Azez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Azez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2024 Pazar

M.MAHLUL: “KUZEY SURİYE’DE ANNE VE ÇOCUKLARIN %5-6’SI YETERSİZ BESLENME NEDENİYLE TAKİBİMİZ ALTINDA”


“KUZEY SURİYE’DE ANNE VE ÇOCUKLARIN %5-6’SI YETERSİZ BESLENME NEDENİYLE TAKİBİMİZ ALTINDA”

Dr. Mustafa Mahlul (Çocuk doktoru ve Halep’in kuzey kırsalında tıbbi projeler koordinatörü)

Azez/Suriye, 29.2.2024

NOT: Blogda yer alan 900 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Suriye’nin kuzeyinde sağlık şartları ve tıbbi imkanlar ne durumda?

Suriye’nin genelinde, özellikle de kuzeyde gerek toplumsal şartlar gerekse tıbbi imkanlar vasatın altında. 12 yıldır devam eden savaş şartları, sınır kapılarının kapanması, yolların kesilmesi, defalarca yerinden olma ve özellikle Türkiye’nin güneyi ile Suriye’nin kuzeyini yıkıp her iki tarafta da çok fazla ölüme yol açan 6 Şubat depremleri gibi felaketler genel sağlık şartlarını kötüleştirdi. Tıbbi kadronun önemli bir kısmı ya yurtdışına göç etti ya hapishanelerde kaybedildi ya da bombardımanlarda hayatını kaybetti. Nitelikli eğitim kurumlarının yokluğu yüzünden uzun süredir yeterli miktarda yeni kadrolar da yetiştirilebilmiş değil. Toplumun önemli bir kısmının iktisadi seviyesinin gerilemesi, temel sağlık hizmetlerine periyodik erişimlerini azalttı. Eskiden sağlık masraflarını kendisi ödeyerek doktora giden hastalar, artık bunu yapamıyor, ücretsiz sağlık merkezlerine başvurmak zorunda kalıyor ki bu merkezler zaten yetersiz.

Mevcut sağlık merkezlerinin sayısı, kuzeydeki kalabalık nüfusun tedavi ihtiyacını karşılayamıyor. Tıbbi projelerin çoğu on küsur yıl evvel STK’larca başlatıldı ve bunların çoğu, stratejik değil, yerel ihtiyaçlara cevap veren projelerdi. Yani stratejik düşünce, uzun vadeli planlama ya da sürdürülebilirlik içermiyor, sadece paraya bağlı yürüyordu. Bağış yapıldıkça yürüyor, kesildiğinde proje de, sunulan sağlık hizmeti de duruyordu. Tabii ki bazı gönüllü hizmetler mevcut. Ancak sağlık hizmeti verenler bu işi sürekli gönüllü yapamazlar. İhtiyaçlar çok büyük olduğundan buna -kendi maddi imkanlarıyla- yetişebilmeleri mümkün değil. Geçmişte Şam Kırsalı’nda, Humus’ta ve Deraa’da görev yapmış tıbbi kadroların büyük bir kısmı Suriye’nin kuzeyine göç ederken kendileri de her şeylerini geride bırakıp birer muhacire dönüştüler. Bazıları ise Suriye’yi tamamen terk ederek Türkiye’ye veya Avrupa’ya yerleştiler.

Hastaların en temel ihtiyaçları neler?

Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlanması en temel ihtiyaç. Yani sağlık durumlarına bakılmaksızın tüm hastalara eşit olarak sağlanması gereken bakım hizmetini kastediyorum. İkincisi, belli alanlarda uzmanlaşmış bakım hizmetleri ihtiyacı var. Bunun için özel bakım merkezleri gerekiyor; kalp cerrahisi merkezi, bulaşıcı hastalıkların tedavisi için merkezler, cilt hastalıkları, kronik hastalıklar, hamile kadınların ve yeni doğanların bakımı için gelişmiş doğum merkezleri gibi. Bölgemizde bu hastalara ileri tedavi imkânı bulunmadığından Türkiye’ye gitmek zorunda kalıyorlar. Mesela kanser hastalarının çoğu periyodik ilaç alımı ve tedavi için artık Türkiye’ye yönlendiriliyor. Burada tedavi edilmeye çalışılanlar az da olsa var; ama düzenli ilaç alamadıklarından sonuç Türkiye’deki gibi olmuyor. Burada teşhisi, takibi, hatta tedavisi dahi mümkün olmayan bazı hastalıklar var. Mesela bazı genetik ve metabolik hastalıklar. Bunlar da Türkiye’ye sevk ediliyor. Ama sevk mekanizması ve Türkiye içindeki merkezlerin yoğunluğu nedeniyle bu sürecin tamamlanması sıkıntı olabiliyor; bazılarının hastalıkları ilerliyor, hatta Türkiye’ye gidemeden ölebiliyor.

En yaygın hastalıklar neler?

Hastaları yaş gruplarına göre sınıflandırabiliriz. Yaşlılarda yüksek tansiyon ve diyabet, kalp hastalıkları, astım ve pulmoner amfizem gibi solunum yolu hastalıkları var. Bunlar kronik hastalıklar olup hastaların sürekli pahalı ilaçlara ve entegre bir tedavi programına ihtiyacı oluyor. Bir de dönemsel hastalıklar veya salgınlar var. Dört yıl önceki koronavirüs pandemisini hatırlarsınız. Elimizdeki imkanlar dahilinde pandemiyle baş etmeye çalıştık; ama mevcut sağlık sektörü bu kadar ağır bir yükü kaldıramadı. Büyük ülkeler bile pandemide acziyete düşmüşken altyapının yetersiz olduğu bölgemizde biz nasıl baş edelim? Gerekli altyapımız, yani yoğun bakım ünitelerimiz olmadığından hayatını kaybeden koronavirüs hastalarımız oldu. Yine kalp yetmezliği çeken hastaları tedavi için de ücretsiz merkezler yok. Bir de büyük ameliyatlar olması gerekenler var; ama kuzeydeki cerrah kadrosu özellikle beyin, kalp-damar ve çocuk cerrahisi gibi belirli ihtisas dallarında yetersiz. Çocuk cerrahı sayısı sadece iki-üç tane ki bu en önemli eksiklik. Bu da sağlık sektörü üzerinde ciddi bir yük.

Yetersiz beslenme konusunda uzman doktor olduğunuzu öğrendim. Bu meseleyi de sizden dinlemek isterim.

Çocuk doktoru olarak 2016’dan itibaren yetersiz beslenenleri tedaviye odaklandım. Tabii ki bu, savaştan sonra gelişen yeni bir alan. Gıda güvenliğindeki düşüş, bütün toplum kesimlerinin sosyoekonomik ve sağlık şartlarındaki gerileme, bombardıman ve yerinden olma gibi ani faktörler, gelişmiş sağlık merkezlerinin bulunmaması ile birleşince böyle bir mesele ortaya çıktı. Mevcut şartlar altında çocuklar da, hamile ve emziren anneler de yeterli bakımı alamıyor. Yetersiz beslenme, beş yaş altındaki çocukları ve altı aya kadar hamile ve emziren kadınları ilgilendiriyor. Bu konuda Azez’de çeşitli STK’larla birlikte çalışıyorum. Hızlı müdahale ekipleri diye anılan mobil ekiplerimizle yetersiz beslenenlere evlerinde ulaşmaya odaklanıyoruz.

Mesela çalıştığım bölgedeki kamp sayısı yaklaşık 40 olup her kamp 1000 ile 5000 arasında bir nüfusu barındırıyor, yani 200 ila 800 kadar aile. Bu kamplarda kadınların ve çocukların oranı %50’den fazla. Hamile veya emziren oranı kadınların %10’unu aşıyor. Bizim hedef kitlemiz olan beş yaş altı çocuklar da bütün çocukların %25’i.

Yetersiz beslenmenin de orta ve şiddetli dereceleri var. En önemlisi şiddetli yetersiz beslenme olup bu hastalara tedavi edici ilaçlar ve maddeler, orta derecede yetersiz beslenenlere ise takviye gıdalar veriyoruz. Bu hastaları şifa bulana kadar takip ediyoruz. Ayrıca toplumsal davranış, genel hijyen, doğru beslenme alışkanlığı ve beslenme çeşitliliği konusunda bilinçlendirerek toplumsal farkındalığı sağlamaya çalışıyoruz ki sadece hasta değil, bütün aile ve hatta toplum tedavinin bir parçası olabilsin.

Yetersiz beslenme zihinsel, fizyolojik ve psikolojik olarak ne gibi sorunlara yol açar?

 

En önemli yönü, vücudun gücü ve hastalıklara karşı bağışıklığıdır. İyi beslenen bünyeler hastalıklara çok daha iyi karşı koyar ve daha az hastalanır. Yetersiz beslenen vücudun ise bağışıklığı düşer, daha fazla hastalığa yakalanır ve üretkenliği azalır. Bu yüzden çocuk okulda veya iş hayatında kaybolur gider. Evinde veya evi dışında görevlerini yerine getiremeyebilir. Yakalanacağı akut veya kronik hastalıkların oranı artar ki bu da tedavi masrafını artırır. Biz yetersiz beslenmeyi tedavi ederek veya baştan keşfedip tedbirini alarak müstakbel hastalıkların ortaya çıkma oranını azaltıyoruz.

Yetersiz beslenmenin ana etkisi kilo kaybıdır ki bu da çocuğun bedeninde ihtiyaç duyduğu temel elementlerin eksikliği demektir. Yani makro besinler dediğimiz proteinler, şekerler ve yağların ve mikro besinler olan mineraller, tuzlar ve vitaminlerin eksikliği... Bunlar çocukların gelişimini doğrudan etkiler. Yetersiz beslenen çocukların zihinsel melekeleri ve psikolojik gelişimleri eksik kalır. Bu yüzden daha hamileliğin başında besin takviyeleri, demir hapları, vitaminler veriyoruz ki fetüste deformasyonlar veya erken doğum veya düşük riski ve doğumdan önce veya sonra çeşitli hastalıklar olmasın. Anne iyi beslenebilmeli ki bebek bedensel olarak sağlıklı doğsun ve doğumdan sonra bebeğini doyurabilsin. Yani hamile ve emziren anneleri takip etmek yetersiz beslenmeyi tedavide en önemli adımdır. Çocuklara gelirsek onların zihinsel ve bedensel gelişiminin gerçekleştiği ilk üç yıl en kritik aşamadır. Bu aşamada yetersiz beslenen çocuk bir ömür bunun neticelerini çeker. Gelişim eksikliği, yaralanma, sakatlık ve bazı kronik hastalıklara duçar olur.

Yani bu çocuklar büyüdüğünde vücutlarını şifaya kavuşturmak mümkün olmaz diyebilir miyiz?

Yetersiz beslenmenin bazı sonuçlarını ilk beş yılda tedavi etmek mümkün, ama bazılarını değil. Bazı değişiklikler geriye döndürülemez. Bedensel bozuklukları düzeltmek pek mümkün değil veya mümkün olsa da birçok ameliyat gerektirdiği için çok pahalı.

Bedensel bozukluklar dediniz. Mesela neler?

Fetüslerde veya doğumdan sonra bebeklerde gördüğümüz en önemli deformiteler nörolojik deformitelerdir. Mesela hamilelikte fetüsün sinir sisteminin gelişmemesi çocukları olumsuz etkileyebilir. Serebral atrofi [nöron adı verilen beyin hücrelerinin kaybı ve bu duruma bağlı küçülmesidir], bazı motor fonksiyonlarının gelişememesi, motor yaralanmaları gibi. Ayrıca kalpte çeşitli bozukluklara ve hastalıklara yol açabilir. Keza doğum sırasında bulaşıcı hastalıkları tetikleyebilir.

Suriye’nin kuzeyinde yetersiz beslenme yaygın mı?

Kuzey Suriye’de yetersiz beslenme programına dahil edilenler, toplam anne ve çocukların yaklaşık %5-6’sı. Bu oran yüksek tabii. Düşürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Yetersiz beslenme kaynaklı hastalıkların görülme sıklığı da biraz yüksek.

Peki, yetersiz beslenme yüzünden ölümler oluyor mu?

Yetersiz beslenmenin tetiklediği hastalıklar uzun vadede, yavaş yavaş belirir ve sonunda ölüme yol açabilir. Ölümler çok yüksek değil ama yine de alarm zilleri çalıyor. Çünkü ölümle neticelenmese bile engellilik, üretkenliğin azalması, hastalıkların artışı gibi kötü hayat kalitesine yol açıyor. Bu arada yetersiz besleneni iyileştirme adımları, eğer ciddi hastalıkları yoksa, bir-iki günde hızla sonuç veriyor. Asıl problem, kuzeyde genel olarak fiziki ve sıhhi şartların kötü olması hastalığı keşfetmeyi zorlaştırıyor ve geciktiriyor, bu da tedaviyi zorlaştırıyor.

Yetersiz beslenen hastalarınız ne düşünüyor, ne hissediyor?

Yetersiz beslenmeyle birlikte genel sağlıkları da bozulduğu için kendilerini yorgun ve bitkin hissediyorlar. Bazılarında depresyon ve tembellik belirtileri oluyor. Çalışamayacaklarına, okula gidemeyeceklerine inanıyorlar. Tedaviye başladığımızda kendilerini daha iyi hissettikçe ruh halleri de iyileşiyor. Bazıları hemen işe gidebilir veya işlerine devam edebilir hale geliyor. Sayıları az bir kısmın ise hastanelerde uzun süre tedavi edilmesi gerekiyor.

İntihar vakaları yaygın mı?

Ruh sağlığı konusu toplumsal boyutla alakalı. Göç, evsiz kalma, işsizlik ve iktisadi şartlar bunda etkili. Genellikle gençler ve ergenlik çağındakiler intiharı düşünüyor veya tevessül ediyor. Özellikle eğitimdeki başarısızlık ruh sağlığını etkiliyor. Depresyonla ilgili danışacağı yetkin kimseye erişememe problemi var. Toplumsal hayatın tabiatı ve muhafazakâr ortam psikologlardan veya psikolojik danışmanlardan destek almayı azaltıyor.

Savaş ve göç kadınların hayatını nasıl etkiledi?

Kadınlar iki tür baskıya maruz kalıyor: Geçmişten beri kadın üzerinde zaten bir toplumsal baskı vardı ve bu devam ediyor. Buna bir de bu bölgede yaşayan kadın-erkek, büyük-küçük herkesin maruz kaldığı baskılar eklendi; yani güvenlik baskısı, ekonomik baskılar, göç ve yersiz yurtsuz kalmanın yol açtığı baskı. Erkekler güvenlik ve ekonomik bakımdan baskıya maruz kalırken kadınlar bunlara ilaveten toplumsal baskı yaşıyorlar.

Devrimin başından itibaren birçok kadın sivil toplum hareketlerine katıldılar ve STK'larda etkin roller oynadılar.  Artık birçok STK’nın kadrolarında ve yönetiminde kadınlar var. Projelerin yürütülmesinde, kontrolünde ve değerlendirilmesinde rol alıyorlar. Birçok kadın doktor, eczacı ve sağlık çalışanı var. Toplumumuz muhafazakâr olduğundan evlere hizmet götüren mobil ekiplerimiz hep kadın. Beslenme ve sosyal hizmet uzmanları veya toplum sağlığı çalışanları genellikle kadın olup ailelere hayatla ilgili konularda, şahsi temizlik, kadınların desteklenmesi, tacizin ve sömürünün önlenmesi konularında bilinçlendirici faaliyet yürütüyorlar. Ev ev gezip ailelerle daha iyi iletişim kurabilen ve mesajı daha insani şekilde iletebilenler hep kadınlar.

Öte yandan bütün savaş bölgelerinde kadınların üstünde ilave baskılar söz konusudur. Çünkü daha savunmasız ve mazlum taraftır… STK’ların çoğu, çalışan kadınların şartlarını dikkate almıyor. Kadınları desteklemeye odaklı projeler anneleri içermiyor. Çalışan kadın destekleniyor, ama çalışan anne destek görmüyor. Doğum izninin süresi en fazla üç-dört ay. Çocuklar için kreş veya bakıcı yok. Bu yüzden ya işi bırakmak ya da çocuğu için bakıcı bulmak veya kendilerinden uzak bir yere vermek zorunda kalıyorlar.  Bu da hem iş hem anne hem de çocuk açısından olumsuz.

Peki, savaş ve göç yüzünden çocukların hayatı nasıl değişti?

Çocukların çoğu savaş ve göç sırasında doğdu. Benim de bütün çocuklarım göç ettiğimiz yerlerde dünyaya geldi. Bu çocuklar memleketlerine dair hiçbir şey bilmiyor, geçmişe dair hatıraları yok. Dünyada bir çocuğun yaşayabileceği en büyük psikolojik travmaya belki de bizim çocuklarımız maruz kalıyor. Bir garip, bir yabancı olarak yetişiyorlar. Kuzeyde istikrarlı bir sosyal ortam ve kurumlar yok. Bazı çocuklar, kurtarılmış bölgelerin tüm sakinleri gibi, defalarca bombardımana ve yerinden edilmeye maruz kaldı ve bu da çocukların dayanamayacağı ve anlamlandıramayacağı bir psikolojik şiddet. Ebeveynler olarak çocuklarımızın psikolojik sağlığını koruma, onlara psikolojik destek sağlama konusunda hakikaten büyük sıkıntı çekiyoruz. Yaşadığımız şartlar gereği zaten hepimiz baskı altındayız. Öyle ki savaş yüzünden yerinden olmamışlar da bu duyguyu geçen sene deprem sırasında tattılar.

Çocukların birçoğu kötü muameleye ve zorlu psikolojik koşullara maruzlar. Maalesef ki çocuklarda psikolojik farklılık yaratabilecek yeterli sayıda ehil kadro ve projeler yok. Yük hep aileler üzerinde. Ayrıca dünyadaki tüm akranları gibi bizim çocuklarımız da “elektronik vahşet”e maruz kalıyor. Yani saatlerce cep telefonunun, ekranın veya internetin karşısında oturuyorlar. Bu da daha evvel bilmediğimiz bir hastalık kategorisi ortaya çıkmaya başladı: sosyal davranışlarla bağlantılı hastalıklar; saldırganlık, yatak ıslatma, otizm, konuşma ve öğrenme güçlüğü vakalarında artış vs. Bunlar sadece bizde artış göstermiyor, aynı gidişat dünyada da mevcut. Ancak şartlarımız gereği biz de daha fazla yayılıyor. Birçok insanın yaşadığı yerin yakınında park, bahçe ve oyun alanı olmadığından çocuklar evlerinde yaşamaya mahkûmlar. Bu da elektronik oyunlara ve internete dalmalarına yol açıyor.

10 sene sonra nasıl bir Suriye öngörüyorsunuz?

12 sene geçti ama hâlâ olumlu yönde herhangi bir değişim, bir ilerleme yok; Suriyeliler olarak hâlâ hayatta kalmaya çabalıyor, mücadele ediyoruz ve görünen o ki bir 10 yıl, belki 20 yıl daha böyle sürüp gidecek. Yükümüz çok ağır. Büyük bir ortak çabaya, bir stratejiye ihtiyacımız var. Hem yerel hem de uluslararası düzeyde toplumsal işbirliği gerekli. Uzun vadeli stratejik planlar geliştirmek lazım; eğitim, sağlık, psikolojik destek bizim için çok önemli konular ve maalesef bu alanlar hâlâ zayıf. Allah korusun, eğer yerinden olma, bölgelerin paylaşımı ve bölgeler arası ulaşım zorlukları böyle devam ederse, bu pek de hayra alamet olmaz. Yine de denemeye, umut etmeye devam edeceğiz. Bir şekilde hayatta kalacağız.

 

 


20 Şubat 2024 Salı

ÜÇ DOKTORUN DİLİNDEN SURİYE’NİN KUZEYİNDEKİ SAĞLIK ŞARTLARI


ÜÇ DOKTORUN DİLİNDEN SURİYE’NİN KUZEYİNDEKİ SAĞLIK ŞARTLARI

Azez/Suriye, 11.2.2024

 

11 Şubat Pazar günü (Pazar haftanın ilk iş günüdür) Suriye’nin Azez ilçesindeki Kifaf Kliniği’ni ziyaret edip üç branştan -fizik tedavi, çocuk ve dahiliye bölümünden- doktorlarla röportaj yaptım. Çevredeki dört-beş kamptan hastalar buraya geliyormuş. Küçük bir klinik olduğu halde her gün ortalama 150 hasta müracaat ediyormuş. Uzman doktorların bir kısmı Türkiye’de yaşıyor ve Suriye’ye çalışmak için gidip geliyormuş, daha genç doktorlar ise Azez’de yaşıyormuş. Buyurunuz uzman doktorlarla yaptığım röportajları okumaya…

 

15 yıldır fizik tedavi doktoru olan bir hanım:

“Modern fizik tedavi cihazlarımız olmadığından tedaviye gelenlerin sağlık durumlarında hiçbir ilerleme sağlayamıyoruz”

“Bu kız çocuğu İsra, yetersiz beslenme yüzünden yürüyemiyor”


Fizik tedaviye gelen bu çocukların hastalıkları neler?

Bu çocuk Musa, doğuştan şekil bozukluğu var, sırtında bir kitleyle doğmuş; kitle alındıktan sonra iki bacağına da felç inmiş. Bu çocuk ise otizmli, serebral palsi hastası; doğum esnasında beynine yeterince oksijen gitmemiş. Bu da geçirdiği trafik kazasında beyni hasar almış bir çocuk. Bakın bu gördüğünüz kız çocuğu İsra da (aşağıda resimdeki) yetersiz beslenme yüzünden yürüyemiyor.

Savaşta sakatlananlar da vardır…

Evet, hem de çok. En yaygın görülen vakalar omurilik zedelenmesi, uzuv kaybı ve sinir sisteminin tamamıyla zarar görmesi.

Kampta çadırlarda yaşayan hastalarla normal evde yaşayanlar arasında fark var mı?

Var tabii. Hava durumu, özellikle soğuk havalar hastaları çok etkiliyor. Kamplarda yollar yürümeye uygun olmadığından çocuklarda yürüme gecikmesi ve yürüme zorlukları var. Yine kamplarda fakirlik çok yaygın. Ulaşım problemi var. Hastalarını buraya getirecek araç sıkıntısı çekiyorlar. Kemik kırıkları olanlar, uzuvları kesilenler, şeker hastaları, omurilik yaralanmaları vb. var. Ayrıca yetersiz beslenme de kas ve sinir sistemini çökertiyor, beyin hücrelerini de öldürüyor. Böyle çok vaka var. Kamplarda yetersiz ve kötü beslenme, suların kirliliği, kimyasal maddeler yüzünden oluşan çevre kirliliği hep beyin hücrelerine hasar veriyor. Kandaki protein trombositleri zarar görüyor.

Psikolojik rahatsızlıklar da bu tür hastalıklara yol açıyor mu?

Evet. Şu an gördüğün, -yetişkin veya çocuk- fizik tedaviye gelmiş hastaların hepsinin psikolojik rahatsızlıkları da var. Şöyle düşünün: Bu insanlar savaştan evvel doğru düzgün evlerde, apartmanlarda yaşıyorlardı; bir anda kendilerini kamplarda, çadırlarda buldular. Varlıklılardı; birden beş parasız kalakaldılar. Temiz su içiyorlardı; artık kirli suya mahkumlar. Her yer çok kalabalık, kamplar iç içe insan dolu. Buraya gelene kadar bombardımanlar yüzünden oradan oraya sürekli göç etmek zorunda kaldılar. Tüm bu etkenler psikolojik problemlere yol açtı. Ayrıca engellilik de insanları toplumdan uzaklaştırdı. Kıyafetsizlik ve gıdasızlık da. Mevcut şartlar yüzünden hemen herkes psikolojik desteğe muhtaç, hatta biz doktorlar bile.


Sizi en çok etkileyen hastalar hangileri?

Tabii ki çocuklar. Şu kız mesela; yiyecek yemek bulamadığı için yürüyemiyor. Bir de imkânsızlık yüzünden gerekli tedaviyi uygulayamadığımız için hasta kalanlar var. Mesela yaşlılar, mesela savaşta yaralananlar. Buna çok üzülüyoruz. Biz onların mevcut durumunu korumaya, daha fazla kötüleşmelerini engellemeye çalışıyoruz, yoksa durumlarını daha iyi hale getirebilmemiz mümkün değil. Çünkü modern fizik tedavi cihazlarımız yok. Bu gördüklerinizin hepsi el yapımı cihazlar, onlarla hastalara tedavi uygulamaya çalışıyoruz. Tabii ki elimizde modern cihazlar olmadığından bize tedaviye gelen çocukların ve büyüklerin sağlık durumlarında hiçbir ilerleme sağlayamıyoruz.

Savaştan evvel ve sonra size gelen fizik tedavi hastaları arasında ne gibi farklar var?

Eskiden vakalar hafifti ve sıradandı. Trafik kazasında, spor yaparken ya da bir yerden düşüp yaralananlar geliyordu. Eklem rahatsızlıkları oluyordu. Savaştan kaynaklı yaralamalar yoktu, yetersiz beslenme ve açlık yüzünden gelen hastalar da yoktu. Çok farklıydı hastalarımız. Savaşla birlikte kurşunla veya bombayla yaralananlar, yananlar, zehirlenenler, kemikleri kırılanlar, uzuvları kopanlar veya kesilenler yoğunlaştı. Felç vakaları çok arttı.  Keza panik, fakirlik ve kahırdan yüksek tansiyon ve kısmi felç de çok. Yani savaş öncesi ile sonrası arasında çok bariz bir fark var. Artık savaş nedeniyle gelen vakalar, diğer normal yaralanmalardan çok daha fazla. 


25 senedir çocuk doktoru olan Halid bey:

“Savaş nesli çocuklarının peşini hastalıklar hiç bırakmayacak”

“Kamplarda yaşayanların ömürleri 50-55 seneye düştü”

 

Savaştan evvel Suriye’de sağlık şartları nasıldı? Neler değişti?

Savaştan evvel Suriye’de sağlık durumu stabildi, hastanelerde hizmet iyiydi, doktorların sayısı fazlaydı. Savaşla birlikte hem ülke içinde hem de ülke dışına 6-7’şer milyonluk bir göç yaşandı. Suriye’nin doktorları ve diğer sağlık çalışanları Türkiye’ye ve Avrupa’ya göç etti. Bu da içeride tıbbi kadrolarda büyük bir açığa yol açtı. Diğer yandan savaş kaynaklı rahatsızlıklar çok fazla. Bir milyonu aşkın insan hastalandı, yaralandı veya engelli kaldı. Bu da bölgede sağlık alanında ciddi bir yük demek.

Çocuk hastalıklarında ne gibi değişiklikler oldu?

Hastalıklar çok arttı. Savaştan evvel ülkede gıda güvenliği vardı, yetersiz beslenme diye bir şey yoktu. Şu an en büyük problemlerimizden biri bu. Kampların kötü hali, insanların maddi sıkıntıları ve fakirliği, kaynakların yetersizliği yüzünden çocuklarda kötü beslenme ileri derecede. Bazı hastalıkların sebebi de ailelerin cahilliği veya yaşadıkları yerin sağlık merkezlerine uzaklığı yüzünden çocuklarına doğru düzgün aşı yaptırmamaları. Yine kamplarda altyapısızlık ve hijyensizlik yüzünden ishal, dizanteri gibi bağırsak ve mide hastalıkları çok. Savaş ortamı ve sonuçları, Suriye halkının tamamı, ama özellikle çocuklar için tam bir felaket oldu.

Bu çocuklar büyüdüğünde ne olacak? Gelecekte nasıl bir Suriye toplumu bekliyorsunuz?

Biz bu çocuklar için “savaş nesli” diyoruz. Eğitim, sağlık ve psikolojik baskı bakımından eşi benzeri olmayan şartlarda büyüyorlar. Her gün bombalara, yıkıma şahit oldular. Her gün korku içindeydiler. Allah yardımcıları olsun, bunların peşini psikolojik hastalıklar ve depresyon bırakmayacak. Yetersiz beslenen çocukların gelişimi tabii ki sağlıklı büyüyenler gibi olmayacak; ileride toplumda etkin rol alamayacaklar.

Yetersiz beslenme gelecekte çocuklarda ne gibi sıkıntılara yol açacak?

Hafıza zayıflığı, zihni ve fiziksel yetersizlik, tansiyon ve şeker gibi kronik hastalıklara neden olacak. Bağışıklık sistemi zayıf kalacağından her türlü hastalığı kapmaya meyyal olacaklar.

Bu çocuklar yıllarca hep korku yaşadı. Daimi korkunun çocuklar üzerindeki etkisi ne olabilir?

Korku ve stres insanın bağışıklık sistemini çökertir. Böylece virüslere ve enfeksiyona daha kolay kapılır ve hastalık şiddetlenir. Ayrıca stres, kortizon hormonunu da yükseltir. Bu da kişinin gelecekte şeker, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ihtimalini artırır.

Suriye toplumunda erken ölümler başladı. Mesela kamplarda yaşayanların ömürleri artık 50-55 sene. Niye? Endişe, psikolojik baskı, üzerlerindeki büyük sorumluluklar, kısaca tahammülü zor hayat şartları yüzünden. Her ailede bir-iki kişi şehit verildi ve hayatta kalanların şehitlerin küçük çocuklarına bakmaları gerekiyor. Bu sorumluluklar ebeveynler ve aileler üzerindeki psikolojik baskıyı artırıyor. Bu şekilde insanların ömrü azalıyor. Bunu özellikle siyasi istikrarın olmadığı bölgelerde görüyoruz. Bombaların, topun tüfeğin arasında insanların ne bir gelecekleri ne de umutları var.  Buna bir de zorlu iktisadi şartları ve sağlık koşullarını ekleyin.

Çocukları düzgün tedavi edebilme imkânınız var mı?

Mevcut tıbbi imkanlar dahilinde elimizden geleni yapıyoruz. Kifaf Kliniği’nin varlık nedenlerinden biri, yetersiz beslenme sorunları olan veya engelli kalan insanların, ama bilhassa çocukların tedavisine odaklanmak. Hem yetersiz beslenme hem de fizik tedavi bölümümüz var. Fizik tedavi bölümündeki çocukların durumunu gördünüz zaten. Savaştan kalma engelleri, beyin felci gibi hastalıkları var.

Kuzeyde tıbbi ihtiyaçlar çok fazla. Evet, sağlık merkezleri ve hastaneler var; ama bunlar tıbbi müdahale için çok yetersiz.

Sizi en çok üzen vakalar neler?

Savaş yüzünden uzuvları kesilmiş çocuklar. Bombardımanın neden olduğu yaralanmalar sonucu vücutlarının üst ya da alt kısmında uzuvlarını kaybettiler. Çok acı veren durumlar bunlar. Bir de yetersiz beslenmeden muzdarip çocuklar. Eğer bu çocuklar yeterli beslenebiliyor olsaydı ya da en başından tedavi edebilseydik beslenme ve vitamin eksikliğinden beyinlerinde ya da karaciğerlerinde hasar meydana gelmezdi.

Savaştan önceki ve sonraki hastanelerin durumunu mukayese edebilir misiniz?

Savaştan önce hastanelerin dağılımı nüfusun dağılımıyla doğru orantılıydı ve yeterliydi. Bugüne gelince, bölgede hastaneler mevcut; ama tıbbi kadro eksiliği var. Çocuk kalp cerrahı, göğüs hastalıkları cerrahı, damar cerrahı, romatolog gibi alanlarda uzman doktor açığımız büyük. Varsa da bütün bölgede ancak tek bir tane olduğundan yetmiyor.

 


10 yıl evvel mezun olmuş dahiliye doktoru Muhammed Vahîd:

“Kuzeydeki kurtarılmış bölgede örnek teşkil edecek çok iyi bir sağlık hizmeti yok”

“Depremden sonra Türkiye’ye hasta nakli iyice zorlaştı, çok fazla hasta hayatını kaybetti.”

 

Suriye’nin kuzeyinde sağlık şartları nasıl?

Kuzeydeki kurtarılmış bölgede örnek teşkil edecek çok iyi bir sağlık hizmeti maalesef yok. Sıkıntılarımız büyük. Hele de bizim görev yerimiz gibi ilçe merkezinden uzak bölgelerde. Mobil klinik hizmeti veren bazı özel kuruluşlar var. Ama sağlık merkezlerinin sayısı ihtiyaca kıyasla az. Sağlık hizmetlerini yürütme önünde en büyük engel tıbbi personel, cihaz ve ilaç yetersizliği. İhtiyaçlarımız çok. En temel ihtiyaçlar, kronik hastalar ve çocuklar için gerekli ilaçlar. Fakirler bu ilaçları satın alamıyor.

Burada en temel sağlık problemleri neler?

Kamplarda hijyen koşullarının ve altyapının kötü olması yüzünden bulaşıcı hastalıklar var. Kolera, cilt hastalıkları, bit, uyuz, parazitler, karaciğer iltihaplanması, solunum yolu enfeksiyonları gibi. Tedavi için gerekli ilaçlara ulaşma noktasında sıkıntı çekiliyor.

Savaşla bağlantılı hastalıklar yaygın mı?

Savaşın engelli bıraktığı hastalar burada çok.

Psikolojik rahatsızlıklar iç hastalıkları tetikler. Psikolojik rahatsızlıklar yaygın mı?

Evet. İç hastalıkların yüzde 40 kadarı psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanıyor. Kalp çarpıntısı, uyku bozukluğu, depresyon şikayetleri ve özellikle gençler arasında intihar düşüncesi yaygın.

Bazı hastalıkların burada tedavi imkânı yok diye biliyorum. Bu hastalar ne yapıyor?

Kanser hastaları ve savaşta yaralanıp sinir sistemi zarar görenler sadece Türkiye’de tedavi olabiliyor. Burada tecrübeli uzman doktorlarımız olsa bile ameliyatlar için gerekli tıbbi cihaz ve ekipman yetersiz.

Bu hastaları Türkiye’ye yollamanız zor olmuyor mu?

Türkiye’ye hasta nakli ancak çok acil durumlarda yapılıyor; çünkü prosedürü zor ve belli bir kotası var.

Peki, gerekli tıbbi cihazlar ve ilaçlar olmaması yüzünden hayatını kaybeden hasta sayısı çok mu?

(Derin bir nefes alarak) Evet, maalesef çok. Depremden önce durum daha iyiydi. Depremden sonra hastaların Türkiye’ye nakli iyice zorlaştı, özellikle de kanser hastalarının. Burada çok fazla hasta hayatını kaybetti. Eğer Türkiye’ye nakledilebilselerdi veya burada daha iyi ekipman olabilseydi, bu insanların hayatı kurtulurdu.

Neden depremden sonra hasta nakli zorlaştı?

Çünkü Türkiye’deki hastaneler depremde yaralananlarla dolup taştı. Ayrıca sınıra yakın hastaneler de depremde zarar gördü.

İlaç sıkıntısından bahsetmiştiniz. Burada ilaç fiyatları nedir? Türkiye’den daha mı pahalı, daha mı ucuz?

Evet. Maddi durumu kötü olanlar, eğer hastanelerden bedava temin edemezse, parayla ilaç satın alamıyorlar. Türkiye’den gelen ilaçların fiyatları aşağı yukarı aynı. Ama buraya ilaçlar daha ziyade rejim bölgesinden geldiği için biraz daha ucuz. Ağrı kesici gibi basit ilaçlar çok ucuz. Hatta bu bölgede de bazı ilaçların üretimi var; ama ilaçların uluslararası lisansı olmadığı için güvenemiyoruz. O yüzden rejimden ya da Türkiye’den gelen ilaçları kullanıyoruz.

Rejim bölgesinden ilaçlar buraya hangi yolla geliyor?

Kaçak geliyor. Bu yüzden fiyatları rejim bölgesine kıyasla daha yüksek. Tabii artık rejim bölgesindeki ilaçlar da güvenilir değil, geçmişteki gibi bir kalite kontrolü ve sıhhi denetim yok. Vakti bitmiş ilaçların tarihini yenileyip bize satıyor da olabilirler.

Suriye’nin kuzeyinde çalışan sağlık personelinin ortalama maaşı nedir?

Doktorların maaşı, eğer haftada altı gün tam mesai çalışırlarsa, ortalama 1200-1500 dolar; hemşirelerin ise 300-500 dolar arası. Tabii ki bu, STK’ların kurduğu özel tıp merkezlerinde çalışanlar için geçerli. Türkiye’den gelip giden Suriyeli doktorlar ise 500 dolar ve hemşireler 200 dolar alıyor. Maaşlar, ya haftada altı gün ya da nöbet sistemine dayalı olarak haftada 48 saat sürekli çalışma esasına dayalı.


18 Şubat 2024 Pazar

XX: “SURİYE’NİN KUZEYİNDE HERKES PSİKOSOSYAL DESTEĞE MUHTAÇ”


“SURİYE’NİN KUZEYİNDE HERKES PSİKOSOSYAL DESTEĞE MUHTAÇ”

“SADECE KADINLAR DEĞİL, ÇOCUKLAR DA İNTİHARI DÜŞÜNÜYOR”

“GÜNLÜK YİYECEK YETERLİ EKMEK BİLE BULAMAYAN AİLELER VAR”

“YETERSİZ BESLENME YÜZÜNDEN ÇOCUKLAR ÖLÜYOR; ÖLMEYENLER DAVRANIŞSAL, BİLİŞSEL VE FİZİKSEL OLARAK GERİLİYOR”

XX (Suriyeli psikososyal destek uzmanı)

Azez/Suriye, 11.2.2024

 

Azez, 2016 sonundan beri Türkiye’nin ve muhaliflerin kontrolünde. Savaş, göç, fakirlik, işsizlik, deprem ve statü belirsizliği yaşayan bölgedeki Suriyelilerin, özellikle de hanımların problemlerini ve haletiruhiyesini öğrenebilmek için, yıllardır onlara bireysel veya toplu psikososyal destek hizmeti veren bir psikolojik danışmanla geçtiğimiz Pazar günü bir röportaj yaptım.

 

Suriye’nin kuzeyindeki halkın çoğu savaşı, göçü ve fakruzarureti yaşamış insanlar. Bütün bunlar kadınların psikolojisini nasıl etkiliyor?

Suriye’nin içinde yaşayanlar olarak hakikaten çok zor psikolojik etkilerle boğuşuyoruz. Buradaki istisnasız herkes daimi psikososyal desteğe muhtaç. Ayrıca emniyet, gıda gibi en temel ihtiyaçlar da karşılanamıyor. Yine kadınların, geçimlerini sağlayabilecek şekilde mesleki ve eğitim bakımından güçlendirilmesi gerekiyor.

Bu bölgede bir de deprem yaşandı. Özellikle depremden sonra depresyon, genelleştirilmiş anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar arttı. İnsanlar duygusal katılaşma ve hissizleşmeden muzdarip. Sürekli endişe içinde yaşıyorlar, endişeyle yatıp endişeyle kalkıyorlar. Özellikle de sahip oldukları her şeyi yitirenler. Burada öyle insanlar var ki bütün malını mülkünü, sevdiklerini, eşini, çocuğunu, resmî belgelerini, kısaca bu hayatta sahip olduğu her ne varsa hepsini yitirdi.

Bizim insanlara psikososyal destek vermemiz yetmiyor; onların psikiyatristlere ve ücretsiz ilaç veren kaynaklara da ihtiyacı var. Çünkü burada psikiyatrik ilaçlar pahalı.

Psikiyatrik ilaçların fiyatları aşağı yukarı nedir?

Değişiyor. Mesela antidepresan fiyatı anksiyete ilaçlarından farklı, antipsikotikler de farklı fiyat. Deprem felaketine maruz kalıp psikolojik rahatsızlıklar çeken çocuklar epilepsi hastası olmaya başladı. Ve epilepsi ilaçları çok pahalı, yaklaşık 20 dolar, yani 650 TL.

İnsanların psikolojik desteğin yanı sıra hayatını sürdürebilmek için iki ayağı üzerinde durabilecek şekilde iş güç sahibi olması gerekiyor. Ama bölgede insanların çalışıp para kazanabileceği fabrika, üretim tesisi vs. yok. Hayat çok zor, iş imkânı çok sınırlı. Tek bir yönetim mercii yok. İnsanlar daimi korku ve endişe içinde.

Daimi korku ve endişe hissi insanların günlük hayatını nasıl etkiliyor?

Psikolojik bozuklukların yan etkileri var. Mesela bazı kadınlar kendilerine zarar verebiliyor, intiharı düşünüyor. Çocuklarına zarar verebiliyor. Eve ekmek getirmesi için çocuklarını küçük yaşta çalışmaya yolluyor; sokakta mendil, çiçek sattırıyor. Bu yüzden çocuklar eğitimsiz kalıyor. Cehalet giderek yayılıyor, özellikle kamplarda. Burada ilim sahibi olmak bir lüks. Çünkü okul ücretleri, defter-kitap fiyatları yüksek.

İntiharı düşünen kadınların sayısı çok mu?

Evet. Şiddetli depresyondan ve zorlu hayat şartlarından kaynaklanan psikolojik rahatsızlıklar yüzünden intiharı düşünüyorlar. Sadece kadınlar değil, çocuklar da. Mesela başarısızlık korkusuyla ve üniversite masraflarını nasıl karşılayacağı endişesiyle ilaç içip intihara kalkışan lise son sınıf öğrencileri var.

Mevcut durum kadınları toplumsal şiddetten sağ kurtulan kişilere dönüştürdü. Erkekler işsizlik yüzünden asli görevlerini yapamamanın huzursuzluğu içinde duygusal olarak hissizleşti. Bu sefer kadınlar çocuklarının karnını doyurabilmek için iş arayışına girdi; ama burada kadınlara uygun iş de yok. Kadınlar evladımı nasıl besleyeceğim diye daimi bir gerginlik ve kaygı içinde. İnsanlar onurlu bir hayat yaşayabilmek için en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. İnanın günlük yiyecek yeterli ekmeği bile bulamayan aileler var.

İntihar oranları nedir?

Diğer kuruluşları bilemem ama sadece bize her ay gelen vaka sayısı 5-6. Çok ciddi şekilde intihara kalkışanları söylüyorum, diğerlerini değil. Bunlara psikososyal destek verirken en azından bazı ihtiyaçlarının karşılanması veya iş sahibi olmaları için onları başka kuruluşlara yönlendirip fikirlerini değiştiriyoruz. Fikri düzeyinde on kadından dokuzu ölmek istiyor; ama buna cesaret edip fiilen intihara kalkışanlar daha az.

İntiharlara dair istatistik yok mu?

Bu bölgede damgalanma olgusu var. İnsanlar intihardan utanç duyup saklar. Aileler ölüm sebebi olarak başka şeyler söyler. Bizden psikososyal destek almaya gelenler, anlattıklarını kimseyle paylaşmayacağımızı, gizli tutacağımızı bildiklerinden konuşuyorlar. Normalde herkes yaşadıklarını anlatmaz.

Rejimin devrim sırasında halktan intikam almak için tecavüz silahını kullandığı, on binlerce genç kızın hayatını kararttığı, ama ailelerin utanç içinde bunu gizlediği de söyleniyor.

Evet. Özellikle rejimin hapishanelerine düşen kadınların kahir ekseriyeti serbest kaldıktan sonra hiçbir şey anlatmadı. Sustular hep. Damgalanmaktan korktular.

Peki, burada taciz-tecavüz vakaları var mı?

Buranın insanı Allah’tan korkar; böyle haramlara girişenlerin sayısı çok çok azdır. Bir yılda en fazla üç tane böyle vaka gelir bize.

Bu soruyu sormamın nedeni, Türkiye’de sanki Suriyeli erkekler birer tacizci-tecavüzcü gibi bir algının kasıtlı olarak halkın zihnine yerleştirilmesi. Eğer böyle bir eğilim olsa, bu suçu işlemek burada daha kolay diye düşünüyorum. Çünkü geçmiş ziyaretlerimde inşaatı tamamlanmamış binalarda kapısız evler gördüm, içinde dul hanımlar ve yetimler yaşıyordu. Keza çadırlarda zaten kapı diye bir şey yok. Böyle bir suçun işlenmesi için fiziksel olarak ortam müsait.

Burası muhafazakâr bir toplumdur. Evet, çadırların kapısı, kilidi yok; ama insanlar Allah Teala’dan korkar.

Peki, kadınları rahatsız etme oluyor mu?

Çok az gerçekten. Bize en çok gelenler, psikolojik desteğe ihtiyacı olanlar ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayanlar. Herhangi bir şekilde cinsel taciz veya tecavüzden bahseden sayısı o kadar az ki.

İktisadi zorluklar her toplumda suç oranlarını artırır. Burada hangi suçlarda artış var? Mesela benim en çok duyduğum uyuşturucu satışı ve bağımlılığı.

Evet, en çok uyuşturucu var; ikinci sırada da hırsızlık geliyor. Çünkü burada hakikaten geçim kaynağı yok. Yine burada herkesin silahı olduğundan kasıtlı değil, yanlışlıkla adam öldürme vakaları olabiliyor.

Çocukların psikolojisi nasıl?

Çok yorgunlar. Çünkü çocuklar onurlu bir hayata sahip değiller. Bizim çocuklarımız inanın her şeyden mahrumlar. Küçük bir oran okula gidebiliyor, eğitim alıyor. Kahir ekseriyet ise ya eğitim masrafları yüksek olduğundan evde oturuyor ya da aile geçimi için çalışıyor. Ayrıca çocukların yeterli kıyafetleri de yok. Babalar işsiz. Anneler parayı nereden bulacak?

Aile içinde dayağa ve şiddete maruz kalan çocuklar var. Çünkü bu zorlu hayat şartlarında ebeveynlerin de huyu sertleşiyor, asabileşiyorlar ve bu yüzden çocuklarına tahammül edemez hale gelip hemen parlayıveriyorlar.

Aile içi sıkıntıların da arttığı söyleniyor.

Evet. Aileler parçalanıyor artık. Geçmişte bir-iki boşanma anca duyardık ve bu, hoş karşılanmazdı. Şimdi ise boşanmalar çok arttı. Erken yaşta evlilik de yaygınlaştı. Babalar çocuklarını 18’ine varmadan evlendiriyor, bir lokma yemek için. Artık evlilikte yaş denkliği de aranmıyor. Kim evlilik talebiyle geliyorsa, kimdir sorup soruşturmadan, çocuğuma uygun mudur diye araştırmadan evlendiriveriyorlar.

Size gelen hangi vakalardan en çok etkileniyorsunuz?

Biz duygularımızı bir kenara bırakıp profesyonelce işimizi yürütüyoruz. Ama tabii bazı vakalarda ister istemez üzülüyoruz. Beni en çok etkileyen, maruz kaldığı toplumsal şiddet yüzünden depresyona sürüklenen ve intiharı düşünen kadınlar. Bir de aşırı fakirlik vakaları. Öyle ki bazıları tamamen yokluk içinde.

Bu sabah bir dahiliye doktoruyla görüştüm; yetersiz beslenmenin birçok hastalığa yol açtığını anlattı.

Evet, mesela anemi (kansızlık) hastalığı. Biliyor musunuz, ileri derecede yetersiz beslenme yüzünden burada çocuklar ölüyor. Ölmeyenler zihinsel problemler yaşıyor. Davranışsal, bilişsel ve fiziksel olarak geriliyor ve yetersiz beslenme nedeniyle IQ’ları düşüyor.

İlçe merkezinde normal evlerde yaşayanlar ile kamplarda, çadırlarda kalanlar arasında psikolojik durum bakımından fark var mı?

Tabii ki var. İlçe merkezinde yaşayanların çoğu maddi bakımdan daha iyi olanlar. İşi ve aylık geliri olan aileler. Onların psikolojik durumu kamplardakilere kıyasla daha iyi. Ama ilçede ev kirasını bulmakta zorlananlar aileler de var. Kamplarda yaşayanlar ise hiçbir şeyi olmayanlar.

Bazı yaşlıların vatanına ve toprağına hasret kaldığı, dünyaya dağılan çocuklarının özlemini çektiği, bu yüzden hastalanıp öldüğü söyleniyor. Doğru mudur?

Yaşlılarda vatan hasretiyle yananlar, gurbette olmanın hüznüne gark olanlar, evinin-toprağının özlemiyle yaşayanlar var. Bu üzüntüler kalp krizlerini, felci vs. tetikleyebiliyor.

 

NOT: Azez’e güvenli bölge diye aylardır her gün Türkiye’den otobüsler dolusu Suriyeli sınırdışı ediliyor. İş imkanının çok az olması nedeniyle mevcut nüfusun bile temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı ve bir yığın psikolojik problemler -ve önümüzdeki röportajlarda okuyacağınız üzere sağlık sorunları- yaşadığı bu bölgeye ilave nüfus yollandıkça şartların ne kadar daha kötüleştiğini varın siz düşünün.

Statü sorunu, diğer bir deyişle geleceğinin ne olacağı belirsiz bu bölgeye zaman zaman saldırılar da olduğu için ekonomiyi ayağa kaldıracak tesisler kurulamıyor. Bazen Türkiye briket evler yapıyor deniyor; evet yapıyor, insanları yıllardır yaşadıkları çadır sefaletinden kurtarmak için yapmamız da gerekir. Ama iş imkânı olmadan insanlar burada ne yiyip ne içecek, briket evin betonlarını mı kemirecek?

Öte yandan maddi durumu yerinde olanlar da belirsizlik yüzünden, yani yarın öbür gün Türkiye bölgeyi Esed rejimine teslim eder mi, başımıza ne gelir, katledilir miyiz korkusuyla psikolojik problemler yaşıyor. Zaten belirsizlik insanı içten içe kemirir.

Son olarak, Suriye’nin kuzeyinde hayat şartları ne kadar zor olursa olsun, bugüne kadar hem buradaki hem de Türkiye, Lübnan ve Avrupa’daki kiminle konuşursam konuşayım hepsi aynı tespitte bulundu: Suriye’nin kuzeyinde hayat, rejimin bölgesindekinden kat kat daha iyi. Rejim bölgesinde hem maaşlar çok daha düşük hem enflasyon ve hayat pahalılığı çok daha yüksek hem de korku çok daha fazla. Orta sınıfın kalmadığı Suriye içinde fakirliğin %90’dan daha fazla olduğunu da bir not olarak düşeyim.

NOT 2: Röportajda görüştüğüm uzman sadece kadınlara ve çocuklara danışmanlık hizmeti verdiği için onları konuştuk. Eğer erkek bir uzmanla röportaj yapsaydım, zannedersem o da benzer şeyler söylerdi. Suriye'nin kuzeyinde intihar eden erkekler de var. Hatta geçen sene Türkiye'nin sınırdışı ettiği genç erkeklerden intihar edenler de oldu.