barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2010 Salı

İSRAİL ARAPLARLA NE ZAMAN BARIŞIR?

Z. Tuba Kor, Anlayış Dergisi, Sayı 62, Temmuz 2008, sf. 66-68.

NOT: Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

UZUN bir ara­dan son­ra Or­ta­do­ğu ba­rış sü­re­ci ge­rek Fi­lis­tin-İs­ra­il ge­rek­se Su­ri­ye-İs­ra­il ara­sın­da ye­ni­den baş­la­dı. Bu sü­re­cin ba­rış­la mı yok­sa ye­ni bir ça­tış­ma dal­ga­sıy­la mı so­nuç­la­na­ca­ğı he­nüz meç­hul. An­cak ta­raf­la­rın ma­sa­ya otur­ma­sı da­hi baş­lı ba­şı­na önem­li. Pe­ki, İs­ra­il yö­ne­tim­le­ri­ni Arap düş­man­la­rı ile ba­rış ma­sa­sı­na otur­tan te­mel sa­ik­ler ne­ler­dir? İs­ra­il açı­sın­dan ba­rış ne za­man ve han­gi şart­lar al­tın­da müm­kün olur? Bu so­ru­la­ra, son 30 yıl­da ya­şa­nan ba­rış sü­reç­le­ri­ne atıf­lar­da bu­lu­na­rak ve­re­ce­ği­miz ce­vap, mev­cut gi­ri­şim­le­rin akı­be­ti­ne de ışık tu­ta­cak­tır.

İs­ra­il’in Arap dev­let­le­riy­le ilk ba­rı­şı, dört sa­va­şın ar­dın­dan 1979’da Mı­sır’la ger­çek­leş­ti. Dö­ne­min ik­ti­dar par­ti­si, 1977’de ilk kez İş­çi Par­ti­si’ni ye­nen sağ­cı Li­kud idi. Li­kud’u ba­rış sü­re­ci­ne iten ve 1967’de iş­gal edi­len Si­na’nın stra­te­jik de­rin­li­ğin­den, pet­rol alan­la­rın­dan, as­ke­rî te­sis­le­rin­den, en önem­li­si ise “va­at edil­miş top­rak­lar”ın bir kıs­mın­dan vaz­geç­me­ye ik­na eden, hiç kuş­ku­suz Arap mil­li­yet­çi­li­ği­nin ve İs­ra­il kar­şı­tı­lı­ğı­nın lo­ko­mo­ti­fi olan Mı­sır’ı ken­di ta­ra­fı­na çe­ke­rek sa­vaş se­çe­ne­ği­ni or­ta­dan kal­dır­ma kay­gı­sıy­dı. Üs­te­lik Mı­sır ile ba­rış do­mi­no et­ki­siy­le ye­ni ba­rış­la­rın önü­nü aça­bi­lir­di. Ger­çek­ten de 1982’de Si­na’yı terk eden İs­ra­il, dü­zen­li Arap or­du­la­rıy­la ay­nı an­da bir­kaç cep­he­de sa­vaş­mak­tan kur­tul­du; bu­nun ye­ri­ne Fi­lis­tin’de ve Lüb­nan’da ge­ril­la mü­ca­de­le­si ve­ren di­re­niş ör­güt­le­ri siv­ril­di.

İs­ra­il’in Arap­lar­la ikin­ci ve çok da­ha kap­sam­lı ba­rış sü­re­ci, ulus­la­ra­ra­sı ve böl­ge­sel den­ge­le­rin al­tüst ol­du­ğu bir dö­nem­de, Ekim 1991’de Mad­rid Kon­fe­ran­sı ile baş­la­dı. İs­ra­il’i ma­sa­ya otur­tan se­bep­ler­den ba­zı­la­rı şun­lar­dı: Ön­ce­lik­le, İs­ra­il’in kar­şı­sın­da pa­zar­lık gü­cü yük­sek or­tak bir Arap cep­he­si yok­tu; zi­ra Arap­lar hem SSCB’nin çök­me­siy­le mad­di ve tek­nik des­tek­ten mah­rum kal­mış­lar­dı hem de Kör­fez Sa­va­şı yü­zün­den ken­di iç­le­rin­de bö­lün­müş­ler­di. Da­ha­sı, İs­ra­il için asıl stra­te­jik teh­dit İran ile Irak’tı ve bun­lar­dan ikin­ci­si Kör­fez Sa­va­şı ile bir­lik­te bü­yük oran­da ber­ta­raf edil­miş­ti. En önem­li­si ise, İs­ra­il­li­le­rin iş­ga­lin olum­suz et­ki­le­ri­ni ilk kez en­se­le­rin­de his­set­me­le­ri­ne ne­den olan ve gü­ven­lik an­la­yı­şı­nı de­rin­den sar­san, Ara­lık 1987’de pat­lak ve­ren İn­ti­fa­da’nın bir tür­lü so­na er­di­ri­le­me­me­siy­di. İn­ti­fa­da ar­tık Fi­lis­tin ulu­sal kim­li­ği­nin red­de­di­le­me­ye­ce­ği­ni ve çö­zü­mün as­ke­rî de­ğil si­ya­si ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni gös­ter­di. Ye­ni Dün­ya Dü­ze­ni slo­ga­nıy­la böl­ge­ye şe­kil ver­me­ye ka­rar­lı olan ABD’nin Kör­fez Sa­va­şı’nın ar­dın­dan ba­rış için art­tır­dı­ğı bas­kı­lar da ca­ba­sıy­dı.

İs­ra­il’i ma­sa­ya çe­ken bu se­bep­ler, ge­rek çok ta­raf­lı mü­za­ke­re­ler­de ge­rek­se Fi­lis­tin ve Su­ri­ye ile iki­li mü­za­ke­re­ler­de ba­rış ge­tir­me­di ve Ey­lül 2000’de pat­lak ve­ren Ak­sa İn­ti­fa­da­sı’yla ye­ni bir şid­det dal­ga­sı baş­la­dı. Za­ten gü­ven­li­ği adil ve ka­lı­cı ba­rış­tan çok da­ha önem­li ad­de­den İs­ra­il’in, be­de­lin ağır ola­ca­ğı bir ba­rı­şa ya­naş­ma­ya ni­ye­ti yok­tu. 10 yıl­lık sü­reç­te gö­rev ya­pan dört baş­ba­kan­dan iki­si, “ba­rış için ba­rış” söy­le­miy­le her­han­gi bir top­rak ta­vi­zi­ne ya­naş­ma­dı. 1993’te Os­lo An­laş­ma­sı’nın al­tı­na ker­hen im­za ata­rak FKÖ’yü ve özerk­lik pla­nı­nı ta­nı­yan İzak Ra­bin ise, bu “iha­net”inin be­de­li­ni ca­nıy­la öde­di. Bu dö­ne­min tek so­mut ne­ti­ce­si olan 1994 Ür­dün-İs­ra­il ba­rı­şı ise, as­lın­da uzun yıl­lar­dır ka­pa­lı ka­pı­lar ar­dın­da yü­rü­tü­len iliş­ki­le­rin, kon­jonk­tü­rün de uy­gun ol­ma­sıy­la ar­tık res­mi­ye­te dö­kül­me­sin­den iba­ret­ti. İs­ra­il, böy­le­ce böl­ge­de ken­di­siy­le iş tu­ta­cak bir or­tak ka­zan­mış­tı; üs­te­lik Ba­tı Şe­ri­a üze­rin­de­ki tüm id­di­ala­rın­dan vaz­ge­çen Ür­dün’e cid­di bir top­rak ta­vi­zi de ver­me­miş­ti.

Bu nok­ta­da İs­ra­il’in Arap ül­ke­le­riy­le ba­rış pa­zar­lı­ğı­nın te­me­li olan top­rak ko­nu­su­nu da­ha ay­rın­tı­lı de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir. Zi­ra Ya­hu­di zih­nin­de top­rak, di­nî-ta­ri­hî bir an­la­ma sa­hip­tir ve kur­tu­lu­şun anah­ta­rı ola­rak gö­rü­lür. “Tan­rı’nın ken­di­le­ri­ne va­at et­ti­ği” kut­sal top­rak­la­rın her­han­gi bir par­ça­sın­dan ge­ri çe­kil­me, din­dar ka­mu­oyun­da in­fia­le ne­den ol­mak­ta­dır. Bu bağ­lam­da Si­na’nın Mı­sır’a ia­de­si “Tan­rı ta­ra­fın­dan ce­za­lan­dı­rıl­ma­yı hak eden ulu­sal bir gü­nah”, 1993’te baş­la­yan Os­lo sü­re­ci ise “ulu­sal bir aşa­ğı­lan­ma”, “Bü­yük İs­ra­il’in ye­ni­den ku­ru­lu­şu­nu ve Me­sih’in ge­li­şi­ni ge­cik­ti­ri­ci bir adım” ola­rak al­gı­lan­dı. Gaz­ze’den çe­kil­me ka­ra­rı­nı ver­di­ği için iha­net­le suç­la­nan Baş­ba­kan Ari­el Şa­ron’un 4-5 ay son­ra be­yin ka­na­ma­sı­nın ar­dın­dan ko­ma­ya gir­me­si “Tan­rı’nın ga­za­bı” ola­rak de­ğer­len­di­ril­di.

An­cak son dö­nem­de İs­ra­il’de, ba­zı ha­si­dik grup­lar dı­şın­da, iki dev­let­li çö­züm fik­ri ge­nel ka­bul gör­me­ye baş­la­dı. Tar­tış­ma, İs­ra­il’in ken­di çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ata­ca­ğı tek ta­raf­lı adım­lar­la mı, yok­sa Fi­lis­tin ta­ra­fıy­la di­ya­log ve mü­za­ke­re­ler yo­luy­la va­rı­la­cak bir an­laş­ma doğ­rul­tu­sun­da mı Fi­lis­tin dev­le­ti­nin vü­cut bu­la­ca­ğın­da ki­lit­le­ni­yor. 2000’de Lüb­nan’dan, 2005’te ise Gaz­ze’den tek ta­raf­lı bir ka­rar­la ge­ri çe­ki­len İs­ra­il’de bu se­çe­ne­ğin ta­raf­tar­la­rı, 2006’da ön­ce Ha­mas’ın tek ba­şı­na ik­ti­dar ol­ma­sı ar­dın­dan da Lüb­nan Sa­va­şı ile gi­de­rek azal­dı. İş­te bu se­bep­le Mart 2006’da­ki se­çim­le­rin ari­fe­sin­de, Ba­tı Şe­ri­a’dan tek ta­raf­lı çe­ki­le­rek ka­lı­cı sı­nır­la­rı be­lir­le­me va­adi­ni Baş­ba­kan Ehud Ol­mert ye­ri­ne ge­tir­me­di ve Ha­mas kor­ku­su kar­şı­sın­da el-Fe­tih ile Ara­lık 2007 iti­ba­rıy­la ba­rış ma­sa­sı­na otur­du.

İs­ra­il’in mil­li gü­ven­lik stra­te­ji­si­ne de yan­sı­yan bu bü­yük de­ği­şi­min ne­de­ni­ne ge­lin­ce, böl­ge­sel teh­dit al­gı­la­ma­sı­nın, kla­sik sa­vaş­lar­dan kit­le im­ha si­lah­la­rı­na, ba­lis­tik fü­ze teh­di­di­ne, te­rö­riz­me ve ge­ril­la sa­va­şı­na evi­ril­di­ği bir dö­nem­de, da­ha ön­ce İs­ra­il’e stra­te­jik de­rin­lik sağ­la­yan 1967’de iş­gal edi­len top­rak­lar es­ki öne­mi­ni kay­bet­ti. Ar­tık te­mel kay­gı, İs­ra­il’in Ya­hu­di ka­rak­te­ri­nin ko­run­ma­sıy­la bağ­lan­tı­lı; bu da top­rak ta­vi­zi­nin önü­nü açı­yor. Bu­gün %40’a va­ran Fi­lis­tin­li nü­fu­su kar­şı­sın­da İs­ra­il, iş­ga­li sür­dür­me­si du­ru­mun­da “de­mok­ra­tik bir Ya­hu­di dev­le­ti” ol­ma özel­li­ği­ni kay­be­de­ce­ğin­den en­di­şe­le­ni­yor. Hiç şüp­he­siz bu de­ği­şik­lik­te, in­ti­har ey­lem­le­ri ve Kas­sam fü­ze­le­riy­le İs­ra­il’in ken­di evin­de vu­rul­du­ğu ikin­ci İn­ti­fa­da et­ki­li ol­du. Can gü­ven­li­ği en­di­şe­si İn­ti­fa­da’nın eko­no­mik ma­li­ye­ti ile de bir­le­şin­ce, ül­ke­ye ha­yat ve­ren Ya­hu­di gö­çü dur­du, hat­ta ter­si­ne göç ya­şan­dı.

Ka­sım 2007’de­ki An­na­po­lis Kon­fe­ran­sı ile baş­la­yan son ba­rış sü­re­ci­ne ge­lin­ce, as­lın­da bu­gün­kü kon­jonk­tür 1991’de­kiy­le aşa­ğı yu­ka­rı ör­tü­şü­yor. Yi­ne bir Irak Sa­va­şı er­te­sin­de ABD bas­kı­sı (an­cak bu se­fer ye­nik ve böl­ge po­li­ti­ka­la­rı if­las et­miş du­rum­da), yi­ne şid­det ve te­rör po­li­ti­ka­sıy­la bas­tı­rı­la­ma­yan Fi­lis­tin di­re­ni­şi, yi­ne yük­se­liş­te olan Ha­mas fak­tö­rü kar­şı­sın­da el-Fe­tih’ten me­det um­ma… Ve bu kez Arap ül­ke­le­ri­nin ço­ğu, 2002 Suu­di Ba­rış Pla­nı doğ­rul­tu­sun­da İs­ra­il ile ba­rış­ma­ya ha­zır. En önem­li fark­lı­lık ise, İs­ra­il yö­ne­ti­mi­nin ilk de­fa eli­nin güç­süz ol­du­ğu bir dö­nem­de ma­sa­ya otur­mak zo­run­da kal­ma­sı. İs­ra­il­li­ler he­nüz 2006’da Hiz­bul­lah kar­şı­sın­da al­dık­la­rı ye­nil­gi­nin şo­ku­nu at­la­ta­bil­miş de­ğil. Bu­nun he­sa­bı­nı ve­re­me­miş Ol­mert, ba­rış ma­sa­sı­na otu­ra­rak hem bu ye­nil­gi­yi unut­tur­ma­ya hem de ka­mu­oyu­nun dik­ka­ti­ni hak­kın­da­ki rüş­vet ve yol­suz­luk so­ruş­tur­ma­la­rın­dan uzak­laş­tır­ma­ya ça­lı­şı­yor; yi­ne de Ka­di­ma Par­ti­si’nin 25 Ey­lül’de ya­pa­ca­ğı li­der­lik oy­la­ma­sın­da kol­tu­ğu­nu kay­be­de­ce­ği apa­çık or­ta­da. Bu­nun­la bir­lik­te İs­ra­il’in ba­rış ma­sa­sın­da­ki mu­ha­tap­la­rı da güç­lü de­ğil; on­lar da ba­rış “mu­ci­ze­si”yle sal­lan­tı­da olan kol­tuk­la­rı­nı ko­ru­ma der­din­de.

Ye­di ay­dır de­vam eden Fi­lis­tin-İs­ra­il gö­rüş­me­le­rin­den cid­di bir so­nuç çık­ma­dı, çık­ma­sı da zor gö­rü­nü­yor. Zi­ra İs­ra­il, Ba­tı Şe­ri­a’nın yak­la­şık ya­rı­sı ile Do­ğu Ku­düs’ün ço­ğu­nu el­den çı­kar­ma ni­ye­tin­de de­ğil; ma­sa­ya koy­du­ğu tek­lif, as­ke­rî kon­trol nok­ta­la­rı ve ge­niş yer­le­şim bi­rim­le­riy­le ku­şa­tıl­mış mi­ni kan­ton­lar­dan iba­ret. Fi­lis­tin ile ba­rış­tan da­ha ko­lay, ma­li­ye­ti da­ha dü­şük, ge­ti­ri­si da­ha faz­la ola­cak Su­ri­ye ile ba­rış ise da­ha müm­kün gö­rü­nü­yor. Ça­tış­ma­lar­da fü­ze­le­rin ko­nuş­tu­ğu bir dö­nem­de es­ki stra­te­jik de­ğe­ri­ni kay­be­den Go­lan’ı Su­ri­ye’ye ia­de kar­şı­lı­ğın­da İs­ra­il’in eli, ge­rek di­re­niş ör­güt­le­ri ge­rek­se İran ile Fi­lis­tin kar­şı­sın­da güç­le­ne­cek­tir. Üs­te­lik Su­ri­ye ile muh­te­mel ba­rış, Lüb­nan ile ba­rı­şın da önü­nü aça­cak ve böy­le­ce İs­ra­il tüm kom­şu­la­rıy­la ba­rı­şa­rak böl­ge­de­ki meş­ru­iye­ti­ni ar­tı­ra­cak­tır.

An­cak şu­nu da unut­ma­mak ge­re­kir ki, İs­ra­il’in bu­gü­ne ka­dar yap­tı­ğı ba­rış­lar as­lın­da iliş­ki­ler­de kap­sam­lı bir nor­mal­leş­me­yi ge­tir­me­di. Zi­ra ka­lı­cı ve kap­sam­lı bir ba­rış, sa­de­ce yö­ne­ti­ci elit­ler dü­ze­yin­de sağ­la­na­maz; bu­nun ta­ba­na in­me­si ge­re­kir. Bu­nun için de ön­ce sa­mi­mi­yet, ar­dın­dan di­nî inanç­lar ve ta­ri­hî tec­rü­be­ler­le şe­kil­le­nen kar­şı­lık­lı olum­suz al­gı­la­ma­la­rın de­ğiş­me­si ve top­lum­la­rı bir­bir­le­riy­le kay­naş­tı­ra­cak adım­la­rın atıl­ma­sı ge­re­kir. İs­ra­il’in iş­gal ve şid­det po­li­ti­ka­la­rı­nı sür­dür­dü­ğü bir or­tam­da bu­nun ger­çek­le­şe­bil­me­si ise müm­kün de­ğil.