24 Mayıs 2026 Pazar

XX: “GAZZE’DEKİ SAVAŞ, EN ÇOK GELECEK NESİLLERİN TOPLUMSAL DOKUSUNU ETKİLEDİ”


“GAZZE’DEKİ SAVAŞ, EN ÇOK GELECEK NESİLLERİN TOPLUMSAL DOKUSUNU ETKİLEDİ

XX: 2015’ten itibaren hem medyada hem de STK’lar ve uluslararası insani yardım kuruluşlarında, hem Gazze’de hem de yurtdışında çalışmış, hiçbir siyasi ya da ideolojik gruba mensup olmayan bir Gazzeliyle yaptığım röportaj.

Kahire, Mart 2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

Savaştan evvel abluka ve ambargo altında Gazze’ye nelerin girişi yasaktı?

Elektrikli, mekanik ve metal ürünlerin girişi yasaktı. Kamera girişi ve bazı ilaçlar da yasaktı. Benzin vardı ama İsrail’den geldiği için çok pahalıydı. Gaz ve petrol İsrail’in kontrolündeydi. Demir ve çimento girişi de yasaktı; ancak çok sınırlı oranda ara sıra giriyordu.

Peki ya savaştan sonra tam abluka altında Gazze’de mal girişi nasıldı?

İsrail, savaşın ilk 6 ayında, yani Refah sınır kapısını işgaline kadar yardım girişine kısmen izin verdi ama az sayıda. Yani günde 100 TIR geldiyse bunun 10 veya 20’sinin girişine izin veriyordu. Ama sınır kapısını ele geçirip Gazze ile Mısır bağlantısını koparmasıyla içeri bir daha yardım giremez oldu. Ta ki 2025’te Donald Trump başa geçip de ABD Gazze’ye sözde “yardım” etmenin bir yolunu bulana kadar. Yardım mekanizmasının adına “Gazze İnsani Yardım Vakfı” koydular. Ama aslında bu, yardım almaya gelen Gazzelileri vurdukları bir ölüm tuzağıydı.

Şu an Gazze’de hayat nasıl, insanlar neler yaşıyor?

Düşünün, işiniz gücünüz yerinde ve ailenizin geçimini sağlıyorsunuz, eviniz-bahçeniz ve evde sizi bekleyen eşiniz ve çocuklarınız var, basit ve güzel bir hayat yaşıyorsunuz ama bir de bakmışsınız ki sahip olduğunuz her şey gitmiş… Hiç kolay değil. Gazze’de insanlar onurunu bile kaybettiler. Tuvalet-banyo yok. Ebeveynler ile çocuklar aynı çadırda yaşıyorlar; hiçbir özel alanları yok. Mahremiyet kalmadı ve bu çok önemli bir mesele. Bu durum toplumsal yapıda bir gedik açtı. Diğer yandan, geçmişte ayrı evlerde yaşayan ve aralarında resmiyet ama saygı olan evli kardeşler savaş yüzünden tek bir evde, hatta tek bir odada veya çadırda toplandı. Zamanla aileler ve akrabalar arasında sorunlar baş gösterdi. Bu da çok doğal. Savaş sırasında insanların daracık bir alana kıstırılması ve birbirine fiziken fazlaca yakınlaşmak zorunda kalması yüzünden toplumsal problemler arttı. Psikolojik baskı ve sağlık sorunları da bu gerilimi etkiledi. Çocukların eğitimden mahrumiyetleri, temiz bir ortam ve hijyen kalmaması, elektriğe erişimin olmaması da cabası. İnsanlar ilkel bir hayat yaşıyorlar artık; çamaşırları-bulaşıkları ellerinde yıkıyor, yemekleri odun ateşi üzerinde pişiriyorlar. Kız kardeşlerimle WhatsApp üzerinden görüşüyoruz. Günlük rutinleri şöyle: Erkenden kalkıp kovalara su doldurmaya gidiyorlar, odun ateşinde yemek pişiriyorlar, elleriyle çamaşır-bulaşık yıkıyorlar, bu zorlu mücadele gerektiren bu işlerden sonra zaten akşam oluyor ve elektriksizlik nedeniyle uyuyorlar. Günleri böyle geçiyor. Böyle yaşayan bir insan sağlıklı ve normal olabilir mi? Mümkün değil.

Bir insani yardım görevlisi olarak Gazze ve Mısır’daki durumu yakinen biliyorsunuzdur, Gazzelilerin psikolojisi nasıl?

İyi değil, çok zor durumdalar. Birçoğu Gazze’de işini, ekmek teknesini ve evini kaybedip Mısır’a beş parasız geldiler. Parayla gelenlerin de zamanla Mısır’da elde avuçta bir şeyi kalmadı. Kadınların durumu çok daha kötü; bazıları Mısır’a eşleri olmadan geldiler. Kocaları ya şehit düştü ya Gazze’de kaldı ya kayıp ya da yaralı. Aylık giderlerini karşılayabilmek ve kiralarını ödeyebilmek için gelir kaynağına ihtiyaçları var; ama Mısır’da iş bulup para kazanmak çok zor.

Çocukların psikolojisi annelerinden daha kötü değil. Çünkü anneler, çocuklarına babalarının eksikliğini hissettirmemek için elinden geleni yapıyorlar ve bu, hiç kolay değil. Babanın varlığı çocuk ve aile için önemlidir. Mısır’daki Gazzeli çocukların psikolojisi, Gazze’deki akranlarından daha iyi; çünkü burada savaş yok, şartları daha iyi. Buradaki çocuklar toplum içine çıkabiliyor, oyun oynayabiliyor, yemek yiyebiliyor. Öte yandan şartları daha iyi olsa da kaybettikleri babalarını çok özlüyorlar. Babasız çocuk yetimdir ve yetimlik kolay değildir.

Sizce Gazze’nin yeniden inşası mümkün mü?

Eğer savaş biter ve geleceğe yönelik bir çözüm üzerinde taraflar uzlaşırsa mümkün olur; ama şu an ortada böyle bir durum yok. Düşman İsrail bunu istemiyor; zaman kazanmaya ve bu süreçte insanların sıkıntılarını iyice artırarak onları terke mecbur bırakmaya çalışıyor. Bu doğrultuda Gazzelileri başlarını sokabilecekleri evden, eğitimden ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakma, cahil ve hasta yaşamaya mahkûm etme, vatanlarından nefret ettirme gibi her türlü yöntemi deniyor. Ama Gazzelilerin birçoğu vatanını bırakmak istemiyor, direniyor. Mesela babam ve kız kardeşim Gazze’den asla ayrılmak istemiyor. İsrail’in şartları daha da zorlaştırarak Gazzelileri çıkmaya zorlaması gibi bir ihtimalin gerçekleşmemesini Allah’tan diliyoruz.

Gazzeliler Aksa Tufanı Operasyonu hakkında ne düşünüyor?

Bazıları Aksa Tufanı’nı kınıyor, bazıları sessiz, bazılarıysa sevinçli.

Uzun ve yıkıcı savaşlar geçmişte de günümüzde de ahlakı bozucu bir işlev görmüştür. Gazzeliler sadece savaş değil soykırım da yaşıyor. Bu durum Gazzelileri nasıl etkiledi, insanların ahlakı nasıl değişti?

İnsanların çoğu savaş, açlık, ölüm ve yıkım karşısında değişim geçirdi, davranışları ve hayata bakışları değişti. Ahlaki tutumlar da üçe ayrıldı. Bazılarının ahlakı kötüleşirken bazılarınınki iyileşti. Bir kısım ise savaştan önce nasılsa öyle kaldı; ahlakını ve dinini korudu. Savaş, fakirlik, açlık ve yıkımdan sadece ahlak bozulmadı, bazıları dinini ve aklını bile kaybetti. Kediniz-köpeğiniz öldüğünde bile ne kadar üzülüyorsunuz; peki ya tüm ailenizi, işinizi ve evinizi kaybetseniz dayanabilir misiniz? Yaşananlar karşısında “Allah nerede? Bunlar neden yaşanıyor? Ben neden ailemi, evimi, malımı mülkümü, her şeyimi kaybediyorum?” diye sorgulayanlar var. Bu da normal. Başımıza gelenler dünyanın başka bir yerinde yaşansa, bu İslam ülkesi bile olsa, insanlar çok daha fazla ahlaken bozulur ve imanını kaybederdi. Bu, Gazze’ye mahsus değil. İmanı kuvvetlenen de çok. Ne var ki imanını, aklını ve sabitelerini/ilkelerini kaybedenlerin oranı hiç de az değil. Bu insanlar da kendi içlerinde ayrılıyorlar. Kimisi hafif, kimisi ise şiddetli ahlaki çöküş yaşadı. Bazı insanlar hırsıza dönüştü; gelen yardımları çalmaya, terk edilen evleri soymaya başladı. Bunun ardında savaş, açlık, hükümetsizlik, denetimsizlik, emniyetsizlik ve dinin azalması gibi çeşitli sebepler var. Dahası, sadece hükümetsizlik ve denetimsizlik ortamında gittikçe bir ormana dönüşen içeride değil, dışarıda da Gazzelilerin acıları üzerinden cep dolduranlar mevcut.

Gazze’de geçtiğimiz iki senede yaşananlar dünyanın başka hiçbir yerinde yaşanmadı, dünya savaşlarında bile. Suriye’de on küsur senede yaşanan katliam ve yıkım bile Gazze’deki kadar değildir. Yüz binlerce şehidimiz ve kayıp olan ya da enkazlardan çıkarılamayan insanımız var. Her şeye rağmen Allah, -imanları ölçüsünde- insanların kalbine sabrı da veriyor. Kimisi tüm ailesini kaybettiği halde sabır ve tevekkül içinde “elhamdülillah” diyor; ama kimisi aklını yitiriyor. Kederden ve kahırdan hayatını kaybedenler de oldu. Aklını tamamen yitirenlerin sayısı az. Ahlakı değişenler, aslında aklını kısmen yitirenler, aklı selim olmaktan çıkanlar diyebiliriz.

Düşünün, bazıları savaştan önce villada yaşarken ve her şeye sahipken birdenbire kendilerini çadırda elleriyle çamaşır yıkarken ve elektriksiz buldular. Açlığa ve susuzluğa girmiyorum bile. Bu insanın tabii ki ruhsal durumu kötüleşecek. Biz Peygamber Efendimizin ve sahabelerin döneminde yaşamıyoruz ki her şeye sabredebilelim. Biz de insanız ve etkileniyoruz. Hayal kırıklığına uğruyoruz, zafiyete düşüyoruz. Eyüp Aleyhisselam’ın sabrı biz modern insanlarda yok. Elektriksiz tek bir gün geçirebilir misiniz? Soğuk ve kirli suda yıkanabilir misiniz? Mümkün değil. Ama tüm bunlar Gazze’de her gün yaşanıyor.

Tekrar söylüyorum: Hangi ülke ve halk bizim yaşadıklarımızı yaşasa içeride aynısı değil, çok daha fazlası yaşanır, hatta insanlar birbirinin etini bile yerdi.

Sizce Gazze’yi bekleyen en büyük tehlike ne?

Bu savaş en çok gelecek nesillerin toplumsal dokusunu etkiledi. Savaşın asıl etkisi, yaşanan yıkım veya şehitler değil, hayatta kalan insanlara ve gelecek nesillere önümüzdeki yıllarda vereceği zararlar. Şu anki koşullarda yaşayan Gazzeli çocuklar kötü bir çevrede yaşamaya alışıyorlar. Toplumsal doku ve bugün insanlarımızın yaşadığı ortam gelecek nesillerin ruhlarını ve hayatlarını uzun yıllar etkileyecek.

Gazzelilerin yaşadıkları daimi korku, şiddet ve açlık karşısında yeni nesillerin genlerinin ve tabiatının değişmeye başladığı da söyleniyor. Ne derece doğrudur bilmiyorum…

Evet, insan davranışları ve hayatın tabiatı değişiyor ve bunların etkisi gelecek on sene içinde daha net görülecek.

Suriye’de de anlattıklarınızın benzerleri yaşandı. Bunları Suriyelilerden bizzat dinledim. Ama ilk defa bu gerçekleri dillendiren bir Gazzeliyle karşılaşıyorum…

Birçok insan medyada kamera önünde gerçekleri söylemekten kaçınıyor. Bu, sadece düşmanı sevindirmemek için değil, aynı zamanda insanların çoğu yaşanan gerçeklere inanmak ve kabullenmek istemiyor. Ne var ki Gazze’deki durum, hiçbir beşerin tahammül edebileceği şeyler değil. Televizyondan Gazze’yi izlerken yaşananlara üzülüyorsunuz; peki siz böyle bir hayat yaşayabilir misiniz? İmkânsız.

Bu durumda İsrail galip gelmeye başladı diye düşünüyor musunuz?

Hayır, İsrail galip değil. Galibiyete bunun üzerinden karar veremeyiz. Evet, Gazze’yi yıkmayı ve Gazzelilerin hayatını mahvetmeyi başardı, ama nihai ve ezici bir başarıdan söz edemeyiz. Toplumsal dokuyu bozmayı, insanların toprağına ve vatanına olan sevgisini baltalamayı da başardı. Bilhassa genç nüfus artık yaşadıklarını kaldıramayıp Filistin’den nefret ediyor. Neden Gazze’de bütün bu yıkımı yaşamak zorunda olduklarını sorguluyorlar. Neden Gazze’de bu şartlar altında kalıyorum diyorlar. Tabii herkes sorgulamıyor; en çok gençler sorgulama içinde. Daha önce de söylediğim gibi, Gazze’de insanlar ikiye ayrılmış durumda. Bir kısmı Gazze’den gitmek ve dışarıda hayatını yaşamak, diğer kısmı vatanına sahip çıkıp sonuna kadar direnmek istiyor. Aksa Tufanı’na bakışta da durum benzer; yarısı direnişin haklı olduğunu düşünüyor, diğer yarısı yıkımı direnişin getirdiğine inanıyor.

Sizce hangi kesim haklı?

Bana kalırsa iki taraf da haklı. Savaşta her şeyini kaybedip 7 Ekim gerçekleşmeseydi bütün bunlar yaşanmazdı diye düşünenler de haklı, direnmeliyiz ve bedelini de ödemeliyiz diyenler de. Hatta iki taraf da eşit derecede haklı ve asıl sorun da burada.

Ben şahsen direnişi beğeniyorum ve yanındayım, her ne kadar bazı hatalar yapıp yıkıma sebebiyet verseler de direniş fikrine tamamen karşı olmamız mümkün değil. Evet, 7 Ekim’de yaşananlar makul değildi ve bize yıkım getirdi; ama bu, direnişi lanetlemeyi veya karşı olmayı gerektirmez. Biz dava insanlarıyız ve direniş bizim kanımızda. Ahiret gününe kadar direnmek zorundayız. Ne var ki eylemin şekli ve zamanlamasının yanlış olduğu söylenebilir.

Ben herhangi bir siyasi gruba ya da partiye mensup değilim, orta yolcuyum ve bağımsızım. Herkes kadar bu felaketten nasibimi aldım ve mazlumların yanındayım. Ben de onlar gibi düşünüyorum. Direnişi destekleyen vatanseverle de, tüm ailesini kaybetmenin yasını tutan ve buna sebep olanları kınayan kederli insanla da aynı saftayım. Hepsi haklı. Ama uzun vadeli sonuçları düşündüğümüzde bu yaşadıklarımız tam bir felaket.

İsrail de çok zarar görmedi mi?

Evet, İsrail de zarar gördü; ama uzun vadede ABD ve dünyanın desteğiyle kayıplarını hızlıca telafi edecektir.

ABD eski gücünde değil ve giderek zayıflıyor. Çok şey değişebilir.

Doğru. Ancak sahadaki sonuçlarına baktığımızda Gazze nesiller boyunca etkisini hissedecek kadar muazzam bir zarar gördü.


9 Mayıs 2026 Cumartesi

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 3

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 3

Kahire, 11 Mart 2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

 

11 Mart 2026 tarihinde Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeli dul, yetim ve yaralılar için verdiği iftarda karşılaştığım bazı Gazzelilerle yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum.

 

Gazze’de neler yaşadınız? Savaş nasıldı?

Bismillahirrahmanirrahim. Essalatu vesselamu ala Rasulillah. Bu, yaşadığımız en zor savaştı. Savaşın ilk başladığı yer olan Şucaiyye’denim. Savaşın birinci ayında 7 Kasım 2023’te evimiz tepemize yıkıldı. Ailemizden on kişi şehit düştü: amcamın dört kızı, eşimin iki kız ve iki erkek kardeşi ve onların kızları… Elhamdülillah biz kurtulduk ve güneye göç ettik. Güneyde 4-5 ay boyunca oradan oraya göç edip durduk. Savaş şartları çok zordu. Evden çıktığımızda yanımızda ne paramız ne kıyafetimiz ne yiyecek ne de herhangi bir eşyamız vardı. 16 yaşındaki oğlum kanser hastasıydı. Nazofarenks kanseriydi [burun arkasını ağız arkasına bağlayan boğaz kısmını (farenks) etkileyen nadir bir kanser türü]. Düzgün beslenmesi ve tedavi olması gerekiyordu, ama ne ilaç ne de yiyecek vardı. Hayvan yemi arpayı öğütüp un haline getirip ekmek yapardık.

Zor şartlarda yürüyerek Şucaiyye’den Refah’a vardık; orada eşim, beş kızım ve üç oğlumla birlikte çadırda yaşadık. Şartlar gerçekten çok zordu. Kış mevsimindeydik, yağmur yağıyordu; kışlık kıyafetimiz ve gıdamız yoktu. Akrabalardan kimse birbirini arayamıyordu, herkes kendi çocuklarının derdine düşmüştü. Ama elhamdülillah. Başlangıçta temel ihtiyaçlarımızı okullara gelen yardımlardan karşılıyorduk. Oğlumun hastalığı ağırlaştı, kemoterapi ve tedavi imkânı yoktu. Çok şükür ki oğlumun tedavisi için Mısır’a gelmemize izin verildi.

Bulunduğumuz yerde şartlar kötüleşince güneyde hiç bilmediğimiz başka bir yere gittik. Orada güvenebileceğimiz bir tanıdık da yoktu; kendi başımızın çaresine bakmak, ihtiyaçları kendimiz bulmak zorundaydık. Çocuklarımıza ekmek pişirmek için odun da ateş de bulamıyorduk. Ateş yakmak için çalı çırpıyla karton topluyorduk. Yahudilerin yıktığı evlere oğullarım yakacak odun ve malzeme bulmak için giriyor, temiz su için kızlarım uzun kuyruklarda bekliyordu. İçilebilir suya başka şekilde ulaşamıyorduk. Sular temiz değildi.

Peki sıraya girip aldığınız su iyi miydi?

Hayır, tuzluydu ama içmek zorundaydık. Tatlı su yoktu. Bizi asıl yoran yıkım değil, aç ve susuz bırakılmaktı. Hiçbir hastalık için ilaca ve tedaviye ulaşamıyorduk. Ben şeker ve tansiyon hastasıyım; ama insülin ve diğer ilaçları bulamıyordum, bulsam da fiyatı çok yüksekti. Savaşın ilk aylarında UNRWA’nın sağlık merkezleri kapandı, ilaç alamaz olduk. Hava soğuktu ve yeterli battaniyemiz yoktu. Mevcutları kızlarıma örttüğümden kendime battaniye bulamıyordum. Battaniye bulabilmek için soğukta çevredeki binaların kapısını çalıyorduk. Vallahi o günler gözümün önünden geçiyor; Allah rahmet eylesin, bize yardım edenlerin hepsine.

Yardım için kapısını çaldığınız kişilerin muamelesi nasıldı?

Filistin’in en güzel yönü yardımlaşma ve dayanışmadır. Sağ olsunlar, karda kışta çadır kurmamıza yardım edip çocuklarıma battaniye getirdiler.

Mısır’a hep birlikte mi geldiniz? Kanser olan çocuğunuzun durumu nasıl?

Oğlum elhamdülillah Mısır’da tedavi görüp iyileşti. Kızılhaç’a başvurdum, ambulansların geldiği yere gidip oğlumun hasta olduğunu söyleyip yardım etmelerini istedim. Üç kızım ve hasta oğlumla beraber bizi Mısır’a hastaneye getirdiler, oğlumu tedavi ettiler. Allah’a hamdolsun, O’nun lütfu ve keremiyle buraya gelebildik. Diğer dört oğlum ve eşim Gazze’de kaldılar, sahildeki kamptalar. Eşimi eşim sekiz ay önce kaybettim. Gazze’de Yahudilerin hava bombardımanında şehit düştü. Allah rahmet eylesin. Oğullarımı da Rabbim korusun. Onları Allah’a emanet ettim. Tabii Gazze’de iş yok, çadırlarda elektrik ve su yok. Çocuklarım bana, Gazze’ye dönme burada hayat yok, diyorlar.

7’den 70’e her yaştan kanser hastasıyla karşılaştım. Herhangi bir ferdi kanser hastası olmayan aile kaldı mı?

Her ailede kanser hastası olan biri illaki var. Oğlumun savaşta, savaşın başlarında kanser olduğu ortaya çıktı.

Savaştan evvel hayatınız nasıldı?

Eşim demirciydi, hem demir atölyesi hem de sahilde kafesi vardı. Ben de Kur’an-ı Kerim hocası olarak camide çalışıyor, hafız yetiştiriyordum. İkimiz de çalışıyorduk, paramız vardı. Durumumuz çok iyiydi. İkinci evimizi satın almıştık, ne çok sevinmiştik, ama oturmak nasip olmadı. İkisi de yıkıldı. Tüm birikimim evimin enkazında kaldı. Gazze’de hiçbir şeyimiz kalmadı.

En çok neyi özlüyorsunuz?

Evimi, ailemi, toprağımı özlüyorum. Çadırda bile yaşayacak olsam geri dönmek, eşimin mezarını ziyaret etmek ve mezarı başında Fatiha okumak istiyorum. Annem, kardeşlerim ve çocuklarım Gazze’de. Evet, burada yiyecek-içecek var, hayat var; ama benim ruhum Gazze’de kaldı, dönmek istiyorum.

Çocukların da aynı şeyi hissediyor mu?

Onlara sor (kızını çağırıyor). Kızım Türkiye’yi çok seviyor, sürekli Türk dizileri izliyor ve sadece ülkenize gitmek istiyor. (Gülerek) ona bir Türk damat bulsak yeter.

Evinizde en çok neyi özlediniz?

Eşim ve çocuklarımla tüm ailemizin bir arada olmasını… İftar sofralarını… Her gün ama her gün namaz kılıp ağlıyorum. Evimizi geçtim, çadırda yaşama pahasına bile olsa çocuklarım ve eşimle bir arada olmak istiyorum.

İsrail kapıları açsa oğullarınız Gazze’yi terk ederler mi, yoksa kalırlar mı?

Ben vatanıma, toprağıma geri dönerim. Niye onlar çıksın ki? Orası bizim toprağımız. Biz orayı yeniden inşa edeceğiz. İsrail savaşı kazanmış değil, geri döneceğiz. İsrail de bundan korkuyor zaten. Neden toprağımızı bırakıp gidelim ki?

Keşke 7 Ekim yaşanmasaydı diye düşünüyor musunuz hiç?

(Yanındaki Gazzeli arkadaşı “tabii ki” dedi.) Allah bu savaşın yaşanmasını takdir etti. Başlarda esirlerimizi kurtarmak için savaşı can-ı gönülden destekliyorduk. Dönüşleri daha hızlı olacak sanmıştık; ama savaş uzadıkça evlerimizi ve sevdiklerimizi bizden aldı.

Ne zaman içinizden “keşke bu savaş yaşanmasaydı” dediniz?

Eşim vefat ettiğinde. O da direnişçiydi. Çadırdayken füze saldırısında şehit düştü, elhamdülillah.

Şucaiyye halkının çoğunun direnişçi olduğunu duymuştum, doğru mu?

Vatanı ve toprağı için canlarını feda edenler çok.

2014’teki 51 günlük savaşta da Şucaiyye yıkılmıştı, yeniden nasıl toparlandı?

Allah büyüktür. Biz azimli ve güçlü bir halkız. Onlar yıktıkça biz yılmadan yeniden inşa ediyoruz. Şucaiyye’yi ayağa kaldırmaya çalışırken bize Katar, BAE ve Türkiye dahil olmak üzere yardım eden ülkeler ve STK’lar oldu.

Gazze’deki çocuklarıma nasıl yardım edebilirim, bir yol var mı? Çok kötü durumdalar. Ben Gazze dışında olduğum için çocuklarım yardım almak için başvuramıyorlar. Onlara yardım edilmiyor. Tüm yardım kuruluşları yetimleri önceliyor. Sadece Mısır’dan yardım alıyoruz. Gazze’de yardım alabilmek için anne-babanın vefat etmiş ve yaşın küçük olması gerekiyor. Benim çocuklarım yetişkin ve evliler…

Bu savaş size ne öğretti?

Sabretmeyi öğrendim, bir de bu dünyada emniyet ve selametin olmadığını. Bu dünyada güvende kalmanın garantisi yok. Savaştan önce hayatımdan çok memnundum; eşimden, çocuklarımdan, işimden... Beraber sofralar kurup yiyip içiyorduk. Emniyet içindeydik. Savaş bana şu dünya hayatından bir şey beklememeyi öğretti. Hayat dediğin nedir ki? Kalbimde yaşama sevinci yok artık.

***

[Savaş size ne öğretti soruma aynı masada oturan diğer iki Gazzeli hanım da cevap vermek istedi.]

Birinci hanım: Her şey bir anda değişiyor. Hiçbir şey mevcut haliyle kalmıyor. Dünya ansızın tepetaklak oluyor. Hiçbir şeyin aynı kalmayacağını öğrendim artık.

İkinci hanım: Çok şey öğrendim; mesela göç etmeyi, ateş yakıp ekmek yapmayı… Gazze’deyken dokuz aylık hamileydim, kızım şehit düşen babasını hiç göremedi. Gazze’deki zor hayat şartlarından çok yorulmuştum, doğumdan üç gün sonra Mısır’a geldim. Oğlum da kanser hastası, onun tedavisi için buradayım.

Gazze’de hamile kadınların durumu nasıldı?

Ölümden beter haldeler. Her şeyi kendileri yapmak zorundalar. Ateş yakıyor, hamur yoğuruyor, ekmek yapıyorlar. Ben de çocuklarıma yemek ve temizlik yaptıktan sonra doğum yaptım. En küçük kızım babasını hiç tanımadı, görmedi. Baba mefhumu nedir bilmiyor. Savaş başladığında bir yaşında olan kızım da öyle.

Eşim İslami Cihad’da savaşıyordu. İlk başlarda direniş saflarında değildi; ancak zaman ilerledikçe benim, çocuklarının, ailesinin ve Gazzeli kadınların halini görünce direnişe katılmaya karar verdi. Refah’ta şehit düştü.

Savaşta o kadar çok şey öğrendik ki. Sabrı ve bitap düşmeyi öğrendik demek hafif kalır. Hamileydim, bir yanımda bir yaşındaki kızım, diğer yanımda küçük oğlumla yalnız başıma sürekli yollardaydım. Üç çocukla her şeyi kendim yapmak zorundaydım. Bitap düştüm. Tüm ailem Gazze’de kaldı. Evim Refah’ta Mısır sınırındaydı. Refah vuruldukça kaçıyor, sonra tekrar geri dönüyorduk. Bir müddet böyle geçti.

Savaştan önce hayatınız nasıldı?

Savaştan önce hayatımız çok sade/basit ama güzeldi. Kocam günlüğü 20 şikele çalışıyordu, gelirimiz azdı ama yine de evimde prensesler gibi yaşıyordum. Ama artık geriye hiçbir şey kalmadı.

***

Gazze şehrindenim. On ay boyunca kuşatma altında yaşadık. Sonra işgalci Yahudiler tanklarıyla gelip yıktı her yeri. Gazze’den çıktık. Göğsüme, kalbe yakın bir noktaya şarapnel parçası isabet etti. Ben çocuklarımla geldim ama eşim Gazze’de kaldı. Mısır’a gelmek istiyor ama nasıl geleceğini bilmiyor. Her halimize hamdolsun. Her şeye rağmen hayattayız, ama halimizden anlayıp bize yardım edecek insanlara ihtiyacımız var. Allah sizden razı olsun.

***

[Savaşta iki bacağını da kaybetmiş hasta arabasında oturan bir beyefendiyle yaptığım kısa röportaj]

Gazze’nin kuzeyindeki Cebaliye şehir merkezindenim. Savaştan evvel elektrikçiydim. Sahip olduğumuz her şeyi kaybettik; evlerimizi, ailemizi, paramızı... Her halimize hamdolsun. 15 Ocak 2025’te ailemden 22 kişi şehit düştü, hamdolsun. Ailemden geriye sadece eşim, bir oğlum, iki kızım, erkek kardeşim ve onun oğlu kaldı. Mısır’da hayat gerçekten çok zor. Hayat kalmadı. İnsanlar burada hayatlarını hastalıklarla mücadele ederek geçiriyorlar. Her şey çok zor. Zaten buraya gelenler hep hasta ve yaralı olanlar. Büyük kızım 16 yaşında, o da yaralı; diğer kızım 15, oğlum da 9 yaşında. Şehit düşen kızım 13, oğlum ise 3 yaşındaydı. Eşim Mısır’da yanımda. Eşimin ailesi tamamen şehit düştü, hiç kimsesi kalmadı.




8 Mayıs 2026 Cuma

KOL VEYA BACAKLARINI YİTİREN GAZZELİ YARALILARIN KISA HİKAYELERİ

 

KOL VEYA BACAKLARINI YİTİREN GAZZELİ YARALILARIN KISA HİKAYELERİ

Kahire, 12.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

Savaşta organlarını yitiren Gazzeli gençler, Kardeşim Derneği’nden yardım almak üzere tek bir evde toplanmıştı. Vaktimiz çok sınırlıydı. Hızlı hızlı her birinin nasıl yaralandığını, bacağını ve kolunu nerede kaybettiğini öğrendim.

 

Deyr el-Belah’ta tahliye vardı, bölgede yaşayanlar boşaltılıyordu. Evimin kapısı kilitli değildi. Yokluğumuzda hırsızların girmesinden korktuğum için kapıyı kilitlemek üzere geri döndüm. Sonrasında bir tank mermisi 50 m yakınıma düştü. Şarapnel parçalarının isabet etmesi sonucu elim kesildi.

**

Evimiz vuruldu. Eşim, kızım, kız kardeşlerim, babam, annem hepsi şehit oldu. Ben de evin enkazından bacağım kopmuş halde kurtarıldım. Ailemden hayatta kalan tek kişiyim. Aldığım yaraların durumu ciddiydi, ama Allah’a hamdolsun.

**

Bir işgalci askeri veya keskin nişancı tarafından bacağıma ateş edildi. Hastaneye gittiğimde enfeksiyon olduğu için bacağım kesildi.

**

Han Yunusluyum. Lise son sınıf (sınav senesi) öğrencisiydim. Ders çalışmam gerekiyordu. Gazze’de internet zayıf olduğu için interneti olan bir kafeye gidiyordum. Bulunduğum bölge bombalandı ve herkes şehit oldu. İki ay hastanede yoğun bakımda kaldım. Şarapnel parçaları vücudumun birçok yerine isabet etti; boynumda ve el sinirlerimde kesik oluştu. Ama hamdolsun normal yürüyebiliyorum.

**

[Kafasının sağ tarafı koskoca oyuk olan bir bey vardı, konuşamıyordu. Yanındaki arkadaşı hikayesini anlattı.]

Kendisi fizyoterapist doktor. Gazze’de görev yapıyordu. İsrail saldırısında hafızasını ve konuşma yetisini yitirecek şekilde yaralandı. 9 Şubat 2026’da Mısır’a tedaviye getirildi. Ama aradan geçen bir ayda gerçek bir tedavi yapılmadı.

Tedavisi nedir?

İsrail saldırısında kopan kafatasının eksik parçası, korunma amacıyla Gazze’de karın bölgesine nakledildi. Şimdi karnındaki kafatası kemiğinin bir an evvel geri nakledilmesi lazım. Ameliyatın gecikmesi iyi değil. Çünkü yedi ay evvel yaralandı. Ne kadar gecikirse o kadar kötü.

Kafatasının bir kısmını yitirmiş olmak hayatını nasıl etkiliyor?

Bilinci yerinde, konuşulanları duyuyor ama konuşamıyor. Hafızası da zarar gördü… Mısır’da bir hastaneye sevk edildi ama orada hiçbir şey yapılamadı. Burada tedavi imkânı yok gibi görünüyor. Benzer vakaları daha evvel gördüm ve bunların Türkiye’de tedavi edildiklerini biliyorum. İnşallah onu da Türkiye’ye götürüp tedavi ettirmek nasip olur.

**

Ben de bacağı kesilip protez takılanlardanım. Sahildeki Nuseyrat mülteci kampında yaşıyordum. Mahallenin girişinde duruyorduk. Birdenbire yanımızda İsrail özel kuvvetleri bitiverdi. Bunlar içeriye sızan müstağriblerdi (yani Filistinli Arap görünümlü Yahudi özel birlikleri). Ne olduğunu anlayamadık. Savaş uçakları ve tanklar bir anda şiddetli bombardımana başladı. Meğer 7 Ekim’de alınan esirlerin yeri ifşa olmuş, onları kurtarmak için mahalleye girmişler. Haberlerde İsrail’in esir kurtarma operasyonunu duymuşsunuzdur. İşte o katliamda yaralandım.

[İsrail, 8 Haziran 2024’te 4 esiri kurtarmak için Nuseyrat mülteci kampına düzenlediği havadan, karadan ve denizden şiddetli saldırıda en az 276 Filistinliyi öldürdü, 700’ünü de yaraladı. Bu beyefendi, Gazze’deki en büyük katliamlardan biri olan bu operasyonda yaralananlardan biri çıktı. 2024’te ABD Nuseyrat sahilinde Gazze’ye sözde insani yardım ulaştırma iddiasıyla bir geçici yüzer liman inşa etmeye başlamıştı. 17 Mayıs 2024’te tamamlanan ve 320 milyon dolara mâl olan bu liman inşasının asıl amacının bu esir kurtarma operasyonunu gerçekleştirmek olduğu sonradan anlaşıldı. İsrail askerleri bu limandan Nuseyrat’a girdi. Liman daha sonra fırtınalar ve denizin dalgaları nedeniyle parçalandı. ABD ve İsrail’in sözde insani yardım adı altında yaptığı her faaliyetin ardında bambaşka bir niyet vardır; yüzer liman, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.]

**

Üç defa ameliyat oldum, bacaklarım kesildi, ama anestezisiz. Çünkü İsrail Gazze’ye tıbbi malzemelerin ve anestezinin girmesine izin vermiyor. Anestezisiz ameliyat sırasında 10-12 erkek beni sabit tuttular ki acıdan kımıldamayayım. Çünkü korkunç bir acı çektim.

**

İsrail bombardımanı sonucu yerde bir şehit yatıyordu. Onu kurtarmaya koştum. Bu esnada uçak ikinci defa aynı yeri vurunca ben de yaralandım, bacağımdan oldum.

**

Bir roket doğrudan evimizi vurdu. Çocuklarım, kardeşlerim, kuzenlerim de dahil evdeki herkes şehit düştü. Ben de bacağı kopuk halde enkazdan çıktım.

**

Kardeşimle birlikte yolda yürüyorduk. Kardeşim vuruldu. Onu kurtarmaya çalışırken beni de hedef aldılar. Kardeşim şehit düştü; ben de iki bacağımı birden kaybettim.

**

Küçük kardeşim için fırından ekmek almaya gidiyordum. Tam yanından geçtiğim ev bir anda bombalanınca ben de yaralandım, ameliyatlık oldum.

**

Şoför olarak çalışıyordum. Bir gün iş dönüşü evde dinleniyordum. Eşim benden yemek hazırlamak için yardım istedi. Ateş yakmak için odun kestim. O sırada evimiz bombalandı. Bacaklarım kaybettim, şarapnel parçaları sırtıma isabet etti, gözlerimden yaralandım. Şu an için en önemli şey, göz ameliyatı olmak; hiç görmüyorum çünkü. Bacağımın protezle tedavi imkânı ise sadece Türkiye’de; burada Mısır’da yok.

**

Ben tedavi için Mısır’a gelebildim. Çocuklarım da yaralı oldukları halde Gazze’de kaldılar; onların dışarı çıkıp tedavi görme imkanları yok.

 

Z.T.KOR: KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 2

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 2

12 Mart 2026

 

Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeliler için verdiği iftarda, derneğin maddi yardımlarıyla protez bacaklara kavuşan dört gençle kısa röportajlar yaparak Gazze’de başlarına gelenleri öğrenmeye çalıştım. Savaşta çok fazla Gazzelinin organlarını yitirdiğini hatırlatayım. Mısır’da her protez bacak 300.000 TL’ye mâl oluyor. Sizler de aranızda yardım toplayıp Gazzelileri yitirdikleri organlarını telafi edecek protezlere kavuşturabilirsiniz.


1. Genç Asım

Savaşta neler yaşadın?

Gazze şehrinde yaşıyordum. Yaralıları hastaneye ulaştırmakla görevliydim. Evde ailemle uyurken binamız bombalandı; uyandığımda iki ayağımdan yaralandığımı anladım. Hastaneye gittim. Kan kaybından baygındım, doktor her iki ayağımı da diz altından kesti. Acıyı hissetmedim.

Dizden aşağısının kesildiğini anladığında ne yaptın?

Allah’a hamd ettim, elhamdülillah dedim sadece.

Ailende şehit var mı?

Annem ve kız kardeşim şehit düştü.  Babam ve iki erkek kardeşim hala Gazze’de. Mısır’a bir erkek kardeşim bana refakatçi olarak geldi.

Hayatın nasıl değişti, ne gibi sıkıntılar çekiyorsun?

Ayakları olanlar gibi rahat hareket edemiyorum, yürümekte zorlanıyorum. Bu süreçte kaslarım da zayıfladı. Ama elhamdülillah her halimize. Tedavi sürdükçe Allah’ın izniyle daha iyi hale geleceğim. Mısır Arap Cumhuriyeti sağ olsun bizi tedavi için kabul etti. Elhamdülillah protez bacaklarıma ve sağlığıma kavuştum.

 

2. Genç Muhammed

Savaşta nasıl yaralandığını ve sonrasında neler yaşadığını anlatır mısın?

Gazze şehrinde yaşıyordum. Evimizin civarı bombalandı, yaralılar vardı. Hanımım doğum sancıları çekmeye başladı. Arabam vardı. Hanımımı ve yerdeki parçalanmış küçük çocukları alıp hastaneye yola çıktık. Sabah 4’te ansızın karşımıza bir işgalci tankı çıktı ve roketatarla ateş açtı. Bu sırada sol ayağımdan yaralandım. Sonra bir asker tanktan indi ve ölmemiz için bize doğrudan gerçek mermilerle ateş etti. Arabadaki herkes şehit düştü. Arabam kullanılmaz hale geldi. Ayağımdan yaralandığım için yürüyemiyordum. Üç kilometre ötedeki en yakın hastaneye sürünerek gittim. Ameliyat için hastanede herhangi bir anestezi yoktu; çünkü Yahudiler Gazze’ye ilaç ve tıbbi malzeme girişine izin vermiyordu. Mecburen anestezisiz bacağımı kestiler. Korkunç bir acıydı; çığlıklar atıyor, inliyordum. Daha sonra evim de bombalanıp tamamen yıkıldı. Tedavi için Mısır’a gitmeme izin çıkana kadar Gazze’de bekledim. Sonunda çok şükür Mısır’da tedavime başlandı. Protez bacağa kavuştum. Şimdi iyiyim.


3. Genç Abdullah

Savaşta neler yaşadın?

Deyr el-Balah’taki el-Megazi mülteci kampındanım. Ocak 2024’te soykırım savaşına maruz kaldık. 14 gün boyunca kampı kuşattılar. Yemek yok, su yok. Ailemle evimizde kaldık. Hükümet kurumları ve uluslararası kuruluşlar tahliyemiz için çağrılar yaptı. Ama maalesef çağrıları dinleyen olmadı ve bombardıman çok şiddetli olduğundan kimse de bir şey yapamadı. 14 Ocak 2024’te evimiz vuruldu ve tüm ailem şehit düştü. Tam 15 kişi. Babamı ve kız kardeşimi bütün çocuklarıyla birlikte kaybettik. Ben, annem ve eşim hayatta kaldık. Eşim 4 aylık hamileydi. Elhamdülillah, Rabbim çocuğumuzun Mısır’a gelmeden Gazze’de doğmasını nasip etti. El-Aksa Şehitleri Hastanesinde sağ bacağım dizimin üstünden ve sol ayağım kesildi. Sevgili Mısır’a tedavi için geldim. Türk kardeşlerimizin maddi yardımlarıyla Mısırlı doktorlar sayesinde iyi bir tedavi gördüm. Filistinliler olarak Mısır’da kalanlara ve yaralılara yardıma gelen Türklere müteşekkiriz. Allah dünyada ve ahirette ecrinizi versin.

Mısır’a kiminle geldin?

Eşim bana refakat etti. Annem İsrail’in inadı yüzünden Gazze’de kaldı. İsrail ya annenle ya eşinle gidebilirsin dedi. Eşim yeni doğum yapmıştı, bebeğimiz vardı. Annem eşinle birlikte gidip kendini kurtar dedi.

Annen Gazze’de yalnız ne durumda? Ailenin kalanı şehit düşmüşken aklın annende kalmıyor mu?

Annem yıkılan evimizde kaldı. Gazze’de akrabalarımız var çok şükür. Zaten biz Gazzeliler hepimiz birbirimizin akrabası sayılırız. Hepimiz kardeşiz. Annem Arap, Türk ve uluslararası yardım kuruluşlarının yardımlarıyla hayatını sürdürüyor. Deyr el-Balah’a çok şükür yardımlar hala giriyor; burası en az yıkım alan yer.

Gazze’de 5-6 ay boyunca şiddetli açlık yaşandı. Bu durum Mısır’daki biz Filistinlileri psikolojik olarak çok yordu. Mesela Asım kardeşimin babası ve akrabaları Gazze’de olduğundan aklı fikri tamamen açlık çeken Gazze’deydi. Muhammed kardeşimin de çocukları Gazze’de olduğundan zihni tamamen orayla meşguldü. Benim de annem aklımdan çıkmadı. Bana yeni protez bacak takılmıştı; protezi satıp parasını Gazze’deki anneme yollamak istedim. Durum çok kötüydü; ama elhamdülillah bu aşamayı atlattık.

Hanımının psikolojisi nasıl?

Yıkılmış durumda psikolojik olarak. Savaşın en başından beri ailesini ve akrabalarını hiç göremedi. Çünkü ailesi kuzeyde Cabaliye mülteci kampında kuşatma altındaydı, biz ise Gazze’nin orta kesimindeydik. Aklı hep ailesinde kaldı. Kardeşi şehit düştü, ebeveyni yaşıyor. Ailesi şimdi Gazze şehrinde bir çadırda kalıyor.

 

(Üç gence birden sordum) Savaş rüyalarınıza hala giriyor mu? Hayatınızı nasıl etkiledi?

Gazze’de yaşadıklarımızı ve çektiğimiz acıları geceleri kâbus olarak görüyoruz. Uyumak zor. Gündüz de sürekli korkular yaşıyoruz. Kendimizi hala güvende hissedemiyoruz. Balonun bile patlama sesini duysak panik oluyoruz, füze saldırısı gibi hissediyoruz. Bu duygudan kurtulmak zor.

Başımızı geceleri yastığa koyduğumuzda, kaybettiğimiz Gazze’deki arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi hatırlıyoruz, hüzne gark oluyoruz. Kaybettiklerimizi düşünmek, buradaki acılarımızın kaynağı. Ama her zaman onlar için dua ediyoruz ve cennette şehitlik derecesine yükseleceklerini umuyoruz. Kaybettiğimiz sevdiklerimizle cennette tekrar buluşacağız inşallah.


4. Genç Ömer

Tek başıma yolda yürürken bombalanan bir bina üstüme düştü. Kurtarma esnasında ayağım hemen kesildi. Akabinde hastaneye götürüldüm. Yaralandıktan iki yıl sonra tedavi için Mısır’a gelebildim. Burada protez bacak takıldı. Çok şükür sağlığıma kavuştum, normal hayata döndüm. Ailem Gazze şehrinde yaşıyor. Kız kardeşimle buradayız ama okuduğu için bir ay sonra dönecek. Küçük bir ameliyat daha olmam lazım. Ondan sonra protezde biraz değişiklik yapılacak. Tamamen iyileşince Gazze’ye dönmeyi düşünüyorum. İsrail, yaralı veya hasta olduğu için Mısır’a tedaviye gelenlerin dönüşünü engelleyemiyor, geri dönmemizi istemese de; diğer yollarla gelenlerin ise dönüşüne izin vermiyor.

 

***

 

12 Mart 2026 tarihinde Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeli dul, yetim ve yaralılar için verdiği iftarda karşılaştığım bazı hanımlarla yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum.


1. Şucaiyyeli bir hanım

Şucaiyyeli olduğunuzu öğrendim. 2014’teki 51 günlük savaşta Şucaiyye’yi muazzam direnişi sayesinde öğrenmiştik. Son savaşta neler yaşandı?

Yaşanan, savaş değildi, tam bir barbarlıktı ve bombardıman çılgınlığıydı. Bu çocuk veya şurası sivillerin evi vs. demeden rastgele bombalar yağdırıyorlardı. Biz bombardımandan ve savaş uçaklarından korkarak Şucaiyye’den güneye göç ettik; ama kocam ve oğlum gelmedi, evde kaldılar. Kocam sabah namazını kılarken evimiz bombalandı. Kocam 40, oğlum 23 yaşındaydı şehit düştüklerinde. Binamızda 5 kişi şehit oldu, karşı binada 30 kişi. Zeyno ailesi muhtemelen 100’den fazla şehit verdi. Elhamdülillah her halimize.

Mısır’a niçin geldiniz?

Eşim ve oğlum şehit düştükten sonra ailem beni gönderdi. Çok yorulduk Gazze’de. Annem-babam hepimiz buradayız. Gazze’de hepimiz tek bir çadırdaydık, çok zordu. Erkek kardeşimin arkadaşı sayesinde Mısır’a gelebildik, Allah ondan razı olsun. Haydutça bir saldırıya uğramamızdan korktu. Gazze’de yaşananlar, haberlerde duyduklarınızdan çok daha fena.


2. Üçüz annesi bir hanım

Han Yunus kampındanım. Kocamı savaşın ilk haftasında Ekim 2023’te kaybettim. Kahvaltı ederken evimiz bombalandı; kocam şehit düştü, ben de sırtımdan sakatlandım. Üçüzlere hamileydim. Yedi yıl hasretten sonra tüp bebek yöntemiyle daha iki ay evvel hamile kalmıştım… Savaş çok zordu. Aç kaldık. Hamileliğimin altıncı ayında Mısır’a geldim, yedinci ayda doğurdum. Durumum çok kötüydü. Sırtımdaki şarapnel parçaları yüzünde hareket edemiyordum, sürekli sırtüstü yatmak zorundaydım. Üçüzlerim 1,5 ay küvözde kaldılar. Ağrım hafifleyince beni Filistinlilerin kaldığı mahalleye götürdüler. Alt sınıfların yaşadığı bu evlerde şartlar çok çok zordu. Ne yardım vardı ne yemek ne içecek; hiçbir şey yoktu. Orada beş ay kaldım. Sonra üçüz çocuklarımla kiraya çıktım.  

Mısır’a tek başına mı geldin?

Evet, tek başıma. Gazze’den annemle birlikte yola çıktım ama pasaportu olmadığı için onu sınırdan çevirdiler, Gazze’ye geri dönmek zorunda kaldı. Mısır’da geniş aile ve akrabalarımdan kimse yok.

Ayda 5000 cüneyh kira ödüyorum. Herhangi bir gelirim yok. Arada bir gelen yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyorum. Gıda kolisi olarak verilen insani yardımların yarısını satıyorum ki geçinebileyim. Mesleğim iç mimarlık. Ama Mısır bu alanda zayıf, iş yok. Zaten tamamen iyileşmiş de değilim, hareket etmekte zorlanıyorum.

Tek başına yabancı bir ülkede üçüz çocuk büyütmek çok zor olmalı…

Hem de nasıl. Çok zorlanıyorum. Üçüzlerimin hepsi erkek ve şu an 1,5 yaşındalar. Bir yere götürmek için üç çocuğu arabaya bindirmek bile beni çok yoruyor. Evde de öyle. Her birini tek tek beslemek zorundayım, gücüm de param da yetmiyor. Bakımlarında çok zorlanıyorum. Burada iyi arkadaşlar edindim, birbirimize gidip geliyoruz ama nihayetinde herkes kendi evinde yaşıyor. Keşke yanımda daimi biri olabilseydi. Çocukların masrafları da çok fazla; bebek bezi, süt, meyve… Aile geçimini sağlayan bir kocam yok artık. Ne kadar zorlandığımı varın siz düşünün. Çocuklarımın aylık masrafını birileri üstlense ve kiramı ödese keşke...

Gazze’deki ailen ne durumda?

Ailem Han Yunus’un Mevasi bölgesinde çadırda kalıyor. Hayat orada çok zor. Suları varillerde getiriyorlar. Yemek için sıraya girmek zorundalar. Bir tencere yemek kuponla veriliyor. Kışın çadırda durum daha da zor. Yağmur yağıyor, fırtına esiyor, her yer çamur. Bu şartlarda yaşamaya çalışıyorlar. Uyumakta zorlanıyorlar. Buz gibi havada kışlık elbiseleri bile yok. Kıyafetler çok pahalı, satın alabilmeleri mümkün değil. Babam Gazze’de çalışmıyor, çünkü savaşta bacakları kesilmek zorunda kalındı. O da çok zor durumda.


3. 17 yaşında lise öğrencisi bir genç kız

Beyt Lahiya bölgesindenim. Savaştan bir-iki hafta evvel hafızlığımı tamamlamıştım. Babam üniversitede bilgisayar mühendisliği bölümünde öğretim üyesiydi. Savaşta babam ve üç amcam şehit oldu; annemin bütün akrabaları şehit düştü. Yaklaşık 70-80 şehidimiz var. Gazze’de akraba kalmadı. Burada annem ve dört kardeşimle birlikteyiz. Lisede öğrenciyim. İki erkek kardeşimden biri yaralandı, diğeri hasta. Burada hayat çok zor ve ilaçlar çok pahalı, aylık 500 dolar tutuyor. Ama düzenli bir yardım alamıyoruz. Mısır’da beş kişi hayata tutunmaya çalışıyoruz. En zoru kardeşimizin tedavisi.


4. Refah şehrinden bir hanım

Evimizdeyken Aralık 2023’te yan bina bombalandı. Hafif yaralandık, ailemizde şehit yok çok şükür. Ama durum çok zordu. Elektrik yok, su yok, gaz yok, yemeğe bile muhtaç kaldık. Para ödeyerek üç çocuğumla Mısır’a sığındım. [Z.T.K. İlk altı ay Gazzeliler kişi başı 5000 dolar rüşvetle Mısır’a gidebiliyordu.] Savaştan evvel kocam ölmüştü. Dul olduğum için hayat daha da zordu.


5. Refah şehrinden bir hanım

Kocam şehit oldu. 4 yaşındaki oğlumla birlikte Mısır’a geldik; bombardımanda burnundan yaralanmıştı, tedavi olması gerekiyordu. Burada ameliyat oldu. Ama biraz daha büyüyünce yeni ameliyatlar olması gerekiyor. Ailem Gazze’de deniz kıyısındaki çadır kamplardan birinde kalıyor. Durumları gerçekten çok zor.


6. Son hanım

Babam, erkek kardeşim ve hanımı şehit oldu. Evimiz yıkıldı. Beş çocuğumla Mısır’a geldim. Annem ve kız kardeşlerim Gazze’de kaldı; hayatları çok zor. Burada da hayat zor; onlardan daha iyi durumda olsak da ailesiziz, kimsesiz durumdayız. Allah bizi korusun.

(Gazze’ye dönmeyi düşünüyor musun soruma cevaben) İnşallah ama durumlar iyileşirse, onurlu bir hayat imkânı olursa. Başımızı sokabileceğimiz bir ev olursa; çünkü çadırda yaşamak çok çok zor. Halihazırda Gazze’de hiç hayat yok.

 ***


İftardan evvel ev ziyaretlerinde yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum:

Savaşta çok şeyler yaşadık. Ama en zoru, zorla yerinden edilmemiz, oradan oraya sürülmemizdi. Çünkü bu şekilde toprağımızı, evimizi, ailemizi ve yaşadığımız bütün hayatını terk etmek zorunda kaldık. Hatıralarımız gitti. Adeta canın [ruhun bedenden] çıkması gibi bir şeydi bu. Bir bilinmeze sürüklendik ki bu da çok zordu. Nereye gittiğimizi ve başımıza ne geleceğini bile bilmiyorduk. Üstüne bir de açlık çektik. Küçük bir çocuğum varken açlıkla mücadele çok ama çok zordu. Ne süt vardı ne de herhangi bir yiyecek. Çocuklar için elzem olan hiçbir şeyi Gazze’de bulamıyorduk. Açlık ve yerinden edilmek çok ama çok zordu. Geceleri kafamı yastığa koyduğumda sabaha sağ çıkıp çıkmayacağımı bile bilmiyordum; güvenliğimiz hiç yoktu. Her sabah ne yaşanacağını bilmediğimiz bir belirsizliğe uyanıyorduk. Aklımda sürekli yavrum, kocam, annem ve babam vardı. Emniyetsizlik hissi ve yerinden oluş günlük hayatımızı iyice zorlaştırdı. Mısır’a emniyete kavuşmak için geldim. Bir de görümcem gözlerinden yaralanmıştı, ona eşim ve küçük kızımla birlikte refakat ettik. Ama asıl geliş nedenimiz emniyetti.

İşgalci, bizi zorla çıkarıp evlerimizi yıktı. Şu an annem-babam ve sekiz kardeşim Gazze’nin Deyr el-Belah bölgesinde çadırda yaşıyorlar. Onların hayatı da çok ama çok zor. Ben de bir süre çadırda yaşadığım için biliyorum, çadır hayatı hiç kolay değil. Elektrik, su, tuvalet olmadığından insan gibi yaşamanın imkânı yok. Çadır hayatının ne kadar zor olduğunu tahayyül dahi edemezsiniz.

Savaştan evvel eşim eczacıydı; şimdi işsiz. Savaşla birlikte çalışma imkânı kalmadı. Babam ise çiftçiydi, geniş topraklarımız vardı; ama artık o da çalışmıyor.

Gazze’de de Mısır’da da hayat zor. İstikrar biz Gazzeliler için hiçbir yerde yok. Gazze’ye dönmek istiyorum tabii ki. Bütün ailem orada. Tüm hayatım Gazze’de geçti. Duam durumun düzelmesi, dönmek istiyoruz.

*** 

İki oğlum ve dört kızım ile bir torunum var. Savaşta füzeler tepemizden geçiyor, bombalayıp yakıp yıkıyordu. Tek kelimeyle yıkım yaşadık. Tüm aile, toplamda 9 kişi 2024’te Mısır’a geldik elhamdülillah. Ama damadım Gazze’de kaldı. Oğlumun başında şarapnel parçası, kızımın da burnunda kırıklar vardı. Mısırlılar Refah sınır kapısından geçmemizi engellediler. Yaralı çocuklarımı tedavi ettirebilmek için mecburen Mısırlılara rüşvet verdik. Rüşvet parasını ödeyebilmek için de eşim arazilerimizin bir kısmını ve iki arabamızı sattı. Mısır’da yaşamak vallahi zor. Biz Filistinlilere iş yok, çocuklara yeterli eğitim imkânı yok. Kızım hemşire ama burada çalışamıyor. Kızlarımdan biri üniversiteye gidiyor. Kira, ulaşım, hastane masrafları… insani yardımlarla ayaktayız. Aylık toplam masrafımız 400 dolar.

***

Uyurken evimiz bombalandı. Kardeşlerim şehit oldu. Kendi ailemde şehit düşen yok çok şükür. Gazze’de dört kızım ve üç oğlumu bıraktım; eşimle birlikte bir yıldır Mısır’dayız. Çocuklarım dedeleriyle birlikte çadırda yaşıyorlar. Hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.