13 Ağustos 2026 Perşembe

Z.T.KOR: İSRAİL’İN ORTADOĞU’DA DEMOGRAFİYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME POLİTİKASI

 

İSRAİL’İN ORTADOĞU’DA YERİNDEN ETME VE DEMOGRAFİYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRME POLİTİKASI


TRT World’den Kazim Alam’ın yolladığı sorulara verdiğim cevaplar üzerinden kaleme alınan “Israel has uprooted six million people already. What’s next in its demographic reshaping drive?” başlıklı yazı 26.3.3026 tarihinde TRT World’de yayınlanmıştı. Owen Schalk ve Nasir Qadri’den de yazı için görüş alınmış. Yazıyı linkten okuyabilirsiniz: https://www.trtworld.com/article/885b9e5f5841. Sorulara verdiğim cevapların tam hali aşağıdadır.


Sizce İsrail’in Gazze, Lübnan ve İran’a altı milyon insanı yerinden etmesi, hesaplanmış bir demografik mühendislik politikası mı yoksa meşru bir öz savunma mı?

Bu, kesinlikle hesaplanmış bir demografik mühendislik politikası. Çünkü İsrail, nüfusu az olan küçük bir ülke, ancak demografisine kıyasla hırsları çok büyük. Nil’den Fırat’a uzanan Büyük İsrail vizyonunu düşünün. Dünyadaki tüm Yahudiler o topraklara yerleşse bile, azınlık olarak kalacaklardır. Bu nedenle, tıpkı 1948’de yaptıkları gibi, mevcut nüfustan kurtulmaları gerekiyor. Filistin topraklarında demokratik bir Yahudi devleti kurmak için 750-800 bin Filistinliyi yani nüfusun %60’ını evsiz ve mülteci haline getiren bir etnik temizlik politikası uyguladılar.

7 Ekim’den sonra İsrail, varlığına yönelik tüm tehditlerden kurtulurken genişlemeye karar verdi. Bu bağlamda birincil amacı Gazze, Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Güney Lübnan topraklarını ele geçirmek. Milyonlarca Arap’ı kontrolü altında tutarken demokratik bir Yahudi devleti olarak varlığını sürdürebilir mi? Hayır. (2005’te Ariel Şaron’un başbakanlığı döneminde Gazze’den çekilmesinin temel nedeni demografiydi, yani Gazzelilerin hızlı nüfus artışı karşısında demokratik Yahudi devleti karakterini koruma kaygısıydı.) Buralar 1967 veya 1982’de işgal ettiği topraklar olup nüfusları da yıllardır işgalciye karşı direniş kültürüne sahip. İsrail, yerel halkı yerinden etmediği takdirde neyle karşı karşıya kalacağını çok iyi biliyor.

Unutmayın, yerinden etme veya etnik temizlik arzusu 7 Ekim’den sonra başlamadı; sağcı İsrail gençliği yıllardır “Araplara ölüm” ve “Muhammed’e ölüm” sloganlarıyla yürüyüş yapıyor ve Batı Şeria’daki Filistinlileri Ürdün’e, Gazze’dekileri ise Mısır’a göndermeyi arzuluyor. Bu arzu, uzun zamandır sağcı politikacılar tarafından da dile getiriliyor. Bu, yerinden etmenin meşru bir öz-savunma olmadığına dair en önemli kanıt.

Üzücü olan şu ki, milyonlarca Suriyelinin vatanlarından sürülmesi aslında İran’ın bir demografik mühendislik politikasıydı. En büyük yıkım ve yerinden edilmenin yaşandığı yerlerden bazıları, İsrail’in gözünü diktiği Deraa, Deyr ez-Zor ve Şam Kırsalı’ydı. Lübnanlı milisler Suriyelilerin yerinden edilmesinde görev aldı ve ne yazık ki sıra onlara geldi.

 

Bu kitlesel yerinden edilmelerin mevcut bütün nüfusların sosyal dokusunu tahrip etmek için tasarlandığına dair kanıt var mı? Bunun bölgesel istikrarsızlık yaratması muhtemel mi?

Uzun ve/veya yıkıcı savaşlar ve yerinden edilmeler her yerde sosyal dokuyu tahrip eder. Bu kaçınılmazdır. Ne yazık ki çok daha evvel Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Filistin vb. yerlerde bu yaşandı. Ortak değerler, sosyo-kültürel normlar, algılar, hayat tarzları, ahlak kuralları vb. değişmeye başladı ve en önemlisi insanlar arasındaki güven aşındı. 1990’lardan beri Ortadoğu’daki yıkıcı savaşları incelediğimde aynı kalıpları keşfettim: mülksüzleştirme, fakirleştirme, cahilleştirme, ahlaki çöküş, kültürsüzleşme ve sağlığın bozulması. Bunların bir tesadüf olmadığına, İsrail’in genişlemesi ve bölgesel hegemonyası uğruna kasıtlı yapıldığına inanıyorum. Dolayısıyla bu savaşlar ve kitlesel yerinden edilmeler devam ederse aynı kalıbın tekrarlanacağını bekliyorum.

Elbette bu da bölgesel istikrarsızlığa yol açacaktır. Yerinden edilmiş ve evsiz insanlar nerede yaşayacaklar? Geri dönebilecekler mi? Çoğu dönemeyecek. Çünkü İsrail’in mevcut tüm askeri toprak işgalleri geçici değil, kalıcı; “terör örgütleri”nin silahsızlandırılmasını sadece genişleme amaçlı bir bahane olarak kullanıyor.

Bu, zaten kırılgan ve hatta yarı çökmüş bir devlet olan Lübnan’da kaosa yol açacaktır. İsrail, esasen Hizbullah’ın sosyal tabanını (sadece onlarla sınırlı olmamakla birlikte) yerinden ediyor; mezhepçi nefret ve siyasetteki mezhepçilik yüzünden Sünni, Dürzi ve bazı Hristiyan çoğunluklu bölgelerde -kalışları uzun süreli olursa- hoş karşılanmayacaklardır. İsrail, sığınma arayışındaki yerinden edilmişleri -aralarında teröristler olduğunu iddiasıyla- gittikleri her yerde bombalayacaktır; Sünni, Dürzi ve Hristiyan çoğunluklu bölgelerin hedef haline gelmesi toplumsal huzursuzlukları tetikleyecektir, tıpkı geçmişte Lübnan’da Filistinli mültecilerin ve direniş gruplarının varlığının tetiklemesi gibi. Lübnan’daki karışıklık da bölgeyi etkileyecektir. Ayrıca yerinden edilmenin mezhepsel niteliğini bir kenara bırakalım, Lübnan’da nüfusun dörtte birinden fazlası yerinden edilmiş durumda ve bu kadar yüksek bir oranla başa çıkmak her devlet için zordur.

Ve son olarak, İsrail’in asıl amacı, genişlerken ve hedeflerine ulaşırken aynı zamanda bölgesel istikrarsızlık çıkarmaktır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder