Henri Barkey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Henri Barkey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2016 Çarşamba

H.BARKEY: TÜRKİYE’Yİ KİMİN KONTROL ETTİĞİ BELLİ DEĞİL

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


CUNTANIN DARBEYE KALKIŞTIĞI TÜRKİYE’Yİ KİMİN KONTROL ETTİĞİ BELLİ DEĞİL

Röprtajı veren: Henri Barkey (Woodrow Wilson Merkezi Ortadoğu Programı direktörü)
NPR, 15.7.2016

Tercümeler: Zahide Tuba Kor

(…) Bu, kazananı olmayan bir darbe teşebbüsü. Ayakta kalan hükümet de dahil herkes kaybetti. Anayasal sürecin gidişatı, Türkiye’nin kendine güveni bağlamında etkileri ve anayasal değişikliklerle daha fazla güç kazanacak olsa da Erdoğan’ın yönetme kabiliyeti cevabı henüz netleşmeyen sorulardan. 
Ordu çok net bir şekilde bundan olumsuz etkilendi. Bundan sonra orduyu nasıl yeniden inşa edecekler? Orduya çok büyük bir zarar vermeden bir temizliği nasıl yürütecekler?
(…)
Bu darbenin otomatik bir sonucu olarak, gerek toplum pahasına gerekse muhalifleri ve aslında herkes pahasına Erdoğan gücünü nasıl artıracak, bu ilginç bir mesele. (…)
Ama ekstra anayasal güçlere kavuşsa dahi cumhurbaşkanının çok daha fazla zayıfladığını söyleyebilirim. Zira kendine güvenen zapt edilemez bir lider imajı artık bitti. Bundan böyle hep tetikte olacaktır. Başkalarına daha az güvenen birine dönüşecektir – ki muhalefete zaten güvenmiyordu. Tahminim Türkiye’de karşılıklı ilişkiler daha da gerginleşecek ve artık ülkeyi konsensüsle yönetemeyecek. Gittikçe daha fazla despotlaşacak.
(…)

H.BARKEY: DOĞRU DÜRÜST ATEŞ ETMEKTEN ACİZ ÇETE

Darbeleri mazur gören veya gösteren herkesi kınıyor, darbecileri lanetliyoruz


DOĞRU DÜRÜST ATEŞ ETMEKTEN ACİZ ÇETE

Henri Barkey (Woodrow Wilson Merkezi Ortadoğu Programı direktörü)
The American Interest, 18.7.2016

Tercümeler: Zahide Tuba Kor

Türkiye’deki başarısız darbe teşebbüsü Türk demokrasisinin geleceği için hem iyiye hem de kötüye alamet. İyi haber, darbenin başarısızlığa uğraması ve Türk siyasetinin darbeye direnmesidir. Ama o kadarla sınırlı. Kötü haber ise hükümet, Türkiye’yi daha az demokratik kılabilecek anayasal değişiklikleri hızlandırmaya çalışacaktır.
Darbe teşebbüsü, rejim değişikliği arzusuyla eyleme geçen ama bir o kadar da umuda/şansa bel bağlayan ordu içinden komplocu bir grubun olgunlaşmamış fikrinin bir ürünüydü. Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şûra’da temizlenecekleri dedikodusuyla motive olmuş bu isyancı subaylar, caddeleri ve hava sahasını kontrolleri altına aldıklarında diğer birliklerin de saflarına katılacaklarını zannetmiş olabilirler. Ne denli kötü organize oldukları ise daha baştan besbelliydi; darbe yapmak istiyorsanız ilk emin olmanız gereken şey ülke liderinin bulunduğu yerdir.
Sivil liderin nerede olduğuna dair herhangi bir fikirlerinin olmadığı baştan belliydi. (Ama darbeciler askeri liderliği tutuklamayı başardılar.) Ayrıca darbeden etkilenmeksizin yayınlarına devam edebilecek sayısız haber kaynağı olduğunu unutularak geçmiş darbelerde olduğu gibi muhtırayı yayınlatmak için doğrudan devlet televizyonuna gittiler.  Daha da kötüsü bu subayların başında güçlü bir komutanları yoktu (…)
Askeri darbeler ister başarılı olsun ister başarısız, bir ülkenin siyasi yapısına vurulan ağır darbelerdir. Darbelerin açtığı yaralar tam anlamıyla hiçbir zaman iyileşemediğinden yıllar sonra dahi siyasetçisinden sıradan vatandaşına kadar herkesin davranış kalıplarını değiştirerek siyasi topluluğa zarar vermeye devam ederler. Türkiye’de geçmişteki tüm darbelerin beklenmedik sonucu, subayların en az istedikleri ve bekledikleri sonucun vuku bulması olmuştur. Bu defa da askerler kısa vadede Erdoğan’ın güçlenmesiyle karşı karşıya kalacaklar.
Ancak bu darbenin en önemli sonucu herkesin birden kaybetmesi oldu. Ordunun iç zafiyeti ifşa oldu; en üst kademe darbenin uyarı işaretlerini ıskaladı ve şimdi de ordu karşıtı sürü psikolojisi nüfusun küçük bir bölümünü etkisi altına aldı.
Erdoğan bu darbe teşebbüsünden sağ kuruldu ama yenilmezlik havası ciddi bir darbe aldı. Askeri ejderi ehlileştirdiğini zannediyordu, ama öyle olmadığını gördü. Bundan böyle yeni bir darbe tertibinden doğal olarak endişe duyacak ve politikalarını buna göre ayarlayacaktır. Bu da bürokrasi, ordu ve hatta toplumda dahi temizlik kampanyasının hız kazanması anlamına gelecektir. Aslında bağışlayıcı olması ve toplumun ve siyasi muhalefetin anayasal düzenin arkasında durduğunu kabul ederek siyasi muhaliflerle ilişkilerini düzeltmesi gibi bir fırsat var önünde. Ancak hem onun hem de en yakın müsteşarlarının son dönemdeki davranışları ve ona destek veren Türk medyasının büyük çoğunluğu bunun muhtemel olmadığına işaret ediyor.
Peki bu Türk dış politikası açısından ne anlam ifade ediyor? Cumhurbaşkanı ve başbakan hemen eski müttefikleri (…) Gülen’i suçladılar. (…) önümüzdeki aylarda Gülen’in iadesi için çağrılar iyice artabilir ve (…) Türk-Amerikan ilişkileri darbe alabilir.
ABD için de riskler oldukça yüksek: Türkiye bir NATO üyesinden çok daha fazlası. Suriye ve Irak’ta her ikisi de IŞİD’i yenme konusunda işbirliği yapsa da metot konusunda aralarında anlaşmazlık var: (…) Önümüzdeki aylarda Amerikalı ve Türk yetkililer arasındaki görüşmelerin çok daha sertçe geçmesini bekleyebiliriz. Böyle olsa bile iki taraf arasında sonunda geçici bir görüş birliği ortaya çıkacaktır; zira Nice, İstanbul ve Brüksel saldırıları gösterdi ki IŞİD’le mücadelede kaybedecek hiç vakit yok.

Doğru düzgün ateş etmekten aciz bir çetenin başarısızlığa uğraması iyi bir haber; ancak olan oldu bir kere ve bunun daha da fazla hasar verme ihtimali, sadece Türk iç siyasetini değil, aynı zamanda dış dünyayla ilişkileri de gölgeleyecektir.