30 Nisan 2016 Cumartesi

GEOPOLITICAL FUTURES: 2040’TA DÜNYA VE TÜRKİYE


2040’A DOĞRU: GELECEK ÖNGÖRÜMÜZÜN BİR ÖZETİ

Geopolitical Futures Raporu, 2.12.2015

Tercüme: Zahide Tuba Kor

NOT: Raporun genel giriş kısmı ile ardından gelen temel tahminler kısmındaki maddeler büyük ölçüde birbirinin tekrarı idi. Bunlar tekrar tercüme edilmek yerine farklı olanlar genel giriş kısmına köşeli parantezler içinde yerleştirilmiştir.

Önümüzdeki çeyrek yüzyılda küresel yapıda önemli birçok değişiklik ve karışıklık öngörüyoruz. Ancak değişmeyecek bir olgu varsa o da ABD’nin tek küresel güç olma pozisyonunu koruyacağı. ABD, gelecek 25 yılda en düşük maliyetle gücünü sürdürmek için yeni stratejiler benimseyecektir. Bu strateji izolasyonculuğa benzeyecektir, yani büyük bir kapasite kullanımıyla bölgesel askeri çatışmaların içine dalmayacak; bunun yerine müttefiklerine askeri teçhizat, eğitim ve biraz da hava gücü sağlayacaktır. Avrupa, Ortadoğu ve Asya’daki bölgesel meselelere doğrudan ve güç kullanarak müdahil olmak yerine, onları çevrelemeye/kontrol altına almaya odaklanacaktır. Bu, ihtiyatlı bir strateji olacak ve ABD’nin küresel hâkimiyetini sürdürmesine yardımcı olacaktır.

Avrupa’da AB [Avro Bölgesi de dahil], ya [en iyi ihtimalle] kıtanın daha küçük bir kısmını kapsayan çok daha mütevazı bir ticaret bölgesi şeklinde kendisini yeniden tanımlayacak ya da [daha muhtemel olanı] bir kurum olarak tamamen dağılacaktır. Başta Almanya olmak üzere üye devletler ihracata aşırı bağımlı bir şekilde büyüdüklerinden mevcut serbest ticaret yapısı sürdürülemez durumdadır. Bu bağımlılık söz konusu ekonomileri kendi sınırları dışında talep dalgalanmalarına karşı aşırı derecede hassas bir hale getirmiştir. Almanya bu anlamda en fazla hassaslaşan ülke olup ihracat pazarındaki kaçınılmaz dalgalanmalar yüzünden iktisadi düşüş yaşayacaktır. [Almanya’nın ansızın düşüşüyle bağlantılı olarak İngiltere de dahil kuzeybatı Avrupa’nın diğer ülkeleri de bir düşüşle yüzleşecektir. Böylece güç ve iktisadi dinamizm Batı Avrupa’dan Orta Avrupa’ya kayacaktır.] Neticede 2040’a kadar Almanya Avrupa’da ikinci kümeye düşmüş bir güce dönüşecektir. Batı Avrupa’daki diğer ülkeler de Almanya’nın düşüşünden etkilenecek ve bu da Orta Avrupa ve bilhassa Polonya’nın yeni büyük, aktif güç olarak ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Rusya düşen petrol fiyatlarının etkilerinden muzdarip olmaya devam edecektir. Doğal kaynaklardan elde edilen gelir şimdiye kadar iç bütünlüğü sürdürmek için kullanılmıştı. Bu gelirlerin artık iyice tükenmesiyle Rusya, 2040’a kadar ya [en iyi ihtimalle farklı bölgelerin kendisine bağlı ama Moskova’nın kontrolü altında olmadığı] bir konfederasyona dönüşecek ya da [Kuzey Kafkaslar, Pasifik kıyı bölgesi ve Finlandiya sınırındaki Karelya başta olmak üzere] ayrılıkçı bölgeler tamamen kopacaktır. [Ayrıntıları nasıl şekillenirse şekillensin Rusya’nın değişmeden kalma ihtimali çok düşüktür.] Rus nükleer silahlarının geleceği bu gerileme yaşanırken en kritik stratejik mesele olacaktır.

Asya’da Çin’in ihracat piyasasındaki rekabetçiliği azalmaya devam ettikçe yüksek işsizlik Çin devlet başkanı için büyük bir meydan okuma haline gelecektir. Rejim ekonominin aşağı doğru sürekli düşüşü karşısında ayakta kalabilmek için iktidara daha da sıkıca yapışacak ve diktatörlüğe doğru kayacaktır. Ancak Çin’de bölgesel farklılıklar/açmazlar son derece yaygın ve diktatörlükle bastırılması da o kadar kolay olmayacaktır. Bu yüzden 2040’a kadar Çin kargaşa eşliğinde bölgeselciliğe yeniden dönecektir. Çin zayıfladıkça Doğu Asya’da bir güç boşluğu oluşacak ve bu boşluk da Japonya tarafından doldurulacaktır. 2040’a kadar Japonya devasa ekonomisiyle ve büyük askeri kapasitesiyle Doğu Asya’nın öncü gücüne dönüşecektir.

Ortadoğu’da önümüzdeki on yıllarda İslam Devleti’nin yeterince kontrol altına alınacağını öngörmüyoruz. Aksine topraklarını genişletme ihtimali yüksek ve [bölgesel] büyük güçlerin sınırlarına girdiğinde ciddi bir meydan okuma olarak görülerek karşı konacaktır. İslam Devleti’ne karşı meydan okuma kapasitesine sahip bölgesel aktörler sadece Türkiye ve İran’dır. İran’ın bunu somut/tatmin edici bir şekilde yapma ihtimali bulunmamaktadır. İslam Devleti’nin toprak hırsı dikkate alındığında Türkiye sınırlarını korumak için askeri olarak çatışmaya girmek zorunda kalacaktır. [İslam Devleti’ne karşı operasyona girişmesi halinde Türkiye’nin başarılı olmasını, ama başarılarının Türkiye’yi kolay kolay geri çekilmeyeceği bir işgale sürükleyeceğini bekleyebiliriz.] Türkiye askeri ve iktisadi gücünü kanıtladıkça/ortaya koydukça bu gelişmeler fiilen Osmanlı İmparatorluğu’nun [ve Osmanlı’nın Arap topraklarına] geri dönüşünü beraberinde getirecek ve böylelikle Türkiye’yi 2040’ta hakim bölgesel güç pozisyonuna sokacaktır.

Özetlemek gerekirse, [Önümüzdeki çeyrek yüzyılda ana eğilimler, Doğu Yarımküre’de istikrarsızlığın devam etmesi ve şiddetlenmesi, Batı Yarımküre’de ise istikrarın artması olacaktır.] Bu süreçte temel konu, Avrupa ve Asya’da artan kargaşa, buna karşılık Kuzey Amerika ile Latin Amerika’da uzun istikrar olacaktır. Avrasya’da artan çalkantılara rağmen, üç bölgesel gücün ortaya çıkacağını bekleyebiliriz: Japonya, Türkiye ve Polonya. Bu üç ülke, Doğu Yarımkürenin parçalandığı bir ortamda ana gidişattan sapan aykırı güçler olacaktır. [ABD ise gelecek 25 yılda dünyanın tek küresel gücü olarak kalacaktır.]

Temel Tahminler:
(…)

Diğer tahminler:
• 2040’a kadar Rusya’ya yönelik Amerikan stratejisi, kendisi bizzat Ruslarla fazlaca karşı karşıya gelmeksizin Baltık ülkelerini, Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’ı kapsayan bir direniş hattıyla Moskova’ya karşı koymak olacaktır.

• 2020’lerin ortasına kadar hem Almanya hem de Rusya giderek zayıflayacaktır; Polonya bir anda kendi kendine yükselişe geçmese de görece ağırlığı dramatik bir şekilde artacaktır.

• Rus askeri gücü Rusya’nın nihai krizinin ilk aşamada artacak ve bu Polonya’yla gerilimlere yol açacak; ancak temel iktisadi ve siyasi problemlerini idare etmek zorlaştıkça giderek güçten düşecektir.

• Rus nükleer silahlarının geleceği bu gerileme yaşanırken en kritik stratejik mesele olacaktır.

• Petrol gelirlerindeki düşüşün Rusya üzerinde uzun vadeli sonuçları olacaktır. Moskova’nın elinde ne bölge politikasını sürdürmek için yeterli kaynak ne de bütünlüğünü sağlayacak etkili bir güvenlik aygıtı olacaktır.

• Önümüzdeki 25 yılda ortaya çıkacak yeni iktisadi güçlerin kimler olacağının yeni enerji kaynaklarıyla bağlantılı olması kuvvetle muhtemeldir.

• Türkiye, İslam Devleti ve diğer tehditlere karşı askeri ve iktisadi gücünü kullanmak zorunda kalacak, bu da 2040’a kadar Türkiye’yi bölgede hâkim güç haline getirecektir. Bu güç sadece güneyle de sınırlı kalmayacak, kuzeybatıda Balkanlara ve kuzeyde Karadeniz havzasına doğru genişleyecektir.

• Şu anda küresel açıdan pek de önemli görülmeyen bazı alanlar, ABD’ye yönelik stratejik bir meydan okuma teşkil etmeseler de, birer iktisadi güç olarak ortaya çıkacaklardır. Bunlar hızlı büyüyen, ücretlerin düşük olduğu ülkeler ve ayrıca gelişmiş sanayi ülkeleri olacaktır.

• Batı Yarımküre Doğu’ya kıyasla giderek daha istikrarlı hale gelirken Latin Amerika oldukça önemli bir pozisyona yükselecektir. Ancak kıta hala kalkınmanın ilk aşamalarında olup bunun birçok ülke için 2040’a kadar böylece devam etmesi muhtemeldir.

• Avrasya’nın parçalanması sürdükçe mantıki sonuç gücün el değiştirmesidir. İyice zayıflayan Avrasya’nın çevresindeki veya çevresine yakın bölgelerde üç bölgesel gücün yükseleceğini bekleyebiliriz: Japonya Doğu Asya’nın büyük gücü, Türkiye Ortadoğu’nun hâkim gücü, Baltıklardan Karadeniz’e bir koalisyona öncülük edecek Polonya da Avrupa’nın ana oyuncusuna dönüşecektir.

• Avrupa’dan Çin’e [kadarki geniş coğrafyada] inanılmaz derecede kabiliyetli ve yaratıcı halklar var ki bunlar hem kendileri hem de başkaları için servet üretmeye devam edeceklerdir. Ancak –zaten birçok açıdan bölünmüş durumdaki Hindistan dışında– bu ülkelerin tamamı, uluslararası sistemde güçlerini azaltacak bir parçalanma sürecine girmektedirler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder