19 Nisan 2026 Pazar

Z.T.KOR: KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

11 Mart 2026


Ramazan ayında (11-13 Mart 2026) Kahire’deki Gazzelilere yardım götürmek, evlerinde ziyaret edip onlarla röportaj yapmak üzere Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle birlikte Mısır’a gittim. 3 gün boyunca onlarca Gazzeliyle toplamda 30 saatlik röportaj yaptım. Bunları vakit buldukça parça parça yayınlayacağım.

İlk gün, ziyaret ettiğim bir binada Gazzeli kadınlarla yaptığım toplu röportajları aşağıda paylaşıyorum. Cevaplamalarını istediğim sorular şunlardı: Gazze’nin neresindensiniz? Savaşta neler yaşadınız? Mısır’a neden geldiniz? Burada ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz? İlave sorularım da tabii ki oldu; onları da röportajları okurken göreceksiniz.

Yıllardır yüzlerce savaş mağduruyla röportaj yapmış biri olarak beni en çok etkileyen, hatta şok eden şey, 15-20 kadının toplandığı bir evde daha ikinci hanım sorularımı cevaplarken bir anda arkamda ayakta duran Gazzeli kadının bayılıp yere önüme düşüvermesi oldu. Arkadaşları kalp hastası olduğunu söylediler. Oruçtan mı, odanın kalabalığından mı, yoksa “Gazze’de en çok neyi özlediniz?” sorumdan mı etkilenerek bayıldı bilmiyorum ama ya üçüncüsü yüzündense diye düşünerek suçluluk duygusuna kapıldım.

17 Mart 2026’da Fatma Bayram hocamızın mukabele grubunda sıcağı sıcağına Kahire izlenimlerimi anlatmıştım. Aşağıdaki röportajı okuduktan sonra, “Gazze Tanıklığı: Sahadan Notlar” başlığı altında bu konuşmamı dinlemenizi tavsiye ederim. https://www.youtube.com/watch?v=sZZDncDF4w0

 

***

Gazze şehrindenim. Savaşta çok kötü şeyler yaşadık. Bizi devamlı yer değiştirmeye zorladılar, oradan oraya göç ettik. Gözlerimizin önünde çok fazla insan şehit düştü. Sokaklarda paramparça insanlar, yerle bir binalar… korkunç sahnelerdi. Oğlum da küçük torunumla birlikte şehit düştü. Gazze’de çok zor şeyler yaşadık. Savaştan kaçıp Mayıs 2024’te Mısır’a sığındık. Hayatımız zor tabii. Ama ilk geldiğimizde her şey çok daha zordu. Bazen en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz, ev kiralarını ödeyemiyoruz. Türk halkına da devletine de yardımları için müteşekkiriz.

***

Han Yunus’un doğusundaki Benî Süheyla’danım. Burada artık işgal güçleri var ve evlerimizi yerle bir ettiler. Gazze’de kalan çocuklarım yersiz yurtsuzlar, çadırdalar. Yaşadıklarımız kolay değil, ama her halimize hamdolsun. Burada her açıdan sıkıntıdayız. Geçim derdimiz çok büyük. En ciddi sıkıntılarımızdan biri, okul çağındaki çocukların eğitimi. İnternete erişim zayıf ve fiyat çok yüksek. Elektronik cihazlara ulaşım imkânımız yetersiz. Diğer yandan ulaşım sıkıntısı da var. Çocukların kursa, okula veya eğitim merkezlerine gitmeleri için servis ücreti çok yüksek; keza toplu taşıma da çok pahalı. Gıda temini ve giyim kuşam da problem. En büyük zorluk ailevi parçalanma; ikiye bölünmüş durumdayız. Ailem hala Gazze’de olup onlar da biz de zor şartlarda hayat mücadelesi veriyoruz. Biz Mısır’a geldik diye savaştan kurtulmuş değiliz. Ruh sağlığımız iyi değil. Yaşadığımız psikolojik savaş sağlığımızı da doğrudan etkiledi.

-       Her şeyinizi bırakıp Mısır’a geldiniz. Burada en çok neyi özlüyorsunuz?

Ülkemde, kendi topraklarımda, evimde olmayı özlüyorum. Geri dönüp evimin enkazı üzerine çadır kurmak, orada tekrar ailemle birlikte olmak istiyorum. Ramazan’ın ilk gününde ailemin büyük bölümünü kaybettim; tam 13 kişiyi. Yaşadıklarımız hiç kolay değil, ama Allah’a hamdolsun. Biz imtihan olunan ve çokça sabreden bir halkız. Allah sevdiği kullarını imtihan eder. Bu yüzden Allah’a hamdolsun. Rabbim bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın.

- Soykırım altında Allah’tan ümidini kesen herhangi bir Gazzeliyle karşılaştınız mı? Çünkü başka savaş bölgelerinde böyle vakalar oldu.

Hayır, kesinlikle. Ailesinden birini veya evini barkını, iş yerini kaybetmeyen tek bir Gazzeli bile yoktur. Buna rağmen Allah’a inancımız ve güvenimiz tam. Biz, darlıkta da bollukta da, iyi günde de kötü günde de daima Allah’a hamdederiz. Allah bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın ve sabredenler makamına eriştirsin.

Size de yardımlarınız için teşekkür ederiz. Burada böyle bir arada olmak bana Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini hatırlattı. “Müminler birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte ve korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulur.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

(Bu esnada ayakta duran hanımefendi bayılıp yere düştü.)

***

Gazze’nin kuzeyindenim. Kur’an-ı Kerim hocasıydım. Savaşta çok zor şeyler yaşadık. Dört bir tarafımız bombalanıyordu. Çocuklarım enkaz altından kurtarıldı. Kızım yaralandı, her halimize hamdolsun. Babam ve erkek kardeşim şehit oldu, elhamdülillah. Amcamın oğlu İsrail’in eline esir düştü; yaşıyor mu işkenceden şehit mi düştü bilmiyoruz. Her evin şehidi, gazisi, esiri var. Alemlerin Rabbine hamdolsun. Allah bizim için böyle takdir etmiş. Peygamber Efendimiz sıkıntı anında sabredip ecrini Allah’tan beklememizi buyurdu. Biz de hamd ve sabrediyoruz, Allah ecrini verecektir.

Burada elhamdülillah hayatımız mücadeleyle, yorgunlukla ve gurbetle geçiyor. Çocuklarımla birlikteyim, hasta oldukları için geldik; ama eşim Gazze’de. Her aile gibi biz de dağılmış durumdayız. Elhamdülillah. Ülkemizi ve ailelerimizi çok özlüyoruz. 

***

Mısır’a annemle beraber hasta olduğu için geldik. Eşim ve çocuklarım sınır geçişi kapatıldığı için gelemedi. Mısır’da da Gazze’de de şartlar gerçekten çok zor. Sıkıntılar benzer. Eşimi çok özlüyorum; iki senedir birbirimizden ayrıyız. Yıkılan evimizi ve çocuklarımı özlüyorum. Tüm hayatımız yerle bir oldu. Gazze’de kalan ailem çadırda yaşıyor ve aşevlerinin verdikleriyle karınlarını doyurmaya çalışıyor.

-       Gazze’de veya Mısır’da hiç açlık yaşadınız mı?

Tamamen gıdaya erişemediğim olmadı; ama Gazze’de günde tek bir kâse mercimek çorbası içebiliyorduk, yanında ekmek dahil hiçbir şey olmadan. Açlık çocuklar için de yetişkinler için de çok zor. Bir-iki gün sabrediliyor ama sonrasında dayanmak gerçekten zor. Açlığın özellikle çocuklarda fiziksel, psikolojik ve zihinsel etkileri daha fazla. Bu yüzden ölen Gazzeli çocuk sayısı çok. Hastalar da gerekli gıdaya ulaşamadıkları için ölüyor. Gazzeliler Siyonist işkencenin ve zulmün her türlüsünü yaşadılar.

***

Mısır’a savaşta kanser hastası olan babamla 2025’te geldim; ama vefat etti. Savaş esnasında kanser olduğunu öğrenen ve hayatını kaybeden Gazzeli sayısı çok. Sadece kanserden de değil; insülin iğnesine ulaşamadığı için şeker hastalığından ölenler var. Keza kalp ilaçlarına ulaşamayanlar da vefat etti. Elektrik olmadığı için kuvözlerdeki birçok yenidoğan bebek öldü. Yine oksijen tüpü olmadığı için de ölenler oldu. Böbrek hastaları savaşta çok çekti. Diyalize ulaşamadığı için hayatını kaybeden böbrek hastası çok. Bu da bir soykırım çeşidi.

Gazze’de karın doyurmak hiç kolay değildi. Gıda maddesi bulsanız bile yemeğe veya ekmeğe dönüştürmek çok zordu. Yemek veya ekmek pişirmek için ateşe ihtiyaç vardı. Bunun için yakacak odun bulmak bile başlı başına bir işkenceydi. Saatlerce oradan oraya gidip yakacak bir malzeme arardık. Ekmek pişirmek için un yoktu. Un bulma mücadelesi veren ne çok kişi canından oldu. Çok zorluklar çektik. Siyonistler en basit şeyleri bile işkenceye dönüştürdü.

***

Bayılan kadın: Gazze halkına çok zulmedildi, çok işkence edildi. Ama her şey sabrediyoruz. Elhamdülillah. 

Ailem Gazze’de, ben burada üç oğlumlayım. Eşim kanser hastası oldu, şu an Batı Şeria’da tedavi görüyor. Bir oğlum da Gazze’de yalnız kaldı. Normalde 20 Mayıs 2024’te Gazze’den çıkacaklardı ama Refah işgal edildi ve 6 Mayıs’ta sınır kapısı kapatıldı. Bir anne olarak kalbimin bir parçası Gazze’de kaldı. Çok zor bir durum. Arapça hiçbir kelime Gazze’de yaşanan ve yaşanmaya devam eden sıkıntıları, zorlukları ve felaketleri tam anlamıyla ifade edemez. Bir başka dünya dili de…

***

Gazze sahil kenarında olduğundan kışın havalar çok soğuk oluyor. İnsanların çoğu çadırlarda yaşıyor. Çadırlarda yaşamanın en zor tarafı yağmur yağdığında buz gibi sular altında kalmak. Kışın evlerin içi bile soğukken kumaşı incecik olan çadırlardakilerin halini varın siz düşünün. İnsanlar soğuktan ve açlıktan uyuyamıyor. Soğuktan ölen çocuklar var. Çadırlar, sadece kışın değil, yazın da yaşamaya uygun değil. Yaz aylarında Gazzeliler sıcaklar, böcekler ve türlü cilt hastalıklarıyla mücadele ediyorlar.

***

Beyt Lahiya’danım. Ailemin yarısı şehit düştü, tam 50 şehidimiz var. Eşimi İsrail tutukladı. Eşim ve çocuklarım Gazze’de kaldı. Tek bir kızım ve onun biri hasta diğeri sakat üç çocuğuyla Mısır’a geldim. [Kızı, eşinin şehit düştüğünü öğrendikten sonra rahim kanseri olmuş; ziyaretimiz sırasında yeni ameliyat olmuştu, konuşamıyordu, acı içindeydi.] Bir de savaşta bütün ailesi ölüp kimsesiz kalan uzaktan akrabam olan bu kızı himayeme alıp getirdim. [Ortaokul yaşlarındaki bu kız, bize “Annem savaş sırasında vefat etti. Kanser hastasıydı. Şimdi bunlar beni sahiplendi, onlarla kalıyorum. Savaşta her şeyi yitirdik” dedi ve ağlamaya başladı.]

Savaşın ilk 8 ayını Gazze’de geçirdim. Çok zor bir göç tecrübesi yaşadık. Sabah 6 gibi her yerde bombardıman başladı. Uykudan dehşet içinde uyandık. Neler olduğunu anlamadık. Cep telefonunu açtık ki tahliye emri var. Beyt Lahiya’dan Beyt Hanun’a, oradan Cebaliye Kampı’na, sonra Gazze merkeze, ardından güneydeki Refah’a, sonra Han Yunus’a yer değiştirip durduk. Çok yorulduk. Ne kadar anlatırsam anlatayım gerçekte neler yaşadığımızın tarifi imkânsız. Ulaşım aracı yoktu. Koşarak kaçarken yere düşüyor, sonra yine kalkıp koşmaya devam ediyorduk. Çocuğun düşerse koşup hemen kaldırman gerekir yoksa ölür gider. Ya sen ya da çocuğun, İsrail ateşinde ikinizden biri ölür. Takdir Allah’ın, kurşun kime isabet ederse... Yorulduk, gerçekten çok yorulduk. Bizden sonrakiler çok daha fazla yoruldu.

Düşünün halimizi; elektrik yok, su yok, kıyafet yok, yemek yok, çadır yok. Yemek bulduğumuzda da midemize çok küçük parça girerdi. Çünkü ailem 50 kişiydi. Bir parça ekmeği aramızda bölüşmek zorundaydık. Sonra ekmek yapabilmek için mercimekler ve hayvan yemleri öğütüldü. Yetersiz beslenme ve açlık yüzünden çok insan vefat etti. Önce bir deri bir kemik kaldılar, en sonunda öldüler. İnsanın içi parçalanıyordu onları görünce; ama elimizden de hiçbir şey gelmiyordu.

Gazze’ye yardım TIR’ları sokulduğunda İsrail yardımların belli bir merkezde dağıtılacağını ve oraya gidilmesini söylerdi. Gazzeliler oraya gidince de üzerlerine ateş açıp öldürürdü. Kızımın oğlu ve kayınbiraderimin oğlu un almaya çalışırken böyle şehit düştü. Un almaya gidenleri ya kalplerinden ya da başlarından vuruyorlardı. Onlar sözlerini tutmazlar, dinsiz imansızlar. Elimizden ne gelir? Zamanında işgale karşı taşla direndik. İşgalci geldiğinde onu yakalayıp “Ey işgalci, bizden ne istiyorsun!” diye hesap sorardık. Artık ne mümkün? Tutuklayıp işkence ediyorlar. Yiyecek için acı çektiriyorlar. Tuvalet için acı çektiriyorlar. Kıyafet için acı çektiriyorlar. O kadar ama o kadar zordu ki. Rabbim bizi yardım etsin, Rabbim bizi kurtarsın ve zafer nasip etsin. Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.

***

İki senedir Mısır’dayım. 6 çocuğumdan 4’ü burada, 2’si Gazze’de kaldı. Çocuklarımdan biri Ezher Üniversitesinde okuyor. Eşim Gazze’de Nuseyrat Kampı’nda çadırda yaşıyor. Dün kampta bombardıman sonucu 3 kişi şehit düştü, 10 kişi de yaralandı. Her gün Gazze bombalanıyor. Savaşın ilk ayında bizim ev de yerle bir oldu. Çadırda yaşamaya başladık, sonra dayanamayıp Mısır’a geldik. Tam eşim ve diğer çocuklarım da gelecekti ki İsrail sınır geçişlerini kapattı. Mısır’a tedavi için değil, bombardımandan ve evsizlikten çok yorulduğum için sığındım. Kişi başı 5000 dolar para [rüşvet] ödeyerek Gazze’den çıktık.

***

Şifa Hastanesi’nin yakınında yaşıyorduk. Bombardımanlara, yıkımlara, cesetlere her şeye şahit olduk. On iki farklı yere göç etmek zorunda kaldık.

-       Şifa Hastanesinde neler yaşandı, ayrıntı verebilir misiniz?

İşgal güçleri hastaneye baskın düzenleyerek hastaları zorla tahliye ettiler. Bir İsrail tankı hasta önünde durup top atışları yaparken, cesetler hastane arazisine ve çevresine gömülmeden dağılmış halde kaldı. Her yerde kefensiz, naylona sarılı cesetler vardı.

Daha sonra hastaneyi ve çevresindeki evleri yıktılar. Yeni doğan servisinde bulunan küvözdeki bebekleri bakımsız bırakıp ölüme terk ettiler. O kadar çok insanı öldürdüler ki kan ve ölüm kokusu sokaklara yayıldı. Genç erkeklerin ve hastane personelinin kıyafetlerini soydular, bazılarını öldürdüler, diğerlerini ise tutukladılar. Bazı gençleri canlı canlı buldozerlerle çöp gibi toprağa gömdüler. Çok şeyler yaptılar.

-       Peki ya hastane personeline ne oldu?

İşgal güçleri hastaneye saldırmadan önce doktorlar, hemşireler ve diğer hastane personeli yaralılara ve hastalara yardım etmek için canla başla çalışıyorlardı. Ama İsrail hastane personelinin yarısını aldı götürdü. Aralarında hastaları ve yerinden edilmiş insanları korumak için teslim olan Doktor Hüssam Ebu Safiyye de vardı. Tutuklanmasından dolayı büyük üzüntü içindeyiz.

***

Kolon kanseriyim, durumum ağır. Mısır’da ne ikametimiz var ne de işimiz. 90 yaşında Alzheimer hastası kayınvalidem, eşim ve lise çağındaki oğlumla geldik. Gazze’de evimiz yıkıldı, hiçbir şey kalmadı. Kocam hasta annesini yalnız bırakamadığı için çalışamıyor. Ben de karın bölgemden defalarca ameliyat geçirdim ve artık kayınvalideme bakacak durumda değilim. Eşim savaştan on sene evvel marangozluk yapıyordu; ama abluka ve ambargolar yüzünden Gazze’ye kereste ve ahşap girişi yasaklanınca işini kapatmak zorunda kaldı. Şimdi de biz hastalara baktığı için çalışamıyor. Oturduğumuz evi satacakları için evden çıkmamızı istiyorlar. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.

***

Savaş çocuklarınızı nasıl etkiledi, hala bu etkiler devam ediyor mu? Psikolojiklerinde ne gibi değişikliklere yol açtı?

(Bu soruyla ilgili yukarıda diğer sorularıma cevap vermiş birkaç hanım şunları söyledi:)

·     *  Korku yerleşti, asabileşti çocuklarımız.

·     *  İki sene evvel Gazze’de 15 yaşındaki oğlum tam yerinden kalkmıştı ki bulunduğu yere helikopterden ateş açıldı. Yerinden kımıldamamış olsaydı ona isabet edecekti. Şoka girdi. Bütün vücudu kaskatı kesildi, sinir krizi geçirdi. Sonra da sinir krizleri devam etti. Psikolojik olarak çok yorgun düştü çocuklar. Her halimize hamdolsun. Oğlum Mısır'a geldiğimizde kimseyle tanışmak, iletişim kurmak istemedi, içe kapandı. Psikolojik olarak tükenmiş durumda. Artık sürekli asabi.

·     *  2024 Ramazan’ında Mısır’a geldik. Mısırlı çocuklar sokakta havai fişek ve maytaplarla oynuyorlardı. Oğlum onların sesini duyduğunda bomba ve füze sesi zannedip panikledi, korkudan çığlıklar atmaya başladı. Oğlumu kucaklayıp bombardıman değil, bunun oyun ve Ramazan kutlaması olduğunu söyleyerek rahatlatmaya çalıştım. Oğlum herhangi bir yüksek ses duyunca hala korkuyor. Çocuklarımız içine kapanıklar, üzgünler, çok yorgunlar. Çünkü çocuklarımız aylarca bombardıman altında kaldılar; hep ölüm, ceset ve kan gördüler.

·     *  Savaştan evvel çocuklarım okullarında çok başarılıydılar ve büyük oğlum da hafızdı. Ama artık hiçbir şeyi hatırlamıyorlar. Korku ve stres çocuklarımızı çok etkiledi, hayatlarını şekillendirdi. Düşünün, Kur’an’ı bile unuttu. Öğrenme tutkularını da kaybettiler… Oğlum eltimi çok severdi. Savaşta yengesi şehit olunca o kadar büyük bir üzüntüye ve korkuya gark oldu ki tüm vücuduna kramplar girdi, ateşi yükseldi ve kriz nöbetleri geçirmeye başladı. Onu çok seviyordu, ölümünden çok etkilendi.

Peki savaş sizi nasıl etkiledi?

Biz de psikolojik olarak çok yorgunuz, paramparça durumdayız. Hala normale dönemedik. Sorunlar bitmiyor ki.

En çok neyi özlüyorsunuz?

Gazze’deki ailemi ve özellikle annemi. Evimi de özledim. İstikrarı ve sükuneti de. Mısır’a geldik ama burada da istikrar içinde değiliz, asgari ihtiyaçları karşılamak bile çok zor. Bunları düşünmekten uyuyamıyoruz. Çocuklarımızın karnını doyuracak birkaç lokma ekmeğe bile muhtaçken nasıl uyuyabiliriz?

Geçtiğimiz 2,5 yılda yaşadığınız en büyük hayal kırıklığınız ne oldu?

Biz burada geçiciyiz, ikamet izni verilmiyor. Mısır’da bize de çocuklarımıza da bir gelecek yok. İkametimiz olmadığından çocuklarımız Mısır okullarına gidemiyor. Tek seçeneğimiz uzaktan eğitim; ancak bu konuda da birçok zorlukla karşı karşıyayız. Çocuklarımız savaş travmasından kurtulamadıkları için derslere odaklanamıyorlar; dahası, okuyup öğrenme istekleri de kalmadı. Oğlum şu an 11. sınıfta, ama online derslere girmiyor. Hayal kırıklığımız çok büyük. “Savaşta yaşadıklarım bana yeter, okumak istemiyorum, hayatımı yaşayacağım artık” diyor. Üniversite hedefi yok. Cahil kalacak. Savaş çocuklarımızın davranışlarını değiştirdi, ebeveynine karşı bile. Bizi dinlemek istemiyorlar. En büyük hayal kırıklığımız bu. Aile içi ilişkilerimiz değişti.

 


13 Nisan 2026 Pazartesi

GAZZE KOMİTESİ: “GAZZE’DE SİLAHSIZLANMA OLMADAN NE GÜVENLİK NE YENİDEN İNŞA MÜMKÜN”


“GAZZE’DE SİLAHSIZLANMA OLMADAN NE GÜVENLİK NE YENİDEN İNŞA MÜMKÜN”

Ali Şaas (inşaat mühendisi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı) & Adnan Ebu Verde (hukukçu, Komitenin Adaletten Sorumlu Üyesi)

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

Kahire/Mısır, 13.03.2026

Bu röportaj 13.04.2026 tarihinde Fokus+ internet sitesinde yayınlanmıştır. https://www.fokusplus.com/roportaj/gazze-komitesi-baskani-silahsizlanma-olmadan-ne-guvenlik-ne-yeniden-insa-mumkun   

 


NOT: Blogda yer alan 950 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

14 Ocak’ta 15 Gazzeli teknokrat ve profesyonel meslek sahibinden müteşekkil Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi kuruldu. Siz de bu komitenin başkanı seçildiniz. Öncelikle, üstlendiğiniz türlü zorluklar ve meydan okumalarla dolu yeni görevinizde başarılar dilerim. Sizce önünüzdeki en büyük engeller neler?

Ali Şaas: “Büyük işler, büyük azimkarlara nasip olur.” [Meşhur Arap şairlerinden el-Mütenebbî’den bir mısradır.] Öncelikle Filistin; yalnızca Arapların, Müslümanların ya da bu coğrafyanın insanlarının değil, dünyadaki tüm azimli ve dürüst insanların yaşananlar karşısında büyük çaba sarf ederek mücadele yürütmesini hak ediyor. Dünya yok olup giden bir halka karşı her gün uygulanan zulmü, kurumların yıkılışını ve katliamları seyrededursun çeyrek milyon Gazzeli şehit düştü, yaralandı, esir alındı veya enkaz altında akıbetleri bilinmiyor. Bütün bunlara seyirci kalındı. Uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk işletilmedi. Uluslararası Adalet Divanı ve diğerlerinin aldığı tavsiye kararları uygulanmadı. Sonunda Amerika Başkanı Donald Trump, cesurca bir kararla Gazze için yirmi maddelik bir planı taraflara kabul ettirdi. Başta Hamas olmak üzere Filistinli gruplar da bu savaşın ve katliamın son bulması için kararı onayladı. Bu anlaşmaya binaen, ateşkesin sahada fiilen uygulanması için çok önemli bir kaldıraç oluşturan ve ızdırap içindeki felaketzede halkımıza mümkün olan her türlü yardımı sunmak için gerekli temelleri ortaya koyan BM Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı 17 Kasım 2025’te kabul edildi. Bu, çok önemli bir uluslararası karar olup uygulamaya geçirme görevi de bize nasip oldu. Görevimiz, Gazze’deki kardeşlerimize yardım ulaştırmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için sahaya inmek.

Dünya bize ne gibi engeller olduğunu soruyor. Engel, işgalin kendisi. Neden görmezden gelip kafamızı kuma gömüyoruz? Neden deve kuşu misali davranıyoruz? Halihazırda işgal, Gazze’ye herhangi bir şeyin girişi önündeki en büyük engel. Her şeyi “çifte kullanım” statüsüne sokuyor [yani hem sivil alanda hem de silah üretiminde kullanılan malzeme sayıyor]. Teneffüs ettiğimiz havayı bile neredeyse çifte kullanım olarak görecek! Malumunuz, hava da hidrojen ve oksijenden oluşuyor! Bu, kabul edilebilir değil ama maalesef dünya seyretmekle yetiniyor. Çözüm ne diye soruluyor. Oysaki çözüm çok açık: İsrail, Gazze’den tamamen çekilmek zorunda. 

Haklısınız, ama İsrail’in kısa sürede çekilmeyeceği de aşikâr… 

Ali Şaas: Evet, kısa sürede bu mümkün değil. Çünkü İsrail, Trump’ın planındaki silahsızlanma şartı yerine getirilmediği için buna direniyor. Arabulucular hala silahların teslim mekanizması ve silahsızlanma konusunda sahadaki silahlı gruplarla anlaşma sağlayabilmiş değil. Sonuçta mesele, şu an içinden çıkılmaz bir halde. 

İsrail Gazze’ye girişinize izin vermediği için görevinizi Kahire’den yürütüyorsunuz herhalde, öyle değil mi?

Ali Şaas: Mesele, İsrail’in izin verip vermemesi değil. Komite olarak Gazze’ye girdiğimizde teçhizatımız, güvenliği sağlayacak polisimiz olmalı. Polisler seçilip Mısır’da eğitilmeye başlandı. Önce silahların toplanması gerekiyor ki sahada güvenliği sağlayabilelim ve halka eğitim, sağlık gibi temel hizmetleri sunabilelim. Polisimiz olmadan sahaya gidersek herhangi bir çatışmayı veya kabilevi, ailevi veya hukuki bir sorunu nasıl çözeceğiz? Silahlar tek elde toplanmalı, tek bir otorite ve tek bir hukuk olmalı yoksa orman kanunları hâkim olur, herkes birbiriyle çatışır. Bunu engellemek için işleri doğru sıralamayla yapmalıyız. Bunun için de öncelikle silahlı örgütlerin, sıradan halkın, kabilelerin ve diğer herkesin ellerindeki silahları teslim mekanizması konusunda bir uzlaşmaya varılması gerekiyor. 

Orman kanunları hâkim olursa Filistinlilerin kendini geliştirmesi, eğitim alması ve vermesi, insanca yaşaması, milli iktisadi kurumları inşa etmesi mümkün olmaz. İşleri doğru sırayla ve uzlaşmayla yapmak zorundayız. Komitemiz, anlaşma çerçevesinde, Gazze’ye polisleriyle ve Amerikan Başkanı Trump’ın kısa süre evvel [19 Şubat 2026] Washington’da toplanan Barış Kurulu’nda ilan edilen Uluslararası İstikrar Gücü’yle birlikte girecek.

Barış Kurulu’nun ve bilhassa kurul başkanı Donald Trump’ın Gazze’yle ilgili hiçbir şey bilmemesi kanaatimce büyük bir problem. Ne dersiniz?

Ali Şaas: Amerikan Başkanı Trump’ın bizzat Gazze’ye gidip sahayı görmesi gerekmez. Onun büyük bir yönetim kadrosu, bakanları ve ekipleri var. Gazze sınırına yakın Kiryat Gad’da Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) kuruldu ve yaklaşık 400 Amerikalının yanı sıra BM ile birçok ülkeden de yetkililer burada görev yapıyor. Toplanan bilgiler ve hazırlanan planlar Trump’a sunuluyor. Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi isimlerden oluşan, sahada bizimle ve CMCC’yle çalışan büyük bir ekibi var. Barış Kurulu’ndaki kırk devlet veya hükümet başkanından hiçbiri Gazze’yi gidip de görmüş değil. Ama aralarında Arapların ve Müslümanların da olduğu hükümetler, Gazze’yle ilgili mali yükümlülükleri üstlendiler ve mesela Endonezya 8.000 polis gönderme kararı aldı. Endonezya Cumhurbaşkanı da Gazze’yi görmüş değil. Filistin uluslararası bir mesele haline geldi ve bu çok önemli ateşkes kararı alındı, ardından barış için çeşitli müesseseler ve mekanizmalar oluşturuldu.

Komitenin başarıya ulaşma şansı var mı? Belki yanılıyorumdur ama ilan edilen plan sahada pek gerçekleşebilir gibi görünmüyor.

Ali Şaas: Her şey Allah’ın elinde. Allah bize başarmayı takdir ettiyse, bu küçücük komite ölüm döşeğindeki Gazze halkını ayağa kaldırmakta muvaffak olur. Denemek zorundayız, çünkü sessizlik ve bekleyiş daha fazla insanın ölmesine, daha fazla çocuğun cahil kalmasına neden oluyor. Kaybedecek hiç vakit yok, bir an evvel harekete geçmeliyiz. Türkiye’ye gelip Sayın Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı ile de görüştüm. Dün de [12 Mart] Kahire’de konuyla ilgili bir Türk ekiple görüştük. Herkes büyük emek ve özveriyle çalışıyor. Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye’nin ateşkesin uygulanması ve Gazze’de güvenliğin ve barışın sağlanması için gösterdiği muazzam çabaları takdirle karşılıyor ve teşekkür ediyorum. 

Adnan Ebu Verde: Anlaşma uygulanmasaydı çok büyük bir yıkım bizi bekliyor olacaktı. Başka bir çözüm yok. Bundan geri dönüş seçeneği de yok. Biz bunu sürdürme ve başarıya ulaştırma konusunda kararlıyız. Eşimizi ve çocuklarımızı geride bırakıp Gazze’ye hizmet için Mısır’a geldik ve bu konuda ısrarcıyız.

En büyük engelimiz, uluslararası toplumun tam desteğini görememek; bu, kabul edilebilir değil. Gece gündüz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz ama daha fazla desteğe ihtiyacımız var. Dünyanın bizim arkamızda durması gerekiyor. Ayrıca sahada olmamız lazım. Sahanın problemleri kolay çözülebilir değil. En önemli problem, silahlı grupların varlığı olup çalışmalarımız önünde tam bir engel. Güvenlik güçlerimiz olsa bile silahların gölgesi altında Gazze’de kontrolü sağlayamayız, iç çatışmalar yaşanır ve bu da işimizi tamamen olumsuz etkiler. Şu an silahlı çeteler gelen yardımları ele geçiriyor. Giriş-çıkışlar İsrail’in kontrolünde. Elimiz kolumuz bağlı. İsrail’in sınır kapılarından çekilmesi ve bize bir fırsat tanınması lazım. Türkiye ve Katar’ın bağışladığı konteynerlere acil ihtiyaç var. Ama İsrail bu konteynerleri çifte kullanım statüsünde saydığından içeri sokmuyor. Evsiz nasıl yaşayacağız? Çadırlardakilere konteyner bile sağlayamayacaksak ve halkımıza onurlu bir hayat sunamayacaksak, ne işe yarayacağız? Problemler işte böyle. Başkanımız gece gündüz koşturuyor, sürekli görüşmeler yürütüyoruz. Başkanımız hiç boş durmadığından bu röportaj için randevuyu dün akşam ancak alabildim. Destek istiyoruz dünyadan. 

Gazze, yeniden inşa için kritik önemdeki çok değerli akademisyenlerini, doktorlarını, profesyonel meslek sahiplerini İsrail bombardımanlarında yitirdi…

Adnan Ebu Verde: Bakın, Gazze’de hayat diye bir şey kalmadı. İnsanlar yaşamıyorlar. Tuvalet ihtiyaçlarını kuma gidermek zorunda kalan bir halktan bahsediyoruz. Durumun vahametini buradan anlayın. Su olmadığından yıkanamıyorlar. İnsanlara yaklaşırken kötü kokuyu hemen alıyorsunuz; neden böyle diye sorduğunuzda yıkanamadıklarını anlatıyorlar. İnsanlar o kadar yorgun ki. Sıkıntıları o kadar büyük ki. 

Bu savaş, uzun ve yıkıcı her savaş gibi, ahlaki bozulmaya da yol açtı…

Ali Şaas: Bunların hepsi yaşanan felaketlerin bir yansıması. Başkan Trump’ın Barış Planı gerektiği gibi uygulanırsa çözülür; yani İsrail Gazze Şeridi’nden tamamen çekildiğinde, Filistin kolluk kuvvetleri kurulduğunda, Gazze sınırlarını korumak üzere Uluslararası İstikrar Gücü konuşlandırıldığında ve Filistin polis gücü düzeni ve kanunların uygulamasına sağladığında hepsi hallolur. Kanunların uygulanması için de silahlı grupların dağıtılıp tek otorite, tek hukuk sistemi ve tek silahlı güç altında bir düzenin dayatılması gerekiyor. Daha fazla savaş ve silah istemiyoruz, artık yeter. Çeyrek milyon Gazzeliyi yitirdik. Ülkemizi yeniden inşa etmek istiyoruz. Görevimizin zor olduğunu söylediniz; hayır, işimizde başarılı olacağız. Çünkü biz Gazzeliyiz ve Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz, Başkan Trump’ın desteğiyle barışı sağlayacağız inşallah. 

Adnan Ebu Verde: Başarılı olacağımıza inancımız tam. Yeter ki doğru şartlar altında Gazze’ye girebilelim. Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz ama takdir edersiniz ki bu süreç silahsızlanma şartına bağlı. Barış Konseyi’nde toplanan paralar bloke edilmiş durumda ve ne yaparsak yapalım -anlaşmanın şartları gereği- silahsızlanma gerçekleşmeden ve Hamas yönetimden tamamen çekilmeden parayı kullanamayacağız. 

Diyelim ki silahsızlanmayı sağladınız. Peki İsrail’in Gazzelilere bakışını değiştirebilecek misiniz? İsrail’in barış istemediği aşikâr. 

Ali Şaas: İsrail’in barış isteyip istemediği, Gazze’den çekilip çekilmeyeceği tartışmaları birer spekülasyondan ibaret. Biz Hamas’ın ABD ile vardığı anlaşmaya ve Güvenlik Konseyi’nin bu anlaşmaya binaen aldığı 2803 sayılı karara göre yol alıyoruz. Bu plana göre silahlar bırakılacak. Biz Mısır’ın Şarm eş-Şeyh şehrindeki konferansta bunu onayladık. Sekiz sponsor ülke ile Türkiye, Mısır ve Katar’dan müteşekkil üç arabulucu ülke var. Bu ülkeler anlaşmayı uygulatmakla yükümlüler. Anlaşmanın uygulanmasıyla bu tür spekülasyonlar da geçersizleşecek. İsrail’in Gazze’ye tekrar girişini engelleyecek uluslararası bir güvenlik gücünün gelmesi gerekiyor. Bu spekülasyonları sona erdireceğiz ki Gazze özel bir ekonomik bölgeye dönüşerek yeniden canlanabilsin. Dünyanın gözü önünde nesillerimizin artık ölmemesi için silahların bırakılması gerekiyor. Artık yeter. 

Peki Barış Konseyi’nin yapısı bunun için uygun mu? Çünkü en tepede Trump ve dünya liderleri, onun altında bir Yürütme Konseyi var, en son başkanlığını yaptığınız Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi geliyor. Bu üç yapı arasında bir uyum ve eşgüdüm var mı?

Ali Şaas: Barış Konseyi yalnızca Filistin için değil, dünyada yaşanan tüm savaşlar ve sorunlar için kuruldu. Barış Konseyi’nin altında Yürütme Konseyi var. Çünkü liderler tüm gün oturup da toplantılar yapıp çalıştaylar düzenleyemezler; onlar adına çalışacak akıl insanlar, iş insanları ve düşünürlerden müteşekkil böyle bir yürütme konsey kuruldu. Bu, uluslararası çapta bir yapı. Dünyanın farklı yerlerindeki sorunlara farklı komiteler bakacak. Bu bağlamda Filistin özelinde çalışacak Gazzeli vatansever uzmanlar ve profesyonel meslek sahiplerinden müteşekkil Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, BM Güvenlik Konseyi kararına binaen oluşturuldu. Sayın Nickolay Mladenov’un yüksek temsilci olarak atandığı Yürütme Konseyi’ne bağlı bu özel komite, Filistin konusundaki en üst mercii konumunda. Gazze Yüksek Temsilcisi Mladenov’un ofisi, Barış Kurulu ile teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibatı sağlıyor. İşleyişte herhangi bir problem yok. Mladenov, Filistin’in temsilcisi değil, 40 devletten oluşan Barış Konseyi’nin temsilcisi. 

Adnan Ebu Verde: Mesela finansman ihtiyacımız olduğunda Mladenov aramızdaki bağlantıyı kuruyor. Dünya Bankası aracılığıyla finansmanı sağlayan Barış Konseyi. Tabii ki harcamalar da bazı şartlara ve prosedürlere tabi. Bunlar yerine getirilmezse finansman sağlanmaz, bilhassa imar planları için. İçeriye yardım ulaştırmak mümkün, ama yeniden inşa ve imar başlı başına bir konu ve hiç kolay değil. 

Son olarak, Gazze’ye hizmet noktasında öncelikleriniz neler?

Ali Şaas: Önceliğimiz, ilgili silahlı gruplar ile ABD, Katar, Mısır ve Türkiye arasında müzakereleri devam eden anlaşmanın tamamlanmasının ardından Refah Sınır Kapısı’nın giriş-çıkış her iki yöne de tamamen açılması ve böylelikle hastalar, öğrenciler ve ihtiyaç sahipleri dışarıya çıkarılırken Mısır’da ve diğer ülkelerde kalakalmış olup Gazze’ye dönmek isteyenlerin de geri dönüşünün sağlanması. Ayrıca ilk etapta 30-40 bin konteyner getirip ailelerin yerleştirilmesi. 40 bin konteyner yaklaşık 50 milyon dolar demek. Bu çok büyük bir meblağ. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 70 bin konteyner göndermeye hazır olduklarını söyledi; bu cömert bağış için kendisine müteşekkiriz. Katar ve Mısır da konteyner göndermeye hazır. Şu an Mısır/Ariş’te bekleyen 7000 konteynerin Gazze’ye sokulması gerekiyor. Bu şekilde Gazzelilere biraz olsun nefes aldırmak, onları konteynerlerde de olsa onurlu bir şekilde yaşatmak istiyoruz. Çünkü yeniden inşa süreci ve kısmen hasarlı binaların tamiri vakit alacak. Bu şartlar altında kaç kış geçirildi, insanımızın takati kalmadı. 

İki seneyle sınırlı idari yetkisi olan geçici bir komiteyiz. Siyasetçi değiliz, herhangi bir siyasi grubu temsil etmiyoruz. Komite olarak halkımıza hizmet etmek istiyoruz. Gazze’ye girer girmez insanları konteynerlere yerleştirmek; elektrik, su, sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal ve ekonomik alanda hizmet götürmek istiyoruz. Ekonomiyi canlandırmak zorundayız. 

70 milyon ton büyüklüğünde bir enkaz var. Bu enkazı geri dönüştürerek inşaatlarda, yol yapımında ve -Gazze’nin yüzölçümü küçücük olduğundan genişletmek için daha evvel tıpkı Japonya, Çin, Singapur, Bahreyn, Katar, BAE vb. ülkelerde yapıldığı gibi- denizden arazi ıslahında kullanarak bertaraf etmemiz gerekiyor. Ayrıca bu 70 milyon ton büyüklüğündeki enkazı köprülerin inşasında ve havaalanı, liman, enerji santralleri gibi büyük altyapı çalışmalarında kullanmak istiyoruz. Tüm bunlar bizim önceliklerimiz.

Ana önceliğimiz ise insan. Filistinlilere onurlu hayatlarını geri vermek. Bunun için de sınır kapılarının açılması, insanların konteynerlere yerleştirilmesi, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, iki buçuk senedir kesik olan eğitim hizmetlerine başlanıp telafi eğitimlerinin yapılması ve Gazze’de Arap dünyasının en iyi üniversitesini kurarak burayı bir ilim yuvasına ve bilgi fenerine dönüştürmek hedeflerimiz arasında. 

Adnan Ebu Verde: Biz şu an her türlü iletişim için bir elektronik sistem kuruyoruz. Yine Gazze’de e-devlet kurma hazırlığı içindeyiz. 

Peki adaletten sorumlu yetkili olarak sizin öncelikleriniz nedir?

Adnan Ebu Verde: Gazze’de her şeye sıfırdan başlıyoruz. Ne yargı ve savcılık makamları ne de şeri mahkemeler kaldı. Gazze’de hakimleri ve savcıları atayarak adalet sistemini ve mahkemeleri sıfırdan kurmak zorundayız. Konteynerler istedik ki en azından geçici mahkeme salonları olarak kullanabilelim. Bir hakim çadırda işini yapabilir mi? Gazze’de ev yok. Komite olarak yerleşebileceğimiz bir bina bulamadık. Hepsi yerle bir olmuş durumda. İşimiz hiç kolay değil. Önümüzde binlerce engel var. Bu engelleri aşmaya çalışıyoruz ama tek başımıza aşama kaydedemiyoruz. Uluslararası desteğe acilen ihtiyacımız var. Türkiye, Katar, Mısır gibi ülkelerin rolü çok ama çok önemli. Bilhassa Türkiye Hamas’a baskı kurma ve etkileme noktasında son derece önemli bir aktör. İlk başta motivasyonumuz gerçekten çok yüksekti ama artık azalıyor. Her şeye rağmen başarıya ulaşmakta ısrarcıyız.

Yoğun mesainiz arasında vakit ayırdığınız için müteşekkirim. Yeni görevinizde muvaffakiyetler diliyorum. 

Ali Şaas: Türk halkına sevgilerimi iletiyorum. Türk halkının Filistin halkına yaptığı yardımlar yeter. Allah sizden razı olsun.

(NOT: Röportajın ilk tercümesini yaparak işimi kolaylaştıran sevgili öğrencim Betül Aslan'a müteşekkirim. Ayrıca röportajda anlaşılamayan kısımların manası için danıştığım Gazzeli Nihad Abunnasır hanımefendiye de yardımları için çok teşekkür ederim.)


3 Mart 2026 Salı

Z.T.KOR: İSRAİL’İN İRAN’A SALDIRISININ HEDEFLERİ NE? İSLAM DÜNYASI NASIL ETKİLENECEK?


İSRAİL’İN İRAN’A SALDIRISININ HEDEFLERİ NE? İSLAM DÜNYASI NASIL ETKİLENECEK?

Röportajı veren: Zahide Tuba Kor

Röportajı yapan: Özge Özkul

Fikriyat, 2.3.2026

https://www.fikriyat.com/gundem/2026/03/03/orta-dogu-uzmani-zahide-tuba-kor-anlatti-israilin-irana-saldirisinin-hedefleri-ne-islam-dunyasi-nasil-etkilenecek

Röportajı ses kaydı olarak dinlemek isterseniz: https://www.youtube.com/watch?v=C06i0ZvrvQk

 

İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının arka planındaki hedefleri Orta Doğu Uzmanı Zahide Tuba Kor ile konuştuk. İsrail’in asıl amacının bölgeyi etnik ve mezhepsel temelde parçalayarak kendi hegemonyasını kurmak olduğunu vurgulayan Tuba Kor, bu süreçte rejim değişikliği, vadedilmiş topraklar ve Mesih’in gelişi gibi teopolitik hedefler hem İsrail hem de ABD’deki Evanjelik gruplar için temel motivasyon kaynağı, dedi. Kor, İran’da yaşanabilecek bir istikrarsızlığın Türkiye dahil tüm bölgeyi göç ve güvenlik sorunlarıyla tehdit edeceği konusunda uyarılarda bulundu. İslam dünyasının bu stratejik kuşatmaya karşı duygusal tepkiler yerine düşmanını iyi tanıyan, bilinçli ve bağımsız bir duruş geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

İsrail’in İran’daki birincil hedefi mevcut rejimi devirerek yerine Şah’ın oğlunu getirmek. Bu doğrultuda, İran’ı gelecekte yönetebilecek potansiyel lider adaylarının tamamı İsrail tarafından suikastlarla ortadan kaldırılacak ve geriye tek alternatif olarak Şah’ın oğlu bırakılacak. İsrail’in operasyonlarında kullandığı “aslan kükremesi” sembolü de hem Tevrat’taki bölgesel hegemonya referanslarına hem de yeniden getirilmek istenen Şah rejiminin aslan sembolüne işaret eder.

İsrail’in ve ona destek veren Amerikan Evanjeliklerinin (Trump’ın tabanı ve ekibi) çok önemli dini hedefleri bulunuyor. Bu hedefler arasında vadedilmiş topraklara dönüş, Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine tapınağın inşası ve Mesih’in yeryüzüne getirilmesi yer alıyor. Olası bir savaş sırasında Mescid-i Aksa’nın füzelerle vurulup suçun İran’a atılması, böylece İran’ın İslam dünyasındaki meşruiyetinin sıfırlanması gibi senaryolar planlanıyor.

Konuyla ilgili sorularımızı Orta Doğu Uzmanı Zahide Tuba Kor cevapladı:

 

İran’a yönelik bu saldırılar beklenmedik bir durum değildi. Yaşananları uzun zamandır öngörüyordunuz. İsrail’in bu hamlesinin asıl amacı nedir ve bu yeni bölgesel dizayn ne anlama geliyor? İsrail’in asıl hedefi sadece İran rejimini devirmek mi?

Saldırının asıl hedefi; bölgede İsrail’e yönelik tüm tehditleri ebediyen ortadan kaldırmak... Gelecek on yıllar boyunca, 7 Ekim tarzı herhangi bir saldırının tekrarlanmasını engellemek... Aynı zamanda bu saldırılar üzerinden bölgeye boyun eğdirmek ve kendisine yakın yönetimler kurmak...

7 Ekim’den sonra İsrail, Batı’nın tam desteğini ve Amerika’nın envanterindeki en yıkıcı her türlü silahı aldı. Bir daha böyle bir fırsat ellerine geçmez. Dolayısıyla “fırsat bu fırsat” diyerek bütün tehditleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Netanyahu, 7 Ekim’den hemen sonra bölgeyi savaşla dizayn edeceğini zaten ilan etmişti. İran’a saldırısı da bu bölgesel dizaynın bir parçası.

İsrail’in yeni bölgesel dizaynı şöyle: Bölge ülkelerini silahsızlandırmak, mümkünse etnik, dini ve mezhebi temellerde bölerek kendi hegemonyasını kurmak... Ama böyle bir güce de demografiye de sahip değil. Dolayısıyla hegemon olabilmesi için bölgeyi silahsızlandırması ve büyük devletleri bölmesi gerekiyor.

İran’da asıl hedef rejimi değiştirmek... Ama rejimi değiştirdiğinde yerine getireceği Şah’ın oğlu ülkeyi bir arada tutabilecek kapasitede değil. Dolayısıyla iç çatışmalar çıkacaktır ve İsrail bunu da ister. Zayıflamış ve iç tehditlerle boğuşan bir İran hem kendisinden medet umacak hem de kendisine yönelik bir tehdit olmaktan çıkacaktır. Sonunda hedeflerini başaracak demiyorum ama önümüzdeki süreçlerde bununla karşı karşıya olacağız.

İran için şöyle bir problem var: İran’ın Fars-Şii unsuru ülkenin merkezinde yaşar. Etnik gruplar ise çeperlerdedir ve her birinin sınır ötesi ülkelerle etnik açıdan sürekliliği vardır. Tam da bu yüzden İran’ı ayakta tutabilmek için güçlü bir merkezi yönetim ve şiddet tekeline sahip güçlü bir ordu gerekiyor. Bunun ABD-İsrail saldırılarıyla kırıldığı bir ortamda İran uzun süre iç çatışma sarmalına düşebilir. Dolayısıyla evet, Şah’ın oğlunu başa geçirip bir rejim değişikliği istiyorlar. Ama bu, istikrarlı bir devlete dönüşeceği anlamına kesinlikle gelmiyor.

En önemlisi Mesih’i getirme hedefleri... Amerikan Evanjelikleri, yani Trump’ın tabanı ve ekibi de bu zihniyette. İsa Mesih’in yeryüzüne dönüşü için üç şartın gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorlardı: Dünya Yahudilerinin vadedilmiş topraklara dönmesi, devletleşme, tapınağın yeniden inşası. İlk ikisi 20. yüzyılda gerçekleşti, sıra üçüncüde. Bunun için 2022’de Kitab-ı Mukaddes’te geçen kusursuz kızıl düveleri doğurttular ve bunların doğal yollarla ölmeden kurban edilmesi gerekiyor. Kurbanın ardından Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine MS 70’te Romalılarca yıkılan tapınağın yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Tam da bu yüzden İran’la yeni bir savaş gerekliydi. Savaş sırasında İran’dan füzeler atılırken Mescid-i Aksa’ya bir füze isabet etse ve yıkılsa ki -İsrail kendisi atıp dünyaya İran yapmış gibi sunabilir- bu durumda İslam dünyası ayağa kalkar ve İran rejiminin uluslararası meşruiyeti tamamen sıfırlanır. İsrail buradan bir Sünni-Şii gerilimi veya çatışması bile çıkartabilir. İran’daki dini rejim, Mescid-i Aksa’yı yıkmış bir aktöre dönüştürülür. Böyle bir karmaşa altında İsrail dikkatleri dağıtır ve hedeflerine daha kolay ulaşır.

Evanjelikler açısından tapınağın yeniden inşası, İsa Mesih’in yeryüzüne gelip 1000 yıllık ilahi krallığı kurması için gerekli. Yahudilerin beklediği mesih ise başkası. Dolayısıyla ortada kimin Mesih’i gelecek meselesi de söz konusu.

Operasyonun 28 Şubat’ta başlaması bir tesadüf mü?

Ben İran-İsrail çatışmasının kaçınılmaz olduğunu 2024’ten beri söylüyorum. “Yaşanan her şey bir oyun, danışıklı dövüş. İran-İsrail müttefik vs.” deniyordu. Bunların hepsi hikâye... 2024’ten beri İsrail, İran’ı kendisine saldırtmak ve bu şekilde meşru müdafaa diyerek savaşı başlatmak için suikastlar ve sabotajlarla sürekli kışkırtıyordu. İran bunu gördüğünden ölçülü mukabele ediyordu. Bizde ise “bakın işte İran-İsrail ortaklığı” yorumları yapılıyordu. İran, savaşı olabildiğince ertelemeye çalıştı.

Savaşın Netanyahu’nun siyasi bekasıyla bağlantılı bir yönü de var. İbrahim Mutabakatları üzerinden Filistin’i yok saydırıp yeni bir bölgesel düzen kurarak İsrail tarihine adını altın harflerle yazdırma hayalindeki Netanyahu’nun siyasi kariyeri 7 Ekim’den sonra bitmişti. Savaşı uzatıp yeni cepheler açarak iktidarda ömrünü uzattı. Ama İran tehdidini ortadan kaldırıp tapınağı yeniden inşa edebilirse Yahudi tarihine geçecek. Bu sene İsrail’de seçimler olacak. Seçimi kazanabilmesi için de buna ihtiyacı var.

Epstein skandalının üstünü kapatmak istiyor olabilirler mi?

Trump’ı ilk başkanlık döneminde yakından takip ettim. Trump, Filistinliler aleyhine Netanyahu ne istiyorsa onu verdi. Bunlar hiçbir Amerikan başkanının vermediği tavizlerdi. Kendi Evanjelik tabanı zaten İsrail’den fazla İsrailcidir. Evanjelik papazlar onu Beyaz Saray’da kutsuyorlardı. Bunlar Trump’a, ilk döneminde İsa Mesih’in gelişini kolaylaştırıcı adımlar attırıp ikinci döneminde ise Mesih’i getirtme hayalindeydiler. Seçim kampanyasında suikasttan milimetreyle kurtulmasını ilahi misyonuna bağlayıp mucize olarak görüyorlar. Trump dindar bir Hristiyan değil ama ekibi böyle. Trump’ın barış adamı olma iddiasına inanıp onun savaş istemediği zannediliyor. Madem öyle neden Eylül 2025’te Savunma Bakanlığının adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirdi? Ben Trump’ın bol yalanlarla dünyayı idare ettiğini düşünenlerdenim. Hedefe adım adım ama bizi kandıra kandıra ilerliyorlar.

Trump’ın ilk döneminden beri Ortadoğu politikasını şekillendiren modern Ortodoks Yahudi damadı Jared Kushner, İsrail aşırı sağının ve Netanyahu’nun yakın adamıdır. İlk döneminde Filistinlilerin hayatını karartıcı kararları birlikte aldılar ve İbrahim Mutabakatları düzenini kurmaya çalıştılar. İkinci döneminde yine aktif görevde. İran’la müzakere ekibinde de vardı, Filistin’le ilgili süreçlerde de. Damat Kushner, Netanyahu’nun gündemini uygulayan biri...

2024’te daha Trump başkan değilken, İsrail’in İran’a savaş açıp rejimi düşürmek istediğini söylüyordum. Trump-Epstein tartışmaları henüz yoktu.

İran’a savaşın açılmasında Trump’a karşı bir şantaj olarak kullanılan Epstein belgelerinin üzerini kapatma niyeti tabii ki olabilir. Ama Evanjeliklerin ve müttefiki Netanyahu’nun zihniyetine ve hedeflerine baktığımda önünde sonunda bir savaş kaçınılmazdı diye düşünüyorum.

Trump ilk döneminde zaten İran’ı yaptırımlarla iktisaden iyice boğup köşeye sıkıştırmıştı. Şimdi başladığı işi tamamlıyor.

Netanyahu’nun kendi büyük hedeflerine Amerikan başkanının iktisadi ve jeopolitik hedefleriyle özdeşleştirerek ulaşmaya çalıştığı aşikar. Amerikan başkanının hedefi, Çin karşısında gerilemekte olan ülkesini dünyanın kritik yeraltı kaynaklarını ve geçiş güzergâhlarını ele geçirerek ve Çin’i müttefiklerinden koparıp tecrit ederek kurtarmaya ve “yeniden büyük yapma”ya çalışmak. Bunların hepsine İran’da rejim değişikliğiyle ulaşabilir. İran dünya ve Orta Doğu jeopolitiğinin en kıymetli ülkesidir. Hidrokarbon kaynaklarıyla dolu hem Hazar hem de Basra Körfezi havzasındadır. Hürmüz Boğazı’nda kritik konumdadır. Bunların ikisi de Trump’ın gelecek vizyonu için kritik önemde. Keza İran’la Çin ilişkilerinin kopması ve İsrail’in güvenliği için de önemli. Dolayısıyla Netanyahu açısından Trump’ı İran’ı vurmaya ikna etmek çok da zor değildi.

Trump, Bush’un yaptığı gibi sürekli işgallerle değil, daha akıllı yöntemlerle mevcut yönetimleri değiştirip kendi tarafına çekerek yeni bir düzen kurmak istiyor. Şu an yapmaya çalıştığı şey tam da bu.

Haziran’daki 12 gün süren ilk savaş bir tanışma faslıydı. Her iki taraf birbirinin ne yapıp yapamayacağını görmüş oldu. Savaş biter bitmez Amerika; İsrail’in biten bütün silah ve füze stoklarını yenilemeye, hava savunma sistemlerini güçlendirmeye başladı. Yaz aylarından itibaren İran’ı vuracak en güçlü bombaları ve silah sistemlerini yolluyordu. En son uçak gemilerini de Hint Okyanusu’na yığdı. Bu yığınağı incelediğinizde bile savaş kararının çoktan alınmış olduğunu görürsünüz.

Bu savaşı neden istiyorlar?

Amerikan toplumu Gazze’den sonra “Biz neden İsrail’e bu kadar çok destek veriyoruz?” demeye başladı. Özellikle genç nesiller. Zaten İsrail’e tam destek verenler yaşlı nesildi. 10-15 sene sonra bu siyasetçiler ortadan kalktığında yeni nesil İsrail’le bu kadar angaje olmayacak. İsrail ve Amerika’nın yönetici sınıfı da bunu görüyor. Dolayısıyla geleceğe hazırlık yapıyorlar. İsrail’e yönelik bütün tehditler ortadan kaldırmalı ki, Amerikan himayesi sonlandığında ülke ayakta kalabilsin. Kısaca; Amerika güçten düşmeden ve Amerikan siyasetiyle toplumunun İsrail’e bakışı değişmeden İsrail’e yönelik bütün bölgesel tehditleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

Trump “İran’ı yönetmek için üç iyi adayım var” dedi...

Şu anda İran’da Hamaney sonrası ülkeyi yönetebilecek bütün alternatifler İsrail tarafından öldürüyor. Geçmişteki ve bugünkü liderler de gelecekteki lider adayları da ortadan kaldırılıyor. Bu şekilde geriye sadece Şah’ın oğlu bırakılıyor. Şah’ın oğlunun geçen sene kızını bir Yahudi’yle evlendirdiğini unutmayın.

Operasyonun adı “Aslan Kükremesi” diye geçiyor, Tevrat’tan alındığını ifade ediyorlar...

Daha önceki operasyonun adında da aslan kelimesi geçiyordu: Yükselen Aslan. Aslan, çift yönlü sembolizm içeriyor. Birincisi, Şah’ın oğlunu başa geçirme niyetine işaret ediyor. Çünkü Şah rejimi döneminin İran bayrağında aslan vardı. Rejimin ana sembolü aslandı. Daha önemlisi, Tevrat’ta Yahudiler aslana benzetilir. İsrail bu şekilde bölgesel hegemon olma isteğini de göstermiş oluyor. Tevrat’taki sembolizmi operasyonun isminde kullanarak geleceğe dair hedeflerini ortaya koyuyor.

İran saldırısı bölgeye ve özellikle Türkiye sınırlarına nasıl yansıyacaktır?

Geçiş sürecinin suhuletle geçeceğini beklemiyorum. Bir iç kargaşa çıkarsa göç olacak. 90 milyonluk İran Suriye’ye benzemez. Suriye nüfusu 20 milyon olduğu halde sadece bölgeyi değil Avrupa Birliği’ni bile sarsmıştı. 90 milyonluk İran’daki değişim süreci, sadece bizi değil, bütün bölgeyi ve dünyayı etkileyecektir Kaybedecek bir şeyi kalmayan rejimler her şeyi yapmaya hazır olurlar. Petrol fiyatlarının yükselişinden bütün dünya gibi biz de etkileneceğiz. En önemlisi, İsrail açısından İran tehdidi bertaraf edildiğinde sıra bizimle uğraşmaya gelecektir. Ama Türkiye’yle uğraşma araçları İran’ınkinden farklı olacaktır. Yani bize doğrudan bir savaş açmak yerine suikast, sabotaj, ekonomik kriz, iç çalkantı gibi araçları kullanacaktır.

Ümmetin üzerine düşen acil sorumluluklar nedir?

Biz daha ne dostumuzu ne de düşmanımızı tanıyoruz. İsrail’e dair bilgilerimiz ve analizlerimiz afaki ve hamaset dolu. İran’dan sonra sıra bize gelecek. Peki biz İsrail’in aklını, nasıl iş tuttuğunu, düşmanlarına karşı neler yaptığını biliyor muyuz? İsrail’i tanımadığımız için İran’la yaşanan her şeye “danışıklı dövüş” diyorduk.

İslam dünyasının yapması gereken en önemli şey; bu cehalet halinden çıkmaktır. Önce düşmanımızı tanımalıyız ki bize neler yapabileceğini öngörüp ona göre önlemleri alabilelim. İran’la dalga geçtik “ kağıttan kaplan” diye. Oysa İran’ın sahip olduğu zafiyet noktalarının ekseriyetine biz de sahibiz, ama farkında değiliz. Artık hamasetleri, kahvehane tadındaki analizleri bırakıp gerçeklerle yüzleşmemiz ve düşmanımızı tanımamız gerekiyor.

Ekranlarda “Eğer İran-Amerika müzakereleri Türkiye’de olsa savaş çıkmazdı” deniyor. İsrail ve Amerika ne zaman müzakerelerde ciddi olmuş? Bu müzakerelerin tamamı zaman kazanmak, saldırının altyapısını hazırlamak ve düşmanı gafil avlamak içindi. Daha biz bu müzakere süreçlerinin bir oyalama olduğunun farkında değiliz. Hizbullah’a ve İran’a kurdukları tuzakların ve sürpriz saldırıların benzerlerini bize de yapacaklar. Tam da bu yüzden Gazze’den beri sürekli söylediğim şey şu: İslam’ın ilk emrine dönüp “okuyun”.

Bize dayatılan tüketim kültüründen artık çıkmamız gerekiyor. Biz yıllardır düşmanlarımızı kendi paralarımızla besliyoruz. Onların bize dayattığı hayat tarzının, fikirlerin, gıdaların, eşyaların, her şeyin gönüllü alıcısıyız. Şunu hiç unutmayın: İsrail ve Siyonistlerin yaptığı en önemli şey, her alanda bağımlılık kurmaktır. Biz bu bağımlılıktan kurtulmadan İsrail’e karşı mücadeleyi kazanamayız. Bu noktada helale harama artık çok dikkat etmemiz gerekiyor. İsrail’in yaptığı en önemli şey, insanlardaki haram algısını ortadan kaldırmak, haramı cazip hale getirmektir. Biz helal-haram ayrımını hakkıyla bilen bir toplum değiliz. İsrail’in Epstein üzerinden şantaj taktiklerini gördük. Ne kadar haram varsa yaptırır. Eğer ki yöneticiler ve toplumlar, haramdan ve para sevdasından kurtulmazsa İsrail oyunları karşısında duramazlar. Yani para için her şeyi yapıyorsak ve haramları zevkle işliyorsak ne Filistin davasını ne de kendimizi savunabiliriz.

Dolayısıyla hem bilgimizi hem zihniyetimizi hem de hayat tarzımızı düzeltmemiz gerekiyor ki ileride İsrail’le karşı karşıya geldiğimizde kazananlardan olalım.

Neden 100 yıldır Müslümanlar bu Siyonistlere kanıyor?

Bilgi probleminden bahsetmiştim. İsrail’in aklını, nasıl iş tuttuğunu, neler yaptığını bilmediğimiz, okumaya da tenezzül etmediğimiz için sürekli kurulan tuzaklara düşüyoruz. 7 Ekim’den bu yana bütün müzakereler ve barış süreçleri birer tuzaktı ama farkına varamadık. Gerçekten Trump barış istiyor zannedenler var. Hâlbuki bu barış süreçlerinin tamamı, düşman gördükleri tarafları gafil avlamak içindi. Yani tarafların müzakereye odaklanıp gerekli önlemleri almadığı bir ortamda, sürpriz bir saldırıyla gafil avlayıp bir anda lider kadroyu öldürüyorlar.

Bu arada İsrail hep sürpriz saldırı yapmıştır. 1967’de altı günde topraklarını üç kat genişletmesi de bu şekildeydi. Mısır ordusunun hiç beklemediği bir anda sürpriz bir saldırıyla savaşa başlayıp üç Arap ülkesinin hava kuvvetlerini neredeyse ortadan kaldırmıştı. Yani yüz yıldır hiçbir şey değişmedi, sürekli gafil avlanıyoruz.

Bunun temel sebebi bilgisizlik. İkincisi, olguların değil, olmasını istediğimiz şeylerin peşinden gidiyoruz. Karşı tarafın tuzak kurduğuna ve bizi alt edeceğine inanmaya aklımız ve gönlümüz el vermiyor. “Yok, böyle yapamazlar” diyoruz. Mescid-i Aksa’ya ilişkin kurabilecekleri tuzaklar konusuna uyarı yapıyorum, “Yok, böyle bir şey asla olmaz, Müslümanlardan korkarlar” diyorlar. Oysa Müslümanlar ne olduklarını Gazze sınavında gösterdiler... Müslümanlar ne yapar, ne yapmaz gün gibi ortada. Ama biz hâlâ kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Dolayısıyla en başa geliyoruz: Okuyup öğrenmemiz lazım. Ve bu noktada İsrailli tarihçi Avi Shlaim’in 1000 sayfalık “Demir Duvar: İsrail ve Arap Dünyası” kitabını hararetle tavsiye ederim. Ama koskoca kitabı okumak yerine Amerikan başkanının sosyal medya mesajlarını okumak daha kolay geliyor. O yüzden de sürekli aynı şekilde tuzaklara düşüyoruz.

Son olarak oturduğumuz yerden “Biz Müslümanız, elbette galip geleceğiz” diyoruz. Sorumluluklarımızı yerine getirmiyoruz. Bunun yerine Allah’a havale ediyoruz, O’nu göreve çağırıyoruz. Hâlbuki Allah yeryüzünü ıslah görevini biz kullarına vermiştir, bunun da farkında değiliz. İkincisi, her şeyi devlet yöneticilerinden bekliyoruz. Peki vatandaşlar olarak bizim sorumluluğumuz ne? Zihniyetimiz ve hayat tarzımız bu şekilde olduğu sürece düşmanların galip gelmesi kaçınılmaz.