10 Ağustos 2016 Çarşamba

R.PEARSON: TÜRKİYE’NİN AŞAĞI DOĞRU SÜREKLİ DÜŞÜŞÜ


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’NİN AŞAĞI DOĞRU SÜREKLİ DÜŞÜŞÜ

Robert Pearson (ABD’nin eski Türkiye büyükelçisi ve hâlihazırda Ortadoğu Enstitüsü uzmanı)
Real Clear World, 26.7.2016

Tercümeler: Zahide Tuba Kor

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, üç aylık olağanüstü hali kendisi ve partisi AKP’nin devletin düşmanı addettiği kişileri memuriyetten ve güçten düşürmek için kullanıyor. (…)
Erdoğan bu insanların hemen hepsinin başarısız darbe teşebbüsüyle hiçbir alakalarının olmadığını biliyor. Aslında bizzat kendi hükümeti, başlangıçta darbe girişimcilerinin ordunun küçük bir kesimini teşkil ettiğini söylemişti. Üstelik hükümet çevrelerinden olsun olmasın bütün siyasi partiler, bütün kurumlar, bütün siyasi şahsiyetler hükümetin darbeyi bastırmasını destekledi. Türk toplumunun tümü darbeye karşı duruşlarını açıkça ilan etti.
Ancak bu birlik hali mevcut temizlik kampanyasıyla bozuldu. (…) Korku tellallığı yapanlar vatandaşları korkutarak boyun eğdiriyorlar.
(…)
ABD’nin şu anda Türkiye’de cereyan eden gelişmeleri kontrol etmesinin veya bir etkide bulunmasının pek mümkün olmadığı doğru olabilir; ama kendi değerlerinin ve çıkarlarının da peşinden koşmalı. (…) Soğuk Savaş sırasında ABD Türkiye’de gerçek bir demokrasinin gelişmesi için pek bir şey yapmadı; tarih, şimdi bunu düzeltmemiz için bize bir fırsat sunuyor. (…)

Suçluların iadesi ve diplomatik oyalama
Bu arada ABD-Türkiye ilişkileri darbe teşebbüsü evveline kıyasla çok daha zor durumda olabilir. En baş mesele Gülen’in iadesi olacak. (…) Eğer ki normal prosedür takip edilirse hukuki süreç aylar alacaktır. Bu arada Türk hükümeti, ülke içindeki derin bölünmüşlüklerin temel sebeplerine odaklanmak yerine Gülen’in iadesini gündemde tutarak dikkatleri dağıtmaya devam edecektir. Amerikan karşıtı keskin söylem basında ve konuşmalarda sürecektir. Türkler ABD’nin saldırıların ardında olduğu asılsız haberini tekrarlayıp duracaklardır. Türkiye’nin zaten birçok krizde standart tepkisi, kendi problemlerinden başkalarını sorumlu tutmaktır. (…)
En önemli konu, iki ülkenin İslam Devleti’yle askeri mücadelede işbirliğine devam edip edemeyeceği. Şu anda Amerikan öncülüğündeki koalisyonun İncirlik Hava Üssü’nden operasyonları kesintisiz sürüyor gibi görünüyor. Korkulan ise, İncirlik’teki Amerikan mevcudiyeti ve Suriye’de IŞİD’e karşı Amerikan çabalarının Türkiye tarafından başta Gülen’in iadesi olmak üzere diğer alanlarda tavizlerin bir önşartı haline getirilmesi. Böyle olmasa bile subay ve general kadrolarında yoğun açığa almalar ordunun Amerikalı ortaklarıyla etkin bir şekilde çalışma kabiliyetini azaltacak.
Türkiye’de siyaseten her ne olursa olsun, Suriye’deki mücadeleyi etkin bir şekilde sürdürebilmek adına Amerikan yönetiminden bazıları, geçmişi unutup Ankara’yla yeni bir sayfa açmaya istekli olabilir. Bu anlaşılabilir, hele de ABD’nin başarıya ulaşmak için sarf ettiği çabaların büyüklüğü dikkate alındığında… Türkiye, Suriye’deki Amerikan operasyonlarına olumlu destek vermekten kaçınarak bir bakıma zaten oyundan kendisini çıkarttırmıştı.
Darbe girişimi evvelinde Washington’ın dikkatli diplomasisi, Suriye’de operasyonların devam edebilmesi adına [iki ülke arasındaki] gerginlikleri örtbas etti; ama eğer ki Türkiye şimdi Amerikan mücadelesine karşı gerçekten direnirse bir hesaplaşma yaşanabilir. Başkan Obama görev süresi bitmeden evvel gerçek bir başarı göstermek istiyor ve Dışişleri Bakanı Kerry bıkmadan usanmadan Rusya’yla bir anlaşma için uğraşıyor. Ancak ABD’nin Türkiye’nin tam desteği olmaksızın Nusra Cephesi’ni izole edebilmesi ve savaşın yıktığı Suriye’de insani ve siyasi çözüme imkan verecek bir ateşkese varabilmesi çok daha fazla zorlaşacak. Ancak bu hedefler, Türkiye’nin muhalefeti artıyor diye Washington’ın öyle kolayca vazgeçeceği türden hedefler değil.

Uçurumdan bakış
Türkiye’nin [ihtilaflarda] uçurumun eşiğine getirip ardından geri adım atma gibi bir geleneği var. Önümüzdeki birkaç ay bu eski geleneğinin bir testi olacak.
Türkiye’nin içinde beliren birtakım meseleler var ve bu temizlik harekatı muhtemelen bütün bunları olumsuz yönde etkileyecek:

o       Geçen seneden beri (…) IŞİD’e atfedilen ve yine PKK teröristlerinin düzenlediği birçok saldırı yaşandı. (…) Sürekli talep edilmesine rağmen Türkiye hala IŞİD’in kontrolündeki bölgeye yakın olan Cerablus sınır kapısını kapatmadı.
o       Darbeden evvel kontrolden çıkma noktasına gelen Türkiye içindeki gerginlikler şimdi daha da artabilir. Uzlaşmanın yokluğunda toplumdaki siyasi bölünmüşlüklerin daha da derinleşmesi mümkün. Baskı insanların fikrini değiştirmez, daha da katılaştırır.
o       Ekonomi çok büyük bir baskı altında. Türk lirasının değerini kaybetmesi (…). Ekonomisini modernleştirmek için ihtiyaç duyduğu doğrudan yabancı yatırımların payı 1994 yılındaki seviyeye geriledi. Doğrudan yabancı yatırımlar 2007’de 22 milyar dolarken 2014’te 12 milyar dolara düştü ve şimdi daha da düşmesi muhtemel. Büyüme oranları da AKP iktidarının ilk yıllarına kıyasla yarı yarıya düştü. (…) Yabancı yatırımcılar hukuki bağımsızlıktan ve bütünlükten (…) endişeliler.
o       Bir zamanlar Türk halkının gururu olan ordu 2010-2013 arasında düzmece yargılamalara maruz kalmıştı. (…) Bir senedir ordu Güneydoğu’da kanlı bir şehir savaşı veriyordu (…) Artık sadece hükümete bağlılığı teyit edilenlerden oluşacak bir subaylar sınıfı, ordunun bir bütün olarak zayıflaması anlamına geliyor ki bu da sınırlarındaki tehditlerle daha az baş edebilen zayıf bir NATO müttefiki Türkiye demektir.

Türkiye’de darbe sonrası sürecin olumlu hiçbir getirisi olamayacak (…). Erdoğan, mevcut devletin ve sosyal kurumların toptan dağıtılmasıyla yoluna devam ederken, muhaliflerinin darbe öncesindeki hissiyatı bugün de aynen duruyor. Diktatörler başlarındaki belalardan içerideki komploları –ve dışarıdan müdahaleleri- sorumlu tutmayı severler. Ancak gerçek şu ki, onların nüfuz alanlarının dışındaki hiç kimse bu ithamlarının doğruluğuna inanmaz. İstedikleri her şeye sahiptirler ve bunu korumak için de gerekli gördükleri her şeyi yapmaya hazırdırlar. 

J.JEFFREY: “ALLAH’IN LÜTFU”: ACEMİCE BİR DARBE VE ABD


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


“ALLAH’IN BİR LÜTFU”: ACEMİCE BİR DARBE VE ABD

James Jeffrey (ABD’nin eski Irak ve Türkiye büyükelçisi)
The Chipher Brief, 19.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

(…)
(…) Dahası bazı isyancı unsurlar darbe teşebbüsünü protesto eden göstericilere ateş açarak kırmızı çizgiyi aştılar. (…)
Dolayısıyla darbe teşebbüsünün en dramatik sonucu, 30 yıldır dirençli bir PKK isyanıyla karşı karşıya olan ordunun Erdoğan taraftarı ve karşıtı olarak ikiye bölünmüş durumdaki ülkede herhangi bir birleştirici bütünleştirici ve istikrara kavuşturucu rolden artık mahrum kalması.  (…)
Teorik ama etkili bu gücün [orduyu kastediyor] kaybıyla birlikte Türkiye’nin geleceği artık tamamen Erdoğan’ın elinde. Bundan böyle Erdoğan, iktidarda kaldığı müddetçe her türlü denetimden azade kalacak ve –bilhassa Türkiye’nin dindar Müslüman çoğunluğu arasındaki- destekçi sınıfını harekete geçirebilecek. İşte bu, hafta sonu yaşanan olayın ikinci dramatik sonucu. Erdoğan şimdi artık kendisini alaşağı etmek için öldürmeye istekli herkesi –kapsamını son derece geniş tutarak- cezalandırmaya motive olmuş durumda.
Ordunun kontrol ve denetiminin yokluğunda ve hareketlenen “sokak”ın aşırı övgülerinden aldığı gazla Erdoğan, artık ülkeyi istediği hemen her yöne sürükleyebilmek için ihtiyaç duyduğu ivmeye sahip. Darbeyi hemencecik “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirmesi boşuna değil.
(…)  
Türkiye’nin nereye savrulacağını sadece o biliyor ve buna sadece o karar verecek. Türkiye, şu anda darbe karşıtlığı etrafında kenetlenmiş olabilir ve -tıpkı 2002’den sonra Erdoğan’ın ülkesini taşıdığı- iki haneli büyüme oranına ve istikrara yeniden kavuşabilir. Ama (…) daha fazla kutuplaşması, daha az özgür hale gelmesi ve belki de 21. yüzyıl teknolojik ekonomik dünyasıyla daha az entegre olması da aynı ölçüde muhtemel. (…)
Peki şimdi ABD ne yapmalı? Birincisi, Türkiye’nin kaderi ABD için ne kadar önemli olursa olsun, iç siyasi gelişmeleri temelden etkilemek için Washington’ın yapabileceği hiçbir şey yok. Bundan böyle ABD iki ülke arasındaki ortak çıkarları geliştirmeye odaklanmalı: Suriye’yi istikrara kavuşturmak, IŞİD’i yok etmek, İranlıları ve Rusları çevrelemek, Kıbrıs’ta uzlaşmayı teşvik, Türk enerji koridorunun inşası ve PKK’ya karşı işbirliği.
Ama bunun önündeki engellerden biri, darbenin ardından Erdoğan ve diğerlerinin yorumlarında görüldüğü üzere ABD’yi doğrudan (…) veya dolaylı olarak suçlamaları olacaktır. (…) Eğer Türkiye ilişkilere zarar vermeye devam ederse, mesela Amerikan askeri operasyonları üzerindeki darbe sonrası sınırlamaları uzatırsa, Washington sert tepki vermeli.
Pensilvanya’da yaşayan Fethullah Gülen konusu bilhassa zor. (…) Erdoğan’ın askeri darbeyi tezgahlayanın Gülen olduğu yönündeki suçlaması akıl alır gibi görünmemekle birlikte, -diğer günahlarının yanısıra- Türk yargısına sızan ve onu siyasallaştıran Gülen Hareketinin mensupları aslında her yerde. Dolayısıyla Erdoğan’ın eski müttefiki Gülen’den duyduğu rahatsızlığın bir kısmı anlaşılır. Eğer ki Türkler hukuki işlemleri başlatırsa Amerikan yönetimi, -muhtemelen içerideki avukatların itirazlarıyla- konuyu mahkemeye taşımalıdır. (…) Aynı şekilde ABD, Gülen’in dış siyasi faaliyetlerini sınırlandırmak için hukuki çerçeve içinde elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Durum çeşitli konularda Washington’da pazarlık yapmak için son derece vahim ve riskler çok büyük; bu da ABD’nin etkili bir şekilde harekete geçmesini engelliyor.

ABD’nin önündeki asıl uzun vadeli meydan okuma, -Erdoğan’ın nereye sürüklemek istediğine bağlı olarak- siyaseten daha az istikrarlı, iktisaden daha zayıf, Batılı kurumlara daha az tutunan ve demokratik kurumlara ve ortak NATO stratejisine daha az bağlı olabilecek bir Türkiye’dir. Zayıf bir Türkiye, dost olmayan bir Türkiye kadar problemlidir. Eğer ki Washington ve Ankara ortak bölgesel konularda birlikte başarı kazanırsa, ancak o zaman ABD medya özgürlüğü, PKK’yla ateşkes ve tartışmalı iktisadi politikalar gibi hassas konularda Ankara’ya tavsiyelerde bulunabilir hale gelecektir. Büyük ortak olarak Washington, sabırlı olmak ve sözlü sataşmalar yarışını sineye çekmek zorundadır. Ama Türkler şunu unutmamalıdır ki [her şeyin bir sınırı vardır] bir noktadan sonra bu hayati ilişkilere gerçekten hasar verebilirler.

R.GRAMER: NATO TÜRKİYE JEOPOLİTİĞİNE YENİK DÜŞTÜ


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE KONUSUNDA NATO JEOPOLİTİĞE YENİK DÜŞMÜŞ DURUMDA

Robbie Gramer (Atlantik Konseyi Transatlantik Güvenlik İnisiyatifi başkan yardımcısı)
Real Clear World, 21.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türkiye’deki darbe teşebbüsü NATO ittifakına üye ülkelerin liderlerini şoke etti. (...)
(...)
Türkiye NATO için ne anlam ifade ediyor?
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’nın en meydan okuyucu güvenlik ortamıyla karşı karşıya olduğu bu dönemde transatlantik grubunun Türkiye’nin yardımına ihtiyacı var ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunun bilincinde. Türkiye’nin IŞİD’e karşı askeri mücadeleye değerli katkıları var; hem IŞİD’e karşı koalisyonun hava saldırılarını yürüttüğü hem de Irak ve Suriye’deki IŞİD karşıtı grupların eğitildiği başlıca üs konumunda. (...) Ayrıca yaklaşık 50 nükleer silahla İncirlik Üssü, ABD’nin geniş Ortadoğu’daki caydırıcı pozisyonunun bütüncül bir parçası. Darbeyi müteakip İncirlik’teki elektriklerin kesilmesi, bu stratejik varlığın Türkiye’deki iç siyasi kavgalardan ne denli etkilenebileceğini gösterdi. 
IŞİD’le mücadelenin yanı sıra NATO, Karadeniz’de askeri pozisyonunu güçlendirmek için de Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Moskova’nın Ukrayna Krizi’nin başlarında Kırım Yarımadası’nı ilhakı, NATO’nun Rusya’yla ilişkilerini dramatik bir şekilde dönüştürdü. Baltıklardan Karadeniz’e kadar uzanan bölgede NATO, hem Rusya’nın askeri rövanşizmiyle boğuşmak hem de doğu kanadında yer alan tehlike altındaki müttefiklerini korumak üzere güçlü bir askeri ve caydırıcı tutum sergilemek için cebelleşiyor. Karadeniz bölgesi NATO için stratejik açıdan önemli bir hale geldi. Rusya Kırım’ı hava savunma sistemiyle donattı, eskiyen Karadeniz donanmasını yenilemeye başladı ve hatta –NATO’nun güneydoğu kanadını tehlikeye atacak şekilde- yarımadaya nükleer silahlar konuşlandırma konusunu dillendirmeye başladı. Türkiye Karadeniz’deki hakim aktör. Boğazlardan Karadeniz’e geçişi tamamen kontrol altında tutuyor ve Karadeniz’deki en güçlü donanmaya sahip. NATO Türkiye olmaksızın Karadeniz’deki konumunu güçlendiremez.
Ve son olarak Türkiye, Avrupa’ya göçmen krizini tamamen durduramasa da yatıştırılmasında kilit bir rol oynuyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya mülteci ve göçmen akışı, AB ülkelerinin toplumsal dokusunu gererek, yerliliği savunan sistem dışı siyasi partilerin yükselişini hızlandırarak, Birliğin başarısız mülteci politikasına karşı halkın öfkesini alevlendirerek ve Avrupa’yı yeni terör tehditlerine maruz bırakarak AB içinde neredeyse varoluşsal bir siyasi krizi tetikledi. Buna karşı AB Ankara’yla (…) içeren bir anlaşma imzaladı.
Eğer ki NATO, Türkiye’yi ittifaktan çıkmaya zorlarsa IŞİD karşıtı koalisyon da, Türkiye’deki stratejik önemi haiz Amerikan ve NATO üsleri de, NATO’nun Rusya’ya karşı pozisyonu da, AB’nin mülteci anlaşması da tehlikeye girecektir. İttifakın karşı karşıya olduğu tehditler dizisi dikkate alındığında NATO bunların hiçbirisini tehlikeye atmayı göze alamaz.
Ayrıca NATO’nun hiçbir üyesini, ister gönüllü olsun isterse zorla, ittifaktan çıkarma sistemi yok. Eğer ki işler bu noktaya kadar varırsa NATO’nun böyle bir prosedürü şekillendirmesi de imkansız değil. Ama böyle bir süreç uzunca, zorlu ve zaten bütünlük mücadelesi vermekte ve karmaşık güvenlik meydan okumalarıyla yüzleşmekte olan ittifak için siyaseten de travmatik olacaktır. Öte yandan NATO’nun Türkiye’yle ilişkilerinin böyle bir noktaya varması çok uzak bir ihtimal, hele de jeopolitik ve askeri açıdan önem arz eden rolü dikkate alındığında.
(…)
(…) NATO üyeliğini veya Türkiye’nin AB’yle ilişkilerini yeniden gözden geçirme yönündeki sözlü tehditler Erdoğan’ın fikrini veya siyasi hesaplarını değiştirmekte pek de bir işe yaramayacaktır. Eğer ki Erdoğan iktidarın dizginlerini ele geçirmeye var gücüyle devam ederse NATO, iki temel taahhüdü olan ortak demokratik değerler ile ortak güvenlik arasında oldukça tatsız bir çatışmayla karşı karşıya kalacaktır. Türkiye bu ikisinin her daim birlikte var olmadığını ispatlıyor.


M.WHITNEY: DARBE, ABD’NİN “ASYA’YA KAYIŞ” PLANINA ÇOMAK SOKTU


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz

TÜRKİYE’DEKİ DARBE, SAM AMCA’NIN “ASYA’YA KAYIŞ” PLANINA ÇOMAK SOKTU

Mike Whitney (Washington’da yaşayan serbest yazar)
UNZ, 20.7.2016  (UNZ internet sitesi, ana akım Amerikan medyası dışında kalan alternatif bir platform)

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türkiye’deki başarısız darbe teşebbüsü bir gecede jeopolitik denklemi değiştirdi; Ankara, Moskova eksenine kaymaya başladı ve Washington’ın Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizme planını darmadağınık etti. Daha büyük plan içinden resme bakıldığında Türkiye’nin tek adamı Erdoğan’ın bu darbeyi sahneye koyup koymadığının herhangi bir önemi yok. Vakıa şu ki bu olay, içeride Erdoğan’ın gücünü konsolide etmesini sağlarken Washington’ın Katar’dan Avrupa’ya kritik yeraltı kaynaklarını ve boru hatlarını kontrol etme planını raydan çıkardı [Z.T.K. Uluslararası ve bölgesel statükonun bozulduğu ve Soğuk Savaş sonrası kurulan sistemin tam bir kriz içinde olduğu bir süreçteyiz. Hal böyleyken her şeyi tutup da sadece boru hatlarına bağlamanın resmin bütününü ve krizin derinliğini görmemize engel olduğu kanaatindeyim. Boru hatları önemli bir unsur olmakla birlikte tek unsur değil. Bölgede işler salt boru hatlarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık.] Obama yönetiminin müttefiklerinin milli güvenlik menfaatlerini göz ardı etmesi, Türkiye Cumhurbaşkanını Moskova eksenine doğru kaydırdı ve bu da yeni yüzyılda Washington’ın küresel hegemonyasını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu Avrupa ile Asya’yı birleştiren hayati kara köprüsünü ortadan kaldırdı. Washington’ın Rusya’yı çevreleyip parçalamaya, Çin’in büyümesini kontrol etmeye ve küresel güç olarak demir yumruğunu sürdürmeye dayalı “Asya’ya kayış” planı şimdi artık darmadağınık oldu. Son birkaç gündür yaşananlar her şeyi bir anda değiştiriverdi.
(...) Şu anda açığa çıkmakta olan fiyasko/ani çöküşten dolayı [Obama] sadece ve sadece kendini suçlamalı. Zira Erdoğan, Kürt milislerin Fırat’ın batısına geçmesini ve Türk sınırı boyunca Suriye’de bir Kürt devleti kurulmasını engellemek başta olmak üzere Türkiye’nin kırmızı çizgileri konusunda son derece netti. (...)
Obama, Erdoğan’ın güvenlik kaygılarını dikkate almak yerine, sonunda Katar ile AB arasında boru hatlarının rotasına dönüşecek şekilde Doğu Suriye’den toprak alıp üsler kurma hedefini gerçekleştirmek için Erdoğan’ı bir kenara itmeye kalkıştı. Doğal olarak Erdoğan da aynı türden bir karşılık vererek, eski hasımları olan Rusya, Suriye ve İsrail’le ittifaklar kurmak suretiyle Türk dış politikasını yeniden kurmaya ve giderek büyüyen bir tehdide dönüşen güneydeki Kürt oluşumuna karşı koymaya çalıştı. Unutmayın ki Türkiye ABD’nin yeni vekil gücü YPG’nin (...) PKK’yla bağlantısı olduğuna inanıyor. Eğer ki Obama, YPG’yi kullanmak yerine Amerikan birliklerini savaşa soksaydı Erdoğan kesinlikle böyle bir tepki vermezdi. Ama Obama’nın Türkiye’nin geleneksel rakiplerini batıya doğru ilerleyişlerinde bile isteye destekleyip güçlendirmesi Erdoğan’ın artık tahammül edemeyeceği bir hale gelmişti.

Erdoğan özür diledi
Haziran ayı sonunda Erdoğan, Rusya lideri Putin’den Rus pilotun ölümünden dolayı özür diledi. (...)
Beyaz Saray, bölgedeki Amerikan planlarına yönelik aleni bir risk oluşturan Türk-Rus ilişkilerindeki buzun erimesi konusunda açıkça hiçbir zaman yorum yapmadı.
Niçin?
Ardından, bundan sadece iki hafta evvel Erdoğan’ın Suriye Cumhurbaşkanı Esed’le ilişkileri normalleştirmeye çalıştığı haberleri geldi. Bu konu Batılı medya organlarının çoğunda haber dahi olmadı. (...)
(...)
Ankara’nın Şam’la ilişkilerini normalleştirmek istemesinin Beyaz Saray’da alarm zillerini çaldıracağını düşünebilirsiniz. (...)
Ama Obama ekibi bu konuya herhangi bir ilgi göstermedi. (...)
Ardından da askeri darbe geldi. Bu arada Türkiye’de güçlü bir varlık gösteren Rus istihbaratçılar tarafından Erdoğan önceden uyarılmış olabilir. Darbe konusunda uyarmak suretiyle Putin, Erdoğan’ın kendisine döneceğini ve NATO’nun Rusya’yı daha da çevreleyip tehdit edecek şekilde Karadeniz’de sürekli donanma bulundurma planını engelleyebileceğini ümit etmiş olabilir. (Evet, Putin Erdoğan’ın acımasız bir otokrat ve terör örgütlerinin destekçisi olduğunu biliyor; ama aynı zamanda NATO, Rusya’yı çevreleyip zarar verme konusunda her türlü çabayı sarf ederken öyle “fazla seçici” de davranamaz. Putin bulabildiği her arkadaşa tutunmak durumunda. Öte yandan bazı analistler, Putin’in yeni ittifakın bir önşartı olarak Erdoğan’ı Suriye’de cihatçıları desteklemekten vazgeçmek zorunda bırakacağını da iddia ediyor.)
Her halükarda Putin ile Erdoğan ihtilafları bir kenara bırakıp ağustos ayı başında buluşma kararı aldılar. Diğer bir deyişle, Erdoğan’ın darbeden sonra ilk buluşmayı planladığı dünya lideri, yeni arkadaşı Putin. Acaba Erdoğan bu şekilde Batı’ya bir mesaj mı vermeye çalışıyor? (...)
(...)
Acaba bu, Türkiye’nin Washington’ın yörüngesinden kayıp kendi menfaatlerine saygı duyacak daha güvenilir arkadaşlara gideceği anlamına mı geliyor?
Bu ani yakınlaşmanın ABD’nin Ortadoğu politikası için felaketvari sonuçları olabilir. Unutmayın ki ABD, sadece Suriye’de yürüttüğü hava operasyonları için İncirlik Hava Üssü’ne bağımlı değil, aynı zamanda aynı tesis “tahminen 90 tane Amerikan taktik nükleer silahı”na da evsahipliği yapıyor. Ya Erdoğan, İncirlik’i ABD’ye açmış olmanın Türkiye’nin çıkarına artık hizmet etmediğine veyahut üssü Rus uçaklarına açmaya bir anda karar verirse ne olacak? (Bazı haberlere göre böyle bir ihtimal de sözkonusu). Daha da önemlisi, eğer ki Avrupa’yı Asya’ya bağlayan hayati kara köprüsü (Türkiye), Washington’la bozuşup da Sam Amca’nın boğucu pençesinden kurtulup yeni bir serbest ticaret bölgesi kurmaya çalışan Orta Asya devletleri koalisyonuna katılırsa bu durumda ABD’nin Asya’ya Kayış planına ne olacak?
Bir de işin Rusya’yla Türk Akımı projesi boyutu var (...)
(...)
Bu büyük bir şey. Erdoğan şu anda Obama ekibinin çok sert bir şekilde kapatmaya çalıştığı kapıyı yeniden açıyor. Bu, Washington’ın Asya’dan Avrupa’ya akan hayati yeraltı kaynaklarını kontrol etme ve [petrol ve doğalgaz piyasasında] dolar cinsinden satışların sürdürülmesini garanti altına alma planına indirilen büyük bir darbe. Eğer ki anlaşma başarıya ulaşırsa Putin, güçlü AB pazarına güney koridor üzerinden ulaşabilecek ve bu da Avrupa ile Asya kıtası arasındaki bağları güçlendirecek, enerji alışverişinde avro ve rublenin kullanımını yaygınlaştıracak ve Lizbon’dan [Z.T.K. Rusya’nın Çin ve Kuzey Kore sınırına yakın Büyük Okyanus kıyısındaki en büyük şehri olan] Vladivostok’a uzanan bir serbest ticaret bölgesi oluşturacaktır. Bu arada Sam Amca da kenardan kenardan seyrediyor olacaktır.

Velhasıl Washington’ın “Asya’ya Kayış” planı [Türkiye’deki başarısız darbe teşebbüsüyle birlikte]  bir anda ciddi bir sıkıntıya düşmüş gibi görünüyor.


D.IGNATIUS: ABD İSTİHBARATINDAN ORTADOĞU'NUN DURUMU

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


AMERİKAN İSTİHBARAT BAŞKANINDAN ORTADOĞU KONUSUNDA BİR GERÇEKLİK TEYİDİ

David Ignatius (Washington Post gazetesi köşe yazarı, ödüllü gazeteci ve kitapları en çok satanlar listesinde yer alan casusluk romanı yazarı)
Washington Post, 21.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Amerikan istihbarat başkanı bazı kilit konularda genel kanaate aykırı değerlendirmelerde bulundu: Nusra Cephesi tehdidinin “abartıldığı” uyarısında bulundu, Suriye’deki hedeflere ilişkin Obama yönetiminin Rusya’yla istihbarat paylaşımı planı konusunda uyardı ve geçen cuma günü Türkiye’de yaşanan darbe teşebbüsünün ABD’de yaşayan bir din adamınca örgütlendiği iddialarını sorguladı.
Milli İstihbarat Direktörü James Clapper çarşamba günkü röportajda yine lafını sakınmadı. Mayıs ayındaki bir röportajda söylediği ABD’nin kargaşa içindeki Ortadoğu’nun problemlerini kendi başına “düzeltemeyeceği” yönündeki uyarısını daha da genişletti. Clapper’ın şüpheci görüşü Başkan Obama tarafından da paylaşıldı ve Washington yönetiminin Suriye’ye askeri kuvvet taahhüdüne yönelik ihtiyatlı duruşunu daha da artırdı.
Clapper son dönemde Nusra Cephesi’nden endişelerin “aniden artışı”nı sorgulayarak yaygın bir tartışmaya girdi. El-Kaide’nin Suriye kolunun Amerikan topraklarına yönelik tehdidinin henüz “yeni yeni oluşmaya başladığı”nı ve İslam Devleti’nin teşkil ettiği “tehdidin yanına bile yaklaşamayacağı”nı söyledi. Nusra Cephesi’nin ABD ve Avrupa’ya saldırı yeteneğinin öyle (...) zannedildiği gibi “an meselesi”nden ziyade “arzu edilen bir hedef”ten ibaret olduğunu anlattı.
Clapper’ın Nusra Cephesi konusundaki kuşkuları, örgüte karşı saldırıları Rusya’yla işbirliği içinde yürütme ihtiyatıyla da örtüşüyor. Obama bu yaklaşımı tereddütle de olsa onayladı. Clapper Rusya’yla istihbarat paylaşımı konusundaki çekincelerini ifade ettiğini (…) söylüyor.
Rusya’nın sözlerinin tutmama siciline dikkat çekerek Clapper şunu sordu: (…)
Clapper Obama’nın Suriye’de kötü, iç karartıcı seçeneklerle yüzleştiğinin altını çizdi: “Politikaya yön verenlerimizin ellerindeki tüm seçenekler kötü. İyi hiçbir seçenek yok. ‘Evet, bu gerçekten kolay. İşte bunu yapmış olsak her şey yoluna girer!’ diye düşündüren çok fazla söylem var ortalıkta. Ama hayır. Suriye inanılmaz derecede karmaşık bir mesele. İnsanın başını ağrıtmaktan başka bir şey değil.”
Tıpkı Obama gibi Clapper da “daha evvel Suriye’ye yönelik bir Amerikan askeri veya paramiliter müdahalesi yapılsaydı işe yarardı” iddiasına şüpheyle yaklaşıyor. (…) bunun daha fazla kan akması ve daha çok kaynak sarfiyatından başka pek bir işe yaramayacağını düşünüyor.
Din adamı Gülen’in darbe teşebbüsünü planladığı konusunda Türkiye’nin iddialarının inandırıcı olup olmadığı sorulduğunda Clapper şu cevabı verdi: “Hayır, bence değil”. “Dışişleri Bakanı Kerry, Gülen’in darbeye dahliyle ilgili somut kanıt istemekte haklıydı” dedi ve ekledi: “Kanıtları henüz görmedik. İstihbaratta da görmedik.”
Türkiye’deki darbe teşebbüsü “Suriye’deki durumu daha da zorlaştırdı, zira ordudan temizlenenlerin birçoğu, tıpkı İncirlik Hava Üssünün komutanı gibi, İslam Devleti’yle mücadelede ABD’nin kilit muhataplarıydı. Bu, (teröre karşı mücadeleyi) genel olarak geriletecek; çünkü Türkler bu meseleyle ve muhtemel sonuçlarıyla enerjilerini tüketecekler” dedi ve ekledi: Bu belirsizlikler döneminde “Türkiye’nin NATO’da kalması hayati.”
Clapper’a göre, ABD’nin Ortadoğu’da hızlı bir düzelmeden artık ümidini kesmesi ve uzunca bir istikrarsızlık ve -el-Kaide, İslam Devleti ve ardından gelecek örgütlerden kaynaklı- şiddet dönemine karşı çaba sarf etmesi lazım. Öyle zannediyorum ki biz daha uzunca bir süre bununla baş etmeye devam edeceğiz. Ve bu bizim için giderek sıradanlaşacak.
Soğuk Savaş’ın eski kurtlarından Clapper son bir aykırı gözlemini daha dile getirdi: Rus lider Putin göründüğü kadar güçlü olmayabilir. “Rusya’daki kamuoyu görüşünü takip ediyoruz ve bence Putin’in popülaritesi kırılgan olabilir. Ekonomi üzerindeki baskıları ve bunun –işsizlik, ücretler ve emekli maaşları gibi- bireyler üzerindeki etkileri dikkate alındığında Rusya’nın Ukrayna ve Suriye gibi uzak diyarlarda kendisini ortaya koyan büyük bir güç olduğu söyleminin daha ne kadar Rus halkında yankı uyandırmaya devam edeceğine emin değilim” dedi.
Clapper 90 dakika süren röportajda “bu konuda konuşmak başıma ağrılar sokuyor” dedi. Başkanlık yarışındaki tartışmaların “basitliği” ile gerçek kararların “karmaşası” arasındaki “şaşırtıcı” tezada dikkat çekti. İnsanlar Amerikan askeri gücünün Rakka ve Musul gibi yerlerde [düşmanını] ezip geçebileceğini hayal edebilir, ama dünya gerçeği böyle işlemiyor.


D.IGNATIUS: ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNE YENİ BİR DARBE

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


DARBE GİRİŞİMİ GERGİN ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNE YENİ BİR DARBE VURDU

David Ignatius (Washington Post gazetesi köşe yazarı, ödüllü gazeteci ve kitapları en çok satanlar listesinde yer alan casusluk romanı yazarı)
Washington Post, 18.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türkiye’deki askeri darbe girişiminin curcunasında Washington ile Ankara arasındaki zaten fena halde gergin olan ilişkiler yeni bir zorlu döneme doğru gidiyor gibi görünüyor.
İlk imtihan, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbeyle suçladığı sürgündeki Türk Müslüman lider Fethullah Gülen’in iade talebi olacak. Obama yönetiminden yetkililer, Türkiye’yle mevcut suçluların iadesi anlaşması çerçevesinde bu talebi düşüneceklerini söylüyorlar. Ama Erdoğan’ın insan hakları siciline dair geçmişteki Amerikan ve Avrupa eleştirileri dikkate alındığında bu, hassas bir konu olacak.
Gülen’in ABD’de yaşamasından Türklerin duyduğu öfkeyi Egemen Bağış (…) dillendirdi. (…)
 Hatta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, ABD’nin darbe girişiminin arkasında olduğunu iddia etti. (…)
Gülen bu konuda herhangi bir rolü olduğunu yalanladı ve kendi hareketini ezme amacıyla “sahneye konmuş bir darbe olabileceği”ni iddia etti. Bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıt yok. Darbe tezgahlayanlara karşı öfkeyi Kürtlerin partisi HDP de dahil tüm büyük siyasi partiler paylaşıyor. Önde gelen Kürt aktivistlerden biri pazartesi günü darbeyi kınayarak bana şunu söyledi: “En kötü siyasetçi en iyi generalden daha yeğdir.”
Türk-Amerikan ilişkilerindeki gerginlik Gülen’in darbedeki iddia edilen rolü ve onun geri iadesi talebinden çok daha derinlere gidiyor. İki ülke Suriye’de İslam Devleti’yle mücadele stratejisinde keskin bir şekilde ayrışmış durumda. Erdoğan hükümeti ABD’nin –Türklerin terör örgütü dedikleri- PKK’yla bağları olan Suriyeli Kürt grup YPG’yle müttefik olduğu iddiasında.
Pazartesi günü Ankara’dan telefonla gerçekleştirilen bir mülakatta Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’ndeki en önemli Türkiye analisti olan Bülent Alirıza, “ABD-Türkiye ilişkilerinin ciddi bir kriz içinde” olduğunu savundu. Suriye politikasındaki keskin ihtilaf yüzünden ilişkilerin “darbeden evvel dahi sıkıntıda olduğu”na dikkat çekti.
Türkiye bir NATO müttefiki olduğundan Washington’daki birçokları Ankara’nın ABD öncülüğündeki İslam Devleti stratejisinde işbirliği yapacağını varsaymıştı. Ancak Alirıza, “ABD daha evvel de Erdoğan’ın 2003’teki Irak işgalinde Türkiye topraklarını bir üs olarak kullanmasına izin vereceğini zannetmişti” diye hatırlatıyor ve uyarıyor: “YPG üzerinden ABD-Türkiye ihtilafı, potansiyel olarak Irak kararından çok çok daha derin.”
Darbe sonrası ilişkilerdeki bozulmanın işaretleri, Türkiye’nin İncirlik Üssü’nden İslam Devleti’ne karşı bombardıman harekatını kesintiye uğratmasıyla geldi. Bir sene evvel (…) İncirlik konusundaki anlaşma, on yıllık gergin ilişkilerin ardından iki ülke orduları arasında yenilenen işbirliğinin bir göstergesiydi ve gerek Amerikalı gerekse Türk analistlere göre, on yıldır giderek artan siyasi kontrolün ardından Türk ordusunu işte bu cesaretlendirmişti.
Ordunun herhangi bir bağımsız rolü Cuma günkü acemice darbeyle birlikte tamamen yerle bir oldu. Bazı Türk analistler açıkça Türk Hava Kuvvetlerinden -aralarında İncirlik’te kullanılan jetlerin de olduğu iddia edilen- bazı unsurların darbe girişiminin parçası olduğuna dikkat çekiyor. İncirlik’teki Amerikan garnizonundan sığınma isteyen Türk Hava Kuvvetlerinden bir general oradaki Amerikalılar tarafından iade edildi.
Amerikan-Türk ilişkilerinin yakın dönem tarihi bir dostluğun nasıl çözülebileceğine dair bir ders veriyor. 2011’e geri gidersek, sözümona “Arap Baharı”nda Tunus, Mısır ve Libya’da otoriter liderlerin devrilmesinin ardından Amerikan Başkanı Obama,  Erdoğan’la siyasi bir ortaklık geliştirmişti. Beyaz Saray, Erdoğan’ın AKP’sinin İslamcı partilerin demokrasi ve serbest pazarla bir arada nasıl yaşayabileceğinin bir modeli olduğuna inanmıştı.
Ancak ilişkiler son iki yıldır Erdoğan’ın Türk basını ve yargısı üzerindeki siyasi denetimini sıkılaştırmasıyla ve İslam Devleti’yle mücadele stratejisine ayak diretmesiyle birlikte limonileşti. Obama, gazetecilere yönelik son dönemdeki baskılarının “Türkiye’nin başını iyice derde sokabileceği”ni söyleyerek Erdoğan’ı Beyaz Saray ziyaretinin ardından açıkça eleştirdi. (…)
Erdoğan Türkiye’nin yalnızlaşmasından endişe duyarak bu yaz İsrail ve Rusya’yla ilişkileri yeniden inşa etmeye yöneldi. Ankara’nın Washington’la ilişkileri, her iki ülke için de çok daha önemli, ama ilişkilerin tamiri hiç de kolay olmayacak.

D.IGNATIUS: ABD TÜRKİYE’YLE BIÇAK SIRTINDA


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


OBAMA’NIN BEYAZ SARAY’I TÜRKİYE’YLE BIÇAK SIRTINDA

David Ignatius (Washington Post gazetesi köşe yazarı, ödüllü gazeteci ve kitapları en çok satanlar listesinde yer alan casusluk romanı yazarı)
Washington Post, 5.8.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Obama yönetiminden yetkililer Türkiye’yle ilişkilerde kırılgan/hassas bir bıçak sırtında yürüyorlar. Kamuoyu önünde NATO müttefikine desteklerini dile getiriyorlar, ama özelde geçen ayki başarısız darbe teşebbüsünü ABD’nin teşvik ettiği suçlamalarına bir son verilmesi için Türk yetkilileri uyarıyorlar. 
Başkan Obama, Dışişleri Bakanı John Kerry ve diğer üst düzey Amerikalı yetkililer Türk mevkidaşlarına Amerikan karşıtı tahriklerin Türkiye’deki Amerikan vatandaşlarının hayatlarını riske attığı konusunda endişelerini ve bunun kabul edilemez olduğunu ilettiklerini söyledi. Obama ve diğer yetkililer başarısız darbe teşebbüsünde herhangi bir Amerikan rolünü güçlü bir dille reddettiler.
Son dönemde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Türklerin yaklaşık %70’inin ABD’nin darbeye dahil olduğuna inanmasından endişeliler. Amerikan Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford, bu konudaki şüphe ve endişeleri gidermek için geçen hafta Türkiye’yi ziyaret etti. Beyaz Saray önümüzdeki günlerde üst düzey bir yetkiliyi yollayarak ilişkileri onarmayı düşünüyor; bu isim Erdoğan’la iyi ilişkileri sürdürmeye çalışan Başkan Yardımcısı Joe Biden olabilir.
(…) Türk-Amerikan ilişkilerindeki bozulmanın durdurulmasına dönük kısa vadeli meydan okumaların ötesinde yetkililerin daha uzun vadeli endişeleri sözkonusu: Türkiye’nin güvenliği, Ankara’nın Rusya’yla yeni yakınlaşma süreci ve Avrupa’yla kırılgan ilişkiler.
Güvenlik ilk endişe kaynağı. Erdoğan’ın darbe sonrası ordu, polis ve istihbaratta giriştiği temizlik harekatıyla binlerce subay ve diğer güvenlik personeli kadrolardan tasfiye edildi. Amerikalı yetkililer, Türkiye’nin İslam Devleti ve diğer gruplardan yükselen terör tehdidiyle yüz yüze olduğu bir dönemde bu ev temizliğinin askeri ve güvenlik birimlerinin kapasitesini nasıl etkileyeceğini merak ediyorlar. Yine gerek darbe teşebbüsü gerekse akabindeki temizliğin orduya ne ölçüde zarar verdiği ve yeniden nasıl bir çeki düzen verileceği konusunda da merak içindeler.
General Joseph Votel, CENTCOM Komutanı ve diğer Amerikalı yetkililer, darbe sonrası tutuklanan bazı subayların Suriye’de İslam Devleti’ne karşı savaşta ABD’nin yakın müttefikleri olduğunu ve bunun da iki ülke askeri işbirliğinde muhtemel bir boşluğa yol açacağını belirttiler. Ancak İncirlik Üssü’nden İslam Devleti’ni hedef alan koalisyon hava saldırılarının sürmesi nedeniyle Amerikalı yetkililer ümitlendiler.
İkinci daha uzun vadeli endişe kaynağı ise Türkiye’nin Rusya’yla ilişkileri. Geçen sonbaharda bir Rus savaş uçağının vurulması nedeniyle iki ülke ciddi bir kavgaya tutuşmuştu; ama Erdoğan bu çatlağı tamir etmek için darbeden birkaç hafta evvel kolları sıvadı.
Erdoğan, Rus lider Putin’le 9 Ağustos’ta St.Petersburg’da bir araya gelecek ve Amerikalı yetkililer bu toplantıyı dikkatle takip ediyorlar. Washington’a göre bu türden temaslar doğal ve her iki ülke için de potansiyel olarak olumlu. Ancak Amerikalı yetkililer, Türkiye bir NATO üyesi olduğundan Ankara’nın NATO’daki müttefikleri aleyhine Rusya’yla aynı safta buluşma arayışına girmeyeceğinden emin olmak istiyorlar.  
Üçüncü endişe, Türkiye’nin AB’yle çetrefilli ilişkileri. Türkler ve Avrupalılar, bu senenin başında mali yardım ve Avrupa’ya gitmek isteyen Türklere vize muafiyeti karşılığında Ankara’nın AB’ye mülteci akışını sınırlandırması konusunda anlaşmıştı. Amerikalı yetkililer bu anlaşmanın temellerinin sağlam olmadığından ve her iki tarafın da sözlerini tutmasının zor olabileceğinden endişeliler. AB’nin anlaşmayı yeniden çerçevelendirme konusundaki herhangi bir çabasının Birliğin çözülmesine yol açabileceğinden korkuyorlar. Bu durum siyasi yapıyı iyice gerecek şekilde Avrupa’ya yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebilir.
Türkiye, darbenin mimarının Pensilvanya’da yaşayan din adamı Fethullah Gülen olduğu iddiasında ve ABD’den iadesini talep ediyor. Obama ve Kerry, bu talebi değerlendirirken Amerikan dışişleri ve adalet bakanlıklarının ABD’nin normal hukuki prosedürünün izleneceğini açıkladılar.
Darbeden bu yana Gülen Hareketi, on binlerce tutuklamayla ve Gülencilerin kamudaki görünürlüğü ezilerek Türkiye’de çok sert bir şekilde bastırıldı. Türk hükümeti, dünyadaki birçok ülkeden terör faaliyetlerinin bir cephesi olan Gülenci “Hizmet” Hareketinin okullarını kapatıp diğer faaliyetlerini yasaklaması için ısrar ediyor.
Türk-Amerikan ilişkilerindeki puslu hal darbeden çok öncesine gidiyor. Erdoğan, Obama yönetiminin İslam Devleti’ne karşı PKK’yla müttefik olan Suriyeli Kürt milisleri desteklemesine karşı iyice öfkeliydi. Kavganın üzeri eğreti bir şekilde örtülmeye çalışılıyordu, ama artık iki ülke yeni gerginliklerle yaşamak zorunda kalabilir. Ancak eğer ki Türklerin ekseriyeti ABD’yi Türk demokrasisinin bir düşmanı olarak görürse istikrarlı bir dostluk mümkün olmayacaktır.


S.EDMONDS:DARBE GİRİŞİMİ, CIA-GÜLEN TERTİPLİ BİR PROVA

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’DEKİ DARBE GİRİŞİMİ, CIA-GÜLEN TERTİPLİ BİR PROVA

Sibel Edmonds (Eski FBI tercümanı ve Ulusal Güvenlik Muhbirler Koalisyonu NSWBC kurucusu)
Newsbud, 17.7.2016

Kayıt deşifresi ve tercüme: Zahide Tuba Kor

James Corbett: Türkiye’deki darbe girişimi hızlıca püskürtüldü; ama şüphesiz bir karışıklık da yarattı ve önümüzdeki süreçte bunun jeopolitik sonuçları olacaktır. İlginç bir durum sözkonusu; çünkü biz Türkiye’de darbe olacağını 6-7 ay evvel Sibel Edmonds’la konuşmuştuk. 5 Aralık 2015’te James Corbett’in “Erdoğan’a karşı NATO destekli bir darbe mi tezgahlanıyor? (Is Erdoğan being set up for a NATO-backed coup?)” başlıklı bir yazısı yayınlanmıştı. Birkaç hafta sonra bu ihtimali Sibel’le konuşmuştuk. Bakın o programda Sibel ne dedi…
***

Eski röportajdan alıntı:
James Corbett: Erdoğan’ın hedef alınıp devrilmesi kaçınılmaz mı? Eğer öyleyse bu nasıl gerçekleşecek?
Sibel Edmonds: (…) En nihayetinde şu sonuca vardılar: Erdoğan ülkeyi içeride çok fazla böldü ve şu anda 2-3 sene evvelki desteğe sahip değil. Hala çoğunluğun desteği olsa da bu oran %50’den epeyce aşağıya inmiş durumda. Sizi temin ederim ki Erdoğan’ın yerine bir başkası geçecek. Çünkü bu ülkede tarih tekerrür ediyor. Bu, doğrudan bir askeri darbeyle mi olur, bilmiyorum. CHP içindeki güçlü laik grupların bazıları perde arkasından Gülen Hareketiyle ittifak kurdu. En laik partinin bir mollayla ittifak kurmasından bahsediyorum size, düşünebiliyor musunuz? Gün gelip de böyle bir şeyi göreceğimi hiç tahmin bile edemezdim. Bu ikisi güç birlikteliği yapacak, Türkiye’de işler kötüye gidecek ve Kürtlerden tutun IŞİD’e kadar farklı kesimlerin terör saldırıları artacak, işler iyice sarpa saracak. Ama sonunda Erdoğan gidecek. Erdoğan destekçisi falan değilim. Ama bu, Türk halkı için hiç de iyi bir haber olmayacak. Zaten bozulma yolundaki ekonomi gerçekten batacak. Erdoğan’dan çok daha beter birisi ülkenin başına geçecek. Türkiye’de işler maalesef hiç de iyiye gitmeyecek.

Daha önceki bir röportajından alıntı:
Sibel Edmonds: Ekonomik bakımdan her an çökebilecek bir ülkeden [Türkiye’yi kastediyor] bahsediyoruz. Eğer ki 1 Kasım seçimlerinden evvel, mesela ekim ayında ekonomi çökerse -ki bu kuvvetle muhtemel- ülke tam anlamıyla bir kaos dönemine girecektir; şiddet dalgasının ardından da yeni bir askeri darbe gelebilir. Bu, Gladyo’nun ve ülke yönetimini geri almak isteyenlerin bir operasyonu olacaktır. Türkiye’deki askeri darbeler hep ABD tarafından yaptırılmıştır. Bunun da bahanesi, ülkenin iktisaden çöküşünün ve şiddetin önüne geçmek olacaktır.  Düzeni yeniden tesis için de bir darbe yaşanacaktır. Eğer ki önümüzdeki seçimden evvel [1 Kasım 2015’i kastediyor] bu çöküş yaşanırsa -ki bu kuvvetle muhtemel- yeni darbe ihtimali artacaktır.
***

James Corbett: Türkiye’de darbe girişiminin ardından neler yaşanıyor ve önümüzdeki süreçte neler yaşanacak? Darbenin arkasında kimler var? (…) Erdoğan, Gülen Hareketini işaret etti ve Fethullah Gülen de “Ben değilim, muhtemelen darbeyi Erdoğan’ın kendisi yaptırmıştır” diyor. Ne dersiniz?
Sibel Edmonds: Süreç devam ediyor; ama cuma gecesinden itibaren işler neredeyse her saat değişiyor. (…)
Bu süreç, büyük ölçüde yine Gülen Hareketi tarafından tertip edilen 2013’teki o meşhur Gezi Parkı protestolarıyla başladı.
Yeri gelmişken önce kısaca Gülen’in kim olduğundan bahsedeyim. Gülen dendiğinde 80 yaşında bir paravan lideri anlıyoruz. 1997’den beri [Z.T.K. doğru tarih 1999’dur] ABD’de birçok müstahkem yerde yaşıyor; birçok güvenlik görevlisi ve apaçi helikopterleriyle korunuyor. Gülen’e bağlı STK’lar ve vakıflar yaklaşık 22-28 milyar dolar değerinde. ABD içinde en geniş sözleşmeli okullar (charter okullar) zincirine sahip. CIA’den menajerleriyle birlikte Orta Asya’dan Kafkasya’ya ve hatta Afrika’dan Endonezya’ya kadar birçok yerde yüzlerce cami açıyor. 1997’den beri [Z.T.K. doğru tarih 1999’dur] ABD’de yaşayan Gülen bir terörist olarak Türkiye tarafından geri isteniyor.
Tekrar başa dönersek, Gezi olayları bastırılınca bu defa 2014 ve 2015’teki seçimlerde tüm propaganda ağlarını devreye soktular. Bu aslında CIA, NATO ve Gülen fraksiyonunun kamuoyunu etkileme ve böylece Erdoğan’ı iktidardan düşürme çabasıydı. Bütün çabalarına, ana akım medyanın yayınlarına ve özellikle de ABD’deki propaganda faaliyetlerine rağmen bu girişimleri başarısız kaldı. Bilhassa Türk ana akım medyasının İngilizce versiyonlarının doğrudan Gülen Hareketiyle ve CIA’le bağlantılı olan ajanları ve düşünce kuruluşları eliyle yürütüldü bu propagandalar. Bütün bu girişimler, diğer bir deyişle “yumuşak darbeler” başarısız olduğundan ben yeni adımın gerçek bir askeri darbe girişimi olacağını öngörmüştüm.
Türkiye askeri darbelere aşina. Geçmiştekiler ABD ve NATO tarafından Türk ordusu kullanılarak uygulandı. Türk ordusu bir NATO üyesi olduğundan emirleri ABD’den ve NATO’dan alır. Seçimler ve diğer şeyler daha ziyade kozmetiktir. Tabii ki siyasilerin iç politikada bir rolü var. Ama çok hayati kararlara ve uygulamalara, büyük oyun planlarına sıra geldiğinde iş siyasette değil, orduda düğümlenir.
Cuma günü twitter ve Amerikan ana akım medyasından darbenin yapılmakta olduğunu öğrendik. İlginç bir şekilde, dünyanın birçok yerindeki darbelerin aksine bu, gece yarısı insanlar uyurken gerçekleşmedi. (…) Psikolojik savaşa şahit olduk. Sosyal medyaya akıtılan haberlerde Erdoğan’ın ülkeden kaçmaya çalıştığı, Almanya hava sahasında dönüp durduğu ve sığınma talebinde bulunduğu tweetlerini gördük. Bu, psikolojik savaşın bir parçası, insanların moralini bozarak darbeyi başarılı kılma çabasıydı. Ya liderin öldüğüne dair yalan haberler yayarlar ya da “lideriniz kaçtı” derler. Bu, inanılmaz derecede etkili olur; çünkü insanlar “artık bitti, liderimiz de kalmadı” diye düşünürler. Bunu görünce mesajı atanların ardına düştüm; “Kaynağınız ne? Bu bilgiyi nereden aldınız?” diye sordum.
Size darbenin yüzünün, uygulanma şeklinin nasıl değiştiğini anlatmak istiyorum. Artık daha güçlü ve çok cepheli bir mücadele sözkonusu. Çünkü -tıpkı Arap Baharında gördüğümüz gibi- twitter ve facebook üzerinden dedikodular ve gerçek dışı bilgiler yaymak suretiyle sosyal medya üzerinden darbelerin başarıya ulaştırıldığını gördük.

Spiro Skouras: (…) kontrolü sağlamak ve etki kurmak için sosyal medya tamamen kapatılıyor. Erdoğan’ın kaçıp Almanya’dan sığınma istediğine dair haberin ilk kaynağını aradım. İlk tweeti atan MSNBC yapımcısı Kyle Griffin. “Üst düzey bir Amerikalı askeri kaynak, NBCNews’e Erdoğan’ın İstanbul’a inmeyi reddedip Almanya’dan sığınma talebinde bulunduğunu belirtti” tweetini attı. (…) O zamana kadar darbe tezgahçıları medya kuruluşlarına el koymuştu. Öyle görünüyor ki tüm medyayı kontrol altına alıp bu haberi yayacaklar ve darbeye karşı herhangi bir direnişe engel olacaklardı. (…)

James Corbett: Erdoğan’ın uçuşunu anbean takip edenler vardı; gerçekten de uçağı havada daireler çizdi, uzun süre iniş yapamadı. Bir şeyler oluyordu. Bu sırada kaynağı belli olmayan bu tarz haberler yayılıyordu. Dış operasyonlarda izlenen yöntem işte tam da budur. Bu da “O sıralarda işler kimin kontrolündeydi?” sorusunu gündeme taşıyor.
En düzenbazca ve ikiyüzlü şey belki de şu: Ana akım medyada “bu darbe girişimi, Erdoğan’ın muhalefeti ezebilmek için bizzat tezgahladığı bir darbe olabilir” haberleri dolanıyor. Bu haberler anlayışla karşılanıp imkan dahilinde görülüyor. Çünkü Erdoğan “kötü adam”. Ama eğer ki Erdoğan bir Amerikan müttefiki olsaydı aynı haberi yayanlara “Bu kadar da komplocu olunur mu?” denirdi. Ama Erdoğan hedef tahtasında olduğundan bu tür komplolar mümkün görülüyor.
Peki iddia edildiği gibi, Erdoğan ordudan bir fraksiyonun darbe planı hazırladığının farkına varmış, ama muhaliflerini ezmek ve daha da güçlenmek için bunların bu küçük darbeciği sahneye koymalarını engellememiş, hatta kışkırtmış olamaz mı? Sonuçta gerçekten de eli güçlendi ve şu anda binlerce muhalifini eziyor. Geçmişe kıyasla iktidar iplerini daha sıkıca eline alacak. Bu söylem mantıklı olamaz mı?
Sibel Edmonds: İki şeyi birbirinden ayırmak istiyorum: darbenin ön bilgisine sahip olmak ve darbeyi sahneye koymak.
Erdoğan 3 yıldır haklı bir şekilde evin içini temizlemeye çalışıyor. Çünkü ordunun belirli bir kısmına, Türk polisinin ise çok büyük bir oranına CIA-Gülen ağının sızdığı biliniyor. Ve bunun 20-25 yıllık bir geçmişi var. Aynısı yargı kurumu için de geçerli. Erdoğan her ne zaman elinde kanıtlarla onların üzerine gitmeye ve görevden almaya kalkışsa bu, özellikle Batı medyası ve –Türkiye’dekiler de dahil- Gülen ağının uzantıları tarafından büyük tepkiyle karşılandı ve Erdoğan aleyhine kötü bir halkla ilişkiler malzemesi olarak kullanıldı. Onun diktatör olduğu, laik düşünceli insanları görevden aldığı, çünkü şeriatı getirmeye çalıştığı propagandalarına maruz kaldı. Üstelik CIA’in elindeki asıl şeriatın adamı Fethullah Hocanın ta kendisi olmasına rağmen… ABD’de yaşayan ve gün geçtikçe gücünü artıran, yüzlerce Amerikalı senatörü ve kongre üyesini lüks gezilere götüren de bunlar… CIA’in şeriatçısı tutup da Erdoğan’ı diktatörlükle suçluyor!
Darbe yapılacağı fikri ve dedikodusu yaklaşık bir senedir ortalıklarda dolaşıyor. Geçen sene Türkiye’deyken bu kısık sesle dillendiriliyordu. Seçimlerle de protesto gösterileri organize ederek de bunu başaramadık, geriye bir tek darbe kaldı diyorlardı.
Tabii ki Erdoğan’ın darbe hazırlıklarından haberi vardır. Bu şartlar altında sen de bunun mükemmel bir fırsat olduğunu düşünmez misin? Üzerimize gelmelerine izin verelim ki kamuoyu da onların ne yapmaya kalkıştığını, kim olduğunu görsün ve bu sayede evin içini temizleyebilelim diye düşünmek zekice değil mi?
Eğer ki “Erdoğan kazandı ve bu iş burada bitti, her şey kontrol altında” diye düşünüyorsanız açıkça söyleyeyim hayır, kesinlikle durum böyle değil. Çünkü bence bu, iyi planlanmış, kapsamlı bir gerçek darbe değildi. Bu onların A planıydı. Deneme, ısınma hareketi niteliğinde bir darbe girişimiydi. Erdoğan’a karşı asıl büyük darbe ise yolda. Bununla halkın nabzını, psikolojisini denediler. Türk halkı bu süreçte çok esaslı bir rol oynadı ve Erdoğan düşmanı Batı ve NATO ülkelerine bu işin öyle zannettikleri kadar kolay olmayacağını gösterdi. Sokaklardaki bütün o tanklara rağmen Erdoğan’ın tek bir sokağa çıkın çağrısıyla insanlar caddelere döküldüler. Ordu ne kadar güçlü, CIA ne kadar aktif olursa olsun, bir araya gelip kenetlenmiş milyonlarca insanın gücünü azımsayamazsınız. Türk halkı bu çağrıyı dinleyip darbeyi engellemeyi başardı. Acaba ABD’de bunun bir benzeri olsaydı insanlar sokağa mı dökülürdü, yoksa yatağının altına girip sosyal medyadan işlerin ne zaman yoluna gireceğini mi beklerdi? 208 insan hayatını kaybetti. Bunlar tanklara tırmandılar. Silahları falan yoktu. Sadece yumrukları ve kolları vardı. Dış güçlerce tezgahlanan darbeye karşı gerekirse canlarını feda etme kararlılıkları vardı. (…)

James Corbett: Peki bundan sonra ne olacak? Evin içini temizleme harekatı çerçevvesinde binlerce insanın tutuklandığını görüyoruz. Gülen’in iade tartışmaları var. Amerikan Dışişleri Bakanı bu konuda şimdiye kadar kendilerine resmen bir talep iletilmediğini söyledi. Acaba Erdoğan hükümeti Gülen’in ABD’den iade sürecini resmen başlatacak mı? Eğer başlatırsa ABD buna nasıl bir karşılık verecek?
Sibel Edmonds: 2013’ten beri süreci takip ediyorum. Türk Adalet Bakanlığı Gülen’in iadesi için gerekli her şeyi FBI’a ve Amerikan Adalet Bakanlığına yolladı. Bürokrasi oyun oynuyor, rol yapıyor; “Yok efendim acaba Gülen’in iadesini isteyen yetkilinin imzası gerçek mi sahte mi?” vs. diye. Dahasını söyleyeyim. ABD’deki en büyük sözleşmeli okullar zincirine sahip Gülen Hareketi hakkında 2009-2010’dan beri kara para aklama ve diğer suç sayılan faaliyetlerinden dolayı FBI soruşturması var. Haklarında birçok suç isnadı var. Ama ne olacağını söyleyeyim size. “Evet, resmi iade talebi geldi” dediklerinde dahi bunun üzerine oturup süreci 2-3 yıl sürüncemede bırakacaklar. Çünkü Gülen’e temyiz hakkı vs. tanıyacaklar. Fethullah Gülen’in sağlığının giderek kötüleştiğine dair dedikodular da duyuyorum. Daha muhtemel senaryo, Türkiye ile ABD arasında bütün bu iade oyunu devam ederken Gülen’in “ölmesi”!
Ama bu konudan çok daha önemli olan nokta şu: Cuma günkü darbe asıl nihai darbe değildi. Bu süreç sona ermedi. Türk halkı kesinlikle rehavete düşememeli. Hükümet “Yaşasın bunu da atlattık” dememeli. “2000-3000 adamı tutukladık, bu iş tamamdır” diye sakın düşünmesinler. Gülen’in adamları, ordusu, yargısı ve diğer kurumlarıyla o kadar muazzam genişlikte ki. Siyasetçiler en yakınlarındaki adamlarına, milli savunma müsteşarlarına bir baksınlar; hepsi içlerine sızmış ajanlar.
Eli kulağında olan yeni darbenin diğer işaretlerine dikkat kesilmemiz lazım. Mesela İncirlik’teki NATO üssünde bulunan 42 helikopter kayıp – ki İncirlik Üssü, ABD’deki üslerden bile çok daha sıkı bir güvenliğe sahip, hatta yeryüzündeki en güvenli hava üssü desek yeridir. Darbe girişimi sırasında NATO’nun İncirlik Üssü’nden 42 helikopteri havalandırdılar. Daha da önemlisi, yarım asırdır ABD ve NATO’daki müttefikleri, bu üste ne kadar nükleer silah başlığı bulunduğunu bir sır gibi saklıyorlardı. Tıpkı İsrail’in nükleer silahlar konusunda hep sessiz kalması gibi. Peki ya IŞİD İncirlik’e sızıp da bu nükleer başlıkları ele geçirirse? Soğuk Savaş boyunca hiç kimse İncirlik’e sızamadı, böyle bir tehlike de yoktu. Düşünsenize, yeni bir darbe öncesinde Türkiye bir anarşi ortamına girerse ve bir anda basında İncirlik’teki nükleer silah başlıklarının önemi pazarlanmaya başlanırsa ne olur? Bu, kilit bir nokta. Yeni darbe dalgasıyla bu konu arasında yakından bağlantı kurulabilir. Çünkü bu, “nükleer bir saldırıya maruz kalmamak” için NATO müttefiklerinin harekete geçmelerine, Erdoğan’ı alaşağı etmelerine ve ülkeyi “güvenli” hale getirmelerine meşruiyet kazandıracak bir bahane olacaktır. Dünyanın en güvenli hava üssünden 42 helikopter nasıl kaçırılabilir söyler misiniz bana? (…) Hepimiz biliyoruz ki bu işin asıl fikir babası CIA/NATO/derin devlet/Gladyo-B ağı. ABD bu süreçte kullandığı teröristi, hoca bozuntusunu [Gülen’i kastediyor] burada besleyip büyümekte...
Erdoğan üzerinde baskı kurabilirler veya belki de -onun zaten arzuladığı şekilde- oyunu sert oynamasını kolaylaştırırlar. Çünkü Türkiye sertçe oynayabilecek durumda ve böyle oynamalı da Bütün bu yaşananların sonucunda niye Türkiye’deki Amerikan büyükelçiliği kapatılmasın ki? Aynısı ABD’ye olsa bunu yapmaz mıydı? Biz [ABD’yi kastediyor] İran İslam Devrimi sonrası Amerika’nın aleyhine çalışan bir düşman ülke ilan ederek İran’ın büyükelçiliğini kapatmamış mıydık? Türkiye ABD’ye baskı yapabilir. Doğrusu sadece Amerikan büyükelçiliğini değil, İncirlik Üssü’nü kapatmalı ve operasyonel olmaktan çıkarmalı.
Bu noktada Türk halkı da elini taşın altına sokabilir. Zira Türk halkının artık daha sert olma vakti geldi. Artık salt konuşmanın ötesine geçmeliler. O cesur insanlar, ideolojik saiklerle değil, yabancı güçlerin gelip de ülkesinde darbe yapmasını önlemek için canlarını feda ettiler.

James Corbett: Ama Erdoğan asla ve kata Amerikan büyükelçiliğini kapatamaz, NATO’dan da çekilemez. Bunu yapacak olsa şimdiye kadar yapardı.
Sibel Edmonds: Ama halk bunu yapabilir. Erdoğan’a bu kısa vadeli zaferi kazandıran halktı. Göreceksiniz, birkaç güne Türk halkı gidip de Amerikan büyükelçiliğini kapatacaktır. Büyükelçilik çalışanları tahliye edilecektir. Darbe tezgahında yer alan bir Amerika’nın personeli bu ülkede görev yapamaz. Erdoğan kendisi bizzat bunu yapmasa bile belki kenarda sessiz sedasız bekleyip halkının bunu yapmasına göz yumabilir. Isınma niteliğindeki bu darbeyi yönlendiren ve kolaylaştıran CIA personelinin bu ülkeyi terk etmesini sağlayabilir. İran’daki CIA merkezi bizzat Amerikan büyükelçiliğinin içindeydi. Kimse bundan bahsetmedi bile. CIA’in birçok ajanı, Gülen’in birçok menajeri Türkiye’de cirit atıyor. Türk halkı gidip Ankara’daki Amerikan askeri ataşeliğini kapatabilir. 50.000 insanı kapısına dikerseniz bakın nasıl bütün personel can havliyle anında ülkeyi terk edip gidecek.
(…)
Gülen Hareketinin ilişkiler ağını, Bill ve Hillary Clinton’la ve Clinton Vakfı’yla bağlantılarını biliyoruz. ABD’de birçok karargahı var, STK’ları ve vakıfları var. İadesini beklemek yerine gelip burada Gülen’in kuruluşlarını hedef almak mümkün. (…)
Gülen Hareketinin teröristler için eğitim kampları da var, Çeçenler ve diğerleri için da. Buralarda eğitim görenler şimdi Suriye’ye akıyor, daha evvel Balkanlardaki el-Kaide’ye katılıyorlardı. Gladyo-B Operasyonu, Clinton’ın gözetimi altında 1996-1997’de başladı. Bush veya Obama gözetiminde değil, dikkatinizi çekerim. Gülen, CIA’in Gulfstream uçağı içinde ABD’ye 1997’de [Z.T.K. doğru tarih 1999’dur]  Clinton’ın gözetiminde getirildi. O sırada Türkiye’nin en çok aranan adamıydı. (…)

Spiro Skouras: Clinton Vakfı’yla Gülen’in vakıfları birlikte çalışıyorlar. Her şeyin içinde elleri var. Ve şimdi Hillary Clinton Amerikan başkanlığı için yarışıyor. (…) IŞİD Türkiye’deki darbe girişiminin arkasındaki güç. (…)


James Corbett: Türkiye’de yaşananlar bütün bölgeyi etkileyeceği gibi Suriye üzerinde de sonuçları olacaktır. Ortada birçok farklı gündem var. Sibel’in de çok doğru bir şekilde işaret etiği gibi, nükleer mesele bundan sonra üzerinde oynanacak en önemli kartlardan biri olacaktır. Onlarca yıldır hakkında tek bir söz dahi edilmezken bundan sonra bir anda Türkiye’deki nükleer silah başlıkları meselesini sık sık duyacağız. Sadece önümüzdeki haftalar ve aylar değil, önümüzdeki günlerde de çok ilginç şeylere şahit olacağız.