1 Haziran 2026 Pazartesi

Z.T.KOR: SURİYE KİTABININ 4. BASKISINA ÖNSÖZ


DÖRDÜNCÜ BASKIYA ÖNSÖZ

Tuz ve Taş Üstünde: Suriye’de Rejim, Savaş ve Göç kitabı (s. 9-14)

Zahide Tuba Kor


Sıradan Suriyelilerin hayat şartlarının son derece zorlaştığı ve geleceğe dair hiçbir ümitlerinin kalmadığı, buna mukabil Esed rejiminin dünyada yeniden meşru bir aktöre dönüşmekte olduğu bir dönemde, 27 Kasım 2024’te Heyet-i Tahriru’ş-Şam (HTŞ) öncülüğünde muhalif grupların İdlib’den Halep’e doğru yürüyüşü birkaç gün içinde rejim ordusunun Suriye’nin ikinci büyük şehrinde tam bir bozguna uğramasına, on bir gün sonra 8 Aralık’ta da altmış bir yıllık Baas ve elli dört yıllık Esed rejiminin devrilmesine yol açtı. İdlib, savaş 2020’de ülke çapında RusyaTürkiye-İran’ın inisiyatifiyle (Astana süreci) dondurulsa da çatışmaların ve bombardımanların hiç bitmediği tek cepheydi. Burası, çatışmasızlık adı altında rejimin kontrolüne geçen cephelerden çıkartılan silahlı muhaliflerin toplandığı, bir yandan ne pahasına olursa olsun rejimle mücadeleyi sürdürürken diğer yandan alternatif bir hükümet modeli kurulan ve idari tecrübe kazanılan bir sahaydı. Esed rejimi, on üç yıl süren kanlı ve yıkıcı bir mücadelenin sonunda Ukrayna, Gazze ve Lübnan savaşlarının da etkisiyle dış müttefiklerinin kendi derdine düşüp askerlerini ve milislerini çektiği bir ortamda on bir günde devrildi. Acının her türlüsünü çekmiş ve ümidi çoktan tükenmiş Suriyeliler, rejimin devrilmesine inanamadılar; muazzam bir mutluluğa eşlik eden hüzün, tedirginlik ama geleceğe dair temkinli bir iyimserlik içine girdiler. “Biz yeryüzünde cehennemi yaşadık, bundan sonra her ne gelirse gelsin Esed’den beteri olamaz” diyenler çoktu.[1] Tedirginlikte haklıydılar. Çünkü yeni Suriye devletinin inşası ve savaşın yaralarının sarılması da devrim süreci gibi zorlu ve sancılı geçecek. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Suriye’nin kaderini, –jeopolitik konumu yüzünden– küresel ve bölgesel güçler arasındaki nüfuz mücadelesi belirleyecek.

Rejimin devrilmesinden bir buçuk ay sonra Suriye’nin kuzeyde Türkiye sınırından güneyde Ürdün sınırına kadar birçok şehrini (Halep, Hama, Humus, Şam, Şam Kırsalı, Deraa ve Süveyda) ve ilçesini gezme imkânı buldum. Her ne kadar Suriye’nin kuzeyinde TSK’nın kontrolündeki ilçelere altı defa gitmiş olsam da bu sonuncu, buralara 2006’dan sonraki ilk ziyaretim olacaktı. Temel amacım, –bu kitaptakiler de dahil– yıllardır Suriyelilerle yaptığım görüşmelerde bana anlatılanların ve onlardan öğrendiklerim üzerinden anlattıklarımın doğru olup olmadığını bizzat yerinde müşahede ve test etmekti. Çünkü savaşlarda ilk katledilen hakikatlerdir. Dört günlük ziyaretim sırasında bunların doğru olduğunu sahada bizzat gördüm. Yıllardır muazzam bir bilgi kirliliğinin ve manipülasyonun olduğu bir ortamda bu, benim için çok önemli ve değerliydi. Savaş yüzünden Suriye’nin ne hale düştüğünü, nasıl bir yıkım aldığını görmek çok acıydı, hele de devrimin ilk patlak verdiği yüzde 70’i yıkılmış en güneydeki Deraa’nın ve 2006’da gezerken hayran kalıp unutamadığım Halep’in halini görmek; ama yine de takipçilerime sahadan doğru bilgiler vermiş olmanın huzuru içindeydim. 2015’ten itibaren bendenize güvenerek yaşadıklarını ve bildiklerini anlatan, sorularıma dürüstçe ve sansürsüz cevap veren Suriyeliler olmasaydı bunu yapamazdım; hepsine müteşekkirim.

Öte yandan rejim bölgelerini gezerken Türk vloggerların ahlaktan ve insanlıktan nasipsizliğini iliklerime kadar hissedip öfkelendim. Başkent Şam’ın merkezi biter bitmez başlayan ve ülkenin her yerini saran Gazzevari yıkımları, zorla boşalttırılan bütün bölgelerde evlerin dört duvar dışında geriye hiçbir şey bırakılmamacasına yağmalanmasını, şehir merkezlerinde belirli semtler dışındaki fukaralığı, elektriksizliği-susuzluğuyakıtsızlığı ve bakımsızlığı görmeme imkân ve ihtimalleri yoktu; keza istihbarat devletinin yaydığı korkuyu ve halkın hürriyetten yoksunluğunu hissetmemeleri de. Hiç utanmadan hepsini sakladılar, toz pembe tablolar çizdiler; yalanlarıyla halkımızı inandırıp sığınmacılara saldırttılar, savaşın kurbanlarına acı üzerine acı yaşattılar. İdeolojik saplantıların ve şahsi menfaatlerin insanoğlunu nasıl körleştirdiğini, vicdansızlaştırdığını, yalancılaştırdığını, diğer bir ifadeyle Siyonist ahlakla ahlaklandırdığını görmek için Suriye mutlaka ziyaret edilmeli. Keza gençlerimizin zihinlerini kimlerin nasıl ifsat ettiğini ve doğruyu bilenlerin de nasıl görevlerini layıkıyla yapmadıklarını fark etmek için de… Rejim devrildikten ve Sednaya hapishanesinde yaşananlar ifşa olduktan sonra doğruları konuşmak ve Suriyelileri savunmak kolaydır; zor olan, Suriyelilere karşı ayrımcılık ve nefret zirvedeyken akıntıya karşı kürek çekmek, zulüm yaşanırken bedel ödeme pahasına zalimlere karşı mücadele yürütebilmektir. Akademisyenden gazeteciye, sivil toplumculardan siyasetçilere kadar birçoklarının bu konuda sınıfta kaldığını kim inkâr edebilir?

Bu kitap, Suriye’nin gerçeklerini anlatmanın ve Suriyeli sığınmacıları savunmanın en zor olduğu bir zaman diliminde ortaya çıktı (röportajların birçoğunu yapar yapmaz tercüme edip 2022 sonundan itibaren Instagram hesabımdan paylaşmıştım). Tam da bu yüzden iki yılda üç baskı yapacağını hiç düşünmemiştim. Kitaba gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Kitapta röportajı olan Suriyelilere dördüncü baskı müjdesini verdiğimde onlar da çok duygulandılar ve Türk okurlara teşekkürlerini ilettiler.

Bir özeleştiri yapmam gerekirse, böyle bir kitabı yayınlamakta çok geç kalmanın mahcubiyeti içindeyim. Ancak her şeyin bir vakti vardır ve bunu tayin etmek kendi elimizde değildir. Bu kitabın nasıl ortaya çıktığının hikayesini Giriş bölümünde yazdım. Şunu da tarihe bir not olarak düşmek isterim: 2015’ten itibaren röportajlara başlamış biri olarak yıllarca Suriye anlatmak istedim, ama bu konuda çok az davet aldım. Bekledim, bekledim. Sonunda ırkçılığın arttığı ve Suriyelilerin varlığının seçim kaybettirici bir meseleye dönüşmesiyle birlikte hükümet politikasının da sığınmacılar aleyhine değiştiği 2019’dan itibaren bu konuda sosyal medyada yazmaya, zihinlerde uyanan yaygın sorulara cevaplar üretmeye başladım. Irkçılığın zirveye çıktığı ve ülkemizde çok acı ve utanç verici olayların yaşandığı bir ortamda 2022’den itibaren (7 Ekim 2023 Aksa Tufanı’na kadar) gündemimi Suriye yaptım. İsmi Filistin-İsrail meselesiyle özdeşleşmiş biri olarak bu konuda gelen konuşma tekliflerini geri çevirip “Ben artık Filistin değil, sadece Suriye konuşacağım; bu konuda dinlemek isterseniz gelirim” dedim. Bunun üzerine şahsımı dinlemek istedikleri için Suriye konusuna razı oldular. Bazıları ise “çok iyi olur” dedi ama bir daha geri dönüş yapmadı; çünkü Suriye konusu hem cazip değildi (halkımızın bu konuya hiç ilgisi yoktu) hem de sığınmacı düşmanlığı zirvede olduğundan bu konuda program yapmak bir risk almak ve hatta kara propagandaya maruz kalmak demekti, buna yanaşmadılar. Tam da bu yüzden başkalarını riske sokmadan konuyu en ayrıntılı şekilde anlatabilmek için 2022 yılı ortasında kendi Instagram hesabımdan canlı yayınlarla sekiz oturumda (toplamda on dört saatte) “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” seminerini[2] verdim; çok ilgi gördü, beğenildi. Daha sonra dinleyicilerden gelen taleple semineri kitaplaştırma sürecine girdim. Keşke bunları daha evvel yapabilmiş olsaydım. Ama şunu biliyorum ki ne kadar evvel başlamış olursam olayım bu konuda dinleyicim ve okuyucum az olacaktı. Çünkü Gazze soykırımına kadar konforumuzu bozacak acı gerçekleri öğrenmeye pek de talip değildik. Bu kitabın piyasaya çıkışı, uyanışımıza vesile olan Aksa Tufanı’na denk düşmeseydi muhtemelen bu denli ilgi görmeyecekti.

Gazze yerle bir edilmeden önce Suriye, ondan önce de Irak yıkılmıştı. Gazzeliler Suriyelilerin yaşadıklarının –soykırım boyutunda daha şiddetlisi olmakla birlikte– bir benzerine maruz kaldılar. Suriyeliler bu dünyada yaşanabilecek hemen her türlü ölüm çeşidini tattılar, mülteci olarak sığındıkları topraklarda bile... Gazze’yle ilgili “dünya tarihinde bir ilk” diye hayretler içinde anlatılan şeylerin kahir ekseriyeti Suriye’de (ve Irak’ta) geçtiğimiz yıllarda zaten yaşanmıştı; ama gözler ve gönüller kapalı olduğundan yeterince gündem bile yapılmadı. Gazzelilerin yaşadıkları soykırımı en azından dünya gördü ve sessiz kalmadı, engelleyemese de. Gazzeliler bir bakıma daha şanslıydı; çünkü Gazze’de katiller, Suriye’de olduğu gibi kendi rejimi ve ordusu değil, kendisinden olmayan işgalci-yerleşimci dış düşman İsrail’di. Yine Gazzelilerin çok net ve meşru bir davaları, yani İslam’ın kutsalları olan Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı savunma hedefleri vardı; Suriye’de ise –bazı Suriyelilerin deyimiyle– adeta at izi it izine karışmıştı. Ama tabii Suriyelilerin avantajı, ülke içinde veya dışında sığınıp canlarını kurtarabilecekleri yerler olmasıydı; Gazzeliler daracık bir alana kıstırıldılar ve güvenli hiçbir nokta yoktu. İsrail 7 Ekim’den sonra Suriyeleşti, hapse girme korkusu yaşayan Netanyahu da Esedleşti; savaşta da müzakerelerde de çok benzer taktikler kullandılar.[3] Suriyeliler için muhtemelen en acısı, Gazzevari katliamlar, yıkımlar, işkenceler ve tecavüzler yaşayıp nelere maruz kaldıklarını dünyaya bir türlü anlatamamaları, anlatmaya çalıştıklarında inandırıcı bulunmamaları veya umursanmamaları, dünyanın neresine giderlerse gitsinler –kendilerini bağrına basan vicdan sahipleri olduğu kadar– her yerde hayatlarını mahveden küçük Esedciklerle de karşılaşmalarıydı. Rejim devrildikten sonra “insan mezbahası” da denen Sednaya Hapishanesini duyanlar ve görenler şoka uğradı. Halbuki Suriye Sednayalarla doluydu. Dahası, Sednaya’dan ve diğer hapishanelerden kurtulanlar ülkemize sığınmıştı. Yanı başımızda komşumuz, okul veya iş arkadaşımız Suriyeliler olduğu halde acaba neden bunları hiç duymadık, öğrenmeye çalışmadık? 7 Ekim’den bu yana Gazze konuşmalarımda hep Suriye’ye de giriyor ve şunu söylüyorum: “Gazze’de olan bitenleri daha dikkatli izleyin; çünkü ekranlarda gördüğünüz her şeyin bir benzeri yıllarca Suriye’de yaşandı.” Yine “Gazze ne Bir İlkti ne de Son” başlığı altında yaptığım konuşmalarda[4] Gazze’nin 1991’den itibaren Irak’la ve 2011’den bu yana Suriye’yle çarpıcı benzerliklerini fotoğraflar eşliğinde anlatıyorum; dinleyiciler her defasında biz sınır komşumuz olduğu halde Irak ve Suriye’de yaşananları neden bilmiyorduk diye hayıflanıyorlar. Bu kitabı okurken Suriyelilerin hikâyesinin Gazzelilerinkiyle benzerliklerini keşfedecek, 8 Aralık 2024’te Esed rejiminin devrilmesine dünyada en çok sevinenlerin neden Gazzeliler olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

***

Rejim neden 8 Aralık 2024’te düştü, yeni Suriye’yi neler bekliyor, Suriyeliler geri dönebilir mi, kimi yerleri Gazzevari yıkım alan ülke yaralarını sarıp ayağa kalkabilir mi, Fırat’ın doğusu ile batısının henüz bütünleşemediği ülke işgalci İsrail’in gayretleriyle güneyi de dahil parçalanabilir mi, onca işlenen korkunç suçun ardından iç barış sağlanabilir mi gibi zihinlerde cevabı aranan kritik birçok soru var. Önsözde bunlara cevap vermek mümkün değil. Sahada gördüklerimi, kendi çektiğim fotoğraflar eşliğinde Ortadoğu Günlüğü blogumda uzunca bir yazı olarak kaleme aldım.[5] Yine kitabın sonuna 8 Aralık 2024’ten itibaren yaptığım konuşmaların, katıldığım programların ve verdiğim röportajların listesini ekledim ki merak edenler hem yaşananlara dair analizlerime hem de yeni Suriye’nin önündeki fırsatlara ve meydan okumalara dair değerlendirmelerime ulaşabilsin.

2022-2023’te bu kitap için röportaj yaptıklarımın yarısı, rejimden duydukları korku nedeniyle veya ülkede kalan yakınlarının başına bir bela gelmemesi için isimlerini yazmamı istememişti. Dördüncü baskıdan önce ulaşabildiklerime isimlerini yazmamda bir sakınca olup olmadığını sordum. On yedi kişiden on tanesi kabul etti, değiştirdim. Üç kişiye telefonlarından ulaşamadım. Diğer dört kişiden biri Kürt asıllı olup kimliği deşifre olduğu takdirde Fırat’ın doğusunda yaşayan akrabalarına PYD’nin zarar vermesinden korktuğu için, üçü ise şahsi nedenlerle isimsiz kalmayı tercih ettiler. Kitapta röportaj yaptıklarımdan bazıları Suriye’ye geri dönmüş; bazılarının evleri yıkıldığı ve memleketleri yerle bir olduğu için gitmeleri mümkün değil; bazıları ise Avrupa’ya gitmiş... Ayrıca kitabın dipnotlarında da karekodla eklediğim yirmi kadar Suriyeliyle röportajlar vardı. Bunlardan ulaşabildiğim isimsizlere de sordum; kabul edenlerin isimlerini ekledim.

Tuz ve Taş Üstünde kitabının önceki baskılarında, daha evvel yazdığım ancak tamamlayamadığım “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” kitabımı yayınlayacağımı not olarak düşmüş, hatta bazı konuların ve bilgilerin burada yer alacağını dipnotlarda defalarca belirtmiştim. Ancak her kitabın bir kaderi vardır; yazarı olarak ne yaparsak yapalım kontrol dışı gelişmeler yüzünden işler planladığımız gibi gitmez. Öyle ki bazen yazılmış koca bir kitap taslağı yarım kalır, hiç baskıya gitmez ve onca emek heba olur. 2022 yazında yazmaya başladığım ve 400 sayfayı bulan bu kitap da geçmişteki başka bazı kitap taslaklarım gibi yarım kaldı ve siz okurlarıma verdiğim sözü tutamadım. 7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’nin soykırımı ve Ortadoğu’nun farklı ülkelerinin İsrail saldırılarına uğraması, acil ihtiyaç olan yepyeni üç kitabın doğuşuna vesile olurken, 2022’de büyük emekler vererek yazdığım –yıllardır yaptığım saha araştırmalarımın ve yüzlerce röportajın bir ürünü– “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” kitabının tamamlanmasını engelledi.

Elinizdeki bu kitapta ilk baskıdan dördüncü baskıya neler değişti? Öncelikle, ana metinlerde hiçbir değişiklik yapmadım. Mayıs 2024’te çıkan ikinci baskıda, Şubat 2024’teki Azez ve Tel Abyad ziyaretlerimde yaptığım ve tercüme edip blogumda yayınladığım röportajları karekodlarla dipnotlara ekledim. Aralık 2024’te yayınlanan üçüncü baskıda hiçbir ekleme olmadı. Dördüncü baskının dipnotlarına ise hem ikinci baskı sonrası –mesela çocukken savaşı yaşamış– Suriyelilerle yaptığım yeni röportajları hem de müstakbel Suriye kitabımda yayımlamayı planladığım ziyaret notlarımı, saha gözlemlerimi ve kısa röportajları karekodlarıyla dipnotlara ekledim. Daha önemlisi, Suriye ve Suriyeliler konulu çalışmalarımın ve konuşmalarımın toplu listesini kitabın sonunda ayrı bir bölüm olarak paylaştım ki ilgilenenler ve Suriye alanında çalışma yapanlar istifade edebilsin. Yine bu kitapta linklerini paylaşmasam da 2021-2023 yılları arasında @ztkor Instagram hesabımdan Suriye ve Suriyelilerle ilgili birçok temel konuyu ve zihinlerdeki soruları tematik olarak ele alan paylaşımlarım istifadenize açık.

Son olarak, elinizdeki bu kitabı Esed rejimi devrilmeden önce okumak ile sonrasında okumak birbirinden farklı hissiyat uyandıracaktır; ama her halükârda 8 Aralık 2024’te rejimin neden devrildiğini anlamayı da kolaylaştıracaktır. Haklıyı haksızdan ayırabilmek, zulme ve zalime karşı durabilmek, zulmün tekrarlanmasının önüne geçebilmek ve mazlumları üzenlerden, ezenlerden olmamak için önce gerçekleri bilmek gerekir. Elinizdeki bu kitabın bilginin öneminin keşfedilmesine ve önyargılardan kurtuluşa vesile olması temennisiyle…

Zahide Tuba Kor

2 Kasım 2025, İstanbul



[1] Rejim devrilmeden iki gün önce bu kitapta röportajı bulunan ve bulunmayan birkaç Suriyeliyle yeniden görüştüm. HTŞ’den ideolojik olarak uzak oldukları halde hepsi de aynı cümleyi söylediler. Bunlardan ikisinin duygu ve düşüncelerini @ztkor Instagram hesabımda 21.12.2024’te yayınladım. https://www.instagram.com/p/DD1YIThiRs2/

[2] “Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler” semineri @ztkor Instagram hesabında 21 Mayıs-2 Temmuz 2022 tarihleri arasında yüklüdür https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2022/07/ztkor-algilar-ile-gercekler-arasinda.html. Seminerde Suriye’nin demografisi, jeopolitiği, sosyokültürel ve sosyoekonomik hayatı, Fransız manda mirası, bağımsızlık sonrası Suriye siyasetinin temel özellikleri, Suriye Baas Partisi ve Hafız&Beşşar Esed yönetimi, 2011 Suriye isyanı ve savaşın sebepleri ve evreleri, küresel ve bölgesel güçlerin Suriye politikaları, iddiaların aksine Esed’in savaşı neden kazanamadığı, savaşın insani sonuçları, yerinden edilenlerin ve mültecilerin yaşadıkları, ülkemizde Suriyelilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar gibi birçok konu ayrıntılı anlatılmıştır.

[3] Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Zahide Tuba Kor, “Gazzeliler ile Suriyelilerin Ortaklaşan Kaderleri”, Gazze: Geçmişten Günümüze Direnişin Toprağı, Timaş Yayınları, s. 335-350

[4] “Gazze ne Bir İlkti ne de Son” başlıklı konuşma @ztkor Instagram hesabında 7.8.2025 tarihinde yüklüdür https://www.instagram.com/reel/DNEKr0MNrQL/?igsh=dXRvMW9xZGJuZmln. Aynı konuşmanın İsrail’in Gazze’deki soykırımı ile geçmişte Avrupa’nın Amerika kıtaları ve Kuzey Afrika coğrafyasındaki sömürgeci-yerleşimcilik modelini mukayese ettiğim daha uzun bir versiyonu, @zahidetubakor Instagram hesabında 5.12.2025 tarihinde yayınlanmıştır https://www.instagram.com/p/DR5CZaVCCzd/.

[5] “Esed Rejimi Devrildikten Sonra Halep’ten Deraa’ya Suriye İzlenimlerim (26- 30 Ocak 2025)”, Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 19.2.2025, https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/02/ztkor-halepten-deraaya-suriye.html. Saha gözlemlerimin daha kısa bir versiyonu için bkz. “Savaş, Yıkım ve Umut: Halep’ten Deraa’ya Suriye’nin Hikâyesi” (Fokus+, 14.2.2025), Ortadoğu Günlüğü, yayın tarihi 21.4.2025, https://ortadogugunlugu.blogspot.com/2025/04/ztkor-savas-yikim-ve-umut-halepten.html.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder