Yemen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2022 Çarşamba

Z.T.KOR: SAVAŞLARIN ORTADOĞU'DA SİVİL HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

 

SAVAŞLARIN SİVİL HALK ÜZERİNDEKİ FARKINA VARMADIĞIMIZ ETKİLERİ

Zahide Tuba Kor


NOT: Farklı tarihlerde sosyal medya hesaplarımdan yaptığım paylaşımların bir araya getirilmiş halidir. 

NOT: Blogda yer alan 850 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

12 Mart 2022 – Irak’a uygulanan uluslararası yaptırımların neticeleri

1990’larda çoğu bebek ve çocuk 1 milyon Iraklının yetersiz beslenme, açlık, mikroplu sular, ilaçsızlık ve hastalıktan öldüğünü biliyor muydunuz? Mesela 1996’da her ay yaklaşık 4500 çocuk bu yüzden ölür. Aşağıdaki fotoğraf, ölen çocukların cenaze konvoyundan.

Sebebi, Irak’ın Ağustos 1990’da işgal ettiği Kuveyt’ten geri çekilmesi için konan uluslararası yaptırımlardı. 1991 Körfez Savaşı sonunda Irak ordusu çekilse de yaptırımlar kaldırılmadı. Yeni hedef, Irak’ın yeniden silahlanmasını engellemek ve Saddam rejiminin devrilmesini sağlamaktı.

Ambargolar kapsamında hem sivil hem askeri alanda kullanılabilen!!? bir yığın ürünün Irak’a satışı yasaklanmıştı. Neler mi vardı? Kurşunkalem, kalemtıraş, ayakkabı boyası, kefen bezi, kolonyalı mendil, şampuan, su artıma kimyasalları (klor vs.) ve ekipmanları, sargı bezi, şırınga, tıp dergileri, röntgen cihazı için kobalt, tek kullanımlık tıbbi eldiven, çocuk aşıları, epilepsi ilaçları, ameliyat gereçleri, diyaliz ekipmanı, tekstil üretim ekipmanı, diş macunu ve fırçası, tuvalet kağıdı, tenis topu ve daha neler neler.

Mesela klor yasağı yüzünden şehir suları temizlenemedi ve Iraklı çocuklar kirli sudan hastalanıp öldü. İlaç kıtlığı had safhadaydı; antibiyotikler, antiparaziterler, lokal anestezikler, aşılar, damardan verilen sıvılar, insülin, digoksin vs. bu kapsamdaydı. Tıbbi malzeme girişi kısıtlı olduğundan doktorlar tıbbi eldivenleri, sargı bezlerini, sondaları vs. tekrar tekrar sterilize ederek kullanmak zorundaydı. Hastanelerin laboratuvar ve radyoloji hizmeti çok yetersizdi. Ne acı ki 1999’da ülkede çalışır tek bir röntgen cihazı kalmıştı.

Bu kadar büyük bir ölümün ardında ABD’nin 1991 Körfez Savaşı’nda 20. yüzyılın en yoğun bombardımanını yaptığı Irak’ta elektrik santrallerini, su ve kanalizasyon sistemlerini çökertmesi ve tamirin ambargoya takılmasıydı. Lağımlar nehirlere aktı, temiz içme suyu azaldı. Su salgın hastalıklara yol açtı.

Velhasıl Körfez Krizi ve ambargolar yüzünden Iraklılar önlenebilir hastalıklardan ve ilaçsızlıktan öldü. Hem de kolera, tifo, tüberküloz, ishal, kızamık, karahumma, solunum yolu enfeksiyonları, sıtma, mide ve bağırsak iltihapları gibi tedavisi olan hastalıklardan.

1980’de Irak’ın gelişmiş bir sağlık sistemi vardı, ama 1990’larda savaşlar ve yaptırımlarla çökertildi.

1990’larda Irak’a konan ambargoların bir diğer etkisi ise, -her ne kadar Irak yönetimi karne sistemiyle temel gıda maddelerini halka bedava veya çok cüzi bir fiyata dağıtsa da- yetersiz beslenmeydi.

Atlantik Konseyi Irak uzmanı Abbas Kazım’dan bunun yansımasını dinleyelim: “İnsanlar kendi çocukları mı yoksa erkek kardeşinin çocukları mı aç kalacak her gün bir tercih yapmak zorundaydı.”

BM Irak İnsani İşler Koordinatörü Dannis Hakkiday, Iraklıların acıları karşısında dayanamayıp 1998’de görevinden istifa ederken şöyle diyecekti: “Biz bütün bir toplumu yok etme sürecindeyiz.”

Yetersiz beslenmenin çocuklarda olumsuz kalıcı etkisi büyüktü: UNICEF Irak temsilcisi Philippe Heffinck’e göre “5 yaş altı çocuklarda yetersiz beslenme oranı %30’du (1,1 milyon çocuk). 2 yaş altı için yetersiz beslenme bilhassa kritikti, çünkü beynin şekillendiği dönemdir. Beyin gelişemez, çocuğu sürekli etkileyecek fizikî ve zihnî gelişim eksikliği yaşanır. Bu da ileride eğitimini, iş bulmasını, aile kurma ve çoğalma şansını, yani bütün hayatını etkiler.”

Bugün de Suriye, Yemen, Afganistan ve birçok savaş bölgesinde benzer durumda milyonlarca çocuk olduğunu biliyor musunuz?

Yaptırımların daha sinsi bir yönünü de yine Abbas Kazım’dan bir alıntıyla aktarayım: “2003 sonrası Irak’ıyla eşanlamlı hale gelen yolsuzluk, kısmen 1990’lardaki yaptırım rejiminin bir mirası. Irak toplumsal dokusunun tükenmesi yaptırımlar yüzünden; zira rüşvetçilik ve üçkağıtçılık yaptırımlardan hayatta kalmanın ortak bir mekanizmasına dönüştü. Yolsuzluk o denli astronomik düzeydeydi ki çöküşte olan bir toplumu bugün gördüğünüz envai çeşit toplumsal hastalıkla baş başa bıraktı.”

Ve son not: Yaptırımlar ve ambargolar hangi ülkede uygulanırsa uygulansın yönetici eliti hiçbir zaman etkilemez; onlar kaçakçılık ve türlü yollarla lüks hayatlarını ve eğlencelerini sürdürürler. Ama orta ve üst sınıflar giderek fakirleşir, fakirler ise iyice çöker, hatta dilenciye döner. Halkın hayat kalitesi düştükçe düşer.

İnanır mısınız, Saddam Hüseyin de 1990’larda kendisine yeni yeni saraylar, görkemli camiler ve eserler vs. yaptırmayı sürdürmüştü. Oğullarının eğlence hayatına hiç girmiyorum bile.


Emine Aksayan’dan yaptığım bir retweet:   https://twitter.com/akyasan_emine/status/1502671885099802624


1 Mart 2022 – ABD’nin Irak/Felluce’de kullandığı silahların yeni doğanlara etkileri

BİSAV’da gelecek hafta vereceğim “İslam Coğrafyasında Savaşların Toplumsal Sonuçları” semineri için savaşın Iraklılar üzerindeki etkilerini araştırırken ABD’nin 2004’te seyreltilmiş uranyum, beyaz fosfor vs. kullandığı Felluce’ye tekrar odaklandım.

Hala bebeklerin %15’i anormal şekillerde doğuyor. Uzmanlar buraya “en yüksek genetik hasarlı bölge” diyor. Dahası ABD’nin 1945’te nükleer bomba attığı Hiroşima-Nagasaki’de sakat doğum oranı %1-2 iken Felluce’de %15.

Kalp problemleri, beyni büyük veya küçük doğanlar, omurga ve uzuv bozuklukları, çift baş, yüzün ortasında tek göz, türlü türlü tümörler... Birkaç bebeğin fotoğrafını paylaşıyorum. Google görsellere “congenital birth defects Fallujah” yazarsanız Felluce’nin talihsiz bebeklerinden çok daha fazlasını görebilirsiniz.


Bir de doğamayanlar var; istatistikler Felluceli annelerin normalden çok daha fazla düşük yaptığını gösteriyor.

ABD, Irak’ta kendisine en güçlü isyanı eden Felluce halkını, gelecek nesillerini bile sakat bırakacak şekilde bastırdı. Büyüklerinin direnişinin bir cezasına dönüştürülen bu bebekler, savaşın ve Amerikan işgalinin nesiller boyu hatırlatıcısı olarak kalacaklar.

 

ABD’nin Irak’a “hediye”si bu kadardan ibaret değil. Irak resmi istatistiklerine göre 1991 Körfez Savaşı öncesinde Irak’ta kanser vakası 100.000 kişide 40’mış, ancak savaşta kullanılan sağlığa zararlı mühimmat yüzünden 1995’te 800, 2005’te 1600’e çıkmış ki uzmanlar gerçek rakamlar bunun en az iki katı diyor. 15 yıl sonra bugünlerdeki rakamlar kim bilir ne kadar yüksektir.

ABD’nin Irak’ı işgalinin insani maliyeti ile ilgili birçok çalışmanın linklerinin verildiği bir web sitesi. Konuyla ilgilenenlere duyurulur. https://web.mit.edu/humancostiraq/

Ve son bir not. Ortadoğu’da nesillerin sakat doğmasına yol açan sadece oğul Bush olmadı. 1980’lerde Saddam’ın İran’a karşı kullandığı kimyasallar yüzünden nice İranlı bebek de sakat doğdu.

Saddam ve oğul Esed de kendi halkına defalarca kimyasal silahlar kullandı. O kimyasallara maruz kalan ebeveynlerin de bebekleri türlü rahatsızlıklar ve sakatlıklarla doğuyorlar.


6 Mart 2022 – 1988’de Kuzey Irak’ın Halepçe şehrinde kullanılan kimyasal silahın neticesi

Saddam Hüseyin’in Halepçe’de kendi Kürtlerine karşı kullandığı kimyasal silahların neticesini eski Irak askeri Robert Fisk’e anlatmış. 5000 küsur insanın yanı sıra gökte uçan kuşlar da ağaçların tomurcukları da yok oluvermiş. Savaşların insan zayiatı kadar çevre tahribatı da korkunç:

“Her şeyi gördük. Gaz kullanmaya başladıklarında ne garip şeyler olduğuna inanamazsın. Kuşların gökyüzünden yere pat pat düştüğünü, ağaçların dallarındaki küçük tomurcukların aniden karardığını gördüm. Yapraklar gözümüzün önünde çürüyüverdi. (…) Çok fazla ceset vardı. Hepsi sivildi. Köylerin çevresinde, tepelerin eteklerinde öylece yatıyorlardı. (…) Kucaklarında çocuklarıyla birçok kadın vardı ve hepsi olduğu yerde ölmüştü. (…)” 


6 Mart 2022 – Afganistan’da savaşların etkisi

Mezar-ı Şerif eski TİKA Koordinatörü Zeki Bulduk, Afganistan Mektupları: Evlat Babanın Sırrıdır kitabında Afganistan için der ki “Çocukları zenginlere vermek, bir çocuğun yaşaması, kursağından iki lokma geçmesi için o kadar tabii ki o topraklarda, bunu ancak savaş görmüş ve bir daha kendine gelememiş bir ülkede yaşarsınız.” (sf.36)

Yine Bulduk der ki “Normal hayatına devam edenler, çaresizlik hırsızını bilmeyenler, çaresizlere ahlak dersi veriyorlar yıkılası dünyada”(s.35) Hakikaten savaşı ve açlığı yaşamamış bizler kendimizi girmediğimiz imtihanların kazananı sanıyor, imtihandakileri kolayca yargılıyoruz.

Keşke bilseydik 100 küsur sene evvel o imtihanları yaşayan dedelerimizin ve ninelerimizin, bugünkülere çok benzer dramlar yaşadığını, savaşların nasıl bellerini büküverdiğini...

Robert Fisk de Büyük Medeniyet Savaşı: Ortadoğu’nun Fethi kitabında der ki “Hükümetler (…) halklarının savaşı zıtlar arasındaki, kötü ve iyi, ‘biz’ ve ‘onlar’, zafer veya yenilgi arasındaki bir dramdan ibaret görülmesini isterler. Fakat savaş esasen zafer veya yenilgi değil, ölüm ve ölümün ızdırabıyla ilgilidir. İnsan ruhunun topyekûn başarısızlığını temsil eder.” (s.18) 


4 Mart 2022 – Afganistan’daki Sovyet kara mayınlarının etkileri

Afganistan’ın 10 milyon mayınla dünya kara mayınlarının %10’unu barındırdığını biliyor musunuz? Kahir ekseriyeti 1980’lerdeki Sovyet işgalinden kalma. Tarlalar, okullar, su kanalları, meralar, kısaca her yerden çıkabiliyorlar.

Bu mayınlar yüzünden hala her gün ortalama 25 kişi ölüyor. 40 yıldır yüz binlerce Afgan mayınlara basarak öldü, yüz binlercesi de sakat kaldı.

Ülkede birçok ortopedik uzuv üreticisi var. Fotoğraflarını aşağıda paylaşıyorum. Şu linkten ayrıntıları okuyabilirsiniz. https://www.dailymail.co.uk/news/article-3205978/Pictured-harrowing-plight-children-maimed-Afghanistan-thousands-landmines-scattered-country-decades-war.html


1980’lerde Rus uçaklarından atılan ve her yeri dolduran milyonlarca “kelebek mayını” renkli oyuncak gibi. Çocuklar oynamak için dokundukları anda patlayıveriyor. 

Sonrası, -kaderlerinde yaşamak varsa- fotoğraflardaki gibi, yani bacaklarına ve/ya kollarına ilelebet veda ediyorlar. Takma bacaklar ve kollarla hayata tutunuyorlar.



Siz hiç çocukken mayın ve patlamamış mühimmat eğitimi aldınız mı? Afgan çocuklara böyle eğitimler de veriliyor, fotoğraflarda göreceğiniz üzere. 


 

18 Şubat 2022 – Afganistan’da savaşların etkileri

Afganistan’la ilgili okuduğum 2009 tarihli bir rapordan Afganların bazı sözlerini paylaşmak istiyorum.

“Göç sırasında bir yığın problem yaşadık. Paramız da, eğitim imkânımız da, başımızı sokacağımız evimiz de, Afgan olduğumuzdan bizi misafir eden ülkede onurumuz da yoktu.”

“Çadırda hayat zordur; çocuklarımın hepsi hastaydı, eğitim de göremediler. Evime döndüğümde hiçbir şey kalmamıştı; sulama sistemi, kanallar, ormanlar hepsi yok olmuştu. Akrabalarımızı yabancı ülkelere gömdük. Birçok akrabamız şehit düştü ve mezarları nerede hala bilinmiyor.”

“En kötü tecrübem, tüm ailemin mücahitlerce hapse atılmasıydı. Bizi dövdüler ve işkence ettiler; Halk (komünist) olmakla suçladılar. Tüm mal varlığımıza ve topraklarımıza el koydular. Ardından komünistler gelip babamı tutukladı ve onu mücahitlerden olmakla suçlayıp öldürdü.”

“Babam ve dedem mücahitlerce tutuklanıp işkence gördü. Babam ve amcam Rusya’da eğitim gördüğünden ajanlıkla suçlandı. Mücahitler salınca bu sefer komünistler onları götürdü, mücahitlerin işbirlikçisi diye işkence etti. Dedem öldü, babamsa şu an ciddi zihinsel problemler yaşıyor.”

“En çok acı çeken çocuklar oldu; ölümlere ve işkencelere bizzat şahit olduklarından zihinsel olarak etkilendiler. Bazen günlerce aç kaldılar ve evlerinden olduklarında çok uzun mesafeleri yaya olarak kat etmek zorundaydılar.”

“2 milyon kişi şehit düştü, Afganistan’ın %70’i yıkıma uğradı ve ekonomi çöktü. Sonuç, halkımızın yarısının delirmesi. 30-40 yaşında erkeklerin 70 yaşında gibi görünmesi. Hepimiz korku içinde yaşıyoruz. Afganistan’ın hiçbir yerinde güvende değiliz, Kabil ve Celalabad’da bile.”

“Çatışmalar sadece insanları öldürüp evlerini yıkmadı, aynı zamanda bütün hayatlarını ve güven duygusunu da yıktı. Babalarını yitiren ve çatışma altında büyüyen çocuklar hiç kimseye güven duymuyor artık. Her şeyden ödümüz kopuyor, çatışmalar yeniden başlayacak diye korkuyoruz.”

“Maalesef tüm katiller ve savaş ağaları iktidarda; makamlarında güven içinde oturuyorlar. Halk olarak onlardan çok korkuyor, hiçbir hükümet organına güven duymuyoruz.” “Hükümet emniyetsizlik halinin baş müsebbibi yozlaşmış kaymakamlar, emniyet müdürleri ve hakimlerden temizlenmeli.”

Kaynak: “The Cost of War: Afghan Experiences of Conflict, 1978 – 2009”, OXFAM, Kasım 2009, https://www-cdn.oxfam.org/s3fs-public/file_attachments/afghanistan-the-cost-of-war_14.pdf Bu raporu, Mart ayında BİSAV’da vereceğim “İslam Coğrafyasında Savaşların Toplumsal Sonuçları” seminerime hazırlık için okudum. Konuya ilgi duyanların bilgisine.


27 Temmuz 2021 – Savaşların Yemenliler ve Suriyeliler üzerindeki etkileri

Az evvel BBC Arapça kanalında bir belgesel izledim. Yemen’de savaş, açlık, salgın hastalıklar altında sağlık sistemini ele alıyordu.

Fotoğraftaki çocuk 8 yaşında. Yetersiz beslenmekten kulakları duymuyor. Bunun gibi aç milyonlarca Yemenli çocuk var. Öğrenme güçlüğü de çekiyor olmalılar. 

Bunun gibi daha birçok Yemenli çocuk var; sunumlarımda kullandığım birkaç fotoğrafı paylaşayım. 

 



Savaşlar Ortadoğu’da sadece günümüzü değil, gelecek nesilleri de mahvediyor. Gerekli vitaminleri, mineralleri vs. almadan büyüyen bu çocuklar nasıl bedensel ve zihinsel olarak sağlıklı olacak?

Ve bizler onca yiyeceği çöpe dökerken hiç bu çocuk gibi milyonları düşünüyor muyuz?

Belgeselde 17 kişilik bir aile vardı. Çamurdan yapılmış tek oda bir evde yaşıyorlar. Eski evi bombardımanda yıkılmış. Evin reisi koronavirüs olmuş. İzole olman lazım dendiğinde kabul etmiyor; hem gidecek yeri yok hem de ailemi bırakamam diyor. Koronavirüsle birlikte Yemen sağlık sistemi tamamen çökmüş durumda.

2 ay evvel Yemen ile ilgili çevirdiğim yazıyı hatırladım. Hudeyde’de yaşayan Yemenli gazeteci Menal Kâid el-Visabi’nin yazdığı “Yemen: Yaşayamaz ve Yaşanamaz Bir Devlet” başlıklı yazıyı hala okumadıysanız kaçırmayın. 


Savaş yüzünden açlıktan kırılanlar sadece Yemenliler de değil. Suriye’de Esed rejiminin Humus ve Şam kırsalı başta olmak üzere muhaliflerin elindeki birçok ili ve ilçeyi aylarca, hatta yıllarca kuşatıp içeriye buğday başta olmak üzere gıda girişini engelleyip insanları aç bırakarak geri aldığını biliyor muyuz? Suriye’de halkı aç bırakarak muhaliflere diz çöktürmek rejimin temel silahlarından biriydi.

Abluka, açlık ve bombardımanın en acımasızca yaşandığı bölgeden biri olan Şam kırsalındaki Doğu Ğutalı bebeklerin 2017 yılına ait fotolarını paylaşıyorum. Rejimin 2,5 sene kuşatıp insanları aç bıraktığı dönemden.

Bu fotoğraftaki çocuk 2,5 yaşında, metabolizma bozukluğu çekiyor. 

Doktorun elindeki bu bebek ise 1 aylıkken açlıktan ölmüş.

 

Doğu Ğuta’dan 3 çocuğuyla İstanbul’a sığınmış bir hanımla tanışmıştım, bana şunları anlatmıştı: “Esed ordusunca çepeçevre kuşatıldık; 2,5 sene içeriye hiç yiyecek sokulmadı. Açlıktan kırıldık. Hayvan yemi arpa ile kartonu yarı yarıya karıştırıp ekmek yapıp yiyerek ayakta kaldık. Sürekli bombardıman altındaydık. Çocuklarımın okulu yıkıldı, arkadaşları öldü, hep kan gördüler. Gece uyurken evimiz vuruldu; babam, kardeşim, komşularım öldü. Bir de benim eşimle kavgalarım ve sürekli yediğimiz dayaklar... Sonunda eşimi terk edip Türkiye’ye sığındım.”

Biliyor musunuz, bu kadar sıkıntı yaşamış hanımın çocukları, İstanbul’da okullarında Türk akranlarınca dövülüyor, hakarete uğruyordu. Tek başına çalışıp geçimini sağlamaya çalışan bu hanım, her gün çocuklarının okuldan eve ağlayarak geldiğini anlatmıştı...


Esed rejiminin muhasara ve açlıktan kırarak muhalifleri teslime zorlama politikasından Suriye’deki Filistin mülteci kampları da nasibini almıştı.

Ülkedeki en büyük Filistin mülteci kamplarından Yermük’te yaşadıkları felaketin ardından iki kardeşiyle birlikte Türkiye sınırındaki Halep’in Azez ilçesindeki dağınık çadır bölgelerden birine sığınmış bir Filistinli genç kızla 2020 Ocak’ında yardım dağıtırken tanışmıştım. Bana hikâyesini şöyle anlatmıştı:

“Yermük üç defa rejim tarafından kuşatma altına alındı. İlki bir yıl, -içeriye yiyecek içecek hiçbir şeyin sokulmadığı- ikincisi ise üç-dört ay sürdü; 2017’de başlayan üçüncü kuşatmada ise bir ay boyunca yoğun bombardıman yaşadık. Bu sırada herkes kamptan tahliye edildi. Erkekler hapse atılırken biz kadınlar göç yoluna düştük. 2 kardeşimle buraya geldik, ama 1 kardeşimi yolda kaybettik. 16 yaşındaki kayıp kardeşimin şu an Şam’da olduğunu yeni öğrendik. Annem olaylar başlarken 2012’de öldü, babam 2017’de bombardıman altındayken susuzluktan öldü. Yermük Kampı şu an rejimin elinde ama bütün binalar yerle bir ve yaşanacak yer kalmadı.”

Yermük Kampı ile ilgili kedi-köpek yenebilir fetvasını hatırladığımdan “Kuşatma altında ne yediniz?” diye sordum. Cevabı şu oldu: “Ekili yeşillik bitkileri ve otları yedik. Eğer ki içeride herhangi bir şekilde şeker, pirinç, gıda, ilaç bulabilirsek fiyatı normalden 100 kat yüksek olurdu. Kuşatmanın sadece en sonunda UNRWA yardımları kampa girebildi.”

Bunlar benim yüz yüze görüşmelerimden öğrendiklerim. Bunlar gibi yüz binlerce Suriyelinin hikayesi var.

Şam’daki Yermük Filistin mülteci kampı fotoğraflarını da paylaşıyorum. İlki UNRWA’nın gıda yardımı kuyruğundan. Nasıl bir açlık ve fakirlik yaşandığını bundan daha iyi bir foto anlatamaz herhalde.


 

Son olarak Yemen, Suriye, Irak ve diğerlerinde bir de savaşlarla bir medeniyetin yansımaları olan tarihi şehirlerin bombalanarak yerle bir edilmesi söz konusu. Yemen’in başkenti San’a’da binlerce yıllık binalar enkaza dönüyor. Tarihsizleştirme, kültürsüzleştirme, hafızasızlaştırma yaşanıyor.




 


26 Mayıs 2010 Çarşamba

RAKAMLARLA ARAP BİRLİĞİ VE TÜRKİYE-ARAP BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ

ANLAYIŞ DERGİSİ, Eylül 2008, Sayı: 64, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu



NOT: Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
 
 
 
 
RAKAMLARLA ARAP BİRLİĞİ ve TÜRKİYE-ARAP BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ


Bahreyn
1971’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 718.306
GSYH: 19,7 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 27.746 dolar
Dış borç: 7,9 milyar dolar
İhracat: 13,4 milyar dolar
İthalat: 9,9 milyar dolar
Türkiye-Bahreyn dış ticaret hacmi: 2001’de 26; 2007’de 196 milyon dolar
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)
1971’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 4.621.399
GSYH: 192,6 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 43.339 dolar
Dış borç: 57,5 milyar dolar
İhracat: 156,6 milyar dolar
İthalat: 101,6 milyar dolar
Türkiye-BAE dış ticaret hacmi: 2000’de 356; 2007’de 3.711 milyon dolar
Yatırımlar: BAE’den Türkiye’ye doğrudan yatırım 2006’da 1,5 milyar dolardı. Halen 4,4 milyar YTL’lik BAE sermayesiyle 52 firma Türkiye’de faaliyette. Türk müteahhitlerin BAE’de üstelendikleri projelerin değeri ise 3 milyar dolardan fazla.

Cezayir
1962’de Fransa’dan bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 33.769.669
GSYH: 131,6 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 3.945 dolar
Dış borç: 4,4 milyar dolar
İhracat: 59,5 milyar dolar
İthalat: 27,5 milyar dolar
Türkiye-Cezayir dış ticaret hacmi: 2000’de 1.576; 2007’de 3.340 milyon dolar
Yatırımlar: 1995-2007 arasında 36 Türk müteahhitlik firması 1,9 milyar dolar tutarında 79 proje üstlendi.

Cibuti
1977’de Fransa’dan bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 506.221
GSYH: 841 milyon dolar
Kişi başı milli gelir: 1.694 dolar
Dış borç: 428 milyon dolar (2006)
İhracat: 340 milyon dolar (2006)
İthalat: 1,6 milyon dolar (2006)
Türkiye-Cibuti dış ticaret hacmi: 2000’de 1; 2007’de 46 milyon dolar

Fas
1956’da Fransa’dan bağımsızlığını kazandı ve 1958’de Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 34.343.219
GSYH: 73,4 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 2.171 dolar
Dış borç: 19,9 milyar dolar
İhracat: 12,8 milyar dolar
İthalat: 27,1 milyar dolar
Türkiye-Fas dış ticaret hacmi: 2000’de 143; 2007’de 920 milyon dolar
Yatırımlar: Fas’taki 28 Türk firmasının yüklendikleri ihalelerin değeri 1,4 milyar dolar.
2004’te imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması 2006’da yürürlüğe girdi.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Filistin
FKÖ 1976’da Arap Birliği’ne kabul edildi.
Nüfus: 4.149.173
GSYH: 5,3 milyar dolar (2006)
Kişi başı milli gelir: 1.100 dolar (2006)
İhracat: 301 milyon dolar (2005)
İthalat: 2,4 milyar dolar (2005)
Türkiye-Filistin dış ticaret hacmi: 2000’de 6; 2007’de 22 milyon dolar
İsrail üzerinden gerçekleştirilen ticaret de dikkate alındığında Filistin’le dış ticaret hacmi 350-400 milyon dolar civarında.
Diğer: 1995’ten bu yana Türkiye’nin Filistin’e yaptığı yardımlar yaklaşık 60 milyon dolar. 2004’te Serbest Ticaret Anlaşması imzalandı.
Mayıs 2005’te TİKA, Ramallah’ta ofis açtı.

Irak
1932’de İngiliz mandasından bağımsızlığını kazandı. Arap Birliği’nin kurucularındandır.
Nüfus: 28.221.181
GSYH: 55,4 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 2.016 dolar
Dış borç: 101 milyar dolar
İhracat: 38,1 milyar dolar
İthalat: 24,8 milyar dolar
Türkiye-Irak dış ticaret hacmi: 1999’da 661 milyon dolar; 2007 3,5 milyar dolar
Yatırımlar: 2003’ten bu yana Türk müteahhitlik firmalarının Irak’ta üstlendiği projelerin toplam değeri 4 milyar doları aştı.
Diğer: Türkiye’nin insani yardımları 5,4 milyon doları aştı; yeniden yapılandırma için de milyonlarca dolar bağışlandı.

Katar
1971’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 928.635
GSYH: 67,7 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 83.152 dolar
Dış borç: 33 milyar dolar
İhracat: 37,9 milyar dolar
İthalat: 19,9 milyar dolar
Türkiye-Katar dış ticaret hacmi: 2000’de 21; 2007’de 509 milyon dolar
Yatırımlar: Türk müteahhitlik firmalarının 2004 sonuna kadar üstlendikleri projelerin toplam değeri 170 milyon dolar; son dönemde bu rakam 650 milyon dolara ulaştı.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Komorlar
1975’te Fransa’dan bağımsızlığını kazandı ve 1993’te Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 731.775
GSYH: 442 milyon dolar
Kişi başı milli gelir: 621 dolar
Dış borç: 232 milyon dolar (2000)
İhracat: 32 milyon dolar (2006)
İthalat: 143 milyon dolar (2006)
Türkiye-Komorlar dış ticaret hacmi: 2004’te 4, 2007’de 15 milyon dolar

Kuveyt
1961’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 2.596.799
GSYH: 111,3 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 44.421 dolar
Dış borç: 34,7 milyar dolar
İhracat: 61,4 milyar dolar
İthalat: 19, Yatırımlar: 4 milyar dolar
Türkiye-Kuveyt dış ticaret hacmi: 2000’de 235; 2007’de 312 milyon dolar
Yatırımlar: 25 Kuveyt şirketinin Türkiye’deki yatırımları 300 milyon dolar civarında. Türk müteahhitlik firmalarının üstlendikleri projelerin değeri ise 594 milyon dolar.

Libya
1951’de BM vesayetinden bağımsızlığını aldı ve 1953’te Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 6.173.579
GSYH: 57 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 9.452 dolar
Dış borç: 4,8 milyar dolar
İhracat: 40,4 milyar dolar
İthalat: 14,5 milyar dolar
Türkiye-Libya dış ticaret hacmi: 2000’de 881; 2006’da 2.784; 2007’de 1.043 milyon dolar
Yatırımlar: Türk müteahhitler Libya pazarına 1970’lerde girdi. Bugüne kadar 146 Türk firmasının üstlendiği projelerin tutarı 12,6 milyar dolara ulaştı.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Lübnan
1943’te Fransız mandasından bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’nin kurucularındandır.
Nüfus: 3.971.941
GSYH: 24,6 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 6.277 dolar
Dış borç: 31,5 milyar dolar
İhracat: 3,4 milyar dolar
İthalat: 10,7 milyar dolar
Türkiye-Lübnan dış ticaret hacmi: 2000’de 151; 2007’de 509 milyon dolar
Yatırımlar: 2003 yılı itibarıyla Türkiye’de 2,7 milyon YTL sermayeli 60’ı aşkın Lübnan firması faaliyetteydi. 2005’te özelleştirilen Türk Telekom’u da Lübnan/Suudi sermayeli bir grup aldı.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.
Türkiye UNIFIL II’ye 261 kişilik bir istihkam bölüğü ile katıldı.
2006’daki savaşın ardından Türkiye’nin Lübnan’a yardımları 50 milyon dolara ulaştı.

Mısır
1922’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı. Arap Birliği’nin kurucularındandır.
Nüfus: 81.713.517
GSYH: 127,9 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 1.592 dolar
Dış borç: 30,2 milyar dolar
İhracat: 25,7 milyar dolar
İthalat: 43,4 milyar dolar
Türkiye-Mısır dış ticaret hacmi: 2000’de 516; 2007’de 1.582 milyon dolar
Yatırımlar: Mısır’daki 141 Türk firması 500 milyon dolardan fazla yatırım yaptı.
Serbest Ticaret Anlaşması 2007’de yürürlüğe girdi.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Moritanya
1960’ta Fransa’dan bağımsızlığını kazandı ve 1973’te Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 3.364.940
GSYH: 2,8 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 843 dolar
Dış borç: 2,5 milyar dolar (2000)
İhracat: 1,3 milyar dolar (2006)
İthalat: 1,4 milyar dolar (2006)
Türkiye-Moritanya dış ticaret hacmi: 2000’de 3; 2007’de 19 milyon dolar

Somali
1960’ta İngiltere ve İtalya’dan bağımsızlığını kazandı ve 1974’te Arap Birliği’ne üye oldu. Nüfus: 9.558.666
GSYH: 2,5 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 267 dolar
Dış borç: 3 milyar dolar (2001)
İhracat: 300 milyon dolar
İthalat: 798 milyon dolar (2006)
Türkiye-Somali dış ticaret hacmi: 2000’de 474 bin dolar, 2007’de 4,1 milyon dolar

Sudan
1956’da İngiltere ve Mısır’dan bağımsızlığını kazandı ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 40.218.455
GSYH: 49,7 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 1.262 dolar
Dış borç: 29,5 milyar dolar
İhracat: 8,9 milyar dolar
İthalat: 7,7 milyar dolar
Türkiye-Sudan dış ticaret hacmi: 2000’de 42; 2007’de 188 milyon dolar
Yatırımlar: Aralık 2005 itibarıyla Türkiye’de 1,3 milyon YTL sermayeli 23 Sudan firması var. Sudan’daki Türk firmalarının toplam yatırımı ise 200 milyon dolar.
Diğer: BM Sudan Misyonu’nda 20 Türk polis memuru var; 2005 ve 2006’da bu misyona 1,3 milyon dolar yardım yapıldı.
2006’da TİKA ofisi açıldı.

Suriye
1946’da Fransız mandasından bağımsızlığını kazandı. Arap Birliği’nin kurucularındandır.
Nüfus: 19.747.586
GSYH: 37,8 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 1.955 dolar
Dış borç: 6,5 milyar dolar
İhracat: 10,6 milyar dolar
İthalat: 12,4 milyar dolar
Türkiye-Suriye dış ticaret hacmi: 2000’de 729; 2007’de 1.174 milyon dolar
Yatırımlar: 2006 sonunda Türk firmaların üstlendikleri müteahhitlik hizmetleri 114 milyon dolara ulaştı.
2007’de Serbest Ticaret Anlaşması imzalandı.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Suudi Arabistan
1932’de kuruldu ve Arap Birliği’nin kurucularındandır.
Nüfus: 28.161.417
GSYH: 376 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 13.630 dolar
Dış borç: 52 milyar dolar
İhracat: 230 milyar dolar
İthalat: 81,2 milyar dolar
Türkiye-Suudi Arabistan dış ticaret hacmi: 2000’de 1.348; 2007’de 3.927 milyon dolar
Yatırımlar: Suudi Arabistan’da 1980-2006 döneminde 16 Türk firması yaklaşık 4,1 milyar dolar tutarında 107 proje üstlendi. Türkiye’de 600 milyon YTL sermayeli 120 civarında Suudi firması faaliyette.

Tunus
1956’da Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 10.383.577
GSYH: 35 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 3.405 dolar
Dış borç: 19,3 milyar dolar
İhracat: 15,2 milyar dolar
İthalat: 18 milyar dolar
Türkiye-Tunus dış ticaret hacmi: 2000’de 227; 2007’de 760 milyon dolar
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.
2004’te Serbest Ticaret Anlaşması imzalandı.

Umman
1971’de İngiltere’den bağımsızlığını ilan etti ve Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 3.311.640
GSYH: 40 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 12.492 dolar
Dış borç: 5,3 milyar dolar
İhracat: 22,9 milyar dolar
İthalat: 11 milyar dolar
Türkiye-Umman dış ticaret hacmi: 2000’de 25; 2007’de 116 milyon dolar
Yatırımlar: Mayıs 2008 itibarıyla Türkiye’de sermaye tutarı 2,8 milyon YTL olan 8 Umman şirketi faaliyette. Umman’daki Türk sermayesi ise 390 bin dolar.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Ürdün
1946’da İngiliz mandasından bağımsızlığını kazandı. Arap Birliği’nin kurucularındandır.
Nüfus: 6.198.677
GSYH: 16 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 2.645 dolar
Dış borç: 8,2 milyar dolar
İhracat: 5,7 milyar dolar
İthalat: 12 milyar dolar
Türkiye-Ürdün dış ticaret hacmi: 2000’de 127; 2007’de 400 milyon dolar
Yatırımlar: Türk müteahhitlik firmaları Ürdün’de 2007 sonu itibarıyla 1,7 milyar dolar tutarında proje üstlendi.
Diğer: Dışişleri bakanlıkları arasında siyasi danışma mekanizması var.

Yemen
Bağımsızlık: 1918’de Osmanlı’dan ayrılan Kuzey Yemen ile 1967’de İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Güney Yemen’in birleşmesi ile 1990’da kuruldu. 1945’te Kuzey, 1967’de ise Güney Yemen Arap Birliği’ne üye oldu.
Nüfus: 23.013.376
GSYH: 21,7 milyar dolar
Kişi başı milli gelir: 974 dolar
Dış borç: 6 milyar dolar
İhracat: 7,1 milyar dolar
İthalat: 6,7 milyar dolar
Türkiye-Yemen dış ticaret hacmi: 2000’de 70; 2007’de 277 milyon dolar
Yatırımlar: 2001-2007 arasında Yemen’de Türk müteahhitleri 524 milyon dolarlık proje üstlendi.

NOT: Nüfus verileri Temmuz 2008’e, diğerleri 2007’ye aittir.
GSYH ve kişi başı milli gelir verileri, satın alma gücü paritesine göre değil, nominal değerlere göredir.

Kaynaklar: CIA World Factbook, Türkiye Dışişleri Bakanlığı (2008), Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı (2008), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu ülke raporları.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

DEMOKRASİ ORTADOĞU'NUN NERESİNDE?

ANLAYIŞ DERGİSİ, Mart 2009, Sayı: 70, sf. 48-49.
Metin: Z. Tuba Kor, Grafik: Salih Pulcu


NOT: Görseli büyük boyutta görebilmek için önce üzerini tıklayınız, ardından sağ alt köşedeki butona basınız.
Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.