24 Mayıs 2026 Pazar

XX: “GAZZE’DEKİ SAVAŞ, EN ÇOK GELECEK NESİLLERİN TOPLUMSAL DOKUSUNU ETKİLEDİ”


“GAZZE’DEKİ SAVAŞ, EN ÇOK GELECEK NESİLLERİN TOPLUMSAL DOKUSUNU ETKİLEDİ

XX: 2015’ten itibaren hem medyada hem de STK’lar ve uluslararası insani yardım kuruluşlarında, hem Gazze’de hem de yurtdışında çalışmış, hiçbir siyasi ya da ideolojik gruba mensup olmayan bir Gazzeliyle yaptığım röportaj.

Kahire, Mart 2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

Savaştan evvel abluka ve ambargo altında Gazze’ye nelerin girişi yasaktı?

Elektrikli, mekanik ve metal ürünlerin girişi yasaktı. Kamera girişi ve bazı ilaçlar da yasaktı. Benzin vardı ama İsrail’den geldiği için çok pahalıydı. Gaz ve petrol İsrail’in kontrolündeydi. Demir ve çimento girişi de yasaktı; ancak çok sınırlı oranda ara sıra giriyordu.

Peki ya savaştan sonra tam abluka altında Gazze’de mal girişi nasıldı?

İsrail, savaşın ilk 6 ayında, yani Refah sınır kapısını işgaline kadar yardım girişine kısmen izin verdi ama az sayıda. Yani günde 100 TIR geldiyse bunun 10 veya 20’sinin girişine izin veriyordu. Ama sınır kapısını ele geçirip Gazze ile Mısır bağlantısını koparmasıyla içeri bir daha yardım giremez oldu. Ta ki 2025’te Donald Trump başa geçip de ABD Gazze’ye sözde “yardım” etmenin bir yolunu bulana kadar. Yardım mekanizmasının adına “Gazze İnsani Yardım Vakfı” koydular. Ama aslında bu, yardım almaya gelen Gazzelileri vurdukları bir ölüm tuzağıydı.

Şu an Gazze’de hayat nasıl, insanlar neler yaşıyor?

Düşünün, işiniz gücünüz yerinde ve ailenizin geçimini sağlıyorsunuz, eviniz-bahçeniz ve evde sizi bekleyen eşiniz ve çocuklarınız var, basit ve güzel bir hayat yaşıyorsunuz ama bir de bakmışsınız ki sahip olduğunuz her şey gitmiş… Hiç kolay değil. Gazze’de insanlar onurunu bile kaybettiler. Tuvalet-banyo yok. Ebeveynler ile çocuklar aynı çadırda yaşıyorlar; hiçbir özel alanları yok. Mahremiyet kalmadı ve bu çok önemli bir mesele. Bu durum toplumsal yapıda bir gedik açtı. Diğer yandan, geçmişte ayrı evlerde yaşayan ve aralarında resmiyet ama saygı olan evli kardeşler savaş yüzünden tek bir evde, hatta tek bir odada veya çadırda toplandı. Zamanla aileler ve akrabalar arasında sorunlar baş gösterdi. Bu da çok doğal. Savaş sırasında insanların daracık bir alana kıstırılması ve birbirine fiziken fazlaca yakınlaşmak zorunda kalması yüzünden toplumsal problemler arttı. Psikolojik baskı ve sağlık sorunları da bu gerilimi etkiledi. Çocukların eğitimden mahrumiyetleri, temiz bir ortam ve hijyen kalmaması, elektriğe erişimin olmaması da cabası. İnsanlar ilkel bir hayat yaşıyorlar artık; çamaşırları-bulaşıkları ellerinde yıkıyor, yemekleri odun ateşi üzerinde pişiriyorlar. Kız kardeşlerimle WhatsApp üzerinden görüşüyoruz. Günlük rutinleri şöyle: Erkenden kalkıp kovalara su doldurmaya gidiyorlar, odun ateşinde yemek pişiriyorlar, elleriyle çamaşır-bulaşık yıkıyorlar, bu zorlu mücadele gerektiren bu işlerden sonra zaten akşam oluyor ve elektriksizlik nedeniyle uyuyorlar. Günleri böyle geçiyor. Böyle yaşayan bir insan sağlıklı ve normal olabilir mi? Mümkün değil.

Bir insani yardım görevlisi olarak Gazze ve Mısır’daki durumu yakinen biliyorsunuzdur, Gazzelilerin psikolojisi nasıl?

İyi değil, çok zor durumdalar. Birçoğu Gazze’de işini, ekmek teknesini ve evini kaybedip Mısır’a beş parasız geldiler. Parayla gelenlerin de zamanla Mısır’da elde avuçta bir şeyi kalmadı. Kadınların durumu çok daha kötü; bazıları Mısır’a eşleri olmadan geldiler. Kocaları ya şehit düştü ya Gazze’de kaldı ya kayıp ya da yaralı. Aylık giderlerini karşılayabilmek ve kiralarını ödeyebilmek için gelir kaynağına ihtiyaçları var; ama Mısır’da iş bulup para kazanmak çok zor.

Çocukların psikolojisi annelerinden daha kötü değil. Çünkü anneler, çocuklarına babalarının eksikliğini hissettirmemek için elinden geleni yapıyorlar ve bu, hiç kolay değil. Babanın varlığı çocuk ve aile için önemlidir. Mısır’daki Gazzeli çocukların psikolojisi, Gazze’deki akranlarından daha iyi; çünkü burada savaş yok, şartları daha iyi. Buradaki çocuklar toplum içine çıkabiliyor, oyun oynayabiliyor, yemek yiyebiliyor. Öte yandan şartları daha iyi olsa da kaybettikleri babalarını çok özlüyorlar. Babasız çocuk yetimdir ve yetimlik kolay değildir.

Sizce Gazze’nin yeniden inşası mümkün mü?

Eğer savaş biter ve geleceğe yönelik bir çözüm üzerinde taraflar uzlaşırsa mümkün olur; ama şu an ortada böyle bir durum yok. Düşman İsrail bunu istemiyor; zaman kazanmaya ve bu süreçte insanların sıkıntılarını iyice artırarak onları terke mecbur bırakmaya çalışıyor. Bu doğrultuda Gazzelileri başlarını sokabilecekleri evden, eğitimden ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakma, cahil ve hasta yaşamaya mahkûm etme, vatanlarından nefret ettirme gibi her türlü yöntemi deniyor. Ama Gazzelilerin birçoğu vatanını bırakmak istemiyor, direniyor. Mesela babam ve kız kardeşim Gazze’den asla ayrılmak istemiyor. İsrail’in şartları daha da zorlaştırarak Gazzelileri çıkmaya zorlaması gibi bir ihtimalin gerçekleşmemesini Allah’tan diliyoruz.

Gazzeliler Aksa Tufanı Operasyonu hakkında ne düşünüyor?

Bazıları Aksa Tufanı’nı kınıyor, bazıları sessiz, bazılarıysa sevinçli.

Uzun ve yıkıcı savaşlar geçmişte de günümüzde de ahlakı bozucu bir işlev görmüştür. Gazzeliler sadece savaş değil soykırım da yaşıyor. Bu durum Gazzelileri nasıl etkiledi, insanların ahlakı nasıl değişti?

İnsanların çoğu savaş, açlık, ölüm ve yıkım karşısında değişim geçirdi, davranışları ve hayata bakışları değişti. Ahlaki tutumlar da üçe ayrıldı. Bazılarının ahlakı kötüleşirken bazılarınınki iyileşti. Bir kısım ise savaştan önce nasılsa öyle kaldı; ahlakını ve dinini korudu. Savaş, fakirlik, açlık ve yıkımdan sadece ahlak bozulmadı, bazıları dinini ve aklını bile kaybetti. Kediniz-köpeğiniz öldüğünde bile ne kadar üzülüyorsunuz; peki ya tüm ailenizi, işinizi ve evinizi kaybetseniz dayanabilir misiniz? Yaşananlar karşısında “Allah nerede? Bunlar neden yaşanıyor? Ben neden ailemi, evimi, malımı mülkümü, her şeyimi kaybediyorum?” diye sorgulayanlar var. Bu da normal. Başımıza gelenler dünyanın başka bir yerinde yaşansa, bu İslam ülkesi bile olsa, insanlar çok daha fazla ahlaken bozulur ve imanını kaybederdi. Bu, Gazze’ye mahsus değil. İmanı kuvvetlenen de çok. Ne var ki imanını, aklını ve sabitelerini/ilkelerini kaybedenlerin oranı hiç de az değil. Bu insanlar da kendi içlerinde ayrılıyorlar. Kimisi hafif, kimisi ise şiddetli ahlaki çöküş yaşadı. Bazı insanlar hırsıza dönüştü; gelen yardımları çalmaya, terk edilen evleri soymaya başladı. Bunun ardında savaş, açlık, hükümetsizlik, denetimsizlik, emniyetsizlik ve dinin azalması gibi çeşitli sebepler var. Dahası, sadece hükümetsizlik ve denetimsizlik ortamında gittikçe bir ormana dönüşen içeride değil, dışarıda da Gazzelilerin acıları üzerinden cep dolduranlar mevcut.

Gazze’de geçtiğimiz iki senede yaşananlar dünyanın başka hiçbir yerinde yaşanmadı, dünya savaşlarında bile. Suriye’de on küsur senede yaşanan katliam ve yıkım bile Gazze’deki kadar değildir. Yüz binlerce şehidimiz ve kayıp olan ya da enkazlardan çıkarılamayan insanımız var. Her şeye rağmen Allah, -imanları ölçüsünde- insanların kalbine sabrı da veriyor. Kimisi tüm ailesini kaybettiği halde sabır ve tevekkül içinde “elhamdülillah” diyor; ama kimisi aklını yitiriyor. Kederden ve kahırdan hayatını kaybedenler de oldu. Aklını tamamen yitirenlerin sayısı az. Ahlakı değişenler, aslında aklını kısmen yitirenler, aklı selim olmaktan çıkanlar diyebiliriz.

Düşünün, bazıları savaştan önce villada yaşarken ve her şeye sahipken birdenbire kendilerini çadırda elleriyle çamaşır yıkarken ve elektriksiz buldular. Açlığa ve susuzluğa girmiyorum bile. Bu insanın tabii ki ruhsal durumu kötüleşecek. Biz Peygamber Efendimizin ve sahabelerin döneminde yaşamıyoruz ki her şeye sabredebilelim. Biz de insanız ve etkileniyoruz. Hayal kırıklığına uğruyoruz, zafiyete düşüyoruz. Eyüp Aleyhisselam’ın sabrı biz modern insanlarda yok. Elektriksiz tek bir gün geçirebilir misiniz? Soğuk ve kirli suda yıkanabilir misiniz? Mümkün değil. Ama tüm bunlar Gazze’de her gün yaşanıyor.

Tekrar söylüyorum: Hangi ülke ve halk bizim yaşadıklarımızı yaşasa içeride aynısı değil, çok daha fazlası yaşanır, hatta insanlar birbirinin etini bile yerdi.

Sizce Gazze’yi bekleyen en büyük tehlike ne?

Bu savaş en çok gelecek nesillerin toplumsal dokusunu etkiledi. Savaşın asıl etkisi, yaşanan yıkım veya şehitler değil, hayatta kalan insanlara ve gelecek nesillere önümüzdeki yıllarda vereceği zararlar. Şu anki koşullarda yaşayan Gazzeli çocuklar kötü bir çevrede yaşamaya alışıyorlar. Toplumsal doku ve bugün insanlarımızın yaşadığı ortam gelecek nesillerin ruhlarını ve hayatlarını uzun yıllar etkileyecek.

Gazzelilerin yaşadıkları daimi korku, şiddet ve açlık karşısında yeni nesillerin genlerinin ve tabiatının değişmeye başladığı da söyleniyor. Ne derece doğrudur bilmiyorum…

Evet, insan davranışları ve hayatın tabiatı değişiyor ve bunların etkisi gelecek on sene içinde daha net görülecek.

Suriye’de de anlattıklarınızın benzerleri yaşandı. Bunları Suriyelilerden bizzat dinledim. Ama ilk defa bu gerçekleri dillendiren bir Gazzeliyle karşılaşıyorum…

Birçok insan medyada kamera önünde gerçekleri söylemekten kaçınıyor. Bu, sadece düşmanı sevindirmemek için değil, aynı zamanda insanların çoğu yaşanan gerçeklere inanmak ve kabullenmek istemiyor. Ne var ki Gazze’deki durum, hiçbir beşerin tahammül edebileceği şeyler değil. Televizyondan Gazze’yi izlerken yaşananlara üzülüyorsunuz; peki siz böyle bir hayat yaşayabilir misiniz? İmkânsız.

Bu durumda İsrail galip gelmeye başladı diye düşünüyor musunuz?

Hayır, İsrail galip değil. Galibiyete bunun üzerinden karar veremeyiz. Evet, Gazze’yi yıkmayı ve Gazzelilerin hayatını mahvetmeyi başardı, ama nihai ve ezici bir başarıdan söz edemeyiz. Toplumsal dokuyu bozmayı, insanların toprağına ve vatanına olan sevgisini baltalamayı da başardı. Bilhassa genç nüfus artık yaşadıklarını kaldıramayıp Filistin’den nefret ediyor. Neden Gazze’de bütün bu yıkımı yaşamak zorunda olduklarını sorguluyorlar. Neden Gazze’de bu şartlar altında kalıyorum diyorlar. Tabii herkes sorgulamıyor; en çok gençler sorgulama içinde. Daha önce de söylediğim gibi, Gazze’de insanlar ikiye ayrılmış durumda. Bir kısmı Gazze’den gitmek ve dışarıda hayatını yaşamak, diğer kısmı vatanına sahip çıkıp sonuna kadar direnmek istiyor. Aksa Tufanı’na bakışta da durum benzer; yarısı direnişin haklı olduğunu düşünüyor, diğer yarısı yıkımı direnişin getirdiğine inanıyor.

Sizce hangi kesim haklı?

Bana kalırsa iki taraf da haklı. Savaşta her şeyini kaybedip 7 Ekim gerçekleşmeseydi bütün bunlar yaşanmazdı diye düşünenler de haklı, direnmeliyiz ve bedelini de ödemeliyiz diyenler de. Hatta iki taraf da eşit derecede haklı ve asıl sorun da burada.

Ben şahsen direnişi beğeniyorum ve yanındayım, her ne kadar bazı hatalar yapıp yıkıma sebebiyet verseler de direniş fikrine tamamen karşı olmamız mümkün değil. Evet, 7 Ekim’de yaşananlar makul değildi ve bize yıkım getirdi; ama bu, direnişi lanetlemeyi veya karşı olmayı gerektirmez. Biz dava insanlarıyız ve direniş bizim kanımızda. Ahiret gününe kadar direnmek zorundayız. Ne var ki eylemin şekli ve zamanlamasının yanlış olduğu söylenebilir.

Ben herhangi bir siyasi gruba ya da partiye mensup değilim, orta yolcuyum ve bağımsızım. Herkes kadar bu felaketten nasibimi aldım ve mazlumların yanındayım. Ben de onlar gibi düşünüyorum. Direnişi destekleyen vatanseverle de, tüm ailesini kaybetmenin yasını tutan ve buna sebep olanları kınayan kederli insanla da aynı saftayım. Hepsi haklı. Ama uzun vadeli sonuçları düşündüğümüzde bu yaşadıklarımız tam bir felaket.

İsrail de çok zarar görmedi mi?

Evet, İsrail de zarar gördü; ama uzun vadede ABD ve dünyanın desteğiyle kayıplarını hızlıca telafi edecektir.

ABD eski gücünde değil ve giderek zayıflıyor. Çok şey değişebilir.

Doğru. Ancak sahadaki sonuçlarına baktığımızda Gazze nesiller boyunca etkisini hissedecek kadar muazzam bir zarar gördü.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder