10 Ağustos 2016 Çarşamba

J.MAULDIN: TÜRKİYE’DEKİ DARBENİN SONUÇLARI

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’DEKİ DARBENİN SONUÇLARI

John Mauldin (Mauldin Economics’in başkanı; Amerikan ve dünya ekonomisi konusunda dünyaca meşhur finansal uzman, kitapları en çok satanlar listesinde yer alan yazar)
Mauldin Economics, 16.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

(…)
(…) bir darbe tertip etmek kolay değildir. Haftalar evvelinden çok dikkatlice planlanmalıdır. Binlerce asker ile tanklar, helikopterler ve diğer teçhizat bir anda, hızlıca ve kararlı bir şekilde caddelere çıkmalı ve kontrolü ele almalıdır. Ve bütün bunların planlanması tam bir gizlilik içinde yürütülmelidir. Çünkü sürpriz unsuru olmaksızın hiçbir darbe gerçekleşemez.
O halde ordu tek bir kelime dışarı sızmadan bu darbeyi nasıl planladı? Türk güvenlik ve istihbarat teşkilatı profesyonel ve yetenekli olup orduyu takip etmeleri ana görevlerinden birisidir. Darbe planlamak için sayısız toplantı ve hazırlık yapmak lazım. Gizlice sızarak gözetlemenin (intrusive surveillance) bu kadar zirvede olduğu bir çağda ordu niyetlerini nasıl gizlilik içinde yürüttü?
Bulabildiğimiz tek açıklama şu: İstihbarat örgütlerinin de bu darbe planı içinde dahli olmalı. Eğer böyleyse Erdoğan için oyun bitmiş demektir. Ordudan epeyce üst düzey bir kaynağımız bize “Darbe olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktu” dedi. O, Erdoğan’ın Marmaris’te otelde olduğunu biliyordu. Darbe Erdoğan Ankara’dan uzaktayken planlandı ki böylece onu tecrit edip tutuklamak kolay olsun. Dışarı hiçbir sızıntı olmaksızın mükemmel bir planlama.
(…) Kaynaklarımız bize darbenin, komuta kademesinden olmasa da, çok üst düzey generallerle yürütüldüğünü söylediklerinden biz başarılı olduklarını zannettik. Erdoğan bir tatil beldesinde alıkonmuş, net bir şekilde İstanbul’a veya Ankara’ya dönememekteydi. İletişim merkezleri denetim altına alınmıştı. İstanbul’un Taksim dahil büyük meydanlarında askeri birlikler konuşlanmıştı. Darbe başarıya ulaşacak gibi görünüyordu.
Ama bir anda her şey değişiverdi. Erdoğan bir Türk televizyon kanalında FaceTime aracılığıyla açıklamalar yapmaya başladı. Belki de Erdoğan henüz tutuklanmamıştı ama, bize inandırıldığı şekliyle, askeri birlikler hemen otelinin dışındaydı ve Erdoğan bu sayede televizyon kanalına açıklamalar yapabilmişti. Darbeciler tarafında işler baştan savma yürütülüyordu. Ardından Erdoğan bir uçağa bindi ve darbe yapanların kontrolünde olduğu daha evvel bildirilmiş İstanbul Atatürk Havalimanı’na uçtu. Darbecilerin bir yarım yamalak işi daha. Aşikârdı ki Erdoğan artık serbestti, çünkü tehditler savuruyordu. Sonrasında Taksim Meydanı’nda askerlerin polislere teslim olduğu haberlerini aldık. (…)
Durum sadece saatler içinde olağan bir başarılı darbeden başarısız bir darbeye dönüşüvermişti. Darbeyi uygulamaya koyanların neden istihbarat birimlerince fark edilemediğine dair hala elimizde bir açıklama yok.
Haydi spekülasyon yapalım: Erdoğan darbeyi istemiş olabilir. Darbeyi bertaraf edeceğini biliyordu ve bu darbe girişimi ona orduda tam bir temizlik için bir mazeret sunacaktı. Belki de Marmaris’e kendi güvenliği için gitmişti. (…) Darbe ya sona erdi ya da henüz ermedi. Darbeyi planlayanlar [hazırlık sürecinde] ya gerçekten yakayı ele vermediler ya da [fark edildiler de bilerek göz yumularak] Erdoğan’ın tuzağına düşmeleri sağlandı. Gerçekte neler olup bittiği önümüzdeki birkaç saatte netleşecek. (…)
Ancak bu darbe girişiminin derin manaları ve jeopolitik sonuçları var. Türkiye’nin İstanbul merkezli, köklü ve Atatürk’ün felsefesiyle huzur bulan laik nüfusu ile Erdoğan’ın Anadolu’daki daha dindar destekçileri arasında derin bir gerginlik olduğunu biliyoruz. (…)
Anadolu’nun bu dindar azınlığı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra marjinalize oldu. Erdoğan yeni Türkiye’yi inşa etmek için iktidara geldi. İslam dünyasının değiştiğini, İslam’ın yükselişte olduğunu ve Türkiye’nin öyle laik bir güç olarak kalamayacağını anladı hem iç siyasette hem de dış politika bağlamında. Türkiye’nin İslam Devleti (İD)’nin kendi [Türkiye’ninkini kastediyor] mali sistemini kullanmasına, petrolünü satmasına ve adamlarını sınırdan geçirmesine en azından izin verdiğine dair basında sürekli haberler çıkıyor. Erdoğan yakın zamana kadar İD’e saldırmakta isteksizdi; ama son dönemde Türkiye’ye yönelik saldırıları sebebiyle -aşikar ki misilleme amacıyla- stratejisini değiştirdi.
Erdoğan iki kuvvet arasında sıkıştı kaldı. Birincisi cihatçı gruplar; öyle görünüyor ki Erdoğan, Türkiye’yi vurmaktan caymaları için bu grupları bir şekilde idare etmeye çalıştı. Bu da onu hem ABD hem de Rusya’yla aynı anda karşı karşıya getirdi. Aynı zamanda onun stratejisinden korkan içerideki laik grubun da baskısı altındaydı. Ama son dönemde strateji değişti. İsrail’le ilişkileri yeniden başlattı ve Rusya’dan özür diledi. Birçoklarının İslamcılık taraftarı olarak gördüğü bir başbakandan [Ahmet Davutoğlu’nu kastediyor] kurtuldu. Siyasetini yeniden dengelemeye çalışıyor. Darbeyi sahneye koyanların ise bu adımları bir zayıflık olarak görmeleri ve bunu bir fırsat bilmeleri mümkün.
Türkiye’nin daha geniş çaplı bölgede (greater region) asıl kritik ülke haline geldiğini unutmamak gerekir. Suriye’de ve hatta Irak’ta İD’in bastırılmasında kilit konumda. Avrupa’nın göç politikasının tam ekseninde. Karadeniz’de Rusya’ya meydan okuyor. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana olduğu gibi, ABD’nin şu anda Türkiye’ye ihtiyacı var; zira Rusya onunla [Türkiye’yi kastediyor] bir çatışmayı göze alamaz. Her iki ülke de Erdoğan’ı sevmiyor, ama her iki ülkenin de bir başka alternatifi olup olmadığı net değil. İlginçtir, darbenin yaşandığı bir dönemde Rus ve Amerikan dışişleri bakanları Lavrov ile Kerry, Suriye konusunda maraton toplantılarındaydı.
Komplo teorileri için alan artık sınırsız; zira gerçekten de komplolar vardı ve hatta muhtemelen komplolar içinde komplolar sözkonusuydu. O halde aşikar olanla bitirelim. Türkiye Ortadoğu, Avrupa ve Rusya’yı etkiliyor. Aynı zamanda cihatçıların davranışlarını şekillendirmede önemli bir güç. Erdoğan’ın davranışları giderek değişkenleşti, sanki politikasında yeniden bir denge kurmaya çalışıyor gibi. Darbe, ordu içinden birilerinin Erdoğan’ı zayıf/savunmasız olarak gördükleri anlamına geliyor. Destekçileri ise şimdi artık kontrolü yeniden tesis etmeye çalışıyor.
Darbe sona ermiş gibi görünüyor; ama müteakip eylemlerin yansımaları devam edecektir. Erdoğan mümkün olan en azami derecede siyasi gözdağına ve sindirmeye başvuracak ve orduyu korkutmak için siyasi ve askeri temizliğe girişecektir. Ancak insanları silahla korkutur da artık direnmekle kaybedecek hiçbir şeyleri kalmadığı hissiyatını uyandırırsa bu terör saltanatı pek de işe yaramayacaktır. Ordu içindeki ana askeri yapıların Erdoğan’a yardıma geldiğine dair hiçbir kanıt yok. Öyle görünüyor ki ordu, darbeyi sahneye koyanlar, tarafsız kalanlar ve Erdoğan’ı destekleyen milli polis teşkilatı şeklinde üçe bölündü. Her ne kadar Erdoğan olduğundan çok daha güçlü görünmenin bir üstadı olsa da insanları kendine destek için sokağa davet ederek aslında zayıf bir görüntü verdi. Ama zayıf görünmeye tahammül edemez, bu nedenle kararlı bir karşı-harekat yapmak zorunda. Tabii yapabilirse.



J.L.SHAPIRO: TÜRKİYE’DE DİN İLE LAİKLİK ARASINDAKİ BULANIK ÇİZGİ


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’DE DİN İLE LAİKLİK ARASINDAKİ BULANIK ÇİZGİ

Jacob L. Shapiro (Geopolitical Futures Analiz Direktörü)
Geopolitical Futures, 19.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Uçağı darbecilerin F16 jetlerinin hedefi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yürek burkucu yolculuğunun ardından güven içinde İstanbul’a indiğinde tuhaf bir şey yaptı. Fethullah Gülen’i ve destekçilerini darbenin arkasında olmakla suçladı.
Tuhaf olan, sadece ithamın kendisi değil, aynı zamanda son birkaç gündür yaşananların Türk siyasetini din-laiklik ayrımı üzerinden okumanın artık ne denli köhneleştiğini göstermesiydi. (…)
(…) AKP ile Gülen Hareketi birbirine rakip İslamcı kamplar değil, daha ziyade dine sivil toplumda bir alan açan post Kemalist Türk laikliğinin entelektüel liderliği konusunda aralarında bir rekabet söz konusu.
(…)
Laik CHP’nin darbeye karşı durması bunun bir göstergesi (…)
Ayrıca Türkiye’de katı laikliğin kalesi zannedilen ordu, darbe teşebbüsünde büyük ölçüde kenarda kaldı. Ordu içinden bir grubun Erdoğan’ı iktidardan düşürecek darbeyi planlayıp yürüttüğü doğru. Ama eğer ki Birinci Ordu Komutanı Ümit Dündar Erdoğan’a sadakatini açıklamasaydı o gece cumhurbaşkanı hayatta kalamayabilirdi. Erdoğan ordudaki darbeye karşı çıkan birçok komutanın ve generalin ve aynı zamanda gösterilere katılan laiklerin de desteğini aldı. O yüzden Türkiye’de yaşananları anlayabilmek ve bunun Türkiye’nin geleceğini nasıl etkileyebileceğini analiz etmek için daha iyi bir çerçeveye ihtiyacımız var.
(…)
(…) AKP’nin yükselişi İslam’ın kamusal alanda ifade edilebilir hale gelmesini sağladı. Ancak din AKP’nin yükselişinde tek belirleyici etken değil. (…)
(…)
Türklerin genelinin laik devlet arzusunu da değiştirmedi. 2007’de yayınlanan TESEV araştırmasına göre Türklerin üçte ikisi kendini dindar, üçte biri laik olarak tanımlıyor. Müslüman ülkelerde yapılan 2015 Pew araştırmasına göre Türklerin sadece %12’si şeriatın resmen hukuk sistemine dönüşmesini destekliyor.
Günümüz Türkiye’sini anlamak için şunu kabul etmelisiniz ki Türkler genel olarak dinlerinden gurur duyarlar ve ülkelerinin dayandığı laik prensiplere de derinden değer verirler.
Batılıların bunu anlayabilmeleri zor; zira Erdoğan’ı bir İslamcı ve orduyu da laik milliyetçi olarak sınıflandırmak ikisini birbirinden ayırmanın basit yolu. Ama geçtiğimiz hafta yaşananların da gösterdiği üzere, şu anda Türkiye’de neler olup bittiğini anlamak için bu yanlış kavramsallaştırmanın kullanılması bir problem.
Birinci Dünya Savaşı hezimetinden sonra ayakta kalabilmek için Türkiye, İstanbul’da belirgin bir güç merkezi ile yeterince temsil edilmeyen Anadolu’da zayıf ve fakir bir çevre üzerine inşa edildi. Bu uçurum kapandıkça ve Türk halkı birbirine kaynaştıkça Türkiye kendinden çok daha emin ve uzun vadede daha güçlü bir ülke hale gelecektir. Kısa vadede ise kaotik bir görüntü arz edeceği ve zaman zaman da şiddetin olabileceğine hiç şüphem yok. Türkiye’nin bir demokrasi olarak mı kalacağı, yoksa Erdoğan’ın ülkenin kontrolünü elinde tutmaya devam mı edeceği konusunda emin değilim; nihayetinde buna Türkler karar verecek. Ama oyunda devrede olan dinamikler bunlar. (…)
Bu arada Türkiye’de olan biteni salt dindar-laik çatışmasına indirgememek önemli olduğu gibi, abartılı olan bu ayrımı tamamen gözden çıkarmak da doğru değil. Türkiye bu ayrımı asla unutamaz. (…) Türkiye’deki iç çatışma öyle basitçe bir akıl-vahiy çatışması değil, aslında iktidar mücadelesidir. Kalanı göz boyamadan ibarettir.



G.FRIEDMAN: DARBECİLER RUS JETİNİN DÜŞÜRÜLMESİNE DAHİL OLDULAR MI?


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’DEKİ DARBE PLANLAYICILARI RUS JETİNİN DÜŞÜRÜLMESİNE DAHİL OLDULAR MI?

George Friedman (Amerikalı siyaset bilimci, Stratfor’un kurucusu ve 2015 yılına kadar başkanı, Geopolitical Futures’ın kurucusu ve yöneticisi)
Geopolitical Futures, 20.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Kasım ayında Rus uçağını düşüren pilotlar tutuklandı. (...) Böylece darbe teşebbüsünün sonuçlarından biri netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya’yla ilişkileri düzeltmeye karar verdi ve bu darbe teşebbüsünü kullanarak Ruslara uçağın düşürülmesi emrinde herhangi bir dahli olmayıp siyasi hasımlarının bundan sorumlu olduğunu göstermeye çalışıyor.
(...)
Oysa uçağın düşürülmesi hadisesi ertesinde Türk yetkililerin tepkileri çok farklıydı, Rusya’yı (...) suçlamışlardı. (...) [Z.T.K. Friedman uzun uzun Türkiye’nin o dönemki söylemleri ve tepkilerinden bahsetmiş]
(...)
(...) sınırı ihlal eden Rus uçaklarını düşürme izninin verilmemiş olma ihtimali neredeyse yok gibi (...)
(...)
Ancak mevcut Türk stratejisi bağlamında bu iddiayı dile getirmek makul. Türkler darbe teşebbüsünün arkasında ABD’de yaşayan Gülen’in olduğu iddiasında. (...) ABD, gerek Türkiye’yle suçluların iadesi anlaşması gerekse Amerikan hukuku çerçevesinde Gülen’i öyle kolayca iade edemez. Ancak bu talebin arkasında, ABD’nin darbe teşebbüsünün planlanıp uygulamaya geçirilmesinde yardımcı olduğu iması var. Ortadoğu’nun gazeteleri bu ithamla dolu. Birçokları bunun gerçek bir darbe teşebbüsü olup olmadığını sorgularken diğer bir kısmı da darbenin arkasında ABD’nin olduğu iddiasında.
Uçak vurulup da Türk-Rus ilişkileri çöktüğünde Türkiye ABD’yle yakınlaşmak zorunda kaldı. (...) ama ABD’yle yakın ilişkiden de öyle rahat değildi. Birincisi, Suriye’de büyük bir askeri rol üstlenmek, hele de İslam Devleti’yle yoğun bir çatışmaya girmek istemedi. Amerikalılar Türklerin güçlü bir rol oynamalarını istedi, ama Türkler bunun sonu olmayan bir işgale dönüşeceği kanaatiyle böyle bir rolü üstlenmeye hazır değillerdi.
İkincisi, Türkler Amerikalıların istediği tavra kaydıkça İslam Devleti terörü Türkiye’de tırmandı. En büyüğü Atatürk Havalimanını hedef alan saldırı Türkiye’nin turizm sektörüne zarar verdi. Erdoğan savaşmak istemediği bir çatışmaya girerek bir Amerikan piyonuna dönüşmeye istekli değildi. Yine Amerikalıların planladığı Polonya ve Romanya’nın da dahil olduğu Rus karşıtı ittifakın içine doğru çekilmeyi de arzu etmedi. Amerikalılar Rusya’yı çevrelemeye çabalıyordu ve Erdoğan buna da sürüklenmek istemedi. 
Rus uçağının düşürülmesinin Türkiye’yi sürüklediği yön olan ABD’nin küçük ortağı haline gelmeye Erdoğan razı değildi. Ani bir adımla İsrail’le ilişkileri normalleştirdi ve neredeyse eşzamanlı olarak uçağın düşürülmesinden dolayı Rusya’dan özür diledi. Erdoğan’ın İsrail’e yönelmekteki hedefi, ABD’ye meydan okumada pek fazla ileri gitmek istemediğini göstermek için bir tavizle Washington’ı yatıştırmak, gönlünü almaktı. İkinci adımla ise Moskova’yla karşı karşıya gelme haline artık bir son vermek istediğini ve böylece Rusya’ya karşı herhangi bir Amerikan savunma planı içine çekilmeyeceğini gösteriyordu.
Erdoğan özür dilemek zorunda kalmaktan hiç memnun değildi. Darbe teşebbüsü ona özrü yeniden formüle etme fırsatı sundu: Rus savaş uçağının vurulması emrini kendisi değil, darbeye teşebbüs edenler vermişti; Erdoğan uçağın düşürülmesinin bir kurbanıydı... Darbeyi planlayanları cezalandırarak aslında Ruslara verilen zararı da tazmin etmiş oluyor. Rusya’yla çatışma halinden çekilerek manevra alanını yeniden açıyor ve Türkiye’yi Amerikan baskısından kurtarıyor.
Darbe teşebbüsü veya gerçekte her ne ise, tabii ki bundan çok daha fazlasıyla alakalıydı. Ama akabinde ortaya çıkan durum, Rus uçağının düşürülmesiyle ABD’ye bağımlı hale gelen Türkiye’nin kaybettiği konumunu bir bakıma yeniden kazanması oldu. Darbeyi planlayanların aynı zamanda uçağın düşülmesini planlayanlar olduğunun keşfi, Ankara’ya temiz bir açılım fırsatı sunarak Erdoğan’ın bunda sanki hiç suçu yokmuş gibi gösterdi. Bazı insanlar bunu yutacaktır tabii, özellikle de asıl hedef kitle olan Türkler. Bu arada Erdoğan ABD’ye sert bir baskı yaparak Rusya’ya doğru kayıyor; bu, klasik bir güç dengesi adımı.


G.FRIEDMAN: TÜRKİYE’DEKİ DARBENİN SONRASI


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’DEKİ DARBENİN SONRASI

George Friedman (Amerikalı siyaset bilimci, Stratfor’un kurucusu ve 2015 yılına kadar başkanı, Geopolitical Futures’ın kurucusu ve yöneticisi)
Geopolitical Futures, 5.8.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türkiye’nin durumunu yerli yerince değerlendirmek için darbe teşebbüsü üzerinden yeterince vakit geçti. Şüphe yok ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu darbeden çok daha güçlü bir pozisyonla çıktı. Darbe ülkeyi bölmek yerine, daha evvel olduğundan çok daha fazla birbirine kenetledi, tabii ki Kürt bölgesi hariç.
Erdoğan askeriyeden eğitime ve medyaya kadar tüm kurumları kendi istediği şekilde yeniden yapılandırıyor. Uzun vadeli hedefleri, diğer bir deyişle Türk kurumlarını yeniden yapılandırırkenki amaçları net değil. Yeniden yapılandırma, tutuklamalar ve işten çıkarmalar onun gücüne güç katacak; ama asıl önemli olan husus onun bu güçle ne yapmaya niyetlendiği.
Geçtiğimiz yıllarda defaatle parmak bastığım noktalarla konuya başlayayım. Bölgede kendini savunabilme yeteneğine ve güç projeksiyonuna sahip dört önemli güç var: Suudi Arabistan, İran, İsrail ve Türkiye. Bu dördü arasından sadece Türkiye bölgeyi şekillendirecek bir büyüklüğe, iktisadi güce ve siyasi nüfuza sahip. Görünüşte İsrail en kuvvetli güç; ama küçük olması, yakın komşularına güç projeksiyonunu sınırlandırıyor. Siyasi nüfuza sahip; ama bir Yahudi devleti olması hasebiyle bu gücü de sınırlı. Suudi Arabistan’ın temel güç kaynağı para; ancak petrol fiyatlarındaki düşüş bu gücüne darbe vurdu. Ordusu ise Yemen’de gördüğümüz üzere yeterince etkin değil. İran ise coğrafyasıyla mukayyet. Zağros Dağlarının batısına büyük çaplı bir askeri güç intikali ve bu gücü burada tutabilme kabiliyeti sınırlı. Sınırlı güce sahip [başka ülkelerdeki] vekilleri üzerinden gücünü kanalize edebilecek durumda sadece.
Bölgede büyük güç olmak için gerekli iktisadi, siyasi ve askeri güce sahip tek ülke Türkiye. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönem hariç bin yılı aşkın bir süredir Türkler bölgedeki egemen güçtü. Bugün de bölgenin en büyük askeri ve iktisadi gücü ve dolayısıyla en büyük etkiye onlar sahip olmalı.
Ancak her ne kadar Erdoğan’ın AKP’sinin iktidara gelmesinden bu yana ekonomi çok ciddi bir büyüme kaydetse de gelinen noktada yavaşlamaya başladı. Ordusu Ortadoğu’nun en büyüğü olabilir; ama askeri gücünün önemli bir kısmını doğru düzgün askeri eğitimden geçmemiş kısa dönemlikler oluşturuyor. Ordunun askeri teçhizatı da Soğuk Savaş’tan bu yana fazla gelişmedi ve askeri doktrini de halen güncellenme aşamasında. Türkiye’nin dışişleri bakanlığı ve istihbarat servisi başta olmak üzere diğer kurumlarının da büyük bir güç olmaya ne denli ayak uydurabilecek bir pozisyonda olduğu net değil. Ayrıca hem iç hem de dış siyaset Türkiye’nin seçeneklerini sınırlandırıyor.
Bu yüzden Türkiye, bunun mağlubiyete yol açacağı ve Türklerin gelişimini raydan çıkaracağı bilinciyle aşırı yayılmaktan hep kaçınageldi. Sıfır düşman politikası, bir gerçeklikten ziyade bir hüsnükuruntuydu. Türkiye, sınırları boyunca sınırlı angajman politikasına ve İsrail ile Rusya gibi daha uzak güçlerle daha fazla açılıma yöneldi. Husumetten tarafsızlığa ve ardından sınırlı işbirliğine geçiş ve şartların dayatmasına göre yeniden geriye sarma, aslında kurnazca/ustaca bir politika. Türkiye şimdiye kadar ihtiyatlı bir savunmacı politika izleyegeldi.
Darbe, Erdoğan’a Türkiye’nin kurumlarını daha evvel mümkün olmadığı ölçüde yeniden şekillendirme fırsatı sundu. Darbe öncesi Erdoğan ciddi bir muhalefetle karşılaşıyordu. Darbe, Türkiye’ye bölgede daha fazla manevra alanı açacak şekilde orduyu, istihbaratı ve diğer kurumları yeniden şekillendirme imkanı verdi. Başarısız darbeler tamamen bastırılıp itibarsızlaştırıldığında kurbanlarının gücünü dramatik bir şekilde arttırır. Erdoğan da işte bunun avantajını sürmeye hazır görünüyor. Bu darbeyle birlikte Türkiye’yi bölgede tam kapasite iş tutmaktan alıkoyan sınırlamalar ortadan kalkmaya başlayacak. Şu an için Türkiye, güneyinde devasa bir kaosla, Kafkaslarda belli bir düzeyde istikrarsızlıkla ve Karadeniz’de yeni ortaya çıkan Amerikan-Rus rekabetiyle yüzleşiyor. Rusların Balkanlardaki, özellikle da Sırbistan’daki nüfuzu artıyor. Bölge istikrarsızlıklarla dolu ve Türkiye bunları durdurabilecek güçte değil. İçerideki bu yeniden yapılanma Türkiye’ye bölgede çok daha iddialı bir güç olma kapısını aralıyor.
Son yıllarda Türkiye’nin politikası taktik düzeydeydi. Geniş bir stratejisi olmaksızın ve tehditlere fazlaca maruz kalmaktan kaçınarak tehditten tehdide ve fırsattan fırsata atlıyordu. Mevcut şartlarda genel bir uzlaşma yaklaşımının savunulması gittikçe zorlaşıyor. Güneydeki durumun öngörülemezliği, -her yönden yükselen tehdit ihtimalleriyle birlikte- kontrolü artırma konusu üzerinde düşünmeye zorluyor. Bu bağlamda taktik bir politika milli bir stratejiyle yer değiştirmek zorunda.
Türkiye’nin şu anda önünde üç seçenek var: Birincisi, menfaatlerini kendi kendine hayata geçirmeye çalışmak. İkincisi, bölgenin ortak idaresi için Rusya’yla işbirliğine gitmek. Üçüncüsü de ABD’yle eski ittifakına geri dönmek.
Kendi gücüne dayanmak her daim çekicidir. Ancak Türkiye kurumsal yeniden yapılanma sürecine henüz daha yeni başladı. Tam anlamıyla kendi gücüne dayanan bağımsız bir politika izler hale gelmesi en az on yıl alacaktır. Ve bu noktadan sonra dahi bölgesel askeri güçlerin küresel iktisadi menfaatleri olacağından bu asimetri kendi kontrolleri dışında bağımlılıklar yaratacaktır. Dolayısıyla Türkiye bölgesel anlamda güçlense bile müttefiklere ihtiyaç duyacaktır.
Rusya’yla ittifak makul görünüyor. İdeal strateji, iki zayıf gücün daha kuvvetli bir gücü engellemek için işbirliği yapmasıdır. Vietnam Savaşı’ndan sonra ABD, Sovyetleri engellemek için Çin’le işbirliği yapmıştı. Bu stratejideki tehlike, müttefik güçlerden birinin diğerinden daha zayıf olması veyahut her ikisinin de bir anda ittifak değiştirmesidir. Rusların ABD’ye karşı bir denge kurabilmek için Türkiye’ye muhtaç olduğu çok açık ve Türkiye de aynı amaçla Rusya’yı kullanabilir. Ama eğer ki Rusya, iktisadi problemleri nedeniyle zayıflarsa veyahut Ukrayna konusunda ABD’yle uzlaşırsa bu defa Türkiye yalnız kalabilir.
ABD’yle işbirliğinin problemi ise şu: Aralarındaki güç dengesizliği, Türkiye’yi Amerikan politikalarındaki değişimlere karşı savunmasız/etkilenir hale getirebilir. ABD Türkiye’nin menfaatlerine uygun olmayan stratejiler benimseyebilir ve bunları desteklemesi ve kaynak ayırması için Türkiye’yi zorlayabilir. Rusya Suriye’de Türkiye’nin karşı çıktığı bir politikaya sahip. ABD’nin Suriye politikası ise net değil. Bu bağlamda ABD Rusya’ya kıyasla daha tehlikeli; zira Rusya’nın adımları en azından öngörülebilir. Türkiye’ye göre ABD, bir müttefikin sahip olabileceği en kötü özelliğe sahip: öngörülemez müttefiklik.
Bu hesapta bir unsur daha var. Rusya coğrafi olarak Türkiye’ye yakın, ABD ise çok uzakta. Rusya bölgede Türkiye’nin bir rakibi. ABD’nin ise bölgede yüz yüze olduğu riskler Rusya’nınkinden çok daha az ve dolayısıyla Türkiye için ABD, her türlü çekincesine/zorluğuna rağmen daha güvenli bir seçenek. Geçen yüzyılda Türkiye’nin bir Rus seçeneği vardı; ancak bu seçeneği, coğrafi yakınlık riskleri aşırı derecede arttırdığından hep geri çevirdi. ABD’nin daha az öngörülebilir olması, kaybedeceği şeylerin çok daha az olmasından kaynaklanıyor. Bir de ABD’nin bu darbenin arkasında olup olmadığı sorusu var. Bu sorunun cevabını bilebilecek pozisyonda değilim, her şey mümkündür. Ama çok basit bir nedenden ötürü buna inanmama eğilimindeyim. ABD, Ortadoğu’nun meselelerini bölgesel güçlerin çözmesine imkan vererek bölgeden çekilmeye çalışıyor.
Zayıflayan bir Türkiye, Amerikan menfaatlerine ters düşecektir. Farz edelim ki CIA, Türklerin inandığı kadar parlak zekalı/mükemmelen iş tutuyor; o halde CIA, planlanan darbenin beceriksizlerce sahneye konduğunu ve darbenin başarıya ulaşması halinde ortaya çıkacak tek sonucun da Türkiye’nin kaosa düşmesi olacağını bilmesi gerekmez miydi? ABD artık bölgeden el etek çekmek istiyor ve Türkiye güçlü kuvvetli olmazsa bunu gerçekleştirmesi imkansız. Kaosa düşmüş bir Türkiye ABD’nin en son isteyeceği şeydir. Jeopolitik nedenlerden ötürü ABD’nin bu darbeye sponsorluğu ihtimal dahilinde olamaz ve ayrıca bu, gereksiz bir risk almak demektir. Bana göre Erdoğan’ın zaferi, alternatiflerine kıyasla Amerikan menfaatleri için çok daha uygun.
Hâlihazırda Türkiye, benim yıllar evvel yaptığım tahmin üzere, ikincil bir güçten büyük bir bölgesel güce geçişin taşlarını döşüyor. Bu da Türk siyasi sistemi üzerine aşırı bir baskı yapıyor; öyle ki bu durum, Erdoğan’ın çok daha fazla güç kazanmasına yol açan bir darbeyi dahi tetikledi. Yine ben, önümüzdeki on yıllarda bunun bir çatışmaya yol açacağını da tahmin etmiştim. Ancak gelinen aşamada temel jeopolitik gerçeklik şu ki Türk dış politikasının dayandığı temeller açısından ABD’yle ilişkileri sürdürmek, Rusya’yla ilişkilerden veya bağımsız hareket etmeye çalışmaktan çok daha makul. Dış politika eldeki mevcut seçeneklere göre belirlenir. Türkiye’nin gücü artmakla birlikte henüz yeni seçenekler icat edebilecek bir düzeye erişmedi. Her iki tarafta da aşırı baskılar olacaktır; ama sonunda tahminim o ki Türk-Amerikan ittifakı yeniden ortaya çıkacaktır.


G.FRIEDMAN: DARBE


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


DARBE
George Friedman (Amerikalı siyaset bilimci, Stratfor’un kurucusu ve 2015 yılına kadar başkanı, Geopolitical Futures’ın kurucusu ve yöneticisi)
Geopolitical Futures, 18.7.2016


Tercüme: Zahide Tuba Kor

[Friedman, başarılı bir darbenin normal şartlar altında nasıl olması gerektiğini teorik olarak anlatmış, sonra da Türkiye’deki darbeyi bu çerçevede analiz etmiş]
(…)
Türkiye’deki darbe yerel saate göre Cuma gecesi gelişmeye başladı, darbeler için revaçta olan bir zaman diliminde. Kamusal alanda darbeye dair en ufak bir ipucu dahi yoktu; dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güvenlik kuvvetleri tüyo vermeseydi eğer, darbenin bu kısmı işleyecekti. İstanbul’daki tanklara ve alçak uçuş yapan F16’lara ve Ankara’daki çatışmalara dair ilk haberlerden birkaç saat sonra darbe gözle görünür bir şekilde yavaşlamış görünüyor. Caddelerde hala tanklar vardı, ama medya yayınlarına devam ediyordu ve ilk saatlerde kapatılan sosyal medya bir anda yeniden çalışmıştı.
En önemlisi Erdoğan’ın gözaltına alındığına dair hiçbir haber yoktu. Doğrusu bu bize çok tuhaf geldi; zira nerede olduğu gayet iyi biliniyordu. Marmaris’teki Mares Otel’deydi. Eğer ki biz bunu biliyorsak herkes biliyor olmalıydı. Saklanmıyordu. Özenle seçilmiş bir ekibin onu alıp götürmek için helikopterlerle gelmekte olduğunu zannediyorduk. Darbeyi planlayanlarının dakikası dakikasına ayrıntılı planlarına sahip olmadığımızdan, biz ilk yaptıkları şeylerden birinin bu olacağını düşünüyorduk.
Son olarak, dikkatimizi çeken ve darbe yapanların kontrolü ele aldıklarını gösteren iki şey duyduk: Birincisi, medya kuruluşlarının yayınları kesilmeye başlandı. Devlet kanalı TRT ele geçirildi ve spikerleri yayınları henüz kesilmeden evvel darbe destekçilerinin hazırladıkları bir bildiriyi okumaya zorlandı. Hürriyet gazetesinin de ele geçirildiği ve çalışanlarının rehin alındığı haberleri geldi. İkincisi ve daha önemlisi, laikliğe bağlı bir rejim ve cuntacı ekibin ilanı zorunlu bildirisi ele geçirilen televizyon istasyonlarında yayınlandı. Bu arada iletişim kesildi; biz de Erdoğan’ın gözaltına alındığını zannettik ve muhtemel muhaliflerin yakalandığından da emindik. İşte bütün bunlar bize darbe başarıya ulaşıyormuş izlenimi verdi.
Bundan sonra tuhaf bir şey meydana geldi. Erdoğan, darbecilerin yayınını kesmekte başarısız olduğu CNN Türk’e bağlanarak açıklama yapmaya başladı (darbeciler, dalga aleyhlerine döndükten sonra yayını kestiler). Bu, darbeler hakkında bildiğim bütün her şeyin henüz hala sahneye konamamış olabileceğinin bir göstergesiydi. Erdoğan iPhone kullanarak FaceTime üzerinden röportaj verdi. Cumhurbaşkanı tutuklanmamıştı, tüm medya kuruluşları kontrol altında değildi ve Erdoğan halkına sesleniyordu. Darbenin başarılı olduğu varsayımımız böylece yerle bir oldu.
O halde soru şu: Darbe yapanlar nasıl olup da medya kuruluşlarını ele geçirmeyi eşzamanlı koordine edememişlerdi? Erdoğan’ı nasıl tutuklayamamışlardı? Erdoğan’a sadık zırhlı birliklerin ona karşı olanlarla çarpıştığına dair henüz ortada herhangi bir işaret yokken bütün bunlar nasıl meydana geliyordu? Eğer alttan alta bir karşı-darbe işliyor idiyse, dünyanın en büyük ve en kalabalık şehirlerinden biri olan İstanbul’da darbeci güçler nasıl olup da ihbar ediliyordu da karşı-darbeciler edilmiyordu? Bir helikopterin meclise ateş edip durduğu Ankara’da bazı çatışmalar sürmekle birlikte, biliyorduk ki başarısız darbelerde genellikle amansız çatışmalar olur.
Aslında baştan itibaren biz bu soruları düşünmüştük. Türkiye’nin yetenekli bir iç ve dış istihbarata sahip olduğu ve Erdoğan’a sadıklar ağı bulunduğu şüphesiz. Bu dikkate alındığında nasıl oluyor da hiç fark edilmeden darbe hazırlıkları yapılabiliyordu? Erdoğan ordunun teşkil ettiği tehdidin hep farkındaydı ve hatta daha evvel bazı askeri personeli darbe planlamaktan dolayı tutuklattı da. O dikkatsiz biri değil. Birçok ülkeden farklı olarak Türkiye, profesyonel ve görünüşte sadık bir istihbarat servisine sahip. Darbeyi planlayanlar nasıl fark edilmedi? (Tamamen bir spekülasyon olsa da) bizim bu konudaki en iyi açıklamamız şu: Üst düzey istihbaratçılar da bu darbenin içinde olmalı.
Darbe büyük ölçüde suya düşmüş olsa da tamamen sona ermiş gibi görünmüyor. Bir ara darbeciler televizyonda bildirilerini okuttu, daha sonraki bir anda askerlerin konuşlandığı Taksim Meydanı polislere teslim edildi. Ardından Erdoğan bu kez İstanbul’da ortaya çıktı, insanlara hükümeti desteklemek için sokaklara dökülme çağrısı yaparak ve Pensilvanya’da yaşayan Türk İslamcı âlim Fethullah Gülen’in darbenin planlayıcı olduğunu ilan ederek. Erdoğan ABD’den Gülen’in iadesini talep etti.
Bu tuhaf hikayede belki de tek garip kaçmayan şey olan Pensilvanya’da yaşayan yaşlı bir âlimin darbenin arkasında olduğu iddiası üzerinde durup düşünmemiz lazım. Gerçekten onun darbenin arkasında olup olmadığını bilmiyorum; ama bir zamanlar Gülen’le müttefik olan Erdoğan’ın şimdilerde cemaatle arası iyice açılmış durumda, öyle ki Gülen’e bağlı olanların çoğunu bulundukları makamlardan temizliyor. Dolayısıyla Gülen’e gönül verenlerin bu konuyla bir bağlantısının olduğu düşüncesi öyle akıl almaz bir şey değil.
Ardından Erdoğan binlerce insanın tutuklanması emrini verdi. Başarısız bir darbenin ardından insanların tutuklanması beklenen bir şeydir. Ama Erdoğan’ın başyaveri Albay Ali Yazıcı’nın da aralarında olduğu tutuklananlar listesi o kadar kabarık ki bu listeyi bu kadar kısa bir sürede nasıl hazırladıklarını anlamak gerçekten zor. Sanki liste daha evvelden şekillenmiş ve işleme konmaya hazırmış gibi görünüyor.
Bunun üç açıklaması var: Birincisi, darbeyi sahneye koyanlar tamamen beceriksizdi. Gerçekten de bu dönemde bir darbeyi hayata geçirmek yitik bir maharet. Ancak cumhurbaşkanını tutuklamak gerektiğinin farkında olmak öyle çok da büyük bir tecrübe gerektirmiyor. İstanbul’un kapılarını Erdoğan’a ardına kadar açtılar ve Erdoğan da bundan faydalandı.
İkinci ihtimal, darbenin içine çok daha evvelden sızılmış olması. Böylelikle cumhurbaşkanı yüksek güvenlikli bir koruma altında tutulmuştur, her adım -neler yaşanacağına dair tamamen teyakkuz halinde olan- Erdoğan’ın ekibi tarafından beklenmiş ve yönlendirilmeye çalışılmıştır. Tutuklanma listesi, Erdoğan darbeye katılacakları daha evvelden bildiğinden zaten hazırdır. Diğer bir deyişle, Erdoğan bunu biliyordur ve kimin katılacağının netleşmesi ve böylece alacağı sıkı önemlerin meşruiyet kazanması için darbenin devreye girerek başarısız olması amacıyla süreci kendi haline bırakmıştır.
Zaten medyayı çalkalayan üçüncü ihtimal de şu: Darbeyi kendisi sahneye koymuş ve askeriyede ve istihbaratta temizlik harekatı için bir bahaneye kavuşmak amacıyla başarısız darbe görüntüsünü bizzat planlamıştır. Bu ona aynı zamanda Türkiye’ye ihtiyacı olan ABD’yle Gülen’in kaderi üzerinden bir yüzleşme fırsatı da yarattı. Gülen’in darbe tezgahladığını ileri sürmek suretiyle ABD’yi en azından pasif işbirlikçilikle suçladı.
Hangisinin doğru senaryo olduğunu bilmiyorum ve belki de dördüncü ve beşinci ihtimaller de vardır. Ama net olan bir şey şu: Gerekçesi her ne olursa olsun bu darbe, akla hayale gelebilecek en beceriksizce girişim gibi görünüyor. Erdoğan bu süreçten daha evvel olduğundan çok daha güçlü bir şekilde çıktı ve şu anda istediği herkesi ihanet suçlamasıyla tutuklayabilir. Son olarak bütün bu olan bitenin neticesinde Türkiye’yle ABD, görünüşte Gülen üzerinden yürüyecek, ama aslında çok daha derin bir bölgesel güç ve bu gücün nasıl uygulanacağı problemi üzerinden karşı karşıya gelecekler gibi görünüyor. İslam Devleti’yle nasıl başa çıkılacağı sorusu, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğinde merkezi bir rol oynayacaktır.

GEOPOLITICAL FUTURES’TAN 3 DARBE YAZISI

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


GEOPOLITICAL FUTURES’TAN 3 DARBE YAZISI

Z.T.K. Darbe gecesinin ilk saatlerinden itibaren CIA’yle de bağlantıları olan Geopolitical Futures internet sitesinde her gün birer yazı çıktı. Bunların önemli bir kısmını tercüme ederek tarih sırasına göre aşağıda dizdim. Özellikle son yazıyı bir ibret vesikası olarak okumanızı tavsiye ederim.



NOT: Geopolitical Futures internet sitesinin kurucusu George Friedman'ın daha evvel kurduğu ve "Gölge CIA" olarak bilinen Stratfor da benzer bir çizgi izledi. Darbenin ilk 24 saatinde 5 ayrı yazının yayınlandığı Stratfor tercümelerine http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2016/08/stratfordan-4-darbe-yazisi.html linkinden ulaşabilirsiniz. 


İÇİNDEKİLER

TÜRKİYE’DE DARBE
Geopolitical Futures, 15.7.2016

ERDOĞAN TÜRKİYE’DE KONTROLÜ YENİDEN ELE ALMIŞA BENZİYOR
Geopolitical Futures, 16.7.2016

DARBE
George Friedman (Amerikalı siyaset bilimci, Stratfor’un kurucusu ve 2015 yılına kadar başkanı, Geopolitical Futures’ın kurucusu ve yöneticisi), 18.7.2016


Tercümeler: Zahide Tuba Kor



TÜRKİYE’DE DARBE
Geopolitical Futures, 15.7.2016
1,5 saat evvel Türkiye’de bir darbenin yolda olduğuna dair haberler gelmeye başladı. Tüm darbeler gibi ilk haberler kafa karıştırıcı, çelişkili ve teyidi mümkün olmayan bir nitelikte. Ancak son gelişmelere bakılırsa şimdiye kadar darbe başarılı olmuş gibi görünüyor.
Elimizdeki bilgiler şunlar: Türk ordusundaki üst düzey bazı unsurlar bir darbeye girişti. Bu, ordunun genişçe bir kesimini içeriyor. Bir kaynak bize, darbeye özel birliklerin de dahil olduğunu, Ankara’ya konuşlandıklarını ve polisin mukavemetine karşı çatıştığını söyledi. İlk bakışta görünen o ki bir darbenin en baş hedeflerinden olması gereken medyanın kontrolü, darbeye girişenlerce henüz tam sağlanmamış.
Ancak ordu TRT’yi kontrol altına almışa benziyor. (...) TRT’de okunan bildiride sıkıyönetimin ilan edildiği, havaalanlarının kapatıldığı ve “Yurtta Sulh Konseyi”nin Türk halkının özgürlüğünü, yeni bir anayasayı ve laik bir hukuk devletini teminat altına aldığı vurgulandı. (...)
Öyle görünüyor ki Türkiye’deki darbe giderek başarılı oluyor. Türk medyası ordunun bildirisini okuyor. Laikliğin Atatürkçü geleneği teminat altına alınıyor. Bu arada darbe esnasında Bodrum’da olduğunu düşündüğümüz Cumhurbaşkanı Erdoğan, destekçilerine sokağa çıkmalarını söylemek için FaceTime aracılığıyla CNN Türk ekranlarında belirdi. Erdoğan’ın nerede olduğuna dair çeşitli haberler var; bunlardan biri de bir Amerikalı askeri kaynağa dayandırılarak NBC’de yayınlanan Erdoğan’ın Almanya’dan sığınma talebinde bulunduğu haberi. Bunların hiçbiri henüz teyit edilmiş değil ve bildiğimizin ötesinde daha spekülatif olan şey şu ki bir askeri cunta ülkenin kontrolünü ele almışa benziyor.


ERDOĞAN TÜRKİYE’DE KONTROLÜ YENİDEN ELE ALMIŞA BENZİYOR
Geopolitical Futures, 16.7.2016

Türkiye’de şu anda şafak sökmekte ve gece boyunca neler olup bittiği giderek netlik kazanmaya başladı. Savaş darbe planlayıcılarının aleyhine döndü ve ivme hükümet yanlısı güçlere kaydı.
Altı saat evvel Türk askerleri tarafından TRT’ye el konup sıkıyönetim ilan edilmesinin ardından yayınladığımız yazıyla erken davrandığımız ortaya çıktı.
(…) Askeri komutanlar, kamuoyu önünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümetine desteklerini ilan etmeye başladılar. İstanbul ve Ankara sokaklarında tankları yürütecek ve helikopterler ve F16’larla da destekleyecek denli örgütlenmiş olmalarına rağmen, darbe planlayıcılarının –bizim doğru bir şekilde Ege sahilindeki Bodrum yakınında tatil yaptığını belirttiğimiz- Erdoğan’ı ele geçirmekte niçin başarısız oldukları daha da bir muamma.
Darbeciler tüm medya kuruluşlarını veya iletişimi de kesmediler. TRT’nin kontrolünü kaybettiler ve ardından kısa sürede yine kontrolünü kaybedecekleri CNN Türk’ü ele geçirdiler ve her iki durumda da bu televizyon kanallarının yayınlarını kesmek için hiçbir şey yapmadılar.
İstanbul’da Erdoğan ve destekçileri hakkındaki olumlu haberlerin çoğunu yakından takibe devam ettik. Ama Ankara’yla ilgili pek bir somut ayrıntı yoktu. (…)
Görünen o ki İstanbul ve Ankara’da birtakım çatışmalar hala devam ediyor, ama hükümetin eli güçlenmiş görünüyor. Böyle olsa bile şunu belirtmeliyiz ki, bu darbenin planlayıcıları, şu anda idrak edemediğimiz bazı hatalar yapsalar da iki büyük şehirde hava ve kara güçlerini koordine edecek kadar sofistikelerdi ve bütün bunları Türk istihbaratı olan bitenin hiç farkına bile varmadan yapabildiler. Ordudan bir fraksiyon darbe teşebbüsünde bulundu ve biz hala en azından bazı üst düzey komutanların da işin içinde olabileceğini düşünüyoruz. İstanbul ve Ankara’daki çatışmalarda epeyce insan hayatını kaybetti. Bu öyle basit bir olaymış gibi göz ardı edilmemeli.
Darbenin nasıl suya düştüğüne ve bunun sonuçlarına dair daha fazla analiz yapılacaktır. Ama şimdilik şunu söylemeliyiz ki bizce darbe girişimi başarısız kaldı. Tamamen sonlanmadan evvel daha fazla şiddet ve hesaplaşma yaşanacaktır, en azından şu an için görünen bu.


DARBE
George Friedman (Amerikalı siyaset bilimci, Stratfor’un kurucusu ve 2015 yılına kadar başkanı, Geopolitical Futures’ın kurucusu ve yöneticisi)
Geopolitical Futures, 18.7.2016

[Friedman, başarılı bir darbenin normal şartlar altında nasıl olması gerektiğini teorik olarak anlatmış, sonra da Türkiye’deki darbeyi bu çerçevede analiz etmiş]
(…)
Türkiye’deki darbe yerel saate göre Cuma gecesi gelişmeye başladı, darbeler için revaçta olan bir zaman diliminde. Kamusal alanda darbeye dair en ufak bir ipucu dahi yoktu; dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güvenlik kuvvetleri tüyo vermeseydi eğer, darbenin bu kısmı işleyecekti. İstanbul’daki tanklara ve alçak uçuş yapan F16’lara ve Ankara’daki çatışmalara dair ilk haberlerden birkaç saat sonra darbe gözle görünür bir şekilde yavaşlamış görünüyor. Caddelerde hala tanklar vardı, ama medya yayınlarına devam ediyordu ve ilk saatlerde kapatılan sosyal medya bir anda yeniden çalışmıştı.
En önemlisi Erdoğan’ın gözaltına alındığına dair hiçbir haber yoktu. Doğrusu bu bize çok tuhaf geldi; zira nerede olduğu gayet iyi biliniyordu. Marmaris’teki Mares Otel’deydi. Eğer ki biz bunu biliyorsak herkes biliyor olmalıydı. Saklanmıyordu. Özenle seçilmiş bir ekibin onu alıp götürmek için helikopterlerle gelmekte olduğunu zannediyorduk. Darbeyi planlayanlarının dakikası dakikasına ayrıntılı planlarına sahip olmadığımızdan, biz ilk yaptıkları şeylerden birinin bu olacağını düşünüyorduk.
Son olarak, dikkatimizi çeken ve darbe yapanların kontrolü ele aldıklarını gösteren iki şey duyduk: Birincisi, medya kuruluşlarının yayınları kesilmeye başlandı. Devlet kanalı TRT ele geçirildi ve spikerleri yayınları henüz kesilmeden evvel darbe destekçilerinin hazırladıkları bir bildiriyi okumaya zorlandı. Hürriyet gazetesinin de ele geçirildiği ve çalışanlarının rehin alındığı haberleri geldi. İkincisi ve daha önemlisi, laikliğe bağlı bir rejim ve cuntacı ekibin ilanı zorunlu bildirisi ele geçirilen televizyon istasyonlarında yayınlandı. Bu arada iletişim kesildi; biz de Erdoğan’ın gözaltına alındığını zannettik ve muhtemel muhaliflerin yakalandığından da emindik. İşte bütün bunlar bize darbe başarıya ulaşıyormuş izlenimi verdi.
Bundan sonra tuhaf bir şey meydana geldi. Erdoğan, darbecilerin yayınını kesmekte başarısız olduğu CNN Türk’e bağlanarak açıklama yapmaya başladı (darbeciler, dalga aleyhlerine döndükten sonra yayını kestiler). Bu, darbeler hakkında bildiğim bütün her şeyin henüz hala sahneye konamamış olabileceğinin bir göstergesiydi. Erdoğan iPhone kullanarak FaceTime üzerinden röportaj verdi. Cumhurbaşkanı tutuklanmamıştı, tüm medya kuruluşları kontrol altında değildi ve Erdoğan halkına sesleniyordu. Darbenin başarılı olduğu varsayımımız böylece yerle bir oldu.
O halde soru şu: Darbe yapanlar nasıl olup da medya kuruluşlarını ele geçirmeyi eşzamanlı koordine edememişlerdi? Erdoğan’ı nasıl tutuklayamamışlardı? Erdoğan’a sadık zırhlı birliklerin ona karşı olanlarla çarpıştığına dair henüz ortada herhangi bir işaret yokken bütün bunlar nasıl meydana geliyordu? Eğer alttan alta bir karşı-darbe işliyor idiyse, dünyanın en büyük ve en kalabalık şehirlerinden biri olan İstanbul’da darbeci güçler nasıl olup da ihbar ediliyordu da karşı-darbeciler edilmiyordu? Bir helikopterin meclise ateş edip durduğu Ankara’da bazı çatışmalar sürmekle birlikte, biliyorduk ki başarısız darbelerde genellikle amansız çatışmalar olur.
Aslında baştan itibaren biz bu soruları düşünmüştük. Türkiye’nin yetenekli bir iç ve dış istihbarata sahip olduğu ve Erdoğan’a sadıklar ağı bulunduğu şüphesiz. Bu dikkate alındığında nasıl oluyor da hiç fark edilmeden darbe hazırlıkları yapılabiliyordu? Erdoğan ordunun teşkil ettiği tehdidin hep farkındaydı ve hatta daha evvel bazı askeri personeli darbe planlamaktan dolayı tutuklattı da. O dikkatsiz biri değil. Birçok ülkeden farklı olarak Türkiye, profesyonel ve görünüşte sadık bir istihbarat servisine sahip. Darbeyi planlayanlar nasıl fark edilmedi? (Tamamen bir spekülasyon olsa da) bizim bu konudaki en iyi açıklamamız şu: Üst düzey istihbaratçılar da bu darbenin içinde olmalı.
Darbe büyük ölçüde suya düşmüş olsa da tamamen sona ermiş gibi görünmüyor. Bir ara darbeciler televizyonda bildirilerini okuttu, daha sonraki bir anda askerlerin konuşlandığı Taksim Meydanı polislere teslim edildi. Ardından Erdoğan bu kez İstanbul’da ortaya çıktı, insanlara hükümeti desteklemek için sokaklara dökülme çağrısı yaparak ve Pensilvanya’da yaşayan Türk İslamcı âlim Fethullah Gülen’in darbenin planlayıcı olduğunu ilan ederek. Erdoğan ABD’den Gülen’in iadesini talep etti.
Bu tuhaf hikayede belki de tek garip kaçmayan şey olan Pensilvanya’da yaşayan yaşlı bir âlimin darbenin arkasında olduğu iddiası üzerinde durup düşünmemiz lazım. Gerçekten onun darbenin arkasında olup olmadığını bilmiyorum; ama bir zamanlar Gülen’le müttefik olan Erdoğan’ın şimdilerde cemaatle arası iyice açılmış durumda, öyle ki Gülen’e bağlı olanların çoğunu bulundukları makamlardan temizliyor. Dolayısıyla Gülen’e gönül verenlerin bu konuyla bir bağlantısının olduğu düşüncesi öyle akıl almaz bir şey değil.
Ardından Erdoğan binlerce insanın tutuklanması emrini verdi. Başarısız bir darbenin ardından insanların tutuklanması beklenen bir şeydir. Ama Erdoğan’ın başyaveri Albay Ali Yazıcı’nın da aralarında olduğu tutuklananlar listesi o kadar kabarık ki bu listeyi bu kadar kısa bir sürede nasıl hazırladıklarını anlamak gerçekten zor. Sanki liste daha evvelden şekillenmiş ve işleme konmaya hazırmış gibi görünüyor.
Bunun üç açıklaması var: Birincisi, darbeyi sahneye koyanlar tamamen beceriksizdi. Gerçekten de bu dönemde bir darbeyi hayata geçirmek yitik bir maharet. Ancak cumhurbaşkanını tutuklamak gerektiğinin farkında olmak öyle çok da büyük bir tecrübe gerektirmiyor. İstanbul’un kapılarını Erdoğan’a ardına kadar açtılar ve Erdoğan da bundan faydalandı.
İkinci ihtimal, darbenin içine çok daha evvelden sızılmış olması. Böylelikle cumhurbaşkanı yüksek güvenlikli bir koruma altında tutulmuştur, her adım -neler yaşanacağına dair tamamen teyakkuz halinde olan- Erdoğan’ın ekibi tarafından beklenmiş ve yönlendirilmeye çalışılmıştır. Tutuklanma listesi, Erdoğan darbeye katılacakları daha evvelden bildiğinden zaten hazırdır. Diğer bir deyişle, Erdoğan bunu biliyordur ve kimin katılacağının netleşmesi ve böylece alacağı sıkı önemlerin meşruiyet kazanması için darbenin devreye girerek başarısız olması amacıyla süreci kendi haline bırakmıştır.
Zaten medyayı çalkalayan üçüncü ihtimal de şu: Darbeyi kendisi sahneye koymuş ve askeriyede ve istihbaratta temizlik harekatı için bir bahaneye kavuşmak amacıyla başarısız darbe görüntüsünü bizzat planlamıştır. Bu ona aynı zamanda Türkiye’ye ihtiyacı olan ABD’yle Gülen’in kaderi üzerinden bir yüzleşme fırsatı da yarattı. Gülen’in darbe tezgahladığını ileri sürmek suretiyle ABD’yi en azından pasif işbirlikçilikle suçladı.
Hangisinin doğru senaryo olduğunu bilmiyorum ve belki de dördüncü ve beşinci ihtimaller de vardır. Ama net olan bir şey şu: Gerekçesi her ne olursa olsun bu darbe, akla hayale gelebilecek en beceriksizce girişim gibi görünüyor. Erdoğan bu süreçten daha evvel olduğundan çok daha güçlü bir şekilde çıktı ve şu anda istediği herkesi ihanet suçlamasıyla tutuklayabilir. Son olarak bütün bu olan bitenin neticesinde Türkiye’yle ABD, görünüşte Gülen üzerinden yürüyecek, ama aslında çok daha derin bir bölgesel güç ve bu gücün nasıl uygulanacağı problemi üzerinden karşı karşıya gelecekler gibi görünüyor. İslam Devleti’yle nasıl başa çıkılacağı sorusu, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğinde merkezi bir rol oynayacaktır.

STRATFOR’DAN 4 DARBE YAZISI

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


STRATFOR’DAN 4 DARBE YAZISI

Z.T.K. "Gölge CIA’" olarak da anılan Stratfor, darbenin ilanından itibaren saniye saniye yaşananları takip edip her gün birkaç analiz veya yazı yayınladı. Sadece ilk 24 saat içinde yayınlanların önemli bir kısmını tercüme ederek tarih sırasına göre aşağıda sıraladım. En sondaki darbenin Türkiye'yi nasıl zayıflattığına yönelik analiz son derece önemli; okumanızı tavsiye ederim.

NOT: Stratfor'un kurucusu ve uzun süre yöneticisi olan, ancak daha sonra ayrılan George Friedman'ın geçen sene kurduğu Geopolitical Futures adlı internet sitesi de benzer bir çizgi izledi. http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2016/08/geopolitical-futurestan-3-darbe-yazisi.html linkinden Geopolitical Futures'ta yayınlanan benzer tarzda 3 makaleye ulaşabilirsiniz.


İÇİNDEKİLER

TÜRKİYE’DE BİR DARBE YOLDA
Stratfor, 15.7.2016  (Türkiye saatiyle 23.39)

TÜRKİYE’DE KARŞI-DARBE ZEMİN KAZANIYOR
Stratfor, 16.7.2016 (Türkiye saatiyle 02.36)

TÜRKİYE’DEKİ DARBENİN BAŞARISIZLIĞA UĞRAMASI NİÇİN MUHTEMEL?
Stratfor, 16.7.2016 (Türkiye saatiyle 03.02)

KIRILAN GÜVEN: BAŞARISIZ DARBE GİRİŞİMİ TÜRKİYE’Yİ NASIL ZAYIFLATACAK?
Stratfor, 16.7.2016 (Türkiye saatiyle 22.10)



Tercümeler: Zahide Tuba Kor



TÜRKİYE’DE BİR DARBE YOLDA
Stratfor, 15.7.2016  (Türkiye saatiyle 23.39)

O saate kadar yaşanan olaylar bir bir sıralanmış ve yazı şu şekilde bağlanmış:
(…)
Son senelerde ülkede kurumsal kontrolü artırsa da Erdoğan’ın siyasi hasımları hiç eksik olmadı. En son Başbakan Davutoğlu’nu görevden alarak yerini kendisine sadık bakanlardan oluşan bir hükümetle doldurdu. Ordu, (…) son dönemde ülkenin Erdoğan yönetimindeki iç ve dış siyasetinden gittikçe daha fazla rahatsızlık içindeydi. Mesela ordu komutası, Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyine askeri müdahale teklifine alenen karşıydı. Türkiye ve Rusya’nın kısa süre evvel uzlaşmasıyla birlikte Türk hükümeti Suriye’ye bir askeri harekat için daha saldırganca bastırabilir ve bu da ordudaki bir fraksiyonun başkaldırısını tetikleyebilirdi.
Darbe girişiminin 2014’ten beri hükümetin yoğun bir temizlik kampanyasına hedef olan Gülen Hareketinden destek toplaması kuvvetle muhtemel. Gülenciler ve onların polis teşkilatı, eğitim kurumları, medya kuruluşları ve ordu içindeki etkisi AKP’nin yükselişinde kritik bir rol oynamıştı. Ama grubun etkisi 2014-2015 bastırma harekatlarıyla azaldı. Darbe girişiminin büyük şehirlere askeri birlikleri konuşlandıracak kadar komuta zincirinden üst düzey isimleri içermesi dikkat çekici. Bununla birlikte hala bir karşı-darbe ihtimali söz konusu.



TÜRKİYE’DE KARŞI-DARBE ZEMİN KAZANIYOR
Stratfor, 16.7.2016, (Türkiye saatiyle 02.36)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve iktidar partisi AKP’nin çağrısının ardından vatandaşlar Türkiye’nin caddelerine akın edip karşı-darbeye benzer bir süreci başlattılar ve bunda başarılı olma şansları yüksek görünüyor. Birçok kaynağa göre 15 Temmuz darbesi, ordu içinden küçük ama oldukça örgütlü bir grup tarafından yapılıyor. Ancak bu güçlere karşı direniş hızla tırmanıyor. Siviller ve polis el ele vererek meydanları geri alıyor. Henüz teyit edilmemiş haberlere göre, darbe lideri teşhis edilmiş durumda ve güvenlik kuvvetlerine teslim olma aşamasında olsa da karşı-darbe hala daha devam ediyor ve sonuç henüz netleşmiş değil.
Türkiye’deki durumun ayrıntıları henüz belirsiz olsa da halkın inisiyatifi, darbeye girişen silahlı kuvvetlerin yönetimi ele geçirdiği takdirde iktidarda tutunmasını çok daha zorlaştıracak. Belki daha da dikkat çekici olan Birinci Ordu Komutanı’nın ordunun hükümete karşı darbeyi desteklemediğini ilan etmesi. Bu arada Üçüncü Ordu, askeri birliklere üslerine geri dönme çağrısı yapıyor. Bu da ordunun önemli bir kesiminin Erdoğan yönetimine sadık kaldığını ve arkadaşlarının darbe girişimini püskürtmeye çalışabileceklerini gösteriyor.
Bu aşamada ordunun tam güvencesi arkasında olmayan Erdoğan halkın desteğine bel bağlamak zorunda kaldı. Ancak polis teşkilatından da destek almışa benziyor. (…)Polis teşkilatı Erdoğan’ın darbeyi püskürtme girişiminde kritik olacaktır (…).
[Bundan sonra Taksim, TRT, Atatürk Havalimanı’ndaki son gelişmelerin anlatıldığı yazı şu şekilde bağlanmış:]
Kaosun ortasında Türk Hava Kuvvetlerinin pozisyonu netleşmiş görünüyor. Hava Kuvvetleri içinde birçok Gülen Hareketi sempatizanı bulunması da bu birimin darbeciler safında olabileceği izlenimi uyandırıyor. (…) “Gövde gösterisi” niteliğindeki operasyonları ve zaman zaman stratejik hedefleri bombalaması Türk Hava Kuvvetlerinin muhtemelen safını belirlemiş olduğunun bir göstergesi. Ancak Hava Kuvvetlerinin uçaklarının ve ordu helikopterlerinin bir uyum içinde hareket edip etmediği henüz net değil (…)




TÜRKİYE’DEKİ DARBENİN BAŞARISIZLIĞA UĞRAMASI NİÇİN MUHTEMEL?
Stratfor, 16.7.2016 (Türkiye saatiyle 03.02)

Sürpriz unsuru Türkiye’deki darbe tertipçilerinin tabii ki lehine işledi. Ordunun büyük şehirlere konuşlanma hızı ve kritik güç merkezlerini kontrol altına alması, ileri düzeyde örgütlenmesinin ve etkinliğinin bir göstergesiydi. Ancak darbe girişimi çoktan aşınmaya başladı ve kutuplaşmış bir fraksiyon öncülük ettiğinden başarısız olma şansı yüksek.
Orduya yerleşmiş durumdaki Gülen Hareketi taraftarlarının darbe girişimine önderlik ettiğine dair birçok gösterge var. 1970’lerden beri Türkiye’de ciddi bir nüfuz inşa etmeye çalışıyorlar. Diğer TSK birimlerine kıyasla Jandarma Komutanlığında askeriyey girenlerin geçmişlerinin daha gevşek bir şekilde sorgulanmasından istifade ederek buradan işe başladılar ve yavaş yavaş komuta zincirine girecek şekilde çalıştılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gülen Hareketinin çok güçlü olduğunu hissettiğinde iktidar partisi ile Gülen Hareketi arasındaki ilişkileri bozulmaya başladı. 2014’ten itibaren medyada ve hükümette Gülencilerin nüfuzunu kırmak için kitlesel temizlik kampanyasını devreye soktu.
Ancak ordudaki Gülenci etki tamamen temizlenmedi. Belki de bu, Gülencilerin, görevden alınmalarını engellemek için önemli askeri şahsiyetler hakkında ellerinde tuttukları geniş şantaj gücünden kaynaklanıyor olabilir. Aslında ordu içinde laik güçleri iyice yabancılaştıran İslamcı bir fraksiyon olarak Gülenciler, Erdoğan’a yönelik en başta gelen meydan okumalardan biriydi. Diğer bir deyişle bu, Türkiye’nin laik siyasi, askeri ve sivil muhalefetinin arkasında olduğu bir darbe değildi. Bir dizi askeri komutan ve polis ile darbeye karşı olduğunu söyleyen laik ana muhalefet partisi CHP liderinin öncülüğünde karşı-darbenin işaretleri de bunun bir kanıtı.
AKP %49,5’lik bir oyla 2015 seçimlerini kazandığında ülke laikler, İslamcılar, Kürtler ve milliyetçiler arasında derinden kutuplaşmıştı. Erdoğan’ın İslami eğilimli siyasi gündemine ve yeni-Osmanlıcı dış politika yönelimine muhalefeti besleyen bir dizi fay hattı bulunuyor Türkiye’de. Ama bu bölünmenin öte tarafında cumhurbaşkanını meşru bir şekilde destekleyen önemli miktarda bir destekçi grubu var. Ayrıca hem Erdoğan karşıtı hem de darbe karşıtı olan ve Türkiye’nin darbelerle dolu geçmişinin derin iktisadi ve siyasi istikrarsızlıklarını hatırlayan birçok Türk de var. Bu darbe girişimi ordu içindeki İslamcı bölünmenin bir ürünü ve bölünme içinde bölünme varsa eğer darbeler başarılı olamaz.


DARBE GİRİŞİMİNİN BİR ANATOMİSİ
Stratfor, 16.7.2016 (Türkiye saatiyle 04.02)

Darbe girişiminin ilk gününde nelerin başarılı olduğu ve nelerin henüz başarılı olamadığını ele almış. Ancak tercüme etmeyi gerektirecek orijinal bir şey yoktu yazıda. 


KIRILAN GÜVEN: BAŞARISIZ DARBE GİRİŞİMİ TÜRKİYE’Yİ NASIL ZAYIFLATACAK?
Stratfor, 16.7.2016 (Türkiye saatiyle 22.10)

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türk devletinin bir krize doğru saplandığı görülerek girişilen darbenin zamanlaması tam anlamıyla yanlış. Türkiye, İslam Devleti’ni zapt etmek üzere yürütülen savaşa çok daha fazla girerken, Irak ve Suriye sınırı boyunca kritik meydan okumalar tırmanmakta. İçeride de PKK’lı kendi Kürt militanlarıyla savaşta. Ordunun belirli kısımları darbeye teşebbüs ettiğinden Erdoğan hükümeti ve AKP orduda çok büyük bir temizlik harekatına girişmek zorunda. Bu da Ankara’nın orduyu bir politika ve milli strateji aracı olarak kullanmasını zorlaştıracak. Darbe bastırıldı, ama bu girişimin artçı şokları daha uzunca bir süre Türkiye’yi felç edebilir.
Türk ordusunun lider kadrosundan dikkat çekici bir azınlık darbeye destek verdi. Darbe tertibi bir süredir gündemde olsa da komplocular, 1 Ağustos’ta başlayacak askeri görev değişimi [Yüksek Askeri Şûra toplantıları] sırasında ordu kadrosundan emekli edilerek tasfiyelerinin kuvvetle muhtemel olduğunu fark ettiklerinden alelacele harekete geçmek zorunda kaldılar. Darbeyi tertip edenler arasında Birinci Ordu, İkinci Ordu ve Üçüncü Ordu’dan fraksiyonlar vardı. Yine bazı Türk Hava Kuvvetleri birlikleri de aktifti. Cumhurbaşkanı Erdoğan tatildeyken hava unsurları ve zırhlı birlikler koordineli bir sürpriz operasyonla 15 Temmuz’da harekete geçtiler.
Erdoğan sonunda İstanbul’a ulaşabildiğinde darbe girişiminin Gülen Hareketiyle bağlantılı olduğunu iddia etti. Gülen bunu yalanlayan bir açıklama yaptı ve darbeyi kınadı. Ama bu, Erdoğan’ın ordudaki Gülen kalıntılarını temizlemekten alıkoymadı. Birçok darbe liderinin Gülen Hareketiyle bağlantılı olduğu haberleri var. (…)
Erdoğan ve destekçileri uzunca bir süredir bir askeri darbe paranoyası içindeydi. Bundan böyle cumhurbaşkanı, tam anlamıyla bir temizliğe dönüşebilecek çok hızlı ve şiddetli bir baskı uygulayacak. Gülen hareketiyle yüzeysel bağları bulunan TSK’nın herhangi bir mensubu dahi tutuklanabilir.
Bu daha evvel de olmuştu. Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının ardından (…) Her ne kadar ekseriyeti sonunda beraat etse de yıllar süren yargılamalar ve güvensizlikler Türk ordusuna olan güveni erozyona uğrattı ve etkin savaşma kabiliyetini zayıflattı.
15 Temmuz’un ardından gelen temizlik süreci ordunun kapasitesini daha da aşındıracaktır. Moralleri bozacak ve uyumlu mücadele kapasitesini azaltacaktır. Muharebe komutanlarının, levazım subaylarının ve askeri lojistik komutanlarının tutuklanıp hapse atılması karışıklığı artıracak ve rütbeler arasında karmaşaya yol açacaktır. Rutin tatbikatlar ertelendiği veya iptal edildiğinden eğitim planları karmaşaya girmiş durumda. Güvensizlik yayılacaktır. Komuta-kontrol yapısını hükümet yeniden düzenlemekte olduğundan askeri operasyonların planlanması çok daha zorlaşacaktır. Hükümet daha evvel Gülenciler tarafından ordudan atılan askeri personeli yeniden alarak bu problemi çözmeye çalışabilir, ama bu öyle hemencecik olmayacaktır.

Zamanlamanın laneti

Darbe bundan daha kötü bir vakitte gelemezdi. Türk ordusu hem PKK’yla savaş içinde hem de Suriye ve Irak’a bulaşmış durumda. Başarısız darbe girişimini ardından zayıflayan Türk ordusu, bu meydan okumalarla baş etmede hükümete daha az araç sunacaktır. Epeydir ağızlara sakız olan Türk ordusunun Suriye’ye girme ihtimali artık iyice riskli. Bu, Irak’ta Türk ordusunun varlığını artırma planı için de geçerli, hele de Musul’dan İslam Devleti’ni çıkarma hamlesi hızlanırken. PKK’ya karşı Türkiye’nin operasyonları da bu süreçten olumsuz etkilenebilir, her ne kadar operasyonların tamamen kesilmesi mümkün olmasa da.
Türkiye’nin askeri kadrolarındaki uyumsuzluk diğer güçlerin bölgesel çabalarını da zorlaştıracaktır. ABD’nin İslam Devleti’ne karşı mücadelesi, çok büyük ölçüde hava operasyonlarının bir üssü haline gelen Türkiye’ye odaklı. Washington ayrıca radikal grupların lojistik hatlarını kesmek için de Türkiye’ye bel bağlıyor. Dikkati başka tarafa yönelen Ankara’nın Suriye’deki isyancılara desteği de iyice azalabilir. Bu da zaten [Esed güçleri tarafından] kıskaca alınmış durumdaki isyancı hareketleri zayıflatacaktır. PYD’ye gelince, Türkiye’nin kendi iç çatışması örgüte bir açılım sağlayarak Suriye’de genişlemesini ve Kürt bölgelerini birbirine bağlayıp coğrafi bütünlüğü tesis etmesini sağlayabilir.
Kağıt üzerinde Türk ordusu bölgenin en güçlü ordularından biri olarak görülüyor. Ama düşük moral ve fikri ihtilaflar genellikle bir ordunun gücündeki çatlakları faş eder. Devasa sayıdaki birliklerle ve modern teçhizatlarla maskelenen bu gizli iç zafiyet, isyan veya darbe anlarında net bir şekilde ortaya çıkıverir. Türk ordusu darbe girişiminin yıkıcı etkisiyle -ve bu darbenin iktidar partisine yönelttiği tehditle- baş etmek için bundan sonra içe dönmek zorunda. Türk ordusunun yaralarını sarması yıllar alacaktır. Ama Türkiye’nin buna hiç zamanı yok. Bölgedeki istikrarsızlık giderek derinleşiyor ve Türkiye’nin bir yandan kendi pozisyonunu inşa ederken diğer yandan bu kaosu sınırlandırmak için elini taşın altına koymasına inanılmaz derecede ihtiyaç var.