XX: “MERKEZİNDE MESCİD-İ AKSA OLAN BİR DİN
SAVAŞI YAŞANIYOR; HAZIRLIĞINIZI
YAPIN, BU SAVAŞ SİZİ DE İÇİNE ÇEKECEK”
XX, sahada görev yaparken yaralanıp tedavi
için Mısır’a gitmiş Gazzeli bir beyefendidir.
Kahire, 13 Mart 2026
Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor
Mısır’a niçin geldiniz ve Gazze’ye geri
dönmeyi düşünüyor musunuz?
İşgalcinin saldırısında yaralanıp tedavi
için Mısır’a geldim. Sağlığım artık iyi elhamdülillah. Mısır’da Gazze halkının
hizmetindeyim. Ama şu dünyada istediğim tek şey Gazze’ye geri dönebilmek. Evet,
Mısır güvenli bir ülke. Ama burada olmak içimi rahat ettirmiyor. Gerçek güven
ve huzur duygusunu sadece ve sadece Gazze’de hissedebilirim. Çünkü Filistin ve
Gazze dışında her yer, bir yanılsamadan ve yalandan ibaret; her yer bizim için
yalan dünya.
Gazze’nin kuzeyindenim. Burada Beyt
Lahiya, Beyt Hanun ve Cebaliya işgalcinin en çok yıktığı yerler. Kuzeyin bir
kısmı İsrail işgali altında olsa da tamamı değil. Orada hala vatanını gönülden
seven, ihlaslı ve mücahit insanlar yaşıyor. Dün memleketimde hayatını
sürdürmeye çalışan tanıdığım ailelere yardım yolladım. Bütün çocukları mücahit
olup şehit düşen bir hanım, bana bir arkadaşım üzerinden şu mesajı yolladı:
“Onu buraya bekliyoruz, kimsecikler kalmasa bile. Bir an evvel geri dönsün.
Bizi unutmasın, şehrimiz tamamen yıkılsa bile biz hala buradayız.” Bu sözler
içimi dağladı. Gazze’den sağlığım için mecburen ayrılsam da içim yanıyor, kendimi
hain hissediyorum.
Gazze’deki geçmiş tüm savaşları yaşadım. Yaralanıp
da tedavi için Gazze’den ayrılırken sübhanallah, daha Refah sınır kapısındayken
çok büyük bir pişmanlık duydum. Filistin’de ama en çok da Gazze’de Allah’tan
gelen ilahi bir şey vardır ve bunu sadece orada yaşayan hissedebilir. Gazze
sadece bir şehir değil, bir ruhtur, teselli bulduğumuz manevi bir mekandır. Biz
Gazze’ye, Gazze de bize öylesine meftunuz ki birbirimizden ayrılabilmek
inanılmaz zordur, hatta Gazze’de kuşatma ve bombardıman altında bitap düşsek
bile, elhamdülillah.
Aileniz nerede? Savaşta yakınlarınızdan
kaç kişiyi kaybettiniz?
Savaşta yakın arkadaş ve dostlarımdan 75
kişi şehit düştü. Elhamdülillah, hepsi kendini Allah’a adamış insanlardı.
Akrabalarım ve komşularımdan da 55 kişi şehit oldu, kuzenlerim Allah yolunda can
verdi.
Ailemin bir kısmı sahilde, bir kısmı işgal
bölgesinin tam dibinde, öyle ki işgal askerleriyle aralarında sadece metreler
var ama oradan çıkıp da Gazze’nin başka bir yerine gitmek istemiyorlar. Tehlike
altında olmalarına önem vermiyorlar; çünkü çok daha zor ve tehlikeli günler yaşadılar.
En korkusuz savaşçıların, hatta İsrail’in
meşhur merkava tanklarının üzerine atlayıp kullanılmaz hale getirenlerin
kuzeydeki Gazzeli gençler olduğunu duydum. Neden? Onları diğer Gazzelilerden
farklı kılan şey ne?
Kuzey Gazze’nin evlatları küçüklükten
itibaren devrimin meşaleleridir. Direniş her zaman kuzeyden başladı. Ebu
Ubeyde, Muhammed Dayf, Yahya Ayyaş ve neredeyse bütün Kassam komutanları
kuzeydendi. Kuzey, Kassam mücahitlerinin kalesidir.
Peki, kuzeyde hayat nasıl?
Çok zor. Allah’ın eli onların elleri
üzerinde... Sadece günlük, günü kurtararak yaşamaya devam ediyorlar.
Açlık ve savaş insanların sağlığını,
psikolojisini ve düşüncesini nasıl etkiliyor?
Tabii ki olumsuz etkileri çok büyük, bunu
inkâr edemeyiz. Ama emin olun Gazzeliler Allah’ın her şeyde, her işte, her
şartta onlarla beraber olduğuna inanıyorlar. Savaş az da olsa hafifledi ama
hala şehit vermeye devam ediyoruz. Elhamdülillah, bu bizim kaderimiz. Bu yol
zorluk ve kanla dolu. Bedelini de ödemek zorundayız, ama tek başımıza değil.
Tüm Müslümanların harekete geçmesi gerekiyor.
Bu arada Filistin’i ve Mescid-i Aksa’yı
savunmak sizin de görev ve sorumluluğunuz. Biz tek bir ümmetiz. Aramızda ne
fark var? Siz Türkiye’de doğdunuz ve yaşadınız, biz de Gazze’de. Aynı Allah’a
ibadet ediyoruz. Ülkelerimiz farklı ama dinimiz, inancımız, kutsalımız aynı.
Mescid-i Aksa uğrunda her birimiz ne yapıyoruz, bütün mesele bu.
Açlık insanların düşünme becerisini veya
hareketlerini olumsuz etkilemiyor mu? Suriye’de açlıktan yürüyemeyen çocuk
görmüştüm. Öğretmenlerden açlık yüzünden zekâsı geri kalmış çocuklar olduğunu
öğrenmiştim. Gazze’de de böyle örnekler yok mu?
Var tabii ki. Açlıktan konuşamayan,
okuyamayan, okuduğunu veya duyduğunu anlayamayan, çalışamayan insanlar mevcut…
İşim gereği çok fazla insanla görüşüyorum,
ama artık hakikaten çok yoruldum. İnsanlar Gazzelilere yardım etmek için değil,
kendi dernekleri için yardım gönderiyorlar. Bu düşünme biçiminden usandım.
Yardım edecekseniz gerçekten yardım edin, bir yaraya merhem olun. Sadece gıda
gönderip kenara çekilmeyin, gerçekten bir açığı kapatmak için yardım edin.
İhtiyacımız olan şey sadece yiyecek ve para değil, aynı zamanda eğitim-öğretim,
Gazzelilerin arkasında durmanız, içine düşülen durumdan kurtarmak için çalışmanız.
Gıda yollayanı yüceltecek değilim. Ne güzel yemek göndermişler diye sevinemem.
En büyük ihtiyacımız, bizim yanımızda durmanız, destek çıkmanız, plan-program
yapmanız, insanlara dayanak olmanız.
Mücahitler iki yıl boyunca tünellerde
nasıl yaşayıp mücadele yürütebildi? Gıda yok, güneş ışığı yok. Bu durum onların
sağlığını olumsuz etkilemedi mi?
Onları asıl etkileyen ne biliyor musunuz?
Maalesef ki halkların kaybı. İki yıldır tünellerde yaşayıp güneş ışığından
mahrumiyet değil. Tünelden çıktıklarında halkların halini ve şuursuzluğunu
görmek en zoru oldu. Aç susuz kalmak mesele değil; bu konuda insan aklının
almayacağı inanılmaz rivayetler var. Gazze’de sahabelerin yaşadıkları yaşandı.
Hep şunu söylüyorum, Allah en iyisini bilir ama onlar 21. yüzyılın sahabeleri.
Sahabeler, artık sadece kitaplarda değil, gözlerimizin önünde; onların neler
yaptıklarını, nasıl yaşadıklarını ve mücadele yürüttüklerini inceleyin.
İnanılmaz gerçekten. Onlar Allah’ın yeryüzündeki askerleri.
Savaştan evvel de Gazzeliler maddi
sıkıntılar yaşıyordu, maaşlar çok düşüktü. Sizi maddi zorluklar karşısında
hayatta tutan neydi?
Evet, maaşlar düşüktü. En düşük memur
maaşı 300 dolardı. Üst düzey yöneticilerin en yüksek maaşı 1500 dolardı.
Hayatlarımız basitti ama güzeldi. Azla yaşıyorduk ve buna razıydık. Bizi
yaşatan ve azimle ayakta tutan şey, içimizdeki razı olma duygusudur.
Ateşkes hakkında ne düşünüyorsunuz?
Siz bu hikâyeye inanıyor musunuz? Ateşkes
falan yok, savaş sürecek. Hesaplaşma Mescid-i Aksa’nın kaderiyle bağlantılı. 7
Ekim sadece başlangıçtı. Türkler olarak hazırlığınızı yapın, kendinizi
mücadeleye hazırlayın. Bu savaş yayılacak ve sizi de içine çekecek. ABD ve
İsrail’le savaşa hazır olun. Onlar bu dünyanın en büyük şeytanları. Bazıları en
büyük şeytan İran diyor, bu doğru değil. İran’ı iyi tanırım. Şii olsalar da bu
davaya sadakatle bağlıları, sonuna kadar hakkı savunanları var. Dün Netanyahu
basın toplantısında Sünni ile Şii arasında bir ayrım yapmadıklarını, her
ikisiyle de savaşacaklarını söyledi. Siyonistler nazarında Türk’müş,
Ürdünlüymüş, Mısırlıymış, Lübnanlıymış, İranlıymış, Kürt’müş aralarında hiçbir
fark yok.
Dinî bir savaşın içindeyiz; yaşananları
iktisadi bir savaş, petrol-doğalgaz savaşı falan zannetmeyin. Bu, merkezinde
Mescidi-i Aksa olan bir din savaşı. Önünde sonunda Mescid-i Aksa’yı yıkmaya
kalkışacaklar. Bakın, kaç gündür kapalı ama kimseden ses çıkmıyor. Müslümanlar
nerede? Adeta üzerlerinde ölü toprağı var.
İşgalci ne yaparsa yapsın, halka ne kadar
baskı uygularsa uygulasın, iç cephede bizi ne kadar birbirimize düşürmeye
çalışırsa çalışsın direniş Gazze’de varlığını sürdürecek. Kaçarı yok. Gazze
halkı, HAMAS’lı olmasa bile, direnişi destekler.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var
mı?
Sizi Mısır’a getiren şey neydi? Gazzeli
çocuklar, kadınlar ve yaralılarla birlikte olmak ve onlara yardım etmek. Bu,
sizin için basit bir iş gibi görünebilir, ama Allah indinde çok büyük bir iş
yaptınız. Çünkü Allah’ın kullarına hizmet edenlerin her biri kendi çapında veya
kendi cephesinde görev yapar, cihat eder. Gıda dağıtımı, maddi yardım, fikir
üretimi, psikolojik destek vd. her biri birer cephedir, cihadın farklı
yönleridir. Dua da bir cihattır ama duayla yetinmemek, yanında fiili bir şeyler
yapmak gerekir.
Bizler, sizin gibi ihlaslı insanlar olduğu
sürece iyi olacağız. Birileri kurtuluşu uzak görse de biz yakın görüyoruz.
İnşallah bu yıllar bize doğru ile yanlışın ne olduğunu gösterecek ve hakikati
ortaya çıkaracak. Hakikat yolu, doğru yol apaçık. Müminlerin ve ihlaslıların bu
gemiye atlaması gerekir. Neredesiniz? Akıllarınız ve kalpleriniz nerede?