American Enterprise Institute etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
American Enterprise Institute etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2017 Cuma

M.RUBIN: TÜRKİYE YENİ BİR DARBEYE Mİ HAZIRLANIYOR?



TÜRKİYE YENİ BİR DARBEYE Mİ HAZIRLANIYOR?

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 16.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Türk ordusundaki kontrol mücadelesinin bir fraksiyonun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açıkça meydan okumasıyla nasıl ivme kazandığına dair bugün öğleden sonra bir yazı kaleme almıştım. Türkiye’den gelen haberler Erdoğan’ın bu durumu ciddiye aldığını ortaya koyuyor.
Erdoğan’ın siyasi partisi adına (onun teşvik ve desteğiyle) hareket eden troller, darbeyi destekleyenleri veya geçiş döneminde iktidarı ele geçirebilecek sözde/paravan liderleri öldürmekten bahseder hale geldiler. Birçok trol, Erdoğan’a hep sadık kalmış ama onu körü körüne takip etmemiş eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gibi potansiyel rakipleri hedef almaya başladılar.
Polisin Ankara’daki otellere seferberlik halinde hükümetin geçici olarak binalarına ele koyabileceğine dair bir yazı yolladığı haberleri var. Kısaca eğer ki Erdoğan –darbenin akabinde elde ettiği olağanüstü yetkilerle yetinmeyip Türkiye’nin Suriye’ye ve Irak’a müdahalesinden hareketle savaş yetkileri de edinerek- seferberlik arayışına girerse istediği herkesi tutuklatabilir ve istediği her şeyi ele geçirebilir. Seferberlikten bahsetmeye başlaması ve planlar hiç de iyiye işaret değil.
İstikrarsızlık, Erdoğan’ın ve Doğu Perinçek’e daha sadık olan unsurların çok daha ötesine geçebilir: Eski bir polis müdürü, binlercesi görevden uzaklaştırılmış, tutuklanmış veya mallarına el konmuş Gülen takipçilerinden birisinin Erdoğan’a karşı bir suikasta kalkışabileceği spekülasyonunda bulundu. Bu ithamı Gülen’in takipçileri yalanlayacaklardır; ancak hareketin fraksiyonları ve –Türk hapishanelerinde yaşanan istismar ve tecavüz vakaları nedeniyle- derin bireysel kini olan çok sayıda mensubu var.

Son birkaç günde yaşanan tuhaflık şu: Perinçek, gerek Twitter’da gerekse konuşmalarında alenen meydan okusa da Erdoğan alışılmadık şekilde buna sessiz kalıyor. Ya Perinçek kral çıplak diyor ya da Erdoğan, salt sözlerden veya gözaltı ve tutuklamadan çok daha kararlı bir adım atmayı planlıyor.

M.RUBIN: AVRUPALILAR TÜRK CASUSLUĞUNDAN ENDİŞELİ


AVRUPALILAR TÜRK CASUSLUĞUNDAN ENDİŞELİ

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 16.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Geçtiğimiz on yıllar içinde Türkiye yurtdışına 3 yolla açılmıştı: okullar, işadamları ve dini liderler.
Erdoğan’ın eski müttefiki Gülen’le şahsi kan davası, Türk diplomatların bir zamanlar meziyetlerini dile getirdiği uluslararası okul sisteminin içini boşaltıyor. (…)
Türk işadamları ve işadamı dernekleri de dünyada Türkiye’nin değerini telkin ediyor. (…) Siyasi gerekçeli vergi borcu bahanesiyle haciz ve mallara el koyma uygulaması hem Türkiye içinde güveni sarstı hem de Türk firmalarına gölge düşürdü.
Türkiye’nin yumuşak gücünün son unsuru ise dini faaliyetler. Diyanet İşleri sadece içeride camileri kontrol etmiyor, yurtdışına da personel yolluyor. (…)
Ancak Avrupa’daki bazı ülkeler, Türk imamların sadece dini hizmetlerle meşgul olmamasından endişe duymaya başladı. Mesela Hollanda hükümeti, Türkiye’den gelen “casus imamlar” konusunda insanları uyarıyor ve görevini suiistimal edenlerin şikayet edilmesini istiyor.
Alman Yeşiller Partisi, [Almanya] hükümetinden Diyanet imamlarının istihbarat faaliyetlerini resmen araştırmasını talep etti.

Yıllar sürse de sonunda Erdoğan bütün devlet mekanizmalarının tam kontrolünü ele geçirdi. (…) Avrupa hükümetlerinin Diyanet’in artık dini faaliyetlerden istihbarata doğru kayışı konusundaki endişeleri, küresel alanda da (…) endişe uyandırmalı.

M.RUBIN: ERDOĞAN, TÜRK ORDUSUYLA MÜCADELESİNDE AYAKTA KALACAK MI?



ERDOĞAN, TÜRK ORDUSUYLA MÜCADELESİNDE AYAKTA KALACAK MI?

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 16.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Batı’da Türkiye’yle ilgili haberlerin ekseriyeti, ya Erdoğan’ın yeni anayasa hazırlık çabalarına ya da 15 Temmuz darbe kalkışmasının akabindeki sürece odaklanıyor. Ancak perde arkasında muazzam sonuçları olan bir hikâye var: Erdoğan’ın destekçileri ile aşırı ulusalcı, eski Maocu siyasetçi ve iş adamı Doğu Perinçek’in adamları arasında Türk ordusunu kontrol rekabeti sözkonusu.
Perinçek sempatizanları uzunca bir süredir Türk ordusunda en üst makamları işgal etmekteydi ve konu, ortak düşmanlar Kürtler, liberaller, Gülenciler vs. ile mücadeleyken işler yolundaydı. Daha evvel Türk ordusunda Erdoğan-Perinçek mücadelesinden bahsetmiştim; ama görünen o ki şimdilerde aralarındaki çatışma daha bir ivme kazanmakta.
Son günlerde Perinçek televizyona çıkıp Erdoğan’ın anayasayı değiştirme hülyasından artık vazgeçmesi gerektiğini ısrarla vurguladı. Siyasi partisinden bir üyenin halk isyanı çağrısı yapan mektubuna atıfta bulundu ve şimdilerde açıkça hükümette değişimi dillendiriyor. Dahası, önümüzdeki mart ayına kadar Türkiye’nin yanıp tutuşma ihtimalinden dem vurdu. Hava kuvvetlerinden emekli önde gelen bir subay olan Ahmet Zeki Üçok, açık açık yeni bir darbe olacağını ve bu defa Türk ordusunun bütün kademelerinin içinde yer alacağını belirtti.
Türkiye şimdilerde siyasi muhalefet için bir esir kampı haline gelmiş durumda. (…)
Erdoğan, bir çocuk bahçesi kabadayısı gibi zayıf olana sataşıyor; insanları bir yumrukla yere devirmekle tatmin olmayıp, tıpkı bir psikopat gibi, onları ardı ardına tekmelemekten ve küçük düşürmekten haz alıyor. Perinçek ve destekçilerinin cumhurbaşkanının anayasayı değiştirmesine meydan okuyup açıkça askeri darbe çağrısı yapması, buna mukabil başlarına hiçbir bela gelmemesi, bu ekibin Erdoğan’ın karşı atağa geçemeyeceği kadar güçlü olduğu izlenimini uyandırıyor. Cezaya çarptırılmadan Erdoğan’a ne kadar meydan okurlarsa Erdoğan o kadar zayıflayacaktır.

Amerikan başkanı seçilen Donald Trump, Erdoğan’ı iş tutabileceği bir diktatör olarak görebilir, ama yanılıyor. Yine iş dünyasıyla bir benzerlik kurmak gerekirse, Erdoğan ancak Enron olabilir; yani güç ve istikrar imajı verse dahi düşmesi kaçınılmaz. [Z.T.K. Enerji, emtia ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren Amerikan şirketi Enron, 2001’deki iflası öncesinde yaklaşık 20.000 çalışana sahip, dünyanın en büyük elektrik, doğalgaz, iletişim ve kağıt hamuru ve kağıt şirketlerinden biriydi. Fortune dergisi Enron’u art arda 6 yıl boyunca Amerika’nın En Yenilikçi Şirketi olarak seçmişti.] Ya Erdoğan gidecek ya da Perinçek yapacak. Perinçek’in hala serbestçe ortalıkta dolaşıyor olması, kimin hayatta kalacağı sorusunun cevabı niteliğinde.

M.RUBIN: TÜRK SUİKASTÇI TAYYİP ERDOĞAN’IN KIŞKIRTMASININ BİR ÜRÜNÜ



TÜRK SUİKASTÇI TAYYİP ERDOĞAN’IN KIŞKIRTMASININ BİR ÜRÜNÜ

Michael Rubin (Amerikan Girişim Enstitüsü Ortadoğu ve Türkiye uzmanı; Amerikan Donanması Askeri Akademisi öğretim üyesi ve Middle East Quarterly dergisinin editörü)
American Enterprise Institute, 21.12.2016

Tercüme: Zahide Tuba Kor

Andrew Karlov’un, izindeki polis memuru Mevlüt Altıntaş tarafından Türkiye’de öldürülmesi dünyayı şok etti. Müslüman din adamları tarafından kışkırtılan bir kalabalığın İran’daki Rus elçiliğine girip Büyükelçi Alexander Griboyedov’u öldürdüğü 1829 yılından bu yana ilk defa bir Rus büyükelçi suikasta uğradı. 
(...)
Erdoğan suikastı bir sapkınlık, anomali olarak niteleyebilir; ancak pazartesi günkü şiddet Türkiye’nin yeni normali haline gelecek.
Altıntaş bir boşlukta yetişmedi. Beş sene evvel Erdoğan, hedefinin “dindar bir nesil yetiştirmek” olduğunu itiraf etmişti. Altıntaş işte bunun bir ürünü. Erdoğan iktidara geldiğinde o henüz yedi yaşındaydı; tüm eğitim hayatı Erdoğan’ın başbakanlığı altında geçti.
Eğitimin dışında Erdoğan’ın içeride bıraktığı en büyük iz, Türkiye’nin bir zamanlar zinde medyasını devlet propaganda ve komplo motoruna dönüştürmesi oldu. Hizaya gelmeyen gazeteciler kendilerini hapiste buldu veya çok daha kötülerini yaşadı. Altıntaş, okul sıralarından televizyon programlarına, gazete sütunlarından sinemaya kadar her yerde tekrarlanıp desteklenen Erdoğan’ın ısrarlı İslamcı söylemleri ve dünya görüşüyle beslendi. Eğer Altıntaş yaptığı hareketin kahramanca olduğuna inanıyorsa bunun nedeni, Erdoğan’ın konuşmalarında Suriye’de çarpışan el-Kaide bağlantılı Nursa Cephesi’ni İslam’ın şerefinin bir savunucusu olarak tasvir etmesi.
Bunların hiçbiri bizi şaşırtmamalı. Erdoğan, kısa vadeli kazanımları için medya kışkırtıcılığını ve dinî radikalizmi kullanan ilk lider değil; kibritini çaktığı, hızla yayılan bu yangını kontrol altına alamayacağını fark etmesi için artık çok geç.
Suudi Arabistan’ı hatırlayın: Nesiller boyunca Suudi okulları ve televizyonları muhafazakâr İslamcılığı telkin etti, her ne kadar Suudi prensler Riviera’da partiler düzenleseler veya İsviçre’de kayak yapsalar da. Suudi kralları umursamadılar; meşruiyetleri, Haremeyn’in hadimi rolünden geliyordu. 2001’in 11 Eylül’ünde uçak kaçıranların 19’undan 15’inin Suudi olması gerçeğine rağmen sorumluluk almadılar, ama ardından Riyad’daki bombalama dalgasında kendi evlerinde vuruldular. Gelinen noktada Riyad artık İslamcı problemi açık açık kabul ediyor.
Diğer bir örnek de Pakistan: Onlarca yıldır Pakistan eliti radikal dinci medreseleri görmezden geldi. Dinin ülkeyi bir arada tutacak bir tutkal olacağına veya Hindistan’la Afganistan’daki rakipleri bezdirecek bir kadroya ilham vereceğine inandılar. Maliyetleri görmezden geldiler: Nihayetinde bir problem olarak din adamları geri kalmış kırsal alanlarla sınırlıydı.
Ancak bir kez daha yangın kontrolden çıktı. 2007’de silahlı adamlar Başbakan Benazir Butto’yu öldürdüler. 18 ay sonra Pakistan Taliban’ı ülkenin nükleer silah bulunan başkentinden sadece 96 kilometre ötedeki bir alanı istila etti. Bugün Pakistan’ın en büyük şehri ve ticari başkenti olan Karaçi’nin çoğu izinsiz girilmesi yasak bölge statüsünde.
Ardından Suriye geliyor: Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, İslamcı radikallerle mücadele eden laikçi bir lider olarak bugün kendini sunsa da aslında uzunca bir süredir bunun zeminini bizzat sağlayan kişi. Ele geçirilen belgeler, Esed’in Suriye’yi [Z.T.K. 2003 Amerikan işgalinin ardından] Irak’a giden yabancı savaşçıların ve intihar bombacılarının metrosuna dönüştürdüğünü gösteriyor. Şu anda Suriye’nin karşı karşıya olduğu şey, Esed’in kendi ürettiği bir krizin geri tepmesi.
Ve tabii ki bir de Filistinliler var: Filistin televizyonu nefreti telkin ediyor. Okullar da silahlar saklanıyor. İntihar bombacıları rağbet görüyor. Bir zamanlar Filistinli liderlerin daha fazla taviz koparma stratejisi olarak gördükleri bu şeyin artık İsrail’den ziyade kendi yaşlı liderliğini tehlikeye atabileceğini kabul ediyorlar.

Diktatörler kibirlidir. Kendilerini tarihin gerçeklerinden muaf görürler. Kısa vadeli kazançları için dini kullanıp kışkırtırlar, uzun vadeli sonuçlarını ise nadiren düşünürler. Ancak şimdiye kadar hiçbir lider bu geri tepme halinden kaçamadı. Eğer tarih bir modelse Türkiye’de şiddet daha yeni başlıyor diyebiliriz ve Erdoğan uğraşıp didinse dahi bunu kontrol altına alamayacaktır.