XX: “TÜM DÜNYAYA
KARŞI ÇOK BÜYÜK BİR ÖFKE HİSSEDİYORUM; KİMSE GAZZELİLERİN ARKASINDA DURMADI”
Kahire, 2 Ağustos
2026
Röportajları
yapan: Zahide Tuba Kor
Tercümede
yardımcı olan: Betül Aslan
NOT: Blogdaki
şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak
kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.
NOT: Blogda yer
alan 1000'e yakın içeriğe
http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html
linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.
Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle gittiğim Kahire’de Gazzeli seksen aile için düzenlenen akşam yemeği ve yardım dağıtımı sırasında bir bacağı olmayan otuzlu yaşlarında bir hanımla röportaj yapmak istedim. Fasih Arapçası çok iyi olmadığı ve konuşmaktan çekindiği için röportajı yirmili yaşlarındaki refakatçisi olan kız kardeşiyle yapmamı istedi. Kendisi sadece birkaç soruma cevap verdi. İyi ki böyle oldu; çünkü kardeşi kendisini çok iyi ifade ediyordu. Önemli bir röportaj oldu. Buyurunuz okumaya…
Mısır’a ne zaman
ve niçin geldiniz?
Ablamın tedavisi için altı
ay önce çıkan sağlık izniyle iki kardeş Mısır’a geldik. Ben
refakatçiyim. Gazze’de sığındığımız okul bombalandı. Ablam doğrudan
bombaya maruz kalıp sol bacağını kaybetti, eşi de şehit oldu. Tedavi için 8,
7 ve 3 yaşlarındaki üç çocuğunu Gazze’de bırakmak zorunda kaldı. En küçük
çocuğu da saldırıda yaralanmıştı ama durumu kritik olmadığından Mısır’a gelmesine
izin verilmedi.
Mısır’a yeni
geldiğinize göre 2,5 yıl boyunca savaşın her boyutunu biliyorsunuzdur. Neler
yaşadınız?
Tüm savaşı Gazze’de
yaşadık. Çok zordu, tam bir yıkımdı. En başta evimizi bırakıp kaçmak
zorunda kalmamız, ardından yaşadığımız açlık, en sonunda bombalanıp yaralanma
ve Gazze’yi tek başımıza terk etmek zorunda kalmamız... Bunların her biri çok
zor maceralardı.
Savaşın başladığı daha ilk
gün kuzeyde Beyt Hanun’daki evimizi bırakıp kaçmak zorunda kaldık. Okullara
sığındık. Her sınıfta 50 kişi kalıyorduk. Toplam 30 defadan fazla yer
değiştirdik. Önce en kuzeyden içerilere doğru geldik, daha sonra
kuzeyden Gazze merkeze geçtik. En son güneye geldik, güneyde de birçok yer
değiştirdik. 2025 yılı başında kısa süreli ateşkes olduğunda Beyt Hanun’a geri
döndük. Ama bir süre sonra Siyonistler tanklarla şehre girdiler, namlularını
bize doğrulttular ve insanları evlerinden,
sığındıkları okullardan zorla çıkardılar. Mecburen tekrar Gazze merkeze
döndük. Yine okullara sığındık. [İsrail ateşkesi bozup da tekrar yoğun
bombardımana başladığında içeri her türlü gıda girişini engelleyip bir de tam
bir açlık savaşı açmıştı.] Susuz, aç biilaç, yokluk içinde okullarda
yaşamaya devam ettik. Bazı günler oldu, yiyecek bir parça ekmek bile
bulamadık. Bu sırada okulda saldırıya uğradık. Ablam yaralandı. Üstelik
bir yandan da açlıkla mücadele ederken yaralandı. Su yoktu, yemek yoktu,
en temel ihtiyaçlar bile yoktu. Bombalanan sınıfa geri dönmek zorundaydık,
çünkü gidecek başka bir yerimiz de yoktu. Sonra tekrar tekrar yollara düşüp
oradan oraya sığınmakla geçti haftalar, aylar. Yemek yok, yeterli miktarda para
yok. Çocuklar dehşet içinde, her gün yeni bir şehit, her gün yeni bir
bombardıman... Durum böyleydi. Hala da böyle, değişen hiçbir şey olmadı. Ateşkes
falan yok.
Bir sınıf içinde
50 kişi bir arada kaldığınıza göre kavgalar da çıkmış olmalı. Neler yaşadınız? Sığınılan
okullardaki zorluklardan bahsedebilir misiniz?
Kavga çıkmaması mümkün mü?
Tek bir sınıfta 50 kişi bir arada yaşanabilir mi? Tabii ki hayır. Eşyalarımızı
koymak için de uyumak için de yeterli alan yoktu. Ufacık meselelerden bile
sorun çıkıyordu. Okulun ortak tuvaletleri dışında başka tuvalet yoktu.
Orada da hep uzun kuyruklar olurdu. Bazen bir-iki saat sıra beklerdik.
Bazen tuvaleti hiç kullanamazdık. Duş alacak mekân da yoktu. Şampuan
ya da sabun olmadığı için aylarca yıkanamadık. Bu şartlar altında doğal
olarak bitlenme ve suçiçeği gibi hastalıklar yayıldı. Fiziksel
hastalıklar ortaya çıktı. Gastrit gibi birçok sağlık
sorunları da baş gösterdi.
Beyt Hanunlu
olduğunuza göre şehidiniz de çoktur…
Babam sabah namazı vakti gittiği
caminin bombalanması sonucu şehit düştü. Annem hayatta; hafif yaraları
vardı, elhamdülillah şu an iyi. Biz beş kız, dört erkek kardeşiz. En
büyük iki ağabeyim evliydi; ancak ikisi de eşlerini ve kızlarını savaşta
kaybettiler ve artık yalnızlar. Büyük ağabeyim yaralı ve üstelik böbrek
nakli olmak zorunda. Ablamın eşinin şehit olduğunu söyledim zaten. Durum
bu şekilde. Çekirdek ailemde sekiz şehidimiz var. Geniş ailemdeki şehitler ise
o kadar çok ki tam sayısını bilmiyorum bile.
Beyt Hanun’un merkezinde
yaşıyorduk, çok güzel bir yerdi. Ama artık Beyt Hanun diye bir yer
kalmadı. İşgalci, ayakta tek bir bina bile bırakmadı. Şu an hiç kimse Beyt Hanun’a
giremez. [İsrail, 2025 başında ateşkes ilan edilir edilmez kuzeydeki
Gazzelilerin insan seli şeklinde evlerine geri döndüğünü görünce şoka uğradı.
Çünkü Ekim 2024’ten itibaren kuzeyi terk etmeyen her canlıyı terörist sayıp
vurma ve her türlü gıda girişini engelleme politikası uygulamıştı. Savaşın en
korkunç yüzünü kuzeyliler yaşamıştı. Savaşı yeniden başlattıktan sonra bu defa kuzeyi
tamamen yerle bir etti. Kuzey, geçmişten beri her dönem direnişin en güçlü
olduğu yerdi. Tam bir intikam aldı.]
Aileniz ne
durumda?
Ailemizle ara sıra da olsa
telefonla görüşüyoruz. Kimisi çadır kamplarda, kimisi okullarda yaşamaya
çalışıyor. Ama hayatları o kadar zor ki.
Peki siz ne
durumdasınız?
Burada da hayat şartları zor,
sıkıntılar çok. Hastaneye ulaşım, kaldığımız ev, tek başına olmamız, hepsi ayrı
birer zorluk. Tedavi bittiğinde Gazze’ye dönmek istiyoruz. Ablamın
çocukları orada kaldı çünkü. Tedavi inşallah kolay bir şekilde, kısa
zamanda hayırla nihayete erer.
Ailenizde size
geri dönmeyin diyen var mı?
Tabii ki var. Gazze’deki ailelerimiz
geri dönmeyin diyor. Niçin döneceksiniz, çadırda yaşamak için mi diye soruyorlar.
Su yok, yemek yok, para yok, ilaç bile yok. Ama Gazze’de yaşamayıp da ne
yapacağız? Gazze bizim için bambaşka.
Nerede
kalıyorsunuz?
Kahire’de sağlık sorunları
yüzünden gelen Filistinlilerin yaşadığı konutlar var. Bunlara mesakin
filistiniyye deniyor. Buralarda hayat şartları gerçekten çok zor, hem de hayal
edebileceğinizin çok ötesinde...
Ablamla kaldığımız oda
küçücük olduğu halde başka bir kadın hasta daha var. O da Mısır’a yaralı
olarak gelmiş. Dairede iki küçük oda daha var. Yani üç odada toplamda
sekiz kişiyiz. Çok zor bir durum bu. Her şey ortak. Çok yorucu. Tüm binada
en az 100 kişi vardır.
[Buraları ziyaret edip
edemeyeceğimizi araştırdığımızda dışarıdan girişin yasak olduğunu öğrendik.
İçeri giriş-çıkışlar kısıtlıymış.]
Kavga çıkıyor mu?
Bizim insanlarla bir
sorunumuz yok çok şükür, ancak kavgalar olmuyor değil.
Binalarda nüfus
yoğunluğu çok fazla olduğuna göre şartlar Gazze’deki gibi diye düşünebiliriz…
Öyle ama en azından Gazze bizim
vatanımız; orada tahammül edebiliyorsunuz ama burası değil.
Hastalık izniyle
Mısır’a gelenler hangi yaş aralığında ve hangi hastalıklar en yaygın?
En çok kanser, uzuv kaybı,
kalp ve böbrek hastalıklarından muzdarip insanlar var. Ama yaşlısından
bebeğine her yaşta hastaya ve her türlü hastalığa rastlamak mümkün.
Mısır’a tedavi için
başvurduktan sonra sıranın gelmesini ne kadar süre beklediniz? Ve bu süreç
nasıl geçti?
Abla: On dört ay bekledik. Bu
süreçte zorlandık tabii ki. Çok yorulduk, hem de çok. Yaralandıktan sonraki
süreç çok zordu. Bombardıman başladığında kaçmak zorundaydık; ama ben diğerleri
gibi yürüyüp koşamıyordum. Bizi götürecek bir ulaşım aracı da yoktu.
Kardeş: Kuzeyden göç ederken ablamı
tekerlekli sandalyeyle taşıdık; sabah 4’te yola çıkıp yürüye yürüye saat
12’de güneye vardık. Üstelik düz yollarda da yürümüyorduk, yollar delik
deşikti.
Yaralanınca hastaneye götürülmüş olmalısınız.
Hastane nasıldı?
Abla: Götürüldüğüm hastanenin
yeterli tıbbi ekipmanı yoktu, yardım da yapılmıyordu. Bacağım diz kapağıma
kadar kopmuştu. Hastanede yeterli ekipman olmadığı ve müdahale edilemediği
için bu defa tüm bacağımı kaybettim. Ameliyatım çok zordu. Anestezisiz kesildi
bacağım. Her şeyi hissettim. İyi doktorlarımız vardı ama tıbbi ekipmanları
yoktu.
Bütün bu
felaketleri nasıl atlatıp ayakta kaldınız? Aklını ve imanını yitirenler de
olmuştur herhalde.
Başımıza gelen felaketleri
atlatmış olarak görmüyorum kendimizi. Ama onca şeye rağmen hala ayaktaysak bu,
takdir-i ilahidir; Allah öyle dilediği için hayattayız. Delirenler oldu tabii.
İmanımızı korumaya çalışıyoruz. Ama herkes ailesinden birilerini kaybetti. İki
ağabeyim de eşini ve çocuklarını kaybetti. Ablam eşini ve bacağını
kaybetti, çocuklarından da ayrı düştü. Ben babamı
kaybettim. Herkesin durumu böyle.
Ne hissediyorsun?
Tüm dünyaya karşı çok büyük
bir öfke hissediyorum. Herkese ve her şeye karşı nefret duyuyoruz artık. Ama
Allah’tan bize bu yaşadıklarımızın ecrini vermesini diliyoruz. Sabır ve
kararlılıkla devam etmeyi diliyoruz.
Aksa Tufanı Operasyonu
hakkında ne düşünüyorsun?
Aksa Tufanı iyi bir
hareketti, ama dünya bizi yalnız bıraktı. Bu dünya temiz bir yer
değil. Hiç kimse bizim arkamızda durmadı. İnsanlar münafık,
yalancı; mazlumun değil, zalimin yanında duruyorlar.
Bazı insanlar 7 Ekim bize ne
sağladı diye düşünebilir. Ama bence Aksa Tufan’ı yaşanmak zorundaydı. Çünkü bu
toprakların sahibi biziz, Yahudiler değil. Ama asıl mesele kimsenin bizim
arkamızda durmaması.
Gazzeliler HAMAS hakkında
ne düşünüyorlar? Bunca yıkımdan sonra fikirleri değişti mi?
Herkesin kendi düşüncesi var.
HAMAS’ı desteleyen de muhalif olan da tarafsız duran da mevcut. Öfke duyanlar
olduğu gibi yanında olanlar da var. Gazzeliler arasında tek bir
hâkim görüş yok. Gelinen noktada kabaca halkın %40’ı HAMAS’ı desteklerken
%60’ı onlara karşı diyebiliriz.
Silah bırakma
konusunda ne düşünüyorsunuz?
Biz sivil insanlarız,
siyasetle işimiz yok. Bizi ilgilendiren tek şey Gazze’de savaşın
bitmesi. Silah bırakma, siyasileri ilgilendiren bir konu, halkı değil.
Çünkü halkın hepsi eğitimli değil; herkes şartların nereye varacağını ya
da neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez. Bunu bilecek olan siyasi yetkililer; ne
yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verecek de olanlardır.
Siz Gazze’yi ve
Gazzelileri yakından biliyor, tanıyorsunuz. Savaş gerçekten bugün bitse üç sene
sonra ne görürüz?
Bugün savaş bitse, biz üç yıl
sonra Gazze’yi tekrar inşa etmiş oluruz. Çünkü biz dirayetli, becerikli bir
halkız. Ülkemize döner, her şeyi yeni baştan eskisi gibi inşa ederiz. Ama
bu, çok yıkıcı bir savaş ve bitmeyecek. Kendimizi kandırmayalım.
Gazze’deki çocuklar
ne durumda?
Çocuklar altüst olmuş durumda.
Okul yok, eğitim yok, başlarını sokacakları bir evleri yok, yiyecekleri yok,
hastane yok; hiçbir şeyleri yok. Kelimenin tam anlamıyla mahvolmuş
haldeler.
Eğitimizin nedir?
Ablam Kamu Yönetimi mezunu;
Gazze’de bir süre çalıştı. Ben de Gazze üniversitesinde uzaktan eğitimle
Diyetisyenlik okuyorum, ikinci sınıftayım.
Hocalarınız
nereden?
Kimisi Gazze’den, kimisi
Gazze dışından eğitim veriyor. Şehit olan hocalarımızın yerine yeni hocalar
geliyor. Yüz yüze eğitim ile uzaktan eğitim arasında fark var tabii ki. Uzaktan
eğitimle öğrenci her istediğine ulaşamıyor.
Sizin için
elimizden gelen her şeyi yapamadık. Affedin demeye bile yüzümüz yok...
İnşallah durumlar düzelir. Sizin bizim için çabalıyor oluşunuz yine de iyi. En azından buraya yardıma gelmişsiniz. Diğerlerinin umurunda değiliz. İnsanlar Gazze’yi bilmiyorlar bile. Gazze nerede, ne yaşanıyor insanların hiçbir fikri yok, üç yıldır devam eden soykırıma rağmen...

Aaaah Gazze/Filistin Rabbim Sen onların yardımcısı ol bizden maalesef.....
YanıtlaSil