KAHİRE’DEKİ
GAZZELİLERLE YAPTIĞIM RÖPORTAJLAR – 1
11
Mart 2026
Ramazan
ayında (11-13 Mart 2026) Kahire’deki Gazzelilere yardım götürmek, evlerinde
ziyaret edip onlarla röportaj yapmak üzere Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle
birlikte Mısır’a gittim. 3 gün boyunca onlarca Gazzeliyle toplamda 30 saatlik
röportaj yaptım. Bunları vakit buldukça parça parça yayınlayacağım.
İlk
gün, ziyaret ettiğim bir binada Gazzeli kadınlarla yaptığım toplu röportajları aşağıda
paylaşıyorum. Cevaplamalarını istediğim sorular şunlardı: Gazze’nin neresindensiniz?
Savaşta neler yaşadınız? Mısır’a neden geldiniz? Burada ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?
İlave sorularım da tabii ki oldu; onları da röportajları okurken göreceksiniz.
Yıllardır yüzlerce
savaş mağduruyla röportaj yapmış biri olarak beni en çok etkileyen, hatta şok
eden şey, 15-20 kadının toplandığı bir evde daha ikinci hanım sorularımı
cevaplarken bir anda arkamda ayakta duran Gazzeli kadının bayılıp yere önüme
düşüvermesi oldu. Arkadaşları kalp hastası olduğunu söylediler. Oruçtan mı, odanın
kalabalığından mı, yoksa “Gazze’de en çok neyi özlediniz?” sorumdan mı etkilenerek
bayıldı bilmiyorum ama ya üçüncüsü yüzündense diye düşünerek suçluluk duygusuna
kapıldım.
17 Mart 2026’da Fatma Bayram hocamızın mukabele
grubunda sıcağı sıcağına Kahire izlenimlerimi anlatmıştım. Aşağıdaki röportajı
okuduktan sonra, “Gazze Tanıklığı: Sahadan Notlar” başlığı altında bu konuşmamı
dinlemenizi tavsiye ederim. https://www.youtube.com/watch?v=sZZDncDF4w0
***
Gazze
şehrindenim. Savaşta çok kötü şeyler yaşadık. Bizi devamlı yer değiştirmeye
zorladılar, oradan oraya göç ettik. Gözlerimizin önünde çok fazla insan şehit
düştü. Sokaklarda paramparça insanlar, yerle bir binalar… korkunç sahnelerdi. Oğlum
da küçük torunumla birlikte şehit düştü. Gazze’de çok zor şeyler yaşadık.
Savaştan kaçıp Mayıs 2024’te Mısır’a sığındık. Hayatımız
zor tabii. Ama ilk geldiğimizde her şey çok daha zordu. Bazen en temel
ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz, ev kiralarını ödeyemiyoruz. Türk halkına
da devletine de yardımları için müteşekkiriz.
***
Han
Yunus’un doğusundaki Benî Süheyla’danım. Burada artık işgal güçleri var ve
evlerimizi yerle bir ettiler. Gazze’de kalan çocuklarım yersiz yurtsuzlar,
çadırdalar. Yaşadıklarımız kolay değil, ama her halimize hamdolsun. Burada her
açıdan sıkıntıdayız. Geçim derdimiz çok büyük. En ciddi sıkıntılarımızdan biri,
okul çağındaki çocukların eğitimi. İnternete erişim zayıf ve fiyat çok yüksek.
Elektronik cihazlara ulaşım imkânımız yetersiz. Diğer yandan ulaşım sıkıntısı
da var. Çocukların kursa, okula veya eğitim merkezlerine gitmeleri için servis
ücreti çok yüksek; keza toplu taşıma da çok pahalı. Gıda temini ve giyim kuşam
da problem. En büyük zorluk ailevi parçalanma; ikiye bölünmüş durumdayız. Ailem
hala Gazze’de olup onlar da biz de zor şartlarda hayat mücadelesi veriyoruz.
Biz Mısır’a geldik diye savaştan kurtulmuş değiliz. Ruh sağlığımız iyi değil. Yaşadığımız
psikolojik savaş sağlığımızı da doğrudan etkiledi.
-
Her şeyinizi
bırakıp Mısır’a geldiniz. Burada en çok neyi özlüyorsunuz?
Ülkemde,
kendi topraklarımda, evimde olmayı özlüyorum. Geri dönüp evimin enkazı üzerine
çadır kurmak, orada tekrar ailemle birlikte olmak istiyorum. Ramazan’ın
ilk gününde ailemin büyük bölümünü kaybettim; tam 13 kişiyi. Yaşadıklarımız hiç
kolay değil, ama Allah’a hamdolsun. Biz imtihan olunan ve çokça sabreden bir
halkız. Allah sevdiği kullarını imtihan eder. Bu yüzden Allah’a hamdolsun. Rabbim
bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın.
- Soykırım altında Allah’tan ümidini kesen herhangi bir
Gazzeliyle karşılaştınız mı? Çünkü başka savaş bölgelerinde böyle vakalar oldu.
Hayır,
kesinlikle. Ailesinden birini veya evini barkını, iş yerini
kaybetmeyen tek bir Gazzeli bile yoktur. Buna rağmen Allah’a inancımız ve güvenimiz
tam. Biz, darlıkta da bollukta da, iyi günde de kötü günde de daima Allah’a
hamdederiz. Allah bizi sabredenler olarak mükafatlandırsın ve sabredenler
makamına eriştirsin.
Size
de yardımlarınız için teşekkür ederiz. Burada böyle bir arada olmak bana
Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini hatırlattı. “Müminler
birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte ve korumakta bir vücuda benzerler.
Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve
ateşli hastalığa tutulur.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)
(Bu
esnada ayakta duran hanımefendi bayılıp yere düştü.)
***
Gazze’nin kuzeyindenim. Kur’an-ı Kerim hocasıydım. Savaşta
çok zor şeyler yaşadık. Dört bir tarafımız bombalanıyordu. Çocuklarım enkaz
altından kurtarıldı. Kızım yaralandı, her halimize hamdolsun. Babam ve erkek
kardeşim şehit oldu, elhamdülillah. Amcamın oğlu İsrail’in eline esir düştü; yaşıyor
mu işkenceden şehit mi düştü bilmiyoruz. Her evin şehidi, gazisi, esiri var. Alemlerin
Rabbine hamdolsun. Allah bizim için böyle takdir etmiş. Peygamber Efendimiz
sıkıntı anında sabredip ecrini Allah’tan beklememizi buyurdu. Biz de hamd ve
sabrediyoruz, Allah ecrini verecektir.
Burada
elhamdülillah hayatımız mücadeleyle, yorgunlukla ve gurbetle geçiyor. Çocuklarımla
birlikteyim, hasta oldukları için geldik; ama eşim Gazze’de. Her aile gibi biz
de dağılmış durumdayız. Elhamdülillah. Ülkemizi ve ailelerimizi çok özlüyoruz.
***
Mısır’a
annemle beraber hasta olduğu için geldik. Eşim ve çocuklarım sınır geçişi
kapatıldığı için gelemedi. Mısır’da da Gazze’de de şartlar gerçekten çok zor. Sıkıntılar
benzer. Eşimi çok özlüyorum; iki senedir birbirimizden ayrıyız. Yıkılan evimizi
ve çocuklarımı özlüyorum. Tüm hayatımız yerle bir oldu. Gazze’de kalan ailem çadırda
yaşıyor ve aşevlerinin verdikleriyle karınlarını doyurmaya çalışıyor.
-
Gazze’de veya
Mısır’da hiç açlık yaşadınız mı?
Tamamen
gıdaya erişemediğim olmadı; ama Gazze’de günde tek bir kâse mercimek çorbası
içebiliyorduk, yanında ekmek dahil hiçbir şey olmadan. Açlık çocuklar için de
yetişkinler için de çok zor. Bir-iki gün sabrediliyor ama sonrasında dayanmak gerçekten
zor. Açlığın özellikle çocuklarda fiziksel, psikolojik ve zihinsel etkileri daha
fazla. Bu yüzden ölen Gazzeli çocuk sayısı çok. Hastalar da gerekli gıdaya
ulaşamadıkları için ölüyor. Gazzeliler Siyonist işkencenin ve zulmün her
türlüsünü yaşadılar.
***
Mısır’a
savaşta kanser hastası olan babamla 2025’te geldim; ama vefat etti. Savaş
esnasında kanser olduğunu öğrenen ve hayatını kaybeden Gazzeli sayısı çok. Sadece
kanserden de değil; insülin iğnesine ulaşamadığı için şeker hastalığından ölenler
var. Keza kalp ilaçlarına ulaşamayanlar da vefat etti. Elektrik olmadığı için
kuvözlerdeki birçok yenidoğan bebek öldü. Yine oksijen tüpü olmadığı için de ölenler
oldu. Böbrek hastaları savaşta çok çekti. Diyalize ulaşamadığı için hayatını
kaybeden böbrek hastası çok. Bu da bir soykırım çeşidi.
Gazze’de
karın doyurmak hiç kolay değildi. Gıda maddesi bulsanız bile yemeğe veya ekmeğe
dönüştürmek çok zordu. Yemek veya ekmek pişirmek için ateşe ihtiyaç vardı. Bunun
için yakacak odun bulmak bile başlı başına bir işkenceydi. Saatlerce oradan
oraya gidip yakacak bir malzeme arardık. Ekmek pişirmek için un yoktu. Un bulma
mücadelesi veren ne çok kişi canından oldu. Çok zorluklar çektik. Siyonistler
en basit şeyleri bile işkenceye dönüştürdü.
***
Bayılan
kadın: Gazze halkına çok zulmedildi, çok işkence edildi. Ama her
şey sabrediyoruz. Elhamdülillah.
Ailem
Gazze’de, ben burada üç oğlumlayım. Eşim kanser hastası oldu, şu an Batı
Şeria’da tedavi görüyor. Bir oğlum da Gazze’de yalnız kaldı. Normalde 20 Mayıs
2024’te Gazze’den çıkacaklardı ama Refah işgal edildi ve 6 Mayıs’ta sınır
kapısı kapatıldı. Bir anne olarak kalbimin bir parçası Gazze’de kaldı. Çok zor
bir durum. Arapça hiçbir kelime Gazze’de yaşanan ve yaşanmaya devam eden
sıkıntıları, zorlukları ve felaketleri tam anlamıyla ifade edemez. Bir başka
dünya dili de…
***
Gazze sahil kenarında olduğundan kışın havalar çok
soğuk oluyor. İnsanların çoğu çadırlarda yaşıyor. Çadırlarda yaşamanın en zor
tarafı yağmur yağdığında buz gibi sular altında kalmak. Kışın evlerin içi bile
soğukken kumaşı incecik olan çadırlardakilerin halini varın siz düşünün. İnsanlar
soğuktan ve açlıktan uyuyamıyor. Soğuktan ölen çocuklar var. Çadırlar, sadece kışın
değil, yazın da yaşamaya uygun değil. Yaz aylarında Gazzeliler sıcaklar, böcekler
ve türlü cilt hastalıklarıyla mücadele ediyorlar.
***
Beyt
Lahiya’danım. Ailemin yarısı şehit düştü, tam 50 şehidimiz var. Eşimi İsrail
tutukladı. Eşim ve çocuklarım Gazze’de kaldı. Tek bir kızım ve onun biri hasta
diğeri sakat üç çocuğuyla Mısır’a geldim. [Kızı, eşinin şehit düştüğünü
öğrendikten sonra rahim kanseri olmuş; ziyaretimiz sırasında yeni ameliyat
olmuştu, konuşamıyordu, acı içindeydi.] Bir de savaşta bütün ailesi ölüp
kimsesiz kalan uzaktan akrabam olan bu kızı himayeme alıp getirdim. [Ortaokul
yaşlarındaki bu kız, bize “Annem savaş sırasında vefat etti. Kanser hastasıydı.
Şimdi bunlar beni sahiplendi, onlarla kalıyorum. Savaşta her şeyi yitirdik”
dedi ve ağlamaya başladı.]
Savaşın
ilk 8 ayını Gazze’de geçirdim. Çok zor bir göç tecrübesi yaşadık. Sabah 6 gibi
her yerde bombardıman başladı. Uykudan dehşet içinde uyandık. Neler olduğunu
anlamadık. Cep telefonunu açtık ki tahliye emri var. Beyt Lahiya’dan Beyt Hanun’a,
oradan Cebaliye Kampı’na, sonra Gazze merkeze, ardından güneydeki Refah’a, sonra
Han Yunus’a yer değiştirip durduk. Çok yorulduk. Ne kadar anlatırsam anlatayım
gerçekte neler yaşadığımızın tarifi imkânsız. Ulaşım aracı yoktu. Koşarak
kaçarken yere düşüyor, sonra yine kalkıp koşmaya devam ediyorduk. Çocuğun
düşerse koşup hemen kaldırman gerekir yoksa ölür gider. Ya sen ya da çocuğun,
İsrail ateşinde ikinizden biri ölür. Takdir Allah’ın, kurşun kime isabet ederse...
Yorulduk, gerçekten çok yorulduk. Bizden sonrakiler çok daha fazla yoruldu.
Düşünün
halimizi; elektrik yok, su yok, kıyafet yok, yemek yok, çadır yok. Yemek bulduğumuzda
da midemize çok küçük parça girerdi. Çünkü ailem 50 kişiydi. Bir parça ekmeği aramızda
bölüşmek zorundaydık. Sonra ekmek yapabilmek için mercimekler ve hayvan yemleri
öğütüldü. Yetersiz beslenme ve açlık yüzünden çok insan vefat etti. Önce bir
deri bir kemik kaldılar, en sonunda öldüler. İnsanın içi parçalanıyordu onları
görünce; ama elimizden de hiçbir şey gelmiyordu.
Gazze’ye
yardım TIR’ları sokulduğunda İsrail yardımların belli bir merkezde dağıtılacağını
ve oraya gidilmesini söylerdi. Gazzeliler oraya gidince de üzerlerine ateş açıp
öldürürdü. Kızımın oğlu ve kayınbiraderimin oğlu un almaya çalışırken böyle
şehit düştü. Un almaya gidenleri ya kalplerinden ya da başlarından
vuruyorlardı. Onlar sözlerini tutmazlar, dinsiz imansızlar. Elimizden ne gelir?
Zamanında işgale karşı taşla direndik. İşgalci geldiğinde onu yakalayıp “Ey
işgalci, bizden ne istiyorsun!” diye hesap sorardık. Artık ne mümkün? Tutuklayıp
işkence ediyorlar. Yiyecek için acı çektiriyorlar. Tuvalet için acı
çektiriyorlar. Kıyafet için acı çektiriyorlar. O kadar ama o kadar zordu ki.
Rabbim bizi yardım etsin, Rabbim bizi kurtarsın ve zafer nasip etsin. Alemlerin Rabbi
Allah’a hamdolsun.
***
İki
senedir Mısır’dayım. 6 çocuğumdan 4’ü burada, 2’si Gazze’de kaldı. Çocuklarımdan
biri Ezher Üniversitesinde okuyor. Eşim Gazze’de Nuseyrat Kampı’nda çadırda yaşıyor.
Dün kampta bombardıman sonucu 3 kişi şehit düştü, 10 kişi de yaralandı. Her gün
Gazze bombalanıyor. Savaşın ilk ayında bizim ev de yerle bir oldu. Çadırda
yaşamaya başladık, sonra dayanamayıp Mısır’a geldik. Tam eşim ve diğer çocuklarım
da gelecekti ki İsrail sınır geçişlerini kapattı. Mısır’a tedavi için değil, bombardımandan ve evsizlikten çok
yorulduğum için sığındım. Kişi başı 5000 dolar para [rüşvet] ödeyerek Gazze’den
çıktık.
***
Şifa Hastanesi’nin
yakınında yaşıyorduk. Bombardımanlara, yıkımlara, cesetlere her şeye şahit
olduk. On iki farklı yere göç etmek zorunda kaldık.
- Şifa Hastanesinde neler yaşandı, ayrıntı verebilir misiniz?
İşgal güçleri
hastaneye baskın düzenleyerek hastaları zorla tahliye ettiler. Bir İsrail tankı
hasta önünde durup top atışları yaparken, cesetler hastane arazisine ve
çevresine gömülmeden dağılmış halde kaldı. Her yerde kefensiz, naylona sarılı
cesetler vardı.
Daha sonra hastaneyi ve çevresindeki evleri yıktılar. Yeni
doğan servisinde bulunan küvözdeki bebekleri bakımsız bırakıp ölüme terk
ettiler. O kadar çok insanı öldürdüler ki kan ve ölüm kokusu sokaklara yayıldı.
Genç erkeklerin ve hastane personelinin kıyafetlerini soydular, bazılarını
öldürdüler, diğerlerini ise tutukladılar. Bazı gençleri canlı canlı
buldozerlerle çöp gibi toprağa gömdüler. Çok şeyler yaptılar.
- Peki ya hastane personeline ne oldu?
İşgal güçleri hastaneye saldırmadan önce doktorlar,
hemşireler ve diğer hastane personeli yaralılara ve hastalara yardım etmek için
canla başla çalışıyorlardı. Ama İsrail hastane personelinin yarısını aldı götürdü.
Aralarında hastaları ve yerinden edilmiş insanları korumak için teslim olan
Doktor Hüssam Ebu Safiyye de vardı. Tutuklanmasından dolayı büyük üzüntü içindeyiz.
***
Kolon
kanseriyim, durumum ağır. Mısır’da ne ikametimiz var ne de işimiz. 90 yaşında Alzheimer
hastası kayınvalidem, eşim ve lise çağındaki oğlumla geldik. Gazze’de evimiz
yıkıldı, hiçbir şey kalmadı. Kocam hasta annesini yalnız bırakamadığı için çalışamıyor.
Ben de karın bölgemden defalarca ameliyat geçirdim ve artık kayınvalideme
bakacak durumda değilim. Eşim savaştan on sene evvel marangozluk yapıyordu; ama
abluka ve ambargolar yüzünden Gazze’ye kereste ve ahşap girişi yasaklanınca işini
kapatmak zorunda kaldı. Şimdi de biz hastalara baktığı için çalışamıyor. Oturduğumuz
evi satacakları için evden çıkmamızı istiyorlar. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.
***
Savaş
çocuklarınızı nasıl etkiledi, hala bu etkiler devam ediyor mu? Psikolojiklerinde
ne gibi değişikliklere yol açtı?
(Bu soruyla
ilgili yukarıda diğer sorularıma cevap vermiş birkaç hanım şunları söyledi:)
· * Korku yerleşti, asabileşti çocuklarımız.
· * İki sene evvel Gazze’de 15 yaşındaki oğlum tam yerinden kalkmıştı ki bulunduğu
yere helikopterden ateş açıldı. Yerinden kımıldamamış olsaydı ona isabet
edecekti. Şoka girdi. Bütün vücudu kaskatı kesildi, sinir krizi geçirdi. Sonra da
sinir krizleri devam etti. Psikolojik olarak çok yorgun düştü çocuklar. Her halimize
hamdolsun. Oğlum Mısır'a geldiğimizde kimseyle tanışmak, iletişim kurmak istemedi,
içe kapandı. Psikolojik olarak tükenmiş durumda. Artık sürekli asabi.
· * 2024 Ramazan’ında Mısır’a geldik. Mısırlı çocuklar sokakta havai fişek ve maytaplarla
oynuyorlardı. Oğlum onların sesini duyduğunda bomba ve füze sesi zannedip panikledi,
korkudan çığlıklar atmaya başladı. Oğlumu kucaklayıp bombardıman değil, bunun oyun
ve Ramazan kutlaması olduğunu söyleyerek rahatlatmaya çalıştım. Oğlum herhangi
bir yüksek ses duyunca hala korkuyor. Çocuklarımız içine kapanıklar, üzgünler,
çok yorgunlar. Çünkü çocuklarımız aylarca bombardıman altında kaldılar; hep
ölüm, ceset ve kan gördüler.
· * Savaştan evvel çocuklarım okullarında çok başarılıydılar ve büyük oğlum da hafızdı.
Ama artık hiçbir şeyi hatırlamıyorlar. Korku ve stres çocuklarımızı çok
etkiledi, hayatlarını şekillendirdi. Düşünün, Kur’an’ı bile unuttu. Öğrenme
tutkularını da kaybettiler… Oğlum eltimi çok severdi. Savaşta yengesi şehit olunca
o kadar büyük bir üzüntüye ve korkuya gark oldu ki tüm vücuduna kramplar girdi,
ateşi yükseldi ve kriz nöbetleri geçirmeye başladı. Onu çok seviyordu,
ölümünden çok etkilendi.
Peki savaş
sizi nasıl etkiledi?
Biz de
psikolojik olarak çok yorgunuz, paramparça durumdayız. Hala normale dönemedik. Sorunlar
bitmiyor ki.
En çok neyi
özlüyorsunuz?
Gazze’deki
ailemi ve özellikle annemi. Evimi de özledim. İstikrarı ve sükuneti de. Mısır’a
geldik ama burada da istikrar içinde değiliz, asgari ihtiyaçları karşılamak
bile çok zor. Bunları düşünmekten uyuyamıyoruz. Çocuklarımızın karnını
doyuracak birkaç lokma ekmeğe bile muhtaçken nasıl uyuyabiliriz?
Geçtiğimiz 2,5
yılda yaşadığınız en büyük hayal kırıklığınız ne oldu?
Biz burada geçiciyiz, ikamet izni verilmiyor. Mısır’da
bize de çocuklarımıza da bir gelecek yok. İkametimiz olmadığından çocuklarımız
Mısır okullarına gidemiyor. Tek seçeneğimiz uzaktan eğitim; ancak bu konuda da birçok
zorlukla karşı karşıyayız. Çocuklarımız savaş travmasından kurtulamadıkları
için derslere odaklanamıyorlar; dahası, okuyup öğrenme istekleri de kalmadı. Oğlum
şu an 11. sınıfta, ama online derslere girmiyor. Hayal kırıklığımız çok büyük. “Savaşta
yaşadıklarım bana yeter, okumak istemiyorum, hayatımı yaşayacağım artık” diyor.
Üniversite hedefi yok. Cahil kalacak. Savaş çocuklarımızın davranışlarını
değiştirdi, ebeveynine karşı bile. Bizi dinlemek istemiyorlar. En büyük hayal
kırıklığımız bu. Aile içi ilişkilerimiz değişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder