1 Eylül 2026 Salı

XX: “TÜM DÜNYAYA KARŞI ÇOK BÜYÜK BİR ÖFKE HİSSEDİYORUM; KİMSE GAZZELİLERİN ARKASINDA DURMADI”


XX: “TÜM DÜNYAYA KARŞI ÇOK BÜYÜK BİR ÖFKE HİSSEDİYORUM; KİMSE GAZZELİLERİN ARKASINDA DURMADI”

Kahire, 2 Ağustos 2026

Röportajları yapan: Zahide Tuba Kor

Tercümede yardımcı olan: Betül Aslan

NOT: Blogdaki şahsıma ait bütün yazı, röportaj, tercüme, fotoğraf ve infografikleri ancak kaynak göstermek şartıyla kullanabilirsiniz.

NOT: Blogda yer alan 1000'e yakın içeriğe http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Şanlıurfa merkezli Kardeşim Derneği’yle gittiğim Kahire’de Gazzeli seksen aile için düzenlenen akşam yemeği ve yardım dağıtımı sırasında bir bacağı olmayan otuzlu yaşlarında bir hanımla röportaj yapmak istedim. Fasih Arapçası çok iyi olmadığı ve konuşmaktan çekindiği için röportajı yirmili yaşlarındaki refakatçisi olan kız kardeşiyle yapmamı istedi. Kendisi sadece birkaç soruma cevap verdi. İyi ki böyle oldu; çünkü kardeşi kendisini çok iyi ifade ediyordu. Önemli bir röportaj oldu. Buyurunuz okumaya…

 

İsrail saldırısında bacağını kaybeden hanım. 

Mısır’a ne zaman ve niçin geldiniz?

Ablamın tedavisi için altı ay önce çıkan sağlık izniyle iki kardeş Mısır’a geldik. Ben refakatçiyim. Gazze’de sığındığımız okul bombalandı. Ablam doğrudan bombaya maruz kalıp sol bacağını kaybetti, eşi de şehit oldu. Tedavi için 8, 7 ve 3 yaşlarındaki üç çocuğunu Gazze’de bırakmak zorunda kaldı. En küçük çocuğu da saldırıda yaralanmıştı ama durumu kritik olmadığından Mısır’a gelmesine izin verilmedi.


Mısır’a yeni geldiğinize göre 2,5 yıl boyunca savaşın her boyutunu biliyorsunuzdur. Neler yaşadınız?

Tüm savaşı Gazze’de yaşadık. Çok zordu, tam bir yıkımdı. En başta evimizi bırakıp kaçmak zorunda kalmamız, ardından yaşadığımız açlık, en sonunda bombalanıp yaralanma ve Gazze’yi tek başımıza terk etmek zorunda kalmamız... Bunların her biri çok zor maceralardı.

Savaşın başladığı daha ilk gün kuzeyde Beyt Hanun’daki evimizi bırakıp kaçmak zorunda kaldık. Okullara sığındık. Her sınıfta 50 kişi kalıyorduk. Toplam 30 defadan fazla yer değiştirdik. Önce en kuzeyden içerilere doğru geldik, daha sonra kuzeyden Gazze merkeze geçtik. En son güneye geldik, güneyde de birçok yer değiştirdik. 2025 yılı başında kısa süreli ateşkes olduğunda Beyt Hanun’a geri döndük. Ama bir süre sonra Siyonistler tanklarla şehre girdiler, namlularını bize doğrulttular ve insanları evlerinden, sığındıkları okullardan zorla çıkardılar. Mecburen tekrar Gazze merkeze döndük. Yine okullara sığındık. [İsrail ateşkesi bozup da tekrar yoğun bombardımana başladığında içeri her türlü gıda girişini engelleyip bir de tam bir açlık savaşı açmıştı.] Susuz, aç biilaç, yokluk içinde okullarda yaşamaya devam ettik. Bazı günler oldu, yiyecek bir parça ekmek bile bulamadık. Bu sırada okulda saldırıya uğradık. Ablam yaralandı. Üstelik bir yandan da açlıkla mücadele ederken yaralandı. Su yoktu, yemek yoktu, en temel ihtiyaçlar bile yoktu. Bombalanan sınıfa geri dönmek zorundaydık, çünkü gidecek başka bir yerimiz de yoktu. Sonra tekrar tekrar yollara düşüp oradan oraya sığınmakla geçti haftalar, aylar. Yemek yok, yeterli miktarda para yok. Çocuklar dehşet içinde, her gün yeni bir şehit, her gün yeni bir bombardıman... Durum böyleydi. Hala da böyle, değişen hiçbir şey olmadı. Ateşkes falan yok.


Bir sınıf içinde 50 kişi bir arada kaldığınıza göre kavgalar da çıkmış olmalı. Neler yaşadınız? Sığınılan okullardaki zorluklardan bahsedebilir misiniz?

Kavga çıkmaması mümkün mü? Tek bir sınıfta 50 kişi bir arada yaşanabilir mi? Tabii ki hayır. Eşyalarımızı koymak için de uyumak için de yeterli alan yoktu. Ufacık meselelerden bile sorun çıkıyordu. Okulun ortak tuvaletleri dışında başka tuvalet yoktu. Orada da hep uzun kuyruklar olurdu. Bazen bir-iki saat sıra beklerdik. Bazen tuvaleti hiç kullanamazdık. Duş alacak mekân da yoktu. Şampuan ya da sabun olmadığı için aylarca yıkanamadık. Bu şartlar altında doğal olarak bitlenme ve suçiçeği gibi hastalıklar yayıldı. Fiziksel hastalıklar ortaya çıktı. Gastrit gibi birçok sağlık sorunları da baş gösterdi. 


Beyt Hanunlu olduğunuza göre şehidiniz de çoktur…

Babam sabah namazı vakti gittiği caminin bombalanması sonucu şehit düştü. Annem hayatta; hafif yaraları vardı, elhamdülillah şu an iyi. Biz beş kız, dört erkek kardeşiz. En büyük iki ağabeyim evliydi; ancak ikisi de eşlerini ve kızlarını savaşta kaybettiler ve artık yalnızlar. Büyük ağabeyim yaralı ve üstelik böbrek nakli olmak zorunda. Ablamın eşinin şehit olduğunu söyledim zaten. Durum bu şekilde. Çekirdek ailemde sekiz şehidimiz var. Geniş ailemdeki şehitler ise o kadar çok ki tam sayısını bilmiyorum bile.

Beyt Hanun’un merkezinde yaşıyorduk, çok güzel bir yerdi. Ama artık Beyt Hanun diye bir yer kalmadı. İşgalci, ayakta tek bir bina bile bırakmadı. Şu an hiç kimse Beyt Hanun’a giremez. [İsrail, 2025 başında ateşkes ilan edilir edilmez kuzeydeki Gazzelilerin insan seli şeklinde evlerine geri döndüğünü görünce şoka uğradı. Çünkü Ekim 2024’ten itibaren kuzeyi terk etmeyen her canlıyı terörist sayıp vurma ve her türlü gıda girişini engelleme politikası uygulamıştı. Savaşın en korkunç yüzünü kuzeyliler yaşamıştı. Savaşı yeniden başlattıktan sonra bu defa kuzeyi tamamen yerle bir etti. Kuzey, geçmişten beri her dönem direnişin en güçlü olduğu yerdi. Tam bir intikam aldı.]


Aileniz ne durumda?

Ailemizle ara sıra da olsa telefonla görüşüyoruz. Kimisi çadır kamplarda, kimisi okullarda yaşamaya çalışıyor. Ama hayatları o kadar zor ki. 


Peki siz ne durumdasınız?

Burada da hayat şartları zor, sıkıntılar çok. Hastaneye ulaşım, kaldığımız ev, tek başına olmamız, hepsi ayrı birer zorluk. Tedavi bittiğinde Gazze’ye dönmek istiyoruz. Ablamın çocukları orada kaldı çünkü. Tedavi inşallah kolay bir şekilde, kısa zamanda hayırla nihayete erer.


Ailenizde size geri dönmeyin diyen var mı?

Tabii ki var. Gazze’deki ailelerimiz geri dönmeyin diyor. Niçin döneceksiniz, çadırda yaşamak için mi diye soruyorlar. Su yok, yemek yok, para yok, ilaç bile yok. Ama Gazze’de yaşamayıp da ne yapacağız? Gazze bizim için bambaşka.


Nerede kalıyorsunuz?

Kahire’de sağlık sorunları yüzünden gelen Filistinlilerin yaşadığı konutlar var. Bunlara mesakin filistiniyye deniyor. Buralarda hayat şartları gerçekten çok zor, hem de hayal edebileceğinizin çok ötesinde...

Ablamla kaldığımız oda küçücük olduğu halde başka bir kadın hasta daha var. O da Mısır’a yaralı olarak gelmiş. Dairede iki küçük oda daha var. Yani üç odada toplamda sekiz kişiyiz. Çok zor bir durum bu. Her şey ortak. Çok yorucu. Tüm binada en az 100 kişi vardır. 

[Buraları ziyaret edip edemeyeceğimizi araştırdığımızda dışarıdan girişin yasak olduğunu öğrendik. İçeri giriş-çıkışlar kısıtlıymış.]


Kavga çıkıyor mu?

Bizim insanlarla bir sorunumuz yok çok şükür, ancak kavgalar olmuyor değil.


Binalarda nüfus yoğunluğu çok fazla olduğuna göre şartlar Gazze’deki gibi diye düşünebiliriz…

Öyle ama en azından Gazze bizim vatanımız; orada tahammül edebiliyorsunuz ama burası değil.


Hastalık izniyle Mısır’a gelenler hangi yaş aralığında ve hangi hastalıklar en yaygın?

En çok kanser, uzuv kaybı, kalp ve böbrek hastalıklarından muzdarip insanlar var. Ama yaşlısından bebeğine her yaşta hastaya ve her türlü hastalığa rastlamak mümkün. 


Mısır’a tedavi için başvurduktan sonra sıranın gelmesini ne kadar süre beklediniz? Ve bu süreç nasıl geçti?

Abla: On dört ay bekledik. Bu süreçte zorlandık tabii ki. Çok yorulduk, hem de çok. Yaralandıktan sonraki süreç çok zordu. Bombardıman başladığında kaçmak zorundaydık; ama ben diğerleri gibi yürüyüp koşamıyordum. Bizi götürecek bir ulaşım aracı da yoktu. 

Kardeş: Kuzeyden göç ederken ablamı tekerlekli sandalyeyle taşıdık; sabah 4’te yola çıkıp yürüye yürüye saat 12’de güneye vardık. Üstelik düz yollarda da yürümüyorduk, yollar delik deşikti.


Yaralanınca hastaneye götürülmüş olmalısınız. Hastane nasıldı?

Abla: Götürüldüğüm hastanenin yeterli tıbbi ekipmanı yoktu, yardım da yapılmıyordu. Bacağım diz kapağıma kadar kopmuştu. Hastanede yeterli ekipman olmadığı ve müdahale edilemediği için bu defa tüm bacağımı kaybettim. Ameliyatım çok zordu. Anestezisiz kesildi bacağım. Her şeyi hissettim. İyi doktorlarımız vardı ama tıbbi ekipmanları yoktu.


Bütün bu felaketleri nasıl atlatıp ayakta kaldınız? Aklını ve imanını yitirenler de olmuştur herhalde.

Başımıza gelen felaketleri atlatmış olarak görmüyorum kendimizi. Ama onca şeye rağmen hala ayaktaysak bu, takdir-i ilahidir; Allah öyle dilediği için hayattayız. Delirenler oldu tabii. İmanımızı korumaya çalışıyoruz. Ama herkes ailesinden birilerini kaybetti. İki ağabeyim de eşini ve çocuklarını kaybetti. Ablam eşini ve bacağını kaybetti, çocuklarından da ayrı düştü. Ben babamı kaybettim. Herkesin durumu böyle. 


Ne hissediyorsun?

Tüm dünyaya karşı çok büyük bir öfke hissediyorum. Herkese ve her şeye karşı nefret duyuyoruz artık. Ama Allah’tan bize bu yaşadıklarımızın ecrini vermesini diliyoruz. Sabır ve kararlılıkla devam etmeyi diliyoruz.


Aksa Tufanı Operasyonu hakkında ne düşünüyorsun?

Aksa Tufanı iyi bir hareketti, ama dünya bizi yalnız bıraktı. Bu dünya temiz bir yer değil. Hiç kimse bizim arkamızda durmadı. İnsanlar münafık, yalancı; mazlumun değil, zalimin yanında duruyorlar. 

Bazı insanlar 7 Ekim bize ne sağladı diye düşünebilir. Ama bence Aksa Tufan’ı yaşanmak zorundaydı. Çünkü bu toprakların sahibi biziz, Yahudiler değil. Ama asıl mesele kimsenin bizim arkamızda durmaması. 


Gazzeliler HAMAS hakkında ne düşünüyorlar? Bunca yıkımdan sonra fikirleri değişti mi?

Herkesin kendi düşüncesi var. HAMAS’ı desteleyen de muhalif olan da tarafsız duran da mevcut.  Öfke duyanlar olduğu gibi yanında olanlar da var. Gazzeliler arasında tek bir hâkim görüş yok. Gelinen noktada kabaca halkın %40’ı HAMAS’ı desteklerken %60’ı onlara karşı diyebiliriz. 


Silah bırakma konusunda ne düşünüyorsunuz?

Biz sivil insanlarız, siyasetle işimiz yok. Bizi ilgilendiren tek şey Gazze’de savaşın bitmesi. Silah bırakma, siyasileri ilgilendiren bir konu, halkı değil. Çünkü halkın hepsi eğitimli değil; herkes şartların nereye varacağını ya da neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez. Bunu bilecek olan siyasi yetkililer; ne yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verecek de olanlardır. 


Siz Gazze’yi ve Gazzelileri yakından biliyor, tanıyorsunuz. Savaş gerçekten bugün bitse üç sene sonra ne görürüz?

Bugün savaş bitse, biz üç yıl sonra Gazze’yi tekrar inşa etmiş oluruz. Çünkü biz dirayetli, becerikli bir halkız. Ülkemize döner, her şeyi yeni baştan eskisi gibi inşa ederiz. Ama bu, çok yıkıcı bir savaş ve bitmeyecek. Kendimizi kandırmayalım.


Gazze’deki çocuklar ne durumda?

Çocuklar altüst olmuş durumda. Okul yok, eğitim yok, başlarını sokacakları bir evleri yok, yiyecekleri yok, hastane yok; hiçbir şeyleri yok. Kelimenin tam anlamıyla mahvolmuş haldeler.


Eğitimizin nedir?

Ablam Kamu Yönetimi mezunu; Gazze’de bir süre çalıştı. Ben de Gazze üniversitesinde uzaktan eğitimle Diyetisyenlik okuyorum, ikinci sınıftayım. 


Hocalarınız nereden?

Kimisi Gazze’den, kimisi Gazze dışından eğitim veriyor. Şehit olan hocalarımızın yerine yeni hocalar geliyor. Yüz yüze eğitim ile uzaktan eğitim arasında fark var tabii ki. Uzaktan eğitimle öğrenci her istediğine ulaşamıyor.


Sizin için elimizden gelen her şeyi yapamadık. Affedin demeye bile yüzümüz yok...

İnşallah durumlar düzelir. Sizin bizim için çabalıyor oluşunuz yine de iyi. En azından buraya yardıma gelmişsiniz. Diğerlerinin umurunda değiliz. İnsanlar Gazze’yi bilmiyorlar bile. Gazze nerede, ne yaşanıyor insanların hiçbir fikri yok, üç yıldır devam eden soykırıma rağmen...