17 Ağustos 2026 Pazartesi

Z.T.KOR: KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 4

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 4

3 Ağustos 2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan: Betül Aslan

 

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’nden yeni bir organizasyon talep ederek 2-4 Ağustos tarihlerinde Kahire’deki Gazzelilere yardım dağıtmaya gittik. 80 aileye/hanım 100’er dolar yardım zarfı ve çocuklara oyuncaklar verdiğimiz akşam buluşmasında altı kişiyle de görüşme yapma imkanı buldum. Tabii ki üç günde onlarca Gazzeliyle konuştum. Onları da tercüme ettikçe bu mecrada paylaşacağım.

Sorduğum sorular ekseriyetle şunlardı: Gazze’nin neresindensiniz, savaşta neler yaşadınız, hayatınız nasıl değişti, Mısır’a niçin geldiniz, Mısır’da ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz, çocuklarınızın psikolojisi nasıl, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Genç bir hanım:  

Savaştan evvel Zeytun mahallesinde yaşıyordum, beş çocuk annesiydim. Bombardıman başlayınca önce Nuseyrat’a, ardından Refah’a göç ettik. Sonra tekrar Nuseyrat’a döndüğümüzde sığındığımız okul binasına Yahudilerin füze atması sonucu bir kızım ve bir oğlum şehit düştü. Ben de yaralandım, gördüğünüz gibi sol elimi kaybettim; başta sırtım olmak üzere bütün vücudumda deformasyonlar oluştu, sırtıma tam 80 dikiş atıldı. 13 gün yoğun bakımda kaldım. Bombardımandan sonra ne olup bitti, çocuklarım ne durumdaydı hiçbir şey bilmiyordum. İki çocuğumun saldırıda şehit olduğunu Mısır’a geldikten sonra öğrendim. Onları göremedim, veda bile edemedim.  

Refakatçisiz tek başıma Mısır’a tedaviye geldim, bir senedir buradayım. Hamdolsun. Hayatta kalan üç çocuğum ise şu an Gazze’de ve onlara dayım bakıyor. Eşim ise uzuv kaybımdan dolayı beni boşadı. Nasibimize düşene razıyız, Rabbimizden razıyız, elhamdülillah.

Hayatım çok değişti tabii ki. Tek elle bir ömür nasıl yaşayacağımı bilmiyorum. Saçımı taramaktan yemek pişirmeye kadar birçok eylemi yapamıyorum artık. Burada akrabam da yok. Şu an geçici olarak Kahire’de Mısırlılarla beraber yaşıyorum.

 

Orta yaşlı bir bey:

Refah’tanız. Çocuklarım ve eşimle birlikte güvenli bir bölgeye sığınmak için yolda yaya giderken bombalandık. Kolumdan ve böbreğimden yaralandım; alemlerin Rabbine hamdolsun. O bombardımanda çevremdeki tam 81 kişi şehit oldu. Ailemden yaralanan yok çok şükür; ben onların arkasından yürüyordum, en geride kalmıştım.

Bir buçuk sene evvel eşimle birlikte Mısır’a tedaviye geldim; çocuklarım engelli annemle birlikte Gazze’de kaldı. Deniz kenarındaki çadır kamplarda tek başlarına yaşıyorlar. 12, 10, 8 ve 6 yaşlarındalar. Mısır’a gelirken eşim hamileydi, burada doğum yaptı; son çocuğum da şu an 6 aylık. Çocuklarımla telefonda görüşüyoruz, durumları çok kötü. Her halimize hamdolsun.

Mısır’da genellikle bacaklar için protez takılıyor, el/kol için değil. Bir tane plastik protez taktılar, ama işe yaramadı, ben de attım.

Savaştan önce kıyafet dükkanım vardı. Allah’a şükür evime ekmek götürüyordum, hayatımız iyiydi. Savaşla birlikte her şey tepetaklak oldu. Aksa Tufanı operasyonu bizi yıktı, mahvetti. Bence yapılan yanlıştı. Çocuklarıma endişelendiğim için yanlıştı diyorum, kendim için değil. Ben koca adamım, kendimi düşünmüyorum; ama çocuklarım... Ben gidip çocuklarımı kucağıma alıp toprağımı öpmek istiyorum.

Çocuklarımla telefonda konuşurken bizi de yanınıza alın diyorlar, ama bunu yapmak elimizde değil. Bu insanı kahrediyor. Eşimin ruhsal durumu da günden güne kötüleşiyor. Beni çocuklarıma götür, çocuklarımın yanında ölmek istiyorum diyor. Tedavimin bitmesi için ameliyat olmam gerekiyor, zamanını bilmiyorum. Her sorduğumda bana sabretmemi söylüyorlar. Allah sabredenlerle beraberdir.

 

Genç bir bey:

Han Yunusluyum. 4 Şubat 2024’te evimin önünün bombalanmasıyla yaralandım. Olay anında iki erkek kardeşlerimle birlikteydim, onlar yanı başımda şehit düştüler. Gazze’de sol bacağım diz üstünden kesildi; sağ ayağımda ise derin yaralar vardı, etlerim parçalanmıştı ve durum çok ciddiydi. Yaralandıktan 10 gün sonra tedavi için Mısır’a getirildim. Burada yaklaşık bir sene çeşitli hastanelerde tedavi gördüm, ameliyatlar oldum.

Bombardımandan sonra sağ ayağımın halini fotoğraftan göstereyim. Sırtımdan aldıkları kasları bacağımın kas dokusunun kaybolduğu yerlerine yerleştirdiler. Sonra mikrocerrahi bir operasyonla vücudumdan aldıkları deri parçalarını naklettiler. Böylece Allah’a şükürler olsun sağ bacağımı kesilmekten kurtardılar. Şu an sağlığım çok daha iyi, ama sürekli ağrılarım da oluyor. Her halimize hamdolsun.

Evliyim; eşim ve dört çocuğumla, yani çekirdek ailemle Mısır’da yaşıyorum. Kirada oturuyoruz. Anne-babam Gazze’de kaldı. Mavâsî bölgesinde çadırda yaşıyorlar. Durumları çok kötü, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorlar.

(Savaştan ne öğrendiniz?) İçim o kadar dolu ki, savaş öyle çok şey yaşattı ki nasıl dile dökülür bilemiyorum. Gazze’deki savaş çok zor ve çok acı verici. Savaşın bedelini, evlerimizi ve sahip olduğumuz her şeyimizi kaybederek, ama en önemlisi canlarımızla ödedik. Kardeşlerimizi, ailelerimizi, yuvalarımızı, kelimenin tam anlamıyla her şeyimizi yitirdik. Ama her halimize hamdolsun. Rabbimiz tüm bu yaşadıklarımızı Filistin için, toprağımız için ödediğimiz bedel olarak kabul etsin. Sadece O’nun rızasını kazanmak için yaptığımız bu fedakarlıkları kabul etsin.

 

Orta yaşlı bir hanım:

Rimel mahallesinde yaşıyorduk. Gazze’den iki aylık ateşkes sırasında Şubat 2025’te çıktım. O tarihten yaklaşık bir ay önce eşim şehit olmuştu. 16, 15 ve 8 yaşlarında üç çocuğum var ve hepsi de hasta. Büyük oğlum kalp hastası; kalp kapakçığı nakli ve akciğer atardamarı değişimi gerekiyor. Zor ve komplike ameliyatlar yani. Maalesef şimdiye kadar Mısır’da herhangi bir tedavi şansımız olmadı. Yine de ufacık da olsa bir tedavi ihtimali için bekliyoruz. Ama bu tür büyük ve riskli operasyonları burada yapamıyorlar, yurtdışına gitmemiz gerekiyor.

Savaş çok zordu. Defalarca doğrudan hedef alınıp bombalandık. Birkaçından yaralı olarak kurtulduk. İlk bombalandığımızda ben ve eşim sokaktaydık, birlikte yaralandık. O olaydan dört gün sonra, biz evimizde yaralı haldeyken odamıza füze isabet etti. Tüm oda yandı ama füze tamamen patlamamıştı. Bu, Allah’ın bize bir rahmetiydi. Bedenimizde hafif yanıklar oldu sadece. Üçüncü kez bombalandığımızda bina kısmen yıkıldı; üç kat birden üzerimize çöktü ama neyse ki çöküntü bizim katta durdu. Yüzümüzde sıyrıklarla kurtulduk. Allah’ın yardımıyla evden çıkabildik. Ama sonraki sefer eşimin ailesinin evi bombalandı ve ebeveyni ile kardeşleri dahil bütün ailesi şehit oldu. Beş ay sonra sağ kalan bir erkek kardeşini, çadırının saldırıların hedefi olmasıyla kaybetti. Ondan bir hafta sonra da berber dükkanında eşim şehit oldu.

Yani çocuklarım başta babaları olmak üzere tüm aileyi kaybetti; nine-dedelerini, halalarını, amcalarını... Yalnızca ben ve çocuklarım hayatta kaldık. En son çocuklarımın tedavisi için Mısır’a gelme fırsatı buldum.

8 yaşındaki en küçük oğlum eşimin ailesine çok düşkündü; ninesini, babasını, amcalarını çok severdi. Savaştan önce çalıştığım için işteyken en küçük oğlumla onlar ilgilenirdi. Aralarındaki duygusal bağlar çok kuvvetliydi. Üstelik en küçük torun olduğundan çok seviliyordu. O yüzden eşimin ailesini kaybetmek oğlum için çok büyük travma oldu. Zor zamanlar geçirdi, sağlığı da etkilendi. Sadece benim kucağımda uyuyor, benden asla ayrılamıyordu. Eşimin kaybı daha da zor oldu. Eşim yaklaşık bir buçuk sene önce şehit olduğu halde oğlum sanki birkaç gün veya ay önce babasını kaybetmiş gibi kendinden geçerek ağlama krizlerine giriyor. Benden babasını getirmemi istiyor. Davranışları da tuhaflaştı. Bazen histerik bir halde gülüyor, bazen ağlıyor; duygularını kontrol edemiyor. Savaşın, açlığın, korkunun ve dehşetin etkilerinden hala kurtulabilmiş değil.

Mısır’da yalnızız, başımızda kimse yok. Çocuklarımın tedaviye ve eğitime ihtiyacı var. Barınma bile bir sorun, kiralar sıkıntı. Hayat çok zor.

Eşim savaştan önce çoğu Gazzeli gibi serbest çalışıyordu. Savaştan önce de kirada oturuyorduk, ev sahibi değildik. Rimel zengin bir mahalle olsa da bizim oturduğumuz ev öyle değildi, eski olduğu için kirası uygundu.

Savaşta çok şey öğrendik. Gazze’nin kuzeyinde olduğumuz için en başta kıtlığı ve açlığı yaşadık. İmtihanımız çetindi. Diğer yandan çocuklarımın hastalıkları... Yaşadıklarımız zordu ama hamdolsun, Rabbimiz ümidimizi yok etmedi. Davamızı sürdürebilmemiz için bize fırsatlar verdi. Allah’ın bana emaneti üç çocuğum var. Rabbim zor bir sorumluluk vererek bu emanetleri taşımamı takdir etti.

(Aksa Tufanı hakkında ne düşünüyorsun?) Sonuç olarak her şey Allah’ın takdiri. On yıllardır topraklarımız işgal altında, kuşatılmış durumda, zulüm görüyoruz ve haklarımızdan mahrumuz. Gazze halkı buna karşı elinden gelen her şeyi yaptı. Hakkımızı zorla almaya çalıştık. Ancak maalesef yapayalnız bırakıldık, kimse yanımızda durmadı. Dünyanın bizi kaderimizle baş başa bırakması en büyük hayal kırıklığımız oldu. Direnişçilerimiz de İsrail denen varlık karşısında yeterli sayıda değildi. Eğer ki dışarıdan var gücüyle bize destek verenler çıksaydı bu durumda olmazdık. Şimdiye kadar yaşadığımız tüm zorluklar ve şu an içinde olduğumuz hâl, neticede Allah’ın takdiri. Elbette her şeyin vardır bir hikmeti. İnşallah işler düzelir ve özgürlüğümüze giden yol açılır.

 

Orta yaşlı bir hanım:

Han Yunus’un merkezinde yaşıyordum. İki buçuk senedir Mısır’dayız. Eşim şehit oldu, ben de savaş altında çok yorulmuştum artık, depresyondaydım. Ailem halimi gördü ve kişi başı 5000 dolar “koordinasyon ücreti” ödeyerek beni 4 çocuğumla birlikte Mısır’a gönderdi. Kendileri Gazze’de çadırda yaşıyor ve hayatları çok zor. Sürekli korku içindeler ve temel ihtiyaçlara erişmekte bile zorlanıyorlar.

Eşim evimizin bombalanması sonucu şehit oldu. Evimizi terk etmeyi reddetmişti, sonuna kadar evde kalmaya kararlıydı; o içindeyken bombaladılar.

Mısır’da ihtiyaçlarımızı karşılama konusunda sıkıntı çekiyorum. Yardımlar geliyor ama düzenli değil. Birkaç ayda bir belki yardım alıyoruz. Ama elhamdülillah şartlara uyum sağlamaya çalışıyoruz. Çocukları devlet okuluna kaydettirdim, eğitim alıyorlar. Savaşın başlarında çocuklarımın davranışlarında değişiklikler olmuştu, ama şu an daha iyiler çok şükür.

Savaştan çok şey öğrendik. Şu bir gerçek ki her şey Allah’ın takdiridir ve başımıza gelecek bir şey varsa onu kimse engelleyemez. Biz istediğimiz kadar gelecekle ilgili planlar yapalım, Allah bizim için başka bir şey dilemişse o olur. Diğer yandan savaşta ailenin önemini, aile olmanın güzelliğini anladık. Ailenizden birini kaybettiğinizde artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, mutluluğu hissedemiyorsunuz. Yaşadıklarımız neticesinde Allah’a daha çok yaklaştık.

Aksa Tufanı ile ilgili kızgın değilim, sonuçta onu da Allah takdir etti. Topraklarımızı gasp eden Siyonistlere karşı birilerinin bugün ya da yarın harekete geçmesi, bir şeyler yapması gerekiyordu. Tabii tüm bunların yaşanması beklenmiyordu ama dediğim gibi Allah böyle takdir etti. Her halimize hamdolsun.

 

Genç bir hanım:

Nasr’danız. 7 Ekim’den 5 ay sonra Şubat 2024’te eşimin tedavisi için Mısır’a geldik. Hem savaş yorgunuydu hem de kan kanseriydi. Burada üç ay tedavi gördü, sonra vefat etti, buraya defnettik. Üç çocuğum var, hepsi Mısır’da benimle kalıyor. Burada uzaktan akrabalarım var ama birinci derece yakınlarımın hepsi Gazze’de.

Mısır’da zorluklar çok. Çocuklarım babasız büyüyorlar. Aileyi ben geçindirmek zorundayım, ama çalışma imkânım yok. Eğitimimi tamamlamamıştım, şimdi burada devam etmeye çalışıyorum. Çocuklarımın okula gitmesi gerekiyor; normal bir hayata, kendilerini güvende hissetmeye ihtiyaçları var.

Savaş bize sabretmeyi öğretti. Hayatta her şey Allah’ın elindedir; insan her an her şeyini kaybedebilir. Bir zamanlar evimizde kral gibi yaşıyorduk; evimizi, işimizi, hayatımızı, kelimenin tam anlamıyla her şeyimizi kaybettik. An geldi, evimizi yitirmekle kalmadık, ülkemizden çıkmak zorunda kaldık. Birçok yakınımızı şehit verdik. Ben eşimi, çocuklarım babalarını kaybetti. Bu hiç kolay değil. Hayata çocuklarımızın hatırına devam ediyoruz. Elhamdülillah, en azından çocuklarımız iyi diyoruz.  

Çocuklarımın davranışları değişmedi, ama ayrılık zor tabii, psikolojileri etkilendi. Özellikle kızım bana sürekli babasını özlediğini, hala babasının vefat ettiğine inanamadığını söylüyor. Bu durum hem psikolojik hem de fiziksel sağlığımı olumsuz etkiliyor. Kendime bakıyorum, ben de aslında çocuklarım kadar kötü durumdayım. Ama sonra kendime diyorum ki benim onlar için güçlü durmam ve ayakta kalmam lazım; çünkü benden başka kimseleri yok.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder