24 Nisan 2020 Cuma

A.MİKABERİDZE: NAPOLYON’UN ORTADOĞU MİRASI



NAPOLYON’UN ORTADOĞU MİRASI

Alexander Mikaberidze (Prof. Dr., Louisiana Eyalet Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi)
Project Syndicate, 10.3.2020

Tercüme: Furkan Güldemir
Redaksiyon: Zahide Tuba Kor

NOT: Bu tercüme Perspektif web sitesinde 10.4.2020 tarihinde yayınlanmıştır.

İngilizcesi “Napoleon’s Middle East Legacy” başlığıyla yayınlanan yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

NOT: Blogda yer alan 800 küsur içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

Spot: Napolyon Savaşları İslam dünyasının merkezine etkileri günümüzde de süren uzun bir gölge düşürdü. Esasında bu savaşlar Avrupa tabiatlı olmasına rağmen sonraki yüzyılda Avrupa’nın İslam dünyasıyla ilişkisini şekillendirirken, Avrupalıların geleneksel bölge politikalarını da altüst etmeyi başardı.

“Her şey Napolyon’la başladı.” Thomas Nipperdey’in Napolyon’dan Bismarck’a Almanya başlıklı meşhur 19. yüzyıl Almanya tarihi kitabı bu cümleyle başlıyor. Nipperdey, Napolyon Bonapart’ın modern Avrupa’nın teşekkülündeki merkezî rolüne atıfta bulunsa da, bu cümlesi birçok bakımdan günümüz Ortadoğu’suna da uyuyor.
Napolyon’un ‘1798 Mısır istilası’ liberal emperyalizmin ilk örneğini temsil ederken, Fransız Devrimi’nin Fransa ve Avrupa’nın sınırlarını aşan süratine de ışık tutuyordu. İstila, askerî bir hezimet olmakla birlikte, bölgede bugün dahi izleri devam eden kalıcı bir miras bıraktı.
Öncelikle bu istila, bir İslam toplumunu Avrupa bünyesine dahil etme teşebbüsünün ilk modern numunesiydi. Aynı zamanda tüm ideolojik bileşenleri örtüştüğünde ve Batı tahakkümünün tüm araçları bunu korumak için kullanıldığında, Oryantalizm söyleminin de biçimlendirici anı oldu. İşgal Mısır toplumunu modernleştirme noktasında sınırlı bir rol oynadı. Çünkü Fransızların tanıtmaya çalıştığı devrim ilkeleri bölgeye fazlaca yabancı ve radikal kalırken, kararlı bir yerel direnişle karşılaştı. Ancak Napolyon, Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından kısa süre sonra doldurulacak bir siyasi boşluk oluşmasına neden oldu. Zira Kavalalı, Fransızların çekilmesinin üzerinden on sene geçmeden, ileride Ortadoğu’da önemli bir rol oynayacak modernleşmiş ve reformdan geçmiş Mısır’ın temellerini atmaya başladı.

Güçler Arasında Tabiatı Değişen Rekabetler
Napolyon’un Mısır seferi Avrupalıların geleneksel bölge politikalarını da altüst etti. İstila, Britanya’nın emperyal gücüne planlanan darbeyi vurmak yerine, Fransa’nın geleneksel müttefiki Osmanlı İmparatorluğu’nu eski düşmanları olan Rusya ve Britanya ile ittifaka itti ve Doğu’da Fransız-İngiliz rekabetinin tabiatını dönüştürdü. Bu noktaya kadar Fransa, deniz gücüne dayanarak -ki Britanya kendi filosuyla buna karşı koyabilmekteydi- Hint Okyanusu’ndaki adalar üzerinden Hindistan’a baskınlar düzenlemekteydi. Ancak Napolyon’un Mısır’ı karadan ele geçirmeye yönelik girişimi bu denklemi kökten değiştirdi ve Britanya’yı, diğer güçlerin de Hindistan’a, Hint alt kıtasına komşu topraklar üzerinden yaklaşma ihtimalini düşünmeye sevk etti.
Bu zorunluluk, Britanya’yı Hindistan sömürgesini karadan saldırılara karşı korumak için yeni alanlarda hâkimiyet kurma yönünde devamlı bir çabaya itti. Britanya Doğu Hindistan Şirketi yetkililerinin 1798’deki gözlemi bu noktada önemli: “Silahlı gücümüzle bir imparatorluk kazandık. Ve bu imparatorluk yine silahlı gücümüze dayanmaya devam etmeli. Aksi hâlde aynı yolla daha üstün bir gücün eline düşer.” Zor gücüne bu şekilde bel bağlamak, Britanya Hindistan İmparatorluğu’nu 1947’ye kadar ayakta tutarken, Mısır, Yemen, Umman, İran ve Afganistan’da da Britanya müdahalelerinin sürmesini sağladı.

Napolyon Mirasının Uzun Süreli Etkisi
Napolyon Savaşları İslam dünyasının merkezine uzun bir gölge düşürdü. Esasında bu savaşlar Avrupa tabiatlı olmasına rağmen sonraki yüzyılda Avrupa’nın İslam dünyasıyla ilişkisini şekillendirdi. Osmanlı İmparatorluğu kendisini, sadece Rus emperyal hırslarının hedefi değil, aynı zamanda Fransa, Avusturya ve Britanya planlarının da merkezinde buldu. Bu durum “Şark Meselesi”nin ortaya çıkmasına ve imparatorluğun toprak kaybının sürmesine neden oldu. Ayrıca Napolyon’un söylem ve metotları ile 20. yüzyılda Batı’nın Ortadoğu müdahalelerinde kullandığı söylem ve metotların benzerliği Napolyon mirasının uzun süreli etkisinin altını çizmektedir.
“Arabistanlı Lawrence”tan bir yüzyıl önce, 1810-1812’de Napolyon’un ajanları Irak ve Suriye’deki Arap kabileleri Osmanlı’ya karşı ayaklanmak üzere birleşmeye teşvik ediyordu. Daha sonra Fransız yönetimleri Napolyon’un Fransız sömürge imparatorluğu tahayyülünün farkına vardı. 1830’da aralarında Mısır seferine katılmış muhariplerin de bulunduğu Fransız kuvvetleri, 20 yıl önce Napolyon tarafından yapılmış ihtimal planları çerçevesinde Cezayir’i istila etti ve 1962’ye kadar süren Fransız sömürge yönetiminin temellerini attı.
Kendi imparatorluğu artık mazide kalan İran da Avrupalı güçlerin elinde bir piyona dönüşerek aynı acı kaderi paylaştı. Fransa ve Britanya’nın ihanetine uğrayan İran, 1813’te Gürcistan ve güneydoğu Kafkasya’yı istila eden ve bölgedeki İran etkisini kıran Rusya eliyle aşağılayıcı mağlubiyetlerin altında kıvrandı.
Napolyon Savaşları Osmanlı ve İran devletlerinin etkisizliğini bariz şekilde ortaya çıkardı ve önde gelen Avrupalı güçlerle aralarında giderek artan askeri ve iktisadi dengesizliğe ışık tuttu. Savaşlar Osmanlı, Mısır ve İran liderlerini kendi yönetimlerini ve ordularını Avrupa örneğinde yeniden kurmaya sevk ederken, devlet temelli reformlar döneminin önü açılmış oldu.
Bu noktada Napolyon’un Ortadoğu’daki en kalıcı miraslarından biri yatmaktadır. Osmanlı Sultanı 2. Mahmud, Mısır’ın Mehmet Ali’si ve İran’ın veliahdı Abbas Mirza gibi reform yanlısı yöneticiler, geleneksel düzenin dayandığı kültürel normları ya da sosyal yapıları sorgulamayıp Avrupa tarzı askeri ve idari reformların içeride kendi güçlerini pekiştirmeye yarayacağına ve devletlerini dış tehditlere karşı daha etkin korumalarını sağlayacağına inandılar.
Ancak bu reformlar, Batı uygulamalarının İslam toplumlarına girmesini zorunlu olarak beraberinde getirirken, mevcut güç yapılanmalarına da meydan okudu. Çünkü bu reformlar merkezî hükümeti daha önce hiç olmadığı kadar tebaalarının günlük hayatlarına doğrudan ve yaygın bir şekilde soktu. Tam da bu yüzden ulema, Orta Arabistan’daki Suudiler, Osmanlı Yeniçerileri ve İran’ın geleneksel elitleri de dahil birçok grup, son derece olumsuz tepki gösterdi ve devletlerini daha iyi koruyabilecek modernleşme hamlelerini dahi reddetti.
Bu cepheleşme giderek İslami hayat tarzının özü uğruna bir mücadele olarak görülmeye başlandı. Ve bunun derin etkileri -Napolyon’un mirasının diğer yönleriyle birlikte- günümüz Ortadoğu’sunda yankılanmaya hâlâ devam ediyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder