19 Nisan 2026 Pazar

Z.T.KOR: KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

 

KAHİRE’DEKİ GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1

11 Mart 2026


Ramazan ayında (11-13 Mart 2026) Kahire’deki Gazzelilere yardım götürmek, evlerinde ziyaret edip onlarla röportaj yapmak üzere Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle birlikte Mısır’a gittim. 3 gün boyunca onlarca Gazzeliyle toplamda 30 saatlik röportaj yaptım. Bunları vakit buldukça parça parça yayınlayacağım.

İlk gün, ziyaret ettiğim bir binada Gazzeli kadınlarla yaptığım toplu röportajları aşağıda paylaşıyorum. Cevaplamalarını istediğim sorular şunlardı: Gazze’nin neresindensiniz? Savaşta neler yaşadınız? Mısır’a neden geldiniz? Burada ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz? İlave sorularım da tabii ki oldu; onları da röportajları okurken göreceksiniz.

Yıllardır yüzlerce savaş mağduruyla röportaj yapmış biri olarak beni en çok etkileyen, hatta şok eden şey, 15-20 kadının toplandığı bir evde daha ikinci hanım sorularımı cevaplarken bir anda arkamda ayakta duran Gazzeli kadının bayılıp yere önüme düşüvermesi oldu. Arkadaşları kalp hastası olduğunu söylediler. Oruçtan mı, odanın kalabalığından mı, yoksa “Gazze’de en çok neyi özlediniz?” sorumdan mı etkilenerek bayıldı bilmiyorum ama ya üçüncüsü yüzündense diye düşünerek suçluluk duygusuna kapıldım.

17 Mart 2026’da Fatma Bayram hocamızın mukabele grubunda sıcağı sıcağına Kahire izlenimlerimi anlatmıştım. Aşağıdaki röportajı okuduktan sonra, “Gazze Tanıklığı: Sahadan Notlar” başlığı altında bu konuşmamı dinlemenizi tavsiye ederim. https://www.youtube.com/watch?v=sZZDncDF4w0

 

***

Gazze şehrindenim. Savaşta çok kötü şeyler yaşadık. Bizi devamlı yer değiştirmeye zorladılar, oradan oraya göç ettik. Gözlerimizin önünde çok fazla insan şehit düştü. Sokaklarda paramparça insanlar, yerle bir binalar… korkunç sahnelerdi. Oğlum da küçük torunumla birlikte şehit düştü. Gazze’de çok zor şeyler yaşadık. Savaştan kaçıp Mayıs 2024’te Mısır’a sığındık. Hayatımız zor tabii. Ama ilk geldiğimizde her şey çok daha zordu. Bazen en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz, ev kiralarını ödeyemiyoruz. Türk halkına da devletine de yardımları için müteşekkiriz.

***

Han Yunus’un doğusundaki Benî Süheyla’danım. Burada artık işgal güçleri var ve evlerimizi yerle bir ettiler. Gazze’de kalan çocuklarım yersiz yurtsuzlar, çadırdalar. Yaşadıklarımız kolay değil, ama her halimize hamdolsun. Burada her açıdan sıkıntıdayız. Geçim derdimiz çok büyük. En ciddi sıkıntılarımızdan biri, okul çağındaki çocukların eğitimi. İnternete erişim zayıf ve fiyat çok yüksek. Elektronik cihazlara ulaşım imkânımız yetersiz. Diğer yandan ulaşım sıkıntısı da var. Çocukların kursa, okula veya eğitim merkezlerine gitmeleri için servis ücreti çok yüksek; keza toplu taşıma da çok pahalı. Gıda temini ve giyim kuşam da problem. En büyük zorluk ailevi parçalanma; ikiye bölünmüş durumdayız. Ailem hala Gazze’de olup onlar da biz de zor şartlarda hayat mücadelesi veriyoruz. Biz Mısır’a geldik diye savaştan kurtulmuş değiliz. Ruh sağlığımız iyi değil. Yaşadığımız psikolojik savaş sağlığımızı da doğrudan etkiledi.

-       Her şeyinizi bırakıp Mısır’a geldiniz. Burada en çok neyi özlüyorsunuz?

Ülkemde, kendi topraklarımda, evimde olmayı özlüyorum. Geri dönüp evimin enkazı üzerine çadır kurmak, orada tekrar ailemle birlikte olmak istiyorum. Ramazan’ın ilk gününde ailemin büyük bölümünü kaybettim; tam 13 kişiyi. Yaşadıklarımız hiç kolay değil, ama Allah’a hamdolsun. Biz imtihan olunan ve çokça sabreden bir halkız. Allah sevdiği kullarını imtihan eder. Bu yüzden Allah’a hamdolsun. Rabbim bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın.

- Soykırım altında Allah’tan ümidini kesen herhangi bir Gazzeliyle karşılaştınız mı? Çünkü başka savaş bölgelerinde böyle vakalar oldu.

Hayır, kesinlikle. Ailesinden birini veya evini barkını, iş yerini kaybetmeyen tek bir Gazzeli bile yoktur. Buna rağmen Allah’a inancımız ve güvenimiz tam. Biz, darlıkta da bollukta da, iyi günde de kötü günde de daima Allah’a hamdederiz. Allah bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın ve sabredenler makamına eriştirsin.

Size de yardımlarınız için teşekkür ederiz. Burada böyle bir arada olmak bana Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini hatırlattı. “Müminler birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte ve korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulur.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

(Bu esnada ayakta duran hanımefendi bayılıp yere düştü.)

***

Gazze’nin kuzeyindenim. Kur’an-ı Kerim hocasıydım. Savaşta çok zor şeyler yaşadık. Dört bir tarafımız bombalanıyordu. Çocuklarım enkaz altından kurtarıldı. Kızım yaralandı, her halimize hamdolsun. Babam ve erkek kardeşim şehit oldu, elhamdülillah. Amcamın oğlu İsrail’in eline esir düştü; yaşıyor mu işkenceden şehit mi düştü bilmiyoruz. Her evin şehidi, gazisi, esiri var. Alemlerin Rabbine hamdolsun. Allah bizim için böyle takdir etmiş. Peygamber Efendimiz sıkıntı anında sabredip ecrini Allah’tan beklememizi buyurdu. Biz de hamd ve sabrediyoruz, Allah ecrini verecektir.

Burada elhamdülillah hayatımız mücadeleyle, yorgunlukla ve gurbetle geçiyor. Çocuklarımla birlikteyim, hasta oldukları için geldik; ama eşim Gazze’de. Her aile gibi biz de dağılmış durumdayız. Elhamdülillah. Ülkemizi ve ailelerimizi çok özlüyoruz. 

***

Mısır’a annemle beraber hasta olduğu için geldik. Eşim ve çocuklarım sınır geçişi kapatıldığı için gelemedi. Mısır’da da Gazze’de de şartlar gerçekten çok zor. Sıkıntılar benzer. Eşimi çok özlüyorum; iki senedir birbirimizden ayrıyız. Yıkılan evimizi ve çocuklarımı özlüyorum. Tüm hayatımız yerle bir oldu. Gazze’de kalan ailem çadırda yaşıyor ve aşevlerinin verdikleriyle karınlarını doyurmaya çalışıyor.

-       Gazze’de veya Mısır’da hiç açlık yaşadınız mı?

Tamamen gıdaya erişemediğim olmadı; ama Gazze’de günde tek bir kâse mercimek çorbası içebiliyorduk, yanında ekmek dahil hiçbir şey olmadan. Açlık çocuklar için de yetişkinler için de çok zor. Bir-iki gün sabrediliyor ama sonrasında dayanmak gerçekten zor. Açlığın özellikle çocuklarda fiziksel, psikolojik ve zihinsel etkileri daha fazla. Bu yüzden ölen Gazzeli çocuk sayısı çok. Hastalar da gerekli gıdaya ulaşamadıkları için ölüyor. Gazzeliler Siyonist işkencenin ve zulmün her türlüsünü yaşadılar.

***

Mısır’a savaşta kanser hastası olan babamla 2025’te geldim; ama vefat etti. Savaş esnasında kanser olduğunu öğrenen ve hayatını kaybeden Gazzeli sayısı çok. Sadece kanserden de değil; insülin iğnesine ulaşamadığı için şeker hastalığından ölenler var. Keza kalp ilaçlarına ulaşamayanlar da vefat etti. Elektrik olmadığı için kuvözlerdeki birçok yenidoğan bebek öldü. Yine oksijen tüpü olmadığı için de ölenler oldu. Böbrek hastaları savaşta çok çekti. Diyalize ulaşamadığı için hayatını kaybeden böbrek hastası çok. Bu da bir soykırım çeşidi.

Gazze’de karın doyurmak hiç kolay değildi. Gıda maddesi bulsanız bile yemeğe veya ekmeğe dönüştürmek çok zordu. Yemek veya ekmek pişirmek için ateşe ihtiyaç vardı. Bunun için yakacak odun bulmak bile başlı başına bir işkenceydi. Saatlerce oradan oraya gidip yakacak bir malzeme arardık. Ekmek pişirmek için un yoktu. Un bulma mücadelesi veren ne çok kişi canından oldu. Çok zorluklar çektik. Siyonistler en basit şeyleri bile işkenceye dönüştürdü.

***

Bayılan kadın: Gazze halkına çok zulmedildi, çok işkence edildi. Ama her şey sabrediyoruz. Elhamdülillah. 

Ailem Gazze’de, ben burada üç oğlumlayım. Eşim kanser hastası oldu, şu an Batı Şeria’da tedavi görüyor. Bir oğlum da Gazze’de yalnız kaldı. Normalde 20 Mayıs 2024’te Gazze’den çıkacaklardı ama Refah işgal edildi ve 6 Mayıs’ta sınır kapısı kapatıldı. Bir anne olarak kalbimin bir parçası Gazze’de kaldı. Çok zor bir durum. Arapça hiçbir kelime Gazze’de yaşanan ve yaşanmaya devam eden sıkıntıları, zorlukları ve felaketleri tam anlamıyla ifade edemez. Bir başka dünya dili de…

***

Gazze sahil kenarında olduğundan kışın havalar çok soğuk oluyor. İnsanların çoğu çadırlarda yaşıyor. Çadırlarda yaşamanın en zor tarafı yağmur yağdığında buz gibi sular altında kalmak. Kışın evlerin içi bile soğukken kumaşı incecik olan çadırlardakilerin halini varın siz düşünün. İnsanlar soğuktan ve açlıktan uyuyamıyor. Soğuktan ölen çocuklar var. Çadırlar, sadece kışın değil, yazın da yaşamaya uygun değil. Yaz aylarında Gazzeliler sıcaklar, böcekler ve türlü cilt hastalıklarıyla mücadele ediyorlar.

***

Beyt Lahiya’danım. Ailemin yarısı şehit düştü, tam 50 şehidimiz var. Eşimi İsrail tutukladı. Eşim ve çocuklarım Gazze’de kaldı. Tek bir kızım ve onun biri hasta diğeri sakat üç çocuğuyla Mısır’a geldim. [Kızı, eşinin şehit düştüğünü öğrendikten sonra rahim kanseri olmuş; ziyaretimiz sırasında yeni ameliyat olmuştu, konuşamıyordu, acı içindeydi.] Bir de savaşta bütün ailesi ölüp kimsesiz kalan uzaktan akrabam olan bu kızı himayeme alıp getirdim. [Ortaokul yaşlarındaki bu kız, bize “Annem savaş sırasında vefat etti. Kanser hastasıydı. Şimdi bunlar beni sahiplendi, onlarla kalıyorum. Savaşta her şeyi yitirdik” dedi ve ağlamaya başladı.]

Savaşın ilk 8 ayını Gazze’de geçirdim. Çok zor bir göç tecrübesi yaşadık. Sabah 6 gibi her yerde bombardıman başladı. Uykudan dehşet içinde uyandık. Neler olduğunu anlamadık. Cep telefonunu açtık ki tahliye emri var. Beyt Lahiya’dan Beyt Hanun’a, oradan Cebaliye Kampı’na, sonra Gazze merkeze, ardından güneydeki Refah’a, sonra Han Yunus’a yer değiştirip durduk. Çok yorulduk. Ne kadar anlatırsam anlatayım gerçekte neler yaşadığımızın tarifi imkânsız. Ulaşım aracı yoktu. Koşarak kaçarken yere düşüyor, sonra yine kalkıp koşmaya devam ediyorduk. Çocuğun düşerse koşup hemen kaldırman gerekir yoksa ölür gider. Ya sen ya da çocuğun, İsrail ateşinde ikinizden biri ölür. Takdir Allah’ın, kurşun kime isabet ederse... Yorulduk, gerçekten çok yorulduk. Bizden sonrakiler çok daha fazla yoruldu.

Düşünün halimizi; elektrik yok, su yok, kıyafet yok, yemek yok, çadır yok. Yemek bulduğumuzda da midemize çok küçük parça girerdi. Çünkü ailem 50 kişiydi. Bir parça ekmeği aramızda bölüşmek zorundaydık. Sonra ekmek yapabilmek için mercimekler ve hayvan yemleri öğütüldü. Yetersiz beslenme ve açlık yüzünden çok insan vefat etti. Önce bir deri bir kemik kaldılar, en sonunda öldüler. İnsanın içi parçalanıyordu onları görünce; ama elimizden de hiçbir şey gelmiyordu.

Gazze’ye yardım TIR’ları sokulduğunda İsrail yardımların belli bir merkezde dağıtılacağını ve oraya gidilmesini söylerdi. Gazzeliler oraya gidince de üzerlerine ateş açıp öldürürdü. Kızımın oğlu ve kayınbiraderimin oğlu un almaya çalışırken böyle şehit düştü. Un almaya gidenleri ya kalplerinden ya da başlarından vuruyorlardı. Onlar sözlerini tutmazlar, dinsiz imansızlar. Elimizden ne gelir? Zamanında işgale karşı taşla direndik. İşgalci geldiğinde onu yakalayıp “Ey işgalci, bizden ne istiyorsun!” diye hesap sorardık. Artık ne mümkün? Tutuklayıp işkence ediyorlar. Yiyecek için acı çektiriyorlar. Tuvalet için acı çektiriyorlar. Kıyafet için acı çektiriyorlar. O kadar ama o kadar zordu ki. Rabbim bizi yardım etsin, Rabbim bizi kurtarsın ve zafer nasip etsin. Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.

***

İki senedir Mısır’dayım. 6 çocuğumdan 4’ü burada, 2’si Gazze’de kaldı. Çocuklarımdan biri Ezher Üniversitesinde okuyor. Eşim Gazze’de Nuseyrat Kampı’nda çadırda yaşıyor. Dün kampta bombardıman sonucu 3 kişi şehit düştü, 10 kişi de yaralandı. Her gün Gazze bombalanıyor. Savaşın ilk ayında bizim ev de yerle bir oldu. Çadırda yaşamaya başladık, sonra dayanamayıp Mısır’a geldik. Tam eşim ve diğer çocuklarım da gelecekti ki İsrail sınır geçişlerini kapattı. Mısır’a tedavi için değil, bombardımandan ve evsizlikten çok yorulduğum için sığındım. Kişi başı 5000 dolar para [rüşvet] ödeyerek Gazze’den çıktık.

***

Şifa Hastanesi’nin yakınında yaşıyorduk. Bombardımanlara, yıkımlara, cesetlere her şeye şahit olduk. On iki farklı yere göç etmek zorunda kaldık.

-       Şifa Hastanesinde neler yaşandı, ayrıntı verebilir misiniz?

İşgal güçleri hastaneye baskın düzenleyerek hastaları zorla tahliye ettiler. Bir İsrail tankı hasta önünde durup top atışları yaparken, cesetler hastane arazisine ve çevresine gömülmeden dağılmış halde kaldı. Her yerde kefensiz, naylona sarılı cesetler vardı.

Daha sonra hastaneyi ve çevresindeki evleri yıktılar. Yeni doğan servisinde bulunan küvözdeki bebekleri bakımsız bırakıp ölüme terk ettiler. O kadar çok insanı öldürdüler ki kan ve ölüm kokusu sokaklara yayıldı. Genç erkeklerin ve hastane personelinin kıyafetlerini soydular, bazılarını öldürdüler, diğerlerini ise tutukladılar. Bazı gençleri canlı canlı buldozerlerle çöp gibi toprağa gömdüler. Çok şeyler yaptılar.

-       Peki ya hastane personeline ne oldu?

İşgal güçleri hastaneye saldırmadan önce doktorlar, hemşireler ve diğer hastane personeli yaralılara ve hastalara yardım etmek için canla başla çalışıyorlardı. Ama İsrail hastane personelinin yarısını aldı götürdü. Aralarında hastaları ve yerinden edilmiş insanları korumak için teslim olan Doktor Hüssam Ebu Safiyye de vardı. Tutuklanmasından dolayı büyük üzüntü içindeyiz.

***

Kolon kanseriyim, durumum ağır. Mısır’da ne ikametimiz var ne de işimiz. 90 yaşında Alzheimer hastası kayınvalidem, eşim ve lise çağındaki oğlumla geldik. Gazze’de evimiz yıkıldı, hiçbir şey kalmadı. Kocam hasta annesini yalnız bırakamadığı için çalışamıyor. Ben de karın bölgemden defalarca ameliyat geçirdim ve artık kayınvalideme bakacak durumda değilim. Eşim savaştan on sene evvel marangozluk yapıyordu; ama abluka ve ambargolar yüzünden Gazze’ye kereste ve ahşap girişi yasaklanınca işini kapatmak zorunda kaldı. Şimdi de biz hastalara baktığı için çalışamıyor. Oturduğumuz evi satacakları için evden çıkmamızı istiyorlar. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.

***

Savaş çocuklarınızı nasıl etkiledi, hala bu etkiler devam ediyor mu? Psikolojiklerinde ne gibi değişikliklere yol açtı?

(Bu soruyla ilgili yukarıda diğer sorularıma cevap vermiş birkaç hanım şunları söyledi:)

·     *  Korku yerleşti, asabileşti çocuklarımız.

·     *  İki sene evvel Gazze’de 15 yaşındaki oğlum tam yerinden kalkmıştı ki bulunduğu yere helikopterden ateş açıldı. Yerinden kımıldamamış olsaydı ona isabet edecekti. Şoka girdi. Bütün vücudu kaskatı kesildi, sinir krizi geçirdi. Sonra da sinir krizleri devam etti. Psikolojik olarak çok yorgun düştü çocuklar. Her halimize hamdolsun. Oğlum Mısır'a geldiğimizde kimseyle tanışmak, iletişim kurmak istemedi, içe kapandı. Psikolojik olarak tükenmiş durumda. Artık sürekli asabi.

·     *  2024 Ramazan’ında Mısır’a geldik. Mısırlı çocuklar sokakta havai fişek ve maytaplarla oynuyorlardı. Oğlum onların sesini duyduğunda bomba ve füze sesi zannedip panikledi, korkudan çığlıklar atmaya başladı. Oğlumu kucaklayıp bombardıman değil, bunun oyun ve Ramazan kutlaması olduğunu söyleyerek rahatlatmaya çalıştım. Oğlum herhangi bir yüksek ses duyunca hala korkuyor. Çocuklarımız içine kapanıklar, üzgünler, çok yorgunlar. Çünkü çocuklarımız aylarca bombardıman altında kaldılar; hep ölüm, ceset ve kan gördüler.

·     *  Savaştan evvel çocuklarım okullarında çok başarılıydılar ve büyük oğlum da hafızdı. Ama artık hiçbir şeyi hatırlamıyorlar. Korku ve stres çocuklarımızı çok etkiledi, hayatlarını şekillendirdi. Düşünün, Kur’an’ı bile unuttu. Öğrenme tutkularını da kaybettiler… Oğlum eltimi çok severdi. Savaşta yengesi şehit olunca o kadar büyük bir üzüntüye ve korkuya gark oldu ki tüm vücuduna kramplar girdi, ateşi yükseldi ve kriz nöbetleri geçirmeye başladı. Onu çok seviyordu, ölümünden çok etkilendi.

Peki savaş sizi nasıl etkiledi?

Biz de psikolojik olarak çok yorgunuz, paramparça durumdayız. Hala normale dönemedik. Sorunlar bitmiyor ki.

En çok neyi özlüyorsunuz?

Gazze’deki ailemi ve özellikle annemi. Evimi de özledim. İstikrarı ve sükuneti de. Mısır’a geldik ama burada da istikrar içinde değiliz, asgari ihtiyaçları karşılamak bile çok zor. Bunları düşünmekten uyuyamıyoruz. Çocuklarımızın karnını doyuracak birkaç lokma ekmeğe bile muhtaçken nasıl uyuyabiliriz?

Geçtiğimiz 2,5 yılda yaşadığınız en büyük hayal kırıklığınız ne oldu?

Biz burada geçiciyiz, ikamet izni verilmiyor. Mısır’da bize de çocuklarımıza da bir gelecek yok. İkametimiz olmadığından çocuklarımız Mısır okullarına gidemiyor. Tek seçeneğimiz uzaktan eğitim; ancak bu konuda da birçok zorlukla karşı karşıyayız. Çocuklarımız savaş travmasından kurtulamadıkları için derslere odaklanamıyorlar; dahası, okuyup öğrenme istekleri de kalmadı. Oğlum şu an 11. sınıfta, ama online derslere girmiyor. Hayal kırıklığımız çok büyük. “Savaşta yaşadıklarım bana yeter, okumak istemiyorum, hayatımı yaşayacağım artık” diyor. Üniversite hedefi yok. Cahil kalacak. Savaş çocuklarımızın davranışlarını değiştirdi, ebeveynine karşı bile. Bizi dinlemek istemiyorlar. En büyük hayal kırıklığımız bu. Aile içi ilişkilerimiz değişti.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder