Sibel Edmonds etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sibel Edmonds etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2016 Çarşamba

BİR SENEDİR DARBEYLE İLGİLİ DIŞ BASINDA ÇIKAN YAZILAR


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


BİR SENEDİR TÜRKİYE’DE DARBE İHTİMALİYLE İLGİLİ DIŞ BASINDA ÇIKAN YAZILAR


İÇİNDEKİLER:

TÜRK ORDUSUNUN NÜFUZU YENİDEN ARTIYOR

Dion Nissenbaum (Wall Street Journal gazetesinin İstanbul muhabiri. Daha evvel aynı gazetenin milli güvenlik muhabiriydi)

ERDOĞAN AÇMAZI: TÜRKİYE’DE BİR ASKERİ DARBEYİ NE BAŞLATABİLİR?
Sputnik İngilizce

ANKARA’DA REJİM DEĞİŞİMİ? ZANNETTİĞİNDEN DAHA FAZLA MUHTEMEL
Mike Whitney (Amerikalı yazar)

PUTİN, ERDOĞAN’I TEHDİT ETTİ: GEREKİRSE SANA KARŞI HEMEN BİR ASKERİ DARBE DÜZENLETTİREBİLİRİM; SENİ DE AMERİKALI PATRONUNU DA SURİYE’DE YENİLGİYE UĞRATACAĞIM
AWD News

S.EDMONDS: DARBE GİRİŞİMİ, CIA-GÜLEN TERTİPLİ BİR PROVA
Sibel Edmonds (Eski FBI tercümanı ve Ulusal Güvenlik Muhbirler Koalisyonu NSWBC kurucusu)
Tercüme bu blogda yer almakta olup şu linkten ulaşabilirsiniz: http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2016/07/sedmonds-darbe-girisimi-cia-gulen.html

TÜRKİYE’DEKİ DARBEYİ MİT DIŞINDA HERKES ÖNGÖRMÜŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR

Joseph Fitsanakis (intelNews.org baş editörü, aynı zamanda Coastal Carolina Üniversitesi Siyaset Biliminde yardımcı doçent ve Avrupa İstihbarat Akademisinde müdür yardımcısı)
Tercüme bu blogda yer almakta olup şu linkten ulaşabilirsiniz: 


Tercüme: Zahide Tuba Kor

Ayrıca darbe tartışmalarını alevlendiren ve TSK'yı 31 Mart 2016'da darbe iddialarını yalanlayan bir açıklama yapmaya zorlayan asıl yazı ise Michael Rubin imzalı "Could there be a coup in Turkey" başlıklı makale olup Sputnik Türkçede özet tercümesi yayınlanmıştır: 
TÜRK ASKERLER ERDOĞAN’I DEVİREBİLİR
Sputnik Türkçe, 25.03.2016


Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Araştırmaları Merkezi Direktörü Gönül Tol’un 30 Mayıs 2016’da Foreign Affairs’te yayınlanan “Türkiye’nin Bir Sonraki Askeri Darbesi” başlıklı makalesinin tercümesine şu linkten ulaşabilirsiniz:





TÜRK ORDUSUNUN NÜFUZU YENİDEN ARTIYOR
Dion Nissenbaum (Wall Street Journal gazetesinin İstanbul muhabiri. Daha evvel aynı gazetenin milli güvenlik muhabiriydi)
Wall Street Journal, 15.5.2016

Erdoğan yönetimi altında sistematik olarak marjinalize edilmekle geçen 13 yılın ardından ordu, cumhurbaşkanı siyasi rakiplerini bertaraf ettikçe nüfuzunu yeniden kazanıyor. 
(...)
Siyasi muhaliflerini gözden düşürmek için attığı adımlar (ki kendi elleriyle seçtiği başbakanı bu ay iktidar mücadelesinde çekilmeye zorladı), Sayın Erdoğan’ın küresel nüfuzunu yayma çabalarını şekillendirmede Türkiye’nin generallerinin daha büyük bir rol oynamasının önünü açtı.
Türk generaller Sayın Erdoğan’ın Suriye’ye asker göndermek için bastırmasından rahatsızlar, Kürt isyancılara karşı tartışmalı bir askeri mücadele yürütüyorlar ve cumhurbaşkanına şüpheyle bakan Batı ittifakıyla Türkiye’nin ilişkilerini koruyorlar. Siyasetten uzak durarak milli güvenlik kararlarında temel aktör olarak yeniden ortaya çıkıyorlar.
Emekli subaylardan Metin Gürcan, “Türk ordusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı frenlemek ve denetleme-denge kurmak isteyen tek aktör” diyor.
Ordu, en net Suriye meselesinde cumhurbaşkanını denetleyici bir aktör oldu. Eski bir Türk yetkili ve Erdoğan’ın müttefiki “Geçen sene Erdoğan güvenli bölge kurmak için asker göndermeyi tartışırken komutanlar çekincelerini güçlü bir şekilde ortaya koydular” dedi.
(...)
Türk ordusunun nüfuzunu yeniden kurması, generallerin –içerideki muhaliflerini yaygın bir şekilde ezmesi Batı başkentlerinde alama yol açan kutuplaştırıcı bir lider olan- Sayın Erdoğan’ı devirmeye çalışabileceği endişelerini canlandırdı.
(...)
Askeri darbe spekülasyonları mart ayı sonunda zirveye ulaşmıştı, öyle ki Türk medyasındaki haberlere göre Obama yönetimi Sayın Erdoğan’ı alaşağı etmeye çalışıyordu. Amerikan Dışişleri Sözcüsü John Kirby’e bu konu sorulduğunda “Bu kadar komik bir iddia ve suçlamaya cevap vermeye tenezzül dahi etmiyorum” demişti.
Bu cevap spekülasyonu durdurmaya yetmedi. (...)
(...)

(...) Türk Genelkurmayı darbe iddialarını “temelsiz” diyerek reddetti (...)

(...)
Türk ordusunun yeni nesil kadrosu kendini yeniden inşa etti, ABD ve NATO’yla güçlü bağlar kurdu.(...)
Amerikalı bir yetkili “Amerikan yönetiminin Türkiye’yle ilişkilerinde geleneksel olarak en güçlü alan, ordular arası ilişkilerdir. Şu anda ordular arası ilişkiler belki daha evvel hiç olmadığı kadar güçlü” dedi.
(...)
Amerikalı askeri ve diplomatik yetkililer Türkiye’nin bir numaralı generali Hulusi Akar’a ordunun nüfuzunu artırdığı için itibar gösteriyorlar. Akar İngilizce konuşuyor ve birçok NATO görevinde bulunması nedeniyle NATO’dan mevkidaşlarıyla yakın bağları var. 
Aynı zamanda Erdoğan’la da ilişkileri çok güçlü. (...)


ERDOĞAN AÇMAZI: TÜRKİYE’DE BİR ASKERİ DARBEYİ NE BAŞLATABİLİR?
Sputnik İngilizce, 12.3.2016

Türkiye’deki mevcut durum endişeyi tetikliyor. Ankara bir yandan toplumda giderek derinleşen tehlikeli bir siyasi kutuplaşmayla, diğer yandan ekonomik büyümenin ansızın düşmesi ve hem içeride hem de dışarıda tırmanan bir gerilimle karşı karşıya.

Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsünden Doç. Dr. Pavel Shlykov’un kaleme aldığı konuyla ilgili bir rapora göre, 1970’ler ve 1990’lardaki siyasi ve iktisadi kargaşanın aksine, mevcut kriz büyük ölçüde Türkiye’nin pragmatik iç ve dış politikası ile fiili liderlik iştiyakı arasındaki çatışmadan kaynaklanıyor.
Türkiye’deki mevcut kriz birçok spesifik özellikle tanımlanabilir: Birincisi, ülkenin siyasi ve toplumsal hayatının her alanı ve devlet kurumlarının tamamı bir kriz içinde. İkincisi, halkın geleceğe dair şüpheleri artıyor. İnsanlar mevcut toplumsal ve siyasal kalkınma modelinin çok yorduğunun farkında. Üçüncüsü, Türk ordusu giderek siyasi nüfuzunu artırıyor ve böylece askeri bir darbenin temellerini döşüyor. Dördüncüsü, son dönemde Kürt meselesi yeni bir aşamaya girdi ve ülkenin güneydoğusundaki durum, Türk ordusuyla Kürt güçler arasında düşük yoğunluklu bir iç savaş olarak tanımlanabilir. Ayrıca Suriye’deki çatışma Ankara’nın iç ve dış politikasını etkiliyor. Son olarak, mevcut ortamda (Erdoğan tarafından kurulan) iktidardaki AKP’nin siyasi geleceği belirsiz.

Erdoğan ve Türk ordusu
Carnegie Moscow Center’da sunduğu raporunda Shlykov şu soruyu analiz ediyor: Türkiye’de bir askeri darbe ihtimali var mı?
Ordunun siyasal sürece aktif müdahalesi Türk tarihinin bir parçası olageldi. 2000’lerde Erdoğan orduyla sivil kurumlar arasındaki ilişkilerde reformlar yaptı. Onun siyasi yönetimi altında ordu hükümete kendi politikalarını dayatamayacaktı.
Ancak eğer üç kriter aynı anda gerçekleşirse Türkiye’de bir askeri darbe ihtimali belirebilir: siyasi krizin daha da derinleşmesi, dış tehdidin artması ve Kürt meselesinin aniden tırmanması. Şu anda her üçü de mevcut.
Ankara’nın Türkiye Kürtleriyle barış sürecini askıya almasının ardından Erdoğan, orduyla bir nevi taktik ittifak kurmak zorunda kaldı. (...) bilhassa 2015 sonbaharında (...) O dönem Ankara, ordu komutanına açık çek verdi. Durumdan faydalanmak için Erdoğan orduya yönelik önceki politikasının yanlış olduğunu kabul etti. Üstelik kendi “hataları” için bir de günah keçisi buldu: şu anda Pennsylvania’da sürgünde yaşayan Türk vaiz Fethullah Gülen.
Tabii şu anda ülkedeki en güçlü siyasi kuvvetlerden biri Türk ordusu. Ama (1960, 1971 ve 1980’de olduğu gibi) bir darbe yapması mümkün değil. Zira ordu geniş halk desteği alacağından şüphe duyuyor.
Modern Türkiye’de ordu başka bir önemli rol daha oynuyor: Erdoğan’ın riskli dış politikasını dengelemek. Bir yıl evvel ordu onun Suriye’yi işgal etmesine zar zor engel oldu ve aynısı geçen ay yine tekrarlandı.

Kürt meselesi
(...)
Siyasi açıdan Türkiye Kürtleri üç gruba ayrılıyor: PKK destekçisi Kürt milliyetleri, sol ve sosyal demokrat fikirleri destekleyen Alevi Kürtler ve 2000’li yıllarda Erdoğan’ın partisini destekleyen (Kürtlerin yarısını oluşturan) dini muhafazakar Kürt çoğunluk.
Kürt çoğunluğun AKP’ye desteği Ankara’ya yaradı. Böylece muhafazakar çoğunluk Kürt meselesinden dışlandı ve ülkenin toplumsal ve siyasal sistemine entegre oldular. Ancak Suriye Savaşı’nın başlamasıyla ve IŞİD’in ortaya çıkmasıyla her şey değişti. Bundan sonra Kürtler milli ve siyasi konsolidasyona hazır olduklarını ispatladılar.
Ankara’nın kuşatma altındaki Kobani’ye yardımı reddetmesinin ardından muhafazakâr çoğunluk Erdoğan’a ve partisine sadakatten vazgeçtiler. Türk hükümetiyle Kürtler arasındaki diyalogun kesilmesinin ardından daha da büyük bir hayal kırıklığına düştüler.
Türkiye’yi istikrarsızlaştıran diğer bir önemli faktör de savaşla tahrip olan Suriye’yle 822 km uzunluktaki sınırın geçirgenliği. Radikaller Suriye’den Türkiye’ye (Erdoğan’ın sıkça eleştirildiği üzere) sadece Türk hastanelerinde tedavi görmeye değil, ülkenin milli güvenliğini bozan terör saldırılarını gerçekleştirmek için de geliyorlar.
Ancak, rapora göre, milli güvenliğe yönelik artan tehditler Türk toplumunu konsolide etmeyip mevcut siyasi çatlağı daha da derinleştirecek. Zira geçmişin aksine, ordunun Kürtlerle askeri açıdan karşı karşıya gelmesi artık Türklerden geniş destek görmüyor.

Suriye tuzağı
2015’te Suriye’deki gelişmeler Ankara’nın lehine değildi. Kasım ayında Rus uçağının Türk hava kuvvetlerince düşürülmesiyle Türkiye Suriye’yi etkileme şansını kaybetti. Geçen haftalarda hükümete yakın gazeteler Suriye çatışmasına müdahale için en uygun vakit olduğunu yazsalar da bu haberlerin amacı sadece kamuoyunu konsolide etmekti.
Türkiye’nin Suriye’ye bir operasyon düzenlemesini ihtimal dışı kılan birçok sebep var.
Birincisi, teknik olarak herhangi bir kara operasyonu hava desteğini gerekli kılar. Şu anda Suriye hava sahası Rus Hava Kuvvetleri tarafından kontrol ediliyor ve Türk jetlerinin Suriye hava sahasına girmesine müsaade edilmeyecek.
İkincisi, Suriye’ye müdahale Ankara açısından çok ciddi diplomatik problemlere yol açacak. Operasyon Suudi Arabistan ve diğer Körfez monarşilerince desteklenecek. Ancak bu, ABD ve Rusya’yla bir çatışmanın kıvılcımını ateşleyecek. Dahası, böyle bir operasyonda Türk ordusu aynı anda birçok cephede savaşmak zorunda kalacak: Suriye ordusu, IŞİD, muhalif gruplar ve Kürt milisler. Erdoğan’ın böyle bir riski almaya hazır olmadığı aşikar.
Son olarak, eğer ki Türkiye Suriye savaşına müdahil olursa bu, ülkenin güneydoğusundaki Kürtlerle savaşmasıyla sonuçlanacak ve bu çatışma ülkenin her yerine sıçrayabilir.

Kavşak noktasında Türkiye
(...)
Şu anda Türkiye bir kavşak noktasında. Tercih şu: Ya Erdoğan tarafından bir süper-başkanlık cumhuriyetine dönüştürülecek ya da –bazı farklılıkları olsa da– liberal demokratik Avrupa tarzı bir devlete meyledecek.
Türkiye’nin geleceği liderine bağlı. Anayasaya göre yürütmenin başı Başbakan Davutoğlu, ancak güç/iktidar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ellerinde. Davutoğlu Edoğan’ın himayesinde ve bir siyasetçi olarak Erdoğan’dan çok daha zayıf. Ama eğer ki Erdoğan’ın gücünü sınırlandırma cesaretini bulabilirse liberal bir Türkiye şansı önemli ölçüde artacak, diyor Rus analist.

Rusya’yla çatlak
Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesinin ardından Moskova ile Ankara arasındaki gerginlikler düşmanlığa dönüştü. İlişkilerde herhangi bir iyileşme yakın gelecekte imkan dahilinde görünmüyor.
Shlykov, Rus-Türk ilişkilerine dair üç muhtemel senaryoyu sıraladı: Birincisi, Rusya ile Türkiye uzlaşabilir. İkincisi, Rusya’yla ilişkileri normalleştirmek için Türkiye, üst düzey siyasetçilerinden birini kurban edebilir, uçak düşürmenin sorumluluğunu onun üzerine yıkarak. Üçüncüsü, uzlaşma oldukça uzun ince bir yola dönüşebilir. Bu durumda ne Rusya ne de Türkiye tavize hazır olacaktır ve çatışma uzun vadeli bir perspektifle yatışmaya bırakılacaktır.
Şu an için durum üçüncü senaryoya uygun gelişiyor gibi görünüyor. Dünya Moskova ile Ankara arasında derin bir çatışmaya şahit oluyor ve bu çatışma, ancak başrol oyuncularının sahneyi terk etmesiyle yatışabilir.


ANKARA’DA REJİM DEĞİŞİMİ? ZANNETTİĞİNDEN DAHA FAZLA MUHTEMEL
Mike Whitney (Amerikalı yazar)
Counter Punch, 24.2.2016

(…)
Daha da önemlisi, Suriye’ye bir Türk müdahalesi, Erdoğan’ın sıkıca tutunduğu iktidarı ciddi bir şekilde aşındırarak ve ABD’nin Türk ordusu ve istihbaratındaki casuslarıyla birlikte çalışmak suretiyle istismar edebileceği kırılganlıklar yaratarak ülke içindeki bölünmüşlüğü şiddetlendirecektir. Nihai hedef, sorunlar yaratıp duran Erdoğan’dan –tıpkı Kiev’de CIA’in yürüttüğüne benzer şekilde- Washington’da planlanmış bir darbeyle kurtulmak üzere renkli bir devrimin fitilini ateşlemek için yeterince toplumsal huzursuzluğu teşvik etmek olacaktır.
Obama’nın önce gizlice Erdoğan’a yeşil ışık yakıp ve ardından birlikleri Suriye’ye geçer geçmez altındaki halıyı çekeceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Çok benzer bir tertip, 1990’da Amerika’nın Irak Büyükelçisi April Glaspie’nin Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal planına olur vermesiyle gerçekleşmişti. ABD’nin Saddam’ı hızlı bir şekilde geri çekilmeye zorladığı büyük askeri harekatı başlatmasından evvel, Irak ordusu çoktan hedefine varmıştı bile; ancak o meşum Ölüm Otoyolu üzerinden ülkesine geri dönmeye çalışan 10.000’i aşkın Irak askeri kolay av haline gelerek Amerikan ateşi altında bir bir imha edilecekti. Bu, Washington’ın Saddam’ı devirme ve yerine itaatkar bir Arap piyonu geçirme planının ilk aşamasıydı.
Acaba aynı rejim değişikliği tuzağı şimdi de Erdoğan için mi kurgulanıyor?
Emin olun böyle görünüyor.


PUTİN, ERDOĞAN’I TEHDİT ETTİ: GEREKİRSE SANA KARŞI HEMEN BİR ASKERİ DARBE DÜZENLETTİREBİLİRİM; SENİ DE AMERİKALI PATRONUNU DA SURİYE’DE YENİLGİYE UĞRATACAĞIM
AWD News, 24.9.2015

Naif Türk Cumhurbaşkanı olan bitenden habersizken, Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan’ın Moskova’ya son resmi ziyaretini, sıkıntı içindeki Ortadoğu’da Ankara’nın müdahaleci siyasetini sertçe eleştirmek için kullandı.
Moscow Times gazetesine göre, Rus Devlet Başkanı Moskova’nın harap durumdaki Suriye hava kuvvetlerini ileri teknoloji ürünü MiG-35 savaş uçaklarıyla donatacağını ve ilk özel Rus görev gücünü çoktan Halep’e yolladığını Türk mevkidaşına hatırlattı.
Türk Cumhurbaşkanı, Suriye’deki kendi yayılmacı gündemini Rusya’nın Suriye’de Esed’e kararlı desteğiyle bir şekilde uzlaştırmaya niyetlenirken, –söylentilere göre talihsiz Erdoğan’ı açıkça tehdit eden– mevkidaşı Putin’in çok sert eleştirilerine maruz kaldı.
Moscow Times’a göre Kremlin’de kapalı kapılar ardında üç saat süren toplantıda Sayın Putin, “Rus ve Türk orduları arasında dostane bağlar var ve gerekirse, eğer vahim bir politika olan el-Kaide teröristlerini desteklemekten ve yaralı IŞİD savaşçılarını Türk topraklarında barındırmaktan vazgeçmezsen, burada Moskova’dan sana karşı hemen bir askeri darbe düzenlettirebiliriz” demiş.
“Seni de Amerikalı patronunu da Suriye’de yenilgiye uğratabilirim ve uğratacağım da” diyerek şöyle devam etmiş: “Rusya’nın müttefiklerini terk edeceğini beklemek ne kadar ahmakça. Libya’nın kaderini Amerikalılara bıraktık da ne oldu? Üzerinden beş yıl geçti ama demokratik bir yönetim yerine senin el-Kaideci dostların cirit atıyor ve her şeyi mahvediyor. İnanıyorum ki resmin bütünü seni aydınlatmıyor, Sayın Erdoğan… Ben bir hatayı ikiletmem!”



TÜRK ASKERLER ERDOĞAN'I DEVİREBİLİR
Özet tercümesi: Sputnik Türkçe, 25.03.2016


Michael Rubin, "Could there be a coup in Turkey", American Enterprise Institute, 21.3.2016
Yazının İngilizce orijinaline http://www.aei.org/publication/could-there-be-a-coup-in-turkey/ veya http://www.michaelrubin.org/18639/turkey-coup linklerinden ulaşabilirsiniz.

ABD'nin Ortadoğu ve Türkiye uzmanı eski Pentagon çalışanı Michael Rubin, Türkiye'de askeri darbe olasılığının yüksek olduğunu savundu.
Michael Rubin, Amerikan Girişim Enstitüsü (American Enterprise Institute) internet sitesinde yayınlanan yazısında, halihazırda Türkiye'deki durumun acınacak olduğunu, işlerin giderek daha kötüye gittiğini belirtti.
‘ÖZEL SEKTÖR BORCU KONTROLDEN ÇIKTI'
Sorunun sadece yeni terör dalgası bağlamında güvenlik sistemindeki açıkların olmadığını ifade eden uzman, ülke içindeki bazı diğer sorunları da sıraladı. Rubin, "Türkiye'nin kamu borcu istikrarlı olabilir ama özel sektör borcu kontrolden çıkıyor. Ülkenin turizm sektörü oynak, Türk parasının zayıflaması ise vatandaşların alım gücünü olumsuz yönde etkiledi" dedi.
‘DELİ SULTAN' HIZIYLA SARAYLAR İNŞA EDİYOR'
Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın da kontrolden çıktığını söyleyen Rubin, "Muhalifleri hapse atıyor, basına baskı yapıyor ve ‘deli sultan' hızıyla saraylar inşa ediyor" yorumunda bulundu.
‘ERDOĞAN'IN DUYGUSAL PATLAMALARI ŞAŞKINLIK YARATIYOR'
Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi'ni feshetmekle tehdit ettiğini hatırlatan uzman, "Onun ani duygusal patlamaları Türkiye içinde olduğu kadar dışında da şaşkınlık yaratıyor. Hatta iktidardaki partinin üyeleri bile onun artan paranoyası hakkında fısıldaşıyor" ifadelerini kullandı.
‘ANKARA'NIN KÜRTLERLE ÇATIŞMAYI KAZANMA ŞANSI YOK'
Erdoğan'ın Kürtlerle çatışmasını da hatırlatan Rubin, "Erdoğan önce onlarla barış görüşmelerine gitti, sonra yine onlara karşı savaş açtı. Ankara'nın bu çatışmayı kazanma şansı yok, aksine ülkenin gerçekten bölünme olasılığı çok yüksek" dedi.
‘TÜRK ASKERİ DURUMUN FARKINDA'
Erdoğan'ın Türkiye'yi uçurumun eşiğine getirdiğini Türk askerlerinin de farkında olduğunu kaydeden yazar, "Eğer Türk askerler, Erdoğan'ı devirerek yakın çevresini hapse atmayı düşünürse yanına kâr mı kalacak? Mantıksal analiz açısından bakıldığında evet, ancak bu tür eylemleri onaylama açısından hayır" yorumunda bulundu.
DARBE OLURSA ABD NE DER?
"(ABD Başkanı Barack) Obama idaresi başkanlık seçimleri arifesinde olası darbe liderlerine yönelik eleştirinin ötesine gitmez, özellikle de bu liderler ülkede demokrasiyi onarma yönünde net adımlar atarsa" diyen Rubin, bu konuda şu değerlendirmede bulundu:
"Washington, (2013'te devrilen Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed) Mursi'ye üzüldüğü gibi Erdoğan'a üzülmeyecek. Eski Mısır liderinin demokrasiye bağlılığı hâlâ tartışma konusu olabilir belki ama mevcut Türkiye cumhurbaşkanı durumunda bu konu aktüel değil. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler yeni rejimle çalışmaya hazır olacak."
Türkiye'nin NATO üyeliğinin olası askeri darbe için engel olmayacağını ifade eden Rubin, yeni yönetimin batılı insan hakları savunucularının Türkiye'deki ihlallere ilişkin eleştirileri azaltmak için hemen gözaltındaki gazetecileri serbest bırakacağı ve Erdoğan'ın ele geçirdiği medya kuruluşlarını hak sahiplerine iade edeceği tahmininde bulundu.
Uzman, "Bunun yanında, eğer yeni olası iktidar samimi bir şekilde Kürtlerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu gösterirse Washington onları destekler" diye ekledi.

Rubin, "Şu iki faktör, zaten kırılgan olan Türk politikasının daha da zayıflayacağını gösteriyor: İç anlaşmazlıkların artması ve olası darbenin Türk askerleri için ciddi sonuçlar doğurmayacak olması" iddiasında bulundu.

S.EDMONDS:DARBE GİRİŞİMİ, CIA-GÜLEN TERTİPLİ BİR PROVA

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


TÜRKİYE’DEKİ DARBE GİRİŞİMİ, CIA-GÜLEN TERTİPLİ BİR PROVA

Sibel Edmonds (Eski FBI tercümanı ve Ulusal Güvenlik Muhbirler Koalisyonu NSWBC kurucusu)
Newsbud, 17.7.2016

Kayıt deşifresi ve tercüme: Zahide Tuba Kor

James Corbett: Türkiye’deki darbe girişimi hızlıca püskürtüldü; ama şüphesiz bir karışıklık da yarattı ve önümüzdeki süreçte bunun jeopolitik sonuçları olacaktır. İlginç bir durum sözkonusu; çünkü biz Türkiye’de darbe olacağını 6-7 ay evvel Sibel Edmonds’la konuşmuştuk. 5 Aralık 2015’te James Corbett’in “Erdoğan’a karşı NATO destekli bir darbe mi tezgahlanıyor? (Is Erdoğan being set up for a NATO-backed coup?)” başlıklı bir yazısı yayınlanmıştı. Birkaç hafta sonra bu ihtimali Sibel’le konuşmuştuk. Bakın o programda Sibel ne dedi…
***

Eski röportajdan alıntı:
James Corbett: Erdoğan’ın hedef alınıp devrilmesi kaçınılmaz mı? Eğer öyleyse bu nasıl gerçekleşecek?
Sibel Edmonds: (…) En nihayetinde şu sonuca vardılar: Erdoğan ülkeyi içeride çok fazla böldü ve şu anda 2-3 sene evvelki desteğe sahip değil. Hala çoğunluğun desteği olsa da bu oran %50’den epeyce aşağıya inmiş durumda. Sizi temin ederim ki Erdoğan’ın yerine bir başkası geçecek. Çünkü bu ülkede tarih tekerrür ediyor. Bu, doğrudan bir askeri darbeyle mi olur, bilmiyorum. CHP içindeki güçlü laik grupların bazıları perde arkasından Gülen Hareketiyle ittifak kurdu. En laik partinin bir mollayla ittifak kurmasından bahsediyorum size, düşünebiliyor musunuz? Gün gelip de böyle bir şeyi göreceğimi hiç tahmin bile edemezdim. Bu ikisi güç birlikteliği yapacak, Türkiye’de işler kötüye gidecek ve Kürtlerden tutun IŞİD’e kadar farklı kesimlerin terör saldırıları artacak, işler iyice sarpa saracak. Ama sonunda Erdoğan gidecek. Erdoğan destekçisi falan değilim. Ama bu, Türk halkı için hiç de iyi bir haber olmayacak. Zaten bozulma yolundaki ekonomi gerçekten batacak. Erdoğan’dan çok daha beter birisi ülkenin başına geçecek. Türkiye’de işler maalesef hiç de iyiye gitmeyecek.

Daha önceki bir röportajından alıntı:
Sibel Edmonds: Ekonomik bakımdan her an çökebilecek bir ülkeden [Türkiye’yi kastediyor] bahsediyoruz. Eğer ki 1 Kasım seçimlerinden evvel, mesela ekim ayında ekonomi çökerse -ki bu kuvvetle muhtemel- ülke tam anlamıyla bir kaos dönemine girecektir; şiddet dalgasının ardından da yeni bir askeri darbe gelebilir. Bu, Gladyo’nun ve ülke yönetimini geri almak isteyenlerin bir operasyonu olacaktır. Türkiye’deki askeri darbeler hep ABD tarafından yaptırılmıştır. Bunun da bahanesi, ülkenin iktisaden çöküşünün ve şiddetin önüne geçmek olacaktır.  Düzeni yeniden tesis için de bir darbe yaşanacaktır. Eğer ki önümüzdeki seçimden evvel [1 Kasım 2015’i kastediyor] bu çöküş yaşanırsa -ki bu kuvvetle muhtemel- yeni darbe ihtimali artacaktır.
***

James Corbett: Türkiye’de darbe girişiminin ardından neler yaşanıyor ve önümüzdeki süreçte neler yaşanacak? Darbenin arkasında kimler var? (…) Erdoğan, Gülen Hareketini işaret etti ve Fethullah Gülen de “Ben değilim, muhtemelen darbeyi Erdoğan’ın kendisi yaptırmıştır” diyor. Ne dersiniz?
Sibel Edmonds: Süreç devam ediyor; ama cuma gecesinden itibaren işler neredeyse her saat değişiyor. (…)
Bu süreç, büyük ölçüde yine Gülen Hareketi tarafından tertip edilen 2013’teki o meşhur Gezi Parkı protestolarıyla başladı.
Yeri gelmişken önce kısaca Gülen’in kim olduğundan bahsedeyim. Gülen dendiğinde 80 yaşında bir paravan lideri anlıyoruz. 1997’den beri [Z.T.K. doğru tarih 1999’dur] ABD’de birçok müstahkem yerde yaşıyor; birçok güvenlik görevlisi ve apaçi helikopterleriyle korunuyor. Gülen’e bağlı STK’lar ve vakıflar yaklaşık 22-28 milyar dolar değerinde. ABD içinde en geniş sözleşmeli okullar (charter okullar) zincirine sahip. CIA’den menajerleriyle birlikte Orta Asya’dan Kafkasya’ya ve hatta Afrika’dan Endonezya’ya kadar birçok yerde yüzlerce cami açıyor. 1997’den beri [Z.T.K. doğru tarih 1999’dur] ABD’de yaşayan Gülen bir terörist olarak Türkiye tarafından geri isteniyor.
Tekrar başa dönersek, Gezi olayları bastırılınca bu defa 2014 ve 2015’teki seçimlerde tüm propaganda ağlarını devreye soktular. Bu aslında CIA, NATO ve Gülen fraksiyonunun kamuoyunu etkileme ve böylece Erdoğan’ı iktidardan düşürme çabasıydı. Bütün çabalarına, ana akım medyanın yayınlarına ve özellikle de ABD’deki propaganda faaliyetlerine rağmen bu girişimleri başarısız kaldı. Bilhassa Türk ana akım medyasının İngilizce versiyonlarının doğrudan Gülen Hareketiyle ve CIA’le bağlantılı olan ajanları ve düşünce kuruluşları eliyle yürütüldü bu propagandalar. Bütün bu girişimler, diğer bir deyişle “yumuşak darbeler” başarısız olduğundan ben yeni adımın gerçek bir askeri darbe girişimi olacağını öngörmüştüm.
Türkiye askeri darbelere aşina. Geçmiştekiler ABD ve NATO tarafından Türk ordusu kullanılarak uygulandı. Türk ordusu bir NATO üyesi olduğundan emirleri ABD’den ve NATO’dan alır. Seçimler ve diğer şeyler daha ziyade kozmetiktir. Tabii ki siyasilerin iç politikada bir rolü var. Ama çok hayati kararlara ve uygulamalara, büyük oyun planlarına sıra geldiğinde iş siyasette değil, orduda düğümlenir.
Cuma günü twitter ve Amerikan ana akım medyasından darbenin yapılmakta olduğunu öğrendik. İlginç bir şekilde, dünyanın birçok yerindeki darbelerin aksine bu, gece yarısı insanlar uyurken gerçekleşmedi. (…) Psikolojik savaşa şahit olduk. Sosyal medyaya akıtılan haberlerde Erdoğan’ın ülkeden kaçmaya çalıştığı, Almanya hava sahasında dönüp durduğu ve sığınma talebinde bulunduğu tweetlerini gördük. Bu, psikolojik savaşın bir parçası, insanların moralini bozarak darbeyi başarılı kılma çabasıydı. Ya liderin öldüğüne dair yalan haberler yayarlar ya da “lideriniz kaçtı” derler. Bu, inanılmaz derecede etkili olur; çünkü insanlar “artık bitti, liderimiz de kalmadı” diye düşünürler. Bunu görünce mesajı atanların ardına düştüm; “Kaynağınız ne? Bu bilgiyi nereden aldınız?” diye sordum.
Size darbenin yüzünün, uygulanma şeklinin nasıl değiştiğini anlatmak istiyorum. Artık daha güçlü ve çok cepheli bir mücadele sözkonusu. Çünkü -tıpkı Arap Baharında gördüğümüz gibi- twitter ve facebook üzerinden dedikodular ve gerçek dışı bilgiler yaymak suretiyle sosyal medya üzerinden darbelerin başarıya ulaştırıldığını gördük.

Spiro Skouras: (…) kontrolü sağlamak ve etki kurmak için sosyal medya tamamen kapatılıyor. Erdoğan’ın kaçıp Almanya’dan sığınma istediğine dair haberin ilk kaynağını aradım. İlk tweeti atan MSNBC yapımcısı Kyle Griffin. “Üst düzey bir Amerikalı askeri kaynak, NBCNews’e Erdoğan’ın İstanbul’a inmeyi reddedip Almanya’dan sığınma talebinde bulunduğunu belirtti” tweetini attı. (…) O zamana kadar darbe tezgahçıları medya kuruluşlarına el koymuştu. Öyle görünüyor ki tüm medyayı kontrol altına alıp bu haberi yayacaklar ve darbeye karşı herhangi bir direnişe engel olacaklardı. (…)

James Corbett: Erdoğan’ın uçuşunu anbean takip edenler vardı; gerçekten de uçağı havada daireler çizdi, uzun süre iniş yapamadı. Bir şeyler oluyordu. Bu sırada kaynağı belli olmayan bu tarz haberler yayılıyordu. Dış operasyonlarda izlenen yöntem işte tam da budur. Bu da “O sıralarda işler kimin kontrolündeydi?” sorusunu gündeme taşıyor.
En düzenbazca ve ikiyüzlü şey belki de şu: Ana akım medyada “bu darbe girişimi, Erdoğan’ın muhalefeti ezebilmek için bizzat tezgahladığı bir darbe olabilir” haberleri dolanıyor. Bu haberler anlayışla karşılanıp imkan dahilinde görülüyor. Çünkü Erdoğan “kötü adam”. Ama eğer ki Erdoğan bir Amerikan müttefiki olsaydı aynı haberi yayanlara “Bu kadar da komplocu olunur mu?” denirdi. Ama Erdoğan hedef tahtasında olduğundan bu tür komplolar mümkün görülüyor.
Peki iddia edildiği gibi, Erdoğan ordudan bir fraksiyonun darbe planı hazırladığının farkına varmış, ama muhaliflerini ezmek ve daha da güçlenmek için bunların bu küçük darbeciği sahneye koymalarını engellememiş, hatta kışkırtmış olamaz mı? Sonuçta gerçekten de eli güçlendi ve şu anda binlerce muhalifini eziyor. Geçmişe kıyasla iktidar iplerini daha sıkıca eline alacak. Bu söylem mantıklı olamaz mı?
Sibel Edmonds: İki şeyi birbirinden ayırmak istiyorum: darbenin ön bilgisine sahip olmak ve darbeyi sahneye koymak.
Erdoğan 3 yıldır haklı bir şekilde evin içini temizlemeye çalışıyor. Çünkü ordunun belirli bir kısmına, Türk polisinin ise çok büyük bir oranına CIA-Gülen ağının sızdığı biliniyor. Ve bunun 20-25 yıllık bir geçmişi var. Aynısı yargı kurumu için de geçerli. Erdoğan her ne zaman elinde kanıtlarla onların üzerine gitmeye ve görevden almaya kalkışsa bu, özellikle Batı medyası ve –Türkiye’dekiler de dahil- Gülen ağının uzantıları tarafından büyük tepkiyle karşılandı ve Erdoğan aleyhine kötü bir halkla ilişkiler malzemesi olarak kullanıldı. Onun diktatör olduğu, laik düşünceli insanları görevden aldığı, çünkü şeriatı getirmeye çalıştığı propagandalarına maruz kaldı. Üstelik CIA’in elindeki asıl şeriatın adamı Fethullah Hocanın ta kendisi olmasına rağmen… ABD’de yaşayan ve gün geçtikçe gücünü artıran, yüzlerce Amerikalı senatörü ve kongre üyesini lüks gezilere götüren de bunlar… CIA’in şeriatçısı tutup da Erdoğan’ı diktatörlükle suçluyor!
Darbe yapılacağı fikri ve dedikodusu yaklaşık bir senedir ortalıklarda dolaşıyor. Geçen sene Türkiye’deyken bu kısık sesle dillendiriliyordu. Seçimlerle de protesto gösterileri organize ederek de bunu başaramadık, geriye bir tek darbe kaldı diyorlardı.
Tabii ki Erdoğan’ın darbe hazırlıklarından haberi vardır. Bu şartlar altında sen de bunun mükemmel bir fırsat olduğunu düşünmez misin? Üzerimize gelmelerine izin verelim ki kamuoyu da onların ne yapmaya kalkıştığını, kim olduğunu görsün ve bu sayede evin içini temizleyebilelim diye düşünmek zekice değil mi?
Eğer ki “Erdoğan kazandı ve bu iş burada bitti, her şey kontrol altında” diye düşünüyorsanız açıkça söyleyeyim hayır, kesinlikle durum böyle değil. Çünkü bence bu, iyi planlanmış, kapsamlı bir gerçek darbe değildi. Bu onların A planıydı. Deneme, ısınma hareketi niteliğinde bir darbe girişimiydi. Erdoğan’a karşı asıl büyük darbe ise yolda. Bununla halkın nabzını, psikolojisini denediler. Türk halkı bu süreçte çok esaslı bir rol oynadı ve Erdoğan düşmanı Batı ve NATO ülkelerine bu işin öyle zannettikleri kadar kolay olmayacağını gösterdi. Sokaklardaki bütün o tanklara rağmen Erdoğan’ın tek bir sokağa çıkın çağrısıyla insanlar caddelere döküldüler. Ordu ne kadar güçlü, CIA ne kadar aktif olursa olsun, bir araya gelip kenetlenmiş milyonlarca insanın gücünü azımsayamazsınız. Türk halkı bu çağrıyı dinleyip darbeyi engellemeyi başardı. Acaba ABD’de bunun bir benzeri olsaydı insanlar sokağa mı dökülürdü, yoksa yatağının altına girip sosyal medyadan işlerin ne zaman yoluna gireceğini mi beklerdi? 208 insan hayatını kaybetti. Bunlar tanklara tırmandılar. Silahları falan yoktu. Sadece yumrukları ve kolları vardı. Dış güçlerce tezgahlanan darbeye karşı gerekirse canlarını feda etme kararlılıkları vardı. (…)

James Corbett: Peki bundan sonra ne olacak? Evin içini temizleme harekatı çerçevvesinde binlerce insanın tutuklandığını görüyoruz. Gülen’in iade tartışmaları var. Amerikan Dışişleri Bakanı bu konuda şimdiye kadar kendilerine resmen bir talep iletilmediğini söyledi. Acaba Erdoğan hükümeti Gülen’in ABD’den iade sürecini resmen başlatacak mı? Eğer başlatırsa ABD buna nasıl bir karşılık verecek?
Sibel Edmonds: 2013’ten beri süreci takip ediyorum. Türk Adalet Bakanlığı Gülen’in iadesi için gerekli her şeyi FBI’a ve Amerikan Adalet Bakanlığına yolladı. Bürokrasi oyun oynuyor, rol yapıyor; “Yok efendim acaba Gülen’in iadesini isteyen yetkilinin imzası gerçek mi sahte mi?” vs. diye. Dahasını söyleyeyim. ABD’deki en büyük sözleşmeli okullar zincirine sahip Gülen Hareketi hakkında 2009-2010’dan beri kara para aklama ve diğer suç sayılan faaliyetlerinden dolayı FBI soruşturması var. Haklarında birçok suç isnadı var. Ama ne olacağını söyleyeyim size. “Evet, resmi iade talebi geldi” dediklerinde dahi bunun üzerine oturup süreci 2-3 yıl sürüncemede bırakacaklar. Çünkü Gülen’e temyiz hakkı vs. tanıyacaklar. Fethullah Gülen’in sağlığının giderek kötüleştiğine dair dedikodular da duyuyorum. Daha muhtemel senaryo, Türkiye ile ABD arasında bütün bu iade oyunu devam ederken Gülen’in “ölmesi”!
Ama bu konudan çok daha önemli olan nokta şu: Cuma günkü darbe asıl nihai darbe değildi. Bu süreç sona ermedi. Türk halkı kesinlikle rehavete düşememeli. Hükümet “Yaşasın bunu da atlattık” dememeli. “2000-3000 adamı tutukladık, bu iş tamamdır” diye sakın düşünmesinler. Gülen’in adamları, ordusu, yargısı ve diğer kurumlarıyla o kadar muazzam genişlikte ki. Siyasetçiler en yakınlarındaki adamlarına, milli savunma müsteşarlarına bir baksınlar; hepsi içlerine sızmış ajanlar.
Eli kulağında olan yeni darbenin diğer işaretlerine dikkat kesilmemiz lazım. Mesela İncirlik’teki NATO üssünde bulunan 42 helikopter kayıp – ki İncirlik Üssü, ABD’deki üslerden bile çok daha sıkı bir güvenliğe sahip, hatta yeryüzündeki en güvenli hava üssü desek yeridir. Darbe girişimi sırasında NATO’nun İncirlik Üssü’nden 42 helikopteri havalandırdılar. Daha da önemlisi, yarım asırdır ABD ve NATO’daki müttefikleri, bu üste ne kadar nükleer silah başlığı bulunduğunu bir sır gibi saklıyorlardı. Tıpkı İsrail’in nükleer silahlar konusunda hep sessiz kalması gibi. Peki ya IŞİD İncirlik’e sızıp da bu nükleer başlıkları ele geçirirse? Soğuk Savaş boyunca hiç kimse İncirlik’e sızamadı, böyle bir tehlike de yoktu. Düşünsenize, yeni bir darbe öncesinde Türkiye bir anarşi ortamına girerse ve bir anda basında İncirlik’teki nükleer silah başlıklarının önemi pazarlanmaya başlanırsa ne olur? Bu, kilit bir nokta. Yeni darbe dalgasıyla bu konu arasında yakından bağlantı kurulabilir. Çünkü bu, “nükleer bir saldırıya maruz kalmamak” için NATO müttefiklerinin harekete geçmelerine, Erdoğan’ı alaşağı etmelerine ve ülkeyi “güvenli” hale getirmelerine meşruiyet kazandıracak bir bahane olacaktır. Dünyanın en güvenli hava üssünden 42 helikopter nasıl kaçırılabilir söyler misiniz bana? (…) Hepimiz biliyoruz ki bu işin asıl fikir babası CIA/NATO/derin devlet/Gladyo-B ağı. ABD bu süreçte kullandığı teröristi, hoca bozuntusunu [Gülen’i kastediyor] burada besleyip büyümekte...
Erdoğan üzerinde baskı kurabilirler veya belki de -onun zaten arzuladığı şekilde- oyunu sert oynamasını kolaylaştırırlar. Çünkü Türkiye sertçe oynayabilecek durumda ve böyle oynamalı da Bütün bu yaşananların sonucunda niye Türkiye’deki Amerikan büyükelçiliği kapatılmasın ki? Aynısı ABD’ye olsa bunu yapmaz mıydı? Biz [ABD’yi kastediyor] İran İslam Devrimi sonrası Amerika’nın aleyhine çalışan bir düşman ülke ilan ederek İran’ın büyükelçiliğini kapatmamış mıydık? Türkiye ABD’ye baskı yapabilir. Doğrusu sadece Amerikan büyükelçiliğini değil, İncirlik Üssü’nü kapatmalı ve operasyonel olmaktan çıkarmalı.
Bu noktada Türk halkı da elini taşın altına sokabilir. Zira Türk halkının artık daha sert olma vakti geldi. Artık salt konuşmanın ötesine geçmeliler. O cesur insanlar, ideolojik saiklerle değil, yabancı güçlerin gelip de ülkesinde darbe yapmasını önlemek için canlarını feda ettiler.

James Corbett: Ama Erdoğan asla ve kata Amerikan büyükelçiliğini kapatamaz, NATO’dan da çekilemez. Bunu yapacak olsa şimdiye kadar yapardı.
Sibel Edmonds: Ama halk bunu yapabilir. Erdoğan’a bu kısa vadeli zaferi kazandıran halktı. Göreceksiniz, birkaç güne Türk halkı gidip de Amerikan büyükelçiliğini kapatacaktır. Büyükelçilik çalışanları tahliye edilecektir. Darbe tezgahında yer alan bir Amerika’nın personeli bu ülkede görev yapamaz. Erdoğan kendisi bizzat bunu yapmasa bile belki kenarda sessiz sedasız bekleyip halkının bunu yapmasına göz yumabilir. Isınma niteliğindeki bu darbeyi yönlendiren ve kolaylaştıran CIA personelinin bu ülkeyi terk etmesini sağlayabilir. İran’daki CIA merkezi bizzat Amerikan büyükelçiliğinin içindeydi. Kimse bundan bahsetmedi bile. CIA’in birçok ajanı, Gülen’in birçok menajeri Türkiye’de cirit atıyor. Türk halkı gidip Ankara’daki Amerikan askeri ataşeliğini kapatabilir. 50.000 insanı kapısına dikerseniz bakın nasıl bütün personel can havliyle anında ülkeyi terk edip gidecek.
(…)
Gülen Hareketinin ilişkiler ağını, Bill ve Hillary Clinton’la ve Clinton Vakfı’yla bağlantılarını biliyoruz. ABD’de birçok karargahı var, STK’ları ve vakıfları var. İadesini beklemek yerine gelip burada Gülen’in kuruluşlarını hedef almak mümkün. (…)
Gülen Hareketinin teröristler için eğitim kampları da var, Çeçenler ve diğerleri için da. Buralarda eğitim görenler şimdi Suriye’ye akıyor, daha evvel Balkanlardaki el-Kaide’ye katılıyorlardı. Gladyo-B Operasyonu, Clinton’ın gözetimi altında 1996-1997’de başladı. Bush veya Obama gözetiminde değil, dikkatinizi çekerim. Gülen, CIA’in Gulfstream uçağı içinde ABD’ye 1997’de [Z.T.K. doğru tarih 1999’dur]  Clinton’ın gözetiminde getirildi. O sırada Türkiye’nin en çok aranan adamıydı. (…)

Spiro Skouras: Clinton Vakfı’yla Gülen’in vakıfları birlikte çalışıyorlar. Her şeyin içinde elleri var. Ve şimdi Hillary Clinton Amerikan başkanlığı için yarışıyor. (…) IŞİD Türkiye’deki darbe girişiminin arkasındaki güç. (…)


James Corbett: Türkiye’de yaşananlar bütün bölgeyi etkileyeceği gibi Suriye üzerinde de sonuçları olacaktır. Ortada birçok farklı gündem var. Sibel’in de çok doğru bir şekilde işaret etiği gibi, nükleer mesele bundan sonra üzerinde oynanacak en önemli kartlardan biri olacaktır. Onlarca yıldır hakkında tek bir söz dahi edilmezken bundan sonra bir anda Türkiye’deki nükleer silah başlıkları meselesini sık sık duyacağız. Sadece önümüzdeki haftalar ve aylar değil, önümüzdeki günlerde de çok ilginç şeylere şahit olacağız.