16 Ağustos 2026 Pazar

XX: “GAZZE’DEKİ ÇOCUKLARIMIN EN BÜYÜK İSTEĞİ, SIRTLARINI YASLAYABİLECEKLERİ GERÇEK BİR DUVAR”


“GAZZE’DEKİ ÇOCUKLARIMIN EN BÜYÜK İSTEĞİ, SIRTLARINI YASLAYABİLECEKLERİ GERÇEK BİR DUVAR”

XX, Kahire, 12.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan öğrencim Ahsen Zehra Bala’ya müteşekkirim.

NOT: Blogda yer alan 950 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Gazze’deyken ne iş yapıyordunuz?

Sosyal beceriler eğitmeniydim, bu alanda doktora derecem de var. Gazze’de üniversitede ders veriyordum. Ayrıca 12 yaş ve üstü genç grupları hayat becerileri konusunda eğitiyordum. Eğitimlerde odaklandığım konular ve sorular şunlardı: Sorun çözme becerisi nasıl kazanılır, lider şahsiyet nasıl olunur, iletişim becerileri nasıl geliştirilir, zaman yönetimi nasıl yapılır, kriz yönetimi nasıl olur, bilhassa Gazze’de yaşadığımız krizler nasıl aşılır… Bunun dışında üretken bir lider figür yetiştirmek için küçük projelere/işletmelere nasıl başlanır, küçük işletmeler nasıl büyütülür konusunda de eğitimler veriyordum. Yine kadınlara, bilhassa istismara uğramış kadınlara ve çocuklara psikolojik destek ve farkındalık sağlıyordum, bazen grup seminerleri düzenleyerek bazen de vaka türüne bağlı olarak bireysel.

Savaş sırasında neler yaşadınız?

Güneyde Refah şehrinde yaşıyorduk. Savaşın ilk gününden itibaren Mısır sınırına doğru göç başladı. Biz de yerinden olanları evimizde ağırladık. Kocamın kız kardeşi bizde kaldı, daha sonra şehit düştü. Kız kardeşim ve eşi de bizimleydi. Ben Mısır’a gelmek için yola çıkarken onlar da evimizden ayrılıp başka yere geçtiler ve orada bombalanıp hepsi birden şehit düştüler. Bu, benim için hayatımın en büyük şokuydu. Cesetleri çıkarılamadı, sığındıkları binanın enkazı altında kaldılar.

Havada dron benzeri kameralar dolaşıp sürekli fotoğraf çekiyordu; bunlar yüz ve ses tanıma sistemiyle çalışıyordu. Aranan kişiler bu şekilde tespit edilip bomba veya kurşunla hedef alınıyordu. 

Bir süre sonra gıda tükenmeye başladı; et, ekmek vs. kalmadı. En büyük sıkıntımız un bulamamaktı. Gaz tamamen kesildi, elektrik de yoktu. Bu yüzden ateş yakarak yemek pişirmeye başladık. Odun ve yakacak o kadar pahalı hale gelmişti ki yolda bulduğum küçücük bir kâğıt parçası bile bizim için adeta bir hazineydi; hemen alıp kâğıdı saklıyordum ki ateş yakmakta kullanabileyim. Çareler üretmek zorundaydık. Alternatif çeşitli düzenekler kurmayı başardık. Filistin insanı zaten icatçıdır.

Henüz daha evimizde yaşarken bütün ahşap kapıları sökmüştük, parçalayıp yakacak malzemeye dönüştürmek ve yemek pişirmekte kullanmak için. Başka ne yapabilirdik ki? Doyurmam gereken çocuklarım vardı ve üstelik evimizde toplam 75 kişi misafir ediyorduk. Eşim hepsini iyi ağırlamak, onları aç bırakmamak istiyordu. Kayınpederimin, Allah rahmet eylesin, çok büyük yemek kazanları vardı. Hep birlikte o büyük kazanlarda evde kalan herkese yemek pişiriyorduk.

Yine su akışı kesildi, bu yüzden içebilmek için çok uzaklardan su taşımak zorunda kaldık. Ardından iletişim koptu ve hiç kimseyle bağlantı kuramaz hale geldik. Bunun yanı sıra her gün çok sayıda aile ferdi şehit düşmeye başladı. Her gece şehit haberleriyle uyanıyorduk.

Kahire’ye hep birlikte mi geldiniz?

Hayır, eşim ve iki büyük oğlum Gazze’de kaldı. Ben üç kızım ve küçük oğlumla geldim.

Eşiniz neden Gazze’de kaldı?

Eşimin beni ve kızlarımı Mısır’a göndermekte ısrar etmesinin nedeni, Yahudilerin evlere ve hastanelere girip genç kızlara tecavüz etmelerinden korkması, bizi korumak istemesiydi. Kendisinin Gazze’de kalma nedeni de insanlar muhtaç durumdayken onlara yardım edebilmekti. Kendisi Sosyal Kalkınma Bakanlığında görevliydi. Yaptığı iş, tamamen sosyal yardım ve insani destekle ilgiliydi. Bana “Gazzelilerin bana ihtiyacı varken onları nasıl bırakıp gidebilirim ki?” dedi. Haklıydı.

Eşinizin görevi önemliymiş. Gazze halkının ekseriyeti geçmişten beri insani yardıma muhtaçtı…

Gazze’de savaştan evvel insani yardım çalışmaları hep vardı. Ama kimsenin bir şikâyeti yoktu, aç açıkta olan da asla olmadı. Çünkü güçlü bir sosyal dayanışma vardı. Ben de sivil toplum kuruluşlarında çalıştım, herkese hizmet veriyorduk. Savaş bu çalışmalara darbe vurdu.

Kahire’de hayatınız nasıl?

Burada hayat iyi, emniyet var ama hayat pahalı. Özellikle İran-İsrail savaşının başlamasıyla bu ay Mısır’da her şeyin fiyatı fırladı. Mısır halkının bize muamelesi iyi. Filistinli, hele de Gazzeli olduğumuzu duyduklarında ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.  Yahudilerden nefret ediyorlar. Gazze’den geldiğimizi öğrenen Mısırlılar neredeyse ağlamaklı oluyor. Hatta birisi “elimizden bir şey gelmiyor, size yardım edemiyoruz, savaş açamıyoruz, çünkü karar almak bizim elimizde değil, bizi affedin” demişti. Mısır halkı sade bir halk ama çok ciddi fakirlik içinde.

Eskiden üç evim vardı; biri Refah’ta dört katlı bir binaydı, diğer Gazze’de, öteki de Deyr el-Belah’taydı. Üçü de bombardımanda yıkıldı; eşim ve çocuklarım çadırda kalıyor. Geçmişte eşyamız çoktu. Buraya gelirken sıfırlandık. Şimdi her şeyi yeni baştan kurmaya çalışıyorum. Ama sıfırdan yeni bir ev kurma fikri benim için hem maddi açıdan çok zor hem de psikolojik olarak çok ağır. Kendimi hala Kahire’ye yeni gelmişim gibi hissediyorum. Zihnim eski evimde. Çarşıya evin bir ihtiyacını almaya gittiğimde “Bende bunun aynısı vardı” diyorum; sonra aklıma geliyor, hayır, o Gazze’deki evimdeydi diye. İki yıl geçmesine rağmen kendimi hâlâ burada geçici hissediyorum. Ama gerçek şu ki kızlarım burada okuduğundan muhtemelen kalıcıyım. Artık buraya yerleşip bir düzen kurmam gerekiyor. Ama psikolojik olarak buna hazır değilim. Yirmi yıldan fazla emek verdiğin evini, hayatını, eğitimini, işini geride bırakıp bir anda her şeyini kaybetmek... bunu kabullenmek gerçekten çok zor.

Suriyeliler de ilk yıllarda sizinle aynı duyguları yaşamıştı. Türkiye’deki Suriyelilerin hikayesi anlattıklarınıza çok benziyor.

Biz de Suriyelilerden çok şey öğrendik… Buraya ilk geldiğimde herkes bana “Mobilyalı ev kiralama. Boş bir ev tut, mobilyalarını kendin alıp yerleş” dedi. Ama ben hep nasıl olsa Gazze’ye geri döneceğim, mobilyaları ve eşyaları ne yapacağım diye düşündüm. Fakat artık gerçeği kabullenmek zorundayım. Ev eşyası alıp yerleşik bir hayat kurmam gerekiyor. Çünkü savaş beklediğimizden çok daha uzun sürdü.  Başta bir-iki hafta sürer sanmıştık; ama iki yıl geçti, üçüncü yıla girdik.

Kahire’de ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Lisede okuyan kızım sınavlara hazırlanıyor. İhtiyaç duyduğu özel eğitim programı yaşadığım ilçede olmadığından taşınmak zorundayım ama kiralar çok yüksek. Eşim bir yandan Gazze’deki masraflarını karşılamaya çalışırken diğer yandan bizim buradaki evin kirasını ödeyemez. Üstelik çocuklarımın hepsinin eğitim masrafları da var. Büyük kızım İngilizce mütercim-tercümanlık bölümünden mezun oldu; diğer iki kızım lisede, oğlum da ortaokulda. Bu arada kızım Türkiye’ye ve Türkçeye âşık. Türk dizilerini seyrederek Türkçe öğrendi.

Çocuklarımı Filistin okuluna kaydettirdim. Fakat okul yönetimi bana sürekli “Ramazan ayı bitmeden okul ücretlerini ödemeniz gerekiyor” diye hatırlatma yapıyor. Şu ana kadar ödeme yapamadım. Üç çocuğum var ve her biri için yaklaşık 16 bin cüneyh (300 dolar) isteniyor. Yani toplamda 900 dolar gerekiyor ki bu büyük bir meblağ. Nerede olursak olalım biz Filistinliler için en önemli şey eğitimdir. Eğitimi en büyük sermayemiz olarak görürüz. İlim ve din olmadan hayatın gerçek anlamda değeri olmadığını düşünürüz. Okul masrafları önemli bir mesele.

Eşim geçmişte Mısır’da yüksek lisans ve doktora yapmıştı. Bana eskiden burada kiraların ve masrafların çok çok ucuz olduğunu anlatırdı. Dört sene öncesinde bile öyleydi. Fakat özellikle 2023’te savaşla birlikte Sudanlıların kitlesel göçünden sonra kiralar ve maliyetler çok ciddi fırladı. Elbette her Sudanlı maddi olarak aynı düzeyde değil. Kimisi fakruzaruret içindeyken ve kavurucu sıcaklar da dahil yaz-kış sokaklarda yatarken, kimisi servetle, özellikle bol altınla gelmiş ve ev sahipleri kira olarak ne isterdilerse ödemişler. Biz Filistinliler Mısır’a geldiğimizde ev kiralarını görünce şaşırıp kaldık. Mobilyalı küçücük bir evin kirası 60 veya 80 bin cüneyh. Orta halli mobilyasız bir ev de yaklaşık 25 bin cüneyh.

2012’de Kahire’ye geldiğimde Afrikalıyla karşılaşmamıştım. 14 yıl sonra tekrar geldiğimde havalimanından itibaren her yerin Sudanlılar başta olmak üzere Afrikalılarla dolu olduğunu görünce çok şaşırdım.

Ekim Şehri bölgesinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği var; orada kendinizi adeta Sudan’daymış gibi hissediyorsunuz. Kızlarımın okulunda da çok sayıda Sudanlı öğrenci var. Mısırlı servis şoförü, bazen kızlarıma (bembeyaz oldukları için) “siz bunların yanında lamba gibi parlıyorsunuz” diye şaka yapıyor.

Dünya altın rezervinin yüzde 88’i Sudan’da. Aşırı zenginler var. Ama Sudan halkı oldukça tembel. Süpermarketi olanlara şekerin fiyatı ne kadar diye sorsanız yerinden kıpırdayıp da bakmak istemez. Ellerinde çokça altın var ama ondan faydalanamıyorlar. Çok zengin doğal kaynaklara sahip olduğundan ABD, İsrail gibi büyük devletlerin gözleri Sudan’ın üzerinde…

Gazze’de kalan eşiniz ve oğullarınız ne durumda, ne gibi zorluklar çekiyorlar?

İsrail Refah’ı boşalttırdı. Eşim ve oğullarım önce Deyr el-Balah, sonra Han Yunus’un Mevasi bölgesine sığındı. Çadırda yaşıyorlar. Yemeklerini yaktıkları ateş üzerinde kendileri pişiriyorlar. Gazze’deki çocuklarımın en büyük isteği ne biliyor musunuz? Sırtlarını yaslayabilecekleri gerçek bir duvarın olması. Çünkü çadırda yaşıyorlar ve çadırların duvarı yok. Eşim ve çocuklar sıcaktan muzdarip. Çadırlar insanca yaşamaya kesinlikle elverişli değil. Sular temiz değil ve ayrıca gelen su da gerçekten sıcak. Böcekler her yere yayıldı, bu durum cilt hastalıklarını yaygınlaştırdı. Oğullarımdan biri böceklerin vücudunda açtığı derin yaralardan uzun süre baş etmek zorunda kaldı. Şimdi bir de Gazze’de kemirgen ve fare istilası var. Bu hiç normal bir istila değil ve önüne geçilemiyor. Ekmeği bile koyacak yer bulamıyorlar, fareler ulaşamasın diye çadır direğinin tepesine asıyorlar. Buna rağmen fareler ulaşıp yemeye çalışıyorlar. Fareler çadırlardaki led ışıkların kablolarını bile kemirip yiyor ve insanların ışık kaynaklarını yok ediyorlar.

İsrail’in bu fareleri getirip yayılmasını sağladığı söyleniyor.

Evet, öyle. Çok tuhaf renklerde fareler var. Gece onları göremiyorlar. Geçenlerde büyük bir fare çadırda bir çocuğun gözünü ısırdı. Yine yaşlı bir kadının parmaklarını yedi. Düğünü olacak bir genç kızın çeyizini ve kıyafetlerini kemirdi.

Benim için en büyük sıkıntı, iki oğlumun da eşimle kalmış olması. Çünkü bu durum eşimin Gazze’deki masraflarını artırdı. Gazze’de hayat o kadar pahalı ki. Et girişinin kesilmesinden yaklaşık on ay sonra eşim ilk kez bir tavuk bulabilmiş, donmuş tavuğa 100 dolar ödemiş; düşünün taze bile değil. Eşim o olayı bana “Çocuklar için adeta bir bayram gün oldu” diye anlattı. Oğullarım “Bugün et yedik, bugün et yedik!” diye sevinçten uçmuş. Düşünün tek bir öğün tavuk yiyebilmek bile Gazze’de bayram havası estiriyor.

Eşimin hem Gazze’deki hem de Mısır’daki masraflarımızı karşılamaya gücü yetmiyor. Bu yüzden liseyi %91 ortalamayla bitiren oğlumu iki yıldır hâlâ üniversiteye kaydettiremedik. En büyük hayali Gazze’de veya yurtdışında tıp okumak. Ama şartlar gerçekten zor. Sınır kapısı hala kapalı; Gazze dışına çıkabilmesinin hiçbir yolu yok. Tıp eğitiminin yıllık ücreti yaklaşık 3.000 dolar ve bunu karşılayacak imkânımız yok. Büyük oğlum da muhasebe okuyor.

Gazze’deki sıkıntılar çok büyük. İran’la savaş patlak verdiğinde fiyatların fırlamasıyla durumları daha da kötüleşti. Sürekli bir zorluk ve mücadele söz konusu… Ayakkabı bulmak bile zor. Şu anda bazı kıyafetler bulunsa bile fiyatları aşırı yüksek. Bazen Gazze’ye ihtiyaç duyulan bazı mallar geliyor ama insanların bunları satın alacak parası yok. Zaten iş ve para kazanma imkânı da yok. İnsanlar genellikle yardım kuruluşlarının sağladığı gıdayla ve aşevlerinde pişen yemeklerle yaşıyor. Bu yardımlar da sürekli değil. Yemek pişirmede kullanılan gaz iyice kıtlaştı, hatta odunun fiyatı bile aşırı yükseldi. Çünkü Gazze’de artık neredeyse hiç ağaç kalmadı. Yemek pişirebilmek ve ısınmak için bütün ağaçlar kesildi. İnsanlar bombalanan evlere giriyor, yıkıntılar arasından mobilyalar ve odun olabilecek malzemeler bulabilmek için.

Gazze Şeridi, Akdeniz kıyısı boyunca küçücük bir yerdir. Kuzeyden güneye bir saatte gidilebilir. Mısır’a ilk geldiğimde insanların ve arabaların sayısını görünce gerçekten şaşırdım. Gazze 2 milyon nüfusluyken Mısır 120 milyon. Biliyor musunuz, çocuklarım Gazze’den beni arayıp sokakları videoya çekmemi istiyorlar, arabaları ve trafiği görebilmek için... Çünkü Gazze’de artık neredeyse hiç araba yok. Olsa da benzin bulunmuyor. Videolardaki arabaları görünce “Anne, ne kadar çok araba var!” diye şaşkınlıklarını ifade ediyorlar.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder