Real Clear World etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Real Clear World etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2016 Çarşamba

R.PEARSON: TÜRKİYE’NİN AŞAĞI DOĞRU SÜREKLİ DÜŞÜŞÜ


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’NİN AŞAĞI DOĞRU SÜREKLİ DÜŞÜŞÜ

Robert Pearson (ABD’nin eski Türkiye büyükelçisi ve hâlihazırda Ortadoğu Enstitüsü uzmanı)
Real Clear World, 26.7.2016

Tercümeler: Zahide Tuba Kor

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, üç aylık olağanüstü hali kendisi ve partisi AKP’nin devletin düşmanı addettiği kişileri memuriyetten ve güçten düşürmek için kullanıyor. (…)
Erdoğan bu insanların hemen hepsinin başarısız darbe teşebbüsüyle hiçbir alakalarının olmadığını biliyor. Aslında bizzat kendi hükümeti, başlangıçta darbe girişimcilerinin ordunun küçük bir kesimini teşkil ettiğini söylemişti. Üstelik hükümet çevrelerinden olsun olmasın bütün siyasi partiler, bütün kurumlar, bütün siyasi şahsiyetler hükümetin darbeyi bastırmasını destekledi. Türk toplumunun tümü darbeye karşı duruşlarını açıkça ilan etti.
Ancak bu birlik hali mevcut temizlik kampanyasıyla bozuldu. (…) Korku tellallığı yapanlar vatandaşları korkutarak boyun eğdiriyorlar.
(…)
ABD’nin şu anda Türkiye’de cereyan eden gelişmeleri kontrol etmesinin veya bir etkide bulunmasının pek mümkün olmadığı doğru olabilir; ama kendi değerlerinin ve çıkarlarının da peşinden koşmalı. (…) Soğuk Savaş sırasında ABD Türkiye’de gerçek bir demokrasinin gelişmesi için pek bir şey yapmadı; tarih, şimdi bunu düzeltmemiz için bize bir fırsat sunuyor. (…)

Suçluların iadesi ve diplomatik oyalama
Bu arada ABD-Türkiye ilişkileri darbe teşebbüsü evveline kıyasla çok daha zor durumda olabilir. En baş mesele Gülen’in iadesi olacak. (…) Eğer ki normal prosedür takip edilirse hukuki süreç aylar alacaktır. Bu arada Türk hükümeti, ülke içindeki derin bölünmüşlüklerin temel sebeplerine odaklanmak yerine Gülen’in iadesini gündemde tutarak dikkatleri dağıtmaya devam edecektir. Amerikan karşıtı keskin söylem basında ve konuşmalarda sürecektir. Türkler ABD’nin saldırıların ardında olduğu asılsız haberini tekrarlayıp duracaklardır. Türkiye’nin zaten birçok krizde standart tepkisi, kendi problemlerinden başkalarını sorumlu tutmaktır. (…)
En önemli konu, iki ülkenin İslam Devleti’yle askeri mücadelede işbirliğine devam edip edemeyeceği. Şu anda Amerikan öncülüğündeki koalisyonun İncirlik Hava Üssü’nden operasyonları kesintisiz sürüyor gibi görünüyor. Korkulan ise, İncirlik’teki Amerikan mevcudiyeti ve Suriye’de IŞİD’e karşı Amerikan çabalarının Türkiye tarafından başta Gülen’in iadesi olmak üzere diğer alanlarda tavizlerin bir önşartı haline getirilmesi. Böyle olmasa bile subay ve general kadrolarında yoğun açığa almalar ordunun Amerikalı ortaklarıyla etkin bir şekilde çalışma kabiliyetini azaltacak.
Türkiye’de siyaseten her ne olursa olsun, Suriye’deki mücadeleyi etkin bir şekilde sürdürebilmek adına Amerikan yönetiminden bazıları, geçmişi unutup Ankara’yla yeni bir sayfa açmaya istekli olabilir. Bu anlaşılabilir, hele de ABD’nin başarıya ulaşmak için sarf ettiği çabaların büyüklüğü dikkate alındığında… Türkiye, Suriye’deki Amerikan operasyonlarına olumlu destek vermekten kaçınarak bir bakıma zaten oyundan kendisini çıkarttırmıştı.
Darbe girişimi evvelinde Washington’ın dikkatli diplomasisi, Suriye’de operasyonların devam edebilmesi adına [iki ülke arasındaki] gerginlikleri örtbas etti; ama eğer ki Türkiye şimdi Amerikan mücadelesine karşı gerçekten direnirse bir hesaplaşma yaşanabilir. Başkan Obama görev süresi bitmeden evvel gerçek bir başarı göstermek istiyor ve Dışişleri Bakanı Kerry bıkmadan usanmadan Rusya’yla bir anlaşma için uğraşıyor. Ancak ABD’nin Türkiye’nin tam desteği olmaksızın Nusra Cephesi’ni izole edebilmesi ve savaşın yıktığı Suriye’de insani ve siyasi çözüme imkan verecek bir ateşkese varabilmesi çok daha fazla zorlaşacak. Ancak bu hedefler, Türkiye’nin muhalefeti artıyor diye Washington’ın öyle kolayca vazgeçeceği türden hedefler değil.

Uçurumdan bakış
Türkiye’nin [ihtilaflarda] uçurumun eşiğine getirip ardından geri adım atma gibi bir geleneği var. Önümüzdeki birkaç ay bu eski geleneğinin bir testi olacak.
Türkiye’nin içinde beliren birtakım meseleler var ve bu temizlik harekatı muhtemelen bütün bunları olumsuz yönde etkileyecek:

o       Geçen seneden beri (…) IŞİD’e atfedilen ve yine PKK teröristlerinin düzenlediği birçok saldırı yaşandı. (…) Sürekli talep edilmesine rağmen Türkiye hala IŞİD’in kontrolündeki bölgeye yakın olan Cerablus sınır kapısını kapatmadı.
o       Darbeden evvel kontrolden çıkma noktasına gelen Türkiye içindeki gerginlikler şimdi daha da artabilir. Uzlaşmanın yokluğunda toplumdaki siyasi bölünmüşlüklerin daha da derinleşmesi mümkün. Baskı insanların fikrini değiştirmez, daha da katılaştırır.
o       Ekonomi çok büyük bir baskı altında. Türk lirasının değerini kaybetmesi (…). Ekonomisini modernleştirmek için ihtiyaç duyduğu doğrudan yabancı yatırımların payı 1994 yılındaki seviyeye geriledi. Doğrudan yabancı yatırımlar 2007’de 22 milyar dolarken 2014’te 12 milyar dolara düştü ve şimdi daha da düşmesi muhtemel. Büyüme oranları da AKP iktidarının ilk yıllarına kıyasla yarı yarıya düştü. (…) Yabancı yatırımcılar hukuki bağımsızlıktan ve bütünlükten (…) endişeliler.
o       Bir zamanlar Türk halkının gururu olan ordu 2010-2013 arasında düzmece yargılamalara maruz kalmıştı. (…) Bir senedir ordu Güneydoğu’da kanlı bir şehir savaşı veriyordu (…) Artık sadece hükümete bağlılığı teyit edilenlerden oluşacak bir subaylar sınıfı, ordunun bir bütün olarak zayıflaması anlamına geliyor ki bu da sınırlarındaki tehditlerle daha az baş edebilen zayıf bir NATO müttefiki Türkiye demektir.

Türkiye’de darbe sonrası sürecin olumlu hiçbir getirisi olamayacak (…). Erdoğan, mevcut devletin ve sosyal kurumların toptan dağıtılmasıyla yoluna devam ederken, muhaliflerinin darbe öncesindeki hissiyatı bugün de aynen duruyor. Diktatörler başlarındaki belalardan içerideki komploları –ve dışarıdan müdahaleleri- sorumlu tutmayı severler. Ancak gerçek şu ki, onların nüfuz alanlarının dışındaki hiç kimse bu ithamlarının doğruluğuna inanmaz. İstedikleri her şeye sahiptirler ve bunu korumak için de gerekli gördükleri her şeyi yapmaya hazırdırlar. 

R.GRAMER: NATO TÜRKİYE JEOPOLİTİĞİNE YENİK DÜŞTÜ


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE KONUSUNDA NATO JEOPOLİTİĞE YENİK DÜŞMÜŞ DURUMDA

Robbie Gramer (Atlantik Konseyi Transatlantik Güvenlik İnisiyatifi başkan yardımcısı)
Real Clear World, 21.7.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türkiye’deki darbe teşebbüsü NATO ittifakına üye ülkelerin liderlerini şoke etti. (...)
(...)
Türkiye NATO için ne anlam ifade ediyor?
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’nın en meydan okuyucu güvenlik ortamıyla karşı karşıya olduğu bu dönemde transatlantik grubunun Türkiye’nin yardımına ihtiyacı var ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunun bilincinde. Türkiye’nin IŞİD’e karşı askeri mücadeleye değerli katkıları var; hem IŞİD’e karşı koalisyonun hava saldırılarını yürüttüğü hem de Irak ve Suriye’deki IŞİD karşıtı grupların eğitildiği başlıca üs konumunda. (...) Ayrıca yaklaşık 50 nükleer silahla İncirlik Üssü, ABD’nin geniş Ortadoğu’daki caydırıcı pozisyonunun bütüncül bir parçası. Darbeyi müteakip İncirlik’teki elektriklerin kesilmesi, bu stratejik varlığın Türkiye’deki iç siyasi kavgalardan ne denli etkilenebileceğini gösterdi. 
IŞİD’le mücadelenin yanı sıra NATO, Karadeniz’de askeri pozisyonunu güçlendirmek için de Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Moskova’nın Ukrayna Krizi’nin başlarında Kırım Yarımadası’nı ilhakı, NATO’nun Rusya’yla ilişkilerini dramatik bir şekilde dönüştürdü. Baltıklardan Karadeniz’e kadar uzanan bölgede NATO, hem Rusya’nın askeri rövanşizmiyle boğuşmak hem de doğu kanadında yer alan tehlike altındaki müttefiklerini korumak üzere güçlü bir askeri ve caydırıcı tutum sergilemek için cebelleşiyor. Karadeniz bölgesi NATO için stratejik açıdan önemli bir hale geldi. Rusya Kırım’ı hava savunma sistemiyle donattı, eskiyen Karadeniz donanmasını yenilemeye başladı ve hatta –NATO’nun güneydoğu kanadını tehlikeye atacak şekilde- yarımadaya nükleer silahlar konuşlandırma konusunu dillendirmeye başladı. Türkiye Karadeniz’deki hakim aktör. Boğazlardan Karadeniz’e geçişi tamamen kontrol altında tutuyor ve Karadeniz’deki en güçlü donanmaya sahip. NATO Türkiye olmaksızın Karadeniz’deki konumunu güçlendiremez.
Ve son olarak Türkiye, Avrupa’ya göçmen krizini tamamen durduramasa da yatıştırılmasında kilit bir rol oynuyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya mülteci ve göçmen akışı, AB ülkelerinin toplumsal dokusunu gererek, yerliliği savunan sistem dışı siyasi partilerin yükselişini hızlandırarak, Birliğin başarısız mülteci politikasına karşı halkın öfkesini alevlendirerek ve Avrupa’yı yeni terör tehditlerine maruz bırakarak AB içinde neredeyse varoluşsal bir siyasi krizi tetikledi. Buna karşı AB Ankara’yla (…) içeren bir anlaşma imzaladı.
Eğer ki NATO, Türkiye’yi ittifaktan çıkmaya zorlarsa IŞİD karşıtı koalisyon da, Türkiye’deki stratejik önemi haiz Amerikan ve NATO üsleri de, NATO’nun Rusya’ya karşı pozisyonu da, AB’nin mülteci anlaşması da tehlikeye girecektir. İttifakın karşı karşıya olduğu tehditler dizisi dikkate alındığında NATO bunların hiçbirisini tehlikeye atmayı göze alamaz.
Ayrıca NATO’nun hiçbir üyesini, ister gönüllü olsun isterse zorla, ittifaktan çıkarma sistemi yok. Eğer ki işler bu noktaya kadar varırsa NATO’nun böyle bir prosedürü şekillendirmesi de imkansız değil. Ama böyle bir süreç uzunca, zorlu ve zaten bütünlük mücadelesi vermekte ve karmaşık güvenlik meydan okumalarıyla yüzleşmekte olan ittifak için siyaseten de travmatik olacaktır. Öte yandan NATO’nun Türkiye’yle ilişkilerinin böyle bir noktaya varması çok uzak bir ihtimal, hele de jeopolitik ve askeri açıdan önem arz eden rolü dikkate alındığında.
(…)
(…) NATO üyeliğini veya Türkiye’nin AB’yle ilişkilerini yeniden gözden geçirme yönündeki sözlü tehditler Erdoğan’ın fikrini veya siyasi hesaplarını değiştirmekte pek de bir işe yaramayacaktır. Eğer ki Erdoğan iktidarın dizginlerini ele geçirmeye var gücüyle devam ederse NATO, iki temel taahhüdü olan ortak demokratik değerler ile ortak güvenlik arasında oldukça tatsız bir çatışmayla karşı karşıya kalacaktır. Türkiye bu ikisinin her daim birlikte var olmadığını ispatlıyor.