3 Mayıs 2026 Pazar

GAZZELİ HANIM: “YAŞADIĞIMIZ BÜYÜK İMTİHANDA SERMAYEMİZ VE DAYANAĞIMIZ KUR’ÂN AYETLERİ”


BÜTÜN AİLESİ ŞEHİT DÜŞÜP TEK OĞLUYLA HAYATTA KALAN GAZZELİ BİR HANIMLA RÖPORTAJ: “YAŞADIĞIMIZ BÜYÜK İMTİHANDA SERMAYEMİZ VE DAYANAĞIMIZ KUR’ÂN AYETLERİ”

Kahire, 11.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor


Gazze’nin neresindensiniz, savaştan evvel ne işle meşguldünüz? Savaşta neler yaşadınız, kaç şehidiniz var?

Aslen Tell el-Havâ’danız, daha sonra Nasr bölgesine taşındık. Savaştan evvel online satış yapıyordum, Türkiye’den Gazze’ye kıyafet getirtip satıyordum. Satışlar sadece internet üzerinden olduğu için savaştan sonra işimi sürdürme imkânım kalmadı. Eşim muhasebeciydi. Yaşadığımız ev bombalandı ve enkaz altından tek bir oğlum benimle birlikte yaralı kurtarıldı, ailemden 10 şehit verdik. Eşim, 5 ve 2 yaşlarındaki çocuklarım Yeman ve Julia, annem, babam, 5 aylık hamile kız kardeşim İslam ve üniversiteden yeni mezun diğer kız kardeşim Nur şehit düştü. Tek erkek kardeşim Halil de daha sonra savaşırken şehitlik mertebesine ulaştı.

Enkazdan çıkarılan oğlum Hamza ölümden döndü. Aldığı yaralar öylesine tehlikeliydi ki doktorlar ne yapacaklarını bilememişler. İç kanaması vardı. Akrabalarım doktorlara “Annesi için elinizden geleni yapın, sağ kalan tek çocuğu” demişler. Ben enkaz altındayken kim şehit düştü kim hayatta bilmiyor, sürekli “Allah’ım ben kaza ve kaderime razıyım (Allahümme inni raziyye ala kazai ve kaderi)” diyordum. İki yaşındaki kızım enkaz altında benim kucağımdaydı. Enkazı kazıp çıkarırlarken bana nefes alıp verdiğini söylediler. Onu yoğun bakıma almak istemişler ama çok küçüktü, birkaç gün sonra hayatını kaybetti. 15 Ekim doğum günüydü, üç gün sonra 18 Ekim 2023’te vefat etti, yani savaşın en başında...

Allah’ın takdirine razıyız, elhamdülillah. Ama imanımız, akidemiz ve sabrımız olmasaydı dayanamazdık. “Allah’tan geldik, yine O’na döndürüleceğiz” diyoruz. “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, aksine onlar Allah katında diridirler” ayetine inanıyor ve bu sayede sabrediyoruz.

Oğlunuz Hamza Gazze şartlarında tedavi görebildi mi, nasıl iyileşti?

Oğlum Şifa Hastanesi’nde yoğun bakımdayken bütün bedeni cihazlara bağlıydı. Henüz daha tedavisi devam ederken işgal kuvvetleri hastaneyi kuşattı, çıkmak zorunda kaldık. Altı saat kuzeyden güneye yaya yürüdük. Kuşatma altında kontrol noktalarından geçtik. Tehlikeli bir yolculuktu. Savaş uçaklarından bombalar yağıyor ve tanklardan ateş ediliyordu. Böyle bir ortamda kuzeyden çıkmak zorunda kaldık. Güneye vardığımızda çadırda yaşadık. Çadırlarda yazın yakıcı sıcakları da kışın dondurucu soğukları da tattık, çok zorluk çektik. Hamza’nın durumu aşırı soğuklarda ve sıcaklarda daha da kötüleşti, istifra etmeye başladı. Elhamdülillah, tanıdıklar bizi Refah sınır kapısından geçirebildi. Bu sayede Hamza’nın tedavisine Mısır Arap Cumhuriyeti’nde devam etmemiz mümkün oldu. Burada hastanede iki ay kaldık. Ameliyat olması gerekiyordu ama doktorlar yaşı küçük olduğu için korktular. Hareketlerini nispeten yapabildiğinden hem Mısırlı hem de yabancı altı doktor, ameliyat yapmak gerekmediği konusunda hemfikir oldu, sadece yüzme egzersizleri verdiler. Diyaframında sıkıntı var; ama genç olduğu için ameliyatsız da diyafram kasının gelişmesi mümkün. Kontrol için altı ayda bir ekokardiyogram (EKO) çekiliyor. Ağırlık kaldırması veya ağır işler yapması yasak. Şükürler olsun, iyi durumda. İnşallah ameliyata gerek kalmaz. Çünkü riski büyük, geriye kalan tek oğlumu da kaybedemem.

Mısır’da hayatınız nasıl geçiyor?

Bizi bu hayırlı Ramazan günlerinde bir araya getiren Allah’a hamdolsun. Koskoca bir aileydik, ama Hamza ile birlikte yalnız kaldık. Yaralarımız çok derin. Hele şu mübarek günlerde geçmişte ailelerimizle geçirdiğimiz güzel vakitler, şehitlerimiz ve ahbaplarımız aklımızdan çıkmıyor. Normal günlerde Hamza’yla evde tek başımıza oturuyoruz; öyle günler oluyor ki evden hiç çıkmak istemiyorum. Ancak akşam olunca uyanıp bir şeyler yapabilecek hale geliyorum.

Bayramlar bize sevdiklerimizi ve kaybettiklerimizi hatırlatıyor. Eşim, ebeveynim, iki küçük evladım Julia ve Yeman aklımdan çıkmıyor. Üzerinden kaç sene geçerse geçsin insan evladını, sevdiklerini unutamıyor. Denildiği gibi, evlada paha biçilemez… Her bayram hala anne-babamla bayramlaşmayı bekliyorum; ama bu ailesiz ve kimsesiz geçirdiğimiz üçüncü Ramazan ve bayram olacak. Allah’tan sabır diliyorum. Allah’ın yardımı olmadan bu musibetlere dayanamazdım. Düşünün, kendi evinin hanımıyken ve memleketindeyken, ailene her gün türlü türlü yemekler ve tatlılar yapıp sofralar kurarken, aniden her şey değişiveriyor ve her gün farklı bir arkadaşının evinde yaşamaya başlıyor, göçebeye dönüyorsun. Artık yerleşik bir hayatın olmuyor, istikrar kalmıyor. Hep diyorum ki istikrardan daha kıymetli bir nimet yok şu dünyada.

Gurbette dostlarla beraber olmak, iftar sofralarında oturmak aileyi aratmasa da yine de bundan mutlu değilim, aile birliğini ve geçmiş güzel günleri özlüyorum; beraber kılınan teravih namazlarını, bayramlık kıyafet alışverişlerini, bayramlık yiyecekler hazırlamayı... Gazze’deyken arkadaşlara değil, küçük çekirdek aileme odaklanmış bir hayatım vardı; eşim, çocuklarım ve anne-babamdan müteşekkil. Onları kaybettikten sonra çevrem büyüdü, arkadaşlıklarım çoğaldı. İnsan gurbetteyken dosta ihtiyaç duyuyor. Her halimize hamdolsun.

Geçtiğimiz üç senede yaşananlar ve savaş size neler öğretti?

Dünyevi şeylere bağlanmamak gerektiğini öğrendim. Eşime, çocuklarıma ve aileme son derece düşkündüm. Ama herhangi bir beşere duyduğumuz sevgi Allah sevgisini aşmamalı, savaş bana bunu öğretti. Hamza geriye kalan tek oğlum ve artık onu Allah’a emanet ediyorum. Burada iftar ve sair faaliyetler olduğunda koştururken Hamza’yla ilgilenemedim, nerede ne yapıyor takip edemedim diye insanlar bana “Tek oğlunu nasıl bırakırsın, ona göz kulak olmalısın” dediler. Oysa ben onu “Sen benim kurtulan tek oğlumsun, senden başka ailemden kimsem kalmadı” diyerek korkuyla büyütürsem sağlıklı gelişemez ve sağlam bir karaktere sahip olmaz.

Hamza yoğun bakımdayken ona söylediğim ilk söz şu olmuştu: “İslami eğitim alırken Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin de bir yetim olduğunu öğrendiğini hatırlıyor musun? Allah’a Peygamber Efendimizden daha sevgili kim olabilir ki o bile bir yetimdi...” Bedeni cihazlara bağlıyken ısrarla Peygamber Efendimizin de bir yetim olduğunu ve bunun bir lütfu ilahi olduğunu anlattım. İlk andan itibaren ona Peygamber gibi bir yetim olmanın gururunu aşılamaya çalıştım. “Rabbimiz seni yetimlikle şereflendirdi” dedim. Hamza her girdiği ortamda büyük bir gururla kendini “şehit oğlu”, “şehit kardeşi” ya da “şehit torunu” diye tanıtıyor. Şehitlik herkese nasip olmaz. Allah’a hep akıbetimizi hayırlı eyle diye dua ediyorduk, çok şükür ki ailemin sonu şehadet oldu.

Bazen soruyorum, “Allah’ım hikmetini ben göremiyor, bilemiyorum; ama sen biliyorsun. Neden beni de ailemle beraber almadın?” diye. Hepimiz aynı odadaydık; küçük kızım Julia benim, Hamza da eşimin kucağındaydı. Ama Allah benim ve Hamza’nın yaşamasını, kızımın ve eşimin şehit olmasını takdir etti. Bu, takdir-i ilahi değildir de nedir? Beş aylık hamile olan kız kardeşim, evimize füze düştüğünde hemen vefat etmedi; enkaz altında Allah’a “Canımı çocuklarım için bağışla” diye dua ediyordu. Arama kurtarma ekipmanı azdı ve kol gücüyle bizi kurtarmaya çalıştılar. Enkaz altında yaklaşık bir saat kaldık. Bize ulaştıklarında çok şükür başımız örtülü ve namaz kıyafetlerimizleydik; çünkü bombalanma ihtimaline karşı tedbiren gece-gündüz namaz kıyafetlerimizle duruyorduk. Rabbim kız kardeşime şehitlik nasip ederken üç çocuğunu da yaşattı, enkazdan kurtarıldılar. Bu, bir kader. Enkaz altında bir tek kız kardeşimin sesini duyabiliyordum ve sesi kulaklarımdan hala silinmiyor. Arama-kurtarma ekibi geldiğinde biri yanındakilere kız kardeşimin şehit olduğunu söyleyip hala hayatta olan benimle ilgilenmelerini tavsiye etti. Ama ben “Kardeşim İslam Aişe’nin sesini duydum, o hayatta” dedim. Kız kardeşime “Fazla konuşma ki ağzına toz toprak girmesin” demiştim. En son “Ya Rab, ya Rab!” dediğini duymuştum. Beni dinleyip sustuğunu sanmıştım, meğer o ruhunu teslim ediyormuş. Biraz daha kazınca kardeşimi bulup enkazdan çıkardılar. Kız kardeşim hamile olduğundan eşi onu doğumhanelerde aramış. Çünkü ona hanımı ve çocuklarının hayatta olduğu söylenmiş. Sonra diğer kız kardeşim ve amcamın eşi onu şehitler çadırında teşhis etti. Yüzünün bembeyaz ve çok güzel olduğunu söylediler. Ben gözlerimle görmesem de öyle olduğuna eminim. Yaralı olduğumdan şehitleri son bir defa görüp de onlara veda edemedim.

Savaşta öğrendiğim ilk şey, Allah’a her şartta hamdetmek oldu. O gün tek bir seferde ailemden 10 kişiyi kaybettim. Şifa Hastanesi’nde yatarken uzuvlarını yitirmiş yaralılar gördüm; küçücük çocukların kolları veya bacakları yoktu, vücutları yanıktı... Enkaz altından çıkarıldığımda ilk olarak ayaklarımın yerinde olup olmadığını sordum, çünkü onları hissetmiyordum. Yaklaşık üç ay tekerlekli sandalyeyle yaşadım. Sonra elhamdülillah yaralarım iyileşmeye başladı. Hamza’yla birlikte hayatta kaldığımız için Allah’a binlerce defa şükrettim. Hamza sargılı halde yatıyorken telefonda fotoğrafını gördüm, üzeri selofan gibi bir şeyle sarılıydı. Görür görmez bacakları yerinde mi değil mi diye sordum.

Doktora çocuklarımın adlarını söylediğimde önce yaşadıkları ama yoğun bakımda oldukları müjdesini verdi. Çok sevinmiştim. Ama daha sonra doktorun yüz ifadesi değişti, meğer o sırada çocuklarımın şehit olduğunu haber vermişler. Beni teselli etmek için Hamza’nın hayatta olduğunu söylediler. Onlara “Şehit olan kız kardeşimin oğlunun da adı Hamza; yaşayan Hamza odur” dedim. “Hayır, senin oğlun Hamza da yaşıyor” dediler. Bana ebeveynimin, eşimin, çocuklarımın ve kardeşlerimin cenazesinin götürüldüğünü söylediklerinde “En azından birini göreyim” diye yalvardım. O büyük şok içinde yalın ayak yürümeye başlamışım; yaralı halde nasıl yürüdüğümü bile bilmiyorum. O dönem basındaki haberleri hatırlıyorum, el-Cezire muhabiri Vâil el-Dahdûh yaralıların bölgeye geçişine izin verilmediğini anlatıyordu. Hepsi beyaz kefenler içindeydi. O manzarayı tarif etmek mümkün değil. Eşimin defni çok zor oldu. Defin işlemleri bile tepede uçan bombardıman uçakları yüzünden apar topar büyük bir gerginlik içinde yapıldı.

Eşim kefenlenirken çocuklarımın cenazesi de getirilmiş. Kefen açılıp çocuklarımdan biri sağına, diğeri soluna konarak eşimle birlikte gömüldü. Eşimin babası beni teselli etmeye çalışırken, o anki acıyla kendisini asla affetmeyeceğimi söyledim. Çünkü eşim ve çocuklarıma veda etmeme izin vermediler. Onları en azından son bir kez görebilseydim acım biraz hafifleyecekti. Bana “Onları görememen de Allah’tandır, sabret” dedi.

Ailemden bir tek kız kardeşim hayatta kaldı. Aslında o da yerinden olup bizim sığındığımız eve gelmişti, birlikte kalıyorduk. Ama Allah’ın takdiri, bir önceki gün evden ayrılmıştı. Ona da ailemize veda etmek, son bir kez görmek nasip olmadı. Ben en azından şehit düşmeden evvel o gün ailemi görmüştüm, çok şükür.

Bütün bu anlattıklarım, gerçekten tarifi mümkün olmayan şeyler. Unutmak istiyorum. Uyuyup uyandığında tüm aileni kaybetmiş olduğunu görmek çok zor. Biz ilk defa savaş görmüş değiliz. Savaşla büyüdük, savaşta evlendik, çocuklarımız savaşta doğup büyüdü; ama bu defaki, yaşadıklarımızın en zoru. Gazze’de şehidi olmayan tek bir aile bile yok. Mesela arkadaşım Menâr’ın ailesinden 22 kişi şehit oldu. Çocuklarıyla, eşleriyle, torunlarıyla beraber kardeşleri şehit düştü ve hala enkaz altındalar, cenazelerine ulaşılamadı. Erkek kardeşi tedavi için Mısır’a gelmişti; eşinin, çocuklarının ve torunlarının vefat haberini burada aldı. Ailesinden tek bir kişi bile hayatta değil artık. Burada birbirimizle teselli olmaya, acılarımızı hafifletmeye çalışıyoruz. Bu, Filistin halkının kaderi. Her halimize hamdolsun.

Kederimin büyüklüğünden gözyaşlarımı tutmaya çalıştım, ağlayamadım bile. Hüznümüz bitmiyor bizim. Babamı, annemi ve kardeşlerimi tek bir mezara gömmüşlerdi, ama onlardan geriye hiçbir iz bile kalmadı. Çünkü işgal güçleri, askerlerinin cenazelerini bulma bahanesiyle mezarlıklara girdi ve her yeri yıktı geçti. Artık ailemin bir mezarı bile yok. Hayatta kalan Gazze’deki tek kız kardeşim de ailemin mezarı başında en azından Fatiha okuyabilseydim diye ağlıyor.

Mücahitlerden olan erkek kardeşimin şehit düştüğü haberini 10 ay sonra aldık, burada Mısır’daydım. O ailemden geriye kalan tek dayanağımdı. Şehadet haberi aynı acı ve kederi tekrarladı, yaramızı dağladı. Onun da cesedinden iz yok. Ama elhamdülillah, Ramazan’ın ikinci günü Allah yolunda savaşırken oruçlu olarak şehit düştü. En büyük tesellim bu. Kıyamet günü Allah’ın huzuruna oruçlu olarak varacak. Kendi mahallemiz olan Tel el-Havâ’da evimizin yakınında savaşırken şehit düşmüş. İlk tankı havaya uçurmuşlar; ikinciye sıra geldiğinde İsrailli bir keskin nişancının kurşunuyla vurulmuş. Elhamdülillah, ön cephede savaşırken şehit düşmesi büyük bir şeref. Gazze’nin ve Gazzelilerin hikayesi bitmez…

Savaşa dair tüm bu anlattıklarınızı duymak çocuklarınızı olumsuz etkilemiyor mu?

Ramazan’ın ilk günü iftar buluşmasında Gazze’de yaşadıklarımız yad edilince acılarımız yenilendi. Hamza, insanların önünde dimdik ve gururlu durdu; ama gece olunca telefonda fotoğraflara ve hatıralara bakıp ağladı. Duygularını ifade eden bir çocuk değil, ketum; ama WhatsApp’ta babasına mesajlar gönderdiğini görüyorum. “Seni çok özledik babacığım”, “Annem ile ben burada yalnız olduğumuz için üzgünüz” gibi birçok mesaj gönderiyor. Hamza’nın babasıyla geçirdiği günlere dair hatırladıkları çok güzel, elhamdülillah. Cuma günleri gezerdik, deniz kenarına giderdik. Gazze hatıralarımız çok güzel.

Sadece oğlum değil, hepimiz sanki acı çekmiyormuşuz, iyiymişiz gibi görünüyoruz dışarıdan; ama gerçekte içimiz kan ağlıyor. Hz. Ali der ki “Ölümden daha zoru ayrılıktır.” Bu dünyada ölümden kaçış yok, “Allah’tan geldik ve O’na geri döneceğiz”; ama ayrılık çok acı... Hamza’ya bunun bir onur olduğunu aşılamaya çalışıyorum. Ben de kendimi “şehit annesi”, “şehit kızı”, “şehit eşi”, “şehit kardeşi” diye gururla tanıtıyorum. Biz asıl büyük mükafatı (الفوز العظيم) [yani Tevbe suresinde geçen Allah yolunda savaşanlara verilen müjdeyi; Allah’ın rızasını kazanma ve cenneti] istiyoruz. Nice insan vardır ki sonunda hiçbir mükafat kazanamaz. Allah böyle olmaktan korusun. Bize herkese nasip edilmeyen bu onur bahşedildi. [Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, “Mükâfatın büyüklüğü, belanın büyüklüğüne göredir. Allah, sevdiği topluluğu belalarla imtihan eder.] Kim başına gelene rıza gösterirse Allah ondan hoşnut olur (Allah’ın rızasını kazanır). Kim de rıza göstermezse, Allah’ın gazabına uğrar.” Safımız net. “Allah’ım biz senden razıyız, sen de bizden razı ol” diye dua ediyoruz.

[NOT: Yukarıda tamamını yazdığım Enes ibn Malik’ten rivayet olunan hadis-i şerif, soykırım yaşayan Gazzelileri sabır ve tevekkülle ayakta tutan en önemli dayanaklardan biridir.]

Biz camilerde Şeyh Ahmed Yasin’in öğretisiyle yetiştik. Tek doğru yolun Kur’ân olduğunu bilerek büyüdük. Onuncu sınıftayken hafız oldum. Gün geldi, Allah azze ve celle beni otuz yaşımda imtihan etti. Tüm geçmiş yıllarım aslında bu imtihana bir hazırlıktı. Ne zaman ki ebeveynimin, kardeşlerimin, eşimin, çocuklarımın hep birden şehit olduğu haberini aldım, işte o zaman dedim ki “Rabbim, tamam, senden gelen her şeye razıyım”. Böyle bir imtihan anında herkes aynı tevekkülü gösteremez. Elhamdülillah, o an Rabbim bana sekinet verdi. Camilerde aldığım dini eğitim nimeti, Kur’ân nimeti için Allah’a hamdolsun.

Bana hep “Tüm bu yaşadıklarını nasıl atlattın?” diye soruyorlar. Atlatamadık, ama Kur’ân’la sabrediyoruz. Şimdi tekrar Kur’ân ezberimi tazeliyorum. Hamza da hafızlığa başladı, ikinci cüzde. Vaktimi Kur’ân-ı Kerim’le geçiriyorum. Kur’ân’ı onuncu sınıfta ezberledim; ama şimdi dönüp hafızlığımı tazelerken sanki her ayet benimle konuşuyor, bizim hikayemizi anlatıyor, bizim sabrımızdan bahsediyor. [Âli İmran suresi 169-170. ayetlerde buyurulduğu gibi,] “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Rabbleri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın, lütfundan, kendilerine verdiklerine sevinirler. Arkalarından gelecek olanlara, bir korkunun olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.” Bizim sermayemiz ve dayanağımız işte bu ve benzeri ayetler.



2 Mayıs 2026 Cumartesi

ŞEYH AHMED YASİN’İN GELİNİ İLE RÖPORTAJ: “2 OĞLUM DA DAHİL EN YAKINLARIMDAN 74 ŞEHİDİMİZ VAR”

 

ŞEYH AHMED YASİN’İN GELİNİ İLE RÖPORTAJ: “SAVAŞ EN SEVDİKLERİMİZİ BİZDEN ALDI; 2 OĞLUM DA DAHİL 74 ŞEHİDİMİZ VAR”

Kahire, 11.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

“Savaş en sevdiklerimizi bizden aldı. 2 oğlum, annem ve kardeşlerim de dahil en yakınlarımdan 74 şehidimiz var. 1 oğlum ve eşim Gazze’de ağır yaralı. Kanser hastası 2 çocuğumun tedavisi için Mısır’a mecburen geldim. Âlemlerin Rabbi böyle takdir buyurdu, elhamdülillah.”

“Sahip olduğumuz her şeyi savaşta yitirdik. Mescid-i Aksa ve Filistin uğruna hepsi feda olsun. Rabbim beni evladımın, annemin, kardeşlerimin ve yeğenlerimin şehadetiyle şereflendirdi. Allah’ın izniyle özgürlüğün yakın olduğuna inanıyoruz. Başımız dik şekilde vatanımıza döneceğiz.”

“Aksa Tufanı, bize kardeşliğin, dertlere derman olmanın ne manaya geldiğini öğretti. Gerek devletler gerekse bireyler düzeyinde bize kimlerin dost olup olmadığını gösterdi. Savaş bütün perdeleri kaldırıp her şeyi apaçık görünür kıldı. Bizi Allah’a çok daha fazla yakınlaştırdı.”

 

Gazze’nin neresindensiniz? Savaştan evvel neyle meşguldünüz? Savaşta neler yaşadınız, kaç şehidiniz var?

Gazze’nin kuzeyinde Tell el-Hava’da yaşıyordum. Çok büyük yıkım oldu, çok şehit verdik, elhamdülillah. 2 oğlum da dahil en yakınlarımdan 74 şehidimiz var, Allah’a hamdolsun. 4 oğlumdan 2’si şehit düştü, 1’i ağır yaralandı. Eşim de ağır yaralı ve şu an onlar Gazze’deler. Ben Mısır’a isteyerek değil, mecburen geldim. 2 çocuğum kanser hastası ve kemik iliği nakli olmaları gerekiyordu. Sağlık durumları gerçekten çok zordu. Gazze’de tedavi imkânı olmadığından Mısır’a mecburen geldim.

[NOT: Hamd kelimesinin anlamı bizde yanlış bilindiği için ölüm ve kayıp karşısında elhamdülillah denmesini yadırgıyoruz. Allah’ın nimetleri ve güzel şeyler için şükredilir; hamd ise Allah’tan gelen iyi veya kötü her şey karşısında söylenir. Kulun başına gelen her hale hamdetmesi gerekir.]

Ben ve eşim Gazze İslam Üniversitesi mezunuyuz. Savaştan evvel psikolojik danışman olarak bu üniversitede ders veren bir akademisyendim. Eşim de mühendisti. Gazze İslam Üniversitesi’ndeki hocalarımızı kaybettik, üniversite de yıkıldı ama her halimize hamdolsun. Evimi, arabamı, bütün paramı ve altınlarımı, sahip olduğumuz her şeyi yitirdik, elhamdülillah. Ama Rabbimizin bize bütün bunların karşılığını vereceğine eminim. Mescid-i Aksa ve Filistin uğruna hepsi feda olsun. Sübhanallah, tüm para ve maddiyat gider gelir, ama evlat acısı gerçekten çok zor. Gazze’deyken ilk oğlum şehit düştü. İkincisi ben Mısır’dayken savaşın bitmesine (yani ateşkese varılmasına) iki gün kala şehit oldu, 27 yaşındaydı. Tabii bu yaşadıklarımız çok ama çok zor; ama akıbetimizin/kaderimizin güzel olacağına olan inancımız ve Allah’a güvenimiz tam. Hamdolsun, Rabbim beni evladımın, annemin, kardeşlerimin ve yeğenlerimin şehadetiyle şereflendirdi. Kararlıyız, dayanıklıyız, sabrediyoruz. İnşallah Gazze’ye döneceğiz ve yıkılan her şeyi yeniden inşa edeceğiz.

Eşinizin durumu nasıl?

Yaralı. Çadırda yaşamaya çalışıyor, yaralı oğlumla birlikte. Gazze’deki herkesin durumu böyle, elhamdülillah.

Mısır’da ne gibi zorluklar çekiyorsunuz?

Hastanede gerektiği gibi tedavi olma ve ilaç alma imkânı bulamadık. Başta durum bizim için gerçekten çok kötüydü. Ama hamdolsun, Rabbimin keremi sayesinde çocuklarımın tedavisi tamamlandı. Hastaneden çıktıktan sonra bir daire kiraladım. Burada 3 kızım ve 1 oğlumla birlikte yaşıyorum, elhamdülillah.

Savaş nasıldı?

Savaş gerçekten çok zordu ve çok acıydı, en sevdiklerimizi bizden aldı. Âlemlerin Rabbi böyle takdir buyurdu, elhamdülillah. Şeyh Ahmed Yasin, Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak Mescid-i Aksa’nın 2026-2027 yılları arasında özgürlüğe kavuşacağını öngörmüştü. Biz de Allah’ın izniyle özgürlüğün yakın olduğuna inanıyoruz. Başımız dik şekilde vatanımıza, Gazze’ye döneceğiz; Aksa’ya gidip namazlarımızı kılacağız inşallah.

Peki, ya bu öngörüsü gerçekleşmezse?

Biz Allah’a iman ettik, O’nun kelamı Kur’an-ı Kerim’de bu müjde var. Döneceğimize iman ediyoruz. Biz topraklarımıza, akidemize ve dinimize sımsıkı bağlıyız.

Savaştan neler öğrendiniz?

Savaş bize çok şey öğretti: Allah’a çok daha fazla yakınlaşmayı, daha çok sabretmeyi, daha sıkı kardeş olmayı, birbirimize daha fazla tutunmayı, aç-susuz kaldığımızda çok daha fazla sabretmeyi... Savaşta yaşadığımız her şeye tahammül ettik.

Savaş çocuklarınızı nasıl etkiledi?

Mısır’da gökyüzünden uçak geçerken hala çocuklarımız korkuyor. Kapı çarpsa çığlık atıyorlar. Özellikle seslerden çok etkileniyorlar. Ancak her halimize hamdolsun.

Başka problemler yok mu? Konuştuğum bazı Gazzeli anneler, mesela çocuklarıyla problemler yaşamaya başladıklarını, çocuklarının söz dinlemez hale geldiklerini vs. söylemişlerdi.

Ben ev hanımıyım. Pek dışarı çıkmıyorum, evimdeyim. Çocuklarımın eğitimiyle, hafızlıklarıyla ilgileniyorum. Buraya tedavi için geldik ve bu süre boyunca vaktimizi en iyi şekilde geçirebilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kur’ân ezberliyoruz; inşallah Gazze’ye hep birlikte hafız olarak döneceğiz. İnanıyorum ki oğluma ve kocama hayırla döneceğiz.

Aksa Tufanı Operasyonu’nun yapılmasına kızanlar olmuyor mu?

Tabii ki niye bu yapıldı diyenler var ama biz biliyoruz ki hepsi Rabbimizin iradesiyle gerçekleşti. Aksa Tufanı bize kardeşliğin, dertlere derman olmanın ne manaya geldiğini öğretti. Aksa Tufanı bize kimlerin dost olup olmadığını gösterdi, gerek devletler gerekse bireyler düzeyinde. Savaş bütün perdeleri kaldırıp her şeyi bize apaçık görünür kıldı, elhamdülillah.

 


19 Nisan 2026 Pazar

Z.T.KOR: KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

11 Mart 2026


Ramazan ayında (11-13 Mart 2026) Kahire’deki Gazzelilere yardım götürmek, evlerinde ziyaret edip onlarla röportaj yapmak üzere Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle birlikte Mısır’a gittim. 3 gün boyunca onlarca Gazzeliyle toplamda 30 saatlik röportaj yaptım. Bunları vakit buldukça parça parça yayınlayacağım.

İlk gün, ziyaret ettiğim bir binada Gazzeli kadınlarla yaptığım toplu röportajları aşağıda paylaşıyorum. Cevaplamalarını istediğim sorular şunlardı: Gazze’nin neresindensiniz? Savaşta neler yaşadınız? Mısır’a neden geldiniz? Burada ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz? İlave sorularım da tabii ki oldu; onları da röportajları okurken göreceksiniz.

Yıllardır yüzlerce savaş mağduruyla röportaj yapmış biri olarak beni en çok etkileyen, hatta şok eden şey, 15-20 kadının toplandığı bir evde daha ikinci hanım sorularımı cevaplarken bir anda arkamda ayakta duran Gazzeli kadının bayılıp yere önüme düşüvermesi oldu. Arkadaşları kalp hastası olduğunu söylediler. Oruçtan mı, odanın kalabalığından mı, yoksa “Gazze’de en çok neyi özlediniz?” sorumdan mı etkilenerek bayıldı bilmiyorum ama ya üçüncüsü yüzündense diye düşünerek suçluluk duygusuna kapıldım.

17 Mart 2026’da Fatma Bayram hocamızın mukabele grubunda sıcağı sıcağına Kahire izlenimlerimi anlatmıştım. Aşağıdaki röportajı okuduktan sonra, “Gazze Tanıklığı: Sahadan Notlar” başlığı altında bu konuşmamı dinlemenizi tavsiye ederim. https://www.youtube.com/watch?v=sZZDncDF4w0

 

***

Gazze şehrindenim. Savaşta çok kötü şeyler yaşadık. Bizi devamlı yer değiştirmeye zorladılar, oradan oraya göç ettik. Gözlerimizin önünde çok fazla insan şehit düştü. Sokaklarda paramparça insanlar, yerle bir binalar… korkunç sahnelerdi. Oğlum da küçük torunumla birlikte şehit düştü. Gazze’de çok zor şeyler yaşadık. Savaştan kaçıp Mayıs 2024’te Mısır’a sığındık. Hayatımız zor tabii. Ama ilk geldiğimizde her şey çok daha zordu. Bazen en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz, ev kiralarını ödeyemiyoruz. Türk halkına da devletine de yardımları için müteşekkiriz.

***

Han Yunus’un doğusundaki Benî Süheyla’danım. Burada artık işgal güçleri var ve evlerimizi yerle bir ettiler. Gazze’de kalan çocuklarım yersiz yurtsuzlar, çadırdalar. Yaşadıklarımız kolay değil, ama her halimize hamdolsun. Burada her açıdan sıkıntıdayız. Geçim derdimiz çok büyük. En ciddi sıkıntılarımızdan biri, okul çağındaki çocukların eğitimi. İnternete erişim zayıf ve fiyat çok yüksek. Elektronik cihazlara ulaşım imkânımız yetersiz. Diğer yandan ulaşım sıkıntısı da var. Çocukların kursa, okula veya eğitim merkezlerine gitmeleri için servis ücreti çok yüksek; keza toplu taşıma da çok pahalı. Gıda temini ve giyim kuşam da problem. En büyük zorluk ailevi parçalanma; ikiye bölünmüş durumdayız. Ailem hala Gazze’de olup onlar da biz de zor şartlarda hayat mücadelesi veriyoruz. Biz Mısır’a geldik diye savaştan kurtulmuş değiliz. Ruh sağlığımız iyi değil. Yaşadığımız psikolojik savaş sağlığımızı da doğrudan etkiledi.

-       Her şeyinizi bırakıp Mısır’a geldiniz. Burada en çok neyi özlüyorsunuz?

Ülkemde, kendi topraklarımda, evimde olmayı özlüyorum. Geri dönüp evimin enkazı üzerine çadır kurmak, orada tekrar ailemle birlikte olmak istiyorum. Ramazan’ın ilk gününde ailemin büyük bölümünü kaybettim; tam 13 kişiyi. Yaşadıklarımız hiç kolay değil, ama Allah’a hamdolsun. Biz imtihan olunan ve çokça sabreden bir halkız. Allah sevdiği kullarını imtihan eder. Bu yüzden Allah’a hamdolsun. Rabbim bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın.

- Soykırım altında Allah’tan ümidini kesen herhangi bir Gazzeliyle karşılaştınız mı? Çünkü başka savaş bölgelerinde böyle vakalar oldu.

Hayır, kesinlikle. Ailesinden birini veya evini barkını, iş yerini kaybetmeyen tek bir Gazzeli bile yoktur. Buna rağmen Allah’a inancımız ve güvenimiz tam. Biz, darlıkta da bollukta da, iyi günde de kötü günde de daima Allah’a hamdederiz. Allah bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın ve sabredenler makamına eriştirsin.

Size de yardımlarınız için teşekkür ederiz. Burada böyle bir arada olmak bana Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini hatırlattı. “Müminler birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte ve korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulur.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

(Bu esnada ayakta duran hanımefendi bayılıp yere düştü.)

***

Gazze’nin kuzeyindenim. Kur’an-ı Kerim hocasıydım. Savaşta çok zor şeyler yaşadık. Dört bir tarafımız bombalanıyordu. Çocuklarım enkaz altından kurtarıldı. Kızım yaralandı, her halimize hamdolsun. Babam ve erkek kardeşim şehit oldu, elhamdülillah. Amcamın oğlu İsrail’in eline esir düştü; yaşıyor mu işkenceden şehit mi düştü bilmiyoruz. Her evin şehidi, gazisi, esiri var. Alemlerin Rabbine hamdolsun. Allah bizim için böyle takdir etmiş. Peygamber Efendimiz sıkıntı anında sabredip ecrini Allah’tan beklememizi buyurdu. Biz de hamd ve sabrediyoruz, Allah ecrini verecektir.

Burada elhamdülillah hayatımız mücadeleyle, yorgunlukla ve gurbetle geçiyor. Çocuklarımla birlikteyim, hasta oldukları için geldik; ama eşim Gazze’de. Her aile gibi biz de dağılmış durumdayız. Elhamdülillah. Ülkemizi ve ailelerimizi çok özlüyoruz. 

***

Mısır’a annemle beraber hasta olduğu için geldik. Eşim ve çocuklarım sınır geçişi kapatıldığı için gelemedi. Mısır’da da Gazze’de de şartlar gerçekten çok zor. Sıkıntılar benzer. Eşimi çok özlüyorum; iki senedir birbirimizden ayrıyız. Yıkılan evimizi ve çocuklarımı özlüyorum. Tüm hayatımız yerle bir oldu. Gazze’de kalan ailem çadırda yaşıyor ve aşevlerinin verdikleriyle karınlarını doyurmaya çalışıyor.

-       Gazze’de veya Mısır’da hiç açlık yaşadınız mı?

Tamamen gıdaya erişemediğim olmadı; ama Gazze’de günde tek bir kâse mercimek çorbası içebiliyorduk, yanında ekmek dahil hiçbir şey olmadan. Açlık çocuklar için de yetişkinler için de çok zor. Bir-iki gün sabrediliyor ama sonrasında dayanmak gerçekten zor. Açlığın özellikle çocuklarda fiziksel, psikolojik ve zihinsel etkileri daha fazla. Bu yüzden ölen Gazzeli çocuk sayısı çok. Hastalar da gerekli gıdaya ulaşamadıkları için ölüyor. Gazzeliler Siyonist işkencenin ve zulmün her türlüsünü yaşadılar.

***

Mısır’a savaşta kanser hastası olan babamla 2025’te geldim; ama vefat etti. Savaş esnasında kanser olduğunu öğrenen ve hayatını kaybeden Gazzeli sayısı çok. Sadece kanserden de değil; insülin iğnesine ulaşamadığı için şeker hastalığından ölenler var. Keza kalp ilaçlarına ulaşamayanlar da vefat etti. Elektrik olmadığı için kuvözlerdeki birçok yenidoğan bebek öldü. Yine oksijen tüpü olmadığı için de ölenler oldu. Böbrek hastaları savaşta çok çekti. Diyalize ulaşamadığı için hayatını kaybeden böbrek hastası çok. Bu da bir soykırım çeşidi.

Gazze’de karın doyurmak hiç kolay değildi. Gıda maddesi bulsanız bile yemeğe veya ekmeğe dönüştürmek çok zordu. Yemek veya ekmek pişirmek için ateşe ihtiyaç vardı. Bunun için yakacak odun bulmak bile başlı başına bir işkenceydi. Saatlerce oradan oraya gidip yakacak bir malzeme arardık. Ekmek pişirmek için un yoktu. Un bulma mücadelesi veren ne çok kişi canından oldu. Çok zorluklar çektik. Siyonistler en basit şeyleri bile işkenceye dönüştürdü.

***

Bayılan kadın: Gazze halkına çok zulmedildi, çok işkence edildi. Ama her şey sabrediyoruz. Elhamdülillah. 

Ailem Gazze’de, ben burada üç oğlumlayım. Eşim kanser hastası oldu, şu an Batı Şeria’da tedavi görüyor. Bir oğlum da Gazze’de yalnız kaldı. Normalde 20 Mayıs 2024’te Gazze’den çıkacaklardı ama Refah işgal edildi ve 6 Mayıs’ta sınır kapısı kapatıldı. Bir anne olarak kalbimin bir parçası Gazze’de kaldı. Çok zor bir durum. Arapça hiçbir kelime Gazze’de yaşanan ve yaşanmaya devam eden sıkıntıları, zorlukları ve felaketleri tam anlamıyla ifade edemez. Bir başka dünya dili de…

***

Gazze sahil kenarında olduğundan kışın havalar çok soğuk oluyor. İnsanların çoğu çadırlarda yaşıyor. Çadırlarda yaşamanın en zor tarafı yağmur yağdığında buz gibi sular altında kalmak. Kışın evlerin içi bile soğukken kumaşı incecik olan çadırlardakilerin halini varın siz düşünün. İnsanlar soğuktan ve açlıktan uyuyamıyor. Soğuktan ölen çocuklar var. Çadırlar, sadece kışın değil, yazın da yaşamaya uygun değil. Yaz aylarında Gazzeliler sıcaklar, böcekler ve türlü cilt hastalıklarıyla mücadele ediyorlar.

***

Beyt Lahiya’danım. Ailemin yarısı şehit düştü, tam 50 şehidimiz var. Eşimi İsrail tutukladı. Eşim ve çocuklarım Gazze’de kaldı. Tek bir kızım ve onun biri hasta diğeri sakat üç çocuğuyla Mısır’a geldim. [Kızı, eşinin şehit düştüğünü öğrendikten sonra rahim kanseri olmuş; ziyaretimiz sırasında yeni ameliyat olmuştu, konuşamıyordu, acı içindeydi.] Bir de savaşta bütün ailesi ölüp kimsesiz kalan uzaktan akrabam olan bu kızı himayeme alıp getirdim. [Ortaokul yaşlarındaki bu kız, bize “Annem savaş sırasında vefat etti. Kanser hastasıydı. Şimdi bunlar beni sahiplendi, onlarla kalıyorum. Savaşta her şeyi yitirdik” dedi ve ağlamaya başladı.]

Savaşın ilk 8 ayını Gazze’de geçirdim. Çok zor bir göç tecrübesi yaşadık. Sabah 6 gibi her yerde bombardıman başladı. Uykudan dehşet içinde uyandık. Neler olduğunu anlamadık. Cep telefonunu açtık ki tahliye emri var. Beyt Lahiya’dan Beyt Hanun’a, oradan Cebaliye Kampı’na, sonra Gazze merkeze, ardından güneydeki Refah’a, sonra Han Yunus’a yer değiştirip durduk. Çok yorulduk. Ne kadar anlatırsam anlatayım gerçekte neler yaşadığımızın tarifi imkânsız. Ulaşım aracı yoktu. Koşarak kaçarken yere düşüyor, sonra yine kalkıp koşmaya devam ediyorduk. Çocuğun düşerse koşup hemen kaldırman gerekir yoksa ölür gider. Ya sen ya da çocuğun, İsrail ateşinde ikinizden biri ölür. Takdir Allah’ın, kurşun kime isabet ederse... Yorulduk, gerçekten çok yorulduk. Bizden sonrakiler çok daha fazla yoruldu.

Düşünün halimizi; elektrik yok, su yok, kıyafet yok, yemek yok, çadır yok. Yemek bulduğumuzda da midemize çok küçük parça girerdi. Çünkü ailem 50 kişiydi. Bir parça ekmeği aramızda bölüşmek zorundaydık. Sonra ekmek yapabilmek için mercimekler ve hayvan yemleri öğütüldü. Yetersiz beslenme ve açlık yüzünden çok insan vefat etti. Önce bir deri bir kemik kaldılar, en sonunda öldüler. İnsanın içi parçalanıyordu onları görünce; ama elimizden de hiçbir şey gelmiyordu.

Gazze’ye yardım TIR’ları sokulduğunda İsrail yardımların belli bir merkezde dağıtılacağını ve oraya gidilmesini söylerdi. Gazzeliler oraya gidince de üzerlerine ateş açıp öldürürdü. Kızımın oğlu ve kayınbiraderimin oğlu un almaya çalışırken böyle şehit düştü. Un almaya gidenleri ya kalplerinden ya da başlarından vuruyorlardı. Onlar sözlerini tutmazlar, dinsiz imansızlar. Elimizden ne gelir? Zamanında işgale karşı taşla direndik. İşgalci geldiğinde onu yakalayıp “Ey işgalci, bizden ne istiyorsun!” diye hesap sorardık. Artık ne mümkün? Tutuklayıp işkence ediyorlar. Yiyecek için acı çektiriyorlar. Tuvalet için acı çektiriyorlar. Kıyafet için acı çektiriyorlar. O kadar ama o kadar zordu ki. Rabbim bizi yardım etsin, Rabbim bizi kurtarsın ve zafer nasip etsin. Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.

***

İki senedir Mısır’dayım. 6 çocuğumdan 4’ü burada, 2’si Gazze’de kaldı. Çocuklarımdan biri Ezher Üniversitesinde okuyor. Eşim Gazze’de Nuseyrat Kampı’nda çadırda yaşıyor. Dün kampta bombardıman sonucu 3 kişi şehit düştü, 10 kişi de yaralandı. Her gün Gazze bombalanıyor. Savaşın ilk ayında bizim ev de yerle bir oldu. Çadırda yaşamaya başladık, sonra dayanamayıp Mısır’a geldik. Tam eşim ve diğer çocuklarım da gelecekti ki İsrail sınır geçişlerini kapattı. Mısır’a tedavi için değil, bombardımandan ve evsizlikten çok yorulduğum için sığındım. Kişi başı 5000 dolar para [rüşvet] ödeyerek Gazze’den çıktık.

***

Şifa Hastanesi’nin yakınında yaşıyorduk. Bombardımanlara, yıkımlara, cesetlere her şeye şahit olduk. On iki farklı yere göç etmek zorunda kaldık.

-       Şifa Hastanesinde neler yaşandı, ayrıntı verebilir misiniz?

İşgal güçleri hastaneye baskın düzenleyerek hastaları zorla tahliye ettiler. Bir İsrail tankı hasta önünde durup top atışları yaparken, cesetler hastane arazisine ve çevresine gömülmeden dağılmış halde kaldı. Her yerde kefensiz, naylona sarılı cesetler vardı.

Daha sonra hastaneyi ve çevresindeki evleri yıktılar. Yeni doğan servisinde bulunan küvözdeki bebekleri bakımsız bırakıp ölüme terk ettiler. O kadar çok insanı öldürdüler ki kan ve ölüm kokusu sokaklara yayıldı. Genç erkeklerin ve hastane personelinin kıyafetlerini soydular, bazılarını öldürdüler, diğerlerini ise tutukladılar. Bazı gençleri canlı canlı buldozerlerle çöp gibi toprağa gömdüler. Çok şeyler yaptılar.

-       Peki ya hastane personeline ne oldu?

İşgal güçleri hastaneye saldırmadan önce doktorlar, hemşireler ve diğer hastane personeli yaralılara ve hastalara yardım etmek için canla başla çalışıyorlardı. Ama İsrail hastane personelinin yarısını aldı götürdü. Aralarında hastaları ve yerinden edilmiş insanları korumak için teslim olan Doktor Hüssam Ebu Safiyye de vardı. Tutuklanmasından dolayı büyük üzüntü içindeyiz.

***

Kolon kanseriyim, durumum ağır. Mısır’da ne ikametimiz var ne de işimiz. 90 yaşında Alzheimer hastası kayınvalidem, eşim ve lise çağındaki oğlumla geldik. Gazze’de evimiz yıkıldı, hiçbir şey kalmadı. Kocam hasta annesini yalnız bırakamadığı için çalışamıyor. Ben de karın bölgemden defalarca ameliyat geçirdim ve artık kayınvalideme bakacak durumda değilim. Eşim savaştan on sene evvel marangozluk yapıyordu; ama abluka ve ambargolar yüzünden Gazze’ye kereste ve ahşap girişi yasaklanınca işini kapatmak zorunda kaldı. Şimdi de biz hastalara baktığı için çalışamıyor. Oturduğumuz evi satacakları için evden çıkmamızı istiyorlar. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.

***

Savaş çocuklarınızı nasıl etkiledi, hala bu etkiler devam ediyor mu? Psikolojiklerinde ne gibi değişikliklere yol açtı?

(Bu soruyla ilgili yukarıda diğer sorularıma cevap vermiş birkaç hanım şunları söyledi:)

·     *  Korku yerleşti, asabileşti çocuklarımız.

·     *  İki sene evvel Gazze’de 15 yaşındaki oğlum tam yerinden kalkmıştı ki bulunduğu yere helikopterden ateş açıldı. Yerinden kımıldamamış olsaydı ona isabet edecekti. Şoka girdi. Bütün vücudu kaskatı kesildi, sinir krizi geçirdi. Sonra da sinir krizleri devam etti. Psikolojik olarak çok yorgun düştü çocuklar. Her halimize hamdolsun. Oğlum Mısır'a geldiğimizde kimseyle tanışmak, iletişim kurmak istemedi, içe kapandı. Psikolojik olarak tükenmiş durumda. Artık sürekli asabi.

·     *  2024 Ramazan’ında Mısır’a geldik. Mısırlı çocuklar sokakta havai fişek ve maytaplarla oynuyorlardı. Oğlum onların sesini duyduğunda bomba ve füze sesi zannedip panikledi, korkudan çığlıklar atmaya başladı. Oğlumu kucaklayıp bombardıman değil, bunun oyun ve Ramazan kutlaması olduğunu söyleyerek rahatlatmaya çalıştım. Oğlum herhangi bir yüksek ses duyunca hala korkuyor. Çocuklarımız içine kapanıklar, üzgünler, çok yorgunlar. Çünkü çocuklarımız aylarca bombardıman altında kaldılar; hep ölüm, ceset ve kan gördüler.

·     *  Savaştan evvel çocuklarım okullarında çok başarılıydılar ve büyük oğlum da hafızdı. Ama artık hiçbir şeyi hatırlamıyorlar. Korku ve stres çocuklarımızı çok etkiledi, hayatlarını şekillendirdi. Düşünün, Kur’an’ı bile unuttu. Öğrenme tutkularını da kaybettiler… Oğlum eltimi çok severdi. Savaşta yengesi şehit olunca o kadar büyük bir üzüntüye ve korkuya gark oldu ki tüm vücuduna kramplar girdi, ateşi yükseldi ve kriz nöbetleri geçirmeye başladı. Onu çok seviyordu, ölümünden çok etkilendi.

Peki savaş sizi nasıl etkiledi?

Biz de psikolojik olarak çok yorgunuz, paramparça durumdayız. Hala normale dönemedik. Sorunlar bitmiyor ki.

En çok neyi özlüyorsunuz?

Gazze’deki ailemi ve özellikle annemi. Evimi de özledim. İstikrarı ve sükuneti de. Mısır’a geldik ama burada da istikrar içinde değiliz, asgari ihtiyaçları karşılamak bile çok zor. Bunları düşünmekten uyuyamıyoruz. Çocuklarımızın karnını doyuracak birkaç lokma ekmeğe bile muhtaçken nasıl uyuyabiliriz?

Geçtiğimiz 2,5 yılda yaşadığınız en büyük hayal kırıklığınız ne oldu?

Biz burada geçiciyiz, ikamet izni verilmiyor. Mısır’da bize de çocuklarımıza da bir gelecek yok. İkametimiz olmadığından çocuklarımız Mısır okullarına gidemiyor. Tek seçeneğimiz uzaktan eğitim; ancak bu konuda da birçok zorlukla karşı karşıyayız. Çocuklarımız savaş travmasından kurtulamadıkları için derslere odaklanamıyorlar; dahası, okuyup öğrenme istekleri de kalmadı. Oğlum şu an 11. sınıfta, ama online derslere girmiyor. Hayal kırıklığımız çok büyük. “Savaşta yaşadıklarım bana yeter, okumak istemiyorum, hayatımı yaşayacağım artık” diyor. Üniversite hedefi yok. Cahil kalacak. Savaş çocuklarımızın davranışlarını değiştirdi, ebeveynine karşı bile. Bizi dinlemek istemiyorlar. En büyük hayal kırıklığımız bu. Aile içi ilişkilerimiz değişti.

 


13 Nisan 2026 Pazartesi

GAZZE KOMİTESİ: “GAZZE’DE SİLAHSIZLANMA OLMADAN NE GÜVENLİK NE YENİDEN İNŞA MÜMKÜN”


“GAZZE’DE SİLAHSIZLANMA OLMADAN NE GÜVENLİK NE YENİDEN İNŞA MÜMKÜN”

Ali Şaas (inşaat mühendisi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı) & Adnan Ebu Verde (hukukçu, Komitenin Adaletten Sorumlu Üyesi)

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

Kahire/Mısır, 13.03.2026

Bu röportaj 13.04.2026 tarihinde Fokus+ internet sitesinde yayınlanmıştır. https://www.fokusplus.com/roportaj/gazze-komitesi-baskani-silahsizlanma-olmadan-ne-guvenlik-ne-yeniden-insa-mumkun   

 


NOT: Blogda yer alan 950 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

14 Ocak’ta 15 Gazzeli teknokrat ve profesyonel meslek sahibinden müteşekkil Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi kuruldu. Siz de bu komitenin başkanı seçildiniz. Öncelikle, üstlendiğiniz türlü zorluklar ve meydan okumalarla dolu yeni görevinizde başarılar dilerim. Sizce önünüzdeki en büyük engeller neler?

Ali Şaas: “Büyük işler, büyük azimkarlara nasip olur.” [Meşhur Arap şairlerinden el-Mütenebbî’den bir mısradır.] Öncelikle Filistin; yalnızca Arapların, Müslümanların ya da bu coğrafyanın insanlarının değil, dünyadaki tüm azimli ve dürüst insanların yaşananlar karşısında büyük çaba sarf ederek mücadele yürütmesini hak ediyor. Dünya yok olup giden bir halka karşı her gün uygulanan zulmü, kurumların yıkılışını ve katliamları seyrededursun çeyrek milyon Gazzeli şehit düştü, yaralandı, esir alındı veya enkaz altında akıbetleri bilinmiyor. Bütün bunlara seyirci kalındı. Uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk işletilmedi. Uluslararası Adalet Divanı ve diğerlerinin aldığı tavsiye kararları uygulanmadı. Sonunda Amerika Başkanı Donald Trump, cesurca bir kararla Gazze için yirmi maddelik bir planı taraflara kabul ettirdi. Başta Hamas olmak üzere Filistinli gruplar da bu savaşın ve katliamın son bulması için kararı onayladı. Bu anlaşmaya binaen, ateşkesin sahada fiilen uygulanması için çok önemli bir kaldıraç oluşturan ve ızdırap içindeki felaketzede halkımıza mümkün olan her türlü yardımı sunmak için gerekli temelleri ortaya koyan BM Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı 17 Kasım 2025’te kabul edildi. Bu, çok önemli bir uluslararası karar olup uygulamaya geçirme görevi de bize nasip oldu. Görevimiz, Gazze’deki kardeşlerimize yardım ulaştırmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için sahaya inmek.

Dünya bize ne gibi engeller olduğunu soruyor. Engel, işgalin kendisi. Neden görmezden gelip kafamızı kuma gömüyoruz? Neden deve kuşu misali davranıyoruz? Halihazırda işgal, Gazze’ye herhangi bir şeyin girişi önündeki en büyük engel. Her şeyi “çifte kullanım” statüsüne sokuyor [yani hem sivil alanda hem de silah üretiminde kullanılan malzeme sayıyor]. Teneffüs ettiğimiz havayı bile neredeyse çifte kullanım olarak görecek! Malumunuz, hava da hidrojen ve oksijenden oluşuyor! Bu, kabul edilebilir değil ama maalesef dünya seyretmekle yetiniyor. Çözüm ne diye soruluyor. Oysaki çözüm çok açık: İsrail, Gazze’den tamamen çekilmek zorunda. 

Haklısınız, ama İsrail’in kısa sürede çekilmeyeceği de aşikâr… 

Ali Şaas: Evet, kısa sürede bu mümkün değil. Çünkü İsrail, Trump’ın planındaki silahsızlanma şartı yerine getirilmediği için buna direniyor. Arabulucular hala silahların teslim mekanizması ve silahsızlanma konusunda sahadaki silahlı gruplarla anlaşma sağlayabilmiş değil. Sonuçta mesele, şu an içinden çıkılmaz bir halde. 

İsrail Gazze’ye girişinize izin vermediği için görevinizi Kahire’den yürütüyorsunuz herhalde, öyle değil mi?

Ali Şaas: Mesele, İsrail’in izin verip vermemesi değil. Komite olarak Gazze’ye girdiğimizde teçhizatımız, güvenliği sağlayacak polisimiz olmalı. Polisler seçilip Mısır’da eğitilmeye başlandı. Önce silahların toplanması gerekiyor ki sahada güvenliği sağlayabilelim ve halka eğitim, sağlık gibi temel hizmetleri sunabilelim. Polisimiz olmadan sahaya gidersek herhangi bir çatışmayı veya kabilevi, ailevi veya hukuki bir sorunu nasıl çözeceğiz? Silahlar tek elde toplanmalı, tek bir otorite ve tek bir hukuk olmalı yoksa orman kanunları hâkim olur, herkes birbiriyle çatışır. Bunu engellemek için işleri doğru sıralamayla yapmalıyız. Bunun için de öncelikle silahlı örgütlerin, sıradan halkın, kabilelerin ve diğer herkesin ellerindeki silahları teslim mekanizması konusunda bir uzlaşmaya varılması gerekiyor. 

Orman kanunları hâkim olursa Filistinlilerin kendini geliştirmesi, eğitim alması ve vermesi, insanca yaşaması, milli iktisadi kurumları inşa etmesi mümkün olmaz. İşleri doğru sırayla ve uzlaşmayla yapmak zorundayız. Komitemiz, anlaşma çerçevesinde, Gazze’ye polisleriyle ve Amerikan Başkanı Trump’ın kısa süre evvel [19 Şubat 2026] Washington’da toplanan Barış Kurulu’nda ilan edilen Uluslararası İstikrar Gücü’yle birlikte girecek.

Barış Kurulu’nun ve bilhassa kurul başkanı Donald Trump’ın Gazze’yle ilgili hiçbir şey bilmemesi kanaatimce büyük bir problem. Ne dersiniz?

Ali Şaas: Amerikan Başkanı Trump’ın bizzat Gazze’ye gidip sahayı görmesi gerekmez. Onun büyük bir yönetim kadrosu, bakanları ve ekipleri var. Gazze sınırına yakın Kiryat Gad’da Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) kuruldu ve yaklaşık 400 Amerikalının yanı sıra BM ile birçok ülkeden de yetkililer burada görev yapıyor. Toplanan bilgiler ve hazırlanan planlar Trump’a sunuluyor. Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi isimlerden oluşan, sahada bizimle ve CMCC’yle çalışan büyük bir ekibi var. Barış Kurulu’ndaki kırk devlet veya hükümet başkanından hiçbiri Gazze’yi gidip de görmüş değil. Ama aralarında Arapların ve Müslümanların da olduğu hükümetler, Gazze’yle ilgili mali yükümlülükleri üstlendiler ve mesela Endonezya 8.000 polis gönderme kararı aldı. Endonezya Cumhurbaşkanı da Gazze’yi görmüş değil. Filistin uluslararası bir mesele haline geldi ve bu çok önemli ateşkes kararı alındı, ardından barış için çeşitli müesseseler ve mekanizmalar oluşturuldu.

Komitenin başarıya ulaşma şansı var mı? Belki yanılıyorumdur ama ilan edilen plan sahada pek gerçekleşebilir gibi görünmüyor.

Ali Şaas: Her şey Allah’ın elinde. Allah bize başarmayı takdir ettiyse, bu küçücük komite ölüm döşeğindeki Gazze halkını ayağa kaldırmakta muvaffak olur. Denemek zorundayız, çünkü sessizlik ve bekleyiş daha fazla insanın ölmesine, daha fazla çocuğun cahil kalmasına neden oluyor. Kaybedecek hiç vakit yok, bir an evvel harekete geçmeliyiz. Türkiye’ye gelip Sayın Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı ile de görüştüm. Dün de [12 Mart] Kahire’de konuyla ilgili bir Türk ekiple görüştük. Herkes büyük emek ve özveriyle çalışıyor. Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye’nin ateşkesin uygulanması ve Gazze’de güvenliğin ve barışın sağlanması için gösterdiği muazzam çabaları takdirle karşılıyor ve teşekkür ediyorum. 

Adnan Ebu Verde: Anlaşma uygulanmasaydı çok büyük bir yıkım bizi bekliyor olacaktı. Başka bir çözüm yok. Bundan geri dönüş seçeneği de yok. Biz bunu sürdürme ve başarıya ulaştırma konusunda kararlıyız. Eşimizi ve çocuklarımızı geride bırakıp Gazze’ye hizmet için Mısır’a geldik ve bu konuda ısrarcıyız.

En büyük engelimiz, uluslararası toplumun tam desteğini görememek; bu, kabul edilebilir değil. Gece gündüz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz ama daha fazla desteğe ihtiyacımız var. Dünyanın bizim arkamızda durması gerekiyor. Ayrıca sahada olmamız lazım. Sahanın problemleri kolay çözülebilir değil. En önemli problem, silahlı grupların varlığı olup çalışmalarımız önünde tam bir engel. Güvenlik güçlerimiz olsa bile silahların gölgesi altında Gazze’de kontrolü sağlayamayız, iç çatışmalar yaşanır ve bu da işimizi tamamen olumsuz etkiler. Şu an silahlı çeteler gelen yardımları ele geçiriyor. Giriş-çıkışlar İsrail’in kontrolünde. Elimiz kolumuz bağlı. İsrail’in sınır kapılarından çekilmesi ve bize bir fırsat tanınması lazım. Türkiye ve Katar’ın bağışladığı konteynerlere acil ihtiyaç var. Ama İsrail bu konteynerleri çifte kullanım statüsünde saydığından içeri sokmuyor. Evsiz nasıl yaşayacağız? Çadırlardakilere konteyner bile sağlayamayacaksak ve halkımıza onurlu bir hayat sunamayacaksak, ne işe yarayacağız? Problemler işte böyle. Başkanımız gece gündüz koşturuyor, sürekli görüşmeler yürütüyoruz. Başkanımız hiç boş durmadığından bu röportaj için randevuyu dün akşam ancak alabildim. Destek istiyoruz dünyadan. 

Gazze, yeniden inşa için kritik önemdeki çok değerli akademisyenlerini, doktorlarını, profesyonel meslek sahiplerini İsrail bombardımanlarında yitirdi…

Adnan Ebu Verde: Bakın, Gazze’de hayat diye bir şey kalmadı. İnsanlar yaşamıyorlar. Tuvalet ihtiyaçlarını kuma gidermek zorunda kalan bir halktan bahsediyoruz. Durumun vahametini buradan anlayın. Su olmadığından yıkanamıyorlar. İnsanlara yaklaşırken kötü kokuyu hemen alıyorsunuz; neden böyle diye sorduğunuzda yıkanamadıklarını anlatıyorlar. İnsanlar o kadar yorgun ki. Sıkıntıları o kadar büyük ki. 

Bu savaş, uzun ve yıkıcı her savaş gibi, ahlaki bozulmaya da yol açtı…

Ali Şaas: Bunların hepsi yaşanan felaketlerin bir yansıması. Başkan Trump’ın Barış Planı gerektiği gibi uygulanırsa çözülür; yani İsrail Gazze Şeridi’nden tamamen çekildiğinde, Filistin kolluk kuvvetleri kurulduğunda, Gazze sınırlarını korumak üzere Uluslararası İstikrar Gücü konuşlandırıldığında ve Filistin polis gücü düzeni ve kanunların uygulamasına sağladığında hepsi hallolur. Kanunların uygulanması için de silahlı grupların dağıtılıp tek otorite, tek hukuk sistemi ve tek silahlı güç altında bir düzenin dayatılması gerekiyor. Daha fazla savaş ve silah istemiyoruz, artık yeter. Çeyrek milyon Gazzeliyi yitirdik. Ülkemizi yeniden inşa etmek istiyoruz. Görevimizin zor olduğunu söylediniz; hayır, işimizde başarılı olacağız. Çünkü biz Gazzeliyiz ve Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz, Başkan Trump’ın desteğiyle barışı sağlayacağız inşallah. 

Adnan Ebu Verde: Başarılı olacağımıza inancımız tam. Yeter ki doğru şartlar altında Gazze’ye girebilelim. Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz ama takdir edersiniz ki bu süreç silahsızlanma şartına bağlı. Barış Konseyi’nde toplanan paralar bloke edilmiş durumda ve ne yaparsak yapalım -anlaşmanın şartları gereği- silahsızlanma gerçekleşmeden ve Hamas yönetimden tamamen çekilmeden parayı kullanamayacağız. 

Diyelim ki silahsızlanmayı sağladınız. Peki İsrail’in Gazzelilere bakışını değiştirebilecek misiniz? İsrail’in barış istemediği aşikâr. 

Ali Şaas: İsrail’in barış isteyip istemediği, Gazze’den çekilip çekilmeyeceği tartışmaları birer spekülasyondan ibaret. Biz Hamas’ın ABD ile vardığı anlaşmaya ve Güvenlik Konseyi’nin bu anlaşmaya binaen aldığı 2803 sayılı karara göre yol alıyoruz. Bu plana göre silahlar bırakılacak. Biz Mısır’ın Şarm eş-Şeyh şehrindeki konferansta bunu onayladık. Sekiz sponsor ülke ile Türkiye, Mısır ve Katar’dan müteşekkil üç arabulucu ülke var. Bu ülkeler anlaşmayı uygulatmakla yükümlüler. Anlaşmanın uygulanmasıyla bu tür spekülasyonlar da geçersizleşecek. İsrail’in Gazze’ye tekrar girişini engelleyecek uluslararası bir güvenlik gücünün gelmesi gerekiyor. Bu spekülasyonları sona erdireceğiz ki Gazze özel bir ekonomik bölgeye dönüşerek yeniden canlanabilsin. Dünyanın gözü önünde nesillerimizin artık ölmemesi için silahların bırakılması gerekiyor. Artık yeter. 

Peki Barış Konseyi’nin yapısı bunun için uygun mu? Çünkü en tepede Trump ve dünya liderleri, onun altında bir Yürütme Konseyi var, en son başkanlığını yaptığınız Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi geliyor. Bu üç yapı arasında bir uyum ve eşgüdüm var mı?

Ali Şaas: Barış Konseyi yalnızca Filistin için değil, dünyada yaşanan tüm savaşlar ve sorunlar için kuruldu. Barış Konseyi’nin altında Yürütme Konseyi var. Çünkü liderler tüm gün oturup da toplantılar yapıp çalıştaylar düzenleyemezler; onlar adına çalışacak akıl insanlar, iş insanları ve düşünürlerden müteşekkil böyle bir yürütme konsey kuruldu. Bu, uluslararası çapta bir yapı. Dünyanın farklı yerlerindeki sorunlara farklı komiteler bakacak. Bu bağlamda Filistin özelinde çalışacak Gazzeli vatansever uzmanlar ve profesyonel meslek sahiplerinden müteşekkil Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, BM Güvenlik Konseyi kararına binaen oluşturuldu. Sayın Nickolay Mladenov’un yüksek temsilci olarak atandığı Yürütme Konseyi’ne bağlı bu özel komite, Filistin konusundaki en üst mercii konumunda. Gazze Yüksek Temsilcisi Mladenov’un ofisi, Barış Kurulu ile teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi arasındaki irtibatı sağlıyor. İşleyişte herhangi bir problem yok. Mladenov, Filistin’in temsilcisi değil, 40 devletten oluşan Barış Konseyi’nin temsilcisi. 

Adnan Ebu Verde: Mesela finansman ihtiyacımız olduğunda Mladenov aramızdaki bağlantıyı kuruyor. Dünya Bankası aracılığıyla finansmanı sağlayan Barış Konseyi. Tabii ki harcamalar da bazı şartlara ve prosedürlere tabi. Bunlar yerine getirilmezse finansman sağlanmaz, bilhassa imar planları için. İçeriye yardım ulaştırmak mümkün, ama yeniden inşa ve imar başlı başına bir konu ve hiç kolay değil. 

Son olarak, Gazze’ye hizmet noktasında öncelikleriniz neler?

Ali Şaas: Önceliğimiz, ilgili silahlı gruplar ile ABD, Katar, Mısır ve Türkiye arasında müzakereleri devam eden anlaşmanın tamamlanmasının ardından Refah Sınır Kapısı’nın giriş-çıkış her iki yöne de tamamen açılması ve böylelikle hastalar, öğrenciler ve ihtiyaç sahipleri dışarıya çıkarılırken Mısır’da ve diğer ülkelerde kalakalmış olup Gazze’ye dönmek isteyenlerin de geri dönüşünün sağlanması. Ayrıca ilk etapta 30-40 bin konteyner getirip ailelerin yerleştirilmesi. 40 bin konteyner yaklaşık 50 milyon dolar demek. Bu çok büyük bir meblağ. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 70 bin konteyner göndermeye hazır olduklarını söyledi; bu cömert bağış için kendisine müteşekkiriz. Katar ve Mısır da konteyner göndermeye hazır. Şu an Mısır/Ariş’te bekleyen 7000 konteynerin Gazze’ye sokulması gerekiyor. Bu şekilde Gazzelilere biraz olsun nefes aldırmak, onları konteynerlerde de olsa onurlu bir şekilde yaşatmak istiyoruz. Çünkü yeniden inşa süreci ve kısmen hasarlı binaların tamiri vakit alacak. Bu şartlar altında kaç kış geçirildi, insanımızın takati kalmadı. 

İki seneyle sınırlı idari yetkisi olan geçici bir komiteyiz. Siyasetçi değiliz, herhangi bir siyasi grubu temsil etmiyoruz. Komite olarak halkımıza hizmet etmek istiyoruz. Gazze’ye girer girmez insanları konteynerlere yerleştirmek; elektrik, su, sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal ve ekonomik alanda hizmet götürmek istiyoruz. Ekonomiyi canlandırmak zorundayız. 

70 milyon ton büyüklüğünde bir enkaz var. Bu enkazı geri dönüştürerek inşaatlarda, yol yapımında ve -Gazze’nin yüzölçümü küçücük olduğundan genişletmek için daha evvel tıpkı Japonya, Çin, Singapur, Bahreyn, Katar, BAE vb. ülkelerde yapıldığı gibi- denizden arazi ıslahında kullanarak bertaraf etmemiz gerekiyor. Ayrıca bu 70 milyon ton büyüklüğündeki enkazı köprülerin inşasında ve havaalanı, liman, enerji santralleri gibi büyük altyapı çalışmalarında kullanmak istiyoruz. Tüm bunlar bizim önceliklerimiz.

Ana önceliğimiz ise insan. Filistinlilere onurlu hayatlarını geri vermek. Bunun için de sınır kapılarının açılması, insanların konteynerlere yerleştirilmesi, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, iki buçuk senedir kesik olan eğitim hizmetlerine başlanıp telafi eğitimlerinin yapılması ve Gazze’de Arap dünyasının en iyi üniversitesini kurarak burayı bir ilim yuvasına ve bilgi fenerine dönüştürmek hedeflerimiz arasında. 

Adnan Ebu Verde: Biz şu an her türlü iletişim için bir elektronik sistem kuruyoruz. Yine Gazze’de e-devlet kurma hazırlığı içindeyiz. 

Peki adaletten sorumlu yetkili olarak sizin öncelikleriniz nedir?

Adnan Ebu Verde: Gazze’de her şeye sıfırdan başlıyoruz. Ne yargı ve savcılık makamları ne de şeri mahkemeler kaldı. Gazze’de hakimleri ve savcıları atayarak adalet sistemini ve mahkemeleri sıfırdan kurmak zorundayız. Konteynerler istedik ki en azından geçici mahkeme salonları olarak kullanabilelim. Bir hakim çadırda işini yapabilir mi? Gazze’de ev yok. Komite olarak yerleşebileceğimiz bir bina bulamadık. Hepsi yerle bir olmuş durumda. İşimiz hiç kolay değil. Önümüzde binlerce engel var. Bu engelleri aşmaya çalışıyoruz ama tek başımıza aşama kaydedemiyoruz. Uluslararası desteğe acilen ihtiyacımız var. Türkiye, Katar, Mısır gibi ülkelerin rolü çok ama çok önemli. Bilhassa Türkiye Hamas’a baskı kurma ve etkileme noktasında son derece önemli bir aktör. İlk başta motivasyonumuz gerçekten çok yüksekti ama artık azalıyor. Her şeye rağmen başarıya ulaşmakta ısrarcıyız.

Yoğun mesainiz arasında vakit ayırdığınız için müteşekkirim. Yeni görevinizde muvaffakiyetler diliyorum. 

Ali Şaas: Türk halkına sevgilerimi iletiyorum. Türk halkının Filistin halkına yaptığı yardımlar yeter. Allah sizden razı olsun.

(NOT: Röportajın ilk tercümesini yaparak işimi kolaylaştıran sevgili öğrencim Betül Aslan'a müteşekkirim. Ayrıca röportajda anlaşılamayan kısımların manası için danıştığım Gazzeli Nihad Abunnasır hanımefendiye de yardımları için çok teşekkür ederim.)