“GAZZE’DEKİ SAVAŞ, EN ÇOK GELECEK NESİLLERİN TOPLUMSAL DOKUSUNU ETKİLEDİ”
XX: 2015’ten itibaren hem medyada hem de STK’lar
ve uluslararası insani yardım kuruluşlarında, hem Gazze’de hem de yurtdışında
çalışmış, hiçbir siyasi ya da ideolojik gruba mensup olmayan bir Gazzeliyle
yaptığım röportaj.
Kahire, Mart 2026
Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor
Savaştan evvel abluka ve ambargo altında Gazze’ye
nelerin girişi yasaktı?
Elektrikli, mekanik ve metal ürünlerin girişi
yasaktı. Kamera girişi ve bazı ilaçlar da yasaktı. Benzin vardı ama İsrail’den
geldiği için çok pahalıydı. Gaz ve petrol İsrail’in kontrolündeydi. Demir ve
çimento girişi de yasaktı; ancak çok sınırlı oranda ara sıra giriyordu.
Peki ya savaştan sonra tam abluka altında Gazze’de
mal girişi nasıldı?
İsrail, savaşın ilk 6 ayında, yani Refah sınır
kapısını işgaline kadar yardım girişine kısmen izin verdi ama az sayıda. Yani günde
100 TIR geldiyse bunun 10 veya 20’sinin girişine izin veriyordu. Ama sınır
kapısını ele geçirip Gazze ile Mısır bağlantısını koparmasıyla içeri bir daha
yardım giremez oldu. Ta ki 2025’te Donald Trump başa geçip de ABD Gazze’ye sözde
“yardım” etmenin bir yolunu bulana kadar. Yardım mekanizmasının adına “Gazze
İnsani Yardım Vakfı” koydular. Ama aslında bu, yardım almaya gelen Gazzelileri
vurdukları bir ölüm tuzağıydı.
Şu an Gazze’de hayat nasıl, insanlar neler
yaşıyor?
Düşünün, işiniz gücünüz yerinde ve ailenizin
geçimini sağlıyorsunuz, eviniz-bahçeniz ve evde sizi bekleyen eşiniz ve
çocuklarınız var, basit ve güzel bir hayat yaşıyorsunuz ama bir de bakmışsınız
ki sahip olduğunuz her şey gitmiş… Hiç kolay değil. Gazze’de insanlar onurunu
bile kaybettiler. Tuvalet-banyo yok. Ebeveynler ile çocuklar aynı çadırda
yaşıyorlar; hiçbir özel alanları yok. Mahremiyet kalmadı ve bu çok önemli bir
mesele. Bu durum toplumsal yapıda bir gedik açtı. Diğer yandan, geçmişte ayrı
evlerde yaşayan ve aralarında resmiyet ama saygı olan evli kardeşler savaş
yüzünden tek bir evde, hatta tek bir odada veya çadırda toplandı. Zamanla
aileler ve akrabalar arasında sorunlar baş gösterdi. Bu da çok doğal. Savaş
sırasında insanların daracık bir alana kıstırılması ve birbirine fiziken fazlaca
yakınlaşmak zorunda kalması yüzünden toplumsal problemler arttı. Psikolojik
baskı ve sağlık sorunları da bu gerilimi etkiledi. Çocukların eğitimden mahrumiyetleri,
temiz bir ortam ve hijyen kalmaması, elektriğe erişimin olmaması da cabası.
İnsanlar ilkel bir hayat yaşıyorlar artık; çamaşırları-bulaşıkları ellerinde
yıkıyor, yemekleri odun ateşi üzerinde pişiriyorlar. Kız kardeşlerimle WhatsApp
üzerinden görüşüyoruz. Günlük rutinleri şöyle: Erkenden kalkıp kovalara su
doldurmaya gidiyorlar, odun ateşinde yemek pişiriyorlar, elleriyle
çamaşır-bulaşık yıkıyorlar, bu zorlu mücadele gerektiren bu işlerden sonra
zaten akşam oluyor ve elektriksizlik nedeniyle uyuyorlar. Günleri böyle
geçiyor. Böyle yaşayan bir insan sağlıklı ve normal olabilir mi? Mümkün değil.
Bir insani yardım görevlisi olarak Gazze ve
Mısır’daki durumu yakinen biliyorsunuzdur, Gazzelilerin psikolojisi nasıl?
İyi değil, çok zor durumdalar. Birçoğu Gazze’de
işini, ekmek teknesini ve evini kaybedip Mısır’a beş parasız geldiler. Parayla
gelenlerin de zamanla Mısır’da elde avuçta bir şeyi kalmadı. Kadınların durumu
çok daha kötü; bazıları Mısır’a eşleri olmadan geldiler. Kocaları ya şehit
düştü ya Gazze’de kaldı ya kayıp ya da yaralı. Aylık giderlerini
karşılayabilmek ve kiralarını ödeyebilmek için gelir kaynağına ihtiyaçları var;
ama Mısır’da iş bulup para kazanmak çok zor.
Çocukların psikolojisi annelerinden daha kötü
değil. Çünkü anneler, çocuklarına babalarının eksikliğini hissettirmemek için elinden
geleni yapıyorlar ve bu, hiç kolay değil. Babanın varlığı çocuk ve aile için önemlidir.
Mısır’daki Gazzeli çocukların psikolojisi, Gazze’deki akranlarından daha iyi;
çünkü burada savaş yok, şartları daha iyi. Buradaki çocuklar toplum içine
çıkabiliyor, oyun oynayabiliyor, yemek yiyebiliyor. Öte yandan şartları daha
iyi olsa da kaybettikleri babalarını çok özlüyorlar. Babasız çocuk yetimdir ve
yetimlik kolay değildir.
Sizce Gazze’nin yeniden inşası mümkün mü?
Eğer savaş biter ve geleceğe yönelik bir çözüm
üzerinde taraflar uzlaşırsa mümkün olur; ama şu an ortada böyle bir durum yok.
Düşman İsrail bunu istemiyor; zaman kazanmaya ve bu süreçte insanların
sıkıntılarını iyice artırarak onları terke mecbur bırakmaya çalışıyor. Bu
doğrultuda Gazzelileri başlarını sokabilecekleri evden, eğitimden ve sağlık
hizmetlerinden mahrum bırakma, cahil ve hasta yaşamaya mahkûm etme, vatanlarından
nefret ettirme gibi her türlü yöntemi deniyor. Ama Gazzelilerin birçoğu
vatanını bırakmak istemiyor, direniyor. Mesela babam ve kız kardeşim Gazze’den
asla ayrılmak istemiyor. İsrail’in şartları daha da zorlaştırarak Gazzelileri
çıkmaya zorlaması gibi bir ihtimalin gerçekleşmemesini Allah’tan diliyoruz.
Gazzeliler Aksa Tufanı Operasyonu hakkında ne
düşünüyor?
Bazıları Aksa Tufanı’nı kınıyor, bazıları
sessiz, bazılarıysa sevinçli.
Uzun ve yıkıcı savaşlar geçmişte de günümüzde
de ahlakı bozucu bir işlev görmüştür. Gazzeliler sadece savaş değil soykırım da
yaşıyor. Bu durum Gazzelileri nasıl etkiledi, insanların ahlakı nasıl değişti?
İnsanların çoğu savaş, açlık, ölüm ve yıkım
karşısında değişim geçirdi, davranışları ve hayata bakışları değişti. Ahlaki
tutumlar da üçe ayrıldı. Bazılarının ahlakı kötüleşirken bazılarınınki
iyileşti. Bir kısım ise savaştan önce nasılsa öyle kaldı; ahlakını ve dinini
korudu. Savaş, fakirlik, açlık ve yıkımdan sadece ahlak bozulmadı, bazıları dinini
ve aklını bile kaybetti. Kediniz-köpeğiniz öldüğünde bile ne kadar üzülüyorsunuz;
peki ya tüm ailenizi, işinizi ve evinizi kaybetseniz dayanabilir misiniz? Yaşananlar
karşısında “Allah nerede? Bunlar neden yaşanıyor? Ben neden ailemi, evimi,
malımı mülkümü, her şeyimi kaybediyorum?” diye sorgulayanlar var. Bu da normal.
Başımıza gelenler dünyanın başka bir yerinde yaşansa, bu İslam ülkesi bile
olsa, insanlar çok daha fazla ahlaken bozulur ve imanını kaybederdi. Bu,
Gazze’ye mahsus değil. İmanı kuvvetlenen de çok. Ne var ki imanını, aklını ve
sabitelerini/ilkelerini kaybedenlerin oranı hiç de az değil. Bu insanlar da
kendi içlerinde ayrılıyorlar. Kimisi hafif, kimisi ise şiddetli ahlaki çöküş
yaşadı. Bazı insanlar hırsıza dönüştü; gelen yardımları çalmaya, terk edilen
evleri soymaya başladı. Bunun ardında savaş, açlık, hükümetsizlik,
denetimsizlik, emniyetsizlik ve dinin azalması gibi çeşitli sebepler var. Dahası,
sadece hükümetsizlik ve denetimsizlik ortamında gittikçe bir ormana dönüşen içeride
değil, dışarıda da Gazzelilerin acıları üzerinden cep dolduranlar mevcut.
Gazze’de geçtiğimiz iki senede yaşananlar
dünyanın başka hiçbir yerinde yaşanmadı, dünya savaşlarında bile. Suriye’de on
küsur senede yaşanan katliam ve yıkım bile Gazze’deki kadar değildir. Yüz binlerce
şehidimiz ve kayıp olan ya da enkazlardan çıkarılamayan insanımız var. Her şeye
rağmen Allah, -imanları ölçüsünde- insanların kalbine sabrı da veriyor. Kimisi
tüm ailesini kaybettiği halde sabır ve tevekkül içinde “elhamdülillah” diyor; ama
kimisi aklını yitiriyor. Kederden ve kahırdan hayatını kaybedenler de oldu.
Aklını tamamen yitirenlerin sayısı az. Ahlakı değişenler, aslında aklını kısmen
yitirenler, aklı selim olmaktan çıkanlar diyebiliriz.
Düşünün, bazıları savaştan önce villada
yaşarken ve her şeye sahipken birdenbire kendilerini çadırda elleriyle çamaşır
yıkarken ve elektriksiz buldular. Açlığa ve susuzluğa girmiyorum bile. Bu
insanın tabii ki ruhsal durumu kötüleşecek. Biz Peygamber Efendimizin ve
sahabelerin döneminde yaşamıyoruz ki her şeye sabredebilelim. Biz de insanız ve
etkileniyoruz. Hayal kırıklığına uğruyoruz, zafiyete düşüyoruz. Eyüp
Aleyhisselam’ın sabrı biz modern insanlarda yok. Elektriksiz tek bir gün
geçirebilir misiniz? Soğuk ve kirli suda yıkanabilir misiniz? Mümkün değil. Ama
tüm bunlar Gazze’de her gün yaşanıyor.
Tekrar söylüyorum: Hangi ülke ve halk bizim
yaşadıklarımızı yaşasa içeride aynısı değil, çok daha fazlası yaşanır, hatta
insanlar birbirinin etini bile yerdi.
Sizce Gazze’yi bekleyen en büyük tehlike ne?
Bu savaş en çok gelecek nesillerin toplumsal
dokusunu etkiledi. Savaşın asıl etkisi, yaşanan yıkım veya şehitler değil,
hayatta kalan insanlara ve gelecek nesillere önümüzdeki yıllarda vereceği
zararlar. Şu anki koşullarda yaşayan Gazzeli çocuklar kötü bir çevrede yaşamaya
alışıyorlar. Toplumsal doku ve bugün insanlarımızın yaşadığı ortam gelecek
nesillerin ruhlarını ve hayatlarını uzun yıllar etkileyecek.
Gazzelilerin yaşadıkları daimi korku, şiddet ve
açlık karşısında yeni nesillerin genlerinin ve tabiatının değişmeye başladığı
da söyleniyor. Ne derece doğrudur bilmiyorum…
Evet, insan davranışları ve hayatın tabiatı
değişiyor ve bunların etkisi gelecek on sene içinde daha net görülecek.
Suriye’de de anlattıklarınızın benzerleri
yaşandı. Bunları Suriyelilerden bizzat dinledim. Ama ilk defa bu gerçekleri
dillendiren bir Gazzeliyle karşılaşıyorum…
Birçok insan medyada kamera önünde gerçekleri
söylemekten kaçınıyor. Bu, sadece düşmanı sevindirmemek için değil, aynı
zamanda insanların çoğu yaşanan gerçeklere inanmak ve kabullenmek istemiyor. Ne
var ki Gazze’deki durum, hiçbir beşerin tahammül edebileceği şeyler değil.
Televizyondan Gazze’yi izlerken yaşananlara üzülüyorsunuz; peki siz böyle bir
hayat yaşayabilir misiniz? İmkânsız.
Bu durumda İsrail galip gelmeye başladı diye
düşünüyor musunuz?
Hayır, İsrail galip değil. Galibiyete bunun
üzerinden karar veremeyiz. Evet, Gazze’yi yıkmayı ve Gazzelilerin hayatını
mahvetmeyi başardı, ama nihai ve ezici bir başarıdan söz edemeyiz. Toplumsal
dokuyu bozmayı, insanların toprağına ve vatanına olan sevgisini baltalamayı da
başardı. Bilhassa genç nüfus artık yaşadıklarını kaldıramayıp Filistin’den
nefret ediyor. Neden Gazze’de bütün bu yıkımı yaşamak zorunda olduklarını
sorguluyorlar. Neden Gazze’de bu şartlar altında kalıyorum diyorlar. Tabii
herkes sorgulamıyor; en çok gençler sorgulama içinde. Daha önce de söylediğim
gibi, Gazze’de insanlar ikiye ayrılmış durumda. Bir kısmı Gazze’den gitmek ve
dışarıda hayatını yaşamak, diğer kısmı vatanına sahip çıkıp sonuna kadar
direnmek istiyor. Aksa Tufanı’na bakışta da durum benzer; yarısı direnişin
haklı olduğunu düşünüyor, diğer yarısı yıkımı direnişin getirdiğine inanıyor.
Sizce hangi kesim haklı?
Bana kalırsa iki taraf da haklı. Savaşta her
şeyini kaybedip 7 Ekim gerçekleşmeseydi bütün bunlar yaşanmazdı diye düşünenler
de haklı, direnmeliyiz ve bedelini de ödemeliyiz diyenler de. Hatta iki taraf
da eşit derecede haklı ve asıl sorun da burada.
Ben şahsen direnişi beğeniyorum ve yanındayım,
her ne kadar bazı hatalar yapıp yıkıma sebebiyet verseler de direniş fikrine
tamamen karşı olmamız mümkün değil. Evet, 7 Ekim’de yaşananlar makul değildi ve
bize yıkım getirdi; ama bu, direnişi lanetlemeyi veya karşı olmayı gerektirmez.
Biz dava insanlarıyız ve direniş bizim kanımızda. Ahiret gününe kadar direnmek
zorundayız. Ne var ki eylemin şekli ve zamanlamasının yanlış olduğu
söylenebilir.
Ben herhangi bir siyasi gruba ya da partiye
mensup değilim, orta yolcuyum ve bağımsızım. Herkes kadar bu felaketten
nasibimi aldım ve mazlumların yanındayım. Ben de onlar gibi düşünüyorum.
Direnişi destekleyen vatanseverle de, tüm ailesini kaybetmenin yasını tutan ve
buna sebep olanları kınayan kederli insanla da aynı saftayım. Hepsi haklı. Ama
uzun vadeli sonuçları düşündüğümüzde bu yaşadıklarımız tam bir felaket.
İsrail de çok zarar görmedi mi?
Evet, İsrail de zarar gördü; ama uzun vadede
ABD ve dünyanın desteğiyle kayıplarını hızlıca telafi edecektir.
ABD eski gücünde değil ve giderek zayıflıyor.
Çok şey değişebilir.
Doğru. Ancak sahadaki sonuçlarına baktığımızda
Gazze nesiller boyunca etkisini hissedecek kadar muazzam bir zarar gördü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder