“GAZZE’DEKİ
ÇOCUKLARIMIN EN BÜYÜK İSTEĞİ, SIRTLARINI YASLAYABİLECEKLERİ GERÇEK BİR DUVAR”
XX, Kahire,
12.3.2026
Röportajı
yapan: Zahide Tuba Kor
Tercümede
yardımcı olan öğrencim Ahsen Zehra Bala’ya müteşekkirim.
NOT:
Blogda yer alan 950 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden
toplu olarak ulaşabilirsiniz.
Gazze’deyken
ne iş yapıyordunuz?
Sosyal
beceriler eğitmeniydim, bu alanda doktora derecem de var. Gazze’de üniversitede
ders veriyordum. Ayrıca 12 yaş ve üstü genç grupları hayat becerileri konusunda
eğitiyordum. Eğitimlerde odaklandığım konular ve sorular şunlardı: Sorun çözme
becerisi nasıl kazanılır, lider şahsiyet nasıl olunur, iletişim becerileri
nasıl geliştirilir, zaman yönetimi nasıl yapılır, kriz yönetimi nasıl olur,
bilhassa Gazze’de yaşadığımız krizler nasıl aşılır… Bunun dışında üretken bir lider
figür yetiştirmek için küçük projelere/işletmelere nasıl başlanır, küçük
işletmeler nasıl büyütülür konusunda de eğitimler veriyordum. Yine kadınlara,
bilhassa istismara uğramış kadınlara ve çocuklara psikolojik destek ve
farkındalık sağlıyordum, bazen grup seminerleri düzenleyerek bazen de vaka
türüne bağlı olarak bireysel.
Savaş
sırasında neler yaşadınız?
Güneyde
Refah şehrinde yaşıyorduk. Savaşın ilk gününden itibaren Mısır sınırına doğru
göç başladı. Biz de yerinden olanları evimizde ağırladık. Kocamın kız kardeşi
bizde kaldı, daha sonra şehit düştü. Kız kardeşim ve eşi de bizimleydi. Ben
Mısır’a gelmek için yola çıkarken onlar da evimizden ayrılıp başka yere
geçtiler ve orada bombalanıp hepsi birden şehit düştüler. Bu, benim için
hayatımın en büyük şokuydu. Cesetleri çıkarılamadı, sığındıkları binanın enkazı
altında kaldılar.
Havada
dron benzeri kameralar dolaşıp sürekli fotoğraf çekiyordu; bunlar yüz ve ses
tanıma sistemiyle çalışıyordu. Aranan kişiler bu şekilde tespit edilip bomba
veya kurşunla hedef alınıyordu.
Bir süre
sonra gıda tükenmeye başladı; et, ekmek vs. kalmadı. En büyük sıkıntımız un
bulamamaktı. Gaz tamamen kesildi, elektrik de yoktu. Bu yüzden ateş yakarak
yemek pişirmeye başladık. Odun ve yakacak o kadar pahalı hale gelmişti ki yolda
bulduğum küçücük bir kâğıt parçası bile bizim için adeta bir hazineydi; hemen
alıp kâğıdı saklıyordum ki ateş yakmakta kullanabileyim. Çareler üretmek
zorundaydık. Alternatif çeşitli düzenekler kurmayı başardık. Filistin insanı
zaten icatçıdır.
Henüz
daha evimizde yaşarken bütün ahşap kapıları sökmüştük, parçalayıp yakacak
malzemeye dönüştürmek ve yemek pişirmekte kullanmak için. Başka ne yapabilirdik
ki? Doyurmam gereken çocuklarım vardı ve üstelik evimizde toplam 75 kişi
misafir ediyorduk. Eşim hepsini iyi ağırlamak, onları aç bırakmamak istiyordu.
Kayınpederimin, Allah rahmet eylesin, çok büyük yemek kazanları vardı. Hep
birlikte o büyük kazanlarda evde kalan herkese yemek pişiriyorduk.
Yine su
akışı kesildi, bu yüzden içebilmek için çok uzaklardan su taşımak zorunda
kaldık. Ardından iletişim koptu ve hiç kimseyle bağlantı kuramaz hale geldik.
Bunun yanı sıra her gün çok sayıda aile ferdi şehit düşmeye başladı. Her gece
şehit haberleriyle uyanıyorduk.
Kahire’ye
hep birlikte mi geldiniz?
Hayır,
eşim ve iki büyük oğlum Gazze’de kaldı. Ben üç kızım ve küçük oğlumla geldim.
Eşiniz
neden Gazze’de kaldı?
Eşimin beni ve kızlarımı Mısır’a göndermekte ısrar
etmesinin nedeni, Yahudilerin evlere ve hastanelere girip genç kızlara tecavüz
etmelerinden korkması, bizi korumak istemesiydi. Kendisinin
Gazze’de kalma nedeni de insanlar muhtaç durumdayken onlara yardım edebilmekti.
Kendisi Sosyal Kalkınma Bakanlığında görevliydi. Yaptığı iş, tamamen sosyal
yardım ve insani destekle ilgiliydi. Bana “Gazzelilerin bana ihtiyacı varken
onları nasıl bırakıp gidebilirim ki?” dedi. Haklıydı.
Eşinizin
görevi önemliymiş. Gazze halkının ekseriyeti geçmişten beri insani yardıma
muhtaçtı…
Gazze’de savaştan evvel insani yardım çalışmaları hep
vardı. Ama kimsenin bir şikâyeti yoktu, aç açıkta olan da asla olmadı. Çünkü
güçlü bir sosyal dayanışma vardı. Ben de sivil toplum kuruluşlarında çalıştım,
herkese hizmet veriyorduk. Savaş bu çalışmalara darbe vurdu.
Kahire’de
hayatınız nasıl?
Burada hayat iyi, emniyet var ama hayat pahalı.
Özellikle İran-İsrail savaşının başlamasıyla bu ay Mısır’da her şeyin fiyatı
fırladı. Mısır halkının bize muamelesi iyi. Filistinli, hele de Gazzeli
olduğumuzu duyduklarında ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Yahudilerden nefret ediyorlar. Gazze’den
geldiğimizi öğrenen Mısırlılar neredeyse ağlamaklı oluyor. Hatta birisi “elimizden
bir şey gelmiyor, size yardım edemiyoruz, savaş açamıyoruz, çünkü karar almak
bizim elimizde değil, bizi affedin” demişti. Mısır halkı sade bir halk ama çok
ciddi fakirlik içinde.
Eskiden
üç evim vardı; biri Refah’ta dört katlı bir binaydı, diğer Gazze’de, öteki de
Deyr el-Belah’taydı. Üçü de bombardımanda yıkıldı; eşim ve çocuklarım çadırda
kalıyor. Geçmişte eşyamız çoktu. Buraya gelirken sıfırlandık. Şimdi her şeyi
yeni baştan kurmaya çalışıyorum. Ama sıfırdan yeni bir ev kurma fikri benim
için hem maddi açıdan çok zor hem de psikolojik olarak çok ağır. Kendimi hala
Kahire’ye yeni gelmişim gibi hissediyorum. Zihnim eski evimde. Çarşıya evin bir
ihtiyacını almaya gittiğimde “Bende bunun aynısı vardı” diyorum; sonra aklıma
geliyor, hayır, o Gazze’deki evimdeydi diye. İki yıl geçmesine rağmen kendimi
hâlâ burada geçici hissediyorum. Ama gerçek şu ki kızlarım burada okuduğundan
muhtemelen kalıcıyım. Artık buraya yerleşip bir düzen kurmam gerekiyor. Ama
psikolojik olarak buna hazır değilim. Yirmi yıldan fazla emek verdiğin evini,
hayatını, eğitimini, işini geride bırakıp bir anda her şeyini kaybetmek... bunu
kabullenmek gerçekten çok zor.
Suriyeliler
de ilk yıllarda sizinle aynı duyguları yaşamıştı. Türkiye’deki Suriyelilerin hikayesi
anlattıklarınıza çok benziyor.
Biz de
Suriyelilerden çok şey öğrendik… Buraya ilk geldiğimde herkes bana “Mobilyalı
ev kiralama. Boş bir ev tut, mobilyalarını kendin alıp yerleş” dedi. Ama ben
hep nasıl olsa Gazze’ye geri döneceğim, mobilyaları ve eşyaları ne yapacağım
diye düşündüm. Fakat artık gerçeği kabullenmek zorundayım. Ev eşyası alıp
yerleşik bir hayat kurmam gerekiyor. Çünkü savaş beklediğimizden çok daha uzun
sürdü. Başta bir-iki hafta sürer
sanmıştık; ama iki yıl geçti, üçüncü yıla girdik.
Kahire’de
ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?
Lisede
okuyan kızım sınavlara hazırlanıyor. İhtiyaç duyduğu özel eğitim programı
yaşadığım ilçede olmadığından taşınmak zorundayım ama kiralar çok yüksek. Eşim
bir yandan Gazze’deki masraflarını karşılamaya çalışırken diğer yandan bizim
buradaki evin kirasını ödeyemez. Üstelik çocuklarımın hepsinin eğitim
masrafları da var. Büyük kızım İngilizce mütercim-tercümanlık bölümünden mezun
oldu; diğer iki kızım lisede, oğlum da ortaokulda. Bu arada kızım Türkiye’ye ve
Türkçeye âşık. Türk dizilerini seyrederek Türkçe öğrendi.
Çocuklarımı
Filistin okuluna kaydettirdim. Fakat okul yönetimi bana sürekli “Ramazan ayı
bitmeden okul ücretlerini ödemeniz gerekiyor” diye hatırlatma yapıyor. Şu ana
kadar ödeme yapamadım. Üç çocuğum var ve her biri için yaklaşık 16 bin cüneyh
(300 dolar) isteniyor. Yani toplamda 900 dolar gerekiyor ki bu büyük bir meblağ.
Nerede olursak olalım biz Filistinliler için en önemli şey eğitimdir. Eğitimi
en büyük sermayemiz olarak görürüz. İlim ve din olmadan hayatın gerçek anlamda
değeri olmadığını düşünürüz. Okul masrafları önemli bir mesele.
Eşim
geçmişte Mısır’da yüksek lisans ve doktora yapmıştı. Bana eskiden burada
kiraların ve masrafların çok çok ucuz olduğunu anlatırdı. Dört sene öncesinde
bile öyleydi. Fakat özellikle 2023’te savaşla birlikte Sudanlıların kitlesel göçünden
sonra kiralar ve maliyetler çok ciddi fırladı. Elbette her Sudanlı maddi olarak
aynı düzeyde değil. Kimisi fakruzaruret içindeyken ve kavurucu sıcaklar da
dahil yaz-kış sokaklarda yatarken, kimisi servetle, özellikle bol altınla
gelmiş ve ev sahipleri kira olarak ne isterdilerse ödemişler. Biz Filistinliler
Mısır’a geldiğimizde ev kiralarını görünce şaşırıp kaldık. Mobilyalı küçücük
bir evin kirası 60 veya 80 bin cüneyh. Orta halli mobilyasız bir ev de yaklaşık
25 bin cüneyh.
2012’de Kahire’ye
geldiğimde Afrikalıyla karşılaşmamıştım. 14 yıl sonra tekrar geldiğimde
havalimanından itibaren her yerin Sudanlılar başta olmak üzere Afrikalılarla
dolu olduğunu görünce çok şaşırdım.
Ekim
Şehri bölgesinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği var; orada
kendinizi adeta Sudan’daymış gibi hissediyorsunuz. Kızlarımın okulunda da çok
sayıda Sudanlı öğrenci var. Mısırlı servis şoförü, bazen kızlarıma (bembeyaz
oldukları için) “siz bunların yanında lamba gibi parlıyorsunuz” diye şaka
yapıyor.
Dünya
altın rezervinin yüzde 88’i Sudan’da. Aşırı zenginler var. Ama Sudan halkı
oldukça tembel. Süpermarketi olanlara şekerin fiyatı ne kadar diye sorsanız
yerinden kıpırdayıp da bakmak istemez. Ellerinde çokça altın var ama ondan
faydalanamıyorlar. Çok zengin doğal kaynaklara sahip olduğundan ABD, İsrail
gibi büyük devletlerin gözleri Sudan’ın üzerinde…
Gazze’de
kalan eşiniz ve oğullarınız ne durumda, ne gibi zorluklar çekiyorlar?
İsrail
Refah’ı boşalttırdı. Eşim ve oğullarım önce Deyr el-Balah, sonra Han Yunus’un
Mevasi bölgesine sığındı. Çadırda yaşıyorlar. Yemeklerini yaktıkları ateş
üzerinde kendileri pişiriyorlar. Gazze’deki çocuklarımın en büyük isteği ne
biliyor musunuz? Sırtlarını yaslayabilecekleri gerçek bir duvarın olması. Çünkü
çadırda yaşıyorlar ve çadırların duvarı yok. Eşim ve çocuklar sıcaktan
muzdarip. Çadırlar insanca yaşamaya kesinlikle elverişli değil. Sular temiz
değil ve ayrıca gelen su da gerçekten sıcak. Böcekler her yere yayıldı, bu
durum cilt hastalıklarını yaygınlaştırdı. Oğullarımdan biri böceklerin
vücudunda açtığı derin yaralardan uzun süre baş etmek zorunda kaldı. Şimdi bir
de Gazze’de kemirgen ve fare istilası var. Bu hiç normal bir istila değil ve
önüne geçilemiyor. Ekmeği bile koyacak yer bulamıyorlar, fareler ulaşamasın
diye çadır direğinin tepesine asıyorlar. Buna rağmen fareler ulaşıp yemeye
çalışıyorlar. Fareler çadırlardaki led ışıkların kablolarını bile kemirip yiyor
ve insanların ışık kaynaklarını yok ediyorlar.
İsrail’in
bu fareleri getirip yayılmasını sağladığı söyleniyor.
Evet,
öyle. Çok tuhaf renklerde fareler var. Gece onları göremiyorlar. Geçenlerde
büyük bir fare çadırda bir çocuğun gözünü ısırdı. Yine yaşlı bir kadının
parmaklarını yedi. Düğünü olacak bir genç kızın çeyizini ve kıyafetlerini
kemirdi.
Benim için en büyük sıkıntı, iki oğlumun da eşimle
kalmış olması. Çünkü bu durum eşimin Gazze’deki masraflarını artırdı. Gazze’de
hayat o kadar pahalı ki. Et girişinin kesilmesinden yaklaşık on ay sonra eşim
ilk kez bir tavuk bulabilmiş, donmuş tavuğa 100 dolar ödemiş; düşünün taze bile
değil. Eşim o olayı bana “Çocuklar için adeta bir bayram gün oldu” diye
anlattı. Oğullarım “Bugün et yedik, bugün et yedik!” diye sevinçten uçmuş.
Düşünün tek bir öğün tavuk yiyebilmek bile Gazze’de bayram havası estiriyor.
Eşimin hem Gazze’deki hem de Mısır’daki masraflarımızı
karşılamaya gücü yetmiyor. Bu yüzden liseyi %91 ortalamayla bitiren oğlumu iki
yıldır hâlâ üniversiteye kaydettiremedik. En büyük hayali Gazze’de
veya yurtdışında tıp okumak. Ama
şartlar gerçekten zor. Sınır kapısı hala kapalı; Gazze dışına çıkabilmesinin
hiçbir yolu yok. Tıp eğitiminin
yıllık ücreti yaklaşık 3.000 dolar ve bunu karşılayacak imkânımız yok. Büyük
oğlum da muhasebe okuyor.
Gazze’deki
sıkıntılar çok büyük. İran’la savaş patlak verdiğinde fiyatların fırlamasıyla
durumları daha da kötüleşti. Sürekli bir zorluk ve mücadele söz konusu…
Ayakkabı bulmak bile zor. Şu anda bazı kıyafetler bulunsa bile fiyatları aşırı
yüksek. Bazen Gazze’ye ihtiyaç duyulan bazı mallar geliyor ama insanların
bunları satın alacak parası yok. Zaten iş ve para kazanma imkânı da yok.
İnsanlar genellikle yardım kuruluşlarının sağladığı gıdayla ve aşevlerinde
pişen yemeklerle yaşıyor. Bu yardımlar da sürekli değil. Yemek pişirmede
kullanılan gaz iyice kıtlaştı, hatta odunun fiyatı bile aşırı yükseldi. Çünkü
Gazze’de artık neredeyse hiç ağaç kalmadı. Yemek pişirebilmek ve ısınmak için
bütün ağaçlar kesildi. İnsanlar bombalanan evlere giriyor, yıkıntılar arasından
mobilyalar ve odun olabilecek malzemeler bulabilmek için.
Gazze
Şeridi, Akdeniz kıyısı boyunca küçücük bir yerdir. Kuzeyden güneye bir saatte
gidilebilir. Mısır’a ilk geldiğimde insanların ve arabaların sayısını görünce
gerçekten şaşırdım. Gazze 2 milyon nüfusluyken Mısır 120 milyon. Biliyor
musunuz, çocuklarım Gazze’den beni arayıp sokakları videoya çekmemi istiyorlar,
arabaları ve trafiği görebilmek için... Çünkü Gazze’de artık neredeyse hiç
araba yok. Olsa da benzin bulunmuyor. Videolardaki arabaları görünce “Anne, ne
kadar çok araba var!” diye şaşkınlıklarını ifade ediyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder