Charles Lister etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Charles Lister etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2021 Cuma

C.LISTER & H.MAMARBACHI: 2021 SURİYE İÇİN DÖNÜM YILI MI OLACAK?


2021 SURİYE İÇİN DÖNÜM YILI MI OLACAK?

 

2021 Suriye İçin Belirleyici Bir Yıl Olacak

Charles Lister (Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı ve Suriye ile Terörle Mücadele & Aşırıcılık Programları direktörü)

Eş-Şark el-Avsat  ve Ortadoğu Enstitüsü, 12.1.2021

 

Suriye’de Sefalet Günleri

Henri Mamarbachi (Fransız haber ajansı AFP’nin eski muhabiri ve ajansın Beyrut ve Rabat bürolarının eski şefi)

Orient XXI, 21.1.2021

Tercüme ve editoryal katkı: Zahide Tuba Kor

 

NOT: Bu tercüme Fikir Turu web sitesinde 28.1.2021 tarihinde yayınlanmıştır. https://fikirturu.com/jeo-politik/2021-suriye-icin-donum-yili-mi-olacak/

İngilizcesi “2021 will be a defining year for Syria” başlığıyla yayınlanan ilk yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ. 

Arapçası “أيام بؤس في سوريا” başlığıyla yayınlanan ikinci yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ. 

NOT: Blogda yer alan 850 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

Kaynak göstermeden blogdaki yazı, tercüme ve infografikleri kullanmamanız önemle rica olunur.

NOT: Aşağıdaki metin Fikir Turu’nda yayınlananın birebir aynısı değildir. Metin uzun olduğu için çıkartılmak zorunda kalınan kısımları bordo olarak ekleyerek paylaşıyorum. 

 

Özet: Nüfusunun yüzde 90’ı fakirlik altında yaşayan Suriye için Biden yönetimi ne yapabilir? ABD’nin yeni yönetiminin Suriye’de karşı karşıya olduğu meydan okumalar neler? 2021 Suriye için belirleyici mi olacak?


10 yıldır Suriye toprakları, iç savaşın yanı sıra bölgesel ve küresel aktörlerin jeopolitik güç ve nüfuz mücadelelerinin verildiği çok-boyutlu savaşların bir sahası oldu. Bombaların yağdığı, koskoca şehirlerin yerle bir edildiği savaşlarda sona doğru yaklaşılırken ve Esed rejimi ‘zafer’ini ilan ederken Suriye halkı şimdi çok daha çetin bir savaşla, sosyoekonomik hayatta kalma mücadelesiyle boğuşuyor.

Savaşı finanse eden ve yıkıma ortak olan dış güçler, yüz milyarlarca dolar gerektiren barışın finansmanına yanaşmıyor. Bir yandan Suriye’ye ve müttefiklerine uygulanan uluslararası ve/ya ABD menşeli yaptırımlar, diğer yandan pandemiye eşlik eden ekonomik kriz yüzünden her devletin kendi derdine düşmesi, öte yandan Lübnan bankacılık sisteminin çöküşü gibi birçok felaketin üst üste geldiği bir ortamda Suriye enkazını temizleyecek ve ülkeyi yeniden inşa edecek herhangi bir aktör bulunmuyor. Ekmek, elektrik, tüp, akaryakıt, ilaç gibi en temel ihtiyaçların bile karşılanamaz hale geldiği, sıfırın tüketildiği ülkede Suriyeliler savaş günlerini dahi özlemle arar durumda.

İsyanın 10. yıldönümü yaklaşırken Suriye’de yürüyen sosyoekonomik hayatta kalma mücadelesini ele alan iki yazının öne çıkan bölümlerini sizinle paylaşacağız.


2021 Suriye İçin Belirleyici Bir Yıl Olacak

Bu yazılardan ilki, Ortadoğu Enstitüsü Suriye ve Terörle Mücadele ve Aşırıcılık Programları Direktörü Charles Lister’a ait. Önde gelen Suriye uzmanlarından Lister, 12 Ocak’ta Arapçası eş-Şark el-Avsat gazetesinde, İngilizcesi ise Ortadoğu Enstitüsü web sitesinde yayınlanan “2021 Suriye İçin Belirleyici Bir Yıl Olacak” başlıklı önemli bir yazı kaleme aldı. Geçtiğimiz yıllarda da yazarın benzer konularda “Esed Savaşı Kazandı mı Gerçekten?” ve “Esed Düşmek Üzere mi?” başlıklı iki yazısının tercümesini yayınlamıştık. Yeni yazısı da aynı minvalde Suriye’deki iktisadi çöküntüye ve yeni Amerikan yönetiminin neler yapması gerektiğine odaklanıyor.

Lister ‘Yakın tarihin en ölümcül ve yıkıcı iç savaşı’ olarak nitelediği Suriye İç Savaşı’nın 10. yılı yaklaşırken ülkenin altyapısının yarıdan fazlasının harap olduğunu ve anlamlı bir yeniden inşa noktasında realist herhangi bir beklentinin de bulunmadığını belirterek yazısına başlıyor.

Suriye’nin en önemli meselesinin on yıldır aşırı pahalıya patlayan bir savaşla ve yaygın yolsuzluklarla lime lime olmuş, kapı komşusu Lübnan’daki mali çöküşle yanıp küle dönmüş bitik ekonomisi olduğunu belirtiyor. Suriye ekonomisinin mevcut halini Lister bakın nasıl anlatıyor:

“Kötüleşen ekmek ve yakıt krizleri yaptırımların değil, Rusya’nın esasen iflas etmiş Suriye devletini kurtarmayı reddetmesinin bir sonucu. Kadim müttefiki [Esed’in kuzeni] Rami Mahluf’u Mayıs 2020’de haraca bağlayan rejim, kafadar olduğu seçkin sınıfın diğer mensuplarından değerli varlıklarını zorla alma girişimlerini periyodik olarak sürdürüyor; ancak ne kadar meyve toplanırsa toplansın son derece yetersiz kalıyor.

Suriye’nin giderek derin bir mali kara delik sarmalına düşmesi, nüfusun yüzde 90’ını şu an fakirlik sınırının altında yaşar hale getirerek ülkenin orta sınıfını fiilen ortadan kaldırdı. Sofraya koymak için ekmek satın almak bile artık günlük bir çile. Rejimden duyulan hayal kırıklığının giderek artması ve geleneksel destek tabanından öfke ifadelerinin daha evvel olmadığı kadar yüksek sesle ve sıkça dillendirilmesi hiç de şaşırtıcı değil. Suriye içinde Amerikan dolarına erişimin yokluğunda rejimin iş adamı seçkinleri, birbirine düşüyor ve giderek belirsizleşen kısıtlayıcı iş ortamında yönetime yaranmak için agresif bir rekabete tutuşuyor.

Kısacası Suriye, şu an çok kötü bir durumda, hatta uzun vadeli beklentiler açısından 2014 ve 2015’te silahlı çatışmaların zirvesindekinden muhtemelen daha da kötü. Tünelin sonunda ise hiçbir ışık yok ve rejim tam bir çıkmazda. Rusya’nın -söylentilere göre, Moskova tarafından talep edilen bir dizi iş anlaşmasının ve varlık satın alımının yanı sıra borç geri ödemesi planına boyun eğdikten sonra yaktığı- yeşil ışık sayesinde Esed önümüzdeki yaz yapılacak Suriye seçimlerine katılacak. Bu seçimlerin galibi elbette baştan belli; her ne kadar Rusya, Suriyelilerin alıştığı yüzde 95’lik zaferi önlemek maksadıyla birkaç ilave adayın seçime girmesi için zorlayacak gibi görünse de.”

Biden yönetimi ne yapabilir?

Suriye’deki iktisadi çöküşü bu şekilde anlatan Lister yazısının devamında yeni Biden yönetiminin ne gibi adımlar atması gerektiğine odaklanıyor. Ülkeyi yeni bir kaos sarmalına sokacak ve muhtemelen bölgesel ve küresel istikrarsızlığı daha da tetikleyecek mevcut şartlar altında, Suriye’nin doğusunda SDG ile birlikte IŞİD’e karşı mücadeleye ve Esed’in uzun vadeli iktidarına muhalefete dayalı Amerikan politikasının yetersiz olduğunu vurguluyor. “Büyük ihtimalle 2021’de alınacak kararlar Suriye’nin görünümünü büyük ölçüde belirleyecek.” diyor.

Yazar Biden yönetimine uzun bir tavsiyeler listesi veriyor. Suriye konusunda çok taraflı diplomasinin canlandırılmasını, BM’nin 2254 sayılı kararında belirlenen hedefler doğrultusunda ilerlemek için Suriye’nin Dostları grubunun harekete geçirilmesini, ülke genelinde gerçek bir ateşkes ve sınırsız insani erişim için baskıyı, Rusya’yla diyalogu artırmayı ve IŞİD’le mücadeleyi sürdürmek amacıyla SDG içindeki iç gerginliklere ve örgüt ile Türkiye arasındaki husumete çözüm bulmayı öneriyor.

Lister yazısının sonunda şöyle diyor: “Bunlar Suriye dosyasında mevcut olan acil meydan okumalardan yalnızca birkaçı. İdlib krizini çözmek, binlerce IŞİD tutuklusunun ve onların on binlerce aile mensubunun hâlâ bir muamma olan kaderi ve ayrıca Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak’ta beş milyonu aşkın mültecinin varlığı ve ekonomilerine getirdiği kaldırılamaz yük de diğer meydan okumalardan. Sonuç olarak Suriye hâlâ bütün dünya için önemli. (…)

Dahası, Esed çatışmayı ‘kazanmış’ değil, sadece hayatta kaldı. İktidarda kalabilmek için ülkeyi yakmaktan çekinmedi ve her ne varsa yakıp yıkma savaşının sonuçları daha yeni yeni ortaya çıkmaya başladı. Dünya sadece ellerini yıkayarak işin içinden sıyrılamaz; Suriye meselesini çözme ve -elinden geldiğince- mevcut statükonun vaat ettiğinden daha iyi bir gelecek sağlama noktasında kararlı olmak zorunda.”


Suriye’de Sefalet Günleri

İkincisi, Fransız haber ajansı AFP’nin eski muhabiri ve aynı zamanda Beyrut ve Rabat bürolarının eski şefi olan gazeteci Henri Mamarbachi’nin 21 Ocak’ta Orient XXI web sitesi için kaleme aldığı, Arapça ve Fransızca yayınlanan “Suriye’de Sefalet Günleri” yazısı. Yazar, Suriyelilerin seslerine kulak vererek onların serzenişlerini yazısında aktarıyor.

Mamarbachi şöyle başlıyor: “Suriye halkının karşı karşıya kaldığı zorlu bir kış… Şamlı tüccar Ebu Said, etrafını saran her şeyin çöküşünü düşünerek şöyle yakınıyor: ‘Dün başımıza bombalar düşüyordu, bugün ise ne ekmeğimiz ne de geleceğe yönelik herhangi bir arzu ve beklentimiz var. Yüksek enflasyon, iktisadi felç, belimizi büken fakirlik ve esasen sıradan vatandaşı vurmaktan başka bir anlamı olmayan Batı’nın yaptırımlardan muzdaribiz… Başımıza gelecek daha ne kaldı ki?’

Suriye, tarihinde ilk kez fırınların ve benzin istasyonlarının önünde uzanan kuyruklara şahit olurken ve Suriyelilerin çoğu, genellikle dünyanın en fakir ülkelerinde alışılmış bu görüntü karşısında şoka uğrarken, rejime yakın çevrelerin sırf kendileri için açılmışa benzeyen restoranlarda gece kutlamalar düzenlediklerini görmek ne kadar da acı bir manzara…”

“İflasının bir başka delili de buğday üreten bir ülke olarak sonunda Rusya başta olmak üzere geri kalan nadir dostları ve müttefiklerine buğday için el açması.” diyen yazar, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yeni yılın ilk gecesinde Suriye’ye 100 bin ton buğday hibe ettiklerine ve bu desteğin insani düzeyde devam edeceğine dair sözlerini aktarıyor.

‘Bu ülkeye yatırım yapmayı kim kabul eder ki?’

Mamarbachi, sanayi sektöründe çalışan bir Haleplinin şu çarpıcı sorusuna yer vermiş: ‘Bu ülkeye yatırım yapmayı kim gerçekten kabul eder? İflas etmiş bir ülkeden kim ne kazanacak?’

Bir zamanlar Hafız Esed yönetiminin en büyük gurur kaynağı ülkenin tarım alanında kendi kendine yeterliliğiydi… Yazar Mamarbachi de bu noktaya şöyle değiniyor:

“1990’larda nüfusun yaklaşık yüzde 20’si tarım alanında çalışıyordu ve o dönemde Suriye kendi kendine yeterliliği başarmıştı. Ancak Bereketli Hilal coğrafyasının bir parçası olan bu ülkenin ekonomisi, 2011’de çatışmaların patlak vermesine yol açan nedenler arasında yer alan başta kuraklık olmak üzere iklimsel dalgalanmalara maruz.”

“Suriye’nin bugün herhangi bir alanda kendi ayakları üzerinde durabilmesi mümkün değil. Savaştan bu yana ülke, iki baş müttefiki olan ve servetinin büyük bir kısmını (limanlar, fosfat yatakları vb.) kontrolüne alan Rusya ve İran menfaatleri için açık bir avlanma alanına dönüştü. Ayrıca Suriye, İran’a bağlı Lübnanlı Hizbullah milislerini kovalayan İsrail için bir bombardıman alanı oldu.”

‘İsyan başladığından beri en kötü durum’

Yazara göre, rejimin bazı bölgeleri geri almadaki başarısına ve IŞİD’in ‘resmî’ yenilgisine rağmen ülke barış şartlarından oldukça uzak, tıpkı BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’ın da vurguladığı gibi: ‘Şiddetli çatışmalar ve terörizm Suriyeliler için hâlâ bir gerçeklik. […] Gıda kıtlığı ve yetersiz beslenmenin daha da kötüleşmesi, dolayısıyla insani yardıma muhtaç insan sayısının artması bekleniyor.’

Mamarbachi, Suriye rejimine uygulanan uluslararası yaptırımlardan dolayı BM’nin hareket alanının sınırlı olduğunu belirtiyor. Ardından çevrimiçi bir ekonomi dergisi olan The Syria Report’un direktörü Cihad Yazıcı’nın aralık ayında Paris’te düzenlenen bir konferanstaki şu sözlerini aktarıyor:

‘Bu, isyan başladığından beri ülkenin karşılaştığı en kötü durum. 2019’dan bu yana enflasyonda muazzam bir artışa şahit oluyoruz. Temmuz 2019 ile Temmuz 2020 arasında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatı 250 kat artarken, sübvansiyonlu ekmeğin fiyatı ikiye katlanacak kadar temel ürünlere yönelik devlet desteği azaldı.’

Gaz ve elektrik kıtlığı

Yazar, aynı durumun petrol ürünleri için de geçerli olduğunu, akaryakıt kıtlığının Suriye’yi yine yaptırımların baskısı altında olan İran’a bağımlı kıldığını ve petrol ürünleri fiyatlarının inanılmaz bir şekilde arttığını belirtiyor. “Akaryakıt bulmanın şartı, sabırlı olmak” diye de ekleyen Mamarbachi, The Syrian Observer’ın 11 Ocak tarihli haberini paylaşıyor: ‘[başkent Şam’da] yakıt sıkıntısı devam ediyor, boş benzin istasyonları önünde kilometrelerce uzanan araç kuyruklarına yol açıyor.’

“Çatışmalar başlamadan evvel Suriye küçük bir doğalgaz ve petrol üreticisiydi. Bugün birçok petrol sahası Şam’ın kontrolü dışındaki bölgelerde bulunuyor. Dolayısıyla hükümet, (…) Suriye Demokratik Güçleri’nden petrol satın alıyor.” diyen yazar, rejimin kontrolü dışındaki yüzde 30’luk topraklarda Suriye’nin başlıca petrol ve tarımsal zenginliğinin bulunduğunu da hatırlatıyor.

Tarım alanlarının yakılması

Son yıllarda gerek Suriye’de gerekse Irak’ta başvurulan bir silah da ekili-dikili arazilerin yakılması. Yazar da bu konuya girerek şunları anlatıyor: “Bütün bunlar yetmezmiş gibi, 2020 yazı ve sonbaharında kasıtlı çıkarılan yangınlar on binlerce hektarlık buğday ve arpa tarlasını yok etti, ülke genelindeki zeytinliklerden ise bahsetmeye bile gerek yok. (…) Aynısı 2019’da özellikle ülkenin kuzeydoğusunda meydana gelmişti. Ve her defasında rejim de muhalefet de yangınlarda birbirini suçluyor.”

Peki, bu acımasız savaş yöntemi halkı nasıl etkiliyor?

Yazar, Halep’te yaşayan, telefonla bağlandığı Fadi Tarakcı’nın şu sözlerini aktarıyor: ‘Günde sadece üç saat elektrik alıyoruz. (Genellikle sert buğdayın kullanılmasından dolayı) ekmekler yenemez oldu ve sıramızın gelmesi umuduyla fırınların önünde başkalarıyla yan yana uzun saatler geçirmek zorunda kalıyoruz.’

‘İnsanlar savaş yıllarını özlüyor’

Mamarbachi, Halepli bu küçük esnafın şu serzenişini de ekliyor: ‘Bombalar üzerimize yağarken durumumuz bugünkünden daha iyiydi.’ Halep’te doktor olan Nabil Antaki de bunu şu sözleriyle doğrulamış: ‘İnsanlar savaş yıllarına özlem duyuyor. Çeşitli risklere rağmen hayatları o zaman daha iyiydi.’ Kendisi de bir Hristiyan olan doktor şunları söylemiş: ‘Siyasi ve askerî alanda işler durdu… Dışarıya göç devam ediyor. Hristiyanlar göç ediyor veya böyle bir imkanın hayalini kuruyor.’

Yazar, İdlib’de binlerce mültecinin gerçekten çok kötü şartlarda yaşadığını ve koronavirüsün yayıldığını belirtiyor. Ardından pandemiyle ilgili şunları söylüyor:

“Hayatını kaybedenlerin isimleri ve görevleriyle ilgili istatistikler sunan bir tıp sitesine göre, ‘Teçhizat eksikliği yüzünden şimdiye kadar 171 doktor koronavirüsü nedeniyle hayatını kaybetti.’ Bu sağlık şartları, iktisadi hayatın düzeltilmesini veya yeniden inşa girişimlerini geciktiriyor ve bunda yaptırımların da payı var. The Syria Report’ta zikredilen hükümete yakın kaynaklara göre pandemi, zamanla ‘daha tehlikeli’ hale geliyor ve ‘sadece gençleri değil çocukları da etkiliyor’.”

Lübnan’da kaybolan dolarlar

Yazar, Lübnan’daki mali krizin Suriye’ye etkilerini de şöyle ele alıyor:

“Uluslararası yaptırımların yansımalarına ilaveten, rezerv para noksanlığı ülkenin fakirleşmesinde önemli bir rol oynuyor. Hükümetin Aralık 2020’de günlük ve ticari işlemlerde rezerv para kullanımına karşı aldığı tedbirler, yerel para biriminin değerini korumakta fayda sağlamadı.

Silahlı çatışmanın sona ermesi, genellikle yeniden yapılanma çabaları ve dışarıdan yatırım akışı sayesinde iktisadi canlanmayı vaat eder. Suriye’de ise böyle bir şey söz konusu değil. Devlet hazinesi neredeyse tam takır ve dış yardım da yok, bu da paranın değişim değerinin -bugünden öngörülmesi zor şekilde- çöküşüne neden oluyor. Ayrıca yurtdışındaki Suriyeli işçiler de artık içerideki ailelerine para gönderemez durumda.

Mesela bir yıldır mali kriz yaşayan Lübnan’da olan tam da bu; Lübnan para biriminin değerinin düşmesi Suriye lirasının değerinin çakılmasına neden oldu. Öyle ki 1 dolar savaşın başında 49 Suriye lirası iken şimdi 3000 lira.

Lübnan bankalarında tüccarların ve seçkinlerin sahip olduğu milyarlarca dolar, bankacılık sisteminin çökmesi yüzünden bir yıldır dondurulmuş durumda ve bu da Suriyelilerin halini daha da kötüleştirdi. Esed 5 Kasım 2020’de ‘Lübnan bankacılık sistemindeki kriz nedeniyle Suriye’nin hesaplarından 20 ila 42 milyar dolar kayboldu ve bunun bedelini ödedik.’ diye bir açıklama yaptı. Bu sözlerle Esed, ülkesindeki feci mali durumdan uluslararası yaptırımları değil, Lübnan’ı sorumlu tuttu ki bu nadir görülen bir durum.”

Yazısının sonunda Mamarbachi önemli tespitlerde bulunuyor:

“Savaş, nüfusa zorla yer değiştirtmek, göç, iktisadi kriz, sağlık krizi ve yaptırımlar… devletler işte böyle yok olup giderler. Bu şartlar Suriye’nin toplumsal dokusunu baştan aşağı değiştirdi. Eğitim sistemi, özellikle de rejimin kontrolü altında bulunmayan bölgelerde yaşayan ve sınava girmek için bölgeler arasında hareket edemeyen öğrenciler için düzensiz hale geldi. Yüz binlerce mültecinin doluştuğu bölgelerde ise 500.000’i aşkın çocuk okula gitmiyor (…).”

Ve siyasi analizci Basma Kodmani’nin şu sözüyle yazısını bağlıyor: Savaşın sona ermesinden bu yana ‘Rusya, İran ve Türkiye dışında Suriye’ye yönelik bir ilgi eksikliği görüyoruz. Tüm olaylar Suriye topraklarının dışında cereyan ediyor ve rejim de, muhalefet de bu konuda tek bir kelime edemiyor. Avrupa Birliği’ne gelince, çöküşün eşiğindeki bir ülkeye insani yardım dışında hiçbir şeye onay vermiyor.’



29 Haziran 2020 Pazartesi

C.LISTER: ESED DÜŞMEK ÜZERE Mİ?




ESED DÜŞMEK ÜZERE Mİ?

Charles Lister (Suriye uzmanı, Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı)
Politico, 11.6.2020

Tercüme ve editoryal katkı: Zahide Tuba Kor

NOT: Bu özet tercüme Fikir Turu web sitesinde 17.6.2020 tarihinde yayınlanmıştır.

İngilizcesi “Is Assad About to Fall?” başlığıyla yayınlanan yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ. 

NOT: Blogda yer alan 800 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.
Kaynak göstermeden blogdaki yazı, tercüme ve infografikleri kullanmamanız önemle rica olunur.

Özet: Bir aylık maaşa bir karpuzun ancak alınabildiği Suriye’nin önündeki üç senaryo ne? Halkın hızla Türk Lirası kullanmaya başlaması, neyin habercisi? Rusya ve İran, Suriye için ne hazırlığı yapıyor? ABD önündeki fırsatı değerlendirebilecek mi? Suriye uzmanı Charles Lister’ın Politico dergisindeki analizinin önemli bölümleri…

Suriye rejimi ülkenin büyük kısmında askeri olarak kontrolü sağlasa da şu an muazzam bir iktisadi krizle, hatta çöküşle karşı karşıya. Bu durum şimdiye kadar rejime karşı silahlı isyana girişmemiş bölgelerde dahi kitlelerin muhalefete kayışını ve gösterileri tetikliyor.
Bundan 11 ay evvel, “Esed kazandı, Suriye’de savaş sona doğru yaklaşıyor” sözlerinin sıkça dillendirildiği bir dönemde Suriye uzmanı Charles Lister, Foreign Policy dergisi için “Esed Aslında Hiçbir Şey Kazanmadı” başlığıyla önemli bir analiz kaleme almıştı.
Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı ve aynı enstitüde Suriye ile Terörle Mücadele ve Aşırıcılık programlarının direktörü olan Lister, 11 Haziran tarihinde bu defa Politico dergisinde “Esed düşmek üzere mi?” başlıklı bir makale yayımlayarak iktisadi krizle köşeye sıkışan rejimin içinde bulunduğu duruma ışık tuttu.
Lister, Suriye’nin güneyindeki Süveyda bölgesinde üç gün süren yoğun protestoların ardından 9 Haziran’da Beşşar Esed’in bölgedeki Dürzi cemaatine yönelik çarpıcı mesajıyla yazısına başlıyor: ‘Biz işleri barışçıl yürütme sözü vermiştik… ama istediğiniz kurşunsa onu da yersiniz.’
Bundan sonra Esed rejimine yönelik muhalefetin daha da sertleştiğini, protestocuların ‘Lanet olasıca, seni almaya geliyoruz’ sloganıyla Esed’i doğrudan hedef aldığını ve muhaliflerin son kalesi 3 milyon nüfuslu İdlib’e desteklerini dillendirdiklerini anlatan Lister, Dürzilerin 9 yıldır çatışmaların büyük ölçüde dışında kalsa da, giderek büyüyen iktisadi kriz nedeniyle sokağa döküldüklerini belirtiyor.
Lister’a göre, Süveyda’daki protestolar, Esed rejimini ve onun hayatta kalma beklentilerini tam kalbinden vuran çok daha büyük bir krizin sadece bir belirtisi. Esed’in Başbakan İmad Hamis’i 11 Haziran’da görevden alma kararı, gerek iktisadi çöküşün gerekse lafını sakınmayan yeni muhalefetin rejimin meşruiyetine gerçek bir meydan okuma teşkil ettiğinin açık bir göstergesi.
Esed’i Suriye’deki savaşın muzafferi ilan eden açıklamalar yaygınlaşsa da, yazara göre, bu hiçbir zaman isabetli bir bakış değildi:
“Esed, diktatör yönetimine karşı muhalefeti ülkenin %60’ında ezmiş olabilir; ancak 2020’ye gelindiğinde, 2011 isyanının temel nedenlerinden her biri varlığını sürdürmekle kalmadı, çok daha kötüleşti. Rejimin refahına, güvenilirliğine ve bekasına yönelik meydan okumalar ülkenin her köşesinde devam ediyor. On yıldır neredeyse ilk kez, Esed’i açıkça destekleyen veya yönetimine sessizce sadık kalan milyonlarca Suriyeli, duydukları öfke ve bıkkınlığı fısıldamaya başladı. Çoğu için 2020’deki hayat, silahlı çatışmanın ülke çapında zirveye çıktığı 2014-2015’tekinden çok daha kötü. Esed, iktidarı elinde tutarken ülkesini ve ekonomisini bilfiil -ve bile bile- yok etti.”

Suriye için üç senaryo
Yazara göre mevcut tüm koşullar dikkate alındığında Suriye için ufukta üç senaryo görünüyor:
“Birincisi, Esed ülkesini -küresel ekonomiden tecrit ederek, küresel parya statüsünü sağlamlaştırarak ve kendisine sadık nüfusu mağduriyet altında dayanışma duygusuyla birleştirmeye çalışarak- Kuzey Kore rotasına çekebilir. Esed, başta Suriye’nin azınlık grupları olmak üzere kendisine sadık tabanını, geçtiğimiz 9 yıllık çatışmada tam da bu senaryo için hazırladı; ancak yönetimi etrafında gerçek ve sarsılmaz bir kişi kültünün ne ölçüde tesis edildiği tartışmaya açık.
İkincisi, Suriye -ülkenin tüm katmanlarını hallaç pamuğu gibi atarak iyice zayıflatan bir krize düşerek ve 2020’de tahayyülü zor bir şekilde, çok daha büyük bir fakruzarurete, kıtlığa ve daha feci suçluluğa ve yağmacı davranışa yol açarak- kelimenin tam anlamıyla eşi benzeri görülmemiş şekilde kötüye gidebilir. Bu senaryoda rejime sadık olanların birlik beraberlik hali tamamen çözülecek ve ardında, hem bir insan hakları felaketi hem de tehlikeli aşırıcıların ve bölgesel istikrarsızlığın yeşerdiği bir alan olan Somali tarzı bir başarısız devlet bırakacak.
Ya da üçüncüsü, uzun süre rejime sadık kalanların son günlerde bana özel olarak söylediği gibi, bu olağanüstü iç kriz en üstte bir değişimin kıvılcımını ateşleyebilir. Onlara göre halihazırdaki durum, Esed’in iktidarda kalmasına yönelik -muhalefetin zirvede olduğu geçmiş yıllardakine kıyasla- çok daha büyük bir tehdit teşkil ediyor. Bu senaryoda Esed’in ülkesi için çizdiği yol Suriyelilerin birçoğuna o denli nahoş gelebilir ki sonunda istikrarsızlık, öfke, hayal kırıklığı ve belki de bir Rus hamlesiyle müesses nizamdan başka bir isim onu koltuğundan edebilir.”

Bir ihtimal daha var
Lister’a göre bu senaryoları sindirmek kolay değil; ancak ABD’nin Avrupa ve bizzat Ortadoğu’daki birçok müttefikiyle anlamlı bir rol oynayabileceği başka bir senaryo da olabilir:
“Suriye’deki durum, -İran ile birlikte Esed’in başlıca dış destekçisi olan- Rusya için zaten büyük bir endişe kaynağı. Moskova’da Esed’e yönelik -gerek açıktan gerekse örtülü- dillendirilen eleştirel söylem hiç bu denli belirgin ve güçlü olmamıştı. Suriye’nin hızlı ve muhtemelen geri döndürülemez bir şekilde iktisaden felce uğraması, uluslararası toplumdan sürekli ve agresif bir soyutlanma politikasıyla birleştiğinde, Rusya ve İran’da -eğer hâlâ başlamadıysa- derin bir rahatsızlığı tetikleyerek -tedrici bir yeniden angajman ve yaptırımların hafifletilmesi şartıyla- bir çeşit uluslararası çözümün düşünülmesinin önünü açabilir.”
Bu noktada Lister, Trump yönetiminin Suriye’ye ilişkin kararlarında öngörülemez ve tutarsız biçimde davranmasına rağmen, ABD’nin hâlâ bölgede ve dünyada önem taşıdığını ve Esed’in şu anki zayıflığı karşısında -diplomatik çabalarla ve Amerikan müttefikleriyle de iş birliği içinde- sonucu şekillendirme şansı bulunduğunu vurguluyor.

Bir aylık maaşa bir karpuz
Yazar, Suriye’deki iktisadi durumu şöyle özetliyor:
“Son aylarda Suriye ekonomisi çöktü ve bu da aşırı enflasyona, işletmelerin toplu kapanmasına, yaygın gıda kıtlığına ve artan işsizliğe yol açtı. Tek bir Amerikan dolarının 2400 ila 3000 Suriye Lirası arasında dalgalanmasıyla birlikte şu an Suriye’deki ortalama bir aylık maaşla kabaca bir karpuz ya da iki kilo limon alınıyor. Suriyelilerin en az %85’i yoksulluk içinde; rejim 2020’nin geri kalanı için yeterli miktarda buğday temin edebilmiş değil ve bu da demek oluyor ki ekmek kıtlığı artık an meselesi. Sivil toplum sektöründeki bazı kişiler bu yıl içinde ya da 2021’de ortaya çıkabilecek kıtlık konusunda sessizce uyarılarda bulunuyorlar. Ve bütün bunların üzerinde bir de COVID-19 vakalarının yavaş yavaş yükselişi var.”

Bazı bölgeler hızla Türk Lirası’na geçiyor
“Bu arada son dönemde Türkiye’nin (…) kontrolü altında bulunan kuzey Halep’in ekonomisini Türk Lirası’na çevirme kararı, Suriye nüfusunun yaklaşık %10’unu Suriye para birimini kullanmaz hale getirdi ve Suriyelilerin %18’inin ikamet ettiği İdlib’de de aynı şeyi yapma planı işliyor. Halkın yaklaşık üçte birinin milli para birimlerinden ayrılması, Suriye ekonomisinin tabutuna çakılmış son çivi olabilir. Esed’in iki ana müttefiki olan Rusya ve İran’ın Suriye’yi bu krizden kurtarmak için iktisaden yapabileceği veya yapacağı neredeyse hiçbir şey yok.”
Lister, Esed’in para bulmakta zorlandığı bir dönemde kendi iç politikasında kaotik yeni cepheler açtığı kanaatinde. Bu bağlamda 9 yıldır sağladığı finansmanla rejimi ayakta tutan ana aktör olan kuzeni, kadim yoldaşı ve Suriye’nin en zengin iş adamı olan Alevi (Nusayri) milyarder Rami Mahluf’un -ülkenin başlıca cep telefonu şebekesi olan SyriaTel de dahil- en değerli varlıklarının Suriye istihbarat servislerinin eşgüdümlü bir çabasıyla ele geçirildiği ve ev hapsine alındığını hatırlatıyor. Suriye’nin mali çöküşü altında ayakta kalmaya çalışan Esed’in iktidar hırsının Mahluf gibi başka hedefleri de olacağını öngörüyor.
ABD ve Avrupa tarafından bilhassa savaş suçuna karıştığı değerlendirilen şahıslara ve işletmelere yönelik uygulamaya konan geniş yaptırımlar Suriye’nin yaşadığı iktisadi krizi şiddetlendirse de, yazara göre krizin ana kaynağı, rejim ile hükümet yapılarını felç edici düzeyde yolsuzluklar ve beceriksizlikler ile komşu Lübnan’daki mali kriz.
Lister’a göre, Esed rejiminin eski muhalefet bölgelerini istikrara kavuşturmayı başaramaması ve devam edegelen vahşi ve yozlaşmış uygulamaları da istikrarsızlığın artmasına neden oluyor:
“Süveyda’daki ayaklanmanın yanı sıra, [2018 yazında rejimin yeniden ele geçirdiği] Deraa’daki ‘devrimin beşiği’, son bir yıldır yüzlerce saldırıya ve yüzlerce kişinin ölümüne yol açan bir silahlı isyana şahit oldu. IŞİD, rejimin kontrolündeki çöl bölgelerinde yeniden diriliyor. Türkiye, mart ayında Suriye ordusuna karşı benzeri görülmemiş bir hava harekâtına girişerek, kuzeybatıdaki muhalefet topraklarından geriye kalanları savunma noktasında bahsi ikiye katladı. Bu arada İsrail, bilinçli bir şekilde İran hedeflerini vurarak Suriye’nin egemenliğiyle dalga geçmeye devam ediyor ve Türkiye’nin de Halep’in kuzeyindeki kalıcı varlığını pekiştirdiği neredeyse kesin.”
Lister’a göre Suriye’nin sorunlarından birçoğunun sihirli bir çözümü yok; eğer olsaydı da ABD bunu sağlayacak konumda olmazdı. Ancak Suriye, ABD’nin Ortadoğu ve ötesindeki ulusal güvenliği ve çıkarları açısından önemli. Nitekim “Suriye krizinden kaynaklanan ve son on yılda dünyayı dönüştüren istikrarsızlaştırıcı etkilerin olağanüstü listesi de Suriye’nin öneminin apaçık delilleri. Avrupa’ya kitlesel göçmen akışı, bir yandan Brexit’e ve Avrupa Birliği’nin zayıflamasına, diğer yandan dünya çapında popülizm ve aşırı sağ politikalarda ani artışa yol açtı. IŞİD’in patlayıcı yükselişi ve buna karşı muazzam uluslararası askeri mukabele de Suriye iç savaşının bir sonucuydu. Trump’ın 2016’da dramatik şekilde seçilmesinin -kısmen- Suriye’deki kaos nedeniyle gerçekleşebildiğini söylemek, fazla abartı olmasa gerek.”
“350’yi aşkın kimyasal silah saldırısı da dahil uzun bir savaş suçları listesiyle Esed, modern tarihte başka hiçbir aktörün yapmadığı kadar uluslararası normları geriletti. Rusya, meydan okurcasına Ortadoğu’ya geri döndü ve NATO’nun ikinci en büyük daimi ordusunu (Türkiye’yi) neredeyse ittifaktan çekti ve ABD’nin bölge çapında nüfuzunu ve güvenilirliğini baltaladı. İran, on yıllardır var olan -bölgesel güç dinamiklerini bilfiil resetleyerek- Tahran’dan Beyrut ve Filistin’e uzanan bir nüfuz yayı oluşturma yönündeki bölgesel hedefini başarmak için Suriye’nin sorunlarından faydalandı. Ve son olarak, dünyanın Esed’in rekor kıran savaş suçları listesinin yanı sıra 700.000 kişinin can vermesine ve yaklaşık 12 milyon kişinin yerinden edilmesine karşı boğuk tepkisi, diktatörlerin gelişip serpilmesinin muhtemel olduğu bir uluslararası tecrit dönemine ilham veriyor gibi görünüyor.”

ABD’nin önündeki Suriye fırsatı
Yazar, bu şekilde Suriye’nin mevcut fotoğrafını çektikten sonra bu ülkenin krizlerini çözme noktasında ABD’nin nadir bir fırsatla karşı karşıya olduğunu savunuyor. Suriye’nin bu yeni yoğunlaşan krizden çıkışı için tek yolun uluslararası diplomasi ve yeniden iktisadi bağlantı kapılarının açılması olduğunu düşünüyor.
Bugün sımsıkı kapalı olan bu kapılardaki kilidi açmanın yakında Sezar Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle çok daha fazla zorlaşacağı görüşünde. Zira bu yasa, Suriye’ye şimdiye kadar uygulanan yaptırımlar rejiminin en önemlisi olup dünyada herhangi bir aktörün Esed rejimiyle herhangi bir iktisadi bağlantısını yasaklıyor. Yazar bunu önemli ve yerinde bir adım olarak görse de ciddi bir diplomatik eylem rotası olmamasını eleştiriyor. Lister ayrıca, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın son haftalarda kapalı kapılar ardında Moskova’yla yeni bir Suriye diplomatik sürecinin imkanı konusunda istişarelerde bulunduğunu belirtiyor, ancak mevcut girişimleri yetersiz görüyor.
Yazara göre Washington’ın ültimatomu basit olmalı: Şam’dan gelecek anlamlı siyasi tavizler karşılığında Esed rejimine yönelik iktisadi tecridin hafifletilmesi… Verilmesi gereken siyasi tavizlerden birkaçını da sıralıyor: Bir çeşit iktidar paylaşımına, ülke çapında ateşkese, binlerce siyasi mahkumun serbest bırakılmasına, anayasa reformuna, adem-i merkeziyetin kabulüne ve -uluslararası gözlemcilerin müdahil olduğu- bölgeye yayılan Suriyelileri de kapsayan seçimlere yol açacak gerçek bir siyasi süreç.
Lister, “Eğer ki bu elverişli anda müttefiklerimizle uyum içinde iddialı bir şekilde hareket etmeyi başaramazsak ileride pişman olacağız,” uyarısıyla yazısını bitiriyor.


22 Eylül 2019 Pazar

C.LISTER: ESED SAVAŞI KAZANDI MI GERÇEKTEN?



ESED SAVAŞI KAZANDI MI GERÇEKTEN?

Charles Lister (Suriye uzmanı, Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı)
Foreign Policy, 11.7.2019

Tercüme: Zahide Tuba Kor

NOT: Bu özet tercüme Fikir Turu web sitesinde 16.8.2019 tarihinde yayınlanmıştır. https://fikirturu.com/2019/08/16/esed-savasi-kazandi-mi-gercekten/
İngilizcesi Assad Hasn’t Won Anything başlığıyla yayınlanan yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ.

NOT: Blogda yer alan 800 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.
Kaynak göstermeden blogdaki yazı, tercüme ve infografikleri kullanmamanız önemle rica olunur.


Özet: “Suriye’de rejim ülkenin üçte ikisini kontrol ediyor ama rejim bölgelerinde bile yakıt sıkıntısı ve yolsuzluk nedeniyle istikrarsızlık potansiyeli var. İran’ın desteği eskisi kadar güçlü değil. Ülkenin yeniden inşası için her sene 25 milyon ton çimento ithal etmesi gerekiyor ama çimento karacak su bile yok. Yabancı güçlerinse çoklu çatışma olasılığı mevcut.” Suriye uzmanı Charles Lister, dergisinde yayınlanan ‘Esed aslında hiçbir şey kazanmadı’ başlıklı makalesinde Foreign Policy Suriye’ye yakından bakıyor.

Bugünlerde Suriye tartışılırken ‘Esed kazandı’ veya ‘Savaş sona doğru yaklaşıyor’ ifadelerini gittikçe daha fazla duyuyoruz. Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Charles Lister da bu durumu hatırlatıp artık Suriye gündeme geldiğinde meselenin rejimle irtibata geçip geçmeme, mültecilerin geri dönüşü, yeniden inşa, yaptırımları hafifletme gibi konular üzerinden ele alındığına dikkat çekiyor.
Foreign Policy dergisinde yayınlanan makalesinde Suriye’nin şu anki fotoğrafını şöyle yansıtıyor:
“Suriye’nin neredeyse üçte ikisi rejimin kontrolünde. Rusya’nın 2015 Eylül’ünde başlayan askeri müdahalesinden bu yana muhalifler, tek bir büyük zafer kazanamadığı gibi, ellerindeki toprakların kahir ekseriyetini de kaybettiler. Suriye’nin doğusunda IŞİD’in toprağa dayalı hilafeti, Mart ayı sonunda Bağuz köyünde son yenilgisini aldı.”
Rejimin kadim savunucuları için bunun kutlanması gereken bir an olduğunu kabul eden Lister’a göre yine de ortada bir sorun var: “Esed hiçbir şey ‘kazanmış’ değil.”
Çünkü ona göre, rejim, Suriyelilerin kanı ve korkusu pahasına zar zor ayakta kaldı; istikrar hâlâ çok uzaklarda. Muhalefetin ülkenin kuzeybatısındaki son kaleleri, kolay kolay kontrol edilemeyecek gibi görünüyor. Lister makalesinde şu değerlendirmeyi yapıyor: “Ülkenin diğer yerlerinde müstakbel istikrarsızlığın bolca emareleri var. Suriye artık savaş altında değil ama ülkedeki siyasi kriz tırmanıyor. 2011’de isyana yol açan temel nedenler hâlâ ortada duruyor, hatta bunların çoğu daha da kötüleşmiş durumda. Rejimin hep elinde tuttuğu ve en ateşli savunucularının yaşadığı bölgelerde dahi şu an hayat, çatışmanın en yoğun günlerine kıyasla çok daha fazla zorluklarla, meydan okumalarla dolu.”

İdlib: İran’sız bir mücadele
Lister, muhaliflerin elinde kalan son bölge olan, Suriye topraklarının aşağı yukarı %4’üne tekabül etmekle birlikte, -kabaca yarısı yerinden yurdundan edilmiş- 3 milyon sivile ev sahipliği yapan İdlib’i öncelikle ele alıyor.
Suriye’deki gelişmeleri en yakından takip eden uzmanlardan biri olan Lister’ın tahminlerine göre, İdlib ve çevresinde, rejime ve rejim destekçilerine karşı savaşı sürdürmeye kararlı yaklaşık 60 bin silahlı savaşçı var. Bölge yaklaşık iki aydır rejim yanlısı kara ve hava kuvvetlerinin topyekûn saldırısına hedef oluyor. Ancak yüzlerce askerini, onlarca tankı ile zırhlı aracını ve birçok uçağını kaybeden rejim şimdiye kadar bölgenin sadece %1’lik bir kısmını geri alabildi.
Lister’a göre, Suriye rejiminin ülkenin geri kalanını ele geçirmek için gerekli insan gücünden yoksun olduğuna, İdlib’deki bu son gelişmelerden daha iyi bir kanıt olamaz. Buradaki dikkat çekici nokta, İran’ın vekil milis güçlerini İdlib’deki savaşta -kuzeybatının kendisi açısından pek de bir stratejik öneme sahip olmadığı gerekçesiyle- etkin bir şekilde kullanmayı reddetmesi. “İran’ın Esed -ve Rusya- için değeri hiç bu denli ifşa olmamıştı” yorumunu yapan Lister, Trump yönetiminin İran’ın ve bağlı güçlerin Suriye’den tamamen çıkması talebinin inandırıcı olmadığını ima ediyor. El-Kaide ve benzeri örgütlerin İdlib’deki etkinliğine de değiniyor.

IŞİD varlığını koruyor ama henüz genişlemiyor
Suriye ayaklanması üzerine kitapları olan Lister, uluslararası müdahaleyle kontrolündeki toprakları tamamen kaybeden IŞİD’in faaliyetlerini de ele alıyor:
“İslam Devleti son aylarda Suriye’nin doğusundaki operasyonlarını endişe verici boyutlarda sürdürüyor. Açık kaynak haberlere göre, Mart ayından bu yana Suriye’nin doğusunda, çoğu İslam Devleti ve ona bağlı uyuyan hücrelere atfedilen 370’i aşkın saldırı gerçekleşti.”

Amerika’nın Suriye stratejisi sürdürülebilir değil
Lister, Suriye’deki varlığını IŞİD’le mücadele temelinde meşrulaştıran Amerikan askeri varlığına değiniyor:
“Başkan Donald Trump’ın geçtiğimiz Aralık ayında Amerikan askerlerini tamamen çekeceğini ilan etmesine rağmen, şimdilerde Trump yönetimi ABD’nin Suriye’de kalmasında ısrarcı; ancak bunu askeri kuvvetlerde indirime giderek gerçekleştirecek. Basında yer alan planlara göre, Amerikan birliklerinin sayısı şu an 1000 civarında kalması gerekirken 2020 sonbaharında 400’e kadar inecek.”
ABD’nin Avrupa ülkelerinden asker takviyesine de değinen Lister’a göre, buradan gelecek asker sayısı ne olursa olsun yetersiz kalacak. Zira “IŞİD’i sindirmeye yardımcı olmak; giderek genişleyen Batı müttefiki Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ni eğitmek; Suriye, Rusya, İran ve Türkiye’den gelen tehditleri etkisizleştirmek; (kısa dönem çıkarlarına göre sık karar değiştirebilen) Arap aşiretleri Kürtlerin öncülüğündeki SDG’ye sadık kalmaya ikna etmek” gibi amaçları gerçekleştirmek kolay değil. Bu nedenlerle Fırat’ın doğusunda IŞİD’in eski kalesinde mevcut Amerikan stratejisini sürdürülebilir olarak görmek Lister’a göre zor.

Uzlaşmayı aşındırmak
Astana sürecinde benimsenen çatışmasızlık planı dahilinde Suriye’nin güneyi ve güneybatısı, Şam’ın Doğu Guta kırsalı ve Humus kırsalında muhaliflerle rejim arasında yürütülen uzlaşma sürecini anlatan yazar, bunun sonuçlarını da şöyle değerlendiriyor:
“Rejimin çatışmasızlık bölgelerine geri dönüşü artan devlet baskısını, zorla askere almayı ve hizmetlerde azalmayı beraberinde getirdi; -bazı durumlarda da- yerel halkı Rusya ile İran destekli yerel güvenlik aktörlerinin rekabetinin ortasında zor bir durumda bıraktı. Mesela Doğu Guta; güvenlik kontrol noktaları, Rusya’ya bağlı gizli hapishaneler ve İran milis tesisleriyle dolu ‘kara bir delik’ oldu. Rejimle uzlaşan muhalif savaşçılardan gittikçe daha fazlası, kendilerini, eski yoldaşlarıyla savaşmak üzere -İdlib de dahil- sahaya sürülmüş bir halde buldu; öyle ki çok sayıda güneyli savaşçı son haftalarda bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Hiç kimse merkezî hükümetle gerçek anlamda uzlaşmış değil, sadece boyun eğmeye zorlanmış durumda.”
Lister tespitlerini şöyle sürdürüyor: “Sonuç olarak bilhassa -içeriden bir kaynaktan aldığım bilgiye göre, rejimin güvenlik yetkililerinin son dönemde kriz durumu ilan ettiği- Suriye’nin güneyinde istikrarsızlık artıyor. Gerek yeraltı direniş ağları gerekse -iddiaya göre- hâlihazırda kağıt üzerinde rejime bağlı birlikler olarak görünen uzlaşmış savaşçılar tarafından son aylarda Deraa’da onlarca saldırı gerçekleştirildi. Bir örnek vermek gerekirse, Deraa’daki rejimle uzlaşan eski isyancı lider Adham Alkarad, 23 Haziran’da eğer rejim güneydeki uzlaşmış savaşçıları çatışmak üzere İdlib’e yollamaya devam ederse ‘sivil itaatsizlik’ kampanyasına destek çıkmakla tehdit etti. Şam’ın merkezi de hedef gözeten bombalı saldırılar ve hareket halindeki araçlardan ateş açma olaylarına şahit oluyor; tıpkı rejimin kontrolündeki Deyrezzor vilayetinde yaşandığı gibi. Bu tür saldırıların tamamına yakını, 2011-2012’deki rejim karşıtı isyanın ilk kökenleriyle bağlantılı, bu da devrimci ateşin -azalmakla birlikte- hâlâ daha ne denli varlığını koruduğunu gösteriyor.”

Jeopolitik husumetler ve birbirleriyle çatışan taraflar
Lister makalesinde “yabancı işgalleri” olarak tanımladığı duruma da değiniyor:
“Hâlihazırda Suriye’nin %62’si rejimin kontrolünde. Kalan %38’lik toprağın tamamı, yabancı hükümetlerin nüfuzu altında ve onlara bağımlı olan Suriyeli aktörler tarafından -farklı düzeylerde- kontrol ediliyor. Türkiye kuzey Halep ve Suriye’nin kuzeybatısına odaklanarak Suriye topraklarının %10’unda etkin bir kontrol sağlarken, doğuda ve kuzeyde ABD ve onun IŞİD karşıtı koalisyon müttefikleri ülkenin %28’ini elinde tutuyor. Türkiye ve ABD’nin müdahilliği, devletlerarası ve devlet altı birden çok muhtemel çatışma hattı yaratmış durumda: Kürtler ile Araplar arasında; muhaliflere karşı SDG; ABD’ye karşı İran, Rusya, Suriye rejimi ve muhtemelen Türkiye; rejime karşı diğer herkes.”
Yazar, IŞİD sonrası süreçte Suriye sahasında aktör olan her devlet kendi elindeki toprağı genişletmeye veya konsolide etmeye çalışırken, yeni hatların çizildiğine ve bazı gerginliklerin çözüm ihtimalinin belirsiz olduğuna işaret ediyor:
“Türkiye’nin – Halep’in kuzeyi ve Afrin boyunca dirençli bir Kürt isyanıyla yüz yüze olsa da – hâlihazırda bulunduğu alanlardan ayrılması son derece ihtimal dışı. Bu arada ABD, en azından yakın gelecekte, Suriye’de olacak. Barış görüşmelerinin bazısı (mesela SDG ile Şam arasındaki) duraklamış, bazıları da (ABD ile Türkiye arasında olduğu gibi) donmuş durumda. Hiçbirinde anlamlı bir ilerleme kaydedilmiş değil.”

İsrail de vazgeçmedi
“Bu arada İsrail, sınırları yakınında İran’ın varlığını bir tehdit olarak görmeye devam ediyor ve bu yüzden Suriye topraklarına saldırılar düzenliyor”, diyen Lister’a göre, Rus S-300 füze savunma sisteminin Suriye’ye konuşlandırılması da İsrail’i askeri adımlarından caydırmış değil. Bölgede İran merkezli mevcut gerginlikler ışığında İsrail ile İran arasında istenmedik bir gerginlik ihtimali de mevcut. “ABD-İran gerginliği ve husumeti tırmanırsa Tahran Suriye’deki Amerikan birliklerini kolay lokma olarak görebilir ki bu da son derece ölümcül sonuçlar doğurabilir.”

Ekonomi, yaptırımlar ve yeniden inşa
Lister, makalesinde sadece askeri- güvenlik konularıyla yetinmeyip savaşın iktisadi sonuçlarını da değerlendiriyor:
“Suriye, sekiz yıllık kanlı çatışmanın iktisadi sonuçlarının çilesini çekmeye başlıyor; devlet öncülüğündeki şiddet ülkeyi ve kritik önemdeki altyapısını büyük ölçüde harap etmiş, bir devlete ve millete benzer her ne varsa parçalamış, yaptırımlar yoluyla uluslararası tecrit kampanyasına davetiye çıkarmış bulunuyor. Dahası, Suriye’nin enerji kaynaklarının ve tarım alanlarının çoğu SDG’nin ve Amerikan destekli koalisyon güçlerinin kontrolü altında; ayrıca petrol yaptırımları, uluslararası tecrit ve Suriye’nin boru hatlarına saldırılar da Esed rejiminin bağımlı olduğu İran petrolünün sevkiyatını tehdit ediyor. İran’ın beş ay boyunca Suriye’ye hiç petrol taşıyamamasının ardından Nisan ayında Şam’ı, felç edici bir akaryakıt krizi vurdu… Rejimin yolsuzlukları ve kötü yönetimi, iktisadi huzursuzluğun en büyük kaynağı. Sözde savaş sonrası dönemde bireysel iktisadi şartların iyileşmek yerine giderek kötüleşmesiyle birlikte, bilhassa rejime sadık gruplar arasında hayal kırıklığı ve öfke artmış durumda.”

“Ülkenin yeniden inşası 50 yıl sürebilir”
Suriye uzmanına göre, ülkenin istikrarını etkileyecek daha vahim boyut, yeniden inşa sorununun ölçeği:
“Dünya Bankası’nın 2016 tahminine göre, eğer ki savaş 2017’de bitseydi, 450 milyar dolara, 2021’e kadar sürerse 780 milyar dolara mâl olacak. Almanya’nın Qantara internet sitesinde yayınlanan bir tahmine göre, eğer ki Suriye dünyanın en yüksek yeniden inşa yardımını alan Afganistan’la eşit düzeyde bir yardıma kavuşursa, ülkenin yeniden inşası 50 yıldan fazla sürecek. Ve tabii hiç yolsuzluk olmayacağı ve harcamaların son derece verimli şekilde yapılacağı varsayımıyla bu tahmin yürütülmüş, ki bu iki koşulun karşılanmayacağı da kesin. En ideal koşullar sağlansa bile sorunun ölçeği çok büyük. Mesela 2 milyon konutun yeniden inşası işini bir düşünün. Suriye’nin bunu makul bir hızda yapabilmesi için 10 yıl boyunca her sene 25 milyon ton çimento ve 5 milyon ton da demir ithal etmesi gerekir; ancak bunun için ne parası ne de altyapısı (yolları, limanları, transfer tesisleri) var. Sadece çimentoyu karmak için muazzam miktarda su ithal etmek zorunda.”
Yazar, uluslararası toplumun Suriye üzerindeki iktisadi kısıtlamaları, mevcut şartlar altında kısa zamanda gevşetmesini de beklemiyor.
Makalenin son bölümünde ise Lister, ABD’nin neden Suriye’ye sırtını dönmemesi gerektiğini anlatıyor. Sözde Cenevre süreci fiilen ölse de müzakere yoluyla çözüm kavramının yaşadığını ve bundan vazgeçilmemesi gerektiğini vurguluyor. Yine Rusya’nın, – ABD’nin de desteğini alan – bir tür büyük siyasi çözüme ulaşmayı istediğine ve buna muhtaç da olduğuna dikkat çekiyor.
Lister’a göre net olan şu: “Eğer ki ABD Suriye’yi mevcut kargaşa halinde bırakıp giderse bunun yol açacağı kaos, günün birinde herkesin başına musallat olacak şekilde geri dönecektir. Ve bir sonraki sefer hiç kimsenin yapabileceği hiçbir şey kalmayabilir.”