Michael Rubin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Rubin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2017 Pazar

M.RUBIN: AVRUPA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE NUMARA YAPMAK



AVRUPA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE NUMARA YAPMAK

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
The Cipher Brief, 24.3.2017

Tercüme: Zahide Tuba Kor

NOT: Her fırsatta Türkiye aleyhine yazılar kaleme alan Michael Rubin’den yapılmış 17 tercümeyi toplu olarak okumak için TIKLAYINIZ.

Cumhurbaşkanlığıyla ilgili referandum öncesi Türkiye’nin özellikle Almanya ve Hollanda gibi büyük Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde beliren son siyasi anlaşmazlıklar, acaba bir bütün olarak Türkiye-Avrupa ilişkilerini tehdit eder mi? Erdoğan’ın bu referandumu yapmasının Türkiye-Avrupa ilişkilerine yansımaları neler olabilir?
Avrupa-Türkiye ilişkilerinde komik olan, her iki tarafın da bir süredir numara yapması. Şüphesiz diplomatlar Türkiye’nin AB’ye katılımıyla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar ve Türk liderler lafta da olsa AB’ye katılmak istiyormuş gibi görünüyorlar. Ancak liberal Türkler ve Avrupalılar arasında iki tarafı birbirine bağlama rüyası, büyük ölçüde Erdoğan’ın davranışlarıyla zehirlendiğinden katılım süreci on yılı aşkın bir süredir yaşam destek ünitesine bağlı. Avrupalıları endişelendiren ama manşetlere fazla çıkmayan bazı konuları hatırlayalım. 2006 Mayıs’ında Erdoğan’ın AB başmüzakerecisi, bir müzakere belgesinde Türkiye’nin eğitim sisteminin laikliğine dair referansı kaldıracak şekilde revize etmişti. Ardından Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türk üniversitelerinde başörtü yasağını onaylayan kararını “ulemaya danışmadan” alındığı için eleştirdi. Erdoğan’ın NATO karşıtı uyanıklığı/hilekârlığı da derin bir etki bıraktı, tıpkı bazı yakın danışmanlarının küstahça esip gürlemeleri gibi. Mesela Türkiye’nin eski AB Bakanı Egemen Bağış, Kıbrıs açıklarında doğalgaz sondaj ihtilafı yüzünden Türk donanmasını NATO ortaklarına karşı kullanmakla tehdit etti; keza Erdoğan’ın Çad büyükelçisi de Fransa’nın 2012’de Mali’ye müdahalesinde el-Kaide safında yer aldı.
Erdoğan eğer referandumda istediğini alırsa Avrupa-Türkiye ilişkilerinin daha da kötüleşmesini bekleyin. Gücünü konsolide ettikçe uzlaşma ve liberalizm illüzyonundan dahi vazgeçti. İlk seçildiğinde belirlediği ekonomiyi düzeltmek, temel vergi reformu, temel hizmetler gibi pragmatik hedefleri yok olup gitti ve artık Türkiye’yi kendi hayalleri çerçevesinde yeniden inşa etmeye çalışıyor. Kilit, referandum değil, Türkiye’nin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılı. Ve eğer ki Avrupa, Erdoğan’ın destekçilerini seferber etmek için pataklayacağı elverişli bir kozsa niçin geri dursun ki?

Erdoğan ve onun iktidarın dizginlerini daha sıkı elinde tutması dışında, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin bozulmasına yol açan diğer faktörler neler?
AB’ye girmeye aday her ülkede yaşanan şey, müzakere süreci başladıktan sonra katılıma olan desteğin düşüşe geçmesidir. Türkiye için de aynısı geçerli, abartılı da olsa, hem hakiki reform talepleri bazı Türkleri sinir etti hem de Brüksel’in Türkiye’ye karşı çifte standart uyguladığı hissi doğdu. Dürüst olmak gerekirse, bu hissiyat hiç yoktan ortaya çıkmadı; bazı Avrupa ülkelerinde Türklere ve Müslümanlara karşı arızi ırkçılık bu faktörlerden biriydi. Bununla beraber, eğer Erdoğan, –gücünü konsolide edebilmek için ordunun hakimiyetini kırmak amacıyla AB’ye katılımı basitçe kullanmak yerine– gerçekten de Birliğe girmek isteseydi Türkiye çoktan kabul edilmiş olurdu.
Ayrıca mülteciler konusunda Türkiye’ye karşı yaygın bir hayal kırıklığı var. Erdoğan, Suriyelilerle ilgilenme noktasında birçok ülkeden çok daha fazla şey yaptıklarını söyleyebilir; ancak Avrupalılar, Erdoğan’ın –mülteci akışının vanasını açıp kapamak suretiyle– bu meseleyi diğer konularda Avrupa’ya baskı uygulamak için bir koz olarak kullandığını hissediyorlar.
Son olarak, mevcut krizin önceden bir habercisi niteliğinde, Hollanda ve diğer yerlerde ajan imamlar skandalı var: Avrupa camilerinde vaazlar veren Diyanet’e bağlı imamlar, diaspora Türkleri hakkında muhbirlik yapıyor; sürgündeki din adamı Fethullah Gülen’le bağlantısı olduğundan şüphelendikleri kişiler, muhalif siyasi aktivistler veya Kürt gruplar hakkında rapor tutuyorlardı.

Acaba bu faktörler, mesela mülteci anlaşması gibi, bölge güvenliği için önem arz eden Türkiye ile Avrupa arasındaki anlaşmaları tehdit edebilir mi?
Mülteci anlaşması zaten ölmüş sayılır. Erdoğan’ın ekibi, mültecileri kullanarak Avrupa’ya şantaj yapmaya çalışıyor. (…) Erdoğan’ın bu tuhaf davranışlarından sonra ve kendi toprakları üzerinde İslam Devleti’nin terör saldırılarını önleyemezken, mülteci anlaşması pazarlığında Ankara’nın istediği Türklere vizesiz serbest dolaşım izni verilmesi de mümkün değil. Bunun için en azından Erdoğan’ın ve Türk istihbarat servisinin IŞİD hücrelerini başarılı bir şekilde kapatabildiğini göstermesi gerekir; ancak darbe kalkışması sonrası girişilen tasfiyeler, Türkiye’nin terörle mücadele kapasitesinin içini boşalttığından bu da aşırı derecede zor olacaktır.

İlişkilerin bozulmasının güvenliğe diğer yansımaları neler olabilir?
Mültecileri ve İslam Devleti’ni bir kenara bırakırsak, işin bir de –önlenebilmesi için güvenlik işbirliğinin elzem olduğu– insan ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi suç faaliyetleri boyutu var. Ancak bunun için de artık ortada bir işbirliği yok. Son olarak NATO boyutu var. Türkiye ile NATO arasındaki problem çift yönlü: Birincisi, NATO oybirliğiyle hareket eden bir örgüt ve tek bir itirazcı dahi örgütü felç edebilir. İkincisi, herhangi bir NATO üyesini örgütten çıkaracak resmi bir mekanizma yok. Bir bakıma NATO’nun ipleri Erdoğan’ın elinde ve Avrupalılar eğer Erdoğan’ın bamteline aşırı derecede basarlarsa müşkül duruma sokacağını biliyorlar. 

Bu yıl Avrupa’da bir dizi seçimler var. Eğer ki Avrupa’daki siyasi yapı değişir de mesela Fransa’nın Marine Le Pen’i gibi popülist adaylar seçilir veya mecliste zemin kazanırsa acaba bu Türkiye’yle ilişkileri değiştirebilir mi?
Erdoğan da Le Pen ve diğer Avrupalı (hatta Amerikalı) popülistlerle aynı şekilde görülmeli. Aslında o, gidişatı/modayı belirleyen oldu. Ama eğer ki Avrupalı milliyetçiler yükselirse bunun iki sonucu olabilir. Söylemsel düzeydeki savaş daha da kötüleşecektir. Farklı ülkelerdeki milliyetçiler birçok değeri ve önceliği paylaşıyor olabilirler; ancak diplomasiyi ve ticareti sıfır toplamlı oyun muvacehesinden görmeleri ülkeleri karşı karşıya getiriyor. Ama bir umut ışığı da olabilir: Erdoğan Avrupalıların mağduriyet korkusunu istismar etmeyi seviyor. Avrupa’nın küçük bir kesiminin hakaretine uğramış gibi numara çekecek ve ardından Avrupalı diplomatlar onu teskin etmeye çalışırken verilecek tavizlerden kazanç sağlayacak. Ama eğer ki popülistler üstünlük kazanırsa bu defa Erdoğan’ın yağdırdığı tehditlere tehditlerle karşılık verilecek ve Erdoğan da bu stratejisinin artık işe yaramadığını keşfedecektir. Yani yeni bir milliyetçi liderler nesli, Erdoğan’ın tuhaflıklarını işe yarar kılmaya veya ödüllendirmeye bir son verebilirler.

Mevcut Türkiye-Avrupa dinamikleri hakkında dile getirmek istediğiniz başka hususlar var mı? İlişkiler önümüzdeki aylarda ve yıllarda nasıl gelişebilir?
Türkiye’de izlenmesi gereken kilit alan ekonomi. Borçların GSYH’ye oranı hala iyi durumda, ama bireylerin borçları fırlamış durumda. Bu da demek oluyor ki insanlar faiz ödemesi için borç alıyor (…). Buna bir de hükümetin iktisadi işletmelere karşı yürüttüğü siyasi kan davası, zayıf para politikası ve kredi derecelendirme kuruluşlarına göre Türkiye’nin son dönemde yatırım değeri olmayan riskli piyasa (junk bond) statüsüne düşüşünü ekleyin. Bu zehirli bir karışım. O halde soru şu: Türkler satın alma güçlerinin azalmasına nasıl tepki gösterecekler ve Erdoğan halkın yönünü başka tarafa çekmek için neler yapacak?


4 Şubat 2017 Cumartesi

M.RUBIN: TÜRKİYE PSİKOLOJİK BÖLÜNME Mİ YAŞIYOR?


TÜRKİYE PSİKOLOJİK BÖLÜNME Mİ YAŞIYOR?

Michael Rubin
AEIdeas, 9.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

NOT: Her fırsatta Türkiye aleyhine yazılar kaleme alan Michael Rubin'den yapılmış 16 tercümeyi toplu olarak okumak için TIKLAYINIZ.

Ülkeler ne zaman bölünür? Tabii ki bölünmeden evvel iç savaş ve kanlı çatışmalar yaşanır. (…)
Fiili parçalanmadan evvel hep psikolojik bölünme yaşanır. (…)
(…)
Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan kanlı ve küçümseyici bir Kürt siyasetine girişti. Seçimlerden evvel Kürtlerin desteğini almaya çalıştı; ama Kürt oylarına artık ihtiyaç duymaz hale gelince vaatlerini unutuverdi. Barış sürecine sarılırken samimiyetsizdi. Kürtlerin HDP’ye oy vereceğini fark eder etmez Cizre, Silopi ve Nusaybin gibi ilçeleri Suriye’nin Halep’ini andıran manzaralara dönüştüren bir imha politikası başlattı. Barış için onca çaba gösterdikten sonra 1980’lerin ortalarını hatırlatan bir şiddeti yeniden tecrübe eden Türkiye Kürtlerinin ekseriyeti etnik Türklerle ortak bir gelecek hayalinden vazgeçti. Zihniyeti değişen sadece Kürtler de değil. (…)
Sonuçta yeni Türk nesli artık Kürtleri bir düşman saymasa da bir öteki olarak görüyor. (…) Türkiye zaten psikolojik bir bölünme içinde. Aslında Erdoğan da bölünmenin kaçınılmaz olduğunu anladı; ekonomi politikaları da Kürtlerin sayıca baskın olduğu bölgeleri çoktan gözden çıkardığı izlenimi uyandırıyor.

Büyük çaplı bir etnik temizlik olmadan psikolojik ayrılıkları geriye döndürmek imkânsızdır. Ancak bunu becermek neredeyse imkânsız; zira Kürtler silahlı ve tecrübeli. Türkler gerçeklikle yüzleşmeli: Türkiye fiilen bölünmüş durumda. Sınırları değişecek ve tek soru şu: Acaba yenisi uluslararası alanda tanınmış sınırlar mı, yoksa iç, federal sınırlar mı olacak? Erdoğan kendisini büyük lider ve yeni bir Atatürk olarak görüyor olabilir. Ancak Atatürk modern Türkiye’yi inşa etmişti, Erdoğan ise onu öldürüyor. Tarihe bir kahraman olarak değil, kendi kibri yüzünden Türkiye’yi yok etmiş yozlaşmış bir zalim/hain olarak geçecek. 

6 Ocak 2017 Cuma

M.RUBIN: TÜRKİYE YENİ BİR DARBEYE Mİ HAZIRLANIYOR?



TÜRKİYE YENİ BİR DARBEYE Mİ HAZIRLANIYOR?

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 16.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türk ordusundaki kontrol mücadelesinin bir fraksiyonun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açıkça meydan okumasıyla nasıl ivme kazandığına dair bugün öğleden sonra bir yazı kaleme almıştım. Türkiye’den gelen haberler Erdoğan’ın bu durumu ciddiye aldığını ortaya koyuyor.
Erdoğan’ın siyasi partisi adına (onun teşvik ve desteğiyle) hareket eden troller, darbeyi destekleyenleri veya geçiş döneminde iktidarı ele geçirebilecek sözde/paravan liderleri öldürmekten bahseder hale geldiler. Birçok trol, Erdoğan’a hep sadık kalmış ama onu körü körüne takip etmemiş eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gibi potansiyel rakipleri hedef almaya başladılar.
Polisin Ankara’daki otellere seferberlik halinde hükümetin geçici olarak binalarına ele koyabileceğine dair bir yazı yolladığı haberleri var. Kısaca eğer ki Erdoğan –darbenin akabinde elde ettiği olağanüstü yetkilerle yetinmeyip Türkiye’nin Suriye’ye ve Irak’a müdahalesinden hareketle savaş yetkileri de edinerek- seferberlik arayışına girerse istediği herkesi tutuklatabilir ve istediği her şeyi ele geçirebilir. Seferberlikten bahsetmeye başlaması ve planlar hiç de iyiye işaret değil.
İstikrarsızlık, Erdoğan’ın ve Doğu Perinçek’e daha sadık olan unsurların çok daha ötesine geçebilir: Eski bir polis müdürü, binlercesi görevden uzaklaştırılmış, tutuklanmış veya mallarına el konmuş Gülen takipçilerinden birisinin Erdoğan’a karşı bir suikasta kalkışabileceği spekülasyonunda bulundu. Bu ithamı Gülen’in takipçileri yalanlayacaklardır; ancak hareketin fraksiyonları ve –Türk hapishanelerinde yaşanan istismar ve tecavüz vakaları nedeniyle- derin bireysel kini olan çok sayıda mensubu var.

Son birkaç günde yaşanan tuhaflık şu: Perinçek, gerek Twitter’da gerekse konuşmalarında alenen meydan okusa da Erdoğan alışılmadık şekilde buna sessiz kalıyor. Ya Perinçek kral çıplak diyor ya da Erdoğan, salt sözlerden veya gözaltı ve tutuklamadan çok daha kararlı bir adım atmayı planlıyor.

M.RUBIN: AVRUPALILAR TÜRK CASUSLUĞUNDAN ENDİŞELİ


AVRUPALILAR TÜRK CASUSLUĞUNDAN ENDİŞELİ

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 16.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Geçtiğimiz on yıllar içinde Türkiye yurtdışına 3 yolla açılmıştı: okullar, işadamları ve dini liderler.
Erdoğan’ın eski müttefiki Gülen’le şahsi kan davası, Türk diplomatların bir zamanlar meziyetlerini dile getirdiği uluslararası okul sisteminin içini boşaltıyor. (…)
Türk işadamları ve işadamı dernekleri de dünyada Türkiye’nin değerini telkin ediyor. (…) Siyasi gerekçeli vergi borcu bahanesiyle haciz ve mallara el koyma uygulaması hem Türkiye içinde güveni sarstı hem de Türk firmalarına gölge düşürdü.
Türkiye’nin yumuşak gücünün son unsuru ise dini faaliyetler. Diyanet İşleri sadece içeride camileri kontrol etmiyor, yurtdışına da personel yolluyor. (…)
Ancak Avrupa’daki bazı ülkeler, Türk imamların sadece dini hizmetlerle meşgul olmamasından endişe duymaya başladı. Mesela Hollanda hükümeti, Türkiye’den gelen “casus imamlar” konusunda insanları uyarıyor ve görevini suiistimal edenlerin şikayet edilmesini istiyor.
Alman Yeşiller Partisi, [Almanya] hükümetinden Diyanet imamlarının istihbarat faaliyetlerini resmen araştırmasını talep etti.

Yıllar sürse de sonunda Erdoğan bütün devlet mekanizmalarının tam kontrolünü ele geçirdi. (…) Avrupa hükümetlerinin Diyanet’in artık dini faaliyetlerden istihbarata doğru kayışı konusundaki endişeleri, küresel alanda da (…) endişe uyandırmalı.

M.RUBIN: ERDOĞAN, TÜRK ORDUSUYLA MÜCADELESİNDE AYAKTA KALACAK MI?



ERDOĞAN, TÜRK ORDUSUYLA MÜCADELESİNDE AYAKTA KALACAK MI?

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 16.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Batı’da Türkiye’yle ilgili haberlerin ekseriyeti, ya Erdoğan’ın yeni anayasa hazırlık çabalarına ya da 15 Temmuz darbe kalkışmasının akabindeki sürece odaklanıyor. Ancak perde arkasında muazzam sonuçları olan bir hikâye var: Erdoğan’ın destekçileri ile aşırı ulusalcı, eski Maocu siyasetçi ve iş adamı Doğu Perinçek’in adamları arasında Türk ordusunu kontrol rekabeti sözkonusu.
Perinçek sempatizanları uzunca bir süredir Türk ordusunda en üst makamları işgal etmekteydi ve konu, ortak düşmanlar Kürtler, liberaller, Gülenciler vs. ile mücadeleyken işler yolundaydı. Daha evvel Türk ordusunda Erdoğan-Perinçek mücadelesinden bahsetmiştim; ama görünen o ki şimdilerde aralarındaki çatışma daha bir ivme kazanmakta.
Son günlerde Perinçek televizyona çıkıp Erdoğan’ın anayasayı değiştirme hülyasından artık vazgeçmesi gerektiğini ısrarla vurguladı. Siyasi partisinden bir üyenin halk isyanı çağrısı yapan mektubuna atıfta bulundu ve şimdilerde açıkça hükümette değişimi dillendiriyor. Dahası, önümüzdeki mart ayına kadar Türkiye’nin yanıp tutuşma ihtimalinden dem vurdu. Hava kuvvetlerinden emekli önde gelen bir subay olan Ahmet Zeki Üçok, açık açık yeni bir darbe olacağını ve bu defa Türk ordusunun bütün kademelerinin içinde yer alacağını belirtti.
Türkiye şimdilerde siyasi muhalefet için bir esir kampı haline gelmiş durumda. (…)
Erdoğan, bir çocuk bahçesi kabadayısı gibi zayıf olana sataşıyor; insanları bir yumrukla yere devirmekle tatmin olmayıp, tıpkı bir psikopat gibi, onları ardı ardına tekmelemekten ve küçük düşürmekten haz alıyor. Perinçek ve destekçilerinin cumhurbaşkanının anayasayı değiştirmesine meydan okuyup açıkça askeri darbe çağrısı yapması, buna mukabil başlarına hiçbir bela gelmemesi, bu ekibin Erdoğan’ın karşı atağa geçemeyeceği kadar güçlü olduğu izlenimini uyandırıyor. Cezaya çarptırılmadan Erdoğan’a ne kadar meydan okurlarsa Erdoğan o kadar zayıflayacaktır.

Amerikan başkanı seçilen Donald Trump, Erdoğan’ı iş tutabileceği bir diktatör olarak görebilir, ama yanılıyor. Yine iş dünyasıyla bir benzerlik kurmak gerekirse, Erdoğan ancak Enron olabilir; yani güç ve istikrar imajı verse dahi düşmesi kaçınılmaz. [Z.T.K. Enerji, emtia ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren Amerikan şirketi Enron, 2001’deki iflası öncesinde yaklaşık 20.000 çalışana sahip, dünyanın en büyük elektrik, doğalgaz, iletişim ve kağıt hamuru ve kağıt şirketlerinden biriydi. Fortune dergisi Enron’u art arda 6 yıl boyunca Amerika’nın En Yenilikçi Şirketi olarak seçmişti.] Ya Erdoğan gidecek ya da Perinçek yapacak. Perinçek’in hala serbestçe ortalıkta dolaşıyor olması, kimin hayatta kalacağı sorusunun cevabı niteliğinde.

M.RUBIN: TÜRK SUİKASTÇI TAYYİP ERDOĞAN’IN KIŞKIRTMASININ BİR ÜRÜNÜ



TÜRK SUİKASTÇI TAYYİP ERDOĞAN’IN KIŞKIRTMASININ BİR ÜRÜNÜ

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 21.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Andrew Karlov’un, izindeki polis memuru Mevlüt Altıntaş tarafından Türkiye’de öldürülmesi dünyayı şok etti. Müslüman din adamları tarafından kışkırtılan bir kalabalığın İran’daki Rus elçiliğine girip Büyükelçi Alexander Griboyedov’u öldürdüğü 1829 yılından bu yana ilk defa bir Rus büyükelçi suikasta uğradı. 
(...)
Erdoğan suikastı bir sapkınlık, anomali olarak niteleyebilir; ancak pazartesi günkü şiddet Türkiye’nin yeni normali haline gelecek.
Altıntaş bir boşlukta yetişmedi. Beş sene evvel Erdoğan, hedefinin “dindar bir nesil yetiştirmek” olduğunu itiraf etmişti. Altıntaş işte bunun bir ürünü. Erdoğan iktidara geldiğinde o henüz yedi yaşındaydı; tüm eğitim hayatı Erdoğan’ın başbakanlığı altında geçti.
Eğitimin dışında Erdoğan’ın içeride bıraktığı en büyük iz, Türkiye’nin bir zamanlar zinde medyasını devlet propaganda ve komplo motoruna dönüştürmesi oldu. Hizaya gelmeyen gazeteciler kendilerini hapiste buldu veya çok daha kötülerini yaşadı. Altıntaş, okul sıralarından televizyon programlarına, gazete sütunlarından sinemaya kadar her yerde tekrarlanıp desteklenen Erdoğan’ın ısrarlı İslamcı söylemleri ve dünya görüşüyle beslendi. Eğer Altıntaş yaptığı hareketin kahramanca olduğuna inanıyorsa bunun nedeni, Erdoğan’ın konuşmalarında Suriye’de çarpışan el-Kaide bağlantılı Nursa Cephesi’ni İslam’ın şerefinin bir savunucusu olarak tasvir etmesi.
Bunların hiçbiri bizi şaşırtmamalı. Erdoğan, kısa vadeli kazanımları için medya kışkırtıcılığını ve dinî radikalizmi kullanan ilk lider değil; kibritini çaktığı, hızla yayılan bu yangını kontrol altına alamayacağını fark etmesi için artık çok geç.
Suudi Arabistan’ı hatırlayın: Nesiller boyunca Suudi okulları ve televizyonları muhafazakâr İslamcılığı telkin etti, her ne kadar Suudi prensler Riviera’da partiler düzenleseler veya İsviçre’de kayak yapsalar da. Suudi kralları umursamadılar; meşruiyetleri, Haremeyn’in hadimi rolünden geliyordu. 2001’in 11 Eylül’ünde uçak kaçıranların 19’undan 15’inin Suudi olması gerçeğine rağmen sorumluluk almadılar, ama ardından Riyad’daki bombalama dalgasında kendi evlerinde vuruldular. Gelinen noktada Riyad artık İslamcı problemi açık açık kabul ediyor.
Diğer bir örnek de Pakistan: Onlarca yıldır Pakistan eliti radikal dinci medreseleri görmezden geldi. Dinin ülkeyi bir arada tutacak bir tutkal olacağına veya Hindistan’la Afganistan’daki rakipleri bezdirecek bir kadroya ilham vereceğine inandılar. Maliyetleri görmezden geldiler: Nihayetinde bir problem olarak din adamları geri kalmış kırsal alanlarla sınırlıydı.
Ancak bir kez daha yangın kontrolden çıktı. 2007’de silahlı adamlar Başbakan Benazir Butto’yu öldürdüler. 18 ay sonra Pakistan Taliban’ı ülkenin nükleer silah bulunan başkentinden sadece 96 kilometre ötedeki bir alanı istila etti. Bugün Pakistan’ın en büyük şehri ve ticari başkenti olan Karaçi’nin çoğu izinsiz girilmesi yasak bölge statüsünde.
Ardından Suriye geliyor: Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, İslamcı radikallerle mücadele eden laikçi bir lider olarak bugün kendini sunsa da aslında uzunca bir süredir bunun zeminini bizzat sağlayan kişi. Ele geçirilen belgeler, Esed’in Suriye’yi [Z.T.K. 2003 Amerikan işgalinin ardından] Irak’a giden yabancı savaşçıların ve intihar bombacılarının metrosuna dönüştürdüğünü gösteriyor. Şu anda Suriye’nin karşı karşıya olduğu şey, Esed’in kendi ürettiği bir krizin geri tepmesi.
Ve tabii ki bir de Filistinliler var: Filistin televizyonu nefreti telkin ediyor. Okullar da silahlar saklanıyor. İntihar bombacıları rağbet görüyor. Bir zamanlar Filistinli liderlerin daha fazla taviz koparma stratejisi olarak gördükleri bu şeyin artık İsrail’den ziyade kendi yaşlı liderliğini tehlikeye atabileceğini kabul ediyorlar.

Diktatörler kibirlidir. Kendilerini tarihin gerçeklerinden muaf görürler. Kısa vadeli kazançları için dini kullanıp kışkırtırlar, uzun vadeli sonuçlarını ise nadiren düşünürler. Ancak şimdiye kadar hiçbir lider bu geri tepme halinden kaçamadı. Eğer tarih bir modelse Türkiye’de şiddet daha yeni başlıyor diyebiliriz ve Erdoğan uğraşıp didinse dahi bunu kontrol altına alamayacaktır.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

BİR SENEDİR DARBEYLE İLGİLİ DIŞ BASINDA ÇIKAN YAZILAR


Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


BİR SENEDİR TÜRKİYE’DE DARBE İHTİMALİYLE İLGİLİ DIŞ BASINDA ÇIKAN YAZILAR


İÇİNDEKİLER:

TÜRK ORDUSUNUN NÜFUZU YENİDEN ARTIYOR

Dion Nissenbaum (Wall Street Journal gazetesinin İstanbul muhabiri. Daha evvel aynı gazetenin milli güvenlik muhabiriydi)

ERDOĞAN AÇMAZI: TÜRKİYE’DE BİR ASKERİ DARBEYİ NE BAŞLATABİLİR?
Sputnik İngilizce

ANKARA’DA REJİM DEĞİŞİMİ? ZANNETTİĞİNDEN DAHA FAZLA MUHTEMEL
Mike Whitney (Amerikalı yazar)

PUTİN, ERDOĞAN’I TEHDİT ETTİ: GEREKİRSE SANA KARŞI HEMEN BİR ASKERİ DARBE DÜZENLETTİREBİLİRİM; SENİ DE AMERİKALI PATRONUNU DA SURİYE’DE YENİLGİYE UĞRATACAĞIM
AWD News

S.EDMONDS: DARBE GİRİŞİMİ, CIA-GÜLEN TERTİPLİ BİR PROVA
Sibel Edmonds (Eski FBI tercümanı ve Ulusal Güvenlik Muhbirler Koalisyonu NSWBC kurucusu)
Tercüme bu blogda yer almakta olup şu linkten ulaşabilirsiniz: http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2016/07/sedmonds-darbe-girisimi-cia-gulen.html

TÜRKİYE’DEKİ DARBEYİ MİT DIŞINDA HERKES ÖNGÖRMÜŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR

Joseph Fitsanakis (intelNews.org baş editörü, aynı zamanda Coastal Carolina Üniversitesi Siyaset Biliminde yardımcı doçent ve Avrupa İstihbarat Akademisinde müdür yardımcısı)
Tercüme bu blogda yer almakta olup şu linkten ulaşabilirsiniz: 


Tercüme: Zahide Tuba Kor

Ayrıca darbe tartışmalarını alevlendiren ve TSK'yı 31 Mart 2016'da darbe iddialarını yalanlayan bir açıklama yapmaya zorlayan asıl yazı ise Michael Rubin imzalı "Could there be a coup in Turkey" başlıklı makale olup Sputnik Türkçede özet tercümesi yayınlanmıştır: 
TÜRK ASKERLER ERDOĞAN’I DEVİREBİLİR
Sputnik Türkçe, 25.03.2016


Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Araştırmaları Merkezi Direktörü Gönül Tol’un 30 Mayıs 2016’da Foreign Affairs’te yayınlanan “Türkiye’nin Bir Sonraki Askeri Darbesi” başlıklı makalesinin tercümesine şu linkten ulaşabilirsiniz:





TÜRK ORDUSUNUN NÜFUZU YENİDEN ARTIYOR
Dion Nissenbaum (Wall Street Journal gazetesinin İstanbul muhabiri. Daha evvel aynı gazetenin milli güvenlik muhabiriydi)
Wall Street Journal, 15.5.2016

Erdoğan yönetimi altında sistematik olarak marjinalize edilmekle geçen 13 yılın ardından ordu, cumhurbaşkanı siyasi rakiplerini bertaraf ettikçe nüfuzunu yeniden kazanıyor. 
(...)
Siyasi muhaliflerini gözden düşürmek için attığı adımlar (ki kendi elleriyle seçtiği başbakanı bu ay iktidar mücadelesinde çekilmeye zorladı), Sayın Erdoğan’ın küresel nüfuzunu yayma çabalarını şekillendirmede Türkiye’nin generallerinin daha büyük bir rol oynamasının önünü açtı.
Türk generaller Sayın Erdoğan’ın Suriye’ye asker göndermek için bastırmasından rahatsızlar, Kürt isyancılara karşı tartışmalı bir askeri mücadele yürütüyorlar ve cumhurbaşkanına şüpheyle bakan Batı ittifakıyla Türkiye’nin ilişkilerini koruyorlar. Siyasetten uzak durarak milli güvenlik kararlarında temel aktör olarak yeniden ortaya çıkıyorlar.
Emekli subaylardan Metin Gürcan, “Türk ordusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı frenlemek ve denetleme-denge kurmak isteyen tek aktör” diyor.
Ordu, en net Suriye meselesinde cumhurbaşkanını denetleyici bir aktör oldu. Eski bir Türk yetkili ve Erdoğan’ın müttefiki “Geçen sene Erdoğan güvenli bölge kurmak için asker göndermeyi tartışırken komutanlar çekincelerini güçlü bir şekilde ortaya koydular” dedi.
(...)
Türk ordusunun nüfuzunu yeniden kurması, generallerin –içerideki muhaliflerini yaygın bir şekilde ezmesi Batı başkentlerinde alama yol açan kutuplaştırıcı bir lider olan- Sayın Erdoğan’ı devirmeye çalışabileceği endişelerini canlandırdı.
(...)
Askeri darbe spekülasyonları mart ayı sonunda zirveye ulaşmıştı, öyle ki Türk medyasındaki haberlere göre Obama yönetimi Sayın Erdoğan’ı alaşağı etmeye çalışıyordu. Amerikan Dışişleri Sözcüsü John Kirby’e bu konu sorulduğunda “Bu kadar komik bir iddia ve suçlamaya cevap vermeye tenezzül dahi etmiyorum” demişti.
Bu cevap spekülasyonu durdurmaya yetmedi. (...)
(...)

(...) Türk Genelkurmayı darbe iddialarını “temelsiz” diyerek reddetti (...)

(...)
Türk ordusunun yeni nesil kadrosu kendini yeniden inşa etti, ABD ve NATO’yla güçlü bağlar kurdu.(...)
Amerikalı bir yetkili “Amerikan yönetiminin Türkiye’yle ilişkilerinde geleneksel olarak en güçlü alan, ordular arası ilişkilerdir. Şu anda ordular arası ilişkiler belki daha evvel hiç olmadığı kadar güçlü” dedi.
(...)
Amerikalı askeri ve diplomatik yetkililer Türkiye’nin bir numaralı generali Hulusi Akar’a ordunun nüfuzunu artırdığı için itibar gösteriyorlar. Akar İngilizce konuşuyor ve birçok NATO görevinde bulunması nedeniyle NATO’dan mevkidaşlarıyla yakın bağları var. 
Aynı zamanda Erdoğan’la da ilişkileri çok güçlü. (...)


ERDOĞAN AÇMAZI: TÜRKİYE’DE BİR ASKERİ DARBEYİ NE BAŞLATABİLİR?
Sputnik İngilizce, 12.3.2016

Türkiye’deki mevcut durum endişeyi tetikliyor. Ankara bir yandan toplumda giderek derinleşen tehlikeli bir siyasi kutuplaşmayla, diğer yandan ekonomik büyümenin ansızın düşmesi ve hem içeride hem de dışarıda tırmanan bir gerilimle karşı karşıya.

Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsünden Doç. Dr. Pavel Shlykov’un kaleme aldığı konuyla ilgili bir rapora göre, 1970’ler ve 1990’lardaki siyasi ve iktisadi kargaşanın aksine, mevcut kriz büyük ölçüde Türkiye’nin pragmatik iç ve dış politikası ile fiili liderlik iştiyakı arasındaki çatışmadan kaynaklanıyor.
Türkiye’deki mevcut kriz birçok spesifik özellikle tanımlanabilir: Birincisi, ülkenin siyasi ve toplumsal hayatının her alanı ve devlet kurumlarının tamamı bir kriz içinde. İkincisi, halkın geleceğe dair şüpheleri artıyor. İnsanlar mevcut toplumsal ve siyasal kalkınma modelinin çok yorduğunun farkında. Üçüncüsü, Türk ordusu giderek siyasi nüfuzunu artırıyor ve böylece askeri bir darbenin temellerini döşüyor. Dördüncüsü, son dönemde Kürt meselesi yeni bir aşamaya girdi ve ülkenin güneydoğusundaki durum, Türk ordusuyla Kürt güçler arasında düşük yoğunluklu bir iç savaş olarak tanımlanabilir. Ayrıca Suriye’deki çatışma Ankara’nın iç ve dış politikasını etkiliyor. Son olarak, mevcut ortamda (Erdoğan tarafından kurulan) iktidardaki AKP’nin siyasi geleceği belirsiz.

Erdoğan ve Türk ordusu
Carnegie Moscow Center’da sunduğu raporunda Shlykov şu soruyu analiz ediyor: Türkiye’de bir askeri darbe ihtimali var mı?
Ordunun siyasal sürece aktif müdahalesi Türk tarihinin bir parçası olageldi. 2000’lerde Erdoğan orduyla sivil kurumlar arasındaki ilişkilerde reformlar yaptı. Onun siyasi yönetimi altında ordu hükümete kendi politikalarını dayatamayacaktı.
Ancak eğer üç kriter aynı anda gerçekleşirse Türkiye’de bir askeri darbe ihtimali belirebilir: siyasi krizin daha da derinleşmesi, dış tehdidin artması ve Kürt meselesinin aniden tırmanması. Şu anda her üçü de mevcut.
Ankara’nın Türkiye Kürtleriyle barış sürecini askıya almasının ardından Erdoğan, orduyla bir nevi taktik ittifak kurmak zorunda kaldı. (...) bilhassa 2015 sonbaharında (...) O dönem Ankara, ordu komutanına açık çek verdi. Durumdan faydalanmak için Erdoğan orduya yönelik önceki politikasının yanlış olduğunu kabul etti. Üstelik kendi “hataları” için bir de günah keçisi buldu: şu anda Pennsylvania’da sürgünde yaşayan Türk vaiz Fethullah Gülen.
Tabii şu anda ülkedeki en güçlü siyasi kuvvetlerden biri Türk ordusu. Ama (1960, 1971 ve 1980’de olduğu gibi) bir darbe yapması mümkün değil. Zira ordu geniş halk desteği alacağından şüphe duyuyor.
Modern Türkiye’de ordu başka bir önemli rol daha oynuyor: Erdoğan’ın riskli dış politikasını dengelemek. Bir yıl evvel ordu onun Suriye’yi işgal etmesine zar zor engel oldu ve aynısı geçen ay yine tekrarlandı.

Kürt meselesi
(...)
Siyasi açıdan Türkiye Kürtleri üç gruba ayrılıyor: PKK destekçisi Kürt milliyetleri, sol ve sosyal demokrat fikirleri destekleyen Alevi Kürtler ve 2000’li yıllarda Erdoğan’ın partisini destekleyen (Kürtlerin yarısını oluşturan) dini muhafazakar Kürt çoğunluk.
Kürt çoğunluğun AKP’ye desteği Ankara’ya yaradı. Böylece muhafazakar çoğunluk Kürt meselesinden dışlandı ve ülkenin toplumsal ve siyasal sistemine entegre oldular. Ancak Suriye Savaşı’nın başlamasıyla ve IŞİD’in ortaya çıkmasıyla her şey değişti. Bundan sonra Kürtler milli ve siyasi konsolidasyona hazır olduklarını ispatladılar.
Ankara’nın kuşatma altındaki Kobani’ye yardımı reddetmesinin ardından muhafazakâr çoğunluk Erdoğan’a ve partisine sadakatten vazgeçtiler. Türk hükümetiyle Kürtler arasındaki diyalogun kesilmesinin ardından daha da büyük bir hayal kırıklığına düştüler.
Türkiye’yi istikrarsızlaştıran diğer bir önemli faktör de savaşla tahrip olan Suriye’yle 822 km uzunluktaki sınırın geçirgenliği. Radikaller Suriye’den Türkiye’ye (Erdoğan’ın sıkça eleştirildiği üzere) sadece Türk hastanelerinde tedavi görmeye değil, ülkenin milli güvenliğini bozan terör saldırılarını gerçekleştirmek için de geliyorlar.
Ancak, rapora göre, milli güvenliğe yönelik artan tehditler Türk toplumunu konsolide etmeyip mevcut siyasi çatlağı daha da derinleştirecek. Zira geçmişin aksine, ordunun Kürtlerle askeri açıdan karşı karşıya gelmesi artık Türklerden geniş destek görmüyor.

Suriye tuzağı
2015’te Suriye’deki gelişmeler Ankara’nın lehine değildi. Kasım ayında Rus uçağının Türk hava kuvvetlerince düşürülmesiyle Türkiye Suriye’yi etkileme şansını kaybetti. Geçen haftalarda hükümete yakın gazeteler Suriye çatışmasına müdahale için en uygun vakit olduğunu yazsalar da bu haberlerin amacı sadece kamuoyunu konsolide etmekti.
Türkiye’nin Suriye’ye bir operasyon düzenlemesini ihtimal dışı kılan birçok sebep var.
Birincisi, teknik olarak herhangi bir kara operasyonu hava desteğini gerekli kılar. Şu anda Suriye hava sahası Rus Hava Kuvvetleri tarafından kontrol ediliyor ve Türk jetlerinin Suriye hava sahasına girmesine müsaade edilmeyecek.
İkincisi, Suriye’ye müdahale Ankara açısından çok ciddi diplomatik problemlere yol açacak. Operasyon Suudi Arabistan ve diğer Körfez monarşilerince desteklenecek. Ancak bu, ABD ve Rusya’yla bir çatışmanın kıvılcımını ateşleyecek. Dahası, böyle bir operasyonda Türk ordusu aynı anda birçok cephede savaşmak zorunda kalacak: Suriye ordusu, IŞİD, muhalif gruplar ve Kürt milisler. Erdoğan’ın böyle bir riski almaya hazır olmadığı aşikar.
Son olarak, eğer ki Türkiye Suriye savaşına müdahil olursa bu, ülkenin güneydoğusundaki Kürtlerle savaşmasıyla sonuçlanacak ve bu çatışma ülkenin her yerine sıçrayabilir.

Kavşak noktasında Türkiye
(...)
Şu anda Türkiye bir kavşak noktasında. Tercih şu: Ya Erdoğan tarafından bir süper-başkanlık cumhuriyetine dönüştürülecek ya da –bazı farklılıkları olsa da– liberal demokratik Avrupa tarzı bir devlete meyledecek.
Türkiye’nin geleceği liderine bağlı. Anayasaya göre yürütmenin başı Başbakan Davutoğlu, ancak güç/iktidar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ellerinde. Davutoğlu Edoğan’ın himayesinde ve bir siyasetçi olarak Erdoğan’dan çok daha zayıf. Ama eğer ki Erdoğan’ın gücünü sınırlandırma cesaretini bulabilirse liberal bir Türkiye şansı önemli ölçüde artacak, diyor Rus analist.

Rusya’yla çatlak
Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesinin ardından Moskova ile Ankara arasındaki gerginlikler düşmanlığa dönüştü. İlişkilerde herhangi bir iyileşme yakın gelecekte imkan dahilinde görünmüyor.
Shlykov, Rus-Türk ilişkilerine dair üç muhtemel senaryoyu sıraladı: Birincisi, Rusya ile Türkiye uzlaşabilir. İkincisi, Rusya’yla ilişkileri normalleştirmek için Türkiye, üst düzey siyasetçilerinden birini kurban edebilir, uçak düşürmenin sorumluluğunu onun üzerine yıkarak. Üçüncüsü, uzlaşma oldukça uzun ince bir yola dönüşebilir. Bu durumda ne Rusya ne de Türkiye tavize hazır olacaktır ve çatışma uzun vadeli bir perspektifle yatışmaya bırakılacaktır.
Şu an için durum üçüncü senaryoya uygun gelişiyor gibi görünüyor. Dünya Moskova ile Ankara arasında derin bir çatışmaya şahit oluyor ve bu çatışma, ancak başrol oyuncularının sahneyi terk etmesiyle yatışabilir.


ANKARA’DA REJİM DEĞİŞİMİ? ZANNETTİĞİNDEN DAHA FAZLA MUHTEMEL
Mike Whitney (Amerikalı yazar)
Counter Punch, 24.2.2016

(…)
Daha da önemlisi, Suriye’ye bir Türk müdahalesi, Erdoğan’ın sıkıca tutunduğu iktidarı ciddi bir şekilde aşındırarak ve ABD’nin Türk ordusu ve istihbaratındaki casuslarıyla birlikte çalışmak suretiyle istismar edebileceği kırılganlıklar yaratarak ülke içindeki bölünmüşlüğü şiddetlendirecektir. Nihai hedef, sorunlar yaratıp duran Erdoğan’dan –tıpkı Kiev’de CIA’in yürüttüğüne benzer şekilde- Washington’da planlanmış bir darbeyle kurtulmak üzere renkli bir devrimin fitilini ateşlemek için yeterince toplumsal huzursuzluğu teşvik etmek olacaktır.
Obama’nın önce gizlice Erdoğan’a yeşil ışık yakıp ve ardından birlikleri Suriye’ye geçer geçmez altındaki halıyı çekeceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Çok benzer bir tertip, 1990’da Amerika’nın Irak Büyükelçisi April Glaspie’nin Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal planına olur vermesiyle gerçekleşmişti. ABD’nin Saddam’ı hızlı bir şekilde geri çekilmeye zorladığı büyük askeri harekatı başlatmasından evvel, Irak ordusu çoktan hedefine varmıştı bile; ancak o meşum Ölüm Otoyolu üzerinden ülkesine geri dönmeye çalışan 10.000’i aşkın Irak askeri kolay av haline gelerek Amerikan ateşi altında bir bir imha edilecekti. Bu, Washington’ın Saddam’ı devirme ve yerine itaatkar bir Arap piyonu geçirme planının ilk aşamasıydı.
Acaba aynı rejim değişikliği tuzağı şimdi de Erdoğan için mi kurgulanıyor?
Emin olun böyle görünüyor.


PUTİN, ERDOĞAN’I TEHDİT ETTİ: GEREKİRSE SANA KARŞI HEMEN BİR ASKERİ DARBE DÜZENLETTİREBİLİRİM; SENİ DE AMERİKALI PATRONUNU DA SURİYE’DE YENİLGİYE UĞRATACAĞIM
AWD News, 24.9.2015

Naif Türk Cumhurbaşkanı olan bitenden habersizken, Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan’ın Moskova’ya son resmi ziyaretini, sıkıntı içindeki Ortadoğu’da Ankara’nın müdahaleci siyasetini sertçe eleştirmek için kullandı.
Moscow Times gazetesine göre, Rus Devlet Başkanı Moskova’nın harap durumdaki Suriye hava kuvvetlerini ileri teknoloji ürünü MiG-35 savaş uçaklarıyla donatacağını ve ilk özel Rus görev gücünü çoktan Halep’e yolladığını Türk mevkidaşına hatırlattı.
Türk Cumhurbaşkanı, Suriye’deki kendi yayılmacı gündemini Rusya’nın Suriye’de Esed’e kararlı desteğiyle bir şekilde uzlaştırmaya niyetlenirken, –söylentilere göre talihsiz Erdoğan’ı açıkça tehdit eden– mevkidaşı Putin’in çok sert eleştirilerine maruz kaldı.
Moscow Times’a göre Kremlin’de kapalı kapılar ardında üç saat süren toplantıda Sayın Putin, “Rus ve Türk orduları arasında dostane bağlar var ve gerekirse, eğer vahim bir politika olan el-Kaide teröristlerini desteklemekten ve yaralı IŞİD savaşçılarını Türk topraklarında barındırmaktan vazgeçmezsen, burada Moskova’dan sana karşı hemen bir askeri darbe düzenlettirebiliriz” demiş.
“Seni de Amerikalı patronunu da Suriye’de yenilgiye uğratabilirim ve uğratacağım da” diyerek şöyle devam etmiş: “Rusya’nın müttefiklerini terk edeceğini beklemek ne kadar ahmakça. Libya’nın kaderini Amerikalılara bıraktık da ne oldu? Üzerinden beş yıl geçti ama demokratik bir yönetim yerine senin el-Kaideci dostların cirit atıyor ve her şeyi mahvediyor. İnanıyorum ki resmin bütünü seni aydınlatmıyor, Sayın Erdoğan… Ben bir hatayı ikiletmem!”



TÜRK ASKERLER ERDOĞAN'I DEVİREBİLİR
Özet tercümesi: Sputnik Türkçe, 25.03.2016


Michael Rubin, "Could there be a coup in Turkey", American Enterprise Institute, 21.3.2016
Yazının İngilizce orijinaline http://www.aei.org/publication/could-there-be-a-coup-in-turkey/ veya http://www.michaelrubin.org/18639/turkey-coup linklerinden ulaşabilirsiniz.

ABD'nin Ortadoğu ve Türkiye uzmanı eski Pentagon çalışanı Michael Rubin, Türkiye'de askeri darbe olasılığının yüksek olduğunu savundu.
Michael Rubin, Amerikan Girişim Enstitüsü (American Enterprise Institute) internet sitesinde yayınlanan yazısında, halihazırda Türkiye'deki durumun acınacak olduğunu, işlerin giderek daha kötüye gittiğini belirtti.
‘ÖZEL SEKTÖR BORCU KONTROLDEN ÇIKTI'
Sorunun sadece yeni terör dalgası bağlamında güvenlik sistemindeki açıkların olmadığını ifade eden uzman, ülke içindeki bazı diğer sorunları da sıraladı. Rubin, "Türkiye'nin kamu borcu istikrarlı olabilir ama özel sektör borcu kontrolden çıkıyor. Ülkenin turizm sektörü oynak, Türk parasının zayıflaması ise vatandaşların alım gücünü olumsuz yönde etkiledi" dedi.
‘DELİ SULTAN' HIZIYLA SARAYLAR İNŞA EDİYOR'
Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın da kontrolden çıktığını söyleyen Rubin, "Muhalifleri hapse atıyor, basına baskı yapıyor ve ‘deli sultan' hızıyla saraylar inşa ediyor" yorumunda bulundu.
‘ERDOĞAN'IN DUYGUSAL PATLAMALARI ŞAŞKINLIK YARATIYOR'
Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi'ni feshetmekle tehdit ettiğini hatırlatan uzman, "Onun ani duygusal patlamaları Türkiye içinde olduğu kadar dışında da şaşkınlık yaratıyor. Hatta iktidardaki partinin üyeleri bile onun artan paranoyası hakkında fısıldaşıyor" ifadelerini kullandı.
‘ANKARA'NIN KÜRTLERLE ÇATIŞMAYI KAZANMA ŞANSI YOK'
Erdoğan'ın Kürtlerle çatışmasını da hatırlatan Rubin, "Erdoğan önce onlarla barış görüşmelerine gitti, sonra yine onlara karşı savaş açtı. Ankara'nın bu çatışmayı kazanma şansı yok, aksine ülkenin gerçekten bölünme olasılığı çok yüksek" dedi.
‘TÜRK ASKERİ DURUMUN FARKINDA'
Erdoğan'ın Türkiye'yi uçurumun eşiğine getirdiğini Türk askerlerinin de farkında olduğunu kaydeden yazar, "Eğer Türk askerler, Erdoğan'ı devirerek yakın çevresini hapse atmayı düşünürse yanına kâr mı kalacak? Mantıksal analiz açısından bakıldığında evet, ancak bu tür eylemleri onaylama açısından hayır" yorumunda bulundu.
DARBE OLURSA ABD NE DER?
"(ABD Başkanı Barack) Obama idaresi başkanlık seçimleri arifesinde olası darbe liderlerine yönelik eleştirinin ötesine gitmez, özellikle de bu liderler ülkede demokrasiyi onarma yönünde net adımlar atarsa" diyen Rubin, bu konuda şu değerlendirmede bulundu:
"Washington, (2013'te devrilen Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed) Mursi'ye üzüldüğü gibi Erdoğan'a üzülmeyecek. Eski Mısır liderinin demokrasiye bağlılığı hâlâ tartışma konusu olabilir belki ama mevcut Türkiye cumhurbaşkanı durumunda bu konu aktüel değil. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler yeni rejimle çalışmaya hazır olacak."
Türkiye'nin NATO üyeliğinin olası askeri darbe için engel olmayacağını ifade eden Rubin, yeni yönetimin batılı insan hakları savunucularının Türkiye'deki ihlallere ilişkin eleştirileri azaltmak için hemen gözaltındaki gazetecileri serbest bırakacağı ve Erdoğan'ın ele geçirdiği medya kuruluşlarını hak sahiplerine iade edeceği tahmininde bulundu.
Uzman, "Bunun yanında, eğer yeni olası iktidar samimi bir şekilde Kürtlerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu gösterirse Washington onları destekler" diye ekledi.

Rubin, "Şu iki faktör, zaten kırılgan olan Türk politikasının daha da zayıflayacağını gösteriyor: İç anlaşmazlıkların artması ve olası darbenin Türk askerleri için ciddi sonuçlar doğurmayacak olması" iddiasında bulundu.

M.RUBİN: DARBEYLE VE TÜRKİYE’YLE İLGİLİ 10 YAZISI

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


MICHAEL RUBIN’İN DARBEYLE VE TÜRKİYE’YLE İLGİLİ 10 YAZISI

Türkiye’deki hükümete yıllardır her vesileyle kin ve nefretini kusan Amerikan Neoconlarından Michael Rubin’in hiçbir sözü kanaatimce ciddiye alınacak türden değil. Ancak mart ayında kaleme aldığı Türkiye’de darbe olacağını dair yazısıyla son günlerde yeniden gündeme oturdu. Öngörüleri çıkan Türkiye uzmanı(!) olarak ülkemizle ilgili sözleri ve yazıları bundan böyle Batı’da daha da dikkatle takip edilebilir. Bu nedenle son yazılarından geriye doğru giderek dört aydır (mart-temmuz) Türkiye’yle ilgili yazıp çizdiklerinden bir derleme yaptım.

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)


TÜRKİYE’DEKİ TERÖRİSTLER KİM?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 21.7.2016
(…)
Gülen’le ilgili değerlendirmeler farklılaşıyor. Destekçileri hoşgörüyü ve dinler arası diyalogu telkin ediyor derken hasımları onun gizli gündemi olduğunu söylüyor. (…)
Peki ama Gülen bir terörist mi? Hayır. Erdoğan, ithamlarını desteleyici hiçbir kanıt sunmadı.
Ama ortada bir ironi var: Eğer Gülen ve takipçileri bir terör grubuysa o halde Erdoğan 2013 yılına kadar niye onunla çok yakın çalıştı?
Amerikalı politika üretenler Türk hükümetinin terörizm adlandırmasına karşı uyanık olmalılar. Mesela Gezi protestolarının ardından Erdoğan, İstanbul’un göbeğinde kalan tek yeşil alanı korumak isteyen öğrencileri ve çevrecileri terörist ilan etmişti.
Tersinden Erdoğan’ın terörist saymadıklarını da bir düşünün. Erdoğan sadece Hamas’ı Türkiye’de sıcak karşılamakla kalmadı, son Wikileaks belgelerine göre Erdoğan’ın partisi, Hamas’a roketleri nasıl İsrail’den saklayacağı konusunda da tavsiyelerde de bulundu. 
Eğer ki hedef Türkiye’yi terör destekçilerinden temizlemekse Erdoğan aynadaki adamla işe başlayabilir.

GÜLEN’İ İADE ETMEK? GERÇEKTEN Mİ?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 19.7.2016
(…)
Bütün olan biten Türkiye’nin dışında yaşayan herkese çok komik geliyor, ama Erdoğan’ın destekçileri onu körü körüne takip ediyor.
Mevcut darbe teşebbüsüne bir bakın. Erdoğan her engelden/zorluktan, hayali entrikadan ve gayrihukuki işten yaşlı vaizi suçluyor. Daha sis dağılmadan cuma günkü darbe teşebbüsünün sorumlusu olarak yine ona işaret etti. Görünen o ki Obama yönetiminin Türkiye cumhurbaşkanını gerçekten de ciddiye alma ihtimali var.
Biz bu yoldan daha evvel de geçtik. İran İslam Devrimi sonrası Amerikan Başkanı Jimmy Carter ABD-İran ilişkilerini tamir etme konusunda çaresizdi. Ayetullah Humeyni defalarca onu başından def etti. Belki özel elçiler perde arkasında bir ümit ışığıyla dönebilirdi. Ama bunun yerine Humeyni rejimi söylem olarak Amerikan karşıtlığını yaydı ve bahtsız başkanı küçük düşürmeye çalıştı.
Carter, Tahran’ı etkilemeyi başaramayınca daha fazlasını teklif etti. Soğuk Savaş boyunca ABD’nin yanında duran ve o sıralar kanserle boğuşan devrik İran Şahını savunmak yerine Carter, alelacele Panama’ya yollamaya çalıştı. Bununla kalmayıp Panamalılara Şahı İran’a teslim ederlerse ABD olarak karşı çıkmayacaklarını ima etmiş dahi olabilir. Bu jest İran’ın dini diktatörünü tatmin etmedi. Henry Kissinger’ın eski yardımcısı Peter Rodman’ın işaret ettiği üzere, “uzlaşılması mümkün olmayan bir hasma iyi niyeti ispat hevesi, paradoksal bir şekilde uzlaşma ihtimalini daha da azalttı.”
Mesele sadece adalet veya tek bir kişi meselesi değil. Baskı altında gidişatı tersine çevirme istekliliği ve müttefiklere ihanet, zaten Carter’ı zayıf bir başkan olarak gören dönemin Sovyet liderlerini Afganistan’ın işgali halinde Amerikan tepkisinin çok sınırlı olacağına ikna etmiş de olabilir. 
Yaşananlar Gülen’le alakalı değil, bir güç gösterisi. Eğer bir insan hayal dünyasında yaşıyorsa –bu, bir NATO müttefikinin lideri bile olsa- yapılabilecek en kötü şey, çıkar için onun hayallerini tatmine çalışmaktır.


TÜRKİYE’DE NE OLDU VE NE OLACAK?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 17.7.2016
(…)
Darbe teşebbüsü sırasında gerçekte neler olup bittiği halen belirsizliğini korusa da ortalıkta komplolar dönüyor.(…) cevaplanması gereken 5 soru var:
Bu darbe niye öncekilerden farklı? (…) Sabaha karşı başlamaması (…) hava sahasının ve medyanın kapatılmaması (…) darbe liderlerinin muhtırayı bizzat okumaması (…)
Kim sorumlu? 3 şüpheli var: Erdoğan (…) Gülen’i suçlamadan evvel henüz sis dağılmamıştı bile. (…) Erdoğan eğer ki müttefiki Gülen’in yardımları olmasaydı iktidarda gücünü asla konsolide edemezdi. (…) Gülen darbe teşebbüsünde rolü olduğu iddiasını yalanladı. Zaten orduda Gülencilerin bir güç tabanı da hiçbir zaman olmadı. Zira Genelkurmay Başkanlığı Gülen sempatizanlarının rütbeli subaylar arasında yükselmesini engellemek için subay adaylarını çok sıkı elemeden geçirmekte.
İkincisi, (…) geleneksel Kemalistler. Erdoğan Türk ordusunun gücünü aşındırırken ve İslamcıları ordu kademelerinde teşvik ve terfi ettirirken TSK içindeki laiklerin Erdoğan’ın atadığı yüksek rütbeli komuta kademesiyle eşgüdüm olmaksızın kendi başlarına hareket etmeleri mümkün. Erdoğan Türkiye’yi dini bir cumhuriyete dönüştürmek istediğini gizlemiyor. Erdoğan gücünü konsolide ettikçe Kemalistler bunu eski Türkiye’yi kurtarmak için en son ve en iyi şans olarak görmüş olabilirler. Eğer öyleyse darbeye karışan birlikler planlarındaki boşlukları kapatmak için halk desteğine bel bağlamış olabilirler. Nihayetinde ordu Türkiye’den en güvenilir kamu kurumudur.
Üçüncü ihtimal, tıpkı Almanya’da Hitler’i doğuran Reichstag’ın yakılması gibi, bu darbenin fitilini ateşleyen de Erdoğan’ın bizzat kendisi olabilir. Darbe planlayıcılarının beceriksizlikleri ve Erdoğan’ın elinde daha evvelden binlerce kişilik tutuklanacaklar listesinin bulunması bu teoriyi güçlendiriyor. Darbe teşebbüsünü “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirmesi de bu komployu besliyor. Yine Erdoğan’ın destekçileri silahları kuşanmış vaziyette onun sokaklara çıkın çağrısıyla dışarı fırlamaya hazır haldeydi. Türkler siyasetlerinde öyle kendiliğinden gelişen şeylerin çok az olduğunu bilirler. Mesela Erdoğan Davos’ta Şimon Peres’e patladığında binlerce Türk havalimanında ellerinde Filistin bayraklarıyla onu karşılamaya koşmuştu. Metronun saati gizemli bir şekilde o gece uzatılmıştı. Gecenin 3’ünde binlerce Filistin bayrağı bulmak normalde bu denli kolay olmasa gerekti.
Erdoğan’ın nihai hedefi nedir? Bu darbeyi ister Erdoğan planlamış olsun isterse olmasın, Makyavelciliğin çılgınlığı içinde kesin olan bir şey var: Kazanan artık Erdoğan ve bundan sonra gücünü çok daha fazla konsolide edecektir.
Erdoğan’ın nihai hedefinin ne olduğu tartışmaya açık. 8 sene evvel onun Rus lider Putin’e özendiği görülüyordu. Ama şimdi Türkler onun hedefinin çok daha büyük olduğunu düşünüyor: Hilafet veya İslam cumhuriyeti. Erdoğan neyi planlıyor olursa olsun güçler ayrılığı gündeminde hiç görünmüyor.
Bundan sonra Türkiye’de ne olacak? Erdoğan savaş riskini göze almış durumda. İçerideki ve belki de dışarıdaki düşmanlarını hedef almak için artık açık çeke sahip olduğuna inanıyor. (…) Tehlike şu: Türk toplumu hala bölünmüş durumda. Kürt isyanı giderek daha da şiddetleniyor. Son aylarda Türkiye’ye yönelik terör saldırıları buzdağının sadece görünen yüzü olabilir. Benim asıl korkum şu: Türkiye’de siyaset alanı kapandıkça yeni bir siyasi suikastlar dönemi başlayabilir. Bir zamanlar seçimler birer emniyet supabı işlevi görüyordu; ama Türklerin artık serbestçe kampanyalarını yürütemez hale geldiği ve zulmün husumeti daha da alevlendirdiği bir ortamda muhalifler, ideologlar ve şahsi veya siyasi meseleleri artık düzeltmek gerektiğini hissedenler silaha başvurabilirler. Hedef sadece Erdoğan değil, tüm büyük siyasi partilerin liderleri, gazetelerin yayın yönetmenleri, televizyon spikerleri ve sivil toplumun liderleri olabilir.
Bu, ABD için ne anlama geliyor? Washington’da ciddi bir iç muhasebe zamanı geldi. Eğer ki darbe teşebbüsü Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve istihbaratı için bir sürpriz olduysa “niye?” diye kendilerini sorgulamaları lazım. Acaba diplomatlar sadece birbirleriyle mi konuşuyorlar, yoksa Türklerle de irtibat kuruyorlar mı? İrtibat kurdukları kesim, [toplumun farklı gruplarını içeren] geniş ve uygun bir kesim mi yoksa salt elit kesime mi saplanıp kaldılar? Amerikan istihbaratının gözünü kör eden temel varsayımlar nelerdi? Erdoğan’ın adımları Amerikan politikasını değiştirecektir. (…)
Türk medyası, Gülen Pensilvanya’da yaşadığından darbe teşebbüsünün arkasında ABD olmalı görüşünde. Erdoğan Gülen’in iadesi için çağrılarını yineledi ve bunu ABD’nin İncirlik Üssü’nü kullanabilmesinin önşartı yapmaya hevesli görünüyor. Bu da demek oluyor ki Erdoğan İslam Devleti’ne karşı savaşı kendi iç siyasi hedeflerinin bir tutsağı kılıyor. Bu arada Dışişleri Bakanı Kerry lafı dolandırıp duruyor.
Umarız ki Obama ve Kerry tarihten ders almışlardır. Başkan Jimmy Carter, Humeyni’nin -tıpkı şu anda Gülen gibi- ABD’ye tedavi görmek için gelen İran Şahını iade talebini sorgusuz kabul etmeyi düşünmüş; ancak sonuç zannettiği gibi barış olmamış, şantajın etkili bir araç olduğu hissiyatını beslemişti.


ERDOĞAN KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSEYİ DARBEDEN SORUMLU TUTAMAZ
Foreign Policy, 15.7.2016
(…) Bu darbe başarısız olsa bile Erdoğan’ın siyasi hareketinin istikrarını sorgulatacaktır. 13 sene evvel iktidara bu vaatlerle gelen bir lider nasıl olur da bu denli rayından çıkar?
(…)
Darbe kaçınılmaz mıydı? Hayır. Ama darbeyi tezgahlayanlar büyük ihtimalle, giderek dünyanın gidişatıyla irtibatını kaybeden ideolojik bir liderlikten Türkiye’yi kurtaracaklarını düşündüler.  Erdoğan vaatlerinin hiçbirini gelinen noktada başaramamış görünüyor. (…) Aynı zamanda darbeyi planlayanlar, Erdoğan’ın sürekli gücünü konsolide etmesinin bu darbeyi kurtuluş için son şans haline getirdiğine inanıyor olabilirler. 
Erdoğan iktidarda kalsın kalmasın, burada eğitici bir hikaye var. Tüm liderler yağcıların balonuna düşme riskiyle karşı karşıyadır. Özgür medya liderlerin gerçeklerle yüzleşmesini sağlar. Ancak Erdoğan sadece Türkiye’ye değil, dünyaya açılan penceresini de kaybetti. Ve şimdi gerçek tehlike geliyor. Eğer ki darbe başarılı olursa Türkiye, hiçbir lider doğan boşluğu dolduramayacağından bölünmüş bir ülke olarak kalacaktır. Ama darbeden sağ salim çıkması halinde Erdoğan’ın bu defa da baskıyı ve tasfiyeyi artırması ve her türden komploya inanması muhtemel.


TÜRKİYE’DE DARBE NİÇİN BİR ÜMİT?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 15.7.2016
(…)
Her darbe trajik olsa da Türkiye’de bir ümit vardır: Ordu hiçbir zaman iktidarını sürdürmedi, daha ziyade Türkiye’de demokrasiyi rayına sokmak için anayasal denge-denetleme sistemini düzeltme arayışındaki bir bekçi rolünü oynadı.
Ümitlenmenin başka nedenleri de var. Darbenin başarılı olup olmadığını bir-iki gün içinde göreceğiz; ama şu anda devrilmiş gibi görünen başbakanlıktan gelen cumhurbaşkanı Erdoğan bir diktatördü. Hamas, el-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ve hatta İslam Devleti’yle flört etti.
Bazı rejimler radikal İslamcılarla flörtün kısa vadeli politika hedeflerini gerçekleştireceğine inanır; ama uzun vadede bunun bedeli her zaman ağırdır. Geçen sene Ankara ve İstanbul’da meydana gelen saldırılar, Erdoğan’ın iç halkası dışındaki Türkleri hesaplaşmanın yaklaştığına ikna etmiş olabilir.
(…)
İyi haber şu ki Atatürk’ün laik siyasi hareketi dışında Türkiye’deki hiçbir parti, karizmatik liderinin ölümünün ardından ayakta kalamadı. Erdoğan’ın alaşağı edilmesi, fikirler piyasasında gerek dindar muhafazakarların gerekse liberallerin yeniden rekabet edebilir hale gelmesinin önünü açabilir. 
Bununla birlikte Türkiye’nin geleceği güvence altında olmaktan çok uzakta. 13 yıllık iktidarı boyunca Erdoğan bürokrasiyi dönüştürdü. Genç nesillerin beynini yıkamak için eğitimi değiştirdi. İslamcı öğrencilerin en önde gelen üniversitelere girebilmek için laik olma zorunluluğunu atlatmalarına izin verdi. Bütün bürokratik kurumlara kendi partisinin kadrolarını doldurdu. O ve ailesi basını ele geçirip Amerikan karşıtı ve antisemitik komploları yayınlarında biteviye pompaladı.
Bunu tersine çevirmek hiç de kolay olmayacak,  hele de Türkiye’nin yarısı körü körüne Erdoğan destekçisiyken.
Türk ordusu da kendisini bir iç muhasebeden geçirmeli. Bu kadar uzun bir zamandır Türk toplumunu yanlış okumayı nasıl başardı? Üst düzey subaylar birlikte yaşayıp birbirleriyle sosyalleştiler; Türkiye’nin çoğuyla bağları kopuk kaldı.
Türk ordusu eğer ki şiddetli bir temizliğe girişirse bunun yansımaları nesiller boyu sürebilir. Darbe Türklerle Kürtler arasındaki asıl etnik problemleri de çözmeyecektir.
Gerçek bir reform olmazsa darbe Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı Kürt isyanını çözmeyecektir. Muhalefet de her derde deva değildir. Parti liderleri kendi partilerinin içinde birer diktatörcük olarak hareket etmekte. Üstelik çok azı karizmatik.
Türkiye’nin bariz bir kurtarıcısı yok. Zorlu bir gidişata hazır olun.


TÜRKİYE’NİN İSRAİL KARŞITI DERİN KİNİ
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 29.6.2016
[Z.T.K. Türkiye’nin İsrail’le Mavi Marmara krizini çözmesinden hareketle bu yazıyı yazmış.]
(…) Bu krizi büyük ölçüde başlatan, -İsrail’den ve muhtemel Yahudilerden çok derin bir şekilde nefret eden- dönemin başbakanı Erdoğan’dı.
(…)
[İsrail’le varılan anlaşmaya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP Eş-Başkanı Figen Yüksekdağ’ın parti grup toplantılarındaki eleştirilerini Hürriyet Daily News’ten alıntılamış ve ardından yazıyı şöyle bağlamış:]
Türkiye bir zamanlar teröre karşı dayanışma içinde olan demokrasiler topluluğunun bir üyesiydi. Ama artık değil. Komplo teorileri ve İsrail karşıtı nefret Türkiye’yi Pakistan’a dönüştürdü.
Kılıçdaroğlu’nun inanmadığı halde bu tarz bir popülist söylem geliştirmesi gerektiği kanaatine varması, Türkiye’deki kamuoyunun ne denli değiştiğinin bir göstergesi. (…)
Birçok Amerikalı diplomat ve gurbetçi Türk, Türkiye’nin eski hoşgörü düzeyine ve nispi liberalizme geri dönebilmesi için Erdoğan’ın görevi bırakması gerektiği inancında. Oysa kendilerini kandırıyorlar. Türkiye artık eski benliğine dönemez, tıpkı bir hamburgerin eski haline dönüp kesilmiş ineğin canlanamayacağı gibi. Erdoğan’ın şahsi bakış açısını oluşturan dini ve mezhepçi nefret muhtemelen Türk toplumunun dokusuna kalıcı olarak sindi.


İSRAİL’İN TÜRKİYE’YLE BASİRETSİZ YAKINLAŞMASI
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 27.6.2016
(…)
Diplomatlar bunu kazan-kazan durumu olarak sunacaklar. Ama öyle değil. Erdoğan, el-Kaide’yle bağlantılı “yardım örgütü”nü [Z.T.K. İHH’yı kastediyor] kullanarak krizi başlattı. (…) Hamas’a destek çıkıyor. (…)
İsrail’in Erdoğan’a güvenemeyeceğini bir kenara bırakalım. Türkiye’nin lideri ani bir manevrayla geçmiş yıllarda sayısız anlaşmaya ihanet etti. Bunu Türkiye’nin Kürtlerine sormanız yeterli. Erdoğan’ın politikaları yüzünden Türkiye giderek yalnızlaştı. (…) Türkiye aynı zamanda terörün bir destekçisi; sadece Hamas’ın değil, Nusra Cephesi ve IŞİD’in de.
Erdoğan’ın İsrail’le problemi hiçbir zaman öyle basitçe diplomatik olmadı, daha ziyade ideolojik ve dini idi. (…)
Kısaca İsrail, tıpkı daha evvel Çin’e askeri teknoloji satma arayışına girdiğinde (…) veya ahlaken çökük Güney Afrika Cumhuriyeti’ni desteklediğindeki (…) gibi, bugün de en az o dönemki kadar basiretsiz.
Açık açık konuşalım: Netanyahu da riyakar. (…) Türkiye İsrail’e İsrail’in Türkiye’ye olduğundan daha fazla muhtaç; hele de perde arkasından olsa dahi İsrail’in Mısır, Ürdün, BAE ve Suudi Arabistan’la ilişkileri filizlenirken. İsrail, Hamas’ın destekçisini güçlendirmek yerine, Erdoğan’ın bizzat kendisinin yaptığı darağacında kendi kendisini asmasına izin vermesi çok daha iyi olurdu. Ve Erdoğan Türkiye Kürtlerine yönelik yakıp yıkma operasyonunu uygularken İsrail’in Kürtlerin tarafında durması daha tercihe şayandı. Erdoğan’ın Hamas’a destek için söylediği her söz, Türkiye Kürtlerine desteği meşrulaştırmak için aleyhinde kullanılabilirdi.
Bazen kısa vadeli çıkarlar yerine ilkeli davranmak çok daha iyidir. Diplomatlar bugün anlaşmayı kutlayabilirler; ama İsrailliler, Kürtler ve Türkiye’nin terörünün diğer kurbanları yakında İsrail’in diplomatik basiretsizliğinin bedelini ödeyecekler.


TÜRKİYE’DE DEVRİM KENDİ KENDİSİNİ YİYOR
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 3.5.2016
Uzunca bir süre Başbakan Davutoğlu, tıpkı Rusya Başbakanı Medvedev gibi, cumhurbaşkanının itaatkar kuklası rolünü oynamaktan memnun olageldi. Ama tıpkı geçmişte Türk diktatörünü muktedir kılan ve savunan niceleri gibi Davutoğlu’nun da sonu geldi.
Son haftalarda cumhurbaşkanlığı sarayı Türkiye’nin şu anda yaşadığı nice başarısızlıkların günah keçisi olarak Davutoğlu’nu tüm gücüyle hedef göstermeye başladı.  (…)
(…)
(…) Şimdiye kadar Erdoğan’la ittifak etmiş her kim varsa bir noktadan sonra hain ilan edildi. Gülen’in hizmet hareketi (…) Abdullah Gül (…)
Davutoğlu’nun ezilmesi ve aşağılanması ne anlama geliyor? Davutoğlu’nun Erdoğan iktidarının ilk gününden itibaren Türk demokrasisi ve sivil toplumunun içinin boşaltılmasına destek vermesi karşısında ona herhangi bir sempati beslemek zor. (…) Onun başbakanlıktan düşüşü pek de fazla bir şey değiştirmeyecektir (…)
Ama bu sahnenin de gösterdiği gibi Erdoğan iyice paranoyak ve intikam hisleriyle dolu durumda ki başdanışmanları da dahil Türkiye’de hiç kimse güvende değil. (…) Erdoğan’ın çöküşü sonrası toparlanma da öyle kolay olmayacak; zira Erdoğan, kendisinden sonra yeni siyasi hareketlere dönüşebilecek bütün fraksiyonları toprağa gömmeye kararlı görünüyor.


ERDOĞAN İKTİDARDA KALDIĞI SÜRECE IŞİD’İ YENMEK NİÇİN İMKANSIZDIR?
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü, 31.3.2016
Türkiye’nin diktatörü Erdoğan Washington’da İslam Devleti’ni yenme stratejilerinin konuşulduğu bir konferansa katıldı. Bu, İran dini lideri Hamaney’i antisemitizmle mücadele konferansına davet etmek gibi bir şey.
Erdoğan Türkiye’yi “Akdeniz’in Pakistan’ı”na dönüştürdü. Diplomatlar nezaketen Erdoğan’ın terörle savaşmaya istekli olduğu hikayesini kamuoyu önünde kabullenebilirler. Ama yıllar gösterdi ki Türkiye’nin teröre karşı savaşı desteklemekten ziyade baltaladığı konusunda artık genişçe bir uzlaşma var. 
(…) Türkiye İslam Devletine katkıda bulunan ülkelerin vatandaşlarına vize bile veriyor. (…)
Erdoğan’ın temel problemi, radikal Sünni terörizmin varlığına dahi inanmaması. (…)
Sudan Devlet Başkanı Beşir’i “Müslümanlar asla soykırım yapmaz” diye savunmuştu. (…)
(…)
Erdoğan’ın Sünnilerin din üzerinden şiddeti meşrulaştırmalarını reddetmesi, hem Türkiye’yi terörizm karşısında saldırıya açık hale getiriyor hem de daha geniş anlamdaki terörizme karşı mücadele çabalarının değerini düşürüyor. (…) İroni şurada: Erdoğan makamını Kürtleri, çevrecileri, akademisyenleri, gazetecileri, ılımlı İslam Hareketi olan Gülencileri hiçbir kanıt veya yargı süreci olmaksızın teröristlikle yaftalıyor ve onun güvenlik kuvvetleri –doğru düzgün bir kanıt olmadan- Erdoğan’ın siyasi gündemine muhalefet edenleri veya kendi yakın çevresinde giderek artan yolsuzlukları eleştirenleri tutuklayıp hapse atıyor.
(…) Erdoğan’a problemin başı yerine çözümün bir parçası olarak muamele etmek kalburda su tutmaya çalışmaya benziyor.


“Türk askerler Erdoğan'ı devirebilir”, Sputnik Türkçe, 25.03.2016
ABD'nin Ortadoğu ve Türkiye uzmanı eski Pentagon çalışanı Michael Rubin, Türkiye'de askeri darbe olasılığının yüksek olduğunu savundu.
Michael Rubin, Amerikan Girişim Enstitüsü (American Enterprise Institute) internet sitesinde yayınlanan yazısında, halihazırda Türkiye'deki durumun acınacak olduğunu, işlerin giderek daha kötüye gittiğini belirtti.
‘ÖZEL SEKTÖR BORCU KONTROLDEN ÇIKTI'
Sorunun sadece yeni terör dalgası bağlamında güvenlik sistemindeki açıkların olmadığını ifade eden uzman, ülke içindeki bazı diğer sorunları da sıraladı. Rubin, "Türkiye'nin kamu borcu istikrarlı olabilir ama özel sektör borcu kontrolden çıkıyor. Ülkenin turizm sektörü oynak, Türk parasının zayıflaması ise vatandaşların alım gücünü olumsuz yönde etkiledi" dedi.
‘DELİ SULTAN' HIZIYLA SARAYLAR İNŞA EDİYOR'
Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın da kontrolden çıktığını söyleyen Rubin, "Muhalifleri hapse atıyor, basına baskı yapıyor ve ‘deli sultan' hızıyla saraylar inşa ediyor" yorumunda bulundu.
‘ERDOĞAN'IN DUYGUSAL PATLAMALARI ŞAŞKINLIK YARATIYOR'
Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi'ni feshetmekle tehdit ettiğini hatırlatan uzman, "Onun ani duygusal patlamaları Türkiye içinde olduğu kadar dışında da şaşkınlık yaratıyor. Hatta iktidardaki partinin üyeleri bile onun artan paranoyası hakkında fısıldaşıyor" ifadelerini kullandı.
‘ANKARA'NIN KÜRTLERLE ÇATIŞMAYI KAZANMA ŞANSI YOK'
Erdoğan'ın Kürtlerle çatışmasını da hatırlatan Rubin, "Erdoğan önce onlarla barış görüşmelerine gitti, sonra yine onlara karşı savaş açtı. Ankara'nın bu çatışmayı kazanma şansı yok, aksine ülkenin gerçekten bölünme olasılığı çok yüksek" dedi.
‘TÜRK ASKERİ DURUMUN FARKINDA'
Erdoğan'ın Türkiye'yi uçurumun eşiğine getirdiğini Türk askerlerinin de farkında olduğunu kaydeden yazar, "Eğer Türk askerler, Erdoğan'ı devirerek yakın çevresini hapse atmayı düşünürse yanına kâr mı kalacak? Mantıksal analiz açısından bakıldığında evet, ancak bu tür eylemleri onaylama açısından hayır" yorumunda bulundu.
DARBE OLURSA ABD NE DER?
"(ABD Başkanı Barack) Obama idaresi başkanlık seçimleri arifesinde olası darbe liderlerine yönelik eleştirinin ötesine gitmez, özellikle de bu liderler ülkede demokrasiyi onarma yönünde net adımlar atarsa" diyen Rubin, bu konuda şu değerlendirmede bulundu:
"Washington, (2013'te devrilen Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed) Mursi'ye üzüldüğü gibi Erdoğan'a üzülmeyecek. Eski Mısır liderinin demokrasiye bağlılığı hâlâ tartışma konusu olabilir belki ama mevcut Türkiye cumhurbaşkanı durumunda bu konu aktüel değil. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler yeni rejimle çalışmaya hazır olacak."
Türkiye'nin NATO üyeliğinin olası askeri darbe için engel olmayacağını ifade eden Rubin, yeni yönetimin batılı insan hakları savunucularının Türkiye'deki ihlallere ilişkin eleştirileri azaltmak için hemen gözaltındaki gazetecileri serbest bırakacağı ve Erdoğan'ın ele geçirdiği medya kuruluşlarını hak sahiplerine iade edeceği tahmininde bulundu.
Uzman, "Bunun yanında, eğer yeni olası iktidar samimi bir şekilde Kürtlerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu gösterirse Washington onları destekler" diye ekledi.
Rubin, "Şu iki faktör, zaten kırılgan olan Türk politikasının daha da zayıflayacağını gösteriyor: İç anlaşmazlıkların artması ve olası darbenin Türk askerleri için ciddi sonuçlar doğurmayacak olması" iddiasında bulundu.