SİYONİST
YERLEŞİMCİ-KOLONYALİST PROJENİN SON HALKASI GAZZE SOYKIRIMI
Tashih
dergisi, sayı 1, Temmuz-Ağustos 2026, sf.29-31,
Zahide Tuba Kor
NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.
NOT: Blogda yer alan 1000’e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.
Spot: İsrail’in 7 Ekim’i fırsat bilip soykırıma başvurarak yayılması hem stratejik, jeopolitik, jeoekonomik ve teopolitik hedeflerinin bir neticesi hem de 19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başında temelleri atılan Siyonist yerleşimci- kolonyalist projenin son halkasıdır.
Spot: Gazze’de
soykırımla hedef, hem olabildiğince çok Gazzeliyi öldürmek hem de
bombardımanlarda ölememiş olanları ölümden beter bir hayata mahkûm etmek,
böylece onursuz ve sefil bir ilkel hayat ile toprakları terk seçeneği arasında
bırakmaktı.
“Demokratik
bir Yahudi devleti” kurma hedefiyle yola çıkan Siyonistler, 1948 ve 1967’de ele
geçirdikleri topraklardaki Filistinli nüfusa karşı iki defa etnik temizlik
uygulayarak yarıdan fazlasını mülteciye dönüştürdü. Sonraki süreçte –dünyanın
tepkisinden çekinerek– Filistinlileri fiziken öldürmekten veya zorla yerinden
etmekten ziyade iktisadi ve psikolojik çökertme taktiklerine başvurarak boyun
eğdirmeyi veya ‘gönüllü’ terke zorlamayı önceledi. 7 Ekim Aksa Tufanı Operasyonu
ise bir süredir fırsat kolladıkları üçüncü etnik temizliğin kapılarını araladı.
Öncelikli hedef, Gazzelileri topluca Sina’ya sürüp toprakları yeniden işgal
etmekti; ancak bunu başaramayınca soykırıma giriştiler. Artık hedef, bütün altyapıyı
ve üstyapıyı yerle bir edip yeniden inşayı engelleyerek ve en temel
ihtiyaçların dahi girişine izin vermeyerek Gazze’yi kalıcı olarak yaşanamayacak
bir bölgeye, devasa bir çadır kente dönüştürmekti.[1]
Yani hem olabildiğince çok Gazzeliyi öldürmek hem de bombardımanlarda ölememiş
olanları ölümden beter bir hayata mahkûm etmek, böylece onursuz ve sefil bir ilkel
hayat ile toprakları terk seçeneği arasında bırakmaktı. Çünkü geçmiş
tecrübeler, şehit çocuklarının çoğunun büyüdüklerinde birer direnişçiye dönüşüp
İsrail’den intikam almaya çalıştığını gösteriyordu.
İsrail,
hayatın en basit rutinlerini bile Gazzeliler için işkenceye dönüştürdü. Soğukta
ısınmak, sıcakta serinlemek, yağmurda başını sokacak bir çatı bulmak, geceleri
deliksiz uyku çekmek, ocakta yemek pişirmek, karnı doyurmak, temiz su içmek,
haşeresiz-kemirgensiz bir ortamda barınmak, rahatça tuvalete girmek, abdest
almak, ılık suda yıkanmak, temiz giyinmek, mahremiyeti korumak, sırtını bir
yere yaslamak, akşamları aydınlanmak, emniyette hissetmek, belli bir yerde iskân
etmek Gazzelilerin ekseriyeti için artık mazide kalmış birer lüks.[2]
İsrail, Gazzelilerin
maddi-manevi her şeyini –evlerini ve geçim kaynaklarını, ailelerini ve
arkadaşlarını, öncü ve profesyonel meslek sahibi kadrolarını, eşyalarını ve hatıralarını,
mezarlıklarını, kültürünü ve değerlerini, ruh ve beden sağlıklarını, vücut
bütünlüklerini, eğitimini (Arap dünyasının en eğitimli kesimi olma vasfını), kütüphanelerini,
arşiv belgelerini, sanat eserlerini, tarihini, toplumsal ve bireysel hafızasını,
insanlıklarını ve onurlarını, mahremiyetlerini, ahlaklarını, vatana ve toprağa
olan bağlılıklarını, umutlarını ve hayallerini, toplumsal dokusunu, direnme azmini
ve direnişçilerini, emniyet hissini, güvenlerini ve özgüvenlerini, hatta ve
hatta imanlarını ve inançlarını– yitirtmek amacıyla akıl almaz her yola başvurdu.
Kamu düzenini bozdu ve kurumsal yapıyı çökertti, böylece suçların
yaygınlaşmasını teşvik etti. Gazzelileri geçmiş etnik temizliklerde ayakta
tutan ve mevcut soykırım karşısında toprağına bağlayan en temel unsurları hedef
aldı. Halihazırda Gazze(liler), uzun ve yıkıcı her savaşta olduğu gibi, çok büyük
bir değişim-dönüşümden geçiyor. Ama direnme kararlılığı hala yitip gitmiş
değil.[3]
Bunda Şeyh Ahmed Yasin ve arkadaşlarının 1980’lerden itibaren ektiği tohumlar
etkili.
İşgal
ordusu sadece yüz binlerce Filistinliyi ölüme, hastalığa ve sakatlığa mahkûm
ederek ve bazı ailelerin kökünü kazıyarak bir soykırım[4]
uygulamadı; aynı zamanda literatüre yeni kavramlar kazandıran birçok kırım
türüne imza attı.
İsrail’in
soy-kırım dışındaki kırım suçları neler?
Ø Hafıza-kırım, tarih-kırım, kültür-kırım Filistinlilere
ait her şeyi ve Gazze’nin birkaç bin yıllık tarihî ve kültürel mirasını ya
çaldı ya da imha etti.
Ø Mesken-kırım, şehir-kırım Başta Gazze’nin kuzeyi,
doğusu ve güneyi olmak üzere birçok yerleşimi yıktıktan sonra hem işlediği
suçları ‘temizlemek’ hem de ABD’nin Gazze Rivierası projesi ve yeni Yahudi
yerleşimleri için enkazı kaldırdı. Gazzelilerin halen yaşadığı yerlerin çoğunu
da bir moloz yığınına dönüştürüp eski Gazze’den eser bırakmadı.
Ø Mezar-kırım Kullandığı tahrip gücü muazzam bombalar
yüzünden nice ceset enkaz altında çürüyüp giderken ve yine nicesi buharlaşırken
cesedine ulaşılabilen şanslılar mezarlıklara gömüldü; ancak İsrail tarihî
olanlar da dahil birçok mezarlığı yıkarken esirlerini bulma kisvesi altında bir
kısmını da tahrip etti. Ayrıca hastanelerde ve hapishanelerde katlettiklerini
toplu mezarlara gömdü.
Ø Eğitim-kırım Filistinlilerin işgalciye karşı en önemli
direniş yöntemi iyi eğitimdi. İşgal ordusu, ilkokullardan üniversitelere ve
camilere kadar eğitim-öğretim kurumlarını bombalayarak ve öğrencileri-öğretmenleri-akademisyenleri-hocaları
katlederek kasıtlı bir cahilleştirme ve entelektüel sermayeyi yitirtme politikasına
girişti.
Ø Sağlık-kırım Hastaneleri bombalayarak ve işgal ederek;
doktorları öldürerek, sakatlayarak veya esir alarak zaten yetersiz olan sağlık
sistemini çökertti. İlaç girişini engelleyerek kronik hastaları ölüme mahkûm
etti. Her yaştan çok fazla Gazzeliyi kolsuz-bacaksız bıraktı; açlık yüzünden
zihnen, fiziken ve ruhen gelişememiş –ve bu yüzden ileride kendisine direnemeyecek–
yeni bir nesil üretmeyi hedefledi. Bağımlı bir toplum üretmek için gıdaların
içine uyuşturucu haplar kattı. Kanser hastaları artarken Türkiye’nin kurmuş
olduğu tek kanser hastanesini yıktı. Tedavi için yurtdışına çıkışları
engelledi. Gazzelilerin hayat kalitesini düşürdü, ömürlerini kısalttı. Esir
alıp öldürdüğü nice Gazzelinin organlarını çaldı.
Ø Ekolojik-kırım Zehirli atıklar bırakıp suyu-toprağı-havayı
kirleterek, kanalizasyon sistemini çökerterek, çöplerin bertarafını
imkansızlaştırarak ve on binlerce ton enkaz yığını oluşturarak muazzam bir
çevre tahribatına yol açarken sadece insan değil bitki ve hayvan türünü ve
bütün bir ekosistemi sistematik olarak yok etmeye odaklandı.
Ø Ekonomik-kırım Ambargolar yüzünden zaten üretim temeli zayıf
ve İsrail’e bağımlı olan Gazze’de hem tarım ve hayvancılık, balıkçılık ve özel
sektöre darbe vurarak hem de tam abluka uygulayarak ekonomiyi çökertti
Ø Medya-kırım Soykırımı belgeleyen yüzlerce gazeteciyi ve
medya kuruluşlarını hedef aldı, dünya tarihinde en fazla medya mensubunu katletme
unvanını kazandı. Soykırım izlerini silmek için birçok sosyal medya hesabını
kapattırdı.
Ø Tekno-kırım Gazze’nin dijital altyapısını tahrip ederek
dünyayla bağlantısını kesmeye odaklandı ve iletişim teknolojileri alanında
çalışan kişileri ve kurumları hedef aldı. Kendisi de hem büyük teknoloji ve
sosyal medya şirketlerini seferber ederek yapay zekaya ve dijital verilere hem
de robot patlayıcılara dayalı yeni model bir savaş yürüttü.
İsrail’in
kırımı her sahaya taşıyarak hedefi, Gazzelilerden tam bir intikam alırken
onları ibret-i âlem kılmak ve böylece bütün bölgeye boyun eğdirerek varlığını
garanti altına almaktı. Aynı zamanda Batı’dan tam destekle[5]
“Büyük İsrail” hedefi doğrultusunda genişlemek ve askerî güçle mevcut düzeni
yıkıp bölgenin hegemonuna dönüşmekti. 7 Ekim’i fırsat bilip kırımlara başvurarak
yayılması hem stratejik, jeopolitik, jeoekonomik ve teopolitik hedeflerinin bir
neticesi hem de 19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başında temelleri atılan Siyonist
yerleşimci-kolonyalist projenin son halkasıydı.
Aksa
Tufanı Operasyonu’nun sebepleri
İsrail’in
Gazzelilerden intikam alacağı aşikâr olduğu halde direniş örgütleri neden Aksa
Tufanı Operasyonu’na girişti? Bunun birçok sebebi vardı. Ama en önemlisi, Suudi
Arabistan’ın da İbrahim Mutabakatı’na imza koymak üzere oluşuydu. Bu
gerçekleştiği takdirde İsrail merkezli yeni bir siyasi, iktisadi-ticari ve
askeri bölgesel düzen kurulacak ve “Filistin meselesi” tarihin “çöp sepeti”ne
atılacak, İsrail’in bir dış politika meselesi olmaktan çıkıp içeride istediği
gibi halledebileceği bir konuya indirgenecekti.[6]
Yani revizyonist ve dini Siyonist hükümetin Kudüs ile Batı Şeria’daki
emellerine ulaşmasına ramak kalmıştı. 17 yıldır abluka ve ambargo altında
yaşayan Gazzelilerin tecritten kurtulma imkânı da kalmayacaktı. Dahası,
Teksas’ta doğurtulup İsrail’e getirtilen –Tevrat’ta geçen– kusursuz kızıl
düvelerin kurban edileceğinin açıklanması ve 2024’ün Tapınağı İnşa Yılı ilan
edilmesi, Mescid-i Aksa’yı yıkıp 2000 yıl sonra Yahudi mabedini tekrar inşa
planının artık bir hayal olmaktan çıktığı manasına geliyordu. Bunun önündeki tek
engelin Gazzelilerin muhtemel direnişi olacağını öngören İsrail, 2023 sonu-2024
başında Gazze’ye savaş açma planı çoktan yapmıştı. 7 Ekim Aksa Tufanı
Operasyonu, Kassam Tugayları’nın Gazze çevresindeki tüm İsrail kışlalarına
saldırıp yüzlerce askeri ve komutanı etkisiz hale getirdiği ön-alıcı bir
operasyondu. Her ihtimali dikkate alarak hazırlık yapmaları sayesinde soykırım
savaşı karşısında iki sene direnebildiler. Gazzelilerin verdiği mesaj şuydu:
Yüzyıldır Ortadoğu’nun en temel meselesi olan Filistin’i yok sayarak yeni bir
bölgesel düzen kuramazsınız ve Mescid-i Aksa’yı yıkamazsınız![7]
Soykırım,
Siyonizmin ve Batı’nın gerçek yüzünü ifşa ettiği gibi, Filistin’i dünyanın ana
gündem maddesine dönüştürdü ve küresel bir uyanışa vesile oldu. İsrail iyice
köşeye sıkışmışken soykırımın ikinci yıldönümünde varılan ateşkes, bir
aldatmacadan ibaretti.[8]
Hedef, Gazze’yi gündemden düşürerek İsrail üzerindeki baskıyı hafifletmek,
savaşla başaramadıklarına ateşkesle ulaşmasını sağlamaktı. İsrail’in lügatında
karşılıklı uzlaşma ve taviz hiçbir zaman olmadığından Gazze ateşkesinin maddelerini
tam olarak uygulamadı; saldırılarına, toprak işgaline ve ablukaya düşük dozda
devam etti. Bu süreçte Trump’ın Barış Kurulu, İsrail’in ihlallerini durdurmaya
dönük adım atmadığı gibi, İsrailli esirleri kurtardıktan sonra önceledikleri
tek konu direnişin silahsızlandırılması oldu. Trump Planı çerçevesinde Gazzeli
teknokratlardan müteşekkil geçici bir hükümet mahiyetindeki Ulusal Komite kurulsa
da hala Gazze’ye girebilmiş değil ve her bakımdan elleri kolları bağlı
vaziyette beklemekteler.[9]
Kurulan model Amerikan yeni-kolonyalizminin bir habercisi. Öte yandan İsrail, 8
Ekim’de ilan ettiği hedeflerinin hiçbirinden vazgeçmiş değil. Savaş tiryakisine
dönüşen İsrail Başbakanı, ABD-İran anlaşması akabinde Gazze’de yeni taktiklerle
soykırımı sürdürmek ve tehcir için gün sayıyor. Gazze’deki çok-boyutlu kırıma
Batı’nın tam desteği, İsrail’in bölgenin dört bir yanını Gazzeleştirme cüretini
artırıyor.
İsrailli
tarihçi Avi Shlaim’in ifadesiyle “Filistinliler belki de günümüz dünyasında
sömürgecilik karşıtı son mücadeleyi vermekte.”[10]
Direnişin komuta kademesinden hayatta kalanlar ateşkes sürecinde ortadan
kaldırıldığı halde Gazzelilerin direnme azmi hala kırılmış değil.
KAYNAKÇA
Mısır ve
Türkiye’de yaşayan Gazzelilerle yaptığım röportajlar.
“Gazze
Komitesi Başkanı: ‘Silahsızlanma Olmadan Ne Güvenlik Ne Yeniden İnşa Mümkün’”, Fokus+,
13.04.2026, https://www.fokusplus.com/roportaj/gazze-komitesi-baskani-silahsizlanma-olmadan-ne-guvenlik-ne-yeniden-insa-mumkun.
@jewishvoiceforpeace,
12.7.2025, https://www.instagram.com/p/DL_AMiogLd7/.
Kor,
Zahide Tuba. Gazze: Geçmişten Günümüze Direnişin Toprağı, İstanbul:
Timaş Yayınları, 2025.
Kor,
Zahide Tuba. “Gazze’de Ateşkes ve Ortadoğu’da Barış Mümkün Müdür?”, GENAR
Türkiye Raporu. Ekim 2025, sayı 13. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/11/ztkor-gazzede-ateskes-ve-ortadoguda.html.
Shlaim, Avi.
Gazze Soykırımı: İsrail’in Filistin’e Karşı Bitmeyen Savaşı. çeviren
Selçuk Dural. İstanbul: Küre Yayınları, 2026.
İSRAİL’İN
FİLİSTİN’İ İŞGAL POLİTİKALARIYLA İLGİLİ OKUMALAR İÇİN
Bazian,
Hatemi. Filistin: Bir Sömürgecilik Meselesi. Ankara: İST Yayınları,
2024.
Hirst, David. Silah ve Zeytin Dalı:
Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri. İstanbul: İyidüşün Yayınları, 2015.
Khalidi,
Rashid. Filistin: Yüzyıllık Savaş: Yerleşimci Kolonyalizmin ve Direnişin
Tarihi (1917-2017). İstanbul: İletişim Yayınları, 2025.
Masalha,
Nur. The Palestine Nakba: Decolonizing History, Narrating the Subaltern,
Reclaiming Memory. Londra: Zed Books, 2012.
Öke, Mim
Kemal. Siyonizm & Filistin Sorunu (1880-1923). İstanbul: Timaş
Yayınları, 2023.
Pappe,
Ilan. The Ethnic Cleansing of Palestine. Oxford: Oneworld, 2006.
Pappe,
Ilan. Modern Filistin Tarihi: Tek Ülke İki Halk. Ankara: Phoenix, 2007.
Pappe,
Ilan. Unutulmuş Filistinliler. İstanbul: Küre Yayınları, 2020.
Pappe,
Ilan. Yeryüzünün En Büyük Hapishanesi: İşgal Altındaki Toprakların Tarihi.
İstanbul Küre Yayınları, 2023.
Rakipoğlu,
Mehmet. İşgal ve Soykırımın Anatomisi: İsrail’in Filistin’i Yok Etme
Stratejisi. Öteki Akademi, 2024.
Shlaim,
Avi. Demir Duvar: İsrail ve Arap Dünyası. İstanbul: Küre Yayınları,
2019.
Shlaim,
Avi. Üç Dünya: Bir Arap-Yahudi’nin Anıları. İstanbul: Küre Yayınları,
2025.
[1] İsrailli
karar alıcıların Gazze’ye dair söylemleri ve hedefleri için bkz. Avi Shlaim, Gazze
Soykırımı: İsrail’in Filistin’e Karşı Bitmeyen Savaşı, Küre Yayınları, s. 215-224.
[2] Gazze’deki
hayata dair ayrıntılı bilgiye, Mısır’daki Gazzelilerle 11-13 Mart’ta yaptığım
ve Nisan-Mayıs 2026’da Ortadoğu Günlüğü blogumda yayınladığım
röportajları okuyarak ulaşabilirsiniz. https://ortadogugunlugu.blogspot.com/
[3]
Gazzelilerin soykırım karşısında direncinin ve tahammülünün sebepleri için bkz.
Zahide Tuba Kor, Gazze: Geçmişten Günümüze Direnişin Toprağı, Timaş
Yay., s.315-333.
[4] Bu
yazıda soykırımın bilançosunu paylaşmadım. Zira hiçbir veri kayıpları doğru
hesaplayamaz. Gazzeliler sadece İsrail saldırılarında hayatını kaybetmediler;
açlık ve susuzluktan/kirli sulardan, hastaneye gidemediği veya gitse bile ilaç
ve yeterli tedavi imkânı olmadığından, hijyensizlik ve salgın hastalıklardan,
sevdiklerini yitirmenin acısıyla kahırdan veya kalp ya da kanser hastalığına
yakalanarak, yani savaşın dolaylı etkileri yüzünden ve ateşkes sırasında
patlamamış bombalardan can verenler bilançolarda yer almıyorlar. Bir de ölü mü
diri mi bilinmeyen on binlerce kayıp var.
[5]
Soykırımın devamlılığında Batı’nın diplomatik, askeri ve teknolojik
seferberliğinin ve ABD başta olmak üzere dünyadan akan en gelişmiş saldırı ve
savunma silahlarının ve istihbaratın da etkisi büyük. Savaşın 614. gününde
yayınlanan bir veriye göre, ABD’den İsrail’e 1014 defa silah sevkiyatı
yapılmış; bu da demek oluyor ki her 15 saatte bir ABD silah yollamış.
@jewishvoiceforpeace, 12.7.2025, https://www.instagram.com/p/DL_AMiogLd7/.
[6]
İbrahim Mutabakatlarıyla kurulmaya çalışılan yeni Ortadoğu düzeni hakkında
ayrıntılı bilgi için bkz. Kor, Gazze, s. 107-112, 117-121, 249-259.
[7]
Aksa Tufanı’nın yapılma sebepleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Kor,
s.71-73, 192-198.
[8] 9
Ekim 2025’te varılan ateşkesle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Zahide Tuba
Kor, “Gazze’de Ateşkes ve Ortadoğu’da Barış Mümkün Müdür?”, GENAR Türkiye
Raporu, Ekim 2025, sayı 13, sf. 85-101, https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/11/ztkor-gazzede-ateskes-ve-ortadoguda.html.
[9] Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas ve
Adaletten Sorumlu Üye Adnan Ebu Verde ile 13.3.2026’da Kahire’de bir röportaj
yapıp gelinen aşamayı onlardan dinlemiştim. Röportaj için bkz. “Silahsızlanma
Olmadan Ne Güvenlik Ne Yeniden İnşa Mümkün”, Fokus+, 13.04.2026, https://www.fokusplus.com/roportaj/gazze-komitesi-baskani-silahsizlanma-olmadan-ne-guvenlik-ne-yeniden-insa-mumkun.
[10]
Shlaim, s.179.