Güvenlik Duvarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güvenlik Duvarları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2010 Salı

21. YÜZYILIN UTANÇ DUVARLARI

SİYONİZM DÜŞÜNDEN İŞGAL GERÇEĞİNE FİLİSTİN (İHH İnsani Yardım Vakfı Yayınları, 2009, 6. baskı) adlı kitapta Zahide Tuba Kor tarafından kaleme alınan bir bölümdür (s.167-172).

NOT: Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.


21. YÜZYILIN UTANÇ DUVARLARI
İsrail’de Yahudilerle Filistinlileri fiziki bir engelle ayırma fikrini ilk defa ortaya atan 1992’de başbakan İzak Rabin olmuştur. Barış süreci devam ederken 1994-96 arasında Gazze-İsrail sınırına çekilen tel örgüler ve Gazze-Mısır sınırına örülen beton duvar, 2002’den itibaren Batı Şeria’yı çevrelemeye başlayan utanç duvarlarının öncüsü ve modeli olmuştur. İsrail’in “güvenlik duvarı” dediği 21. yüzyılın bu ilk devasa duvarları, Filistinlilerce “utanç duvarı”, “ırkçı duvar”, “ayrılık duvarı”, “sömürgeleştirme duvarı” gibi tabirlerle adlandırılmaktadır.

İsrail’in ısrarla intihar eylemcilerinin sızmasını engellemek üzere güvenlik amacıyla geçici olarak inşa ettiğini iddia ettiği duvar, aslında güvenliği sağlamaktan ziyade zaten zor şartlarda yaşamakta olan Filistinlileri gettolara hapsederek hayatlarını daha da çekilmez bir hale getirmektedir. İsrail’in amacının salt güvenlik olmadığının en önemli göstergelerinden biri duvarın güzergahıdır. Zira duvar, 1949 Ateşkes Hattı olan Yeşil Hat’tan geçmek yerine, Yahudi yerleşimlerinin çoğunu, en verimli Filistin topraklarını, su yollarını ve yer altı su kaynaklarını kapsayacak, İsrail’in stratejik noktalar üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştıracak ve fiili sınırları çizecek şekilde Filistin toprakları içinde kıvrıla kıvrıla, hatta kimi bölgelerde 5 ila 20 kilometre kadar içeride inşa edilmektedir. Ayrıca duvar, Filistin şehirleri ile kırsalını birbirinden ayırmakta, hatta bazı Filistin bölgelerini çepeçevre kuşatmaktadır. Bu haliyle duvar, işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in yavaşça ve sessizce gerçekleştirdiği etnik temizlik stratejisinin bir parçasıdır.[1]

Kilometre başına maliyeti 1,6 milyon dolar olan duvar, çoğu yerde 8 metre yükseklikte olup tamamlandığında, Berlin Duvarı’nın uzunluğunun 10 katından fazla ve yüksekliğinin 2 katı olacaktır. Sensörlerin ve kameraların yanı sıra her 200 metrede bir gözetleme kulesi bulunan duvar, elektrikli tel örgülerle, iki metre derinlikte ve dört metre genişlikte hendeklerle çevrilidir. Duvarın yakınlarında kimsenin dolaşmaması için uzaktan kumandalı silahlar bulunmaktadır. Kimi bölgeler ayak izlerinin takip edilebilmesi amacıyla kumlarla kaplanmıştır. Duvarın her iki tarafında da İsrail askerlerinin sürekli devriye gezdikleri birer yol vardır. Bu haliyle duvar, kimi bölgelerde 60 ila 100 metre genişlikte bir alanı kaplamaktadır. Yüksek duvarlar, hendekler ve ileri teknoloji ile donatılmış böylesi yüksek maliyetli bir yapı, gerçek amacın geçici bir güvenlik tedbiri olmadığının en açık kanıtıdır.

Ocak 2008 itibariyle %58’i tamamlanmış ve %9’unun inşası devam etmekte olan duvar tamamlandığında:
• 723 kilometreyi bulacak ve bu haliyle 1949 Ateşkes Hattı’nın iki katından daha uzun olacaktır.
• Sadece %13’ü Ateşkes Hattı’ndan, geri kalan %87’si ise Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün içinden geçecektir.
• Batı Şeria’nın sadece %54,5’i Filistinlilere kalacak; İsrail, bölgenin %45,5’ini duvarın dışında bırakarak el koyacaktır.
• Doğu Kudüs hariç Batı Şeria’daki toplam 210 bin Yahudi’nin (yani yerleşimcilerin %76,2’sinin) yaşadığı 48 yerleşim birimi duvarın dış tarafına çıkarılmış olacaktır.[2] Doğu Kudüs’tekiler de dahil edildiğinde 385 bin yerleşimci duvarın dışında kalacaktır. Böylece %28,5’i Ürdün Vadisi’nde olmak üzere toplam %36,5’lik toprak Yahudi yerleşimleri için Batı Şeria’dan koparılacaktır.
• Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin yaklaşık 35 bini ile Doğu Kudüs’teki 250 bin Filistinlinin ekseriyeti duvarın dışında kalacak (toprakların %9’undan fazlası); Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ün bağlantısı kesilecektir.
• Doğu Kudüs hariç 28 bölgede yaşayan yaklaşık 125 bin Filistinli üç tarafından duvarla çevrilecektir.
• Doğu Kudüs hariç 8 bölgede yaşayan yaklaşık 26 bin Filistinli dört tarafından duvarla çevrilecek; sadece bir tünel veya yol ile Batı Şeria’ya bağlanabilecektir.
• İç göçe maruz kalan Filistinli sayısının 90 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. [3]

Yine duvar tamamlandığında Batı Şeria üç büyük kantona ayrılacaktır: Cenin, Tulkarim, Nablus ve Kalkilya’nın bulunduğu Kuzey Kanton; Salfit, Ramallah, kuzeydoğu ve kuzeybatı Kudüs’ü içeren Orta Kanton; Beytüllahim ve el-Halil’i kapsayan Güney Kanton. Bu kantonlar da duvarlar, kapalı askeri bölgeler, sadece Yahudilere mahsus yollar ve Yahudi yerleşimleri ile çepeçevre kuşatılmış 95 küçük parçaya ayrılmak üzeredir. Bu şartlar altında Filistinlilerin bir bölgeden diğerine gidebilmeleri iyice zorlaşacaktır.[4]

Duvar inşası insan haklarını ve uluslararası hukuku ihlal anlamına gelmekte ve BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile garanti altına alınan haklar çiğnenmektedir. Filistinlilerin serbest dolaşım hakkı (duvarlarla kuşatılan halk sadece belli noktalardan giriş-çıkış hakkına sahiptir; ancak zaman zaman İsrail askerleri kapıları uzun süreliğine kapatabilmektedir), çalışma hakkı (köylüler kendi topraklarına ulaşamamaktadır; on binlerce zeytin ve meyve ağacı sökülmüş, seralar ve işyerlerine el konmuş veya yıkılmıştır; tecrit edilen bölgelerde işsizlik oldukça yüksek oranlara fırlamıştır), mülkiyet hakkı (on binlerce Filistinlinin toprağı duvarın diğer tarafında kalmış, pek çok ev yıkılmıştır; kendi evlerinde yaşayabilmeleri için dahi Filistinliler özel izin almak durumundadır), sağlık ve eğitim hizmetleri ile temiz suya ulaşma hakkı engellenmektedir.[5]

2008 sonu itibariyle Filistin nüfusunun yaklaşık dörtte biri duvardan doğrudan etkilenmiştir; duvarın diğer tarafında kalarak tecrit edilen Filistinlilerin oranı %10,6, tarım alanları diğer tarafta kalanlar ise %12,4’tür.[6] İsrail duvar ile Yeşil Hat arasında kalan toprakları “kapalı askeri bölge” ilan etmiştir; buralardaki Filistinliler kendi evlerinde yaşayabilmek için “sürekli oturma izni”, tarlalarına ulaşabilmek için ise “ziyaretçi izni” almak zorundadır. Ancak başvurular çoğunlukla reddedilmekte, İsrail Filistinlilerin bu toprakların sahibi olduklarına bir türlü “ikna” olmamaktadır. Temmuz 2008 itibariyle tarım arazileri diğer tarafta kalanların sadece %20’si izin belgesi alabilmiştir.[7] İsrail duvar inşası için (bazen askeri kararla bazen de doğrudan el koyarak) istimlak ettiği Filistinlilerin topraklarının bedelini çoğu zaman ödememekte, ödediğinde ise oldukça düşük meblağlar vermektedir. Yine duvarlarla kuşatılan bölgelerde yaşayan Filistinliler, sağlık problemleriyle karşılaştıklarında vaktinde hastanelere ulaşamamakta; on binlerce öğrenci ise duvarın diğer tarafında kalan okullarına ya hiç ulaşamamakta ya da ulaşabilmek için pek çok engeli aşmak zorunda kalmaktadır.

Duvar inşasının Filistinliler üzerindeki olumsuz etkilerine en çarpıcı örneklerden biri Kalkilya’dır. 42.000 nüfuslu bir zamanların zengin pazar şehri olan, Batı Şeria’nın su kaynaklarının yaklaşık yarısının bulunduğu, bölgenin meyve-sebzesinin %42’sini üreten ve hatta ürettiklerini İsrail ile Körfez ülkelerine ihraç eden Kalkilya’nın şu anda üç tarafı duvarlarla çevrilidir. Batı Şeria’ya tek ulaşım imkanı, doğu tarafındaki açıklık ile duvarın altından geçerek güneye giden tüneldir. Duvar inşası için Kalkilya’nın üçte birine el konmuş; tarım arazilerinin çoğu, su kaynaklarının üçte biri ve dokuz köy 18.000 sakini ile birlikte duvarın diğer tarafında kalmıştır. Tarımla uğraşan 32 köyün, arazileri ile bağlantısı tamamen kesilmiştir. Çiftçilerin arazilerine gidebilmek için İsrail’den izin belgeleri almaları da tek başına yeterli değildir; zira bir işgalci askerin çıkış noktasını keyfi olarak kapatmasıyla bölge hapishaneye dönebilmekte ve çiftçiler ürünlerini pazara ulaştıramadan kapılarda çürüyebilmektedir.[8] Doğu Kudüs’e gelince, buradaki 168 kilometre uzunluğundaki duvar bir yandan bölgeyi Batı Şeria’dan kopararak, diğer yandan eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere ulaşımı engellenen ve ekonomik gücü iyice zayıflatılan halkı iç göçe zorlayarak “Kudüs’ün Yahudileştirilmesi politikası”na hizmet etmektedir. Zira duvar nedeniyle Doğu Kudüs’te yaşayan Filistinlilerin dörtte birinin şehir ile bağlantısı kesilmiştir. Duvarın dışına itilen bu kişiler daimi ikamet haklarını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.[9]

Bugüne kadar duvarın hukuki boyutuna ilişkin kararların en önemlisi, BM Genel Kurulu’nun 8 Aralık 2003’teki kararı uyarınca, duvar inşasının uluslararası hukuka göre meşru olup olmadığını inceleyen Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın 9 Temmuz 2004’te ilan ettiği istişari görüşüdür. Divan, duvarın planlanan rotasıyla Filistinlilerin haklarını ağır biçimde ihlal ettiğini, kendi kaderlerini tayin hakkını ellerinden aldığını ve ulusal güvenlik gerekçesiyle bunların meşrulaştırılamayacağını bildirmiş; duvar inşasına derhal son verilmesi, tamamlanan kısımların en kısa zamanda yıkılması ve topraklarına el konan ve evleri yıkılan Filistinlilere tazminat ödenmesi kararı vermiştir. Duvar tartışmalarını Filistin-İsrail arasında sınırlı bir konu olarak görmeyip, uluslararası barış ve istikrarın bir parçası olarak değerlendirmiş; bununla da yetinmeyip tüm devletleri duvarla birlikte ortaya çıkan gayrimeşru durumu tanımamaları, inşaatın devamını sağlayacak yardımları kesmeleri ve İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamaları hususunda uyarmıştır. İsrail hükümetinin duvarın geçici olduğu ve kalıcı bir anlaşmaya varılması durumunda kaldırılacağı güvencesini inandırıcı bulmayarak, duvarı ve ortaya çıkardığı sonuçları “emrivaki” olarak nitelendirip, bunun ileride de facto (fiili) ilhak haline gelebileceğine dikkat çekmiştir.
Bütün bu ihlallere neden olan duvar inşasına başlangıçta uluslararası toplum büyük tepki gösterse de ABD’nin tam desteğini ve maddi yardımlarını arkasına alan İsrail geri adım atmamış ve gelinen noktada -Uluslararası Adalet Divanı’nın da tehlikeye işaret ettiği üzere- “duvar gerçeği” artık büyük ölçüde kabullenilmiştir. Hatta öyle ki İsrail’e tepki gösteren bazı Arap ve İslam ülkeleri, daha sonra güvenlik gerekçesiyle komşularıyla sınırlarına duvarlar örmeye başlamışlardır.[10] Bu durum güvenlik için duvar inşasının “meşru” bir gerekçe olarak genel kabul görür hale geldiğinin bir göstergesidir. Hiç şüphesiz bu durum, utanç duvarına karşı verilen mücadelede Filistinlilerin ellerini zayıflatmaktadır.


[1] “Israel’s Apartheid Wall Sheet”, PMC, www.aljazeerah.info, 10.07.2003; “Online Petitions - The National Initiate to Resist the Wall”, www.miftah.org, 09.11.2003.
[2] Nadav Shragai, Ha’aretz, 16.08.2007.
[3] “The Humanitarian Impact of the Barrier: Four Years After the Advisory Opinion of the International Court of Justice on the Barrier”, BM, Temmuz 2008, güncelleme no.8, s.6; “Apartheid Roads: Promoting Settlements, Punishing Palesitinians”, Ma’an Development Center, Aralık 2008, s.21; “Forced displacement continues”,http://www.internal-displacement.org/8025708F004CE90B/(httpCountrySummaries)/893F40683A0EF21EC12574BB002F8EF3?OpenDocument&count=10000.
[4] “Apartheid Roads: Promoting Settlements, Punishing Palesitinians”, Ma’an Development Center, Aralık 2008, s.22, 24.
[5] “Online Petitions - The National Initiate to Resist the Wall”, www.miftah.org, 09.11.2003; “The Sharon Wall: A Palestinian Humanitarin Crisis”, PMC, www.aljazeerah.info, 07.12.2003.
[6] “Apartheid Roads: Promoting Settlements, Punishing Palesitinians”, Ma’an Development Center, Aralık 2008, s.21.
[7] “Forced displacement continues”, http://www.internal-displacement.org/8025708F004CE90B/(httpCountrySummaries)/893F40683A0EF21EC12574BB002F8EF3?OpenDocument&count=10000.
[8] “Israel’s Apartheid Wall Sheet”, PMC, www.aljazeerah.info, 10.07.2003; “Online Petitions - The National Initiate to Resist the Wall”, www.miftah.org, 09.11.2003.
[9] “Forced displacement continues”, http://www.internal-displacement.org/8025708F004CE90B/(httpCountrySummaries)/893F40683A0EF21EC12574BB002F8EF3?OpenDocument&count=10000.
[10] Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Z. Tuba Kor, “Güvenlik duvarlara emanet”, Anlayış, Şubat 2008, s.78-79.

21 Nisan 2010 Çarşamba

HUKUK DUVARI AŞAMAYINCA...

Z. Tuba Kor, Anlayış Dergisi, Sayı: 15, Ağustos 2004, s. 70-71.

NOT: Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

İŞGAL altındaki Filistin topraklarında Haziran 2002’de inşasına başlanan “güvenlik duvarı” uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtı. 8 Aralık 2003’te Genel Kurul kararıyla konunun Lahey Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’na sevkinin ardından, 9 Temmuz’da açıklanan istişarî görüş ile tartışmalar yepyeni bir boyut kazandı. Sadece ABD’li yargıcın muhalefet ettiği karar, Divan’ın 58 yıllık tarihinde bildirdiği en net ve kapsamlı istişarî görüş olması ve İsrail’in hukuk dışı uygulamalarını üzerinde ihtilafa mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyması bakımından uzun süre gündemde kalacağa benziyor.

İsrail’in, Divan’ın güvenlik duvarı konusunda görüş bildirme yetkisinin olmadığı ve mevcut barış çabalarını baltaladığı yönündeki itirazları reddedildi. İsrail’in vatandaşlarına yönelik terörist saldırılara meşruiyet sınırları dahilinde karşı koyma hakkı olduğunu vurgulayan Divan; duvarın planlanan rotasıyla Filistinlilerin haklarını ağır biçimde ihlal ettiğini, kendi kaderlerini tayin hakkını ellerinden aldığını ve ulusal güvenlik gerekçesiyle bunların meşrulaştırılamayacağını bildirdi. Bu sebeple duvar inşasına derhal son verilmesi, tamamlanan kısımların en kısa zamanda yıkılması ve topraklarına el konan ve evleri yıkılan Filistinlilere tazminat ödenmesi kararına vardı. Sadece duvara ilişkin görüş bildirmekle kalmayan Divan, İsrail’in işgal altındaki topraklarda yürüttüğü faaliyetleri bir bütün olarak ele aldı. Bu bağlamda yerleşim faaliyetlerinin illegal olduğunu vurgulayarak işgal altındaki toprakların sınırlarını açıkça beyan etti ve bu sınırlar dahilinde İsrail’in uluslararası hukuka uymakla yükümlü olduğunun altını çizdi. Duvar tartışmalarını Filistin-İsrail arasında sınırlı bir konu olarak görmeyip, uluslararası barış ve istikrarın bir parçası olarak değerlendirdi ki bu, gelecekte atılacak adımlar açısından oldukça önemlidir. Çünkü BM kurucu anlaşmasına göre barışa karşı bir tehdit, ihlal veya saldırı varsa ve Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerin veto hakkı dolayısıyla harekete geçilemiyorsa, Genel Kurul “uluslararası barış ve istikrarı korumak” amacıyla derhal toplanıp gerekli tedbirleri alabilir. Divan bu şekilde ABD vetosuna takılmadan İsrail’e yaptırım uygulanmasının önünü açmış oldu. Bununla da yetinmeyip tüm devletleri duvar inşasıyla ortaya çıkan gayrimeşru durumu tanımamaları, inşaatın devamını sağlayacak yardımları kesmeleri ve İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamaları hususunda uyardı. İsrail hükümetinin duvarın geçici olduğu ve kalıcı bir anlaşmaya varılması durumunda kaldırılacağı güvencesini inandırıcı bulmayan Divan, duvarı ve ortaya çıkardığı sonuçları “emrivaki” olarak nitelendirip, bunun ileride de facto ilhak haline gelebileceğine dikkat çekti.

Filistinlilerin serbest dolaşım, çalışma, mülkiyet, sağlık ve eğitim imkanlarını engelleyen ve en verimli arazilerle su kaynaklarını elinden alan duvar hakkında bu ayrıntılı karar farklı tepkilere yol açtı. Filistin Başbakanı Ahmed Kurey kararı “tarihî” olarak yorumlarken, Arafat Filistin halkı için bir zafer olarak nitelendirdi. Duvarı Filistinli intihar eylemcilerinin sızmasını engellemek için yaptıklarını ve sorunu ancak Filistinlilerle yapacakları görüşmeler yoluyla çözebileceklerini belirten İsrail tarafı beklendiği gibi çok sert tepki gösterdi. Kararı “siyasi” olarak mütalaa eden İsrail, buna karşı tüm yolları kullanarak mücadele edeceklerini ve daha önce İsrail mahkemesinin güzergah değişimi yönünde aldığı karar uyarınca inşaata devam edeceklerini vurguladı. Karardan iki gün sonra Tel Aviv’de düzenlenen intihar saldırısına ilişkin açıklama yapan Şaron, saldırının Uluslararası Adalet Divanı himayesinde düzenlendiğini, İsrail’in duvarın inşa sebebini göz ardı eden Divan’ın “tek taraflı” görüşünü tamamen reddettiğini tekrarladı. İsrail’in takındığı bu tutumun ardında en yakın müttefiki ABD’den aldığı destek olduğu unutulmamalı. 1986 yılında Nikaragua’ya yönelik saldırgan tutumundan dolayı Divan’ın kendisi aleyhine verdiği, üstelik de bağlayıcı olan kararı tanımayan ABD, geçtiğimiz günlerde Temsilciler Meclisi’nden İsrail’in duvar inşasını destekleyen ve bunun BM ve UAD’ye gönderilmesini kınayan bir karar çıkardı.

Divan’ın kuruluşundan bu yana aldığı 24 istişarî görüşten en dikkat çekicisi olan bu karar aslında bağlayıcı değil; ancak Güvenlik Konseyi veya Genel Kurul’un alacağı kararlara zemin teşkil etmesi bakımından büyük öneme sahip. 1971’de Güney Afrika Cumhuriyeti’nin bugünkü Namibya topraklarını işgal etmesi üzerine Divan’da alınan bağlayıcı olmayan benzerî bir kararın ardından yürürlüğe konan siyasi ve ekonomik ambargolar, 90’ların başında ırkçı rejimin yıkılmasını sağlamıştı. Benzerî bir süreç, kararı tanımadığını söyleyen İsrail’in yalnızlaşmasını ve geri adım atmasını sağlayabilir. 19 Temmuz’da Genel Kurul’da 6’ya karşı 150 oyla İsrail’in Divan’ın istişarî görüşüne uyması yönünde bir karar alındı. Ancak bu karar uyarınca İsrail’e karşı atılacak herhangi bir adımın etkili olması, uluslararası toplumun vicdanına ve kararı uygulamaya ne derece hazır olduğuna bağlı. Eğer bu yönde kesin bir kararlılık ortaya konamazsa, tıpkı daha önce İsrail’e yönelik olarak BM’de alınan sayısız karar gibi bu da tarihin çöplüğüne atılacaktır.

Kınanma Rekoru İsrail’de

İsrail’in kendisini hukukun üstünde saymasının tek örneği duvar kararı değil. 6-8 Temmuz tarihleri arasında Atom Enerjisi Ajansı (AEA) Müdürü Muhammed el-Baradey’in nükleer silahlardan arındırılmış bir Orta Doğu vizyonuyla yaptığı ziyarette İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması(NPT)’nı imzalamayacağını ve BM’nin denetimine izin vermeyeceğini bir kez daha açıkladı. Orta Doğu’nun NPT’yi imzalamayan ve AEA’nın denetimine karşı çıkan tek ülkesi İsrail, ziyaret sırasında İran’ı hedef göstererek dikkatleri kendi üzerinden kaydırmaya çalıştı.

İsrail son aylarda hukuk dışı uygulamaları dolayısıyla Yeni Zelanda ile de gerginlik yaşıyor. Gerginliğin sebebi Mart ayında sahte pasaport elde etmeye çalışırken yakalanan iki Mossad ajanı. Daha önce Mossad ajanlarının sahte pasaportlarla üçüncü ülkelerde illegal bazı operasyonlar düzenlemesi Yeni Zelanda hükümetini endişelendirdi. Bu durumu egemenliğinin ve uluslararası hukukun ihlali olarak gören hükümet, İsrail’den beklediği özür ve açıklamanın üç aydır gelmemesi üzerine, 15 Temmuz’da bazı diplomatik müeyyideleri yürürlüğe koydu. Ancak konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınan İsrail hükümeti sessizliğini koruyarak konunun gündemden düşmesini bekliyor.

İzlediği uluslararası hukuka aykırı politikalarla BM’den en çok kınama alan ülke İsrail, en yakın müttefiki ABD’den aldığı destekle tüm dünyaya meydan okumaya devam ediyor. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan sayısız uygulamalarına karşı Divan’ın verdiği karar uluslararası kamuoyu için yeni bir fırsat doğursa da bunun iyi bir şekilde değerlendirilebileceği meçhul. Zira İsrail’in devlet terörü uyguladığını açıkça ortaya koyan ve İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert’in Türkiye ziyaretinde kendisine randevu vermeyen Başbakan Erdoğan’a yönelik tepkiler ve benzer şekilde İsrail politikalarını eleştiren kişi ve devletlere karşı takınılan tavırlar dikkate alındığında, Divan kararının uygulanmasının hiç de kolay olmayacağı anlaşılıyor.



20 Nisan 2010 Salı

GÜVENLİK DUVARLARA "EMANET"

Z. Tuba Kor, Anlayış Dergisi, Sayı: 57, Şubat 2008, sf. 78-79.

NOT: Her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

“SA­VAŞ­LA­RA son. Du­var­la­ra son. Dün­ya bir­leş­sin.” Bu slo­gan, So­ğuk Sa­vaş’ın sim­ge­si Ber­lin Du­va­rı’na ya­zı­lan meş­hur slo­gan­lar­dan­dı. 28 se­ne son­ra 1989 son­ba­ha­rın­da, iki ku­tup­lu dün­ya­yı bir­bi­rin­den ayı­ran utanç du­va­rı yer­le bir olur­ken ben­zer­le­ri­nin bir da­ha in­şa edil­me­me­si her­ke­sin or­tak di­le­ğiy­di. Üs­te­lik de­mok­ra­si­nin, in­san hak­la­rı­nın ve ser­best ti­ca­re­tin hâ­kim ola­ca­ğı kü­re­sel­le­şen dün­ya­mız­da mev­cut sı­nır­lar ar­tık es­ki öne­mi­ni kay­be­de­cek­ti. Se­ne 2008… Dün­ya­nın dört bu­ca­ğın­da ama özel­lik­le de Or­ta­do­ğu’nun gö­be­ğin­de utanç du­var­la­rı bir­bi­ri ar­dı­na yük­se­li­yor. Ki­mi düş­man sı­nır kom­şu­la­rı­nı, ki­mi ay­nı ül­ke­nin fark­lı et­nik ve di­nî grup­la­ra men­sup va­tan­daş­la­rı­nı bir­bi­rin­den ayı­rı­yor; ki­mi tar­tış­ma­lı top­rak­lar üze­rin­de fii­lî sı­nır­lar çi­zi­yor. Teh­di­din kay­nak­la­rı bir­bi­ri­ne ben­zer: Kâh iş bul­ma ve se­fa­let­ten kur­tul­ma der­din­de­ki ka­çak iş­çi­ler, kâh ül­ke­sin­de­ki şid­det­ten ka­çan mül­te­ci­ler, kâh baş­ta uyuş­tu­ru­cu ve si­lah ol­mak üze­re ya­sa­dı­şı mal ka­çak­çı­ları, kâh is­yan­cı güç­ler ve­ya te­rö­rist­ler (ta­bii ki çoğunlukla Müs­lü­man!). Kı­sa­ca du­var­la­rın ba­ha­ne­si, mil­li gü­ven­li­ğe yö­ne­lik dış ve­ya iç teh­dit­ler.

Şe­hir­le­ri ve ül­ke­le­ri çev­re­le­yen sa­vun­ma amaç­lı du­var­lar ve sur­lar, ta­rih bo­yun­ca dı­şa­rı­dan ge­le­bi­le­cek is­ti­la­la­ra kar­şı önem­li bi­rer gü­ven­lik ara­cı ola­rak iş­lev gör­dü. Bun­lar­dan en meş­hur­la­rı hiç şüp­he­siz, Ro­ma İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nu her tür­lü “bar­bar” sal­dı­rı­sın­dan ko­ru­ma ama­cıy­la M.S. 2. asır­da örü­len Had­ri­an Du­va­rı ile M.Ö. 4. asır­dan iti­ba­ren ku­zey­den ge­le­bi­le­cek is­ti­la­la­ra kar­şı in­şa edi­len ve yak­la­şık 6.500 km’ye ula­şan Çin Sed­di/Sed­le­riidi. Uçak­la­rın ve fü­ze­le­rin sa­vaş tek­no­lo­ji­si­nin as­li bi­rer un­su­ru ha­li­ne gel­di­ği mo­dern dö­nem­de du­var­lar, ya­ban­cı or­du­la­rın is­ti­la­la­rı­nı ön­le­ye­me­se de gü­ven­lik ara­cı ol­ma­yı sür­dür­dü­ler. So­ğuk Sa­vaş dö­ne­min­de 1953’te iki Ko­re ara­sı­na, 1961’de ise Ber­lin’e in­şa edi­len du­var­lar, ko­mü­nist dün­ya­dan ka­pi­ta­list dün­ya­ya ka­çı­şı en­gel­le­me amaç­lıy­dı. Ku­zey İr­lan­da’da 1970’te in­şa­sı­na baş­la­nan ve uza­dık­ça uza­yan “Ba­rış Hat­tı” ise ar­tan te­rör olay­la­rı­na kar­şı Ka­to­lik ve Pro­tes­tan ma­hal­le­ler ara­sın­da yük­se­li­yor­du. 90’lı yıl­lar­dan iti­ba­ren iv­me ka­za­nan kü­re­sel­leş­me­den, ma­dun­la­rın da ni­met­len­me­ye baş­la­ma­sıy­la ve ar­dın­dan 2001’de­ki 11 Ey­lül sal­dı­rı­sıy­la bir­lik­te de­ği­şen teh­dit al­gı­la­ma­la­rı­na pa­ra­lel ola­rak du­var­lar da fark­lı iş­lev­ler­le ye­ni­den vü­cut bul­du.

Gö­çe, ka­çak­çı­lı­ğa, te­rö­re, iç ça­tış­ma­la­ra ve sı­nır an­laş­maz­lık­la­rı­na kar­şı baş­la­yan bu son du­var in­şa­sı fur­ya­sın­da hiç kuş­ku­suz İs­ra­il’in 1994-96 ara­sın­da Gaz­ze’yi, 2002’den iti­ba­ren de Ba­tı Şe­ri­a’yı çev­re­le­di­ği tar­tış­ma­lı utanç du­var­la­rı ön­cü ve mo­del ol­du. Baş­lan­gıç­ta bü­yük tep­ki­ler al­sa da, biz­zat ABD iş­ga­liy­le te­rö­ri­ze edi­len ve Sün­ni-Şii ku­tup­laş­ma­sı­na sü­rük­le­nen Or­ta­do­ğu coğ­raf­ya­sın­da önem­li bir gü­ven­lik ara­cı ha­li­ne gel­di. Ka­çak göç­men­le­rin göz­de­si ül­ke­ler de eko­no­mik kay­gı­lar­la bu ker­va­na ka­tıl­dı.

Bu­gün ABD Mek­si­ka sı­nı­rı­nın ya­nı sı­ra Bağ­dat’ın Sün­ni ve Şii ma­hal­le­le­ri ara­sın­da, Suu­di Ara­bis­tan Irak ve Ye­men sı­nı­rın­da, İran Ku­zey Irak ve Pa­kis­tan sı­nı­rın­da, Hin­dis­tan Pa­kis­tan ile pay­laş­tı­ğı Keş­mir sı­nı­rı­nın ya­nı sı­ra Bang­la­deş ve Bur­ma sı­nı­rın­da, Öz­be­kis­tan Kır­gı­zis­tan ve Af­ga­nis­tan sı­nı­rın­da, BA­E Um­man sı­nı­rın­da, Fas Ce­za­yir sı­nı­rın­da, Bots­wa­na ise Zim­bab­ve sı­nı­rın­da yüz­ler­ce, hat­ta bin­ler­ce ki­lo­met­re du­var ör­dü/örü­yor. Ku­veyt, Irak sı­nı­rın­da 1991’de BM ta­ra­fın­dan örü­len du­va­rı da­ha da tah­kim edi­yor. AB, Fas’ta­ki İs­pan­yol şe­hir­le­ri Sep­te ve Me­lil­la’nın ar­dın­dan ye­ni du­var pro­je­le­ri­ne de ma­li des­tek ver­me­ye ha­zır­la­nı­yor. Tür­ki­ye’nin Ku­zey Irak, Rus­ya’nın Çe­çe­nis­tan, Pa­kis­tan’ın Af­ga­nis­tan, Tay­land’ın Ma­lez­ya, Bre­zil­ya’nın Pa­ra­gu­ay, İs­ra­il’in Lüb­nan ve Su­ri­ye sı­nı­rı­na ye­ni du­var pro­je­le­ri de gün­dem­de.

Ta­bii bü­tün bu du­var­lar bir­bi­ri­nin kop­ya­sı de­ğil; coğ­ra­fi şart­la­ra ve in­şa ede­nin mad­di du­ru­mu­na gö­re de­ği­şi­yor. Yük­sek be­ton du­var­lar ve­ya elek­trik­li çit­le­rin ya­nın­da de­rin hen­dek­ler, ge­niş gi­ri­şi ya­sak böl­ge­ler, ma­yın­lar, gö­zet­le­me ku­le­le­ri, ka­me­ra­lar, as­ke­rî dev­ri­ye­ler ve ile­ri tek­no­lo­ji mah­su­lü di­ğer sis­tem­ler de boy gös­te­re­bi­li­yor. Bu­gü­ne ka­dar bu du­var­la­ra yak­la­şan ve­ya aş­ma­ya ça­lı­şan bin­ler­ce ki­şi­nin öl­dü­rül­dü­ğü­nü de be­lirt­mek ge­re­kir.

Prob­lem­le­re ka­lı­cı ve ye­rin­de çö­züm­ler bul­mak ye­ri­ne da­ha ko­lay ola­nı, ya­ni on­la­rı öte­le­me­yi ve gü­nü kur­tar­ma­yı sağ­la­yan du­var­lar, he­nüz ye­ni ye­ni ta­mam­lan­dık­la­rı ve­ya in­şa­la­rı de­vam et­ti­ği için sah­te bir gü­ven­lik duy­gu­su uyan­dı­rı­yor. An­cak mo­dern du­var­la­rın, ka­dim dö­nem­de­ki ben­zer­le­ri­nin akı­be­ti­ni pay­la­şa­ca­ğı aşi­kâr. Zi­ra o aşı­la­maz zan­ne­di­len du­var­lar da gün gel­miş ya çev­re­sin­den do­la­nan ya da za­yıf nok­ta­la­rı bu­lan is­ti­la­cı­lar ta­ra­fın­dan ge­çil­miş­ti; tıp­kı ba­rış sü­re­cin­de te­rö­rist sız­ma­la­rı­na kar­şı Gaz­ze çev­re­sin­de in­şa edi­len ve el-Ak­sa İn­ti­fa­da­sı’nın ar­dın­dan da­ha da tah­kim edi­len du­var­la­rın, bu­gün Kas­sam fü­ze­le­ri, ha­van top­la­rı, ye­ral­tı tü­nel­le­ri gi­bi ge­liş­ti­ri­len fark­lı tak­tik­ler­le aşıl­ma­sı gi­bi. Ko­ru­mak­tan zi­ya­de ayı­ran, tec­rit eden bu du­var­lar, ge­liş­ti­ri­le­cek ye­ni yön­tem ve ro­ta­lar­la an­lam ve iş­lev­le­ri­ni kay­bet­me­ye mah­kum ol­sa­lar da, sı­nı­ra ya­kın böl­ge­ler­de ya­şa­yan si­vil­le­rin ha­yat­la­rı­nı zor­laş­tı­ra­cak­la­rı, ye­rel eko­no­mi­le­ri al­tüst ede­cek­le­ri, kar­deş halk­la­rı ve ai­le­le­ri da­ha da par­ça­la­ya­cak­la­rı ve ye­ni mağ­du­ri­yet­le­re yol aça­cak­la­rı aşi­kâr. Özel­lik­le Bağ­dat gi­bi fark­lı­lık­la­rın bir ara­da ya­şan­dı­ğı şe­hir­ler­de örü­len ha­pis­ha­ne ta­dın­da­ki du­var­lar, za­ten iş­gal al­tın­da zor­la­şan gün­lük ha­ya­tı da­ha da çe­kil­mez kı­la­rak mez­hep­ler ara­sın­da­ki uz­laş­ma ümit­le­ri­ni büs­bü­tün kı­ra­cak gi­bi gö­rü­nü­yor.

Salt gü­ven­lik kay­gı­sıy­la in­şa edi­len an­cak ne in­sa­ni ne ah­la­ki ne de hu­ku­ki açı­dan sa­vu­nu­la­bi­lir her­han­gi yö­nü bu­lun­ma­yan bu du­var­la­rın olum­suz so­nuç­la­rı önü­müz­de­ki se­ne­ler­de da­ha net or­ta­ya çı­ka­cak­tır kuş­ku­suz. Şa­şır­tı­cı olan ise, İs­ra­il’in gü­ven­lik ge­rek­çe­siy­le Ba­tı Şe­ri­a’ya ör­mek­te ol­du­ğu du­var­la­ra sert tep­ki gös­te­ren özel­lik­le Suu­di Ara­bis­tan, İran gi­bi ül­ke­le­rin bu­gün ay­nı yol­dan git­me­le­ri. Ta­bii bu du­var­lar ara­sın­da önem­li bir fark var: Di­ğer ül­ke­ler du­var­la­rı mev­cut sı­nır­lar­dan ge­çi­rir­ken; İs­ra­il Ya­hu­di yer­le­şim­ler, ve­rim­li ara­zi­ler, su kay­nak­la­rı ve stra­te­jik nok­ta­lar üze­rin­de­ki hâ­ki­mi­ye­ti­ni sağ­lam­laş­tı­ra­cak ve fii­lî sı­nır­la­rı çi­ze­cek şe­kil­de ço­ğu yer­de ateş­kes hat­tın­dan 200 m ila 20 km Fi­lis­tin top­rak­la­rı içe­ri­si­ne gi­re­rek du­var­la­rı örü­yor. Bu önem­li far­ka rağ­men, ha­li­ha­zır­da ken­di­si gi­bi Müs­lü­man olan kom­şu ül­ke sı­nı­rı­na du­var ören dev­let­le­rin, bun­dan böy­le İs­ra­il’in in­şa et­ti­ği du­var­la­ra iti­raz hak­kı kal­mı­yor. Zi­ra gü­ven­lik için du­var in­şa­sı­nın “meş­ru” bir ge­rek­çe ol­du­ğu­nu ar­tık ken­di­le­ri de ka­bul edi­yor­lar.

Geç­ti­ği­miz ay­lar­da Tür­ki­ye’nin de Irak sı­nı­rı­na du­var in­şa ede­ce­ği iddiası ba­sın­da yer al­dı. Uzun­lu­ğu 473 km ol­ma­sı plan­la­nan du­var­lar, coğ­ra­fi şart­la­ra gö­re ki­mi yer­de be­ton ki­mi yer­de elek­tro­nik ve ter­mal ola­cak, ka­me­ra­lar­la da des­tek­le­ne­cek­miş. “PKK’ya kar­şı mü­ca­de­le” ge­rek­çe­siy­le meş­ru­laş­tı­rıl­ma­ya ça­lı­şı­lan bu pla­nın ha­ya­ta geç­me­si du­rumun­da, Ku­zey Irak ile ara­mız­da­ki mev­cut gö­rün­mez du­var­lar bu kez gö­rü­nür kı­lı­na­cak. Asırlarca bir arada yaşayan halkları duvarlarla ayırmak, ancak tarihî derinlikten yoksun bir zihniyetin ürünü olabilir.