10.
YILINDA 15 TEMMUZ KALKIŞMASINA DAİR DEĞERLENDİRMEM
TRT
World’den Murat Sofuoğlu’nun yolladığı sorulara verdiğim cevaplar
üzerinden kaleme alınan “Ten years, ten voices: How July 15 remains
in the hearts of Turkish citizens” başlıklı yazı 14.7.2026 tarihinde
TRT World’de yayınlanmıştı. Yazıyı linkten okuyabilirsiniz: https://www.trtworld.com/article/f687039019a4.
Sorulara verdiğim cevapların tam hali aşağıdadır.
10 sene
sonrasında 15 Temmuz'a baktığınızda ne hissediyorsunuz?
15
Temmuz’un benim için çok ayrı bir anlamı var. O dönem yabancı basından
tercümeler yapan biri olarak işim gereği Batı, Rus, Arap ve İsrail basınından
kalkışmayla ilgili her kesim ne yazdı bunu araştırıp çevirmekle geçti. Öyle ki
gece-gündüz çalışıp 1,5 ay içinde 100’e yakın yazıyı Türkçeye çevirerek dünyada
Türkiye ve 15 Temmuz algısıyla ilgili muazzam bir arşiv oluşturdum. Bana etkisi
şu oldu: Her Perşembe akşamı okunan salalar, beni hala 15 Temmuz atmosferine
götürüyor. Çünkü o dönem her akşam salalar okunurken ben var gücümle çevirecek
metin seçmek veya stres içinde çevirileri yetiştirmekle geçiriyordum. Salalar
benim zihnimde 15 Temmuz’la özdeşleşti.
15
Temmuz başarılı olsaydı muhtemeldir ki ülkemiz bir iç savaş saplanacaktı. Çok
büyük bir badire atlattık. Ayrıca Ortadoğu, “Arap Baharı” sonrası oluşan
karşı-devrimci eksenin tamamen kontrolüne girecekti. Saraybosna ziyaretimde bir
Boşnak bana şunu söyledi: “Kocam darbe gecesi sabaha kadar gözyaşları içinde
size dualarla ederek geçirdi, ‘Eğer Türkiye’de hükümet düşerse Boşnakların
kimsesi kalmaz, Sırpların eline düşer, katlediliriz’ diye…” Tam da bu korku
nedeniyle Ortadoğu’dan Balkanlara, Afrika’dan Kafkaslara ve Orta Asya'ya kadar
çevre coğrafyalarda darbe gecesini uykusuz ve bize dualar ederek geçiren
milyonlarca insan vardı. Bu süreç bana Türkiye’nin Türkiye’den ibaret
olmadığını, küresel-bölgesel jeopolitikte çok kıymetli bir konumda ve
sorumluluğumuzun da çok büyük olduğunu, çok çalışmamız gerektiğini hissettirdi.
15
Temmuz o zamandan bu zamana Türkiye’yi nasıl değiştirdi?
15
Temmuz Kalkışması, başarısız olsa da devlet, hükümet ve halk açısından bir
travmaya yol açtı ve bir dönüm noktası oldu. Beka kaygısı ve kendini koruma
refleksi, siyasetin alanını daraltırken devlet bürokrasisinin siyasete daha
ağır basmasına ve belirleyici olmasına yol açtı. Sistem yeniden tanzim edildi,
parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildi.
Türkiye
daha milliyetçileşti. AK Parti, ilk döneminde liberal-sol kesimle ittifak
içindeydi, haklar ve hürriyetler vurgusu daha fazlaydı; 2015’ten itibaren
PKK’yla mücadelenin ve iki genel seçimin de etkisiyle daha milliyetçi bir tona
kayarken 15 Temmuz Kalkışması’yla birlikte milliyetçi ve ulusalcı kadrolarla
ittifakta karar kıldı. Yani hem hükümetin zihniyetinde ve müttefiklerinde hem
de devlet içindeki kadrolarda ciddi bir değişim yaşandı.
İhanet
algısı o kadar baskındı ki artık TRT’ninkiler başta olmak üzere TV dizilerinin
konusu her ne olursa olsun mutlaka ihanet meselesi işlenir oldu.
Kanaatimce
15 Temmuz’un en kalıcı ve yıkıcı etkisi toplumda, siyasette ve devlette güven
duygusunu ve bağlarını yitirtmesidir. Öyle ki insanlar okulda, işte, mahallede
birbirine acaba devleti yıkmayı planlayan bir hain, bir FETÖcü olabilir mi
nazarıyla bakmaya başladılar. Dahası dini cemaatlere, STK’lara ve hatta insani
yardım derneklerine bile şüpheyle yaklaştılar. Yardım derneklerine yapılan
bağışlar azaldı. Her türlü cemaat yapısından duyulan şüphe ve korkuyla toplumda
bireyselleşme arttı. Her ikisi de muhafazakâr olan AK Parti hükümeti ile Gülen
cemaati arasındaki siyasi kavga ve çatışma, dini olandan uzaklaşmayı ve
dünyevileşmeyi (sekülerleşmeyi) tetikledi. Yurtdışındaki Türkler, geçmişte bir
Türk gördüğünde -vatan hasretinin de etkisiyle- hemen ahbaplık kurmaya
çalışırken artık acaba hangi kesimden kuşkusu içinde birbirinden uzak duruyor.
Bu, pek fark etmediğimiz önemli bir değişim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder