13 Ağustos 2026 Perşembe

Z.T.KOR: 10. YILINDA 15 TEMMUZ KALKIŞMASINA DAİR DEĞERLENDİRMEM

 

10. YILINDA 15 TEMMUZ KALKIŞMASINA DAİR DEĞERLENDİRMEM

 

TRT World’den Murat Sofuoğlu’nun yolladığı sorulara verdiğim cevaplar üzerinden kaleme alınan “Ten years, ten voices: How July 15 remains in the hearts of Turkish citizens” başlıklı yazı 14.7.2026 tarihinde TRT World’de yayınlanmıştı. Yazıyı linkten okuyabilirsiniz: https://www.trtworld.com/article/f687039019a4. Sorulara verdiğim cevapların tam hali aşağıdadır.

 

10 sene sonrasında 15 Temmuz'a baktığınızda ne hissediyorsunuz?

15 Temmuz’un benim için çok ayrı bir anlamı var. O dönem yabancı basından tercümeler yapan biri olarak işim gereği Batı, Rus, Arap ve İsrail basınından kalkışmayla ilgili her kesim ne yazdı bunu araştırıp çevirmekle geçti. Öyle ki gece-gündüz çalışıp 1,5 ay içinde 100’e yakın yazıyı Türkçeye çevirerek dünyada Türkiye ve 15 Temmuz algısıyla ilgili muazzam bir arşiv oluşturdum. Bana etkisi şu oldu: Her Perşembe akşamı okunan salalar, beni hala 15 Temmuz atmosferine götürüyor. Çünkü o dönem her akşam salalar okunurken ben var gücümle çevirecek metin seçmek veya stres içinde çevirileri yetiştirmekle geçiriyordum. Salalar benim zihnimde 15 Temmuz’la özdeşleşti.

15 Temmuz başarılı olsaydı muhtemeldir ki ülkemiz bir iç savaş saplanacaktı. Çok büyük bir badire atlattık. Ayrıca Ortadoğu, “Arap Baharı” sonrası oluşan karşı-devrimci eksenin tamamen kontrolüne girecekti. Saraybosna ziyaretimde bir Boşnak bana şunu söyledi: “Kocam darbe gecesi sabaha kadar gözyaşları içinde size dualarla ederek geçirdi, ‘Eğer Türkiye’de hükümet düşerse Boşnakların kimsesi kalmaz, Sırpların eline düşer, katlediliriz’ diye…” Tam da bu korku nedeniyle Ortadoğu’dan Balkanlara, Afrika’dan Kafkaslara ve Orta Asya'ya kadar çevre coğrafyalarda darbe gecesini uykusuz ve bize dualar ederek geçiren milyonlarca insan vardı. Bu süreç bana Türkiye’nin Türkiye’den ibaret olmadığını, küresel-bölgesel jeopolitikte çok kıymetli bir konumda ve sorumluluğumuzun da çok büyük olduğunu, çok çalışmamız gerektiğini hissettirdi.

 

15 Temmuz o zamandan bu zamana Türkiye’yi nasıl değiştirdi?

15 Temmuz Kalkışması, başarısız olsa da devlet, hükümet ve halk açısından bir travmaya yol açtı ve bir dönüm noktası oldu. Beka kaygısı ve kendini koruma refleksi, siyasetin alanını daraltırken devlet bürokrasisinin siyasete daha ağır basmasına ve belirleyici olmasına yol açtı. Sistem yeniden tanzim edildi, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildi.

Türkiye daha milliyetçileşti. AK Parti, ilk döneminde liberal-sol kesimle ittifak içindeydi, haklar ve hürriyetler vurgusu daha fazlaydı; 2015’ten itibaren PKK’yla mücadelenin ve iki genel seçimin de etkisiyle daha milliyetçi bir tona kayarken 15 Temmuz Kalkışması’yla birlikte milliyetçi ve ulusalcı kadrolarla ittifakta karar kıldı. Yani hem hükümetin zihniyetinde ve müttefiklerinde hem de devlet içindeki kadrolarda ciddi bir değişim yaşandı.

İhanet algısı o kadar baskındı ki artık TRT’ninkiler başta olmak üzere TV dizilerinin konusu her ne olursa olsun mutlaka ihanet meselesi işlenir oldu.

Kanaatimce 15 Temmuz’un en kalıcı ve yıkıcı etkisi toplumda, siyasette ve devlette güven duygusunu ve bağlarını yitirtmesidir. Öyle ki insanlar okulda, işte, mahallede birbirine acaba devleti yıkmayı planlayan bir hain, bir FETÖcü olabilir mi nazarıyla bakmaya başladılar. Dahası dini cemaatlere, STK’lara ve hatta insani yardım derneklerine bile şüpheyle yaklaştılar. Yardım derneklerine yapılan bağışlar azaldı. Her türlü cemaat yapısından duyulan şüphe ve korkuyla toplumda bireyselleşme arttı. Her ikisi de muhafazakâr olan AK Parti hükümeti ile Gülen cemaati arasındaki siyasi kavga ve çatışma, dini olandan uzaklaşmayı ve dünyevileşmeyi (sekülerleşmeyi) tetikledi. Yurtdışındaki Türkler, geçmişte bir Türk gördüğünde -vatan hasretinin de etkisiyle- hemen ahbaplık kurmaya çalışırken artık acaba hangi kesimden kuşkusu içinde birbirinden uzak duruyor. Bu, pek fark etmediğimiz önemli bir değişim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder