9 Mayıs 2026 Cumartesi

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 3

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 3

Kahire, 11 Mart 2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

 

11 Mart 2026 tarihinde Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeli dul, yetim ve yaralılar için verdiği iftarda karşılaştığım bazı Gazzelilerle yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum.

 

Gazze’de neler yaşadınız? Savaş nasıldı?

Bismillahirrahmanirrahim. Essalatu vesselamu ala Rasulillah. Bu, yaşadığımız en zor savaştı. Savaşın ilk başladığı yer olan Şucaiyye’denim. Savaşın birinci ayında 7 Kasım 2023’te evimiz tepemize yıkıldı. Ailemizden on kişi şehit düştü: amcamın dört kızı, eşimin iki kız ve iki erkek kardeşi ve onların kızları… Elhamdülillah biz kurtulduk ve güneye göç ettik. Güneyde 4-5 ay boyunca oradan oraya göç edip durduk. Savaş şartları çok zordu. Evden çıktığımızda yanımızda ne paramız ne kıyafetimiz ne yiyecek ne de herhangi bir eşyamız vardı. 16 yaşındaki oğlum kanser hastasıydı. Nazofarenks kanseriydi [burun arkasını ağız arkasına bağlayan boğaz kısmını (farenks) etkileyen nadir bir kanser türü]. Düzgün beslenmesi ve tedavi olması gerekiyordu, ama ne ilaç ne de yiyecek vardı. Hayvan yemi arpayı öğütüp un haline getirip ekmek yapardık.

Zor şartlarda yürüyerek Şucaiyye’den Refah’a vardık; orada eşim, beş kızım ve üç oğlumla birlikte çadırda yaşadık. Şartlar gerçekten çok zordu. Kış mevsimindeydik, yağmur yağıyordu; kışlık kıyafetimiz ve gıdamız yoktu. Akrabalardan kimse birbirini arayamıyordu, herkes kendi çocuklarının derdine düşmüştü. Ama elhamdülillah. Başlangıçta temel ihtiyaçlarımızı okullara gelen yardımlardan karşılıyorduk. Oğlumun hastalığı ağırlaştı, kemoterapi ve tedavi imkânı yoktu. Çok şükür ki oğlumun tedavisi için Mısır’a gelmemize izin verildi.

Bulunduğumuz yerde şartlar kötüleşince güneyde hiç bilmediğimiz başka bir yere gittik. Orada güvenebileceğimiz bir tanıdık da yoktu; kendi başımızın çaresine bakmak, ihtiyaçları kendimiz bulmak zorundaydık. Çocuklarımıza ekmek pişirmek için odun da ateş de bulamıyorduk. Ateş yakmak için çalı çırpıyla karton topluyorduk. Yahudilerin yıktığı evlere oğullarım yakacak odun ve malzeme bulmak için giriyor, temiz su için kızlarım uzun kuyruklarda bekliyordu. İçilebilir suya başka şekilde ulaşamıyorduk. Sular temiz değildi.

Peki sıraya girip aldığınız su iyi miydi?

Hayır, tuzluydu ama içmek zorundaydık. Tatlı su yoktu. Bizi asıl yoran yıkım değil, aç ve susuz bırakılmaktı. Hiçbir hastalık için ilaca ve tedaviye ulaşamıyorduk. Ben şeker ve tansiyon hastasıyım; ama insülin ve diğer ilaçları bulamıyordum, bulsam da fiyatı çok yüksekti. Savaşın ilk aylarında UNRWA’nın sağlık merkezleri kapandı, ilaç alamaz olduk. Hava soğuktu ve yeterli battaniyemiz yoktu. Mevcutları kızlarıma örttüğümden kendime battaniye bulamıyordum. Battaniye bulabilmek için soğukta çevredeki binaların kapısını çalıyorduk. Vallahi o günler gözümün önünden geçiyor; Allah rahmet eylesin, bize yardım edenlerin hepsine.

Yardım için kapısını çaldığınız kişilerin muamelesi nasıldı?

Filistin’in en güzel yönü yardımlaşma ve dayanışmadır. Sağ olsunlar, karda kışta çadır kurmamıza yardım edip çocuklarıma battaniye getirdiler.

Mısır’a hep birlikte mi geldiniz? Kanser olan çocuğunuzun durumu nasıl?

Oğlum elhamdülillah Mısır’da tedavi görüp iyileşti. Kızılhaç’a başvurdum, ambulansların geldiği yere gidip oğlumun hasta olduğunu söyleyip yardım etmelerini istedim. Üç kızım ve hasta oğlumla beraber bizi Mısır’a hastaneye getirdiler, oğlumu tedavi ettiler. Allah’a hamdolsun, O’nun lütfu ve keremiyle buraya gelebildik. Diğer dört oğlum ve eşim Gazze’de kaldılar, sahildeki kamptalar. Eşimi eşim sekiz ay önce kaybettim. Gazze’de Yahudilerin hava bombardımanında şehit düştü. Allah rahmet eylesin. Oğullarımı da Rabbim korusun. Onları Allah’a emanet ettim. Tabii Gazze’de iş yok, çadırlarda elektrik ve su yok. Çocuklarım bana, Gazze’ye dönme burada hayat yok, diyorlar.

7’den 70’e her yaştan kanser hastasıyla karşılaştım. Herhangi bir ferdi kanser hastası olmayan aile kaldı mı?

Her ailede kanser hastası olan biri illaki var. Oğlumun savaşta, savaşın başlarında kanser olduğu ortaya çıktı.

Savaştan evvel hayatınız nasıldı?

Eşim demirciydi, hem demir atölyesi hem de sahilde kafesi vardı. Ben de Kur’an-ı Kerim hocası olarak camide çalışıyor, hafız yetiştiriyordum. İkimiz de çalışıyorduk, paramız vardı. Durumumuz çok iyiydi. İkinci evimizi satın almıştık, ne çok sevinmiştik, ama oturmak nasip olmadı. İkisi de yıkıldı. Tüm birikimim evimin enkazında kaldı. Gazze’de hiçbir şeyimiz kalmadı.

En çok neyi özlüyorsunuz?

Evimi, ailemi, toprağımı özlüyorum. Çadırda bile yaşayacak olsam geri dönmek, eşimin mezarını ziyaret etmek ve mezarı başında Fatiha okumak istiyorum. Annem, kardeşlerim ve çocuklarım Gazze’de. Evet, burada yiyecek-içecek var, hayat var; ama benim ruhum Gazze’de kaldı, dönmek istiyorum.

Çocukların da aynı şeyi hissediyor mu?

Onlara sor (kızını çağırıyor). Kızım Türkiye’yi çok seviyor, sürekli Türk dizileri izliyor ve sadece ülkenize gitmek istiyor. (Gülerek) ona bir Türk damat bulsak yeter.

Evinizde en çok neyi özlediniz?

Eşim ve çocuklarımla tüm ailemizin bir arada olmasını… İftar sofralarını… Her gün ama her gün namaz kılıp ağlıyorum. Evimizi geçtim, çadırda yaşama pahasına bile olsa çocuklarım ve eşimle bir arada olmak istiyorum.

İsrail kapıları açsa oğullarınız Gazze’yi terk ederler mi, yoksa kalırlar mı?

Ben vatanıma, toprağıma geri dönerim. Niye onlar çıksın ki? Orası bizim toprağımız. Biz orayı yeniden inşa edeceğiz. İsrail savaşı kazanmış değil, geri döneceğiz. İsrail de bundan korkuyor zaten. Neden toprağımızı bırakıp gidelim ki?

Keşke 7 Ekim yaşanmasaydı diye düşünüyor musunuz hiç?

(Yanındaki Gazzeli arkadaşı “tabii ki” dedi.) Allah bu savaşın yaşanmasını takdir etti. Başlarda esirlerimizi kurtarmak için savaşı can-ı gönülden destekliyorduk. Dönüşleri daha hızlı olacak sanmıştık; ama savaş uzadıkça evlerimizi ve sevdiklerimizi bizden aldı.

Ne zaman içinizden “keşke bu savaş yaşanmasaydı” dediniz?

Eşim vefat ettiğinde. O da direnişçiydi. Çadırdayken füze saldırısında şehit düştü, elhamdülillah.

Şucaiyye halkının çoğunun direnişçi olduğunu duymuştum, doğru mu?

Vatanı ve toprağı için canlarını feda edenler çok.

2014’teki 51 günlük savaşta da Şucaiyye yıkılmıştı, yeniden nasıl toparlandı?

Allah büyüktür. Biz azimli ve güçlü bir halkız. Onlar yıktıkça biz yılmadan yeniden inşa ediyoruz. Şucaiyye’yi ayağa kaldırmaya çalışırken bize Katar, BAE ve Türkiye dahil olmak üzere yardım eden ülkeler ve STK’lar oldu.

Gazze’deki çocuklarıma nasıl yardım edebilirim, bir yol var mı? Çok kötü durumdalar. Ben Gazze dışında olduğum için çocuklarım yardım almak için başvuramıyorlar. Onlara yardım edilmiyor. Tüm yardım kuruluşları yetimleri önceliyor. Sadece Mısır’dan yardım alıyoruz. Gazze’de yardım alabilmek için anne-babanın vefat etmiş ve yaşın küçük olması gerekiyor. Benim çocuklarım yetişkin ve evliler…

Bu savaş size ne öğretti?

Sabretmeyi öğrendim, bir de bu dünyada emniyet ve selametin olmadığını. Bu dünyada güvende kalmanın garantisi yok. Savaştan önce hayatımdan çok memnundum; eşimden, çocuklarımdan, işimden... Beraber sofralar kurup yiyip içiyorduk. Emniyet içindeydik. Savaş bana şu dünya hayatından bir şey beklememeyi öğretti. Hayat dediğin nedir ki? Kalbimde yaşama sevinci yok artık.

***

[Savaş size ne öğretti soruma aynı masada oturan diğer iki Gazzeli hanım da cevap vermek istedi.]

Birinci hanım: Her şey bir anda değişiyor. Hiçbir şey mevcut haliyle kalmıyor. Dünya ansızın tepetaklak oluyor. Hiçbir şeyin aynı kalmayacağını öğrendim artık.

İkinci hanım: Çok şey öğrendim; mesela göç etmeyi, ateş yakıp ekmek yapmayı… Gazze’deyken dokuz aylık hamileydim, kızım şehit düşen babasını hiç göremedi. Gazze’deki zor hayat şartlarından çok yorulmuştum, doğumdan üç gün sonra Mısır’a geldim. Oğlum da kanser hastası, onun tedavisi için buradayım.

Gazze’de hamile kadınların durumu nasıldı?

Ölümden beter haldeler. Her şeyi kendileri yapmak zorundalar. Ateş yakıyor, hamur yoğuruyor, ekmek yapıyorlar. Ben de çocuklarıma yemek ve temizlik yaptıktan sonra doğum yaptım. En küçük kızım babasını hiç tanımadı, görmedi. Baba mefhumu nedir bilmiyor. Savaş başladığında bir yaşında olan kızım da öyle.

Eşim İslami Cihad’da savaşıyordu. İlk başlarda direniş saflarında değildi; ancak zaman ilerledikçe benim, çocuklarının, ailesinin ve Gazzeli kadınların halini görünce direnişe katılmaya karar verdi. Refah’ta şehit düştü.

Savaşta o kadar çok şey öğrendik ki. Sabrı ve bitap düşmeyi öğrendik demek hafif kalır. Hamileydim, bir yanımda bir yaşındaki kızım, diğer yanımda küçük oğlumla yalnız başıma sürekli yollardaydım. Üç çocukla her şeyi kendim yapmak zorundaydım. Bitap düştüm. Tüm ailem Gazze’de kaldı. Evim Refah’ta Mısır sınırındaydı. Refah vuruldukça kaçıyor, sonra tekrar geri dönüyorduk. Bir müddet böyle geçti.

Savaştan önce hayatınız nasıldı?

Savaştan önce hayatımız çok sade/basit ama güzeldi. Kocam günlüğü 20 şikele çalışıyordu, gelirimiz azdı ama yine de evimde prensesler gibi yaşıyordum. Ama artık geriye hiçbir şey kalmadı.

***

Gazze şehrindenim. On ay boyunca kuşatma altında yaşadık. Sonra işgalci Yahudiler tanklarıyla gelip yıktı her yeri. Gazze’den çıktık. Göğsüme, kalbe yakın bir noktaya şarapnel parçası isabet etti. Ben çocuklarımla geldim ama eşim Gazze’de kaldı. Mısır’a gelmek istiyor ama nasıl geleceğini bilmiyor. Her halimize hamdolsun. Her şeye rağmen hayattayız, ama halimizden anlayıp bize yardım edecek insanlara ihtiyacımız var. Allah sizden razı olsun.

***

[Savaşta iki bacağını da kaybetmiş hasta arabasında oturan bir beyefendiyle yaptığım kısa röportaj]

Gazze’nin kuzeyindeki Cebaliye şehir merkezindenim. Savaştan evvel elektrikçiydim. Sahip olduğumuz her şeyi kaybettik; evlerimizi, ailemizi, paramızı... Her halimize hamdolsun. 15 Ocak 2025’te ailemden 22 kişi şehit düştü, hamdolsun. Ailemden geriye sadece eşim, bir oğlum, iki kızım, erkek kardeşim ve onun oğlu kaldı. Mısır’da hayat gerçekten çok zor. Hayat kalmadı. İnsanlar burada hayatlarını hastalıklarla mücadele ederek geçiriyorlar. Her şey çok zor. Zaten buraya gelenler hep hasta ve yaralı olanlar. Büyük kızım 16 yaşında, o da yaralı; diğer kızım 15, oğlum da 9 yaşında. Şehit düşen kızım 13, oğlum ise 3 yaşındaydı. Eşim Mısır’da yanımda. Eşimin ailesi tamamen şehit düştü, hiç kimsesi kalmadı.




8 Mayıs 2026 Cuma

KOL VEYA BACAKLARINI YİTİREN GAZZELİ YARALILARIN KISA HİKAYELERİ

 

KOL VEYA BACAKLARINI YİTİREN GAZZELİ YARALILARIN KISA HİKAYELERİ

Kahire, 12.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

Savaşta organlarını yitiren Gazzeli gençler, Kardeşim Derneği’nden yardım almak üzere tek bir evde toplanmıştı. Vaktimiz çok sınırlıydı. Hızlı hızlı her birinin nasıl yaralandığını, bacağını ve kolunu nerede kaybettiğini öğrendim.

 

Deyr el-Belah’ta tahliye vardı, bölgede yaşayanlar boşaltılıyordu. Evimin kapısı kilitli değildi. Yokluğumuzda hırsızların girmesinden korktuğum için kapıyı kilitlemek üzere geri döndüm. Sonrasında bir tank mermisi 50 m yakınıma düştü. Şarapnel parçalarının isabet etmesi sonucu elim kesildi.

**

Evimiz vuruldu. Eşim, kızım, kız kardeşlerim, babam, annem hepsi şehit oldu. Ben de evin enkazından bacağım kopmuş halde kurtarıldım. Ailemden hayatta kalan tek kişiyim. Aldığım yaraların durumu ciddiydi, ama Allah’a hamdolsun.

**

Bir işgalci askeri veya keskin nişancı tarafından bacağıma ateş edildi. Hastaneye gittiğimde enfeksiyon olduğu için bacağım kesildi.

**

Han Yunusluyum. Lise son sınıf (sınav senesi) öğrencisiydim. Ders çalışmam gerekiyordu. Gazze’de internet zayıf olduğu için interneti olan bir kafeye gidiyordum. Bulunduğum bölge bombalandı ve herkes şehit oldu. İki ay hastanede yoğun bakımda kaldım. Şarapnel parçaları vücudumun birçok yerine isabet etti; boynumda ve el sinirlerimde kesik oluştu. Ama hamdolsun normal yürüyebiliyorum.

**

[Kafasının sağ tarafı koskoca oyuk olan bir bey vardı, konuşamıyordu. Yanındaki arkadaşı hikayesini anlattı.]

Kendisi fizyoterapist doktor. Gazze’de görev yapıyordu. İsrail saldırısında hafızasını ve konuşma yetisini yitirecek şekilde yaralandı. 9 Şubat 2026’da Mısır’a tedaviye getirildi. Ama aradan geçen bir ayda gerçek bir tedavi yapılmadı.

Tedavisi nedir?

İsrail saldırısında kopan kafatasının eksik parçası, korunma amacıyla Gazze’de karın bölgesine nakledildi. Şimdi karnındaki kafatası kemiğinin bir an evvel geri nakledilmesi lazım. Ameliyatın gecikmesi iyi değil. Çünkü yedi ay evvel yaralandı. Ne kadar gecikirse o kadar kötü.

Kafatasının bir kısmını yitirmiş olmak hayatını nasıl etkiliyor?

Bilinci yerinde, konuşulanları duyuyor ama konuşamıyor. Hafızası da zarar gördü… Mısır’da bir hastaneye sevk edildi ama orada hiçbir şey yapılamadı. Burada tedavi imkânı yok gibi görünüyor. Benzer vakaları daha evvel gördüm ve bunların Türkiye’de tedavi edildiklerini biliyorum. İnşallah onu da Türkiye’ye götürüp tedavi ettirmek nasip olur.

**

Ben de bacağı kesilip protez takılanlardanım. Sahildeki Nuseyrat mülteci kampında yaşıyordum. Mahallenin girişinde duruyorduk. Birdenbire yanımızda İsrail özel kuvvetleri bitiverdi. Bunlar içeriye sızan müstağriblerdi (yani Filistinli Arap görünümlü Yahudi özel birlikleri). Ne olduğunu anlayamadık. Savaş uçakları ve tanklar bir anda şiddetli bombardımana başladı. Meğer 7 Ekim’de alınan esirlerin yeri ifşa olmuş, onları kurtarmak için mahalleye girmişler. Haberlerde İsrail’in esir kurtarma operasyonunu duymuşsunuzdur. İşte o katliamda yaralandım.

[İsrail, 8 Haziran 2024’te 4 esiri kurtarmak için Nuseyrat mülteci kampına düzenlediği havadan, karadan ve denizden şiddetli saldırıda en az 276 Filistinliyi öldürdü, 700’ünü de yaraladı. Bu beyefendi, Gazze’deki en büyük katliamlardan biri olan bu operasyonda yaralananlardan biri çıktı. 2024’te ABD Nuseyrat sahilinde Gazze’ye sözde insani yardım ulaştırma iddiasıyla bir geçici yüzer liman inşa etmeye başlamıştı. 17 Mayıs 2024’te tamamlanan ve 320 milyon dolara mâl olan bu liman inşasının asıl amacının bu esir kurtarma operasyonunu gerçekleştirmek olduğu sonradan anlaşıldı. İsrail askerleri bu limandan Nuseyrat’a girdi. Liman daha sonra fırtınalar ve denizin dalgaları nedeniyle parçalandı. ABD ve İsrail’in sözde insani yardım adı altında yaptığı her faaliyetin ardında bambaşka bir niyet vardır; yüzer liman, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.]

**

Üç defa ameliyat oldum, bacaklarım kesildi, ama anestezisiz. Çünkü İsrail Gazze’ye tıbbi malzemelerin ve anestezinin girmesine izin vermiyor. Anestezisiz ameliyat sırasında 10-12 erkek beni sabit tuttular ki acıdan kımıldamayayım. Çünkü korkunç bir acı çektim.

**

İsrail bombardımanı sonucu yerde bir şehit yatıyordu. Onu kurtarmaya koştum. Bu esnada uçak ikinci defa aynı yeri vurunca ben de yaralandım, bacağımdan oldum.

**

Bir roket doğrudan evimizi vurdu. Çocuklarım, kardeşlerim, kuzenlerim de dahil evdeki herkes şehit düştü. Ben de bacağı kopuk halde enkazdan çıktım.

**

Kardeşimle birlikte yolda yürüyorduk. Kardeşim vuruldu. Onu kurtarmaya çalışırken beni de hedef aldılar. Kardeşim şehit düştü; ben de iki bacağımı birden kaybettim.

**

Küçük kardeşim için fırından ekmek almaya gidiyordum. Tam yanından geçtiğim ev bir anda bombalanınca ben de yaralandım, ameliyatlık oldum.

**

Şoför olarak çalışıyordum. Bir gün iş dönüşü evde dinleniyordum. Eşim benden yemek hazırlamak için yardım istedi. Ateş yakmak için odun kestim. O sırada evimiz bombalandı. Bacaklarım kaybettim, şarapnel parçaları sırtıma isabet etti, gözlerimden yaralandım. Şu an için en önemli şey, göz ameliyatı olmak; hiç görmüyorum çünkü. Bacağımın protezle tedavi imkânı ise sadece Türkiye’de; burada Mısır’da yok.

**

Ben tedavi için Mısır’a gelebildim. Çocuklarım da yaralı oldukları halde Gazze’de kaldılar; onların dışarı çıkıp tedavi görme imkanları yok.

 

Z.T.KOR: KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 2

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 2

12 Mart 2026

 

Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeliler için verdiği iftarda, derneğin maddi yardımlarıyla protez bacaklara kavuşan dört gençle kısa röportajlar yaparak Gazze’de başlarına gelenleri öğrenmeye çalıştım. Savaşta çok fazla Gazzelinin organlarını yitirdiğini hatırlatayım. Mısır’da her protez bacak 300.000 TL’ye mâl oluyor. Sizler de aranızda yardım toplayıp Gazzelileri yitirdikleri organlarını telafi edecek protezlere kavuşturabilirsiniz.


1. Genç Asım

Savaşta neler yaşadın?

Gazze şehrinde yaşıyordum. Yaralıları hastaneye ulaştırmakla görevliydim. Evde ailemle uyurken binamız bombalandı; uyandığımda iki ayağımdan yaralandığımı anladım. Hastaneye gittim. Kan kaybından baygındım, doktor her iki ayağımı da diz altından kesti. Acıyı hissetmedim.

Dizden aşağısının kesildiğini anladığında ne yaptın?

Allah’a hamd ettim, elhamdülillah dedim sadece.

Ailende şehit var mı?

Annem ve kız kardeşim şehit düştü.  Babam ve iki erkek kardeşim hala Gazze’de. Mısır’a bir erkek kardeşim bana refakatçi olarak geldi.

Hayatın nasıl değişti, ne gibi sıkıntılar çekiyorsun?

Ayakları olanlar gibi rahat hareket edemiyorum, yürümekte zorlanıyorum. Bu süreçte kaslarım da zayıfladı. Ama elhamdülillah her halimize. Tedavi sürdükçe Allah’ın izniyle daha iyi hale geleceğim. Mısır Arap Cumhuriyeti sağ olsun bizi tedavi için kabul etti. Elhamdülillah protez bacaklarıma ve sağlığıma kavuştum.

 

2. Genç Muhammed

Savaşta nasıl yaralandığını ve sonrasında neler yaşadığını anlatır mısın?

Gazze şehrinde yaşıyordum. Evimizin civarı bombalandı, yaralılar vardı. Hanımım doğum sancıları çekmeye başladı. Arabam vardı. Hanımımı ve yerdeki parçalanmış küçük çocukları alıp hastaneye yola çıktık. Sabah 4’te ansızın karşımıza bir işgalci tankı çıktı ve roketatarla ateş açtı. Bu sırada sol ayağımdan yaralandım. Sonra bir asker tanktan indi ve ölmemiz için bize doğrudan gerçek mermilerle ateş etti. Arabadaki herkes şehit düştü. Arabam kullanılmaz hale geldi. Ayağımdan yaralandığım için yürüyemiyordum. Üç kilometre ötedeki en yakın hastaneye sürünerek gittim. Ameliyat için hastanede herhangi bir anestezi yoktu; çünkü Yahudiler Gazze’ye ilaç ve tıbbi malzeme girişine izin vermiyordu. Mecburen anestezisiz bacağımı kestiler. Korkunç bir acıydı; çığlıklar atıyor, inliyordum. Daha sonra evim de bombalanıp tamamen yıkıldı. Tedavi için Mısır’a gitmeme izin çıkana kadar Gazze’de bekledim. Sonunda çok şükür Mısır’da tedavime başlandı. Protez bacağa kavuştum. Şimdi iyiyim.


3. Genç Abdullah

Savaşta neler yaşadın?

Deyr el-Balah’taki el-Megazi mülteci kampındanım. Ocak 2024’te soykırım savaşına maruz kaldık. 14 gün boyunca kampı kuşattılar. Yemek yok, su yok. Ailemle evimizde kaldık. Hükümet kurumları ve uluslararası kuruluşlar tahliyemiz için çağrılar yaptı. Ama maalesef çağrıları dinleyen olmadı ve bombardıman çok şiddetli olduğundan kimse de bir şey yapamadı. 14 Ocak 2024’te evimiz vuruldu ve tüm ailem şehit düştü. Tam 15 kişi. Babamı ve kız kardeşimi bütün çocuklarıyla birlikte kaybettik. Ben, annem ve eşim hayatta kaldık. Eşim 4 aylık hamileydi. Elhamdülillah, Rabbim çocuğumuzun Mısır’a gelmeden Gazze’de doğmasını nasip etti. El-Aksa Şehitleri Hastanesinde sağ bacağım dizimin üstünden ve sol ayağım kesildi. Sevgili Mısır’a tedavi için geldim. Türk kardeşlerimizin maddi yardımlarıyla Mısırlı doktorlar sayesinde iyi bir tedavi gördüm. Filistinliler olarak Mısır’da kalanlara ve yaralılara yardıma gelen Türklere müteşekkiriz. Allah dünyada ve ahirette ecrinizi versin.

Mısır’a kiminle geldin?

Eşim bana refakat etti. Annem İsrail’in inadı yüzünden Gazze’de kaldı. İsrail ya annenle ya eşinle gidebilirsin dedi. Eşim yeni doğum yapmıştı, bebeğimiz vardı. Annem eşinle birlikte gidip kendini kurtar dedi.

Annen Gazze’de yalnız ne durumda? Ailenin kalanı şehit düşmüşken aklın annende kalmıyor mu?

Annem yıkılan evimizde kaldı. Gazze’de akrabalarımız var çok şükür. Zaten biz Gazzeliler hepimiz birbirimizin akrabası sayılırız. Hepimiz kardeşiz. Annem Arap, Türk ve uluslararası yardım kuruluşlarının yardımlarıyla hayatını sürdürüyor. Deyr el-Balah’a çok şükür yardımlar hala giriyor; burası en az yıkım alan yer.

Gazze’de 5-6 ay boyunca şiddetli açlık yaşandı. Bu durum Mısır’daki biz Filistinlileri psikolojik olarak çok yordu. Mesela Asım kardeşimin babası ve akrabaları Gazze’de olduğundan aklı fikri tamamen açlık çeken Gazze’deydi. Muhammed kardeşimin de çocukları Gazze’de olduğundan zihni tamamen orayla meşguldü. Benim de annem aklımdan çıkmadı. Bana yeni protez bacak takılmıştı; protezi satıp parasını Gazze’deki anneme yollamak istedim. Durum çok kötüydü; ama elhamdülillah bu aşamayı atlattık.

Hanımının psikolojisi nasıl?

Yıkılmış durumda psikolojik olarak. Savaşın en başından beri ailesini ve akrabalarını hiç göremedi. Çünkü ailesi kuzeyde Cabaliye mülteci kampında kuşatma altındaydı, biz ise Gazze’nin orta kesimindeydik. Aklı hep ailesinde kaldı. Kardeşi şehit düştü, ebeveyni yaşıyor. Ailesi şimdi Gazze şehrinde bir çadırda kalıyor.

 

(Üç gence birden sordum) Savaş rüyalarınıza hala giriyor mu? Hayatınızı nasıl etkiledi?

Gazze’de yaşadıklarımızı ve çektiğimiz acıları geceleri kâbus olarak görüyoruz. Uyumak zor. Gündüz de sürekli korkular yaşıyoruz. Kendimizi hala güvende hissedemiyoruz. Balonun bile patlama sesini duysak panik oluyoruz, füze saldırısı gibi hissediyoruz. Bu duygudan kurtulmak zor.

Başımızı geceleri yastığa koyduğumuzda, kaybettiğimiz Gazze’deki arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi hatırlıyoruz, hüzne gark oluyoruz. Kaybettiklerimizi düşünmek, buradaki acılarımızın kaynağı. Ama her zaman onlar için dua ediyoruz ve cennette şehitlik derecesine yükseleceklerini umuyoruz. Kaybettiğimiz sevdiklerimizle cennette tekrar buluşacağız inşallah.


4. Genç Ömer

Tek başıma yolda yürürken bombalanan bir bina üstüme düştü. Kurtarma esnasında ayağım hemen kesildi. Akabinde hastaneye götürüldüm. Yaralandıktan iki yıl sonra tedavi için Mısır’a gelebildim. Burada protez bacak takıldı. Çok şükür sağlığıma kavuştum, normal hayata döndüm. Ailem Gazze şehrinde yaşıyor. Kız kardeşimle buradayız ama okuduğu için bir ay sonra dönecek. Küçük bir ameliyat daha olmam lazım. Ondan sonra protezde biraz değişiklik yapılacak. Tamamen iyileşince Gazze’ye dönmeyi düşünüyorum. İsrail, yaralı veya hasta olduğu için Mısır’a tedaviye gelenlerin dönüşünü engelleyemiyor, geri dönmemizi istemese de; diğer yollarla gelenlerin ise dönüşüne izin vermiyor.

 

***

 

12 Mart 2026 tarihinde Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeli dul, yetim ve yaralılar için verdiği iftarda karşılaştığım bazı hanımlarla yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum.


1. Şucaiyyeli bir hanım

Şucaiyyeli olduğunuzu öğrendim. 2014’teki 51 günlük savaşta Şucaiyye’yi muazzam direnişi sayesinde öğrenmiştik. Son savaşta neler yaşandı?

Yaşanan, savaş değildi, tam bir barbarlıktı ve bombardıman çılgınlığıydı. Bu çocuk veya şurası sivillerin evi vs. demeden rastgele bombalar yağdırıyorlardı. Biz bombardımandan ve savaş uçaklarından korkarak Şucaiyye’den güneye göç ettik; ama kocam ve oğlum gelmedi, evde kaldılar. Kocam sabah namazını kılarken evimiz bombalandı. Kocam 40, oğlum 23 yaşındaydı şehit düştüklerinde. Binamızda 5 kişi şehit oldu, karşı binada 30 kişi. Zeyno ailesi muhtemelen 100’den fazla şehit verdi. Elhamdülillah her halimize.

Mısır’a niçin geldiniz?

Eşim ve oğlum şehit düştükten sonra ailem beni gönderdi. Çok yorulduk Gazze’de. Annem-babam hepimiz buradayız. Gazze’de hepimiz tek bir çadırdaydık, çok zordu. Erkek kardeşimin arkadaşı sayesinde Mısır’a gelebildik, Allah ondan razı olsun. Haydutça bir saldırıya uğramamızdan korktu. Gazze’de yaşananlar, haberlerde duyduklarınızdan çok daha fena.


2. Üçüz annesi bir hanım

Han Yunus kampındanım. Kocamı savaşın ilk haftasında Ekim 2023’te kaybettim. Kahvaltı ederken evimiz bombalandı; kocam şehit düştü, ben de sırtımdan sakatlandım. Üçüzlere hamileydim. Yedi yıl hasretten sonra tüp bebek yöntemiyle daha iki ay evvel hamile kalmıştım… Savaş çok zordu. Aç kaldık. Hamileliğimin altıncı ayında Mısır’a geldim, yedinci ayda doğurdum. Durumum çok kötüydü. Sırtımdaki şarapnel parçaları yüzünde hareket edemiyordum, sürekli sırtüstü yatmak zorundaydım. Üçüzlerim 1,5 ay küvözde kaldılar. Ağrım hafifleyince beni Filistinlilerin kaldığı mahalleye götürdüler. Alt sınıfların yaşadığı bu evlerde şartlar çok çok zordu. Ne yardım vardı ne yemek ne içecek; hiçbir şey yoktu. Orada beş ay kaldım. Sonra üçüz çocuklarımla kiraya çıktım.  

Mısır’a tek başına mı geldin?

Evet, tek başıma. Gazze’den annemle birlikte yola çıktım ama pasaportu olmadığı için onu sınırdan çevirdiler, Gazze’ye geri dönmek zorunda kaldı. Mısır’da geniş aile ve akrabalarımdan kimse yok.

Ayda 5000 cüneyh kira ödüyorum. Herhangi bir gelirim yok. Arada bir gelen yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyorum. Gıda kolisi olarak verilen insani yardımların yarısını satıyorum ki geçinebileyim. Mesleğim iç mimarlık. Ama Mısır bu alanda zayıf, iş yok. Zaten tamamen iyileşmiş de değilim, hareket etmekte zorlanıyorum.

Tek başına yabancı bir ülkede üçüz çocuk büyütmek çok zor olmalı…

Hem de nasıl. Çok zorlanıyorum. Üçüzlerimin hepsi erkek ve şu an 1,5 yaşındalar. Bir yere götürmek için üç çocuğu arabaya bindirmek bile beni çok yoruyor. Evde de öyle. Her birini tek tek beslemek zorundayım, gücüm de param da yetmiyor. Bakımlarında çok zorlanıyorum. Burada iyi arkadaşlar edindim, birbirimize gidip geliyoruz ama nihayetinde herkes kendi evinde yaşıyor. Keşke yanımda daimi biri olabilseydi. Çocukların masrafları da çok fazla; bebek bezi, süt, meyve… Aile geçimini sağlayan bir kocam yok artık. Ne kadar zorlandığımı varın siz düşünün. Çocuklarımın aylık masrafını birileri üstlense ve kiramı ödese keşke...

Gazze’deki ailen ne durumda?

Ailem Han Yunus’un Mevasi bölgesinde çadırda kalıyor. Hayat orada çok zor. Suları varillerde getiriyorlar. Yemek için sıraya girmek zorundalar. Bir tencere yemek kuponla veriliyor. Kışın çadırda durum daha da zor. Yağmur yağıyor, fırtına esiyor, her yer çamur. Bu şartlarda yaşamaya çalışıyorlar. Uyumakta zorlanıyorlar. Buz gibi havada kışlık elbiseleri bile yok. Kıyafetler çok pahalı, satın alabilmeleri mümkün değil. Babam Gazze’de çalışmıyor, çünkü savaşta bacakları kesilmek zorunda kalındı. O da çok zor durumda.


3. 17 yaşında lise öğrencisi bir genç kız

Beyt Lahiya bölgesindenim. Savaştan bir-iki hafta evvel hafızlığımı tamamlamıştım. Babam üniversitede bilgisayar mühendisliği bölümünde öğretim üyesiydi. Savaşta babam ve üç amcam şehit oldu; annemin bütün akrabaları şehit düştü. Yaklaşık 70-80 şehidimiz var. Gazze’de akraba kalmadı. Burada annem ve dört kardeşimle birlikteyiz. Lisede öğrenciyim. İki erkek kardeşimden biri yaralandı, diğeri hasta. Burada hayat çok zor ve ilaçlar çok pahalı, aylık 500 dolar tutuyor. Ama düzenli bir yardım alamıyoruz. Mısır’da beş kişi hayata tutunmaya çalışıyoruz. En zoru kardeşimizin tedavisi.


4. Refah şehrinden bir hanım

Evimizdeyken Aralık 2023’te yan bina bombalandı. Hafif yaralandık, ailemizde şehit yok çok şükür. Ama durum çok zordu. Elektrik yok, su yok, gaz yok, yemeğe bile muhtaç kaldık. Para ödeyerek üç çocuğumla Mısır’a sığındım. [Z.T.K. İlk altı ay Gazzeliler kişi başı 5000 dolar rüşvetle Mısır’a gidebiliyordu.] Savaştan evvel kocam ölmüştü. Dul olduğum için hayat daha da zordu.


5. Refah şehrinden bir hanım

Kocam şehit oldu. 4 yaşındaki oğlumla birlikte Mısır’a geldik; bombardımanda burnundan yaralanmıştı, tedavi olması gerekiyordu. Burada ameliyat oldu. Ama biraz daha büyüyünce yeni ameliyatlar olması gerekiyor. Ailem Gazze’de deniz kıyısındaki çadır kamplardan birinde kalıyor. Durumları gerçekten çok zor.


6. Son hanım

Babam, erkek kardeşim ve hanımı şehit oldu. Evimiz yıkıldı. Beş çocuğumla Mısır’a geldim. Annem ve kız kardeşlerim Gazze’de kaldı; hayatları çok zor. Burada da hayat zor; onlardan daha iyi durumda olsak da ailesiziz, kimsesiz durumdayız. Allah bizi korusun.

(Gazze’ye dönmeyi düşünüyor musun soruma cevaben) İnşallah ama durumlar iyileşirse, onurlu bir hayat imkânı olursa. Başımızı sokabileceğimiz bir ev olursa; çünkü çadırda yaşamak çok çok zor. Halihazırda Gazze’de hiç hayat yok.

 ***


İftardan evvel ev ziyaretlerinde yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum:

Savaşta çok şeyler yaşadık. Ama en zoru, zorla yerinden edilmemiz, oradan oraya sürülmemizdi. Çünkü bu şekilde toprağımızı, evimizi, ailemizi ve yaşadığımız bütün hayatını terk etmek zorunda kaldık. Hatıralarımız gitti. Adeta canın [ruhun bedenden] çıkması gibi bir şeydi bu. Bir bilinmeze sürüklendik ki bu da çok zordu. Nereye gittiğimizi ve başımıza ne geleceğini bile bilmiyorduk. Üstüne bir de açlık çektik. Küçük bir çocuğum varken açlıkla mücadele çok ama çok zordu. Ne süt vardı ne de herhangi bir yiyecek. Çocuklar için elzem olan hiçbir şeyi Gazze’de bulamıyorduk. Açlık ve yerinden edilmek çok ama çok zordu. Geceleri kafamı yastığa koyduğumda sabaha sağ çıkıp çıkmayacağımı bile bilmiyordum; güvenliğimiz hiç yoktu. Her sabah ne yaşanacağını bilmediğimiz bir belirsizliğe uyanıyorduk. Aklımda sürekli yavrum, kocam, annem ve babam vardı. Emniyetsizlik hissi ve yerinden oluş günlük hayatımızı iyice zorlaştırdı. Mısır’a emniyete kavuşmak için geldim. Bir de görümcem gözlerinden yaralanmıştı, ona eşim ve küçük kızımla birlikte refakat ettik. Ama asıl geliş nedenimiz emniyetti.

İşgalci, bizi zorla çıkarıp evlerimizi yıktı. Şu an annem-babam ve sekiz kardeşim Gazze’nin Deyr el-Belah bölgesinde çadırda yaşıyorlar. Onların hayatı da çok ama çok zor. Ben de bir süre çadırda yaşadığım için biliyorum, çadır hayatı hiç kolay değil. Elektrik, su, tuvalet olmadığından insan gibi yaşamanın imkânı yok. Çadır hayatının ne kadar zor olduğunu tahayyül dahi edemezsiniz.

Savaştan evvel eşim eczacıydı; şimdi işsiz. Savaşla birlikte çalışma imkânı kalmadı. Babam ise çiftçiydi, geniş topraklarımız vardı; ama artık o da çalışmıyor.

Gazze’de de Mısır’da da hayat zor. İstikrar biz Gazzeliler için hiçbir yerde yok. Gazze’ye dönmek istiyorum tabii ki. Bütün ailem orada. Tüm hayatım Gazze’de geçti. Duam durumun düzelmesi, dönmek istiyoruz.

*** 

İki oğlum ve dört kızım ile bir torunum var. Savaşta füzeler tepemizden geçiyor, bombalayıp yakıp yıkıyordu. Tek kelimeyle yıkım yaşadık. Tüm aile, toplamda 9 kişi 2024’te Mısır’a geldik elhamdülillah. Ama damadım Gazze’de kaldı. Oğlumun başında şarapnel parçası, kızımın da burnunda kırıklar vardı. Mısırlılar Refah sınır kapısından geçmemizi engellediler. Yaralı çocuklarımı tedavi ettirebilmek için mecburen Mısırlılara rüşvet verdik. Rüşvet parasını ödeyebilmek için de eşim arazilerimizin bir kısmını ve iki arabamızı sattı. Mısır’da yaşamak vallahi zor. Biz Filistinlilere iş yok, çocuklara yeterli eğitim imkânı yok. Kızım hemşire ama burada çalışamıyor. Kızlarımdan biri üniversiteye gidiyor. Kira, ulaşım, hastane masrafları… insani yardımlarla ayaktayız. Aylık toplam masrafımız 400 dolar.

***

Uyurken evimiz bombalandı. Kardeşlerim şehit oldu. Kendi ailemde şehit düşen yok çok şükür. Gazze’de dört kızım ve üç oğlumu bıraktım; eşimle birlikte bir yıldır Mısır’dayız. Çocuklarım dedeleriyle birlikte çadırda yaşıyorlar. Hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.



3 Mayıs 2026 Pazar

GAZZELİ HANIM: “YAŞADIĞIMIZ BÜYÜK İMTİHANDA SERMAYEMİZ VE DAYANAĞIMIZ KUR’ÂN AYETLERİ”


BÜTÜN AİLESİ ŞEHİT DÜŞÜP TEK OĞLUYLA HAYATTA KALAN GAZZELİ BİR HANIMLA RÖPORTAJ: 

“YAŞADIĞIMIZ BÜYÜK İMTİHANDA SERMAYEMİZ VE DAYANAĞIMIZ KUR’ÂN AYETLERİ”

Kahire, 11.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor


“Evimiz bombalandığında aynı odada küçük kızım benim, oğlum da eşimin kucağındaydı. Ama kızım ve eşim şehit olurken ben ve oğlum yaralı kurtulduk. Hamile kardeşim, enkaz altında Allah’a ‘Canımı çocuklarım için bağışla’ diye dua etti; ama kardeşim şehit olurken 3 çocuğu enkazdan sağ kurtarıldı. Bunlar takdir-i ilahi değildir de nedir?”

“Oğlum yoğun bakımda cihazlara bağlıyken ısrarla ona Peygamber Efendimizin de bir yetim olduğunu hatırlatıp ‘Rabbimiz seni yetimlikle şereflendirdi’ diyerek şehitliğin ve yetimliğin gururunu aşılamaya çalıştım. Hamza, her yerde gururla kendini ‘şehit oğlu’, ‘şehit kardeşi’ veya ‘şehit torunu’ diye tanıtıyor.” 

“Eşime, çocuklarıma ve ebeveynime son derece düşkündüm, tek füzeyle 10 aile ferdimi kaybettim. Savaş bana dünyevi şeylere bağlanmamak ve herhangi bir beşere duyulan sevginin Allah sevgisini aşmaması gerektiğini öğretti.”

“Sanki acı çekmiyormuşuz, iyiymişiz gibi görünüyoruz dışarıdan; ama gerçekte içimiz kan ağlıyor. Hz. Ali der ki ‘Ölümden daha zoru ayrılıktır.’ Bu dünyada ölümden kaçış yok; ama ayrılık çok acı... ‘Allah’ım biz senden razıyız, sen de bizden razı ol’ diye dua ediyoruz. İmanımız, akidemiz ve sabrımız olmasaydı dayanamazdık.”

“Bana hep ‘Yaşadıklarını nasıl atlattın?’ diye soruyorlar. Atlatamadık, ama Kur’ân’la sabrediyoruz. Biz camilerde Şeyh Ahmed Yasin’in öğretisiyle yetiştik. Kur’ân’ı 10. sınıfta ezberledim; ama şimdi dönüp hafızlığımı tazelerken görüyorum ki sanki her ayet benimle konuşuyor, biz Gazzelilerin hikayesini anlatıyor, sabrımızdan bahsediyor. Sermayemiz ve dayanağımız Kur’ân ayetleri.”

 

Gazze’nin neresindensiniz, savaştan evvel ne işle meşguldünüz? Savaşta neler yaşadınız, kaç şehidiniz var?

Aslen Tell el-Havâ’danız, daha sonra Nasr bölgesine taşındık. Savaştan evvel online satış yapıyordum, Türkiye’den Gazze’ye kıyafet getirtip satıyordum. Satışlar sadece internet üzerinden olduğu için savaştan sonra işimi sürdürme imkânım kalmadı. Eşim muhasebeciydi. Yaşadığımız ev bombalandı ve enkaz altından tek bir oğlum benimle birlikte yaralı kurtarıldı, ailemden 10 şehit verdik. Eşim, 5 ve 2 yaşlarındaki çocuklarım Yeman ve Julia, annem, babam, 5 aylık hamile kız kardeşim İslam ve üniversiteden yeni mezun diğer kız kardeşim Nur şehit düştü. Tek erkek kardeşim Halil de daha sonra savaşırken şehitlik mertebesine ulaştı.

Enkazdan çıkarılan oğlum Hamza ölümden döndü. Aldığı yaralar öylesine tehlikeliydi ki doktorlar ne yapacaklarını bilememişler. İç kanaması vardı. Akrabalarım doktorlara “Annesi için elinizden geleni yapın, sağ kalan tek çocuğu” demişler. Ben enkaz altındayken kim şehit düştü kim hayatta bilmiyor, sürekli “Allah’ım ben kaza ve kaderime razıyım (Allahümme inni raziyye ala kazai ve kaderi)” diyordum. İki yaşındaki kızım enkaz altında benim kucağımdaydı. Enkazı kazıp çıkarırlarken bana nefes alıp verdiğini söylediler. Onu yoğun bakıma almak istemişler ama çok küçüktü, birkaç gün sonra hayatını kaybetti. 15 Ekim doğum günüydü, üç gün sonra 18 Ekim 2023’te vefat etti, yani savaşın en başında...

Allah’ın takdirine razıyız, elhamdülillah. Ama imanımız, akidemiz ve sabrımız olmasaydı dayanamazdık. “Allah’tan geldik, yine O’na döndürüleceğiz” diyoruz. “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, aksine onlar Allah katında diridirler” ayetine inanıyor ve bu sayede sabrediyoruz.

Oğlunuz Hamza Gazze şartlarında tedavi görebildi mi, nasıl iyileşti?

Oğlum Şifa Hastanesi’nde yoğun bakımdayken bütün bedeni cihazlara bağlıydı. Henüz daha tedavisi devam ederken işgal kuvvetleri hastaneyi kuşattı, çıkmak zorunda kaldık. Altı saat kuzeyden güneye yaya yürüdük. Kuşatma altında kontrol noktalarından geçtik. Tehlikeli bir yolculuktu. Savaş uçaklarından bombalar yağıyor ve tanklardan ateş ediliyordu. Böyle bir ortamda kuzeyden çıkmak zorunda kaldık. Güneye vardığımızda çadırda yaşadık. Çadırlarda yazın yakıcı sıcakları da kışın dondurucu soğukları da tattık, çok zorluk çektik. Hamza’nın durumu aşırı soğuklarda ve sıcaklarda daha da kötüleşti, istifra etmeye başladı. Elhamdülillah, tanıdıklar bizi Refah sınır kapısından geçirebildi. Bu sayede Hamza’nın tedavisine Mısır Arap Cumhuriyeti’nde devam etmemiz mümkün oldu. Burada hastanede iki ay kaldık. Ameliyat olması gerekiyordu ama doktorlar yaşı küçük olduğu için korktular. Hareketlerini nispeten yapabildiğinden hem Mısırlı hem de yabancı altı doktor, ameliyat yapmak gerekmediği konusunda hemfikir oldu, sadece yüzme egzersizleri verdiler. Diyaframında sıkıntı var; ama genç olduğu için ameliyatsız da diyafram kasının gelişmesi mümkün. Kontrol için altı ayda bir ekokardiyogram (EKO) çekiliyor. Ağırlık kaldırması veya ağır işler yapması yasak. Şükürler olsun, iyi durumda. İnşallah ameliyata gerek kalmaz. Çünkü riski büyük, geriye kalan tek oğlumu da kaybedemem.

Gazze’de çadırlarda hayat nasıldı, neler yaşadınız?

Ben ve amca kızlarım toplamda 12 kişi aynı çadırda kaldık. Başlangıçta başımızı sokacağımız bir çadır bulmakta da çok zorlandık. Her şeyi ellerimizle temizlemek zorunda kaldığımızdan hâlâ ellerimde alerjiler var. Tuvalet yoktu; 50 aile bir tuvaleti birlikte kullanıyordu. İnsanlar açık alanda yaşıyordu. Hayat çok zordu. Düşünün ki tüm ev hayatınız tek göz bir çadıra sıkıştırılıyor. Çoğu zaman kum içinde yaşıyorsunuz, kışları ise kum zemin çamura dönüşüyor, yattığınız yerler ıpıslak oluyor. Oğlum Hamza, gece gündüz aşırı soğuktan istifra ederdi.

Çadırdayken bir duvara sırtımı yaslanmayı o kadar çok özlemiştim ki. Yemin ederim, Mısır’a vardığımızda banyoda duş ve akan su bulmak en büyük nimetti. Gazze’de su olmadığı için teyemmüm ediyorduk. Şişe suyu bulmak mümkün değildi. Hayat berbattı, çok sefil bir hayattı. Özel alan kalmadı, mahremiyet yoktu. Kadınlar için hayat çok zordu. Şu kadarcık bir yerde 30 kişi yaşıyorduk ve en temel ihtiyaçlar bile yoktu. Gazze’de şimdilerde hayat, aileler için çok daha kötü. Gazze halkına dua edin, çünkü durumları çok ama çok zor.

Mısır’da hayatınız nasıl geçiyor?

Bizi bu hayırlı Ramazan günlerinde bir araya getiren Allah’a hamdolsun. Koskoca bir aileydik, ama Hamza ile birlikte yalnız kaldık. Yaralarımız çok derin. Hele şu mübarek günlerde geçmişte ailelerimizle geçirdiğimiz güzel vakitler, şehitlerimiz ve ahbaplarımız aklımızdan çıkmıyor. Normal günlerde Hamza’yla evde tek başımıza oturuyoruz; öyle günler oluyor ki evden hiç çıkmak istemiyorum. Ancak akşam olunca uyanıp bir şeyler yapabilecek hale geliyorum.

Bayramlar bize sevdiklerimizi ve kaybettiklerimizi hatırlatıyor. Eşim, ebeveynim, iki küçük evladım Julia ve Yeman aklımdan çıkmıyor. Üzerinden kaç sene geçerse geçsin insan evladını, sevdiklerini unutamıyor. Denildiği gibi, evlada paha biçilemez… Her bayram hala anne-babamla bayramlaşmayı bekliyorum; ama bu ailesiz ve kimsesiz geçirdiğimiz üçüncü Ramazan ve bayram olacak. Allah’tan sabır diliyorum. Allah’ın yardımı olmadan bu musibetlere dayanamazdım. Düşünün, kendi evinin hanımıyken ve memleketindeyken, ailene her gün türlü türlü yemekler ve tatlılar yapıp sofralar kurarken, aniden her şey değişiveriyor ve her gün farklı bir arkadaşının evinde yaşamaya başlıyor, göçebeye dönüyorsun. Artık yerleşik bir hayatın olmuyor, istikrar kalmıyor. Hep diyorum ki istikrardan daha kıymetli bir nimet yok şu dünyada.

Gurbette dostlarla beraber olmak, iftar sofralarında oturmak aileyi aratmasa da yine de bundan mutlu değilim, aile birliğini ve geçmiş güzel günleri özlüyorum; beraber kılınan teravih namazlarını, bayramlık kıyafet alışverişlerini, bayramlık yiyecekler hazırlamayı... Gazze’deyken arkadaşlara değil, küçük çekirdek aileme odaklanmış bir hayatım vardı; eşim, çocuklarım ve anne-babamdan müteşekkil. Onları kaybettikten sonra çevrem büyüdü, arkadaşlıklarım çoğaldı. İnsan gurbetteyken dosta ihtiyaç duyuyor. Her halimize hamdolsun.

Geçtiğimiz üç senede yaşananlar ve savaş size neler öğretti?

Dünyevi şeylere bağlanmamak gerektiğini öğrendim. Eşime, çocuklarıma ve aileme son derece düşkündüm. Ama herhangi bir beşere duyduğumuz sevgi Allah sevgisini aşmamalı, savaş bana bunu öğretti. Hamza geriye kalan tek oğlum ve artık onu Allah’a emanet ediyorum. Burada iftar ve sair faaliyetler olduğunda koştururken Hamza’yla ilgilenemedim, nerede ne yapıyor takip edemedim diye insanlar bana “Tek oğlunu nasıl bırakırsın, ona göz kulak olmalısın” dediler. Oysa ben onu “Sen benim kurtulan tek oğlumsun, senden başka ailemden kimsem kalmadı” diyerek korkuyla büyütürsem sağlıklı gelişemez ve sağlam bir karaktere sahip olmaz.

Hamza yoğun bakımdayken ona söylediğim ilk söz şu olmuştu: “İslami eğitim alırken Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin de bir yetim olduğunu öğrendiğini hatırlıyor musun? Allah’a Peygamber Efendimizden daha sevgili kim olabilir ki o bile bir yetimdi...” Bedeni cihazlara bağlıyken ısrarla Peygamber Efendimizin de bir yetim olduğunu ve bunun bir lütfu ilahi olduğunu anlattım. İlk andan itibaren ona Peygamber gibi bir yetim olmanın gururunu aşılamaya çalıştım. “Rabbimiz seni yetimlikle şereflendirdi” dedim. Hamza her girdiği ortamda büyük bir gururla kendini “şehit oğlu”, “şehit kardeşi” ya da “şehit torunu” diye tanıtıyor. Şehitlik herkese nasip olmaz. Allah’a hep akıbetimizi hayırlı eyle diye dua ediyorduk, çok şükür ki ailemin sonu şehadet oldu.

Bazen soruyorum, “Allah’ım hikmetini ben göremiyor, bilemiyorum; ama sen biliyorsun. Neden beni de ailemle beraber almadın?” diye. Hepimiz aynı odadaydık; küçük kızım Julia benim, Hamza da eşimin kucağındaydı. Ama Allah benim ve Hamza’nın yaşamasını, kızımın ve eşimin şehit olmasını takdir etti. Bu, takdir-i ilahi değildir de nedir? Beş aylık hamile olan kız kardeşim, evimize füze düştüğünde hemen vefat etmedi; enkaz altında Allah’a “Canımı çocuklarım için bağışla” diye dua ediyordu. Arama kurtarma ekipmanı azdı ve kol gücüyle bizi kurtarmaya çalıştılar. Enkaz altında yaklaşık bir saat kaldık. Bize ulaştıklarında çok şükür başımız örtülü ve namaz kıyafetlerimizleydik; çünkü bombalanma ihtimaline karşı tedbiren gece-gündüz namaz kıyafetlerimizle duruyorduk. Rabbim kız kardeşime şehitlik nasip ederken üç çocuğunu da yaşattı, enkazdan kurtarıldılar. Bu, bir kader. Enkaz altında bir tek kız kardeşimin sesini duyabiliyordum ve sesi kulaklarımdan hala silinmiyor. Arama-kurtarma ekibi geldiğinde biri yanındakilere kız kardeşimin şehit olduğunu söyleyip hala hayatta olan benimle ilgilenmelerini tavsiye etti. Ama ben “Kardeşim İslam Aişe’nin sesini duydum, o hayatta” dedim. Kız kardeşime “Fazla konuşma ki ağzına toz toprak girmesin” demiştim. En son “Ya Rab, ya Rab!” dediğini duymuştum. Beni dinleyip sustuğunu sanmıştım, meğer o ruhunu teslim ediyormuş. Biraz daha kazınca kardeşimi bulup enkazdan çıkardılar. Kız kardeşim hamile olduğundan eşi onu doğumhanelerde aramış. Çünkü ona hanımı ve çocuklarının hayatta olduğu söylenmiş. Sonra diğer kız kardeşim ve amcamın eşi onu şehitler çadırında teşhis etti. Yüzünün bembeyaz ve çok güzel olduğunu söylediler. Ben gözlerimle görmesem de öyle olduğuna eminim. Yaralı olduğumdan şehitleri son bir defa görüp de onlara veda edemedim.

Savaşta öğrendiğim ilk şey, Allah’a her şartta hamdetmek oldu. O gün tek bir seferde ailemden 10 kişiyi kaybettim. Şifa Hastanesi’nde yatarken uzuvlarını yitirmiş yaralılar gördüm; küçücük çocukların kolları veya bacakları yoktu, vücutları yanıktı... Enkaz altından çıkarıldığımda ilk olarak ayaklarımın yerinde olup olmadığını sordum, çünkü onları hissetmiyordum. Yaklaşık üç ay tekerlekli sandalyeyle yaşadım. Sonra elhamdülillah yaralarım iyileşmeye başladı. Hamza’yla birlikte hayatta kaldığımız için Allah’a binlerce defa şükrettim. Hamza sargılı halde yatıyorken telefonda fotoğrafını gördüm, üzeri selofan gibi bir şeyle sarılıydı. Görür görmez bacakları yerinde mi değil mi diye sordum.

Doktora çocuklarımın adlarını söylediğimde önce yaşadıkları ama yoğun bakımda oldukları müjdesini verdi. Çok sevinmiştim. Ama daha sonra doktorun yüz ifadesi değişti, meğer o sırada çocuklarımın şehit olduğunu haber vermişler. Beni teselli etmek için Hamza’nın hayatta olduğunu söylediler. Onlara “Şehit olan kız kardeşimin oğlunun da adı Hamza; yaşayan Hamza odur” dedim. “Hayır, senin oğlun Hamza da yaşıyor” dediler. Bana ebeveynimin, eşimin, çocuklarımın ve kardeşlerimin cenazesinin götürüldüğünü söylediklerinde “En azından birini göreyim” diye yalvardım. O büyük şok içinde yalın ayak yürümeye başlamışım; yaralı halde nasıl yürüdüğümü bile bilmiyorum. O dönem basındaki haberleri hatırlıyorum, el-Cezire muhabiri Vâil el-Dahdûh yaralıların bölgeye geçişine izin verilmediğini anlatıyordu. Hepsi beyaz kefenler içindeydi. O manzarayı tarif etmek mümkün değil. Eşimin defni çok zor oldu. Defin işlemleri bile tepede uçan bombardıman uçakları yüzünden apar topar büyük bir gerginlik içinde yapıldı.

Eşim kefenlenirken çocuklarımın cenazesi de getirilmiş. Kefen açılıp çocuklarımdan biri sağına, diğeri soluna konarak eşimle birlikte gömüldü. Eşimin babası beni teselli etmeye çalışırken, o anki acıyla kendisini asla affetmeyeceğimi söyledim. Çünkü eşim ve çocuklarıma veda etmeme izin vermediler. Onları en azından son bir kez görebilseydim acım biraz hafifleyecekti. Bana “Onları görememen de Allah’tandır, sabret” dedi.

Ailemden bir tek kız kardeşim hayatta kaldı. Aslında o da yerinden olup bizim sığındığımız eve gelmişti, birlikte kalıyorduk. Ama Allah’ın takdiri, bir önceki gün evden ayrılmıştı. Ona da ailemize veda etmek, son bir kez görmek nasip olmadı. Ben en azından şehit düşmeden evvel o gün ailemi görmüştüm, çok şükür.

Bütün bu anlattıklarım, gerçekten tarifi mümkün olmayan şeyler. Unutmak istiyorum. Uyuyup uyandığında tüm aileni kaybetmiş olduğunu görmek çok zor. Biz ilk defa savaş görmüş değiliz. Savaşla büyüdük, savaşta evlendik, çocuklarımız savaşta doğup büyüdü; ama bu defaki, yaşadıklarımızın en zoru. Gazze’de şehidi olmayan tek bir aile bile yok. Mesela arkadaşım Menâr’ın ailesinden 22 kişi şehit oldu. Çocuklarıyla, eşleriyle, torunlarıyla beraber kardeşleri şehit düştü ve hala enkaz altındalar, cenazelerine ulaşılamadı. Erkek kardeşi tedavi için Mısır’a gelmişti; eşinin, çocuklarının ve torunlarının vefat haberini burada aldı. Ailesinden tek bir kişi bile hayatta değil artık. Burada birbirimizle teselli olmaya, acılarımızı hafifletmeye çalışıyoruz. Bu, Filistin halkının kaderi. Her halimize hamdolsun.

Kederimin büyüklüğünden gözyaşlarımı tutmaya çalıştım, ağlayamadım bile. Hüznümüz bitmiyor bizim. Babamı, annemi ve kardeşlerimi tek bir mezara gömmüşlerdi, ama onlardan geriye hiçbir iz bile kalmadı. Çünkü işgal güçleri, askerlerinin cenazelerini bulma bahanesiyle mezarlıklara girdi ve her yeri yıktı geçti. Artık ailemin bir mezarı bile yok. Hayatta kalan Gazze’deki tek kız kardeşim de ailemin mezarı başında en azından Fatiha okuyabilseydim diye ağlıyor.

Mücahitlerden olan erkek kardeşimin şehit düştüğü haberini 10 ay sonra aldık, burada Mısır’daydım. O ailemden geriye kalan tek dayanağımdı. Şehadet haberi aynı acı ve kederi tekrarladı, yaramızı dağladı. Onun da cesedinden iz yok. Ama elhamdülillah, Ramazan’ın ikinci günü Allah yolunda savaşırken oruçlu olarak şehit düştü. En büyük tesellim bu. Kıyamet günü Allah’ın huzuruna oruçlu olarak varacak. Kendi mahallemiz olan Tel el-Havâ’da evimizin yakınında savaşırken şehit düşmüş. İlk tankı havaya uçurmuşlar; ikinciye sıra geldiğinde İsrailli bir keskin nişancının kurşunuyla vurulmuş. Elhamdülillah, ön cephede savaşırken şehit düşmesi büyük bir şeref. Gazze’nin ve Gazzelilerin hikayesi bitmez…

Savaşa dair tüm bu anlattıklarınızı duymak çocuklarınızı olumsuz etkilemiyor mu?

Ramazan’ın ilk günü iftar buluşmasında Gazze’de yaşadıklarımız yad edilince acılarımız yenilendi. Hamza, insanların önünde dimdik ve gururlu durdu; ama gece olunca telefonda fotoğraflara ve hatıralara bakıp ağladı. Duygularını ifade eden bir çocuk değil, ketum; ama WhatsApp’ta babasına mesajlar gönderdiğini görüyorum. “Seni çok özledik babacığım”, “Annem ile ben burada yalnız olduğumuz için üzgünüz” gibi birçok mesaj gönderiyor. Hamza’nın babasıyla geçirdiği günlere dair hatırladıkları çok güzel, elhamdülillah. Cuma günleri gezerdik, deniz kenarına giderdik. Gazze hatıralarımız çok güzel.

Sadece oğlum değil, hepimiz sanki acı çekmiyormuşuz, iyiymişiz gibi görünüyoruz dışarıdan; ama gerçekte içimiz kan ağlıyor. Hz. Ali der ki “Ölümden daha zoru ayrılıktır.” Bu dünyada ölümden kaçış yok, “Allah’tan geldik ve O’na geri döneceğiz”; ama ayrılık çok acı... Hamza’ya bunun bir onur olduğunu aşılamaya çalışıyorum. Ben de kendimi “şehit annesi”, “şehit kızı”, “şehit eşi”, “şehit kardeşi” diye gururla tanıtıyorum. Biz asıl büyük mükafatı (الفوز العظيم) [yani Tevbe suresinde geçen Allah yolunda savaşanlara verilen müjdeyi; Allah’ın rızasını kazanma ve cenneti] istiyoruz. Nice insan vardır ki sonunda hiçbir mükafat kazanamaz. Allah böyle olmaktan korusun. Bize herkese nasip edilmeyen bu onur bahşedildi. [Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, “Mükâfatın büyüklüğü, belanın büyüklüğüne göredir. Allah, sevdiği topluluğu belalarla imtihan eder.] Kim başına gelene rıza gösterirse Allah ondan hoşnut olur (Allah’ın rızasını kazanır). Kim de rıza göstermezse, Allah’ın gazabına uğrar.” Safımız net. “Allah’ım biz senden razıyız, sen de bizden razı ol” diye dua ediyoruz.

[NOT: Yukarıda tamamını yazdığım Enes ibn Malik’ten rivayet olunan hadis-i şerif, soykırım yaşayan Gazzelileri sabır ve tevekkülle ayakta tutan en önemli dayanaklardan biridir.]

Biz camilerde Şeyh Ahmed Yasin’in öğretisiyle yetiştik. Tek doğru yolun Kur’ân olduğunu bilerek büyüdük. Onuncu sınıftayken hafız oldum. Gün geldi, Allah azze ve celle beni otuz yaşımda imtihan etti. Tüm geçmiş yıllarım aslında bu imtihana bir hazırlıktı. Ne zaman ki ebeveynimin, kardeşlerimin, eşimin, çocuklarımın hep birden şehit olduğu haberini aldım, işte o zaman dedim ki “Rabbim, tamam, senden gelen her şeye razıyım”. Böyle bir imtihan anında herkes aynı tevekkülü gösteremez. Elhamdülillah, o an Rabbim bana sekinet verdi. Camilerde aldığım dini eğitim nimeti, Kur’ân nimeti için Allah’a hamdolsun.

Bana hep “Tüm bu yaşadıklarını nasıl atlattın?” diye soruyorlar. Atlatamadık, ama Kur’ân’la sabrediyoruz. Şimdi tekrar Kur’ân ezberimi tazeliyorum. Hamza da hafızlığa başladı, ikinci cüzde. Vaktimi Kur’ân-ı Kerim’le geçiriyorum. Kur’ân’ı onuncu sınıfta ezberledim; ama şimdi dönüp hafızlığımı tazelerken sanki her ayet benimle konuşuyor, bizim hikayemizi anlatıyor, bizim sabrımızdan bahsediyor. [Âli İmran suresi 169-170. ayetlerde buyurulduğu gibi,] “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Rabbleri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın, lütfundan, kendilerine verdiklerine sevinirler. Arkalarından gelecek olanlara, bir korkunun olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.” Bizim sermayemiz ve dayanağımız işte bu ve benzeri ayetler.