Genç dergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genç dergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2025 Cuma

Z.T.KOR: İSRAİL TARİHİNİN EN ZAYIF DÖNEMİNDE


İSRAİL TARİHİNİN EN ZAYIF DÖNEMİNDE

Zahide Tuba Kor

Genç dergi, sayı: 220, Ocak 2025, sf. 9


NOT: Blogda yer alan 900 küsur http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

Suriye’ye İşgalci İsrail’in de saldırıları oldu. İsrail hem bölgede hem Suriye’de neyi hedefliyor?

İsrail, 2020’de Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmeye başlamış, Ortadoğu’da yeni düzeni tesis için geriye sadece Ekim 2023’te Suud’la normalleşme kalmıştı. Ancak 7 Ekim Aksa Tufanı bölgesel planları altüst ettiği gibi İsrail bir anda güvenliğini, caydırıcılığını ve özgüvenini yitirdi. 

Netanyahu, en uzun ve yıkıcı savaşında Gazze’ye bir türlü boyun eğdiremeyince önce Lübnan’da yeni bir cephe açtı, ardından 61 yıllık Baas rejiminin devrilmesi akabinde hem Esed rejimiyle gizli ilişkileri ortaya dökülmesin diye arşivleri hem de HTŞ ve benzeri İslami örgütlerin eline geçmemesi için Suriye ordusuna ait silah sistemlerini hava saldırılarıyla imha etti ve 1974 anlaşmasını geçersiz sayıp Golan Tepeleri’nin askerden arındırılmış kısmını ve biraz ötesini karadan işgal etti. Önümüzdeki günlerde Suriye hava savunma sistemlerinin yok edildiği bir ortamda Irak ve İran’a saldırma ihtimali yüksek. 

Hedef ne? Aksa Tufanı’nın bir benzerinin gelecekte tekrarlanmasını engellemek ve yitirdiği güvenliğini, caydırıcılığını ve özgüvenini geri kazanmak. Bunun için de bölgedeki bütün tehdit odaklarını bertaraf etmek. İsrail her zaman genişlemek için fırsat kolladı; ama bunun bir sınırı var. Şu an yaptığı, güç boşluklarından yararlanıp sınır bölgelerinde oyunun kurallarını kendi güvenliğini teminat altına alacak şekilde yeniden belirlemek. Davut Koridoru planının gerçekleşme ihtimali yok. Ama Suriye’de yeni yönetimin başarısızlığı için Arap diktatörlerle birlikte kışkırtmalara girişecektir.

Ordunun değil, Netanyahu ve aşırı dinci-milliyetçi ekibinin -Evanjelik kadrosuyla Trump’ın başa geçeceği bir ortamda- bir hedefi daha var: Hem Batı Şeria’yı ilhak etmek hem de 2022’de doğurtulan kızıl inekleri ahir zamana geçişin bir alameti olarak kurban edip Kudüs/Haremü’ş-Şerif’te 2000 yıl sonra tapınaklarını yeniden inşa etmek. İslam dünyasında kıyameti kopartacak bu senaryolara karşı silahlı grupları ve orduları seferber olamayacak şekilde zayıflatma niyeti olabilir.  

İsrail hedeflerine ulaşabilir mi? Zannetmiyorum. Çünkü tarihinin en zayıf döneminde. 7 Ekim’den bu yana ekonomisi, ordusu, siyaseti ve toplumu çok ağır darbe aldı; Batı’nın ve bazı Arap rejimlerinin desteğiyle ayakta. Asker kaybı çok fazla. 1 milyon Yahudi ülkeyi terk etti. Netanyahu ile askeri-güvenlik bürokrasisi arasında ciddi gerilimler var. İsrail’in gücü, Arap ve İslam dünyasının güçsüzlüğünden kaynaklanıyor ve diktatörlükler bu güçsüzlüğün temel nedeni.



21 Aralık 2023 Perşembe

Z.T.KOR: 7 EKİM’DEN ÖNCE DE GAZZELİLER YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜYORDU


7 EKİM’DEN ÖNCE DE GAZZELİLER YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜYORDU

Zahide Tuba Kor

Genç Dergi, sayı 207, Aralık 2023, sf. 10-11


NOT: Blogda yer alan 900 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

7 Ekim’den sonra Gazze gündemden hiç düşmedi. Peki 7 Ekim öncesinde Gazze nasıldı? Tüm sorunlar 7 Ekim’de mi başladı?

7 Ekim’den bu yana İsrail Gazze’nin yarıdan fazlasını adeta yerle bir edip halkı tam bir sefalete sürükledi. Ama bu, bir başlangıç değil, işgalci İsrail’in on yıllardır Filistinlilere karşı uyguladığı -ancak dünyanın gündemine pek de girmeyen- ırkçı-ayrımcı ve sömürgeci politikaların şiddetinin intikam hırsıyla zirveye çıktığı bir süreçtir. İsrail, 7 Ekim’den sonra bir intikam, toplu cezalandırma ve tehcir aracı olarak Gazze’ye elektrik, su, gıda, yakıt ve her türlü mal girişini tamamen kesti ve havadan gelişigüzel her yeri bombalıyor. Ancak bunların hiçbiri yeni değil. Filistinli gençlerin tek silah olarak taşları kullandıkları 1980’lerin sonunda da İsrail bir cezalandırma yöntemi olarak elektrik-suyu kesiyor, taş atanları hapse atıyor ve ‘uslanmazsa’ evlerini yıkıyordu.

İsrail, 2005 Eylül’ünde Gazze’den çekilip burayı karadan, havadan ve denizden kuşatarak bir açık hava hapishanesine çevirdi. 2006 Ocak’ında yapılan seçimlerde HAMAS Filistin halkının %60’ının oyuyla iktidar olunca bir cezalandırma yöntemi olarak ablukayı yürürlüğe koydu. 16 yıldır Gazze’ye temel ihtiyaç malzemelerinin girişini ya sınırlı tutuyor ya da engelliyordu. Dahası, 2006’dan bu yana HAMAS’ı ve altyapısını yok etme hedefiyle açtığı savaşlarda Gazze’nin bütün altyapısını, okullarını, hastanelerini, üretim tesislerini ve sivillerin evlerini de bombalıyordu. İnşaat ve tamir için gerekli malzemelerin girişine de kolay kolay müsaade etmediği için altyapı yıllardır haraptı.

Elektrik, su ve kanalizasyon sistemlerinin vurulması yüzünden 7 Ekim’den evvel Gazze’de elektrik günde 5-6 saat, su haftada birkaç gün gelebiliyordu. Nüfusun sadece %10’u temiz içme suyuna ulaşabiliyordu. Gazze’deki hastalıkların dörtte biri içilen sağlıksız sular yüzündendi; çok fazla böbrek ve mide hastası vardı. Sağlık sistemi, her savaşta hastanelerin hedef alınması, yeterli tıbbi cihazın bulunmaması, elektrik-yakıt kıtlığı ve belirli ilaçların -silaha dönüştürüleceği bahanesiyle- içeri sokulmaması yüzünden zaten iyi değildi. Elektrik ve yakıt kıtlığı yüzünden Gazzeliler yazları yanıyor, kışları donuyordu. Gazze’ye giriş-çıkış hep çok zor, pahalı ve çileliydi. Çoktandır ekonomik çöküntü vardı; işsizlik oranı %50’nin üstünde, insani yardımlara bağımlılık %80’lerdeydi.

2013-2014’ten beri Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler, 2020’de Gazze yaşanamaz bir yere dönüşecek uyarısında bulunuyordu. Özetle Gazze’de hayat zaten katlanılmaz durumdaydı; Gazzeli gençler “Biz yaşayan ölüleriz”, “Biz yavaş yavaş ölüyoruz” diyorlardı. Gazzeliler adeta iki tercihle yüz yüzeydi: İşgalcinin bombaları altında hızlı bir ölüm ya da yıllardır süren abluka altında yavaş yavaş ölüm…


12 Haziran 2023 Pazartesi

Z.T.KOR İLE SÖYLEŞİ: ALGILAR VE GERÇEKLER ARASINDA SURİYELİLERİN GENEL DURUMU


ALGILAR VE GERÇEKLER ARASINDA SURİYELİLERİN GENEL DURUMU

Söyleşi: Zahide Tuba Kor

Konuşan: Şehadet Özek

Genç dergi, Haziran 2023, http://m.gencdergisi.com/14955-algilar-ve-gercekler-arasinda-suriyelilerin-genel-durumu.html

 

NOT: Blogda yer alan 850 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, tercüme, fotoğraf ve infografikleri kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

 


Şehadet Özek: Ortadoğu Uzmanı, Araştırmacı Yazar Zahide Tuba Kor Hocamız ile Suriyelilere yönelik varolan önyargıları ve gerçekleri konuştuğumuz röportajımız dileriz Suriyelilerle yeniden aramızda kardeşlik köprüleri kurmamıza vesile olur.

Hocam Suriyelilere karşı ülkemizde bir ön yargı var. Kimisi rahat olduklarından dem vuruyor kimisi de devlet hakkımızı onlara veriyor, işimizi elimizden alıyorlar gibi söylemlerde bulunuyorlar... Bu algıların doğruluk payı var mı sizin görüşünüz nedir?

Ülkemizde Suriye ve Suriyeliler ile ilgili söylentilerin yüzde 90-95 yanlış.

Türk devletinin verdiği parayla geçindikleri zannediliyor; oysa devlet hiçbir Suriyeliye tek kuruş para vermiyor, kira veya fatura yardımı da yapmıyor. Suriyeliler ya çalışarak ya da AB’nin finanse ettiği kişi başı 230 TL’lik Sosyal Uyum Yardımı ile geçiniyorlar (2017-2021 arası 120 TL idi). Kızılay Kart aracılığıyla dağıtılan bu AB yardımından Suriyelilerin yüzde 40’ı (1,4 milyonu) yararlanabiliyor. Bu arada AB, BMMYK, UNESCO, UNICEF, DSÖ gibi birçok uluslararası kuruluş eğitimden sağlığa farklı alanlarda proje bazlı destekler veriyor. Ayrıca Türklere veya Suriyelilere ait STK’ların da fakir sığınmacılara yardımları var; yurtdışındaki yabancı partner kuruluşların bu STK’lara maddi desteği hiç de az değil. Ama halkımız yardımların kendi vergileriyle karşılandığını zannediyor ki bu doğru değil.

Suriyelilerin yüzde 30-35’i (1 milyondan fazlası) alın teriyle çalışıp kendi ayakları üzerinde duruyor ve bunların arasında ilkokul çocukları da var. Kahir ekseriyeti, -işverenler yük altına girmek istemediği için- kaçak çalışmak zorunda kalıyor; yani sigortasız, düşük maaşla, uzun mesailerle ve izin hakkı olmadan... Zorlu çalışma koşulları yüzünden depresyona girenler bile var.

Suriyeliler bizim işimizi alıyor yaygarası çok. Oysa tarım, imalat ve inşaat sektöründe çalışan vasıfsız Türk işçiler dışında kimsenin işini almıyorlar; tam aksine onlar, Türk gençlerin yapmaya tenezzül etmediği (fabrika işçiliği, ziraat ve hayvancılık gibi) veya fazla becerikli olmadığı (el mahareti isteyen işler, tamircilik gibi) alanlarda çalışıyorlar. İki halk iktisaden birbirini tamamlayıcı özelliklere sahip. Yine şehirli Halepliler doğuştan tüccar ve girişimci olup Türkiye’de açtıkları birçok iş ve fabrika var. Suriyeli doktor, avukat, mimar gibi profesyonel meslek sahiplerinin ve iyi eğitimlilerin birçoğu burada kendilerine iş imkânı olmadığından Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı. Arapça ve yabancı dil öğretmenliği yapanların sayısı da fazla.

Yıllardır görüştüklerimin çoğu, kirayı ve faturaları ödedikten sonra temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktan yakınıyor. Ama tabii ki tüccar ve girişimci sınıftan iyi iş tutturup maddi bakımdan rahata kavuşanlar var. Öte yandan rejimin adamlarından olup Suriye’de halkın mallarını gasp etmiş veya kirli işlere bulaşmış burada gösterişli hayat sürenler de mevcut.

Üniversiteye imtihansız girip hakkımızı yiyorlar yaygarası var. Oysa yabancı öğrencilerin girdiği YÖS sınavıyla ve -Türklerin değil- yabancı öğrencilerin kontenjanından üniversiteye giriyorlar. Tam rakamı da vereyim: 2021-2022 döneminde Türkiye üniversitelerinde okuyan 260 bini yabancı toplam 8,3 milyon öğrenciden sadece 53 bini, yani oransal olarak binde 6’sı Suriyeliydi. Yabancı öğrenci sayıldıkları için yüksek harçlar ödemek zorunda olduklarından son yıllarda üniversite hayali suya düşen birçok genç var.

Vatandaşlık üzerinden fırtınalar kopuyor. Oysa “geçici misafir” statüsündeki Suriyelilerin vatandaşlık elde etme hakkı yok. Devlet yaptıklarıyla ülkemize faydası dokunacaklara ve bir de Türkmenlere davet usulüyle vatandaşlık veriyor. 11 yılda vatandaşlık elde eden Suriyeli sayısı 220 bin, yani bütün Suriyelilerin sadece yüzde 6’sı. 

Suriyeliler için rejim güçleri tarafından çıkan af kararları neticesinde ülkenize dönün çağrısı yapıldı. Bu çağrıdaki asıl amaç neydi? Giden Suriyeliler oldu mu?

Rejim 2011’den beri her sene bir veya birkaç af çıkartıyor zaten. Suriyelilerden aflara itibar edenler çok az. 2022’deki af kararının akabinde Suriye’nin kuzeyine gerçekleştirdiğim ziyarette bana şöyle dediler: “Bugüne kadar kaçıncı defa af çıktı, ama hepsi de koskoca bir yalandı. Rejimin geçmiş sicilini bildiğimizden burada kimse o af yalanını yutmaz.” “Geçmişte ilan edilen çatışmasızlık bölgelerinde (Dera’da, Guta’da vs.) rejimle anlaşıp boyun eğenler, yani ‘affedilenler’, sonradan ya hapsedildi ya da katledildi. Bir daha buna inanacak değiliz.”

Rejim sanki savaş bitmiş, halkıyla barışmış ve her şey normalleşmiş havası vererek uluslararası tecridi ve ekonomiyi felç eden yaptırımları kırmaya, kendine meşruiyet alanı açmaya çalışıyor. Geçmişte af vesilesiyle ülkeye dönenlerden veya hapisten çıkartılanlardan tekrar hapse atılanların veya kayıp olanlar var.

Öte yandan Suriye ekonomisi 2020’den beri çökük. Başkent Şam’da dahi -zenginlerin mahalleleri hariç- doğru düzgün elektrik, su, tüp, benzin ve yakacak yok. Suriye’de halkın yüzde 90’dan fazlası fakirlik, yarısı da açlık sınırı altında yaşıyor. Memur maaşı 20-25 dolar arasında; bu parayla aile geçindirmek imkânsız. İnsanlar yurtdışındaki akrabalarının yolladığı paralarla ayaktalar. Fakirlik yüzünden her türlü suç artmış durumda. Sokaklar dilenen dul ve yetimlerle dolu. Savaşta rejime sonuna kadar bağlı kalanlar bile artık yurtdışına çıkış yolu ararken af çıktı diye Suriyeliler döner mi?

Bu arada rejim ülke topraklarının üçte ikisine hâkim; ama nüfusun sadece üçte biri rejim bölgesinde yaşıyor. Bunların çoğu da kadınlar, çocuklar ve yaşlılar. İnsanlar dönmüyor, rejimin geri aldığı bölgeler boş. Çünkü güvenlik yok, çeteler cirit atıyor, rejim bombardımanında yıkılan binalar ve altyapı yeniden inşa edilmedi; birçok insanın geri döndüğünde başını sokabileceği bir evi, çocuğunu yollayacağı bir okul, hastalandığında gideceği bir hastane artık yok.

Rejimin geçmişte sokağa dökülmüş gençlerden intikam alma arzusu da zerrece dinmiş değil. Suriyeliler döndüklerinde başlarına ne geleceğini çok iyi biliyorlar. 

“İslam coğrafyasında gerçekten değişim-dönüşümü sağlayacak aktörler bireylerdir.” diye bir ifadeniz var. Bu düşüncenizi biraz açar mısınız? Zira İslam’da değişim-dönüşüm toplumsal bir zemin üzerinden dile getirilir genelde.

Aslında söylediğinizle fazla çelişmiyorum. Toplumu oluşturan da bireydir. Sizin işaret ettiğiniz zeminin temeline iniyorum.

Bu sözü, devlet mekanizmasına ve yönetici elite veya siyasi liderlere çok fazla anlam yüklediğimiz ve bir kahraman lider çıkacak sihirli değneğiyle her şeyi düzeltiverecek zannettiğimiz için söylüyorum. İlahi vahyin devleti veya toplumu değil, bireyi hedef alması bana çok anlamlı gelir. Tek tek bireyi yeniden inşa etmeden ve nitelikli bir hale getirip güçlendirmeden toplumda ve devlette hakiki bir değişim-dönüşümü sağlayamazsınız. Ben aşağıdan yukarı değişime inanlardanım, yukarıdan aşağıya değil.

İşin diğer bir boyutu, uzun süren savaşlarda nitelikli bireyler ya ülkelerini terk ederler ya hayatlarını kaybederler. Geride kalan gençler savaş yüzünden eğitim bile göremez ama eline silah alarak milisleşir ve zamanla silahın gücüyle yönetim kademelerine yükselirler. Sonuç tam bir felaket olur. Savaş bölgelerinde barış döneminde işte bunun sıkıntıları yaşanıyor. O yüzden diyorum ki tek tek bireyleri eğitmek ve güçlendirmek hayati bir mesele.

Yaşananların ardından sizin dikkatinizi çeken yeniden hayata tutunan, azmi ve umudu içerisinde barındıran bir hikâye oldu mu?

Birçok hikâye var.

2013’te ailesiyle Kayseri’ye sığınan bir genç kız, okula giden Türk çocukları gördüğünde hep ağladığını, komşuları sayesinde okula kabul edildiğini, tek bir kelime Türkçe bilmeden başladığı eğitim hayatında hem ortaokulu hem de liseyi birincilikle bitirdiğini anlatmıştı; şu an tıp fakültesinde.

Geçen sene İnönü Üniversitesi’nden yabancı öğrenci kategorisinde birincilikle mezun olan bir genç kız, 2015’te Türkiye’ye geldikten sonra hayata nasıl sıfırdan başladığını anlatmıştı. Dershanede, fırında, kafede düşük yevmiyelere çalışıp üniversite harcını biriktirmiş. Beyaz eşyası olmadığından bütün çamaşırını ve bulaşığını hep elinde yıkamış, kışın soğuktan donduğu olmuş. Bu şartlar altında tarih okuyup derece yapmıştı.

Kilis’e her gidişimde ziyaret ettiğim, şu an lisede okuyan bir genç var. Evleri bombalanıp üzerlerine yıkıldığı için bir bacağı kesik. Koltuk değnekli. Hem hafızlık yapıyor hem okuyor ve takdirle sınıfını geçiyor. 

Yakın zamanda bir kitabınız çıkacak, bize onunla ilgili ipuçları verebilir misiniz? Okuru nasıl bir kitap bekliyor?

Suriye ve Suriyelileri konu alan iki kitabım çıkacak. Algılar ile Gerçekler Arasında Suriye ve Suriyeliler başlıklı kitabımda konuları -yıllardır yaptığım saha araştırmalarına dayanarak- ben anlatıyorum. Henüz başlığını koymadığım, kapsamlı röportajlardan oluşan diğerinde ise hemen her meslekten, ideolojiden, etnik-dini gruptan, vilayetten ve yaştan otuz küsur Suriyeli ve Filistinli Suriyeliye devrim/isyan sürecinde, savaşta ve göçle birlikte neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini ve ülkelerinin bugünü ve geleceği hakkında neler düşündüklerini anlattırıyorum. Birbirini tamamlayıcı mahiyetteki bu iki kitap önemli bir boşluğu dolduracak.

 


28 Şubat 2023 Salı

Z.T.KOR ile söyleşi: “BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİLİSTİN DAVASINA SAHİP OLAMAYIZ”

 

“BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİLİSTİN DAVASINA SAHİP OLAMAYIZ”

Söyleşi: Zahide Tuba Kor

Hazırlayan: Rumeysa Betül Tuncay

Genç dergi, sayı 197, Şubat 2023, s.38-39

NOT: Genç derginin 20 SORU 20 DAKİKA sayfasına verdiğim röportajdır. Cevaplarıma küçük eklemeler yaparak burada paylaşıyorum. Eklemelerim kırmızı renktir.

NOT: Blogda yer alan 850 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 


1.      Orta Doğu çalışmalarına nasıl başladınız? Neden bu alanı seçtiniz?

I. İntifada çocuğuyum. 7-8 yaşlarından itibaren Filistin benim meselemdi ve dualarımdaydı. İslam dünyası ailem sayesinde hep gündemimdi. Ama 7. sınıftan itibaren tek hayalim matematik öğretmeni olmaktı. Çok şükür ki 28 Şubat’ı yaşadım; İmam Hatiplerden puan kırılmasının ilk mağdurlarındanım. Rabbim, küçücük çocukken ettiğim dualar hürmetine, aklımın kıyısından bile geçmeyen uluslararası ilişkileri nasip etti; zorlu bir üniversite mücadelesinden sonra Ortadoğu alanında uzmanlaşmamın kapıları açtı. 28 Şubatçılara müteşekkirim.


2.     Orta Doğu denilince hangi ülkeler aklımıza geliyor? Kavram, siyasi olarak mi coğrafi olarak mı oluşturulmuş?

Nesnel bir coğrafi temele dayanmayan siyasi ve muğlak bir kavram. Hangi ülkelerin Orta Doğu içinde yer alacağı, dönemin siyasi koşullarına göre değişiyor; kavram genişliyor veya daralıyor. Orta Asya, Sahra-Altı Afrika gibi bölgeler hep belli bir kıtaya/coğrafyaya nispetle üretilmiş. Ama Orta Doğu dediğinizde orta neresi, doğu neresi; kimin ortası, kimin doğusu tamamen siyasi bir kavram.


3.     Orta Doğu hakkındaki hangi malumatı veya önyargıyı düzeltmek isterdiniz?

3 aylık okuma gruplarıma başlarken daha ilk derste öğrencilerime şunu söylüyorum: “Bugüne kadar Orta Doğu’ya dair bildiğiniz her şeyi yıkacağım.” Gerçekten de yıkıp verdiğim yoğun okumalar üzerinden bilgilerini yeniden inşa ediyorum.

Tek tek malumat veya önyargı düzeltmektense yanlış bilgilerimizin ve önyargılarımızın temel kaynağı olan zihniyetimizi ve yaklaşımımızı ıslah etmeyi daha önemli görüyorum. Tam da bu yüzden 2021’de Bilim ve Sanat Vakfı’nda “Ortadoğu’ya Yaklaşımımızda Temel Problemler” başlıklı 4 oturumluk bir seminer verdim. (BİSAV TV YouTube kanalından izleyebilirsiniz.)


4.     Kişisel olarak çalışma rutininiz var mıdır? Günün hangi zamanlarını çalışmaya ayırırsınız?

Her günümün yarıdan daha fazlasını çalışarak geçiriyorum. Uykumdan feragat etmem; ama onun dışındaki vaktimde hep çalışırım.


5.     Bir konuyu araştırırken ilk baktığınız, güvenilir bir kaynağınız var mı?

Türkiye Diyanet Vakfı’nın on yılların emeğiyle hazırlanmış İslam Ansiklopedisi. Bunun dışında evimde genişçe bir kütüphanem var.


6.     Orta Doğu araştırmacısı, uzmanı olabilmek için dilin önemi nedir?

Dilini bilmediğiniz bir bölgeyi tam olarak anlayamaz, gerçek anlamda uzmanı olamazsınız. Dili bilince odaklandığınız bölgenin/ülkenin insanlarını, düşünce dünyasını, iç tartışmalarını, yaşanan olayları daha doğru anlama imkânı doğar.


7.     Dil öğrenirken nasıl bir yol izlenebilir?

Okuma, dinleme, yazma ve konuşma becerisini geliştirmenin metotları farklıdır, her birine ayrı emek vermek lazımdır. Türkçenin mantığıyla yabancı dilleri öğrenmeye çalışmayın; çünkü her dilin ayrı bir mantığı vardır ve bunu çözerseniz işiniz kolaylaşır. Dil öğrenebilmek için belirli dönemler tamamen ona odaklanmak lazım. Gençler için yaz tatilleri iyi bir fırsat olabilir. Bir de dili, özellikle Arapçayı matematik zekâya sahip olanlar daha kolay öğrenebilir. Bu vesileyle matematiğin sayılardan ve formüllerden ibaret olmadığını, bir düşünme sistematiği sunduğunu belirteyim.


8.     Aile hayatı ile çalışma hayatınızı nasıl dengeliyorsunuz?

Dengeleyebildiğimi söyleyemem. Gittikçe daha işkolik hale geliyorum.


9.     Ne yapmak veya nerede bulunmak sizi dinlendirir, rahatlatır?

Tabiatın sesini dinlemek. Kuş sesi, rüzgârın veya kıyıya vuran dalganın sesi bile beni dinlendirmeye yetiyor. Veya enstrümantal hafif bir müzik. En çok da bir okuyucumun veya dinleyicimin “Allah razı olsun” ile başlayan cümlesi; bunu duyduğumda bütün yorgunluğum gidiyor.


10.  Maalesef ülkemizde olan “Arap” algısını nasıl yıkabiliriz, dönüştürebiliriz?

Tanışarak ve tanıyarak. İnsanoğlu bilmediğinin düşmanıdır. Bir de ne varsa bizde var kibrini bırakarak.


11.   Gidip gördüğünüz coğrafyalardan sizi en çok etkileyen neresiydi?

Bugüne kadar 15 ülkeye gittim. Beni en çok etkileyen Özbekistan oldu. Tarihte Anadolu’yu İslamlaştıran çok büyük bir ilim ve tasavvuf merkezi olan bu toprakların nasıl fikrî, ilmî ve dinî olarak çoraklaştırıldığını görmek ve dinlemek çok çarpıcıydı. Mimari estetik muhteşemdi. Eski eserleri restorasyonda çok başarılılar.


12.  Filistin’in özgürlüğü için biz neler yapabiliriz?

Biz Filistin konusunda daha hala ilk vahiy olan “Oku!” ayetindeyiz. Gazeteci Ayşe Karabat bana Filistin’le ilgili yazıların çok az okunduğunu söylemişti. Gerçekten de öyle. 30.000 küsur Twitter takipçisi olan Filistin’le ilgili bir internet sitesinde yazıların tıklanma sayısı 30 ile 50 arasında. Bilgi sahibi olmadan bilinç ve dava sahibi olabileceğimizi, Filistin’i fethedebileceğimizi zannederek kendi kendimizi aldatıyoruz. Kısa vadeli, kendimizi tatmin edici davranışları bırakıp uzun vadeli, stratejik adım atabilmeyi öğrenmeliyiz. Filistin’in kurtuluşu İslam dünyasının hemen her alanda yeniden ayağa kalkmasıyla gerçekleşebilir.


13.  Filistin özelinde ne tür bir ilmi çalışma programı önerirsiniz?

Ülkemizde Ortadoğu’yla ilgili en fazla yayının olduğu alan Filistin. Okunabilecek çok iyi kaynaklar var. Öte yandan sadece Filistin’e odaklanırsanız olayları doğru anlayamazsınız. Aynı dönemde Orta Doğu ve dünyada neler yaşandığını da bilmeliyiz. Yani yerel-bölgesel-küresel düzleme eşzamanlı bakabilmeliyiz. Bunu yapmayanlar I. ve II. Dünya Savaşı hep “Büyük İsrail”i yaratmak için çıkartıldı zannediyorlar.  


14.  Medya alanında (özellikle film, dizi, belgesel gibi yapımlar ile) Filistin mücadelesini etkili yansıtmanın kurtuluşa veya en azından Dünya’da görülmeye bir faydası olabilir mi?

Evet olur. Görerek öğrenmek, duyarak veya okuyarak öğrenmekten daha kalıcı bir etki bırakır. Zaten çağımız da görselliğin tekelinde. İsrail’in dünyada kendini meşrulaştırması ve sempati toplamasında medya propagandasının ve Holokost filmlerinin etkisi büyüktür.


15.  Türkiye’nin Orta Doğu’daki pozisyonu ile ilgili kısaca neler söyleyebilirsiniz?

Orta Doğu’da rejimlerin değil ama halkların gönülleri Türkiye’ye son derece açık olup bize çok fazla umut bağlıyorlar. Ama bu umutlarını gerçekleştirebilecek kapasitede miyiz, emin değilim. Evet, önemli bir bölgesel gücüz; devletimiz, kurumlarımız, işadamlarımız ve STK’larımız çok önemli adımlar atıyor. Eskiye kıyasla iyi bir durumdayız. Ama hala birçok alanda uzman eksikliğimiz var. Orta Doğu’yu yeterince tanımıyoruz. Önyargılarımız çok. Temel problem, dünyaya da bölgeye de Türkiye merkezli bakmamız; yaşanan her şeyi kendi deneyimlerimiz, iç tartışmalarımız ve güvenlik kaygılarımız üzerinden okumamız. Oysa bölgenin gerçekliği bambaşka.


16.  Doğru ve gerçekçi bilgiye ulaşmak için hangi haber kanallarını takip etmeyi önerirsiniz?

Yıllardır -Ayşe Böhürler’in “Türk Kahvesi” gibi birkaç program hariç- televizyon seyretmiyorum, gazete okumuyorum. Ortadoğu’yu çoğunlukla Middle East Eye internet sitesinden takip ediyorum. Bunun dışında yabancı haber kanallarını izliyorum. Öte yandan Ortadoğu’ya odaklanan Türkçe iyi haber siteleri de var. Şahsen haber yerine kitap veya analiz okumayı daha elzem görüyorum.


17.  Orta Doğu’da devletlerarası bir birlik kurulamamasının nedeni ne olabilir?

İslam’ın ilk yayılma dönemi hariç İslam dünyasında tam olarak hiçbir zaman birlik sağlanamadı. Aynı anda birkaç hilafetin kurulduğu dönemler de oldu. Bu kadar geniş bir coğrafya tek bir çatı altında yönetilemez zaten. Bence birlik kurma hayallerini bırakıp farklılıklarımızla bir arada nasıl yaşayabiliriz, kader ortaklığını nasıl sağlayabiliriz üzerinde düşünmek daha isabetli olur. Kendi ülkemizde, hatta kendi ailemiz ve akrabamız içinde birbirimizi yerken, anne-babamızın malını bile paylaşamayıp miras kavgasına düşerken, koskoca Orta Doğu’nun birlik olmasını nasıl bekleyebiliriz ki?


18.  Kudüs’e gitmek de Filistin için mücadele etmenin bir adımı olarak görülebilir mi?

Kesinlikle. Gitmediğiniz, görmediğiniz yer sizin değildir derim hep. Türkiye’de son yıllarda Filistin ve Kudüs hassasiyeti, bu alanda bir şeyler yapabilme gayreti gidilip görüldüğü için arttı.


19.  Gençler mutlaka okumalı dediğiniz 3 kitap önerir misiniz?

Değerli insanların hatıratlarını okumak çok önemli. Bunun dışında:

Munsif Merzuki’nin Diktatörlük ile Devrim Arasında Arap Dünyasının Krizleri

Avi Shlaim’in Demir Duvar

Mustafa Halife’nin Salyangoz: Suriye Zindanları


20.  Günümüz gençliğinden ümitli misiniz?

Evet, ümitliyim. Hatta hayatımı gençlere, gençleri yetiştirmeye adadım desem abartmış olmam.