İSRAİL’İN
ORTADOĞU’DA YERİNDEN ETME VE DEMOGRAFİYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME POLİTİKASI
TRT
World’den Kazim Alam’ın yolladığı sorulara verdiğim cevaplar üzerinden
kaleme alınan “Israel has uprooted six million people already. What’s
next in its demographic reshaping drive?” başlıklı yazı 26.3.3026 tarihinde
TRT World’de yayınlanmıştı. Owen Schalk ve Nasir Qadri’den de yazı için
görüş alınmış. Yazıyı linkten okuyabilirsiniz: https://www.trtworld.com/article/885b9e5f5841.
Sorulara verdiğim cevapların tam hali aşağıdadır.
Sizce
İsrail’in Gazze, Lübnan ve İran’a altı milyon insanı yerinden etmesi,
hesaplanmış bir demografik mühendislik politikası mı yoksa meşru bir öz savunma
mı?
Bu,
kesinlikle hesaplanmış bir demografik mühendislik politikası. Çünkü İsrail,
nüfusu az olan küçük bir ülke, ancak demografisine kıyasla hırsları çok büyük.
Nil’den Fırat’a uzanan Büyük İsrail vizyonunu düşünün. Dünyadaki tüm Yahudiler
o topraklara yerleşse bile, azınlık olarak kalacaklardır. Bu nedenle, tıpkı
1948’de yaptıkları gibi, mevcut nüfustan kurtulmaları gerekiyor. Filistin
topraklarında demokratik bir Yahudi devleti kurmak için 750-800 bin
Filistinliyi yani nüfusun %60’ını evsiz ve mülteci haline getiren bir etnik
temizlik politikası uyguladılar.
7 Ekim’den
sonra İsrail, varlığına yönelik tüm tehditlerden kurtulurken genişlemeye karar
verdi. Bu bağlamda birincil amacı Gazze, Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Güney Lübnan
topraklarını ele geçirmek. Milyonlarca Arap’ı kontrolü altında tutarken
demokratik bir Yahudi devleti olarak varlığını sürdürebilir mi? Hayır. (2005’te
Ariel Şaron’un başbakanlığı döneminde Gazze’den çekilmesinin temel nedeni
demografiydi, yani Gazzelilerin hızlı nüfus artışı karşısında demokratik Yahudi
devleti karakterini koruma kaygısıydı.) Buralar 1967 veya 1982’de işgal ettiği
topraklar olup nüfusları da yıllardır işgalciye karşı direniş kültürüne sahip.
İsrail, yerel halkı yerinden etmediği takdirde neyle karşı karşıya kalacağını
çok iyi biliyor.
Unutmayın,
yerinden etme veya etnik temizlik arzusu 7 Ekim’den sonra başlamadı; sağcı
İsrail gençliği yıllardır “Araplara ölüm” ve “Muhammed’e ölüm” sloganlarıyla
yürüyüş yapıyor ve Batı Şeria’daki Filistinlileri Ürdün’e, Gazze’dekileri ise
Mısır’a göndermeyi arzuluyor. Bu arzu, uzun zamandır sağcı politikacılar
tarafından da dile getiriliyor. Bu, yerinden etmenin meşru bir öz-savunma
olmadığına dair en önemli kanıt.
Üzücü
olan şu ki, milyonlarca Suriyelinin vatanlarından sürülmesi aslında İran’ın bir
demografik mühendislik politikasıydı. En büyük yıkım ve yerinden edilmenin
yaşandığı yerlerden bazıları, İsrail’in gözünü diktiği Deraa, Deyr ez-Zor ve Şam
Kırsalı’ydı. Lübnanlı milisler Suriyelilerin yerinden edilmesinde görev aldı ve
ne yazık ki sıra onlara geldi.
Bu
kitlesel yerinden edilmelerin mevcut bütün nüfusların sosyal dokusunu tahrip
etmek için tasarlandığına dair kanıt var mı? Bunun bölgesel istikrarsızlık
yaratması muhtemel mi?
Uzun
ve/veya yıkıcı savaşlar ve yerinden edilmeler her yerde sosyal dokuyu tahrip
eder. Bu kaçınılmazdır. Ne yazık ki çok daha evvel Irak, Suriye, Yemen, Lübnan,
Filistin vb. yerlerde bu yaşandı. Ortak değerler, sosyo-kültürel normlar,
algılar, hayat tarzları, ahlak kuralları vb. değişmeye başladı ve en önemlisi
insanlar arasındaki güven aşındı. 1990’lardan beri Ortadoğu’daki yıkıcı
savaşları incelediğimde aynı kalıpları keşfettim: mülksüzleştirme, fakirleştirme,
cahilleştirme, ahlaki çöküş, kültürsüzleşme ve sağlığın bozulması. Bunların bir
tesadüf olmadığına, İsrail’in genişlemesi ve bölgesel hegemonyası uğruna
kasıtlı yapıldığına inanıyorum. Dolayısıyla bu savaşlar ve kitlesel yerinden
edilmeler devam ederse aynı kalıbın tekrarlanacağını bekliyorum.
Elbette
bu da bölgesel istikrarsızlığa yol açacaktır. Yerinden edilmiş ve evsiz
insanlar nerede yaşayacaklar? Geri dönebilecekler mi? Çoğu dönemeyecek. Çünkü
İsrail’in mevcut tüm askeri toprak işgalleri geçici değil, kalıcı; “terör
örgütleri”nin silahsızlandırılmasını sadece genişleme amaçlı bir bahane olarak
kullanıyor.
Bu,
zaten kırılgan ve hatta yarı çökmüş bir devlet olan Lübnan’da kaosa yol
açacaktır. İsrail, esasen Hizbullah’ın sosyal tabanını (sadece onlarla sınırlı
olmamakla birlikte) yerinden ediyor; mezhepçi nefret ve siyasetteki mezhepçilik
yüzünden Sünni, Dürzi ve bazı Hristiyan çoğunluklu bölgelerde -kalışları uzun süreli
olursa- hoş karşılanmayacaklardır. İsrail, sığınma arayışındaki yerinden
edilmişleri -aralarında teröristler olduğunu iddiasıyla- gittikleri her yerde
bombalayacaktır; Sünni, Dürzi ve Hristiyan çoğunluklu bölgelerin hedef haline
gelmesi toplumsal huzursuzlukları tetikleyecektir, tıpkı geçmişte Lübnan’da
Filistinli mültecilerin ve direniş gruplarının varlığının tetiklemesi gibi.
Lübnan’daki karışıklık da bölgeyi etkileyecektir. Ayrıca yerinden edilmenin
mezhepsel niteliğini bir kenara bırakalım, Lübnan’da nüfusun dörtte birinden
fazlası yerinden edilmiş durumda ve bu kadar yüksek bir oranla başa çıkmak her
devlet için zordur.
Ve son
olarak, İsrail’in asıl amacı, genişlerken ve hedeflerine ulaşırken aynı zamanda
bölgesel istikrarsızlık çıkarmaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder