Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2010 Çarşamba

TÜRK MEDYASINDAN KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ...

ANLAYIŞ DERGİSİ, Aralık 2009, Sayı: 79, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Erol Polat

NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



20 Nisan 2010 Salı

DIŞ POLİTİKA KRİZLERİNDE MEDYANIN ROLÜ

Z. Tuba Kor, Anlayış Dergisi, Sayı: 59, Nisan 2008, sf.68-69.

NOT: Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

BİR yı­lı aş­kın sü­re­dir de­vam eden Ku­zey Irak’a ope­ras­yon tar­tış­ma­la­rı ve Şu­bat ayın­da­ki ka­ra ha­re­ka­tı es­na­sın­da ya­pı­lan ya­yın­lar ve yo­rum­lar, kriz dö­nem­le­rin­de bil­has­sa dış po­li­ti­ka me­se­le­le­rin­de, mer­kez med­ya­nın tu­tu­mu­nu de­tay­la­rıy­la ele al­ma­yı zo­run­lu kı­lı­yor.

İç po­li­ti­ka­da nis­pe­ten fark­lı du­ruş­lar ser­gi­le­yen ve da­ha eleş­ti­rel bir tu­tum ta­kı­nan mer­kez med­ya, “mil­li men­fa­at­ler” ile “mil­li gü­ven­li­ğin” esas ol­du­ğu dış po­li­ti­ka kriz­le­rin­de si­ya­si ve ide­olo­jik fark­lı­lık­la­rı bir ke­na­ra bı­ra­kır. Dev­let po­li­ti­ka­sı doğ­rul­tu­sun­da “tek ses” olup gün­dem oluş­tu­ra­rak ve ger­çe­ği in­şa ede­rek ka­mu­oyu­nun rı­za­sı­nı al­ma­da ve yü­rü­tü­len po­li­ti­ka­la­rın meş­ru­laş­tı­rıl­ma­sın­da önem­li bir rol oy­nar. Çok ses­li­lik ise an­cak hü­kü­met po­li­ti­ka­la­rı ile dev­let po­li­ti­ka­la­rı­nın uyuş­ma­dı­ğı alan­lar­da or­ta­ya çı­kar. Bir de ta­bi­i, da­ha zi­ya­de “ok­ya­nus öte­si”nden ge­len esin­ti­ler­le med­ya pat­ron­la­rı­nın “âli men­fa­at­le­ri”nin ça­kış­tı­ğı du­rum­lar­da ge­nel çiz­gi­den sa­pı­lır. Mer­kez med­ya, kâh “öte­ki” hak­kın­da çar­pı­tıl­mış imaj­lar, bas­ma­ka­lıp yar­gı­lar ve al­çal­tı­cı ifa­de­ler­le zi­hin­le­ri kod­lar; kâh kriz dö­nem­le­rin­de ka­mu­oyu­nu mil­li­yet­çi ve mi­li­ta­rist söy­lem­ler­le kış­kır­ta­rak psi­ko­lo­jik or­ta­mı ha­zır­lar; kâh doğ­ru­dan bir kriz çı­kar­tır ve­ya onu tır­man­dı­rır; kâh kriz yö­ne­ti­mi­nin bir par­ça­sı ola­rak önem­li gö­rev­ler ic­ra eder.

Türk Med­ya­sı­nın Kur­gu­la­nan İş­le­vi ve Dö­nü­şü­mü

Cum­hu­ri­yet’in ba­şın­dan iti­ba­ren uzun­ca bir sü­re dış po­li­ti­ka, ge­le­nek­sel ka­rar alı­cı­la­rı il­gi­len­di­ren bir alan ola­rak gö­rü­lür; ba­sın­da pek yer bul­maz. Gün­de­me ge­len ko­nu­lar ise te­mel dış po­li­ti­ka il­ke­le­ri ve ka­bul­le­ri­ne mey­dan okur ni­te­lik­te de­ğil­dir. Za­ten kapatma dâhil ağır ce­za­lar içe­ren hu­ku­ki mev­zua­tın ya­nı sı­ra, bü­yük bir ye­kun tu­tan tek par­ti yö­ne­ti­mi­nin ga­ze­te­ci-mil­let­ve­kil­le­ri bu­nun önün­de bir en­gel­dir. Ba­sı­nın gö­re­vi res­mî po­li­ti­ka­nın ka­mu­oyu­na ak­ta­rı­mın­dan iba­ret­tir.

DP dö­ne­mi­nin gö­re­ce ço­ğul­cu or­ta­mın­da iç po­li­ti­ka­da çok yo­ğun tar­tış­ma­lar ya­şa­nır­ken, dış po­li­ti­ka­da ba­sın ge­le­nek­sel çiz­gi­si­ni sür­dü­rür. En önem­li is­tis­na, da­ha ön­ce dış po­li­ti­ka gün­de­min­de hiç yer al­ma­yan Kıb­rıs me­se­le­si­nin Hür­ri­yet ga­ze­te­si­nin uzun sü­re­li kam­pan­ya­sı so­nu­cun­da 1955’te hü­kü­me­tin gün­de­mi­ne gir­me­si­dir. 6-7 Ey­lül olay­la­rı ise ba­sın ara­cı­lı­ğıy­la hal­kın na­sıl in­fia­le sü­rük­le­ne­bi­le­ce­ği­nin önem­li ör­nek­le­rin­den­dir.

Türk ba­sı­nın­da ve ka­mu­oyun­da dış po­li­ti­ka­nın ger­çek an­lam­da tar­tış­ma ko­nu­su ha­li­ne gel­me­si ise 1964’te­ki Kıb­rıs kri­zi­ne da­ya­nır. Ame­ri­kan Baş­ka­nı John­son’ın teh­dit­va­ri mek­tu­bu­nun ana hat­la­rıy­la da ol­sa ba­sı­na yan­sı­ma­sıy­la ya­şa­nan ha­yal kı­rık­lı­ğı, ilk kez dış po­li­ti­ka pa­ra­met­re­le­ri­nin sor­gu­lan­ma­sı­na ne­den olur. Bun­dan son­ra dış po­li­ti­ka gün­dem­de da­ha faz­la yer tu­tar; özel­lik­le de ide­olo­jik ku­tup­laş­ma­nın de­rin­leş­ti­ği 70’li yıl­lar­da.

1980 dar­be­si­nin med­ya­ya yan­sı­ma­sı ise dra­ma­tik olur. Dev­let mer­kez­li ga­ze­te­ci­lik an­la­yı­şı eroz­yo­na uğ­rar­ken ma­ga­zin­leş­me kök sa­lar. 90’lı yıl­lar­da dış po­li­ti­ka­da med­ya­nın ko­nu­mu güç­le­nir. Bu­nun çe­şit­li se­bep­le­ri var­dır. Bi­rin­ci­si, özel te­le­viz­yon ka­nal­la­rı­nın açıl­ma­sıy­la res­mî kay­nak­lar­dan (TRT, AA) ha­ber te­ke­li so­na erer. İkin­ci­si, med­ya­nın elin­de­ki tek­no­lo­jik im­kan­la­rın art­ma­sı, özel­lik­le de 24 sa­at nak­len ya­yın im­ka­nı­na ka­vuş­ma­sıy­la, te­le­viz­yon dış po­li­ti­ka­nın ak­ta­rı­mın­da et­ki­li olur; hız­lı bil­gi akı­şı ih­ti­ya­cı, doğ­ru­lu­ğu te­yit edil­me­miş ha­ber­le­rin ya­yıl­ma­sı­nı be­ra­be­rin­de ge­ti­rir. Üçün­cü­sü ise, ge­le­nek­sel med­ya pat­ron­la­rı­nın de­ğiş­me­siy­le sek­tö­rün ti­ca­ri­leş­me­si, dı­şa açıl­ma­sı ve be­lir­li hol­ding­le­rin elin­de te­kel­leş­me­si­dir. Bu üç ge­liş­me­nin so­nu­cun­da sek­tör­de kı­ya­sı­ya re­ka­bet baş­lar. Ti­ra­ja ve rey­tin­ge bağ­lı olan rek­lam pas­ta­sın­dan pay kap­ma kav­ga­sı ma­ga­zin­leş­me sü­re­ci­ni te­tik­ler.

Bu du­rum, ka­mu­oyun­da da­ha az il­gi uyan­dı­ran dış po­li­ti­ka ko­nu­la­rın­da ma­ni­pü­las­yo­nu ka­çı­nıl­maz kı­lar. Kâ­rı ar­tır­ma kay­gı­sı­na ide­olo­jik du­ruş da ek­le­nin­ce, ge­liş­me­ler ya ka­rar­tı­la­rak yan­lış, ek­sik ve çar­pık bir şe­kil­de ya da ma­ga­zin bo­yu­tu öne çı­ka­rıl­mak su­re­tiy­le de­ğer­siz­leş­ti­ri­le­rek su­nu­lur. Böy­le­ce kon­trol bir öl­çü­de kla­sik dış po­li­ti­ka ya­pım­cı­la­rı­nın elin­den çı­kar­ken, dı­şiş­le­ri bü­rok­ra­si­si ki­mi za­man ol­duk­ça zor an­lar ya­şar. Her şe­ye rağ­men mer­kez med­ya, ge­rek iç ge­rek­se dış po­li­ti­ka­da ve­ri­le­cek psi­ko­lo­jik sa­va­şın en önem­li un­su­ru ola­rak des­tek gö­rür. Zi­ra 90’lı yıl­lar­da si­ya­set­çi­ler­den zi­ya­de as­ker-si­vil bü­rok­ra­si­nin te­ke­lin­de olan dış po­li­ti­ka­da top­lum­sal meş­ru­iye­tin sağ­lan­ma­sı el­zem­dir. Bu du­rum med­ya­nın kriz dö­nem­le­rin­de cü­ret­kar ve ak­tif rol oy­na­ma­sı­nı ko­lay­laş­tı­rır.

Bu bağ­lam­da “mer­kez med­ya” ve “dış po­li­ti­ka kri­zi” den­di­ğin­de ak­la ilk ge­len olay hiç şüp­he­siz Kar­dak Kri­zi’dir. 1995’in 24 Ara­lık ge­ce­si Kar­dak Ka­ya­lık­la­rı’nda ka­ra­ya otu­ran bir Türk ge­mi­si­nin kur­ta­rıl­ma­sı sı­ra­sın­da or­ta­ya çı­kan ege­men­lik tar­tış­ma­sı, 26-27 Ocak’ta ön­ce Yu­nan, ar­dın­dan Türk ga­ze­te­ci­le­rin ka­ya­lık­la­ra bay­rak dik­me ya­rı­şıy­la bir an­da kri­ze dö­nü­şür. Sa­va­şın eşi­ği­ne ge­li­nen sü­reç, son an­da Ame­ri­kan Baş­ka­nı’nın dev­re­ye gir­me­siy­le ya­tış­tı­rı­lır. Doğ­ru­dan med­ya eliy­le pat­lak ve­ren ve man­şet­ler­den sa­vaş çı­ğırt­kan­lı­ğıy­la tır­ma­nan bu kriz, as­li gö­re­vi ge­liş­me­le­ri iz­le­mek ve ka­mu­oyu­na ak­tar­mak olan ga­ze­te­ci­le­rin so­rum­suz­luk­la­rı­nın ne­le­re mal ola­bi­le­ce­ği­nin iyi bir ör­ne­ği­dir.

Ge­le­lim Ekim 1998’de Tür­ki­ye ile Su­ri­ye’yi sa­va­şın eşi­ği­ne ge­ti­ren Öca­lan Kri­zi’ne. Cum­hur­baş­ka­nı Sü­ley­man De­mi­rel’in TBMM’de Şam’ı teh­dit eden ko­nuş­ma­sıy­la pat­lak ve­ren bu kriz, med­ya­nın sa­vaş çı­ğırt­kan­lı­ğıy­la bir an­da tır­ma­nır. As­ke­rî ha­zır­lık­lar he­nüz ta­mam­lan­ma­mış ol­sa da “Öğ­le­ne Şam’da­yız”, “Bir uç­tan gi­rer öbür uç­tan çı­ka­rız”, “As­ker emir bek­li­yor” man­şet­le­riy­le sa­vaş san­ki bir-iki gün için­de baş­la­ya­cak­mış iz­le­ni­mi ve­ri­lir. Gü­ney sı­nı­rın­da ya­pıl­mak­ta olan NA­TO tat­bi­ka­tı ise Türk or­du­su­nun Su­ri­ye’ye sa­vaş ha­zır­lı­ğıy­mış gi­bi su­nu­lur. Her ne ka­dar Su­ri­ye’nin çok kı­sa sü­re­de ge­ri adım at­ma­sın­da, kriz yö­ne­ti­mi­nin önem­li bir par­ça­sı olan med­ya­nın pro­pa­gan­da­la­rı­nın et­ki­si ol­sa da, Şam yö­ne­ti­mi­nin teh­dit­le­re teh­dit­le kar­şı­lık ver­me­si du­ru­mun­da An­ka­ra’nın inan­dı­rı­cı­lı­ğı­nın bü­yük bir dar­be ala­ca­ğı ih­ti­ma­li­ni de göz ar­dı et­me­mek ge­re­kir.

Ku­zey Irak’a sı­nır öte­si ope­ras­yo­na dö­ne­lim. Tam bir se­ne ev­vel Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı’nın ope­ras­yo­na ih­ti­yaç ol­du­ğu­nu vur­gu­la­ma­sıy­la baş­la­yan sü­reç­te med­ya, kış­kır­tı­cı ya­yın­la­rıy­la bir yan­dan muh­te­mel bir ope­ras­yon için ka­mu­oyun­da ze­min ha­zır­lar­ken di­ğer yan­dan hükümeti bu­na zor­la­ma­ya ça­lış­tı. Se­çim­le­rin aka­bin­de te­rör sal­dı­rı­la­rı­nın art­ma­sı, Ekim ayın­da TBMM’den ope­ras­yon iz­ni­nin çık­ma­sı, ar­dın­dan ha­va ve ka­ra ope­ras­yo­nu ile de­vam eden sü­reç­te med­ya âdet ol­du­ğu üze­re olan­ca kış­kır­tı­cı­lı­ğıy­la ko­nu­yu sü­rek­li ka­şı­dı. Uzun­ca bir sü­re­dir sa­bır­sız­lık­la bek­le­dik­le­ri ka­ra ope­ras­yo­nu sı­ra­sın­da “He­def Kan­dil”, “Ör­gü­tün üst dü­zey kad­ro­su da­ğı­tıl­dı”, “Kan­dil düş­me­den dö­nüş yok” man­şet­le­riy­le -ha­va şart­la­rı­nı ve Kandil’in mesafesini da­hi dik­ka­te al­ma­dan- tam gaz Ku­zey Irak’ı fet­he gi­den med­ya­mız, bek­len­ti­le­rin zir­ve­ye ulaş­tı­ğı bir an­da ope­ras­yo­nun ani­den so­na er­me­siy­le şaş­kı­na dön­dü. İnan­dı­rı­cı­lı­ğın di­be vur­ma­sı kar­şı­sın­da bu kez de si­ya­si­le­re yük­le­ne­rek va­zi­ye­ti kur­tar­ma­ya ça­lış­tı. Hü­kü­me­tin Ame­ri­ka’dan ta­li­mat ala­rak ope­ras­yo­nu bi­tir­di­ği id­di­asıy­la Baş­ba­kan’ın ope­ras­yo­nun bi­ti­ri­le­ce­ğin­den ha­ber­dar ol­ma­dı­ğı yo­rum­la­rı ara­sın­da­ki te­na­ku­zu bi­le fark ede­me­di­ler.

As­lın­da Gü­neş Ope­ras­yo­nu sı­ra­sın­da mer­kez med­ya­nın kah­ra­man ga­ze­te­ci­le­ri­ne ya­kı­şan, Ge­nel­kur­may’ın in­ter­net si­te­sin­den ver­di­ği ha­ber­ler­le ve ma­sa ba­şı se­nar­yo­lar­la ye­tin­me­yip, he­li­kop­ter­ler­le biz­zat Kan­dil’e çı­kart­ma yap­ma­la­rıy­dı. Böy­le­ce fe­tih yap­ma­ya me­rak­lı ga­ze­te­ci­le­ri­miz, bel­ki as­ker­le­ri­mi­zi Kan­dil’e çek­me­yi “ba­şa­ra­rak” son bir dar­bey­le PKK’nın ila­ni­ha­ye te­miz­len­me­si­ni sağ­la­ya­bi­lir­ler­di! Gül­me­yin sa­kın, mer­kez med­ya­sı­nın sa­bı­ka­sın­da bu tarz olay­lar mevcut. Ni­te­kim on­la­ra gö­re, söz ko­nu­su olan va­ta­nın bü­tün­lü­ğü ve mil­li men­fa­at­ler ise ba­sın mes­lek il­ke­le­ri te­fer­ru­at­tır! Ar­tan rey­ting ve ti­raj­lar sa­ye­sin­de el­de edi­len rek­lam ge­lir­le­ri­ni ise sor­ma­yın sa­kın.