18 Ağustos 2016 Perşembe

J.PETRAS: DARBEYLE ABD'NİN ALDIĞI STRATEJİK YENİLGİ

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


WASHINGTON’IN STRATEJİK YENİLGİSİ: ERDOĞAN GÜLENCİ DARBEYE BASKIN ÇIKTI

James Petras (Binghamton Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden emekli profesör; Latin Amerika ve Ortadoğu siyaseti üzerine uzman; 62 kitabının yanısıra akademik dergilerde yayınlanmış 600 makalesi ile gazete ve dergilerde yayınlanmış 2000’i aşkın yazısı var)
UNZ, 8.8.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Son on yıldır Türkiye’de faaliyet yürüten Amerikan istihbaratı, giderek etkinliğini artıran Gülen’in paralel devletiyle yakından iş tuttu. Son döneme kadar [Gülencilerin] iktidar yaklaşımları, seçimlere girmeden veya askeri darbeye başvurmadan siyasi, iktisadi, idari, hukuki, askeri, kültürel makamları ve medyayı gizlice ele geçirmeye dayalı sızma stratejisiydi.
Bunun için esnek taktikler benimsediler, rakiplerini saf dışı bırakmak için farklı koalisyonları desteklediler veya dağıttılar.
(…)
Gülenciler, Ortadoğu’da Amerikan-İsrail politikalarını desteklediler; Erdoğan’ın “bağımsız” ve değişken güç projeksiyonuna karşı çıktılar, Batı yanlısı serbest pazar politikasını desteklediler, ABD’nin Kürtlerle ilişkilerini kabul ettiler ve Rusya’yla herhangi bir uzlaşmayı reddettiler. Diğer bir deyişle Gülenciler, Erdoğan rejimine kıyasla, Ortadoğu’nun her yerinde AB-NATO-ABD politikalarına çok daha bağımlı ve çok daha güvenilir bir gruptu.
Gülencilerin ve onların Washington’la gelişen bağlarının farkında olan Erdoğan, kararlı ve başarılı bir adımla, onları erken bir darbe teşebbüsüne zorlayarak iktidarı ele geçirmeye çalışmalarının önünü aldı.

Erdoğan’ın iktidar bloğu Gülencileri mağlup etti
(…)

ABD’nin darbedeki hesap hataları
Gülenciler, güç ilişkilerini tamamen yanlış hesaplayan ve Erdoğan’ın darbenin önünü alma kapasitesini yanlış okuyan ABD’nin desteğine bağımlı haldeydiler.
Amerikalı danışmanların en büyük kusuru Türk siyasi denklemine ilişkin cehaletleriydi: Erdoğan’ın çok güçlü olan partisini de seçmen ve kitle desteğini de küçümsediler. CIA, Gülencilerin elit kurumsal yapılardaki desteğini abarttı ve Türk toplumundaki siyasi yalnızlıklarını da hafife aldı.
Ayrıca Amerikan ordusu, Türk siyasi kültürünün özelliklerini, yani askeri-bürokratik darbeye halkın genel karşı duruşunu hiç idrak edememişti. Darbe karşıtı güçler arasında Erdoğan’ı eleştiren siyasi partilerin ve toplumsal hareketlerin de yer alacağını hiç hesaba katmadılar.
Amerikalı strateji uzmanlarının temel dayanağı, yanlış okudukları Mısır, Libya, Irak ve Yemen’de milliyetçi ve İslamcı sivil yönetimleri deviren askeri darbelerdi. Erdoğan, Mısır’ın Cumhurbaşkanı Mursi gibi savunmasız değildi, istihbarat ve orduyu kontrol etmekte olup halk desteğine de sahipti.
ABD-Gülen askeri istihbarat stratejisi plansız, koordinasyonsuz ve erkendi. (…)
Destekçilerinin hızla çözülmesi karşısında ABD savunmacı bir pozisyona girdi. (…)
(…)

ABD-Gülen darbesinin sonuçları
Washington’ın Erdoğan’ı devirmekteki başarısızlığının Ortadoğu, Batı Avrupa ve ABD’de inanılmaz yankıları olabilir.
Erdoğan gözdağı vermek için 7000 kişilik birliğin (…) İncirlik’teki NATO hava üssünü kuşatması emrini verdi.
(…)
Erdoğan Rusya’yla uzlaşma ve AB’den uzaklaşma yoluna gitti. Eğer ki Türkiye NATO’yla ilişkilerinin seviyesi düşürürse ABD, Rusya’nın güneyinde yer alan stratejik müttefikini kaybedecek ve Suriye ile Irak’ta nüfuz kurma kapasitesi darbe alacaktır.
Askeri ve sivil kurumlardan Gülenci güç tabanının büyük ölçüde tasfiyesiyle Washington’ın Türkiye’deki kozu iyice azaldı.
Washington, bölgede politikalarını “sağlama almak” için güçten düşmüş, istikrarsız ve adeta köle haline gelen Yunanistan’daki Syriza – Çipras rejimine bel bağlamak zorunda kalabilir.
Başarısız darbe, Washington’ın bölgede büyük bir darbe alması/geri çekilişi ve buna mukabil Suriye, İran, Lübnan ve Rusya’nın öne çıkması anlamına gelebilir.
İki ihtimal var: Gülencilerin tasfiyesini “tamamla”dıktan ve Washington’ın suçunu açığa vurduktan sonra acaba Erdoğan, yeni bir bağımsız politika uygulayabilecek veya bunu arzu edecek mi, yoksa içerideki kontrolünü iyice pekiştirip NATO’yla anlaşmak için “yeniden müzakere”yi mi tercih edecek?
Acaba Erdoğan ordu üzerinde siyasi kontrolü sağlayabilecek mi, yoksa Gülencilerin yenilgisi geçici bir sonuç olup siyasi rejimi istikrarsızlaştıracak yeni askeri cuntalar mı filizlenecek?
Son olarak Erdoğan Batılı finansa ve yatırıma bağımlı olup bunlar ABD, AB ve NATO’yu eleştiren bir rejimi desteklemekte epeyce direnç göstereceklerdir. Eğer ki Erdoğan, Batı’dan bir iktisadi baskıyla karşı karşıya kalırsa bir başka yere yüzünü döner mi, yoksa kapitalist “gerçeklikler” karşısında geri adım atıp boyun mu eğer?
Erdoğan’ın bir Amerikan darbesini bertaraf etmesi geçici olabilir; zira tarihin bize öğrettiğinden hareketle diyebiliriz ki yeni askeri, siyasi ve iktisadi müdahaleler Washington’ın illa ki gündemindir.



A.DUGIN: TÜRK DARBESİ VE AMERİKAN DEZENFORMASYONU

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRK DARBESİ VE AMERİKAN DEZENFORMASYONU

Aleksandr Dugin (Rus siyaset bilimci profesör, neo-Avrasyacılığın ve Rus milliyetçiliğinin önemli bir temsilcisi; Ulusal Bolşevik Partisi, Ulusal Bolşevik Cephesi ve Avrasya Partisi kurucularından biri; Putin’e yakın isimlerden)
Katehon, 25.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Daha ilk bakışta her şey net: Amerikalılar ve onların nüfuz ajanları Ankara’nın Moskova’yla yakınlaştığını görerek darbenin düğmesine bastılar. Ama teşebbüs başarısızlığa uğradı. Amerikalılarla onların Türkiye’deki destekçilerinin, Türk Hava Kuvvetlerinin uçağımızı düşürmesinden ve ardından İslamcıların da pilotumuzu öldürmesinden dolayı suçlanacağı ortaya çıktı. Darbenin bastırılmasından sonra Erdoğan, darbe liderlerinden birinin İsrail’le ilişkilerden sorumlu eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk olduğunu açıkça ilan etti. Washington’la doğrudan bağlantıları olan İkinci Ordu Komutanı Adem Huduti ve Tümgeneral Avni Angun’un aralarında olduğu diğer Hava Kuvvetleri generalleri de elebaşları arasında zikredildi.
Olgular apaçık ortada: NATO üyeliğinin de etkisiyle Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir Amerikan nüfuz ajanları ağı kurulmuştu. Bu ağ, NATO entegre sisteminde ordunun diğer kanatlarına kıyasla bilhassa Hava Kuvvetlerinde aktifti. Bunlar ABD’de yaşayan ve Hillary Clinton’la yakın ilişkileri bulunan Fethullah Gülen’in öncülüğündeki grupla da bağlantılıydı.
Yani ilk olarak Rus savaş uçağını düşüren Türkiye’deki Amerikan ajanları, pilotun acilen çağrı işareti yolladığı gerçeğini gizleyerek Erdoğan’ı da yanılttılar. Oyunları tam ifşa olunmak üzereydi ki Atlantikçi mutemetlerinin emriyle Erdoğan’ı devirmeye kalkıştılar. Darbe bastırıldığından Erdoğan artık bir yanılsama içinde değil ve fiilen ABD’yle ipleri koparmaya ve NATO’dan çekilmeye doğru gidiyor. Bu kaçınılmaz sonucu bekleyen Kerry, bu inisiyatifin en azından kısmen Washington kaynaklı görünmesini sağlamak için Türkiye’nin NATO’dan çıkışından bahsederek bu kötü oyun sırasında bozuntuya vermemeye çalışıyor. Bu şartlar altında bu sürece hazırlık yapmak ve Rusya, Çin ve İran’la yeni temaslar kurmak mantıklı görünüyor. Erdoğan işte tam da bunu yapıyor. Artık AB’ye de NATO’ya yeter. İşte önümüzde çok kutuplu bir dünya ve Amerikan hegemonyasının sonu…
Ama biz burada bir hibrid savaşın sürmesiyle karşı karşıyayız. Amerikalıların ilk yaptığı şey, sözde darbenin bizzat Erdoğan tarafından organize edildiği yalanını yaymak oldu. Şahsi bir şeymiş gibi algılamayın, bu tipik bir Amerikan küstahlığı. Bir askeri darbeyi sahneye koydular, başarısız oldular ve ardından kendi tezgahladıkları şeyden tutup da Erdoğan’ı suçladılar. Daha da önemlisi, bu zavallıca yalan dünya medyasında körü körüne yankı buldu.
16 Temmuz’da İngiliz the Guardian gazetesi apar topar Fethullah Gülen’in darbeyi Erdoğan’ın tezgahladığı görüşüne yer verdi. 15 Temmuz’da Michael Rubin Foreign Policy’de “Erdoğan kendisinden başka kimseyi darbeden sorumlu tutamaz” başlıklı bir makale yayınladı. [Z.T.K. Makaleye http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2016/08/mrubin-darbeyle-ve-turkiyeyle-ilgili-10.html linkinden ulaşabilirsiniz] Abreu Report gibi daha küçük bir medya kuruluşu da dedi ki “Dünkü darbe, Sayın Erdoğan’ın iktidarına karşı değil, bizzat Sayın Erdoğan’ın Avrupa’nın seküler geleceğine karşı sahneye koyduğu bir darbeydi.”
19 Temmuz’da Fox News, Erdoğan’ın bu sahte darbeyi organize edip ardından da Gülen’i suçluyor olabileceğine dair bir haber yaptı. Gülen cumartesi günü Pensilvanya’daki karargahından gazetecilere darbenin bir tertip olabileceğini söyledi.  
Darbenin hemen akabinde eski Pentagon yetkilisi Michael Maloof dedi ki Erdoğan ordunun kolunu kanadını kırmak için buna çanak tuttu. The Jerusalem Post daha da spesifik bir dille Türkiye’deki “darbe teşebbüsü”nün gittikçe daha fazla bir “sahte bayrak” operasyonu gibi göründüğünü dahi yazdı [Z.T.K. yani istihbarat örgütlerinin halkı kışkırtmak ya da yönlendirmek amaçlı kendi yaptıkları bazı olayları hedefteki kişiler yürütüyor gibi göstererek kamuyu aldatmak için tasarladıkları gizli operasyonlar; buradaki kasıt, Erdoğan’ın bizzat kendisinin darbeyi sahneye koyup Gülen planlamış gibi göstermesi].
Yılan gibi tıslayıp duran uzmanlar zehirli kinlerini kusuyorlar; tabii ki bütün bunları Erdoğan’ın tezgahladığı, aksi takdirde bu kadar çabucak darbeyi püskürtemeyeceği iddiasıyla. Ne ilginçtir ki aynı medya kuruluşları darbenin daha ilk saatlerinde Erdoğan’ın kaçtığı, Rusya’dan [Z.T.K. Doğrusu Almanya olacak] sığınma talep ettiği, tüm medyanın ordunun kontrolü altına girdiği, hükümet üyelerinin tutuklandığı vb. asılsız haberleri hep bir ağızdan yayınlamışlardı. Darbe başarısızlığa uğradı ve Amerikan ağları sanki hiçbir şey olmamış gibi “aklıselim”e karşı kendi ajanlarını salmaya devam ediyorlar.

G.FULLER: GÜLENCİLİK İSLAM’IN EN CESARET VERİCİ YÜZLERİNDEN BİRİ

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


GÜLEN HAREKETİ BİR KÜLT DEĞİL, GÜNÜMÜZ İSLAM’ININ EN CESARET VERİCİ YÜZLERİNDEN BİRİ

Graham E. Fuller (Eski üst düzey CIA şefi, eski Milli İstihbarat Konseyi başkan yardımcısı; Müslüman dünyayla ilgili birçok kitabın yazarı; şu anda Rand Corporation danışmanı. En önemlisi Gülen’in Pensilvanya’da kalmasını ve Yeşil Kart almasını sağlayan ona en yakın Amerikalılardan biri)
Huffington Post, 22.7.2016

Z.T.K. Aynı yazı, Fuller’ın kendi bloğunda “Türkiye’de İslamcılar savaşa tutuştu” başlığıyla, ertesi gün de Consortium News’te “Türkiye’nin darbe sonrası krizinin perde arkası” başlığıyla yayınlanmıştır.

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Geçen hafta Türkiye’de, iki büyük İslami hareketin artık iyice gözler önüne serilen mücadelelerinin son halkası diyebileceğimiz gelişmelere şahit olduk. Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Erdoğan, hükümetine yönelik başarısız darbe teşebbüsünden dolayı sürgündeki İslami lider Gülen’i suçladı. Hemen ardından Erdoğan, hiç vakit kaybetmeksizin Gülen’le bağlantısı olduğundan şüphelenilen kişilere ve aslında her ideolojiden tüm Erdoğan muhaliflerine karşı Stalinvari bir büyük tasfiye ve tutuklama harekatına girişti.
(…) Türkiye’de yaşanan, temelde İslami ılımlılar arasındaki bir mücadele. Ne Erdoğan ne de Gülen herhangi bir türden İslam devleti veya şeriat kanunu veya Hilafet veyahut Batı’ya karşı cihat çağrısı yapıyor. Her ikisi de (…) laik devlet yapısı içinde görece gayet rahat bir şekilde hareket ediyorlar. Biz burada İslam’dan veya teolojiden değil, iktidardan ve nüfuzdan bahsediyoruz. (…)
Ama iki grup arasında önemli bir farklılık söz konusu. Erdoğan siyasi bir parti yönetirken Gülen Hizmet adıyla bir sivil toplum hareketinin başında. Erdoğan daha geleneksel bir Sünni Türk İslam hareketinden; Gülen ise apolitik, sufi, mistik ve sosyal bir gelenekten geliyor. Gülen, laik yükseköğrenim de dahil yavaş ve derin bir toplumsal değişimle ilgilenirken, Erdoğan bir siyasi parti lideri olarak daha popülist bir tavırla ülkesinin genel refahını yükseltmeye çalışarak öncelikle partisinin gücünü korumaya odaklanıyor.
Ancak geçen hafta Erdoğan’a karşı girişilen dramatik darbe teşebbüsünü incelediğimde arkasındaki fikir babasının Gülen olamayacağı kanaatine vardım. Tabii ki elde kanıtlar olmadığından kimse kesin bir kanaat bildiremez. Gülen’in toplumsal hareketi, merkezi bir kontrol altında bulunmayan, muhtemelen 1 milyonu aşkın bir müntesip veya sempatizan ağından müteşekkil. Bu hafta on binlercesinin tutuklanmasıyla -işkence gördükleri de apaçıkken- ne türden “itiraflar” yaratılacağını tahmin etmek mümkün değil. Erdoğan, ABD’den Gülen’in iadesini istiyor; ancak çoğunlukla Washington, kanıtlar Amerikan mahkemesini gerçekten ikna edici sağlamlıkta değilse siyasi şahsiyetleri iade etmez.

Daha da önemlisi, Erdoğan’ın Gülen hakkındaki duygusal ve çok geniş çaplı suçlamaları akla ve mantığa ters düşer mahiyette:
— Erdoğan, 2013’te yolsuzlukların (…) ifşa olması üzerine çok öfkelenerek Hizmet Hareketini zaten darbeden evvel büyük ölçüde ezip geçmişti. (…) Hizmet mensupları tabanlarının zayıfladığının farkına vardı ve hareket olarak yeniden toparlanma ihtiyacı içine girerek -demokrasiyi korumak, askeri gücün geri dönüşüne karşı durmak ve Erdoğan’ın giderek artan bir dozda gücünü kötüye kullanmasını engellemek için- liberaller ve hatta laiklerle dahi daha yakından iş tutmanın gerekliliğini anladı.
— Gülen, Osmanlı geleneğindeki gibi, hep devletin onuru ve önemi kavramlarını destekleyegeldi. İslam’ı devletin önüne geçiren daha evvelki İslamcı hareketlere karşı hep devlete destek çıktı. Sağ ve sol gerillaların sokaklarda birbirleriyle çatıştığı bir dönemde devleti korumak adına 1980 askeri darbesini destekleme ihtiyacı hissetti. Ama temelde, Hizmet Hareketinin var olup toplumsal misyonunu icra etme özgürlüğünün en garanti yolu olarak demokrasiyi hep askeri yönetime karşı destekledi.
Gülen geçen haftaki darbeyi de hemen kınadı. Acaba takiyye mi yapıyordu? İmkânsız, hele de Gülen’in yıllar yılı askeri yönetimden duyduğu rahatsızlık dikkate alınırsa... Dahası, Hizmet hiçbir zaman terör faaliyetlerine katılmadı ve bu yüzden şiddeti desteklemeleri imkan dahilinde değil. Barış ve diyalog vurgusu yapan (…) Hizmet’i bir “terör örgütü” olmakla suçlamak saçma.
— Ordunun onlarca yıldır Hizmet mensuplarını –ve aslında herhangi bir dini inancı olan her subayı- titizlikle saflarından temizlediği dikkate alınırsa, Gülen’in öyle ciddi bir darbe örgütleme kapasitesinin falan yok. Zaten Türk istihbaratı da büyük dosyalar hazırlayarak yıllardır hareketin ensesindeydi. Gülen niçin kendi görüşlerinin aksine hareket ederek bir askeri darbeyi tercih etsin ki, hele de Erdoğan karşısında azami derecede zayıf düştüğü bir anda?
— Darbe liderleri, kendilerine Gülen’le bağlantısı olmayıp Atatürk’ün meşhur sloganı olan “Yurtta Sulh Konseyi” adını vermişler.
— (…) Aşikâr ki Erdoğan,  bir süper başkanlık sistemi kurma planına muhalefet eden herkesi yok etme fırsatı yakalamış durumda. (…)

(Kapsamlı açıklama: 2006’da Yeşil Kart başvurusu sırasında Gülen’in ABD için bir güvenlik tehdidi teşkil etmediğine dair bir mektup yazdığım kamuya mal olmuş durumda. Bu olay benim The Future of Political Islam başlıklı kitabımı tamamlamamdan sonra gerçekleşti. Bu kitap için İslamcılarla mülakat yapmak üzere dünyanın birçok yerine yoğun ziyaretler gerçekleştirmiştim. Bu süreçte Hizmet Hareketini dikkat çekici bir biçimde ılımlı, hoşgörülü, barışçıl, diyaloga açık, küreselleşen bir dünyada Müslümanların güçlenmesi için eğitimin güçlü bir savunucusu olarak bulmuştum. Ancak Başkan Bush’un Terörizmle Küresel Savaş yıllarında Washington’daki birçok Neocon, –diğer yüzlerce Müslüman dini liderle birlikte- Gülen’in de ABD için bir güvenlik riski oluşturduğu iddiasıyla sınırdışı edilmesi için kışkırtmalar yapıyorlardı. Ben bu ithamların temelsiz olduğunu gördüm. Gerçekten de Hizmet Hareketinin günümüz İslam’ının dünyadaki en umut verici yüzünü temsil ettiğine inanıyorum. FBI’dan bu meseleyi ele alırken benim şahsi kanaatlerimi de dikkate almalarını istedim. O dönemden beri Gülen’in düşmanları ve birçok komplocu Türk, iki durum arasında şöyle bir bağlantı kurdu: Benim eski bir CIA yetkilisi olmam (ki 18 sene evvel CIA’den emekli oldum) ve Gülen’i savunmam dolayısıyla bunu Gülen’in bir CIA ajanı olmasının “kanıt”ı olarak sundular.)

Bu arada Gülen’in Hareketi de hatasız değil. Gülen, 75 yaşında, münzevi bir hayat yaşayan ve örgütün günlük işlerine çoğunlukla karışmayan bir dini lider. Hizmet ise şeffaf bir yapı olmadığından “karanlık” görülüyor. (…)
Nihayetinde olan biten sadece siyasetten ibaret değil. Kritik bir mesele hakkında konuşuyoruz: İslam’ın geleceğini ne türden bir hareket temsil edecek? IŞİD mi? El-Kaide mi? Müslüman Kardeşler mi? Ben İslami hareketler arasında Hizmet’i akılcı, ılımlı, toplumsal alanda inşacı ve açık fikirli örgütler listesinin en başlarına yerleştiriyorum. Bir “kült” değil, ana-akım modernleşmeci İslam kategorisine oturuyor.
Erdoğan’ın AKP’si bir zamanlar fevkalade bir modeldi. Eğer ki Erdoğan, partisinin başarıları zirvedeyken 2011’de siyasetten emekli olsaydı demokratik Türkiye tarihinin en büyük başbakanı olarak tarihe geçecekti. Ancak birçok liderin başına geldiği gibi, on yıllık iktidarın ardından yolsuzluklar başlar, iyi yönetişim becerisi yitirilir, yalnızlaşır ve hatta iktidar hırsı tavan yapar. Erdoğan şu anda partisinin ilk on yıllık iktidarında kurduğu her şeyi adeta yok etme sürecinde. Kitlesel tasfiyeleri, korku ve belirsizliğin insanları bıkıp usandırtması Türkiye’yi tahrip ediyor.
Peki, bu nasıl sonlanacak? Erdoğan kararlı bir şekilde Hizmet’in belini büktü. Ama Erdoğan kendi sonunu hazırlıyor. Nasıl ve ne zaman iktidardan düşeceği belirsiz. Bu arada Türkiye gittikçe hızlı bir şekilde uluslararası toplumdan dışlanıyor. Şu anda Erdoğan’ın en baş kurbanı ülkenin kendisi. 

DARBE ANINDA BATILI BİR GRUBUN DUYGU VE DÜŞÜNCELERİ

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’DEKİ ASKERİ DARBE
MI6 Community (The Home of James Bond 007), 15.7.2016 ve 16.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Z.T.K. Darbe teşebbüsünün ilk anlarında başlayıp ertesi günü başarısızlığa uğradığı netleşene kadar yazışan Avrupa’dan bir grup. Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın devrileceğine dönük besledikleri büyük ümitten giderek ümitsizliğe düşmeleri, sonuna doğru darbenin gerçekliğinden şüphe duyar hale gelmeleri ve en son tercüme etme gereği duymadığım kısımda da birbirlerine düşüp AB’yi ve Merkel’i eleştirmeye başlamaları… Anbean Avrupalı bir ekibin duygu ve düşüncelerini tüm çıplaklığıyla ortaya döktüğü için diyaloglardan dikkat çekici olanları tercüme etme ihtiyacı hissettim. Topluluk James Bond meraklısı bir grup. Adları, İngiliz istihbaratından ilhamla “MI6 Community”. İstihbaratçılık tarafları var mı bilmiyorum. Darbe gecesi birçok Batılının duygu ve düşüncelerine tercüman olduklarını düşünüyorum; zira Batı basını örtülü veya açık benzer duygu ve düşüncelerle dolu. Batı zihniyetini anlama babından okunmaya değer diyaloglar…


Eğer bu doğruysa onların [Z.T.K. darbecileri kastediyor] başarılı ve Erdoğan’ın tarih olması için dua etmeliyiz.
Eğer ki başarılı olamazlarsa Erdoğan, Türkiye’yi bir diktatörlüğe dönüştürmek için gerekli meşruiyete sahip olacaktır. Çok daha fazla güçlenip onlarca yıl ülkeyi yönetecektir.
Ümit ederim ki ordu ne yaptığını biliyordur. Eğer ki Erdoğan darbeden sağ salim çıkarsa bu, Avrupa’nın tarihinin en kötü dönüm noktası olabilir.

Dürüstçe söylemem gerekirse, eğer ki Türk ordusu başarılı olursa bu, Avrupa kıtası için iyi, Rusya için kötü olacaktır.
İnsanlar Atatürk’ün Türk toplumundaki nüfuzunu küçümsedi. Erdoğan onun başarılarını hızla tahrip etti. Bunlardan biri de Atatürk’ün tasavvur ettiği ülkenin katı laik ve demokratik karakteri (...) Erdoğan geçtiğimiz yıllarda bunu fiilen tahrip etti ve siyasi alana İslam’ı çok daha güçlü bir şekilde geri döndürttü.
Yine Erdoğan iktidarında terör, özellikle de PKK terörü hızla arttı. Öyle görünüyor ki Erdoğan, terörü yatıştıran değil, azdıran bir güç.

Türk ordusu şu anda bizim geleceğimizle oynuyor. Oynanan böyle bir kumarla risk almaya değer mi, hiç emin değilim.
Eğer Erdoğan bu badireyi siyaseten atlatırsa, gazabı yıkıcı olacak ve Avrupa çapında hissedilecektir. Erdoğan Avrupa kıtasının en tehlikeli adamı haline gelebilir.
Ve zayıf AB yönetimleri her zamanki gibi “diplomasi” adına hiçbir şey yapmayacaktır.

Erdoğan insanları protestoya çağırıyor, ama zannedersem bu görüntü [Z.T.K. Cumhurbaşkanımızın CNN Türk’ten Hande Fırat’a telefonla bağlanma görüntüsü] onun bir nevi kaderini pazarlıyor.

Bu, Erdoğan’ın iktidarı bırakmak yerine Türkiye’de bir iç savaşa yol açacağı anlamına gelir.

İnanamıyorum, BBC News köprüde insanların öldürüldüğünü canlı yayında veriyor. Görünen o ki bazı yerlerde siviller kontrolü yeniden ele alıyor.

Bu darbeye tam olarak neyin yol açtığından emin değilim, ama gerçekten son derece tedirgin edici. Acaba son dönemdeki [Rusya’yla vs.] yakınlaşmaların darbeyle bir bağlantısı var mı, merak ediyorum doğrusu. Ve –tıpkı daha evvel Mısır’da olduğu gibi- bu darbe de acaba başkaları tarafından kışkırtılmış olabilir mi, bunun da merak ediyorum.

Erdoğan tehlikeli bir adam; tek ümidimiz, bu darbe başarılı olup da onun denklemden çıkarılması. Yoksa Türkiye, hiç beklemediğimiz şekilde yeni bir barut fıçısına dönüşebilir.

Öyle görünüyor ki darbeyi başlatan Türk ordusu sosyal medyayı biraz küçümsemiş. (...)

Ordunun kendi halkını öldürmesi kötü bir oyun.
ABD/AB tepkisine bakın, hele de halk öldürülürken. Bu bize bütün bunların neden olduğuna dair bir ipucu verecektir.

Ordunun mevcut despot iktidarı hafife almış olduğunu hiç zannetmiyorum; öyle görünüyor ki darbe, akşamın erken saatlerinde zannettiğimiz gibi öyle çabucak ilerlemeyecek.
Endişelendiğim şey, eğer ki ordu başarısız olursa Erdoğan’ın bütün yetkisini ne zaman fiilen geri alacağı. O vakit geldiğinde çok daha kızgın ve hatta çok daha otokrat bir Erdoğan’ın ortaya çıkmasından çok daha fazla korkmalıyız.
(...)
İşler iyice bulanıklaşıyor. Bir kanat, yani ordu, gerçek demokrasiyi yeniden tesis için otokrat lideri devirmek istediğini söylüyor, diğer kanat ise bizzat demokrasinin kurumları tarafından seçildiklerini iddia ediyor.
İşler iyice çirkinleşiyor. Ben tıpkı 1980’de olduğu gibi Türkiye’de hızlı ve temiz bir darbe olacağını umuyordum.

Bu, Avrupa için kaybet-kaybet durumu. Bu belki de hayatımızın en kara günü. Avrupa’yı kaosa sürükleyebilir.
Türkiye bir NATO üyesi ve ABD ile Almanya için en önemli askeri üs konumunda. Eğer ki Erdoğan bundan siyaseten kurtulursa anayasayı askıya alacak ve Türkiye’yi kendi krallığına dönüştürüp bir diktatör gibi yönetecektir. Bunu durdurmak içinse zayıf düşmüş aptal AB hiçbir şey yapmayacaktır.
Eğer ki Türkiye’de bir iç savaş çıkarsa bu Avrupa’yı istikrarsızlaştıracaktır. AB yönetiminin beceriksiz ve zayıf olduğunu biliyoruz. Hiçbir şey yapmayacaklar.
Sonunda Avrupa’da düzeni yeniden tesis eden -bir kez daha- ABD olacaktır. Umarım böyle olur.

(...)
Bizim başkalarını suçlamaya başlamamız bence hiç duyulmamış bir şey. Bu darbe tamamen bir iç mesele. Bence biz en başta Türkiye’yi eleştirmeliyiz; liderleri geçmiş yıllarda nasıl bu denli bir bölücülük ve baskı ortamı yaratabildi?
Bu arada darbe çözülme emareleri gösteriyor. Ordunun bir kısmı pes edip Erdoğan’ın yanında saf tutmaya başladı.

Bence bugün Türkiye’de demokrasinin kaybettiği gündür; sadece darbenin doğası antidemokratik olduğu için değil, bizzat Erdoğan bundan böyle çok daha hızla bir diktatör olmaya doğru gideceği için… Erdoğan, darbe tertipçilerinin tamamının Gülen Hareketi’nden olduğunu söyleyerek çoktan kendisini kurbanlaştırdı bile.
Daha da önemlisi Erdoğan, destekçilerini büyük bir isyana çağırarak olayları bizzat tırmandırdı. Bunu nasıl yapabilir? Nasıl kendi halkını bu şekilde ateşe atabilir? Onun yüzünden baksanıza şimdiye kadar 70 kişi hayatını kaybetti.
Bundan sonra Türkiye’de hayat çok daha gergin, çok daha bölünmüş, çok daha korkutucu olacak ve Erdoğan bunu istismar edecektir. Bu, Atatürk’ün hareketi ve özellikle de Türk demokrasisi için çok ama çok kötü bir gün.

(...)
Erdoğan Türk milliyetçiliğini çok fazla coşturmuşa benziyor, ben bu durumdan nefret ediyorum. Milliyetçi liderler bu işi daha sıkı tutmalılar. Erdoğan’ın gücünün Türkiye hudutları dışında durdurulması lazım.
(...) Bu darbe Türk halkının nasıl bölünmüş olduğunu ve Erdoğan’ın gücünün nasıl gözü kara/pervasız hale geldiğini gözler önüne seriyor. (...)

Ordu dün gece Avrupa’nın kaderiyle bir kumar oynadı ve kaybetti.
Bunun Avrupa’da yaşayan hepimiz için çok tehlikeli sonuçları olacaktır. Erdoğan hiç vakit kaybetmeden diktatörlüğünü kuracaktır. (...)
Hayatımızın en tehlikeli adamıyla artık karşı karşıyayız, hem de Avrupa’nın en büyük ülkelerinden birini yöneten bir adam bu...
Ve Avrupa hiç şüphesiz hiç bir şey yapmayacak. Hatta tutup da onu destekleyecekler bile.
ABD Türkiye’deki askeri üslere muhtaç olduğu için hiçbir şey yapmayacak.
Bu Erdoğan için olabilecek en iyi şey.
265 kişi öldü. İnanılmaz. Bugün Türkiye dünyanın maskarasına dönüşmüş gibi görünüyor. Bunu kim yapabilir... Erdoğan ve liderliğinde kökten hatalar var.
Bugün olan bitenler bize Erdoğan’ın ne denli zalim, sorumsuz ve tehlikeli bir adam olduğunu gösterdi. Duyduğuma göre Başbakan Yıldırım sadece hükümetin yanında saf tutup da hayatını kaybedenleri can kayıpları arasında saydı ve muhaliflerden hayatını kaybedenleri (darbeyi örgütleyenleri, askerleri ve laikliğin destekçilerini) ise kasıtlı olarak hiç dikkate bile almadı.

Niye AB sürekli suçlanıyor. Çoğunluk AB’nin yıkılışını görmek isterken, kahrolası bu insanlar AB’den ne yapmasını bekliyorlar ki? AB son dönemde her şeyin günah keçisi. Göçmen krizini Türkiye’nin yardımıyla çözmek istedi, belasını buldu. Demokratik yollardan seçilmiş bir cumhurbaşkanını destekledi, yine belasını buldu. Kimse böyle bir darbeyi öngöremezdi. Ben bile tamamen şaşkına dönmüş durumdayım. AB’yi değil, Türkiye’yi suçlayın!
İnsanlar zaman zaman bunun ne denli bir lanet karmaşa olduğunu unutuyorlar. Eğer ki Obama, Merkel, ABD ve AB darbeyi tertipleyen Türk ordusuna destek verse sonuç ne olurdu hiç bu soruyu soran var mı? Biz soruyor muyuz?
Eğer bu olsaydı Erdoğan’ı Putin’in ve Çin’in ellerine düşürmüş olurduk. Eğer ki bu tür şeyleri söylersen, darbeye destek verirsen, savaşa girersin! Bu kadar basit. Birisi çıkıp da siz darbeyi desteklediniz diyebilir; ama bu öyle zayıf bir destek değil. Türkiye bir NATO üyesi olduğundan bu, darbeye tam destek anlamına gelir. Ve eğer ki ABD ile Avrupa içinden bazı ülkeler darbeye destek vermek için Türkiye’ye bir savaş açsaydı bu, çatışmanın tırmanması anlamına gelecekti. Bu da 1963 Küba Füze Krizi’nden bu yana hiç şahit olmadığımız bir tırmanma olacaktı.
O halde lütfen biraz sakinleşin. Ben de Erdoğan’dan nefret ediyorum. (...) Bütün genlerimle Erdoğan ve şürekasına karşı mücadele edeceğim.
Ama benim mesajım şu: Her şey çok ama çok daha kötü olabilirdi. AB ve ABD’de biz barış içinde yaşadığımız sürece bırakın Türkiye’yi nasıl istiyorsa öyle olsun. Buna [kendi ülkelerinin barışına] öncelik verip duygularına yenik düşmedikleri için ben Obama ve Merkel’e müteşekkirim.

Erdoğan Türkiye’nin başında ve AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var; o halde Erdoğan ne isterse yapsın!

Erdoğan’a yönelik kayıtsızlıklarından dolayı ben AB’yi suçluyorum. Ben de darbe asla olmamalıydı diye düşünüyorum, ama Erdoğan’ın otokratlığının da bir mazereti olamaz.

Merak ediyorum acaba bütün her şey bir kurgu muydu?

Geriye doğru baktığımda darbenin çok kötü planlandığını ve tatbikinin daha da beter olduğunu görüyorum. (...) bununla birlikte, herhangi bir çatışma ülkeyi sosyal ve ekonomik açıdan sıkıntıya sokacaktır, bu yüzden böyle bir kurguyu Erdoğan tercih eder mi, emin değilim. (...)

Görünen o ki Erdoğan ABD’den Fethullah Gülen’in iadesini istiyor. Bu adam aklını kaçırmış olmalı.


Türkiye’deki bu sözde “drabe”de gözle görünenden çok daha fazlası olduğu aşikar.


R.GOWAN: BİR DARBEYİ NASIL TAHMİN EDERSİNİZ?

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


BİR DARBEYİ NASIL TAHMİN EDERSİNİZ?

Richard Gowan
Uluslararası Kriz Grubu, 26.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türkiye’deki darbe teşebbüsü birçok uzman için bir sürpriz oldu. Zira Türkiye, kantitatif analiz yapanlar tarafından geliştirilen istatistiksel veriler bakımından askeri darbe riski taşıyan ülkeler formatına uymamaktaydı. Ekonomisi ve milli kurumlarının durumu makul görünüyordu, en azından darbelerin yaşandığı daha kırılgan devletlerle kıyaslandığında. Gerçekten de siyaset bilimci Jay Ulfelder’in topladığı veriler ışında Türkiye’de bir darbe ihtimali sadece %2,5’ti.
(…)


ARAP MEDYASINDA TÜRKİYE'DEKİ DARBE

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz



İÇİNDEKİLER

TÜRKİYE’DEKİ BAŞARISIZ DARBEYE ARAP DÜNYASINDA YÖNETİCİLERİN VE HALKIN TEPKİSİ FARKLI
Taylor Luck (Ürdün’de yaşayan The Christian Science Monitor Ortadoğu muhabir ve Washington Post özel muhabiri gazeteci ve yazar)

MISIRLILARIN TÜRKİYE’DEKİ BAŞARISIZ DARBEYE TEPKİLERİ: BİR DAHA OLMASIN DEYİP DURDUM
The Middle East Eye
Güvenlik gerekçesiyle adı verilmeyen bir Mısırlı gazetecinin yazısı

ARAP MEDYASI TÜRKİYE’DEKİ BAŞARISIZ DARBENİN SUNUMUNDA ÇUVALLADI
The New Arab

TÜRKİYE’DEKİ DARBE MISIR MEDYASI DIŞINDA HER YERDE BAŞARISIZ OLDU
Ahmed Magdy Youssef (İsveç’te küresel medya üzerine yüksek lisans yaptı; 2011’den bu yana Mısır medyası üzerine araştırmalarını sürdürüyor)

ARAP TV KANALLARI TÜRKİYE’DEKİ DARBEYE İLİŞKİN HABERCİLİKTE TÖKEZLEDİLER
Arab News


Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nin darbedeki rolüyle ilgili 3 yazıya http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2016/08/birlesik-arap-emirliklerinin-darbedeki.html ve David Hearst’ün “Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye’deki darbe tezgahçılarına para akıttı” başlıklı yazısına da http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2016/08/darbeleri-mazurgoren-veya-gosteren.html linkinden ulaşabilirsiniz.


Tercüme: Zahide Tuba Kor


TÜRKİYE’DEKİ BAŞARISIZ DARBEYE ARAP DÜNYASINDA YÖNETİCİLERİN VE HALKIN TEPKİSİ FARKLI
Taylor Luck (Ürdün’de yaşayan The Christian Science Monitor Ortadoğu muhabir ve Washington Post özel muhabiri gazeteci ve yazar)
Christian Science Monitor, 20.7.2016

Ortadoğu’nun dört bir yanında halklar, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın askeri darbeyi bastırmasını demokrasinin bir zaferi olarak kutluyor; her ne kadar Erdoğan’ın iktidarını sürdürmesine hükümetlerinin tepkisi çok daha mesafeli olsa da.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaferi Arap dünyasının büyük bir kesiminde sevinçle kutlandı. Cuma gecesinden cumartesi öğleden sonraya kadar Arap başkentlerindeki şoförlerin kulakları arabalarının radyolarına, esnafınsa gözleri dükkanlarındaki televizyonlarına yapışmış; birçoklarının hayal dahi edilemez saydığı bir şeye şahit oluyorlardı: demokratik yollardan seçilmiş bir İslamcının askeri bir darbeyle karşı karşıya kalıp da zafer kazanmasına...
Bazı çevrelerde Erdoğan’ın zaferi o denli büyük bir sevinçle karşılandı ki Ürdünlü Muhammed Dahamşeh gibi nice Arap vatandaşlar darbe esnasında dünyaya gelen bebeklerine Recep Tayyip ismini koydular. Hükümet kaynaklarına göre bu sene doğan 18 Ürdünlü bebeğe Sayın Erdoğan’ın ismi verilmiş.
Birçok Mısırlı için Erdoğan’ın zaferi, (…)
Kahire’den Hasan Muhammed isimli bir esnaf, telefonla gerçekleştirdiğimiz bir mülakatta dedi ki “Müslüman Kardeşler birçok hatalar yaptı, ancak istifa ettirmek için başka bir yol denemeliydik.”
Ancak Erdoğan’ın cazibesi İslamcılığın çok ötesine geçiyor; onun kendine mahsus bir muhafazakâr İslamcı siyaset tipi var.

Ortadoğu ekseni
Erdoğan’ın Arap dünyasındaki itibarı yıllar evveline gidiyor (…)
2003 Irak işgalinde Amerikan öncülüğündeki koalisyonun Türk topraklarını kullanmasına izin vermemesinin yanı sıra Gazze’ye desteği ve İsrail’le arasının açılması Arap vatandaşlarının duruşuyla örtüştü.
2012’de Pew Araştırma Merkezi’nin Tunus, Ürdün, Lübnan, Mısır, Türkiye ve Pakistan vatandaşlarıyla gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre, ankete katılanların %63’ü Erdoğan’ın Türkiye’sini dini ve siyasi alanda bir rol model olarak görüyordu. %65’in Erdoğan ve %70’in Türkiye hakkında gayet olumlu fikirleri vardı ki bu oranla sözkonusu kategorideki tüm ülkeler ve tüm liderler arasında en başı çekiyordu. 
Uzmanların çoğuna göre sonraki yıllarda Erdoğan’ın bölgesel duruşu Arap Baharı’nda Ankara’nın İslamcılara destek çıkmasıyla belirgin bir darbe aldı.
(…)
Atlantik Konseyi Refik Hariri Ortadoğu Merkezi’nden kıdemli araştırmacı H.A. Hellyer şunları söyledi: “Bence (Erdoğan’ın popülaritesi), Filistin yanlısı ve Esed karşıtı dış politika duruşundan ve ayrıca Türkiye’nin ekonomisini kıskanılacak denli parlak ve bağımsız bir seviyeye getirmesinden çok daha fazlası.”

Mesafeli tepki
Vatandaşlarının aksine Arap yönetimlerinin Erdoğan’ın zaferine tepkisi, Türk cumhurbaşkanıyla sıklıkla gergin seyreden ilişkilerinin altını çizercesine çok daha kısık sesliydi.
Amman merkezli el-Kuds Siyasi Araştırmalar Merkezi Direktörü Oraib Rantawi’ye göre, “Arap ülkelerinde halkların Türkiye’ye yönelik tutumuyla yönetimlerin resmi yaklaşımı arasında bir fark var. Yönetimler, kendisini İslam ve Arap dünyasının bir lideri olarak sunan Erdoğan’ı bir rakip görüyorlar ve onun kitleler arasında itibar kazanmasını izlemekten hiç de memnun değiller.”
Suriye’de ise Türkiye’deki olaylara tepki çok daha farklıydı. (…) Başlangıçta darbe haberi Esed rejiminin kalelerinde sevinç gösterileriyle kutlandı; gelen haberlere göre Erdoğan’ın sonunun geldiğini zannederek hükümete bağlı birlikler sokaklara çıkıp mutluluklarının bir nişanesi olarak silahlarından havaya kurşunlar sıktılar.
Erdoğan’ın darbeden sağ salim kurtulması Mısırlı karar alıcıları hayal kırıklığına uğrattı. (…)
(…)
Erdoğan’ın zaferi BAE ve Ürdün’de temkinle karşılandı (…).
(…)

Uzmanlara göre, Arap yönetimleriyle halkları arasında Erdoğan konusundaki farklılık temelde iki tarafın gelecek özlemleriyle bağlantılı. Sayın Rantawi’ye göre “Halk, Arap rejimlerine dikkatle dinlemeleri gereken bir mesaj yolladı: İnsanlar demokrasi ve siyasi reformda bir atılım, bir ilerleme konusunda son derece ümitsizler ve yine Ortadoğu’da herhangi bir başarı hikayesi duymanın özlemi içindeler.”



MISIRLILARIN TÜRKİYE’DEKİ BAŞARISIZ DARBEYE TEPKİLERİ: BİR DAHA OLMASIN DEYİP DURDUM
Güvenlik gerekçesiyle adı verilmeyen bir Mısırlı gazetecinin yazısı
The Middle East Eye, 21.7.2016

Mısırlı bir ev hanımı ve uzun süredir Müslüman Kardeşler destekçisi olan Şirin’in Türkiye’de bir darbe yaşandığını duyduğu anda kalbi küt küt atmaya başladı. “Neredeyse ağlayacaktım” dedi ve ekledi: “Mısır’da aynı senaryoyla tecrübe ettiğimiz anları hatırladım.”
Güvenlik nedeniyle soyadını söylemeyen Şirin bütün gece uyanık kalıp televizyondan haberleri seyrettiğini anlattı. “Eşim, endişelenme burada yaşanan orada tekrarlanmaz” dedi diye de ekledi.
(…) bir başka ev hanımı olan Şeyma Sabri ise bambaşka bir gözle olan biteni seyretmiş. Ona göre bu, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “intikam almak ve iktidar dizginlerini daha da fazla ele geçirmek” için sahneye koyduğu bir “şov”. Mısır’da Sisi yönetimini destekleyen Sabri “Erdoğan’ın ve halkın orduya muamele şeklinden çok üzüldüğünü” söyledi.
Geçen cuma gecesi Türkiye’deki darbe teşebbüsü haberleri dünyanın gündemine oturduğunda, tıpkı Şirin ve Şeyma gibi, Mısırlıların birçoğu da can evinden vuruldu. Mısırlılar son yıllarda hep kendi ülkelerindeki siyasetin penceresinden Türkiye’deki gelişmelere bakıyorlar ve verdikleri tepkiler de halkın halen daha ne derece derinden bölünmüş olduğuna ayna tutuyor.
Siyaset sosyologu olan el-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Mısır Araştırmaları biriminden kıdemli araştırmacı Ziad Akl dedi ki “(Türkiye’deki darbeyi) bizzat Mısır rejiminin bir zaferi olarak gören rejim yanlısı bir lobi var. Bir de aralarında Müslüman Kardeşlerin de bulunduğu farklı siyasi güçlerden oluşan bir hükümet karşıtı lobi var ve bunlara göre (darbenin başarısızlığı) meşruiyetin bir zaferi. Ve onlara göre Erdoğan’ın darbe sonrası attığı adımlar bir darbeyle nasıl baş edilmesi gerektiğinin bir örneği.”

“İçeriden devrim”
Uluslararası basın Türkiye’deki darbenin başarısızlığa uğradığını 16 Temmuz sabahının erken saatlerinde teyit etse de Mısır resmi ve özel gazetelerinin manşetleri Türkiye’deki iktidarı ele geçirme girişiminin başarıya ulaştığını yazıyordu.
Devlete ait el-Ahram da özel teşebbüsün bir gazetesi olan el-Mısr el-Yevm ve el-Vatan da ilk sayfalarında “Türk ordusu Erdoğan’ı alaşağı etti… Ordu yönetime el koydu ve Erdoğan’ı görevden aldı” diye yazmıştı.
Ahmed Musa, sunuculuğunu yaptığı Sada el-Balad özel kanalındaki talk şov programında ısrarla Türkiye’de yaşananın “kesinlikle bir askeri darbe olmayıp Türk silahlı kuvvetlerinin içinden bir devrim olduğu”nu söyledi. Ahmed Musa izleyicilere Türkiye’deki “devrimleri… Türk ordusu daima kazanmıştır” dedi. [Z.T.K. Bir başka Mısır medyası eleştirmeni kaleme aldığı bir yazısında bu sunucunun başka sözlerine de yer vermiş: “Erdoğan terör gruplarına milyonlarca dolar para akıttı… Erdoğan bir ders almalı: Türkiye’deki darbe ile Mısır’daki devrim arasında bir fark var. O, bıkmadan usanmadan Mısır’daki 30 Haziran olaylarını darbe diyerek yaftalamıştı.”. Ahmed Magdy Youssef, “Türkiye’deki darbe Mısır medyası dışında her yerde başarısız oldu”, 26.7.2016]
El-Beled televizyon kanalındaki bir sunucu, darbeye karşı sokaklara dökülen Türk vatandaşlarının “IŞİD’çilere benzediği”ni söyledi.
Resmi düzeyde ise Mısır, Reuters’ın haberine göre, Türkiye’deki kargaşayı kınayan ve tüm tarafları “Türkiye’nin demokratik yollarla seçilmiş hükümetine saygı duyma”ya davet eden BM Güvenlik Konseyi bildirisini engelledi. Mısır Dışişleri Bakanı daha sonra bildirinin sadece “kelimeler”ine itiraz ettiklerini söyledi.
(…)
Kahire’deki Müslüman Kardeşler destekçisi ev hanımı Şirin, Türkiye’deki darbe teşebbüsünü izlerken halk iradesinin “her şeyin üstünde” olduğu kanaatine net olarak vardığını söyledi.
(…)
“Türkiye’de Erdoğan ordu, polis, medyanın büyük bir kısmının desteğine sahip ve muhalefet partileri de onun yanında durdu. Mısır’da ise tam aksi olmuştu. Alternatif medyamız son derece zayıftı. Polisler, aileleri ve çok sayıda insan, (Mursi yönetimine karşı kitlesel protestoların yapıldığı güne atıfta bulunarak) 30 Haziran’da samimiyetle inanarak sokaklara dökülmüştü. Ümitsiz vakaydı.” dedi
Kahire’de bağımsız bir foto muhabiri olan Muhammed er-Raai ise Türkiye’deki darbe teşebbüsünün kendisine Mısır’da yaşananları hatırlatmadığını söyledi ve bunu iki olay arasında çok fark olmasına bağladı. Er-Raai, Mısır medyasının olayı ele alma şeklini “oldukça naif ve ilkel” buluyor; “Bu tür şeyleri onlardan beklemeye alıştık artık. Keyfilik, yalanlar ve cehaletle bizi korkutup durmakta ısrarcılar” diye de ekledi. Muhalefet partilerinin darbeye karşı Erdoğan’a verdiği desteği “mükemmel bir cevap” olarak görüyor: “Muhalefet partileri milletin menfaatlerini, özgürlüğü ve demokrasiyi iktidarla şahsi ihtilaflarının üzerine koydular. Mesele, bir şahıs olarak Erdoğan değil, demokrasi ideali meselesiydi.”
Bir doktor ve siyasi aktivist olan Hatem Ali, Türkiye’deki aktivistlerin Twitter mesajlarını takip ederken ilk aklına gelenin “bu darbenin Suriyeli mültecilere ve Suriye’ye vereceği zararlar” olduğunu söyledi. Yine Mısır’daki 2013 darbesini hatırladığını ve Rabia Meydanı benzeri bir senaryonun yaşanıp yaşanmayacağını merak ettiğini de ekledi: “Sürekli şunu düşünüp durdum: Acaba kaç masum insan bu uğurda hayatını kaybedecek? Erdoğan’ı destekleyen kaç insan ölmek durumunda kalacak?”
Öte yandan Ali şunları söyledi: “Ama işin sonunda Mısır ile Türkiye arasında bir kıyas yapılamaz. Zira Türkiye, -tıpkı Mısır’daki gibi- [Z.T.K. Mursi’ye muhalif bir çatı örgüt olan Temerrüd Hareketi’nin kurucusu] Muhammed el-Baradey’e veya ‘her şeyden evvel seçilmiş hükümetten kurtulmalıyız, sonrasında orduyla baş edebiliriz’ diyen siyasetçilere sahip değildi… Aramızdaki fark şu: İster Erdoğan destekçisi olsun isterse karşıtı Türkiye’deki insanların geneli, vakti zamanında Müslüman Kardeşler’in devrilmesi sürecine bizzat katılıp destek verdikleri için şu anda pişmanlıklarını dile getiren bütün Mısırlı ‘siyasetçiler’den çok daha bilinçliler ve siyasi hayatla iç içeler.”

Rabia’dan daha ürkütücü
Anavatandaki darbenin ve tasfiye harekatının ardından Türkiye’ye kaçan Mısırlılar ise geçen cuma gecesi yaşanan darbe teşebbüsü sırasında çok korktuklarını anlattılar.
Şu anda Türkiye’de bulunan Mısırlı insan hakları çalışanı Selam Eşref, başta neler olup bittiğini anlamadığını, ama askeri darbenin yaşandığını fark ettiğinde “tam bir şok” yaşadığını söyledi ve şöyle devam etti: “Mısır’da ordunun Mursi’yi gizli bir hapishanede alıkoymasını hatırladım. Erdoğan FaceTime’da göründüğünde bunun gerçekten bir darbe olduğunu kanaat getirdim; zira tamı tamına aynı şeyler Mursi’nin başına gelmişti… (Erdoğan’ın) halkı sokağa çağırması Mısır’ı hatırlattı ve kendi kendime ‘yeniden yaşanmasın ya Rabbi’ deyip durdum. Yeni bir oturma eylemleri süreci, yeni bir Rabia zihnimde canlandı. Bunu kabullenemedim.”
2013 Ağustos’unda Rabia Meydanı’nda bulunan Eşref, Türkiye’deki darbe teşebbüsünün kendisi için Rabia’dan çok daha ürkütücü olduğunu; zira Mısır’da darbeden daha sonra, Rabia Meydanı’ndaki olayların ardından aslında neler olup bittiğini idrak edebildiğini söyledi. Ama Eşref, Türkiye’deki süreç başladığında “hemen o korkuyu hissetmiş”. “Daha evvel bizzat tecrübe ettiğim her ne varsa hepsini bir bir hatırladım. İnsanlar sokaklardaydı, helikopterler onları vurup öldürüyordu, caddeler kan revan içindeydi, yanı başımızdaki protestocular vurulup bir bir can veriyordu ve ardından yaşanan bütün o katliam: Evet, şu anda yeni bir Mısır yaşanıyordu.”
Eşref, Türkiye’de sürgünde yaşayan erkek kardeşlerinin Türk halkının darbeye derhal tepki göstermesine hayran kaldıklarını ve darbe karşıtı gösterilere katıldıklarını anlattı. Darbe başarısızlığa uğradığında rahatladığını ve sınırdışı edilme korkusunun yatıştığını söyledi. O şimdi yaşanan olayları çok yakından takip ediyor.




ARAP MEDYASI TÜRKİYE’DEKİ BAŞARISIZ DARBENİN SUNUMUNDA ÇUVALLADI
The New Arab, 16.7.2016

(…)
Darbenin Mısır medyasında haber yapılma şekli ve Erdoğan’ın devrildiğine dair erken açıklamalar sosyal medyada dalga konusu oldu. Bir Twitter kullanıcısı “Darbe, Mısır gazetelerinin sayfalarında zafere ulaştı” diye yazdı.
Diğer medya profesyonelleri de darbeyi Erdoğan “hak ettiğini buldu” diyerek memnuniyetle karşıladı. Bunlardan biri Twitter da şunu yazdı: “Sonun geldi Erdoğan. Terörist Müslüman Kardeşler örgütü için kara gün.”
Ama darbenin başarısızlığa uğradığı ortaya çıktığında bazı basın mensupları sosyal medya hesaplarından darbe destekçisi yorumlarını siliverdiler.
Ala’ el-İsvani 16.7.2016’da şunu yazdı: “Ordu Erdoğan’a karşı bir darbeye giriştiğinde insanlar dediler ki işte bu, Sisi’ye meydan okuyanlara Allah’ın bir cezası; ama darbe başarısızlığa uğradığında bu defa çark edip darbeyi tertip eden Erdoğan’dı deyiverdiler. Strateji uzmanlarımızla gurur duyuyorum!”
Bir kısım ise Erdoğan’a ve politikalarına karşı dursalar da askeri darbeye karşı demokrasiyi desteklediklerini iddia ettiler. Tweetlerden biri şu şekildeydi: “Darbeye karşı çıkmak, Erdoğan’ı desteklemek anlamına gelmez. Bu, halkı desteklemek demektir. Erdoğan basın, internet ve ifade hürriyetini baskı altına alıyor. Ama alternatifi olan askeri yönetim daha beter.”
(…)
Suudilerin kontrolündeki el-Arabiya darbeyi destekleyen haber kanallarından biriydi. Kanaldaki yorumcular bu darbe teşebbüsünü Arap Baharı’yla kıyasladılar ve bir iç savaşın eli kulağında olduğu tahmininde bulundular. Kanal, Erdoğan yanlısı protestocuların fotoğraflarını vermekten kaçındı ve Boğaziçi Köprüsü’nde askerlerle selfie çeken insanların görüntülerini verdi.
Rejim yanlısı Suriye kanalları da darbeyi destekledi. Sama kanalı darbenin başarılı olduğu, insanların bunu kutladığı haberini verip Erdoğan’ın “kaçak” olduğunu söyledi. Bu kanalda Suriyeli siyaset analisti Ukail Mahfuz’a sorulan soru şuydu: “En kötü senaryo gerçekleşir de Erdoğan başta kalırsa ne olacak?”



TÜRKİYE’DEKİ DARBE MISIR MEDYASI DIŞINDA HER YERDE BAŞARISIZ OLDU
Ahmed Magdy Youssef (İsveç’te küresel medya üzerine yüksek lisans yaptı; 2011’den bu yana Mısır medyası üzerine araştırmalarını sürdürüyor)
Open Democracy, 26.7.2016

(…)
Mısır’ın haber sitesi el-Yevm es-Seb’a, sosyal medya hesabından “Erdoğan’ın devrilmesine yol açan nedenler” başlıklı bir haber yayınladı. Bu nedenlerden en önemlisi Erdoğan’ın Mısır’a karşı düşmanlığıydı.
(…)
CBC adlı özel kanalda bir talk şov programının sunuculuğunu yapan Hayri Ramazan, Türkiye’deki askeri darbeyi bir “devrim” ve Erdoğan’ın 30 Haziran Devrimi sonrası Mısır’a yönelik politikalarına bir “misilleme” olarak niteledi.
Bir diğer sunucu Usame Kemal ise önce Erdoğan’ın CNN Türk’e cep telefonu üzerinden bağlanıp halka seslenmesini alaya aldı, ardından el-Yevm es-Seb’a haber sitesinin stratejisini benimseyerek kanlı darbeyi, “insanların sempatisini ve son dönemde düşen popülaritesini yeniden kazanmak için Erdoğan’ın tezgahlamış olabileceği”ni iddia etti.
Bazı Mısırlı gazeteciler darbe teşebbüsünün ilk saatlerinde sosyal medya hesaplarından düşüncelerini dile getirdiler. Tanınmış gazetecilerden ve aynı zamanda milletvekili Mustafa Bekri Twitter da şöyle yazdı:  “Türk ordusu yönetime el koyduğunu ilan etti. Erdoğan, cehenneme kadar yolun var”. Bir diğer tartışma yaratan tweetinde “Erdoğan gitti, Esed kaldı. Çok yaşa Suriye Arap Ordusu. Erdoğan bir savaş suçlusu olarak yargılanmalı” diye yazdı.
Bir diğer meşhur sunucu Yusuf el-Hosiny, Erdoğan’ın devrilmesinden aldığı hazla şunu yazdı: “Türkiye’de ne olup bittiğini anlatmak için tüm dünyada şu ifadeler dolanıp duracak: iktidarın el değiştirmesi, anayasal meşruiyetin yeniden tesisi, Erdoğan’ın devrilmesi, diktatörün görevinden azledilmesi ve Erdoğan’ın ilelebet düşüşü.”
Ordunun televizyon ekranlarından yönetime el konduğuna dair bir bildiri okutmasından kısa bir süre sonra Mısır resmi ve özel kanallarının alt yazılarında şu haberler akıyordu: “Türkiye’de ordu yanlısı göstericiler Erdoğan aleyhine sloganlar atıyor”, “Erdoğan ve ailesi sığınma talebiyle Almanya’ya kaçtı”, “Erdoğan iktidarını korumak için ortalığı kan gölüne çevirmekle tehdit ediyor” vs. Bunları görmek gerçekten çok acıydı.

Beklenen tepki
Hüsnü Mübarek döneminde Mısırlı gazeteciler iki kampa ayrılmıştı: cumhurbaşkanının yanında olanlar veya ona karşı duranlar. Bugün ise Mısırlı gazeteciler askeri yönetimin yanında saf tutuyor. (…)
Kısa şunu söyleyebiliriz: Mısır ile Türkiye arasındaki düşmanlık öyle kısa sürede sona ermez, hele de Sisi ve Erdoğan başta kalmaya devam ederken. Mısır medyası bu siyasi oyunu oynamaktan gayet mutlu görünüyor.



 ARAP TV KANALLARI TÜRKİYE’DEKİ DARBEYE İLİŞKİN HABERCİLİKTE TÖKEZLEDİLER
Arab News, 18.7.2016

(…)
Saatlerce olayları canlı yayında vermelerine ve Türk televizyonlarından görüntüleri aktarmalarına rağmen darbeyi haberleştirmelerindeki farklılıklar çok açık bir şekilde her kanalın Türkiye’yle ilişkileriyle doğrudan bağlantılıydı. (…)
Ayrıca birçok Arap uydu kanalı, olayları canlı yayında doğru bir şekilde aktaracak Türkçe bilen tercüman bulma konusunda hazırlıksızdı. Bu yüzden siyasi analiz yapmak yerine Erdoğan’ın konuşmasını ve diğer kilit anları tercüme eden birer tercüman gibi işlev gören siyaset uzmanlarına başvurmak zorunda kaldılar.
Daha da beteri birçok kanal ortalıkta dolanan söylentileri haber yaparak ardından defalarca izleyicilerden özür dilemek zorunda kaldılar. Diğer bir kısım ise yanlış haberleri olayların hala karmaşık ve belirsiz olduğu gerçeğiyle haklı çıkarmaya kalkıştırlar. (…)
(…) Kanalların sahadaki gerçeklikleri aktaracak Türkiye muhabirleri yoktu. 
(…)
Arap kanalları profesyonellikten uzak ve taraflı olduğundan yanlış haberler Türkiye’deki durumu anlamakta çok büyük bir boşluk yarattı. (…) neyin doğru neyin yanlış olduğu noktasında izleyicilerin kafalarını allak bullak etti.
Haber kanalları kesin ve güncel bilgileri sunan birer araç olmak yerine daha ziyade söylentileri ve yanlış bilgileri herkesten evvel yaymaya odaklı Twitter alemi gibi işlev gördü.