röportajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2026 Pazar

XX: “GAZZE’DEKİ ÇOCUKLARIMIN EN BÜYÜK İSTEĞİ, SIRTLARINI YASLAYABİLECEKLERİ GERÇEK BİR DUVAR”


“GAZZE’DEKİ ÇOCUKLARIMIN EN BÜYÜK İSTEĞİ, SIRTLARINI YASLAYABİLECEKLERİ GERÇEK BİR DUVAR”

XX, Kahire, 12.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan: Ahsen Zehra Bala

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Gazze’deyken ne iş yapıyordunuz?

Sosyal beceriler eğitmeniydim, bu alanda doktora derecem de var. Gazze’de üniversitede ders veriyordum. Ayrıca 12 yaş ve üstü genç grupları hayat becerileri konusunda eğitiyordum. Eğitimlerde odaklandığım konular ve sorular şunlardı: Sorun çözme becerisi nasıl kazanılır, lider şahsiyet nasıl olunur, iletişim becerileri nasıl geliştirilir, zaman yönetimi nasıl yapılır, kriz yönetimi nasıl olur, bilhassa Gazze’de yaşadığımız krizler nasıl aşılır… Bunun dışında üretken bir lider figür yetiştirmek için küçük projelere/işletmelere nasıl başlanır, küçük işletmeler nasıl büyütülür konusunda de eğitimler veriyordum. Yine kadınlara, bilhassa istismara uğramış kadınlara ve çocuklara psikolojik destek ve farkındalık sağlıyordum, bazen grup seminerleri düzenleyerek bazen de vaka türüne bağlı olarak bireysel.

Savaş sırasında neler yaşadınız?

Güneyde Refah şehrinde yaşıyorduk. Savaşın ilk gününden itibaren Mısır sınırına doğru göç başladı. Biz de yerinden olanları evimizde ağırladık. Kocamın kız kardeşi bizde kaldı, daha sonra şehit düştü. Kız kardeşim ve eşi de bizimleydi. Ben Mısır’a gelmek için yola çıkarken onlar da evimizden ayrılıp başka yere geçtiler ve orada bombalanıp hepsi birden şehit düştüler. Bu, benim için hayatımın en büyük şokuydu. Cesetleri çıkarılamadı, sığındıkları binanın enkazı altında kaldılar.

Havada dron benzeri kameralar dolaşıp sürekli fotoğraf çekiyordu; bunlar yüz ve ses tanıma sistemiyle çalışıyordu. Aranan kişiler bu şekilde tespit edilip bomba veya kurşunla hedef alınıyordu. 

Bir süre sonra gıda tükenmeye başladı; et, ekmek vs. kalmadı. En büyük sıkıntımız un bulamamaktı. Gaz tamamen kesildi, elektrik de yoktu. Bu yüzden ateş yakarak yemek pişirmeye başladık. Odun ve yakacak o kadar pahalı hale gelmişti ki yolda bulduğum küçücük bir kâğıt parçası bile bizim için adeta bir hazineydi; hemen alıp kâğıdı saklıyordum ki ateş yakmakta kullanabileyim. Çareler üretmek zorundaydık. Alternatif çeşitli düzenekler kurmayı başardık. Filistin insanı zaten icatçıdır.

Henüz daha evimizde yaşarken bütün ahşap kapıları sökmüştük, parçalayıp yakacak malzemeye dönüştürmek ve yemek pişirmekte kullanmak için. Başka ne yapabilirdik ki? Doyurmam gereken çocuklarım vardı ve üstelik evimizde toplam 75 kişi misafir ediyorduk. Eşim hepsini iyi ağırlamak, onları aç bırakmamak istiyordu. Kayınpederimin, Allah rahmet eylesin, çok büyük yemek kazanları vardı. Hep birlikte o büyük kazanlarda evde kalan herkese yemek pişiriyorduk.

Yine su akışı kesildi, bu yüzden içebilmek için çok uzaklardan su taşımak zorunda kaldık. Ardından iletişim koptu ve hiç kimseyle bağlantı kuramaz hale geldik. Bunun yanı sıra her gün çok sayıda aile ferdi şehit düşmeye başladı. Her gece şehit haberleriyle uyanıyorduk.

Kahire’ye hep birlikte mi geldiniz?

Hayır, eşim ve iki büyük oğlum Gazze’de kaldı. Ben üç kızım ve küçük oğlumla geldim.

Eşiniz neden Gazze’de kaldı?

Eşimin beni ve kızlarımı Mısır’a göndermekte ısrar etmesinin nedeni, Yahudilerin evlere ve hastanelere girip genç kızlara tecavüz etmelerinden korkması, bizi korumak istemesiydi. Kendisinin Gazze’de kalma nedeni de insanlar muhtaç durumdayken onlara yardım edebilmekti. Kendisi Sosyal Kalkınma Bakanlığında görevliydi. Yaptığı iş, tamamen sosyal yardım ve insani destekle ilgiliydi. Bana “Gazzelilerin bana ihtiyacı varken onları nasıl bırakıp gidebilirim ki?” dedi. Haklıydı.

Eşinizin görevi önemliymiş. Gazze halkının ekseriyeti geçmişten beri insani yardıma muhtaçtı…

Gazze’de savaştan evvel insani yardım çalışmaları hep vardı. Ama kimsenin bir şikâyeti yoktu, aç açıkta olan da asla olmadı. Çünkü güçlü bir sosyal dayanışma vardı. Ben de sivil toplum kuruluşlarında çalıştım, herkese hizmet veriyorduk. Savaş bu çalışmalara darbe vurdu.

Kahire’de hayatınız nasıl?

Burada hayat iyi, emniyet var ama hayat pahalı. Özellikle İran-İsrail savaşının başlamasıyla bu ay Mısır’da her şeyin fiyatı fırladı. Mısır halkının bize muamelesi iyi. Filistinli, hele de Gazzeli olduğumuzu duyduklarında ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.  Yahudilerden nefret ediyorlar. Gazze’den geldiğimizi öğrenen Mısırlılar neredeyse ağlamaklı oluyor. Hatta birisi “elimizden bir şey gelmiyor, size yardım edemiyoruz, savaş açamıyoruz, çünkü karar almak bizim elimizde değil, bizi affedin” demişti. Mısır halkı sade bir halk ama çok ciddi fakirlik içinde.

Eskiden üç evim vardı; biri Refah’ta dört katlı bir binaydı, diğer Gazze’de, öteki de Deyr el-Belah’taydı. Üçü de bombardımanda yıkıldı; eşim ve çocuklarım çadırda kalıyor. Geçmişte eşyamız çoktu. Buraya gelirken sıfırlandık. Şimdi her şeyi yeni baştan kurmaya çalışıyorum. Ama sıfırdan yeni bir ev kurma fikri benim için hem maddi açıdan çok zor hem de psikolojik olarak çok ağır. Kendimi hala Kahire’ye yeni gelmişim gibi hissediyorum. Zihnim eski evimde. Çarşıya evin bir ihtiyacını almaya gittiğimde “Bende bunun aynısı vardı” diyorum; sonra aklıma geliyor, hayır, o Gazze’deki evimdeydi diye. İki yıl geçmesine rağmen kendimi hâlâ burada geçici hissediyorum. Ama gerçek şu ki kızlarım burada okuduğundan muhtemelen kalıcıyım. Artık buraya yerleşip bir düzen kurmam gerekiyor. Ama psikolojik olarak buna hazır değilim. Yirmi yıldan fazla emek verdiğin evini, hayatını, eğitimini, işini geride bırakıp bir anda her şeyini kaybetmek... bunu kabullenmek gerçekten çok zor.

Suriyeliler de ilk yıllarda sizinle aynı duyguları yaşamıştı. Türkiye’deki Suriyelilerin hikayesi anlattıklarınıza çok benziyor.

Biz de Suriyelilerden çok şey öğrendik… Buraya ilk geldiğimde herkes bana “Mobilyalı ev kiralama. Boş bir ev tut, mobilyalarını kendin alıp yerleş” dedi. Ama ben hep nasıl olsa Gazze’ye geri döneceğim, mobilyaları ve eşyaları ne yapacağım diye düşündüm. Fakat artık gerçeği kabullenmek zorundayım. Ev eşyası alıp yerleşik bir hayat kurmam gerekiyor. Çünkü savaş beklediğimizden çok daha uzun sürdü.  Başta bir-iki hafta sürer sanmıştık; ama iki yıl geçti, üçüncü yıla girdik.

Kahire’de ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Lisede okuyan kızım sınavlara hazırlanıyor. İhtiyaç duyduğu özel eğitim programı yaşadığım ilçede olmadığından taşınmak zorundayım ama kiralar çok yüksek. Eşim bir yandan Gazze’deki masraflarını karşılamaya çalışırken diğer yandan bizim buradaki evin kirasını ödeyemez. Üstelik çocuklarımın hepsinin eğitim masrafları da var. Büyük kızım İngilizce mütercim-tercümanlık bölümünden mezun oldu; diğer iki kızım lisede, oğlum da ortaokulda. Bu arada kızım Türkiye’ye ve Türkçeye âşık. Türk dizilerini seyrederek Türkçe öğrendi.

Çocuklarımı Filistin okuluna kaydettirdim. Fakat okul yönetimi bana sürekli “Ramazan ayı bitmeden okul ücretlerini ödemeniz gerekiyor” diye hatırlatma yapıyor. Şu ana kadar ödeme yapamadım. Üç çocuğum var ve her biri için yaklaşık 16 bin cüneyh (300 dolar) isteniyor. Yani toplamda 900 dolar gerekiyor ki bu büyük bir meblağ. Nerede olursak olalım biz Filistinliler için en önemli şey eğitimdir. Eğitimi en büyük sermayemiz olarak görürüz. İlim ve din olmadan hayatın gerçek anlamda değeri olmadığını düşünürüz. Okul masrafları önemli bir mesele.

Eşim geçmişte Mısır’da yüksek lisans ve doktora yapmıştı. Bana eskiden burada kiraların ve masrafların çok çok ucuz olduğunu anlatırdı. Dört sene öncesinde bile öyleydi. Fakat özellikle 2023’te savaşla birlikte Sudanlıların kitlesel göçünden sonra kiralar ve maliyetler çok ciddi fırladı. Elbette her Sudanlı maddi olarak aynı düzeyde değil. Kimisi fakruzaruret içindeyken ve kavurucu sıcaklar da dahil yaz-kış sokaklarda yatarken, kimisi servetle, özellikle bol altınla gelmiş ve ev sahipleri kira olarak ne isterdilerse ödemişler. Biz Filistinliler Mısır’a geldiğimizde ev kiralarını görünce şaşırıp kaldık. Mobilyalı küçücük bir evin kirası 60 veya 80 bin cüneyh. Orta halli mobilyasız bir ev de yaklaşık 25 bin cüneyh.

2012’de Kahire’ye geldiğimde Afrikalıyla karşılaşmamıştım. 14 yıl sonra tekrar geldiğimde havalimanından itibaren her yerin Sudanlılar başta olmak üzere Afrikalılarla dolu olduğunu görünce çok şaşırdım.

Ekim Şehri bölgesinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği var; orada kendinizi adeta Sudan’daymış gibi hissediyorsunuz. Kızlarımın okulunda da çok sayıda Sudanlı öğrenci var. Mısırlı servis şoförü, bazen kızlarıma (bembeyaz oldukları için) “siz bunların yanında lamba gibi parlıyorsunuz” diye şaka yapıyor.

Dünya altın rezervinin yüzde 88’i Sudan’da. Aşırı zenginler var. Ama Sudan halkı oldukça tembel. Süpermarketi olanlara şekerin fiyatı ne kadar diye sorsanız yerinden kıpırdayıp da bakmak istemez. Ellerinde çokça altın var ama ondan faydalanamıyorlar. Çok zengin doğal kaynaklara sahip olduğundan ABD, İsrail gibi büyük devletlerin gözleri Sudan’ın üzerinde…

Gazze’de kalan eşiniz ve oğullarınız ne durumda, ne gibi zorluklar çekiyorlar?

İsrail Refah’ı boşalttırdı. Eşim ve oğullarım önce Deyr el-Balah, sonra Han Yunus’un Mevasi bölgesine sığındı. Çadırda yaşıyorlar. Yemeklerini yaktıkları ateş üzerinde kendileri pişiriyorlar. Gazze’deki çocuklarımın en büyük isteği ne biliyor musunuz? Sırtlarını yaslayabilecekleri gerçek bir duvarın olması. Çünkü çadırda yaşıyorlar ve çadırların duvarı yok. Eşim ve çocuklar sıcaktan muzdarip. Çadırlar insanca yaşamaya kesinlikle elverişli değil. Sular temiz değil ve ayrıca gelen su da gerçekten sıcak. Böcekler her yere yayıldı, bu durum cilt hastalıklarını yaygınlaştırdı. Oğullarımdan biri böceklerin vücudunda açtığı derin yaralardan uzun süre baş etmek zorunda kaldı. Şimdi bir de Gazze’de kemirgen ve fare istilası var. Bu hiç normal bir istila değil ve önüne geçilemiyor. Ekmeği bile koyacak yer bulamıyorlar, fareler ulaşamasın diye çadır direğinin tepesine asıyorlar. Buna rağmen fareler ulaşıp yemeye çalışıyorlar. Fareler çadırlardaki led ışıkların kablolarını bile kemirip yiyor ve insanların ışık kaynaklarını yok ediyorlar.

İsrail’in bu fareleri getirip yayılmasını sağladığı söyleniyor.

Evet, öyle. Çok tuhaf renklerde fareler var. Gece onları göremiyorlar. Geçenlerde büyük bir fare çadırda bir çocuğun gözünü ısırdı. Yine yaşlı bir kadının parmaklarını yedi. Düğünü olacak bir genç kızın çeyizini ve kıyafetlerini kemirdi.

Benim için en büyük sıkıntı, iki oğlumun da eşimle kalmış olması. Çünkü bu durum eşimin Gazze’deki masraflarını artırdı. Gazze’de hayat o kadar pahalı ki. Et girişinin kesilmesinden yaklaşık on ay sonra eşim ilk kez bir tavuk bulabilmiş, donmuş tavuğa 100 dolar ödemiş; düşünün taze bile değil. Eşim o olayı bana “Çocuklar için adeta bir bayram gün oldu” diye anlattı. Oğullarım “Bugün et yedik, bugün et yedik!” diye sevinçten uçmuş. Düşünün tek bir öğün tavuk yiyebilmek bile Gazze’de bayram havası estiriyor.

Eşimin hem Gazze’deki hem de Mısır’daki masraflarımızı karşılamaya gücü yetmiyor. Bu yüzden liseyi %91 ortalamayla bitiren oğlumu iki yıldır hâlâ üniversiteye kaydettiremedik. En büyük hayali Gazze’de veya yurtdışında tıp okumak. Ama şartlar gerçekten zor. Sınır kapısı hala kapalı; Gazze dışına çıkabilmesinin hiçbir yolu yok. Tıp eğitiminin yıllık ücreti yaklaşık 3.000 dolar ve bunu karşılayacak imkânımız yok. Büyük oğlum da muhasebe okuyor.

Gazze’deki sıkıntılar çok büyük. İran’la savaş patlak verdiğinde fiyatların fırlamasıyla durumları daha da kötüleşti. Sürekli bir zorluk ve mücadele söz konusu… Ayakkabı bulmak bile zor. Şu anda bazı kıyafetler bulunsa bile fiyatları aşırı yüksek. Bazen Gazze’ye ihtiyaç duyulan bazı mallar geliyor ama insanların bunları satın alacak parası yok. Zaten iş ve para kazanma imkânı da yok. İnsanlar genellikle yardım kuruluşlarının sağladığı gıdayla ve aşevlerinde pişen yemeklerle yaşıyor. Bu yardımlar da sürekli değil. Yemek pişirmede kullanılan gaz iyice kıtlaştı, hatta odunun fiyatı bile aşırı yükseldi. Çünkü Gazze’de artık neredeyse hiç ağaç kalmadı. Yemek pişirebilmek ve ısınmak için bütün ağaçlar kesildi. İnsanlar bombalanan evlere giriyor, yıkıntılar arasından mobilyalar ve odun olabilecek malzemeler bulabilmek için.

Gazze Şeridi, Akdeniz kıyısı boyunca küçücük bir yerdir. Kuzeyden güneye bir saatte gidilebilir. Mısır’a ilk geldiğimde insanların ve arabaların sayısını görünce gerçekten şaşırdım. Gazze 2 milyon nüfusluyken Mısır 120 milyon. Biliyor musunuz, çocuklarım Gazze’den beni arayıp sokakları videoya çekmemi istiyorlar, arabaları ve trafiği görebilmek için... Çünkü Gazze’de artık neredeyse hiç araba yok. Olsa da benzin bulunmuyor. Videolardaki arabaları görünce “Anne, ne kadar çok araba var!” diye şaşkınlıklarını ifade ediyorlar.



28 Mayıs 2026 Perşembe

XX: “HAZIRLIĞINIZI YAPIN, MESCİD-İ AKSA MERKEZLİ BU SAVAŞ SİZİ DE İÇİNE ÇEKECEK”


XX: “MERKEZİNDE MESCİD-İ AKSA OLAN BİR DİN SAVAŞI YAŞANIYOR; HAZIRLIĞINIZI YAPIN, BU SAVAŞ SİZİ DE İÇİNE ÇEKECEK”

XX, sahada görev yaparken yaralanıp tedavi için Mısır’a gitmiş Gazzeli bir beyefendidir.

Kahire, 13 Mart 2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 950 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.


Mısır’a niçin geldiniz ve Gazze’ye geri dönmeyi düşünüyor musunuz?

İşgalcinin saldırısında yaralanıp tedavi için Mısır’a geldim. Sağlığım artık iyi elhamdülillah. Mısır’da Gazze halkının hizmetindeyim. Ama şu dünyada istediğim tek şey Gazze’ye geri dönebilmek. Evet, Mısır güvenli bir ülke. Ama burada olmak içimi rahat ettirmiyor. Gerçek güven ve huzur duygusunu sadece ve sadece Gazze’de hissedebilirim. Çünkü Filistin ve Gazze dışında her yer, bir yanılsamadan ve yalandan ibaret; her yer bizim için yalan dünya.

Gazze’nin kuzeyindenim. Burada Beyt Lahiya, Beyt Hanun ve Cebaliya işgalcinin en çok yıktığı yerler. Kuzeyin bir kısmı İsrail işgali altında olsa da tamamı değil. Orada hala vatanını gönülden seven, ihlaslı ve mücahit insanlar yaşıyor. Dün memleketimde hayatını sürdürmeye çalışan tanıdığım ailelere yardım yolladım. Bütün çocukları mücahit olup şehit düşen bir hanım, bana bir arkadaşım üzerinden şu mesajı yolladı: “Onu buraya bekliyoruz, kimsecikler kalmasa bile. Bir an evvel geri dönsün. Bizi unutmasın, şehrimiz tamamen yıkılsa bile biz hala buradayız.” Bu sözler içimi dağladı. Gazze’den sağlığım için mecburen ayrılsam da içim yanıyor, kendimi hain hissediyorum.

Gazze’deki geçmiş tüm savaşları yaşadım. Yaralanıp da tedavi için Gazze’den ayrılırken sübhanallah, daha Refah sınır kapısındayken çok büyük bir pişmanlık duydum. Filistin’de ama en çok da Gazze’de Allah’tan gelen ilahi bir şey vardır ve bunu sadece orada yaşayan hissedebilir. Gazze sadece bir şehir değil, bir ruhtur, teselli bulduğumuz manevi bir mekandır. Biz Gazze’ye, Gazze de bize öylesine meftunuz ki birbirimizden ayrılabilmek inanılmaz zordur, hatta Gazze’de kuşatma ve bombardıman altında bitap düşsek bile, elhamdülillah.

Aileniz nerede? Savaşta yakınlarınızdan kaç kişiyi kaybettiniz?

Savaşta yakın arkadaş ve dostlarımdan 75 kişi şehit düştü. Elhamdülillah, hepsi kendini Allah’a adamış insanlardı. Akrabalarım ve komşularımdan da 55 kişi şehit oldu, kuzenlerim Allah yolunda can verdi.

Ailemin bir kısmı sahilde, bir kısmı işgal bölgesinin tam dibinde, öyle ki işgal askerleriyle aralarında sadece metreler var ama oradan çıkıp da Gazze’nin başka bir yerine gitmek istemiyorlar. Tehlike altında olmalarına önem vermiyorlar; çünkü çok daha zor ve tehlikeli günler yaşadılar.

En korkusuz savaşçıların, hatta İsrail’in meşhur merkava tanklarının üzerine atlayıp kullanılmaz hale getirenlerin kuzeydeki Gazzeli gençler olduğunu duydum. Neden? Onları diğer Gazzelilerden farklı kılan şey ne?

Kuzey Gazze’nin evlatları küçüklükten itibaren devrimin meşaleleridir. Direniş her zaman kuzeyden başladı. Ebu Ubeyde, Muhammed Dayf, Yahya Ayyaş ve neredeyse bütün Kassam komutanları kuzeydendi. Kuzey, Kassam mücahitlerinin kalesidir.

Peki, kuzeyde hayat nasıl?

Çok zor. Allah’ın eli onların elleri üzerinde... Sadece günlük, günü kurtararak yaşamaya devam ediyorlar.

Açlık ve savaş insanların sağlığını, psikolojisini ve düşüncesini nasıl etkiliyor?

Tabii ki olumsuz etkileri çok büyük, bunu inkâr edemeyiz. Ama emin olun Gazzeliler Allah’ın her şeyde, her işte, her şartta onlarla beraber olduğuna inanıyorlar. Savaş az da olsa hafifledi ama hala şehit vermeye devam ediyoruz. Elhamdülillah, bu bizim kaderimiz. Bu yol zorluk ve kanla dolu. Bedelini de ödemek zorundayız, ama tek başımıza değil. Tüm Müslümanların harekete geçmesi gerekiyor.

Bu arada Filistin’i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak sizin de görev ve sorumluluğunuz. Biz tek bir ümmetiz. Aramızda ne fark var? Siz Türkiye’de doğdunuz ve yaşadınız, biz de Gazze’de. Aynı Allah’a ibadet ediyoruz. Ülkelerimiz farklı ama dinimiz, inancımız, kutsalımız aynı. Mescid-i Aksa uğrunda her birimiz ne yapıyoruz, bütün mesele bu.

Açlık insanların düşünme becerisini veya hareketlerini olumsuz etkilemiyor mu? Suriye’de açlıktan yürüyemeyen çocuk görmüştüm. Öğretmenlerden açlık yüzünden zekâsı geri kalmış çocuklar olduğunu öğrenmiştim. Gazze’de de böyle örnekler yok mu?

Var tabii ki. Açlıktan konuşamayan, okuyamayan, okuduğunu veya duyduğunu anlayamayan, çalışamayan insanlar mevcut…

İşim gereği çok fazla insanla görüşüyorum, ama artık hakikaten çok yoruldum. İnsanlar Gazzelilere yardım etmek için değil, kendi dernekleri için yardım gönderiyorlar. Bu düşünme biçiminden usandım. Yardım edecekseniz gerçekten yardım edin, bir yaraya merhem olun. Sadece gıda gönderip kenara çekilmeyin, gerçekten bir açığı kapatmak için yardım edin. İhtiyacımız olan şey sadece yiyecek ve para değil, aynı zamanda eğitim-öğretim, Gazzelilerin arkasında durmanız, içine düşülen durumdan kurtarmak için çalışmanız. Gıda yollayanı yüceltecek değilim. Ne güzel yemek göndermişler diye sevinemem. En büyük ihtiyacımız, bizim yanımızda durmanız, destek çıkmanız, plan-program yapmanız, insanlara dayanak olmanız.

Mücahitler iki yıl boyunca tünellerde nasıl yaşayıp mücadele yürütebildi? Gıda yok, güneş ışığı yok. Bu durum onların sağlığını olumsuz etkilemedi mi?

Onları asıl etkileyen ne biliyor musunuz? Maalesef ki halkların kaybı. İki yıldır tünellerde yaşayıp güneş ışığından mahrumiyet değil. Tünelden çıktıklarında halkların halini ve şuursuzluğunu görmek en zoru oldu. Aç susuz kalmak mesele değil; bu konuda insan aklının almayacağı inanılmaz rivayetler var. Gazze’de sahabelerin yaşadıkları yaşandı. Hep şunu söylüyorum, Allah en iyisini bilir ama onlar 21. yüzyılın sahabeleri. Sahabeler, artık sadece kitaplarda değil, gözlerimizin önünde; onların neler yaptıklarını, nasıl yaşadıklarını ve mücadele yürüttüklerini inceleyin. İnanılmaz gerçekten. Onlar Allah’ın yeryüzündeki askerleri.

Savaştan evvel de Gazzeliler maddi sıkıntılar yaşıyordu, maaşlar çok düşüktü. Sizi maddi zorluklar karşısında hayatta tutan neydi?

Evet, maaşlar düşüktü. En düşük memur maaşı 300 dolardı. Üst düzey yöneticilerin en yüksek maaşı 1500 dolardı. Hayatlarımız basitti ama güzeldi. Azla yaşıyorduk ve buna razıydık. Bizi yaşatan ve azimle ayakta tutan şey, içimizdeki razı olma duygusudur.

Ateşkes hakkında ne düşünüyorsunuz?

Siz bu hikâyeye inanıyor musunuz? Ateşkes falan yok, savaş sürecek. Hesaplaşma Mescid-i Aksa’nın kaderiyle bağlantılı. 7 Ekim sadece başlangıçtı. Türkler olarak hazırlığınızı yapın, kendinizi mücadeleye hazırlayın. Bu savaş yayılacak ve sizi de içine çekecek. ABD ve İsrail’le savaşa hazır olun. Onlar bu dünyanın en büyük şeytanları. Bazıları en büyük şeytan İran diyor, bu doğru değil. İran’ı iyi tanırım. Şii olsalar da bu davaya sadakatle bağlıları, sonuna kadar hakkı savunanları var. Dün Netanyahu basın toplantısında Sünni ile Şii arasında bir ayrım yapmadıklarını, her ikisiyle de savaşacaklarını söyledi. Siyonistler nazarında Türk’müş, Ürdünlüymüş, Mısırlıymış, Lübnanlıymış, İranlıymış, Kürt’müş aralarında hiçbir fark yok.

Dinî bir savaşın içindeyiz; yaşananları iktisadi bir savaş, petrol-doğalgaz savaşı falan zannetmeyin. Bu, merkezinde Mescidi-i Aksa olan bir din savaşı. Önünde sonunda Mescid-i Aksa’yı yıkmaya kalkışacaklar. Bakın, kaç gündür kapalı ama kimseden ses çıkmıyor. Müslümanlar nerede? Adeta üzerlerinde ölü toprağı var.

İşgalci ne yaparsa yapsın, halka ne kadar baskı uygularsa uygulasın, iç cephede bizi ne kadar birbirimize düşürmeye çalışırsa çalışsın direniş Gazze’de varlığını sürdürecek. Kaçarı yok. Gazze halkı, HAMAS’lı olmasa bile, direnişi destekler.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sizi Mısır’a getiren şey neydi? Gazzeli çocuklar, kadınlar ve yaralılarla birlikte olmak ve onlara yardım etmek. Bu, sizin için basit bir iş gibi görünebilir, ama Allah indinde çok büyük bir iş yaptınız. Çünkü Allah’ın kullarına hizmet edenlerin her biri kendi çapında veya kendi cephesinde görev yapar, cihat eder. Gıda dağıtımı, maddi yardım, fikir üretimi, psikolojik destek vd. her biri birer cephedir, cihadın farklı yönleridir. Dua da bir cihattır ama duayla yetinmemek, yanında fiili bir şeyler yapmak gerekir.

Bizler, sizin gibi ihlaslı insanlar olduğu sürece iyi olacağız. Birileri kurtuluşu uzak görse de biz yakın görüyoruz. İnşallah bu yıllar bize doğru ile yanlışın ne olduğunu gösterecek ve hakikati ortaya çıkaracak. Hakikat yolu, doğru yol apaçık. Müminlerin ve ihlaslıların bu gemiye atlaması gerekir. Neredesiniz? Akıllarınız ve kalpleriniz nerede?


8 Mayıs 2026 Cuma

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 2

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 2

12 Mart 2026

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 950 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.


Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeliler için verdiği iftarda, derneğin maddi yardımlarıyla protez bacaklara kavuşan dört gençle kısa röportajlar yaparak Gazze’de başlarına gelenleri öğrenmeye çalıştım. Savaşta çok fazla Gazzelinin organlarını yitirdiğini hatırlatayım. Mısır’da her protez bacak 300.000 TL’ye mâl oluyor. Sizler de aranızda yardım toplayıp Gazzelileri yitirdikleri organlarını telafi edecek protezlere kavuşturabilirsiniz.


1. Genç Asım

Savaşta neler yaşadın?

Gazze şehrinde yaşıyordum. Yaralıları hastaneye ulaştırmakla görevliydim. Evde ailemle uyurken binamız bombalandı; uyandığımda iki ayağımdan yaralandığımı anladım. Hastaneye gittim. Kan kaybından baygındım, doktor her iki ayağımı da diz altından kesti. Acıyı hissetmedim.

Dizden aşağısının kesildiğini anladığında ne yaptın?

Allah’a hamd ettim, elhamdülillah dedim sadece.

Ailende şehit var mı?

Annem ve kız kardeşim şehit düştü.  Babam ve iki erkek kardeşim hala Gazze’de. Mısır’a bir erkek kardeşim bana refakatçi olarak geldi.

Hayatın nasıl değişti, ne gibi sıkıntılar çekiyorsun?

Ayakları olanlar gibi rahat hareket edemiyorum, yürümekte zorlanıyorum. Bu süreçte kaslarım da zayıfladı. Ama elhamdülillah her halimize. Tedavi sürdükçe Allah’ın izniyle daha iyi hale geleceğim. Mısır Arap Cumhuriyeti sağ olsun bizi tedavi için kabul etti. Elhamdülillah protez bacaklarıma ve sağlığıma kavuştum.

 

2. Genç Muhammed

Savaşta nasıl yaralandığını ve sonrasında neler yaşadığını anlatır mısın?

Gazze şehrinde yaşıyordum. Evimizin civarı bombalandı, yaralılar vardı. Hanımım doğum sancıları çekmeye başladı. Arabam vardı. Hanımımı ve yerdeki parçalanmış küçük çocukları alıp hastaneye yola çıktık. Sabah 4’te ansızın karşımıza bir işgalci tankı çıktı ve roketatarla ateş açtı. Bu sırada sol ayağımdan yaralandım. Sonra bir asker tanktan indi ve ölmemiz için bize doğrudan gerçek mermilerle ateş etti. Arabadaki herkes şehit düştü. Arabam kullanılmaz hale geldi. Ayağımdan yaralandığım için yürüyemiyordum. Üç kilometre ötedeki en yakın hastaneye sürünerek gittim. Ameliyat için hastanede herhangi bir anestezi yoktu; çünkü Yahudiler Gazze’ye ilaç ve tıbbi malzeme girişine izin vermiyordu. Mecburen anestezisiz bacağımı kestiler. Korkunç bir acıydı; çığlıklar atıyor, inliyordum. Daha sonra evim de bombalanıp tamamen yıkıldı. Tedavi için Mısır’a gitmeme izin çıkana kadar Gazze’de bekledim. Sonunda çok şükür Mısır’da tedavime başlandı. Protez bacağa kavuştum. Şimdi iyiyim.


3. Genç Abdullah

Savaşta neler yaşadın?

Deyr el-Balah’taki el-Megazi mülteci kampındanım. Ocak 2024’te soykırım savaşına maruz kaldık. 14 gün boyunca kampı kuşattılar. Yemek yok, su yok. Ailemle evimizde kaldık. Hükümet kurumları ve uluslararası kuruluşlar tahliyemiz için çağrılar yaptı. Ama maalesef çağrıları dinleyen olmadı ve bombardıman çok şiddetli olduğundan kimse de bir şey yapamadı. 14 Ocak 2024’te evimiz vuruldu ve tüm ailem şehit düştü. Tam 15 kişi. Babamı ve kız kardeşimi bütün çocuklarıyla birlikte kaybettik. Ben, annem ve eşim hayatta kaldık. Eşim 4 aylık hamileydi. Elhamdülillah, Rabbim çocuğumuzun Mısır’a gelmeden Gazze’de doğmasını nasip etti. El-Aksa Şehitleri Hastanesinde sağ bacağım dizimin üstünden ve sol ayağım kesildi. Sevgili Mısır’a tedavi için geldim. Türk kardeşlerimizin maddi yardımlarıyla Mısırlı doktorlar sayesinde iyi bir tedavi gördüm. Filistinliler olarak Mısır’da kalanlara ve yaralılara yardıma gelen Türklere müteşekkiriz. Allah dünyada ve ahirette ecrinizi versin.

Mısır’a kiminle geldin?

Eşim bana refakat etti. Annem İsrail’in inadı yüzünden Gazze’de kaldı. İsrail ya annenle ya eşinle gidebilirsin dedi. Eşim yeni doğum yapmıştı, bebeğimiz vardı. Annem eşinle birlikte gidip kendini kurtar dedi.

Annen Gazze’de yalnız ne durumda? Ailenin kalanı şehit düşmüşken aklın annende kalmıyor mu?

Annem yıkılan evimizde kaldı. Gazze’de akrabalarımız var çok şükür. Zaten biz Gazzeliler hepimiz birbirimizin akrabası sayılırız. Hepimiz kardeşiz. Annem Arap, Türk ve uluslararası yardım kuruluşlarının yardımlarıyla hayatını sürdürüyor. Deyr el-Balah’a çok şükür yardımlar hala giriyor; burası en az yıkım alan yer.

Gazze’de 5-6 ay boyunca şiddetli açlık yaşandı. Bu durum Mısır’daki biz Filistinlileri psikolojik olarak çok yordu. Mesela Asım kardeşimin babası ve akrabaları Gazze’de olduğundan aklı fikri tamamen açlık çeken Gazze’deydi. Muhammed kardeşimin de çocukları Gazze’de olduğundan zihni tamamen orayla meşguldü. Benim de annem aklımdan çıkmadı. Bana yeni protez bacak takılmıştı; protezi satıp parasını Gazze’deki anneme yollamak istedim. Durum çok kötüydü; ama elhamdülillah bu aşamayı atlattık.

Hanımının psikolojisi nasıl?

Yıkılmış durumda psikolojik olarak. Savaşın en başından beri ailesini ve akrabalarını hiç göremedi. Çünkü ailesi kuzeyde Cabaliye mülteci kampında kuşatma altındaydı, biz ise Gazze’nin orta kesimindeydik. Aklı hep ailesinde kaldı. Kardeşi şehit düştü, ebeveyni yaşıyor. Ailesi şimdi Gazze şehrinde bir çadırda kalıyor.

 

(Üç gence birden sordum) Savaş rüyalarınıza hala giriyor mu? Hayatınızı nasıl etkiledi?

Gazze’de yaşadıklarımızı ve çektiğimiz acıları geceleri kâbus olarak görüyoruz. Uyumak zor. Gündüz de sürekli korkular yaşıyoruz. Kendimizi hala güvende hissedemiyoruz. Balonun bile patlama sesini duysak panik oluyoruz, füze saldırısı gibi hissediyoruz. Bu duygudan kurtulmak zor.

Başımızı geceleri yastığa koyduğumuzda, kaybettiğimiz Gazze’deki arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi hatırlıyoruz, hüzne gark oluyoruz. Kaybettiklerimizi düşünmek, buradaki acılarımızın kaynağı. Ama her zaman onlar için dua ediyoruz ve cennette şehitlik derecesine yükseleceklerini umuyoruz. Kaybettiğimiz sevdiklerimizle cennette tekrar buluşacağız inşallah.


4. Genç Ömer

Tek başıma yolda yürürken bombalanan bir bina üstüme düştü. Kurtarma esnasında ayağım hemen kesildi. Akabinde hastaneye götürüldüm. Yaralandıktan iki yıl sonra tedavi için Mısır’a gelebildim. Burada protez bacak takıldı. Çok şükür sağlığıma kavuştum, normal hayata döndüm. Ailem Gazze şehrinde yaşıyor. Kız kardeşimle buradayız ama okuduğu için bir ay sonra dönecek. Küçük bir ameliyat daha olmam lazım. Ondan sonra protezde biraz değişiklik yapılacak. Tamamen iyileşince Gazze’ye dönmeyi düşünüyorum. İsrail, yaralı veya hasta olduğu için Mısır’a tedaviye gelenlerin dönüşünü engelleyemiyor, geri dönmemizi istemese de; diğer yollarla gelenlerin ise dönüşüne izin vermiyor.

 

***

 

12 Mart 2026 tarihinde Kardeşim Derneği’nin Kahire’deki Gazzeli dul, yetim ve yaralılar için verdiği iftarda karşılaştığım bazı hanımlarla yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum.


1. Şucaiyyeli bir hanım

Şucaiyyeli olduğunuzu öğrendim. 2014’teki 51 günlük savaşta Şucaiyye’yi muazzam direnişi sayesinde öğrenmiştik. Son savaşta neler yaşandı?

Yaşanan, savaş değildi, tam bir barbarlıktı ve bombardıman çılgınlığıydı. Bu çocuk veya şurası sivillerin evi vs. demeden rastgele bombalar yağdırıyorlardı. Biz bombardımandan ve savaş uçaklarından korkarak Şucaiyye’den güneye göç ettik; ama kocam ve oğlum gelmedi, evde kaldılar. Kocam sabah namazını kılarken evimiz bombalandı. Kocam 40, oğlum 23 yaşındaydı şehit düştüklerinde. Binamızda 5 kişi şehit oldu, karşı binada 30 kişi. Zeyno ailesi muhtemelen 100’den fazla şehit verdi. Elhamdülillah her halimize.

Mısır’a niçin geldiniz?

Eşim ve oğlum şehit düştükten sonra ailem beni gönderdi. Çok yorulduk Gazze’de. Annem-babam hepimiz buradayız. Gazze’de hepimiz tek bir çadırdaydık, çok zordu. Erkek kardeşimin arkadaşı sayesinde Mısır’a gelebildik, Allah ondan razı olsun. Haydutça bir saldırıya uğramamızdan korktu. Gazze’de yaşananlar, haberlerde duyduklarınızdan çok daha fena.


2. Üçüz annesi bir hanım

Han Yunus kampındanım. Kocamı savaşın ilk haftasında Ekim 2023’te kaybettim. Kahvaltı ederken evimiz bombalandı; kocam şehit düştü, ben de sırtımdan sakatlandım. Üçüzlere hamileydim. Yedi yıl hasretten sonra tüp bebek yöntemiyle daha iki ay evvel hamile kalmıştım… Savaş çok zordu. Aç kaldık. Hamileliğimin altıncı ayında Mısır’a geldim, yedinci ayda doğurdum. Durumum çok kötüydü. Sırtımdaki şarapnel parçaları yüzünde hareket edemiyordum, sürekli sırtüstü yatmak zorundaydım. Üçüzlerim 1,5 ay küvözde kaldılar. Ağrım hafifleyince beni Filistinlilerin kaldığı mahalleye götürdüler. Alt sınıfların yaşadığı bu evlerde şartlar çok çok zordu. Ne yardım vardı ne yemek ne içecek; hiçbir şey yoktu. Orada beş ay kaldım. Sonra üçüz çocuklarımla kiraya çıktım.  

Mısır’a tek başına mı geldin?

Evet, tek başıma. Gazze’den annemle birlikte yola çıktım ama pasaportu olmadığı için onu sınırdan çevirdiler, Gazze’ye geri dönmek zorunda kaldı. Mısır’da geniş aile ve akrabalarımdan kimse yok.

Ayda 5000 cüneyh kira ödüyorum. Herhangi bir gelirim yok. Arada bir gelen yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyorum. Gıda kolisi olarak verilen insani yardımların yarısını satıyorum ki geçinebileyim. Mesleğim iç mimarlık. Ama Mısır bu alanda zayıf, iş yok. Zaten tamamen iyileşmiş de değilim, hareket etmekte zorlanıyorum.

Tek başına yabancı bir ülkede üçüz çocuk büyütmek çok zor olmalı…

Hem de nasıl. Çok zorlanıyorum. Üçüzlerimin hepsi erkek ve şu an 1,5 yaşındalar. Bir yere götürmek için üç çocuğu arabaya bindirmek bile beni çok yoruyor. Evde de öyle. Her birini tek tek beslemek zorundayım, gücüm de param da yetmiyor. Bakımlarında çok zorlanıyorum. Burada iyi arkadaşlar edindim, birbirimize gidip geliyoruz ama nihayetinde herkes kendi evinde yaşıyor. Keşke yanımda daimi biri olabilseydi. Çocukların masrafları da çok fazla; bebek bezi, süt, meyve… Aile geçimini sağlayan bir kocam yok artık. Ne kadar zorlandığımı varın siz düşünün. Çocuklarımın aylık masrafını birileri üstlense ve kiramı ödese keşke...

Gazze’deki ailen ne durumda?

Ailem Han Yunus’un Mevasi bölgesinde çadırda kalıyor. Hayat orada çok zor. Suları varillerde getiriyorlar. Yemek için sıraya girmek zorundalar. Bir tencere yemek kuponla veriliyor. Kışın çadırda durum daha da zor. Yağmur yağıyor, fırtına esiyor, her yer çamur. Bu şartlarda yaşamaya çalışıyorlar. Uyumakta zorlanıyorlar. Buz gibi havada kışlık elbiseleri bile yok. Kıyafetler çok pahalı, satın alabilmeleri mümkün değil. Babam Gazze’de çalışmıyor, çünkü savaşta bacakları kesilmek zorunda kalındı. O da çok zor durumda.


3. 17 yaşında lise öğrencisi bir genç kız

Beyt Lahiya bölgesindenim. Savaştan bir-iki hafta evvel hafızlığımı tamamlamıştım. Babam üniversitede bilgisayar mühendisliği bölümünde öğretim üyesiydi. Savaşta babam ve üç amcam şehit oldu; annemin bütün akrabaları şehit düştü. Yaklaşık 70-80 şehidimiz var. Gazze’de akraba kalmadı. Burada annem ve dört kardeşimle birlikteyiz. Lisede öğrenciyim. İki erkek kardeşimden biri yaralandı, diğeri hasta. Burada hayat çok zor ve ilaçlar çok pahalı, aylık 500 dolar tutuyor. Ama düzenli bir yardım alamıyoruz. Mısır’da beş kişi hayata tutunmaya çalışıyoruz. En zoru kardeşimizin tedavisi.


4. Refah şehrinden bir hanım

Evimizdeyken Aralık 2023’te yan bina bombalandı. Hafif yaralandık, ailemizde şehit yok çok şükür. Ama durum çok zordu. Elektrik yok, su yok, gaz yok, yemeğe bile muhtaç kaldık. Para ödeyerek üç çocuğumla Mısır’a sığındım. [Z.T.K. İlk altı ay Gazzeliler kişi başı 5000 dolar rüşvetle Mısır’a gidebiliyordu.] Savaştan evvel kocam ölmüştü. Dul olduğum için hayat daha da zordu.


5. Refah şehrinden bir hanım

Kocam şehit oldu. 4 yaşındaki oğlumla birlikte Mısır’a geldik; bombardımanda burnundan yaralanmıştı, tedavi olması gerekiyordu. Burada ameliyat oldu. Ama biraz daha büyüyünce yeni ameliyatlar olması gerekiyor. Ailem Gazze’de deniz kıyısındaki çadır kamplardan birinde kalıyor. Durumları gerçekten çok zor.


6. Son hanım

Babam, erkek kardeşim ve hanımı şehit oldu. Evimiz yıkıldı. Beş çocuğumla Mısır’a geldim. Annem ve kız kardeşlerim Gazze’de kaldı; hayatları çok zor. Burada da hayat zor; onlardan daha iyi durumda olsak da ailesiziz, kimsesiz durumdayız. Allah bizi korusun.

(Gazze’ye dönmeyi düşünüyor musun soruma cevaben) İnşallah ama durumlar iyileşirse, onurlu bir hayat imkânı olursa. Başımızı sokabileceğimiz bir ev olursa; çünkü çadırda yaşamak çok çok zor. Halihazırda Gazze’de hiç hayat yok.

 ***


İftardan evvel ev ziyaretlerinde yaptığım röportajları aşağıda paylaşıyorum:

Savaşta çok şeyler yaşadık. Ama en zoru, zorla yerinden edilmemiz, oradan oraya sürülmemizdi. Çünkü bu şekilde toprağımızı, evimizi, ailemizi ve yaşadığımız bütün hayatını terk etmek zorunda kaldık. Hatıralarımız gitti. Adeta canın [ruhun bedenden] çıkması gibi bir şeydi bu. Bir bilinmeze sürüklendik ki bu da çok zordu. Nereye gittiğimizi ve başımıza ne geleceğini bile bilmiyorduk. Üstüne bir de açlık çektik. Küçük bir çocuğum varken açlıkla mücadele çok ama çok zordu. Ne süt vardı ne de herhangi bir yiyecek. Çocuklar için elzem olan hiçbir şeyi Gazze’de bulamıyorduk. Açlık ve yerinden edilmek çok ama çok zordu. Geceleri kafamı yastığa koyduğumda sabaha sağ çıkıp çıkmayacağımı bile bilmiyordum; güvenliğimiz hiç yoktu. Her sabah ne yaşanacağını bilmediğimiz bir belirsizliğe uyanıyorduk. Aklımda sürekli yavrum, kocam, annem ve babam vardı. Emniyetsizlik hissi ve yerinden oluş günlük hayatımızı iyice zorlaştırdı. Mısır’a emniyete kavuşmak için geldim. Bir de görümcem gözlerinden yaralanmıştı, ona eşim ve küçük kızımla birlikte refakat ettik. Ama asıl geliş nedenimiz emniyetti.

İşgalci, bizi zorla çıkarıp evlerimizi yıktı. Şu an annem-babam ve sekiz kardeşim Gazze’nin Deyr el-Belah bölgesinde çadırda yaşıyorlar. Onların hayatı da çok ama çok zor. Ben de bir süre çadırda yaşadığım için biliyorum, çadır hayatı hiç kolay değil. Elektrik, su, tuvalet olmadığından insan gibi yaşamanın imkânı yok. Çadır hayatının ne kadar zor olduğunu tahayyül dahi edemezsiniz.

Savaştan evvel eşim eczacıydı; şimdi işsiz. Savaşla birlikte çalışma imkânı kalmadı. Babam ise çiftçiydi, geniş topraklarımız vardı; ama artık o da çalışmıyor.

Gazze’de de Mısır’da da hayat zor. İstikrar biz Gazzeliler için hiçbir yerde yok. Gazze’ye dönmek istiyorum tabii ki. Bütün ailem orada. Tüm hayatım Gazze’de geçti. Duam durumun düzelmesi, dönmek istiyoruz.

*** 

İki oğlum ve dört kızım ile bir torunum var. Savaşta füzeler tepemizden geçiyor, bombalayıp yakıp yıkıyordu. Tek kelimeyle yıkım yaşadık. Tüm aile, toplamda 9 kişi 2024’te Mısır’a geldik elhamdülillah. Ama damadım Gazze’de kaldı. Oğlumun başında şarapnel parçası, kızımın da burnunda kırıklar vardı. Mısırlılar Refah sınır kapısından geçmemizi engellediler. Yaralı çocuklarımı tedavi ettirebilmek için mecburen Mısırlılara rüşvet verdik. Rüşvet parasını ödeyebilmek için de eşim arazilerimizin bir kısmını ve iki arabamızı sattı. Mısır’da yaşamak vallahi zor. Biz Filistinlilere iş yok, çocuklara yeterli eğitim imkânı yok. Kızım hemşire ama burada çalışamıyor. Kızlarımdan biri üniversiteye gidiyor. Kira, ulaşım, hastane masrafları… insani yardımlarla ayaktayız. Aylık toplam masrafımız 400 dolar.

***

Uyurken evimiz bombalandı. Kardeşlerim şehit oldu. Kendi ailemde şehit düşen yok çok şükür. Gazze’de dört kızım ve üç oğlumu bıraktım; eşimle birlikte bir yıldır Mısır’dayız. Çocuklarım dedeleriyle birlikte çadırda yaşıyorlar. Hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.

***

... Kız kardeşimin de kocası ve oğlu şehit oldu, elhamdülillah. Her birimizin tek çocuğu kaldı. Han Yunus şehrindenim. Biz birbirimizle burada Mısır’da tanıştık. Kanser hastasıyım, savaştan evvel hastalık başlamıştı, artık durumum kritik; önce kocam, sonra oğlum şehit düştü. Bu süreçte üzüntüden hastalığım ilerledi.

***

Eşim ve oğlum şehit düştü. 6 torunum vardı, hepsi şehit düşerken sadece Muhammed hayatta kaldı. O da omurgasından yaralandı. Sinirleri felç oldu, hiç hareket edemiyordu. Bütün dişleri kırıldı. Kafatası zarar gördü. Bacağından da yaralandı. Onun tedavisi için Mısır’a geldik. Eğrilen omurgasına platin takıldı. Hamdolsun. Sıkıntılarımız o kadar çok ki hangi birini anlatalım.


19 Nisan 2026 Pazar

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

11 Mart 2026

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 950 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.


Ramazan ayında (11-13 Mart 2026) Kahire’deki Gazzelilere yardım götürmek, evlerinde ziyaret edip onlarla röportaj yapmak üzere Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle birlikte Mısır’a gittim. 3 gün boyunca onlarca Gazzeliyle toplamda 30 saatlik röportaj yaptım. Bunları vakit buldukça parça parça yayınlayacağım.

İlk gün, ziyaret ettiğim bir binada Gazzeli kadınlarla yaptığım toplu röportajları aşağıda paylaşıyorum. Cevaplamalarını istediğim sorular şunlardı: Gazze’nin neresindensiniz? Savaşta neler yaşadınız? Mısır’a neden geldiniz? Burada ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz? İlave sorularım da tabii ki oldu; onları da röportajları okurken göreceksiniz.

Yıllardır yüzlerce savaş mağduruyla röportaj yapmış biri olarak beni en çok etkileyen, hatta şok eden şey, 15-20 kadının toplandığı bir evde daha ikinci hanım sorularımı cevaplarken bir anda arkamda ayakta duran Gazzeli kadının bayılıp yere önüme düşüvermesi oldu. Arkadaşları kalp hastası olduğunu söylediler. Oruçtan mı, odanın kalabalığından mı, yoksa “Gazze’de en çok neyi özlediniz?” sorumdan mı etkilenerek bayıldı bilmiyorum ama ya üçüncüsü yüzündense diye düşünerek suçluluk duygusuna kapıldım.

17 Mart 2026’da Fatma Bayram hocamızın mukabele grubunda sıcağı sıcağına Kahire izlenimlerimi anlatmıştım. Aşağıdaki röportajı okuduktan sonra, “Gazze Tanıklığı: Sahadan Notlar” başlığı altında bu konuşmamı dinlemenizi tavsiye ederim. https://www.youtube.com/watch?v=sZZDncDF4w0

 

***

Gazze şehrindenim. Savaşta çok kötü şeyler yaşadık. Bizi devamlı yer değiştirmeye zorladılar, oradan oraya göç ettik. Gözlerimizin önünde çok fazla insan şehit düştü. Sokaklarda paramparça insanlar, yerle bir binalar… korkunç sahnelerdi. Oğlum da küçük torunumla birlikte şehit düştü. Gazze’de çok zor şeyler yaşadık. Savaştan kaçıp Mayıs 2024’te Mısır’a sığındık. Hayatımız zor tabii. Ama ilk geldiğimizde her şey çok daha zordu. Bazen en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz, ev kiralarını ödeyemiyoruz. Türk halkına da devletine de yardımları için müteşekkiriz.

***

Han Yunus’un doğusundaki Benî Süheyla’danım. Burada artık işgal güçleri var ve evlerimizi yerle bir ettiler. Gazze’de kalan çocuklarım yersiz yurtsuzlar, çadırdalar. Yaşadıklarımız kolay değil, ama her halimize hamdolsun. Burada her açıdan sıkıntıdayız. Geçim derdimiz çok büyük. En ciddi sıkıntılarımızdan biri, okul çağındaki çocukların eğitimi. İnternete erişim zayıf ve fiyat çok yüksek. Elektronik cihazlara ulaşım imkânımız yetersiz. Diğer yandan ulaşım sıkıntısı da var. Çocukların kursa, okula veya eğitim merkezlerine gitmeleri için servis ücreti çok yüksek; keza toplu taşıma da çok pahalı. Gıda temini ve giyim kuşam da problem. En büyük zorluk ailevi parçalanma; ikiye bölünmüş durumdayız. Ailem hala Gazze’de olup onlar da biz de zor şartlarda hayat mücadelesi veriyoruz. Biz Mısır’a geldik diye savaştan kurtulmuş değiliz. Ruh sağlığımız iyi değil. Yaşadığımız psikolojik savaş sağlığımızı da doğrudan etkiledi.

-       Her şeyinizi bırakıp Mısır’a geldiniz. Burada en çok neyi özlüyorsunuz?

Ülkemde, kendi topraklarımda, evimde olmayı özlüyorum. Geri dönüp evimin enkazı üzerine çadır kurmak, orada tekrar ailemle birlikte olmak istiyorum. Ramazan’ın ilk gününde ailemin büyük bölümünü kaybettim; tam 13 kişiyi. Yaşadıklarımız hiç kolay değil, ama Allah’a hamdolsun. Biz imtihan olunan ve çokça sabreden bir halkız. Allah sevdiği kullarını imtihan eder. Bu yüzden Allah’a hamdolsun. Rabbim bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın.

- Soykırım altında Allah’tan ümidini kesen herhangi bir Gazzeliyle karşılaştınız mı? Çünkü başka savaş bölgelerinde böyle vakalar oldu.

Hayır, kesinlikle. Ailesinden birini veya evini barkını, iş yerini kaybetmeyen tek bir Gazzeli bile yoktur. Buna rağmen Allah’a inancımız ve güvenimiz tam. Biz, darlıkta da bollukta da, iyi günde de kötü günde de daima Allah’a hamdederiz. Allah bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın ve sabredenler makamına eriştirsin.

Size de yardımlarınız için teşekkür ederiz. Burada böyle bir arada olmak bana Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini hatırlattı. “Müminler birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte ve korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulur.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

(Bu esnada ayakta duran hanımefendi bayılıp yere düştü.)

***

Gazze’nin kuzeyindenim. Kur’an-ı Kerim hocasıydım. Savaşta çok zor şeyler yaşadık. Dört bir tarafımız bombalanıyordu. Çocuklarım enkaz altından kurtarıldı. Kızım yaralandı, her halimize hamdolsun. Babam ve erkek kardeşim şehit oldu, elhamdülillah. Amcamın oğlu İsrail’in eline esir düştü; yaşıyor mu işkenceden şehit mi düştü bilmiyoruz. Her evin şehidi, gazisi, esiri var. Alemlerin Rabbine hamdolsun. Allah bizim için böyle takdir etmiş. Peygamber Efendimiz sıkıntı anında sabredip ecrini Allah’tan beklememizi buyurdu. Biz de hamd ve sabrediyoruz, Allah ecrini verecektir.

Burada elhamdülillah hayatımız mücadeleyle, yorgunlukla ve gurbetle geçiyor. Çocuklarımla birlikteyim, hasta oldukları için geldik; ama eşim Gazze’de. Her aile gibi biz de dağılmış durumdayız. Elhamdülillah. Ülkemizi ve ailelerimizi çok özlüyoruz. 

***

Mısır’a annemle beraber hasta olduğu için geldik. Eşim ve çocuklarım sınır geçişi kapatıldığı için gelemedi. Mısır’da da Gazze’de de şartlar gerçekten çok zor. Sıkıntılar benzer. Eşimi çok özlüyorum; iki senedir birbirimizden ayrıyız. Yıkılan evimizi ve çocuklarımı özlüyorum. Tüm hayatımız yerle bir oldu. Gazze’de kalan ailem çadırda yaşıyor ve aşevlerinin verdikleriyle karınlarını doyurmaya çalışıyor.

-       Gazze’de veya Mısır’da hiç açlık yaşadınız mı?

Tamamen gıdaya erişemediğim olmadı; ama Gazze’de günde tek bir kâse mercimek çorbası içebiliyorduk, yanında ekmek dahil hiçbir şey olmadan. Açlık çocuklar için de yetişkinler için de çok zor. Bir-iki gün sabrediliyor ama sonrasında dayanmak gerçekten zor. Açlığın özellikle çocuklarda fiziksel, psikolojik ve zihinsel etkileri daha fazla. Bu yüzden ölen Gazzeli çocuk sayısı çok. Hastalar da gerekli gıdaya ulaşamadıkları için ölüyor. Gazzeliler Siyonist işkencenin ve zulmün her türlüsünü yaşadılar.

***

Mısır’a savaşta kanser hastası olan babamla 2025’te geldim; ama vefat etti. Savaş esnasında kanser olduğunu öğrenen ve hayatını kaybeden Gazzeli sayısı çok. Sadece kanserden de değil; insülin iğnesine ulaşamadığı için şeker hastalığından ölenler var. Keza kalp ilaçlarına ulaşamayanlar da vefat etti. Elektrik olmadığı için kuvözlerdeki birçok yenidoğan bebek öldü. Yine oksijen tüpü olmadığı için de ölenler oldu. Böbrek hastaları savaşta çok çekti. Diyalize ulaşamadığı için hayatını kaybeden böbrek hastası çok. Bu da bir soykırım çeşidi.

Gazze’de karın doyurmak hiç kolay değildi. Gıda maddesi bulsanız bile yemeğe veya ekmeğe dönüştürmek çok zordu. Yemek veya ekmek pişirmek için ateşe ihtiyaç vardı. Bunun için yakacak odun bulmak bile başlı başına bir işkenceydi. Saatlerce oradan oraya gidip yakacak bir malzeme arardık. Ekmek pişirmek için un yoktu. Un bulma mücadelesi veren ne çok kişi canından oldu. Çok zorluklar çektik. Siyonistler en basit şeyleri bile işkenceye dönüştürdü.

***

Bayılan hanım: Gazze halkına çok zulmedildi, çok işkence edildi. Ama her şey sabrediyoruz. Elhamdülillah. 

[Kardeşim Derneği için Mısır’da çalışanlara bu hanım hakkında bilgi sorduğumda şunları söylediler: Eşi ve çocukları Gazze’de kalmış; yanımda sadece bir oğlu ve bir kızı varmış. Böbrek hastasıymış. (Bayıldığında odadaki kadınlar kalp hastası demişti.) Mısır’da 11 ameliyat geçirmiş.]

***

Ailem Gazze’de, ben burada üç oğlumlayım. Eşim kanser hastası oldu, şu an Batı Şeria’da tedavi görüyor. Bir oğlum da Gazze’de yalnız kaldı. Normalde 20 Mayıs 2024’te Gazze’den çıkacaklardı ama Refah işgal edildi ve 6 Mayıs’ta sınır kapısı kapatıldı. Bir anne olarak kalbimin bir parçası Gazze’de kaldı. Çok zor bir durum. Arapça hiçbir kelime Gazze’de yaşanan ve yaşanmaya devam eden sıkıntıları, zorlukları ve felaketleri tam anlamıyla ifade edemez. Bir başka dünya dili de…

***

Gazze sahil kenarında olduğundan kışın havalar çok soğuk oluyor. İnsanların çoğu çadırlarda yaşıyor. Çadırlarda yaşamanın en zor tarafı yağmur yağdığında buz gibi sular altında kalmak. Kışın evlerin içi bile soğukken kumaşı incecik olan çadırlardakilerin halini varın siz düşünün. İnsanlar soğuktan ve açlıktan uyuyamıyor. Soğuktan ölen çocuklar var. Çadırlar, sadece kışın değil, yazın da yaşamaya uygun değil. Yaz aylarında Gazzeliler sıcaklar, böcekler ve türlü cilt hastalıklarıyla mücadele ediyorlar.

***

Beyt Lahiya’danım. Ailemin yarısı şehit düştü, tam 50 şehidimiz var. Eşimi İsrail tutukladı. Eşim ve çocuklarım Gazze’de kaldı. Tek bir kızım ve onun biri hasta diğeri sakat üç çocuğuyla Mısır’a geldim. [Kızı, eşinin şehit düştüğünü öğrendikten sonra rahim kanseri olmuş; ziyaretimiz sırasında yeni ameliyat olmuştu, konuşamıyordu, acı içindeydi.] Bir de savaşta bütün ailesi ölüp kimsesiz kalan uzaktan akrabam olan bu kızı himayeme alıp getirdim. [Ortaokul yaşlarındaki bu kız, bize “Annem savaş sırasında vefat etti. Kanser hastasıydı. Şimdi bunlar beni sahiplendi, onlarla kalıyorum. Savaşta her şeyi yitirdik” dedi ve ağlamaya başladı.]

Savaşın ilk 8 ayını Gazze’de geçirdim. Çok zor bir göç tecrübesi yaşadık. Sabah 6 gibi her yerde bombardıman başladı. Uykudan dehşet içinde uyandık. Neler olduğunu anlamadık. Cep telefonunu açtık ki tahliye emri var. Beyt Lahiya’dan Beyt Hanun’a, oradan Cebaliye Kampı’na, sonra Gazze merkeze, ardından güneydeki Refah’a, sonra Han Yunus’a yer değiştirip durduk. Çok yorulduk. Ne kadar anlatırsam anlatayım gerçekte neler yaşadığımızın tarifi imkânsız. Ulaşım aracı yoktu. Koşarak kaçarken yere düşüyor, sonra yine kalkıp koşmaya devam ediyorduk. Çocuğun düşerse koşup hemen kaldırman gerekir yoksa ölür gider. Ya sen ya da çocuğun, İsrail ateşinde ikinizden biri ölür. Takdir Allah’ın, kurşun kime isabet ederse... Yorulduk, gerçekten çok yorulduk. Bizden sonrakiler çok daha fazla yoruldu.

Düşünün halimizi; elektrik yok, su yok, kıyafet yok, yemek yok, çadır yok. Yemek bulduğumuzda da midemize çok küçük parça girerdi. Çünkü ailem 50 kişiydi. Bir parça ekmeği aramızda bölüşmek zorundaydık. Sonra ekmek yapabilmek için mercimekler ve hayvan yemleri öğütüldü. Yetersiz beslenme ve açlık yüzünden çok insan vefat etti. Önce bir deri bir kemik kaldılar, en sonunda öldüler. İnsanın içi parçalanıyordu onları görünce; ama elimizden de hiçbir şey gelmiyordu.

Gazze’ye yardım TIR’ları sokulduğunda İsrail yardımların belli bir merkezde dağıtılacağını ve oraya gidilmesini söylerdi. Gazzeliler oraya gidince de üzerlerine ateş açıp öldürürdü. Kızımın oğlu ve kayınbiraderimin oğlu un almaya çalışırken böyle şehit düştü. Un almaya gidenleri ya kalplerinden ya da başlarından vuruyorlardı. Onlar sözlerini tutmazlar, dinsiz imansızlar. Elimizden ne gelir? Zamanında işgale karşı taşla direndik. İşgalci geldiğinde onu yakalayıp “Ey işgalci, bizden ne istiyorsun!” diye hesap sorardık. Artık ne mümkün? Tutuklayıp işkence ediyorlar. Yiyecek için acı çektiriyorlar. Tuvalet için acı çektiriyorlar. Kıyafet için acı çektiriyorlar. O kadar ama o kadar zordu ki. Rabbim bizi yardım etsin, Rabbim bizi kurtarsın ve zafer nasip etsin. Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.

***

İki senedir Mısır’dayım. 6 çocuğumdan 4’ü burada, 2’si Gazze’de kaldı. Çocuklarımdan biri Ezher Üniversitesinde okuyor. Eşim Gazze’de Nuseyrat Kampı’nda çadırda yaşıyor. Dün kampta bombardıman sonucu 3 kişi şehit düştü, 10 kişi de yaralandı. Her gün Gazze bombalanıyor. Savaşın ilk ayında bizim ev de yerle bir oldu. Çadırda yaşamaya başladık, sonra dayanamayıp Mısır’a geldik. Tam eşim ve diğer çocuklarım da gelecekti ki İsrail sınır geçişlerini kapattı. Mısır’a tedavi için değil, bombardımandan ve evsizlikten çok yorulduğum için sığındım. Kişi başı 5000 dolar para [rüşvet] ödeyerek Gazze’den çıktık.

***

Şifa Hastanesi’nin yakınında yaşıyorduk. Bombardımanlara, yıkımlara, cesetlere her şeye şahit olduk. On iki farklı yere göç etmek zorunda kaldık.

-       Şifa Hastanesinde neler yaşandı, ayrıntı verebilir misiniz?

İşgal güçleri hastaneye baskın düzenleyerek hastaları zorla tahliye ettiler. Bir İsrail tankı hasta önünde durup top atışları yaparken, cesetler hastane arazisine ve çevresine gömülmeden dağılmış halde kaldı. Her yerde kefensiz, naylona sarılı cesetler vardı.

Daha sonra hastaneyi ve çevresindeki evleri yıktılar. Yeni doğan servisinde bulunan küvözdeki bebekleri bakımsız bırakıp ölüme terk ettiler. O kadar çok insanı öldürdüler ki kan ve ölüm kokusu sokaklara yayıldı. Genç erkeklerin ve hastane personelinin kıyafetlerini soydular, bazılarını öldürdüler, diğerlerini ise tutukladılar. Bazı gençleri canlı canlı buldozerlerle çöp gibi toprağa gömdüler. Çok şeyler yaptılar.

-       Peki ya hastane personeline ne oldu?

İşgal güçleri hastaneye saldırmadan önce doktorlar, hemşireler ve diğer hastane personeli yaralılara ve hastalara yardım etmek için canla başla çalışıyorlardı. Ama İsrail hastane personelinin yarısını aldı götürdü. Aralarında hastaları ve yerinden edilmiş insanları korumak için teslim olan Doktor Hüssam Ebu Safiyye de vardı. Tutuklanmasından dolayı büyük üzüntü içindeyiz.

***

Kolon kanseriyim, durumum ağır. Mısır’da ne ikametimiz var ne de işimiz. 90 yaşında Alzheimer hastası kayınvalidem, eşim ve lise çağındaki oğlumla geldik. Gazze’de evimiz yıkıldı, hiçbir şey kalmadı. Kocam hasta annesini yalnız bırakamadığı için çalışamıyor. Ben de karın bölgemden defalarca ameliyat geçirdim ve artık kayınvalideme bakacak durumda değilim. Eşim savaştan on sene evvel marangozluk yapıyordu; ama abluka ve ambargolar yüzünden Gazze’ye kereste ve ahşap girişi yasaklanınca işini kapatmak zorunda kaldı. Şimdi de biz hastalara baktığı için çalışamıyor. Oturduğumuz evi satacakları için evden çıkmamızı istiyorlar. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.

***

Savaş çocuklarınızı nasıl etkiledi, hala bu etkiler devam ediyor mu? Psikolojiklerinde ne gibi değişikliklere yol açtı?

(Bu soruyla ilgili yukarıda diğer sorularıma cevap vermiş birkaç hanım şunları söyledi:)

·     *  Korku yerleşti, asabileşti çocuklarımız.

·     *  İki sene evvel Gazze’de 15 yaşındaki oğlum tam yerinden kalkmıştı ki bulunduğu yere helikopterden ateş açıldı. Yerinden kımıldamamış olsaydı ona isabet edecekti. Şoka girdi. Bütün vücudu kaskatı kesildi, sinir krizi geçirdi. Sonra da sinir krizleri devam etti. Psikolojik olarak çok yorgun düştü çocuklar. Her halimize hamdolsun. Oğlum Mısır'a geldiğimizde kimseyle tanışmak, iletişim kurmak istemedi, içe kapandı. Psikolojik olarak tükenmiş durumda. Artık sürekli asabi.

·     *  2024 Ramazan’ında Mısır’a geldik. Mısırlı çocuklar sokakta havai fişek ve maytaplarla oynuyorlardı. Oğlum onların sesini duyduğunda bomba ve füze sesi zannedip panikledi, korkudan çığlıklar atmaya başladı. Oğlumu kucaklayıp bombardıman değil, bunun oyun ve Ramazan kutlaması olduğunu söyleyerek rahatlatmaya çalıştım. Oğlum herhangi bir yüksek ses duyunca hala korkuyor. Çocuklarımız içine kapanıklar, üzgünler, çok yorgunlar. Çünkü çocuklarımız aylarca bombardıman altında kaldılar; hep ölüm, ceset ve kan gördüler.

·     *  Savaştan evvel çocuklarım okullarında çok başarılıydılar ve büyük oğlum da hafızdı. Ama artık hiçbir şeyi hatırlamıyorlar. Korku ve stres çocuklarımızı çok etkiledi, hayatlarını şekillendirdi. Düşünün, Kur’an’ı bile unuttu. Öğrenme tutkularını da kaybettiler… Oğlum eltimi çok severdi. Savaşta yengesi şehit olunca o kadar büyük bir üzüntüye ve korkuya gark oldu ki tüm vücuduna kramplar girdi, ateşi yükseldi ve kriz nöbetleri geçirmeye başladı. Onu çok seviyordu, ölümünden çok etkilendi.

Peki savaş sizi nasıl etkiledi?

Biz de psikolojik olarak çok yorgunuz, paramparça durumdayız. Hala normale dönemedik. Sorunlar bitmiyor ki.

En çok neyi özlüyorsunuz?

Gazze’deki ailemi ve özellikle annemi. Evimi de özledim. İstikrarı ve sükuneti de. Mısır’a geldik ama burada da istikrar içinde değiliz, asgari ihtiyaçları karşılamak bile çok zor. Bunları düşünmekten uyuyamıyoruz. Çocuklarımızın karnını doyuracak birkaç lokma ekmeğe bile muhtaçken nasıl uyuyabiliriz?

Geçtiğimiz 2,5 yılda yaşadığınız en büyük hayal kırıklığınız ne oldu?

Biz burada geçiciyiz, ikamet izni verilmiyor. Mısır’da bize de çocuklarımıza da bir gelecek yok. İkametimiz olmadığından çocuklarımız Mısır okullarına gidemiyor. Tek seçeneğimiz uzaktan eğitim; ancak bu konuda da birçok zorlukla karşı karşıyayız. Çocuklarımız savaş travmasından kurtulamadıkları için derslere odaklanamıyorlar; dahası, okuyup öğrenme istekleri de kalmadı. Oğlum şu an 11. sınıfta, ama online derslere girmiyor. Hayal kırıklığımız çok büyük. “Savaşta yaşadıklarım bana yeter, okumak istemiyorum, hayatımı yaşayacağım artık” diyor. Üniversite hedefi yok. Cahil kalacak. Savaş çocuklarımızın davranışlarını değiştirdi, ebeveynine karşı bile. Bizi dinlemek istemiyorlar. En büyük hayal kırıklığımız bu. Aile içi ilişkilerimiz değişti.