonunda Mescid-i Aksa’yı yıkmaya kalkışacaklar. Bakın, kaç gündür kapalı ama kimseden ses çıkmıyor. Müslümanlar nerede? Adeta üzerlerinde ölü toprağı var.

İşgalci ne yaparsa yapsın, halka ne kadar baskı uygularsa uygulasın, iç cephede bizi ne kadar birbirimize düşürmeye çalışırsa çalışsın direniş Gazze’de varlığını sürdürecek. Kaçarı yok. Gazze halkı, HAMAS’lı olmasa bile, direnişi destekler.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sizi Mısır’a getiren şey neydi? Gazzeli çocuklar, kadınlar ve yaralılarla birlikte olmak ve onlara yardım etmek. Bu, sizin için basit bir iş gibi görünebilir, ama Allah indinde çok büyük bir iş yaptınız. Çünkü Allah’ın kullarına hizmet edenlerin her biri kendi çapında veya kendi cephesinde görev yapar, cihat eder. Gıda dağıtımı, maddi yardım, fikir üretimi, psikolojik destek vd. her biri birer cephedir, cihadın farklı yönleridir. Dua da bir cihattır ama duayla yetinmemek, yanında fiili bir şeyler yapmak gerekir.

Bizler, sizin gibi ihlaslı insanlar olduğu sürece iyi olacağız. Birileri kurtuluşu uzak görse de biz yakın görüyoruz. İnşallah bu yıllar bize doğru ile yanlışın ne olduğunu gösterecek ve hakikati ortaya çıkaracak. Hakikat yolu, doğru yol apaçık. Müminlerin ve ihlaslıların bu gemiye atlaması gerekir. Neredesiniz? Akıllarınız ve kalpleriniz nerede?


24 Mayıs 2026 Pazar

XX: “GAZZE’DEKİ SAVAŞ, EN ÇOK GELECEK NESİLLERİN TOPLUMSAL DOKUSUNU ETKİLEDİ”


“GAZZE’DEKİ SAVAŞ, EN ÇOK GELECEK NESİLLERİN TOPLUMSAL DOKUSUNU ETKİLEDİ

XX: 2015’ten itibaren hem medyada hem de STK’lar ve uluslararası insani yardım kuruluşlarında, hem Gazze’de hem de yurtdışında çalışmış, hiçbir siyasi ya da ideolojik gruba mensup olmayan bir Gazzeliyle yaptığım röportaj.

Kahire, Mart 2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

Savaştan evvel abluka ve ambargo altında Gazze’ye nelerin girişi yasaktı?

Elektrikli, mekanik ve metal ürünlerin girişi yasaktı. Kamera girişi ve bazı ilaçlar da yasaktı. Benzin vardı ama İsrail’den geldiği için çok pahalıydı. Gaz ve petrol İsrail’in kontrolündeydi. Demir ve çimento girişi de yasaktı; ancak çok sınırlı oranda ara sıra giriyordu.

Peki ya savaştan sonra tam abluka altında Gazze’de mal girişi nasıldı?

İsrail, savaşın ilk 6 ayında, yani Refah sınır kapısını işgaline kadar yardım girişine kısmen izin verdi ama az sayıda. Yani günde 100 TIR geldiyse bunun 10 veya 20’sinin girişine izin veriyordu. Ama sınır kapısını ele geçirip Gazze ile Mısır bağlantısını koparmasıyla içeri bir daha yardım giremez oldu. Ta ki 2025’te Donald Trump başa geçip de ABD Gazze’ye sözde “yardım” etmenin bir yolunu bulana kadar. Yardım mekanizmasının adına “Gazze İnsani Yardım Vakfı” koydular. Ama aslında bu, yardım almaya gelen Gazzelileri vurdukları bir ölüm tuzağıydı.

Şu an Gazze’de hayat nasıl, insanlar neler yaşıyor?

Düşünün, işiniz gücünüz yerinde ve ailenizin geçimini sağlıyorsunuz, eviniz-bahçeniz ve evde sizi bekleyen eşiniz ve çocuklarınız var, basit ve güzel bir hayat yaşıyorsunuz ama bir de bakmışsınız ki sahip olduğunuz her şey gitmiş… Hiç kolay değil. Gazze’de insanlar onurunu bile kaybettiler. Tuvalet-banyo yok. Ebeveynler ile çocuklar aynı çadırda yaşıyorlar; hiçbir özel alanları yok. Mahremiyet kalmadı ve bu çok önemli bir mesele. Bu durum toplumsal yapıda bir gedik açtı. Diğer yandan, geçmişte ayrı evlerde yaşayan ve aralarında resmiyet ama saygı olan evli kardeşler savaş yüzünden tek bir evde, hatta tek bir odada veya çadırda toplandı. Zamanla aileler ve akrabalar arasında sorunlar baş gösterdi. Bu da çok doğal. Savaş sırasında insanların daracık bir alana kıstırılması ve birbirine fiziken fazlaca yakınlaşmak zorunda kalması yüzünden toplumsal problemler arttı. Psikolojik baskı ve sağlık sorunları da bu gerilimi etkiledi. Çocukların eğitimden mahrumiyetleri, temiz bir ortam ve hijyen kalmaması, elektriğe erişimin olmaması da cabası. İnsanlar ilkel bir hayat yaşıyorlar artık; çamaşırları-bulaşıkları ellerinde yıkıyor, yemekleri odun ateşi üzerinde pişiriyorlar. Kız kardeşlerimle WhatsApp üzerinden görüşüyoruz. Günlük rutinleri şöyle: Erkenden kalkıp kovalara su doldurmaya gidiyorlar, odun ateşinde yemek pişiriyorlar, elleriyle çamaşır-bulaşık yıkıyorlar, bu zorlu mücadele gerektiren bu işlerden sonra zaten akşam oluyor ve elektriksizlik nedeniyle uyuyorlar. Günleri böyle geçiyor. Böyle yaşayan bir insan sağlıklı ve normal olabilir mi? Mümkün değil.

Bir insani yardım görevlisi olarak Gazze ve Mısır’daki durumu yakinen biliyorsunuzdur, Gazzelilerin psikolojisi nasıl?

İyi değil, çok zor durumdalar. Birçoğu Gazze’de işini, ekmek teknesini ve evini kaybedip Mısır’a beş parasız geldiler. Parayla gelenlerin de zamanla Mısır’da elde avuçta bir şeyi kalmadı. Kadınların durumu çok daha kötü; bazıları Mısır’a eşleri olmadan geldiler. Kocaları ya şehit düştü ya Gazze’de kaldı ya kayıp ya da yaralı. Aylık giderlerini karşılayabilmek ve kiralarını ödeyebilmek için gelir kaynağına ihtiyaçları var; ama Mısır’da iş bulup para kazanmak çok zor.

Çocukların psikolojisi annelerinden daha kötü değil. Çünkü anneler, çocuklarına babalarının eksikliğini hissettirmemek için elinden geleni yapıyorlar ve bu, hiç kolay değil. Babanın varlığı çocuk ve aile için önemlidir. Mısır’daki Gazzeli çocukların psikolojisi, Gazze’deki akranlarından daha iyi; çünkü burada savaş yok, şartları daha iyi. Buradaki çocuklar toplum içine çıkabiliyor, oyun oynayabiliyor, yemek yiyebiliyor. Öte yandan şartları daha iyi olsa da kaybettikleri babalarını çok özlüyorlar. Babasız çocuk yetimdir ve yetimlik kolay değildir.

Sizce Gazze’nin yeniden inşası mümkün mü?

Eğer savaş biter ve geleceğe yönelik bir çözüm üzerinde taraflar uzlaşırsa mümkün olur; ama şu an ortada böyle bir durum yok. Düşman İsrail bunu istemiyor; zaman kazanmaya ve bu süreçte insanların sıkıntılarını iyice artırarak onları terke mecbur bırakmaya çalışıyor. Bu doğrultuda Gazzelileri başlarını sokabilecekleri evden, eğitimden ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakma, cahil ve hasta yaşamaya mahkûm etme, vatanlarından nefret ettirme gibi her türlü yöntemi deniyor. Ama Gazzelilerin birçoğu vatanını bırakmak istemiyor, direniyor. Mesela babam ve kız kardeşim Gazze’den asla ayrılmak istemiyor. İsrail’in şartları daha da zorlaştırarak Gazzelileri çıkmaya zorlaması gibi bir ihtimalin gerçekleşmemesini Allah’tan diliyoruz.

Gazzeliler Aksa Tufanı Operasyonu hakkında ne düşünüyor?

Bazıları Aksa Tufanı’nı kınıyor, bazıları sessiz, bazılarıysa sevinçli.

Uzun ve yıkıcı savaşlar geçmişte de günümüzde de ahlakı bozucu bir işlev görmüştür. Gazzeliler sadece savaş değil soykırım da yaşıyor. Bu durum Gazzelileri nasıl etkiledi, insanların ahlakı nasıl değişti?

İnsanların çoğu savaş, açlık, ölüm ve yıkım karşısında değişim geçirdi, davranışları ve hayata bakışları değişti. Ahlaki tutumlar da üçe ayrıldı. Bazılarının ahlakı kötüleşirken bazılarınınki iyileşti. Bir kısım ise savaştan önce nasılsa öyle kaldı; ahlakını ve dinini korudu. Savaş, fakirlik, açlık ve yıkımdan sadece ahlak bozulmadı, bazıları dinini ve aklını bile kaybetti. Kediniz-köpeğiniz öldüğünde bile ne kadar üzülüyorsunuz; peki ya tüm ailenizi, işinizi ve evinizi kaybetseniz dayanabilir misiniz? Yaşananlar karşısında “Allah nerede? Bunlar neden yaşanıyor? Ben neden ailemi, evimi, malımı mülkümü, her şeyimi kaybediyorum?” diye sorgulayanlar var. Bu da normal. Başımıza gelenler dünyanın başka bir yerinde yaşansa, bu İslam ülkesi bile olsa, insanlar çok daha fazla ahlaken bozulur ve imanını kaybederdi. Bu, Gazze’ye mahsus değil. İmanı kuvvetlenen de çok. Ne var ki imanını, aklını ve sabitelerini/ilkelerini kaybedenlerin oranı hiç de az değil. Bu insanlar da kendi içlerinde ayrılıyorlar. Kimisi hafif, kimisi ise şiddetli ahlaki çöküş yaşadı. Bazı insanlar hırsıza dönüştü; gelen yardımları çalmaya, terk edilen evleri soymaya başladı. Bunun ardında savaş, açlık, hükümetsizlik, denetimsizlik, emniyetsizlik ve dinin azalması gibi çeşitli sebepler var. Dahası, sadece hükümetsizlik ve denetimsizlik ortamında gittikçe bir ormana dönüşen içeride değil, dışarıda da Gazzelilerin acıları üzerinden cep dolduranlar mevcut.

Gazze’de geçtiğimiz iki senede yaşananlar dünyanın başka hiçbir yerinde yaşanmadı, dünya savaşlarında bile. Suriye’de on küsur senede yaşanan katliam ve yıkım bile Gazze’deki kadar değildir. Yüz binlerce şehidimiz ve kayıp olan ya da enkazlardan çıkarılamayan insanımız var. Her şeye rağmen Allah, -imanları ölçüsünde- insanların kalbine sabrı da veriyor. Kimisi tüm ailesini kaybettiği halde sabır ve tevekkül içinde “elhamdülillah” diyor; ama kimisi aklını yitiriyor. Kederden ve kahırdan hayatını kaybedenler de oldu. Aklını tamamen yitirenlerin sayısı az. Ahlakı değişenler, aslında aklını kısmen yitirenler, aklı selim olmaktan çıkanlar diyebiliriz.

Düşünün, bazıları savaştan önce villada yaşarken ve her şeye sahipken birdenbire kendilerini çadırda elleriyle çamaşır yıkarken ve elektriksiz buldular. Açlığa ve susuzluğa girmiyorum bile. Bu insanın tabii ki ruhsal durumu kötüleşecek. Biz Peygamber Efendimizin ve sahabelerin döneminde yaşamıyoruz ki her şeye sabredebilelim. Biz de insanız ve etkileniyoruz. Hayal kırıklığına uğruyoruz, zafiyete düşüyoruz. Eyüp Aleyhisselam’ın sabrı biz modern insanlarda yok. Elektriksiz tek bir gün geçirebilir misiniz? Soğuk ve kirli suda yıkanabilir misiniz? Mümkün değil. Ama tüm bunlar Gazze’de her gün yaşanıyor.

Tekrar söylüyorum: Hangi ülke ve halk bizim yaşadıklarımızı yaşasa içeride aynısı değil, çok daha fazlası yaşanır, hatta insanlar birbirinin etini bile yerdi.

Sizce Gazze’yi bekleyen en büyük tehlike ne?

Bu savaş en çok gelecek nesillerin toplumsal dokusunu etkiledi. Savaşın asıl etkisi, yaşanan yıkım veya şehitler değil, hayatta kalan insanlara ve gelecek nesillere önümüzdeki yıllarda vereceği zararlar. Şu anki koşullarda yaşayan Gazzeli çocuklar kötü bir çevrede yaşamaya alışıyorlar. Toplumsal doku ve bugün insanlarımızın yaşadığı ortam gelecek nesillerin ruhlarını ve hayatlarını uzun yıllar etkileyecek.

Gazzelilerin yaşadıkları daimi korku, şiddet ve açlık karşısında yeni nesillerin genlerinin ve tabiatının değişmeye başladığı da söyleniyor. Ne derece doğrudur bilmiyorum…

Evet, insan davranışları ve hayatın tabiatı değişiyor ve bunların etkisi gelecek on sene içinde daha net görülecek.

Suriye’de de anlattıklarınızın benzerleri yaşandı. Bunları Suriyelilerden bizzat dinledim. Ama ilk defa bu gerçekleri dillendiren bir Gazzeliyle karşılaşıyorum…

Birçok insan medyada kamera önünde gerçekleri söylemekten kaçınıyor. Bu, sadece düşmanı sevindirmemek için değil, aynı zamanda insanların çoğu yaşanan gerçeklere inanmak ve kabullenmek istemiyor. Ne var ki Gazze’deki durum, hiçbir beşerin tahammül edebileceği şeyler değil. Televizyondan Gazze’yi izlerken yaşananlara üzülüyorsunuz; peki siz böyle bir hayat yaşayabilir misiniz? İmkânsız.

Bu durumda İsrail galip gelmeye başladı diye düşünüyor musunuz?

Hayır, İsrail galip değil. Galibiyete bunun üzerinden karar veremeyiz. Evet, Gazze’yi yıkmayı ve Gazzelilerin hayatını mahvetmeyi başardı, ama nihai ve ezici bir başarıdan söz edemeyiz. Toplumsal dokuyu bozmayı, insanların toprağına ve vatanına olan sevgisini baltalamayı da başardı. Bilhassa genç nüfus artık yaşadıklarını kaldıramayıp Filistin’den nefret ediyor. Neden Gazze’de bütün bu yıkımı yaşamak zorunda olduklarını sorguluyorlar. Neden Gazze’de bu şartlar altında kalıyorum diyorlar. Tabii herkes sorgulamıyor; en çok gençler sorgulama içinde. Daha önce de söylediğim gibi, Gazze’de insanlar ikiye ayrılmış durumda. Bir kısmı Gazze’den gitmek ve dışarıda hayatını yaşamak, diğer kısmı vatanına sahip çıkıp sonuna kadar direnmek istiyor. Aksa Tufanı’na bakışta da durum benzer; yarısı direnişin haklı olduğunu düşünüyor, diğer yarısı yıkımı direnişin getirdiğine inanıyor.

Sizce hangi kesim haklı?

Bana kalırsa iki taraf da haklı. Savaşta her şeyini kaybedip 7 Ekim gerçekleşmeseydi bütün bunlar yaşanmazdı diye düşünenler de haklı, direnmeliyiz ve bedelini de ödemeliyiz diyenler de. Hatta iki taraf da eşit derecede haklı ve asıl sorun da burada.

Ben şahsen direnişi beğeniyorum ve yanındayım, her ne kadar bazı hatalar yapıp yıkıma sebebiyet verseler de direniş fikrine tamamen karşı olmamız mümkün değil. Evet, 7 Ekim’de yaşananlar makul değildi ve bize yıkım getirdi; ama bu, direnişi lanetlemeyi veya karşı olmayı gerektirmez. Biz dava insanlarıyız ve direniş bizim kanımızda. Ahiret gününe kadar direnmek zorundayız. Ne var ki eylemin şekli ve zamanlamasının yanlış olduğu söylenebilir.

Ben herhangi bir siyasi gruba ya da partiye mensup değilim, orta yolcuyum ve bağımsızım. Herkes kadar bu felaketten nasibimi aldım ve mazlumların yanındayım. Ben de onlar gibi düşünüyorum. Direnişi destekleyen vatanseverle de, tüm ailesini kaybetmenin yasını tutan ve buna sebep olanları kınayan kederli insanla da aynı saftayım. Hepsi haklı. Ama uzun vadeli sonuçları düşündüğümüzde bu yaşadıklarımız tam bir felaket.

İsrail de çok zarar görmedi mi?

Evet, İsrail de zarar gördü; ama uzun vadede ABD ve dünyanın desteğiyle kayıplarını hızlıca telafi edecektir.

ABD eski gücünde değil ve giderek zayıflıyor. Çok şey değişebilir.

Doğru. Ancak sahadaki sonuçlarına baktığımızda Gazze nesiller boyunca etkisini hissedecek kadar muazzam bir zarar gördü.


9 Mayıs 2026 Cumartesi

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 3

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 3

Kahire, 11 Mart 2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

 

11 Mart 2026 tarihinde Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeli dul, yetim ve yaralılar için verdiği iftarda karşılaştığım bazı Gazzelilerle yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum.

 

Gazze’de neler yaşadınız? Savaş nasıldı?

Bismillahirrahmanirrahim. Essalatu vesselamu ala Rasulillah. Bu, yaşadığımız en zor savaştı. Savaşın ilk başladığı yer olan Şucaiyye’denim. Savaşın birinci ayında 7 Kasım 2023’te evimiz tepemize yıkıldı. Ailemizden on kişi şehit düştü: amcamın dört kızı, eşimin iki kız ve iki erkek kardeşi ve onların kızları… Elhamdülillah biz kurtulduk ve güneye göç ettik. Güneyde 4-5 ay boyunca oradan oraya göç edip durduk. Savaş şartları çok zordu. Evden çıktığımızda yanımızda ne paramız ne kıyafetimiz ne yiyecek ne de herhangi bir eşyamız vardı. 16 yaşındaki oğlum kanser hastasıydı. Nazofarenks kanseriydi [burun arkasını ağız arkasına bağlayan boğaz kısmını (farenks) etkileyen nadir bir kanser türü]. Düzgün beslenmesi ve tedavi olması gerekiyordu, ama ne ilaç ne de yiyecek vardı. Hayvan yemi arpayı öğütüp un haline getirip ekmek yapardık.

Zor şartlarda yürüyerek Şucaiyye’den Refah’a vardık; orada eşim, beş kızım ve üç oğlumla birlikte çadırda yaşadık. Şartlar gerçekten çok zordu. Kış mevsimindeydik, yağmur yağıyordu; kışlık kıyafetimiz ve gıdamız yoktu. Akrabalardan kimse birbirini arayamıyordu, herkes kendi çocuklarının derdine düşmüştü. Ama elhamdülillah. Başlangıçta temel ihtiyaçlarımızı okullara gelen yardımlardan karşılıyorduk. Oğlumun hastalığı ağırlaştı, kemoterapi ve tedavi imkânı yoktu. Çok şükür ki oğlumun tedavisi için Mısır’a gelmemize izin verildi.

Bulunduğumuz yerde şartlar kötüleşince güneyde hiç bilmediğimiz başka bir yere gittik. Orada güvenebileceğimiz bir tanıdık da yoktu; kendi başımızın çaresine bakmak, ihtiyaçları kendimiz bulmak zorundaydık. Çocuklarımıza ekmek pişirmek için odun da ateş de bulamıyorduk. Ateş yakmak için çalı çırpıyla karton topluyorduk. Yahudilerin yıktığı evlere oğullarım yakacak odun ve malzeme bulmak için giriyor, temiz su için kızlarım uzun kuyruklarda bekliyordu. İçilebilir suya başka şekilde ulaşamıyorduk. Sular temiz değildi.

Peki sıraya girip aldığınız su iyi miydi?

Hayır, tuzluydu ama içmek zorundaydık. Tatlı su yoktu. Bizi asıl yoran yıkım değil, aç ve susuz bırakılmaktı. Hiçbir hastalık için ilaca ve tedaviye ulaşamıyorduk. Ben şeker ve tansiyon hastasıyım; ama insülin ve diğer ilaçları bulamıyordum, bulsam da fiyatı çok yüksekti. Savaşın ilk aylarında UNRWA’nın sağlık merkezleri kapandı, ilaç alamaz olduk. Hava soğuktu ve yeterli battaniyemiz yoktu. Mevcutları kızlarıma örttüğümden kendime battaniye bulamıyordum. Battaniye bulabilmek için soğukta çevredeki binaların kapısını çalıyorduk. Vallahi o günler gözümün önünden geçiyor; Allah rahmet eylesin, bize yardım edenlerin hepsine.

Yardım için kapısını çaldığınız kişilerin muamelesi nasıldı?

Filistin’in en güzel yönü yardımlaşma ve dayanışmadır. Sağ olsunlar, karda kışta çadır kurmamıza yardım edip çocuklarıma battaniye getirdiler.

Mısır’a hep birlikte mi geldiniz? Kanser olan çocuğunuzun durumu nasıl?

Oğlum elhamdülillah Mısır’da tedavi görüp iyileşti. Kızılhaç’a başvurdum, ambulansların geldiği yere gidip oğlumun hasta olduğunu söyleyip yardım etmelerini istedim. Üç kızım ve hasta oğlumla beraber bizi Mısır’a hastaneye getirdiler, oğlumu tedavi ettiler. Allah’a hamdolsun, O’nun lütfu ve keremiyle buraya gelebildik. Diğer dört oğlum ve eşim Gazze’de kaldılar, sahildeki kamptalar. Eşimi eşim sekiz ay önce kaybettim. Gazze’de Yahudilerin hava bombardımanında şehit düştü. Allah rahmet eylesin. Oğullarımı da Rabbim korusun. Onları Allah’a emanet ettim. Tabii Gazze’de iş yok, çadırlarda elektrik ve su yok. Çocuklarım bana, Gazze’ye dönme burada hayat yok, diyorlar.

7’den 70’e her yaştan kanser hastasıyla karşılaştım. Herhangi bir ferdi kanser hastası olmayan aile kaldı mı?

Her ailede kanser hastası olan biri illaki var. Oğlumun savaşta, savaşın başlarında kanser olduğu ortaya çıktı.

Savaştan evvel hayatınız nasıldı?

Eşim demirciydi, hem demir atölyesi hem de sahilde kafesi vardı. Ben de Kur’an-ı Kerim hocası olarak camide çalışıyor, hafız yetiştiriyordum. İkimiz de çalışıyorduk, paramız vardı. Durumumuz çok iyiydi. İkinci evimizi satın almıştık, ne çok sevinmiştik, ama oturmak nasip olmadı. İkisi de yıkıldı. Tüm birikimim evimin enkazında kaldı. Gazze’de hiçbir şeyimiz kalmadı.

En çok neyi özlüyorsunuz?

Evimi, ailemi, toprağımı özlüyorum. Çadırda bile yaşayacak olsam geri dönmek, eşimin mezarını ziyaret etmek ve mezarı başında Fatiha okumak istiyorum. Annem, kardeşlerim ve çocuklarım Gazze’de. Evet, burada yiyecek-içecek var, hayat var; ama benim ruhum Gazze’de kaldı, dönmek istiyorum.

Çocukların da aynı şeyi hissediyor mu?

Onlara sor (kızını çağırıyor). Kızım Türkiye’yi çok seviyor, sürekli Türk dizileri izliyor ve sadece ülkenize gitmek istiyor. (Gülerek) ona bir Türk damat bulsak yeter.

Evinizde en çok neyi özlediniz?

Eşim ve çocuklarımla tüm ailemizin bir arada olmasını… İftar sofralarını… Her gün ama her gün namaz kılıp ağlıyorum. Evimizi geçtim, çadırda yaşama pahasına bile olsa çocuklarım ve eşimle bir arada olmak istiyorum.

İsrail kapıları açsa oğullarınız Gazze’yi terk ederler mi, yoksa kalırlar mı?

Ben vatanıma, toprağıma geri dönerim. Niye onlar çıksın ki? Orası bizim toprağımız. Biz orayı yeniden inşa edeceğiz. İsrail savaşı kazanmış değil, geri döneceğiz. İsrail de bundan korkuyor zaten. Neden toprağımızı bırakıp gidelim ki?

Keşke 7 Ekim yaşanmasaydı diye düşünüyor musunuz hiç?

(Yanındaki Gazzeli arkadaşı “tabii ki” dedi.) Allah bu savaşın yaşanmasını takdir etti. Başlarda esirlerimizi kurtarmak için savaşı can-ı gönülden destekliyorduk. Dönüşleri daha hızlı olacak sanmıştık; ama savaş uzadıkça evlerimizi ve sevdiklerimizi bizden aldı.

Ne zaman içinizden “keşke bu savaş yaşanmasaydı” dediniz?

Eşim vefat ettiğinde. O da direnişçiydi. Çadırdayken füze saldırısında şehit düştü, elhamdülillah.

Şucaiyye halkının çoğunun direnişçi olduğunu duymuştum, doğru mu?

Vatanı ve toprağı için canlarını feda edenler çok.

2014’teki 51 günlük savaşta da Şucaiyye yıkılmıştı, yeniden nasıl toparlandı?

Allah büyüktür. Biz azimli ve güçlü bir halkız. Onlar yıktıkça biz yılmadan yeniden inşa ediyoruz. Şucaiyye’yi ayağa kaldırmaya çalışırken bize Katar, BAE ve Türkiye dahil olmak üzere yardım eden ülkeler ve STK’lar oldu.

Gazze’deki çocuklarıma nasıl yardım edebilirim, bir yol var mı? Çok kötü durumdalar. Ben Gazze dışında olduğum için çocuklarım yardım almak için başvuramıyorlar. Onlara yardım edilmiyor. Tüm yardım kuruluşları yetimleri önceliyor. Sadece Mısır’dan yardım alıyoruz. Gazze’de yardım alabilmek için anne-babanın vefat etmiş ve yaşın küçük olması gerekiyor. Benim çocuklarım yetişkin ve evliler…

Bu savaş size ne öğretti?

Sabretmeyi öğrendim, bir de bu dünyada emniyet ve selametin olmadığını. Bu dünyada güvende kalmanın garantisi yok. Savaştan önce hayatımdan çok memnundum; eşimden, çocuklarımdan, işimden... Beraber sofralar kurup yiyip içiyorduk. Emniyet içindeydik. Savaş bana şu dünya hayatından bir şey beklememeyi öğretti. Hayat dediğin nedir ki? Kalbimde yaşama sevinci yok artık.

***

[Savaş size ne öğretti soruma aynı masada oturan diğer iki Gazzeli hanım da cevap vermek istedi.]

Birinci hanım: Her şey bir anda değişiyor. Hiçbir şey mevcut haliyle kalmıyor. Dünya ansızın tepetaklak oluyor. Hiçbir şeyin aynı kalmayacağını öğrendim artık.

İkinci hanım: Çok şey öğrendim; mesela göç etmeyi, ateş yakıp ekmek yapmayı… Gazze’deyken dokuz aylık hamileydim, kızım şehit düşen babasını hiç göremedi. Gazze’deki zor hayat şartlarından çok yorulmuştum, doğumdan üç gün sonra Mısır’a geldim. Oğlum da kanser hastası, onun tedavisi için buradayım.

Gazze’de hamile kadınların durumu nasıldı?

Ölümden beter haldeler. Her şeyi kendileri yapmak zorundalar. Ateş yakıyor, hamur yoğuruyor, ekmek yapıyorlar. Ben de çocuklarıma yemek ve temizlik yaptıktan sonra doğum yaptım. En küçük kızım babasını hiç tanımadı, görmedi. Baba mefhumu nedir bilmiyor. Savaş başladığında bir yaşında olan kızım da öyle.

Eşim İslami Cihad’da savaşıyordu. İlk başlarda direniş saflarında değildi; ancak zaman ilerledikçe benim, çocuklarının, ailesinin ve Gazzeli kadınların halini görünce direnişe katılmaya karar verdi. Refah’ta şehit düştü.

Savaşta o kadar çok şey öğrendik ki. Sabrı ve bitap düşmeyi öğrendik demek hafif kalır. Hamileydim, bir yanımda bir yaşındaki kızım, diğer yanımda küçük oğlumla yalnız başıma sürekli yollardaydım. Üç çocukla her şeyi kendim yapmak zorundaydım. Bitap düştüm. Tüm ailem Gazze’de kaldı. Evim Refah’ta Mısır sınırındaydı. Refah vuruldukça kaçıyor, sonra tekrar geri dönüyorduk. Bir müddet böyle geçti.

Savaştan önce hayatınız nasıldı?

Savaştan önce hayatımız çok sade/basit ama güzeldi. Kocam günlüğü 20 şikele çalışıyordu, gelirimiz azdı ama yine de evimde prensesler gibi yaşıyordum. Ama artık geriye hiçbir şey kalmadı.

***

Gazze şehrindenim. On ay boyunca kuşatma altında yaşadık. Sonra işgalci Yahudiler tanklarıyla gelip yıktı her yeri. Gazze’den çıktık. Göğsüme, kalbe yakın bir noktaya şarapnel parçası isabet etti. Ben çocuklarımla geldim ama eşim Gazze’de kaldı. Mısır’a gelmek istiyor ama nasıl geleceğini bilmiyor. Her halimize hamdolsun. Her şeye rağmen hayattayız, ama halimizden anlayıp bize yardım edecek insanlara ihtiyacımız var. Allah sizden razı olsun.

***

[Savaşta iki bacağını da kaybetmiş hasta arabasında oturan bir beyefendiyle yaptığım kısa röportaj]

Gazze’nin kuzeyindeki Cebaliye şehir merkezindenim. Savaştan evvel elektrikçiydim. Sahip olduğumuz her şeyi kaybettik; evlerimizi, ailemizi, paramızı... Her halimize hamdolsun. 15 Ocak 2025’te ailemden 22 kişi şehit düştü, hamdolsun. Ailemden geriye sadece eşim, bir oğlum, iki kızım, erkek kardeşim ve onun oğlu kaldı. Mısır’da hayat gerçekten çok zor. Hayat kalmadı. İnsanlar burada hayatlarını hastalıklarla mücadele ederek geçiriyorlar. Her şey çok zor. Zaten buraya gelenler hep hasta ve yaralı olanlar. Büyük kızım 16 yaşında, o da yaralı; diğer kızım 15, oğlum da 9 yaşında. Şehit düşen kızım 13, oğlum ise 3 yaşındaydı. Eşim Mısır’da yanımda. Eşimin ailesi tamamen şehit düştü, hiç kimsesi kalmadı.