İSRAİL’İN
İRAN’A SALDIRISININ HEDEFLERİ NE? İSLAM DÜNYASI NASIL ETKİLENECEK?
Röportajı
veren: Zahide Tuba Kor
Röportajı
yapan: Özge Özkul
Fikriyat, 2.3.2026
Röportajı ses kaydı olarak dinlemek isterseniz: https://www.youtube.com/watch?v=C06i0ZvrvQk
İsrail’in
İran’a yönelik operasyonlarının arka planındaki hedefleri Orta Doğu Uzmanı
Zahide Tuba Kor ile konuştuk. İsrail’in asıl amacının bölgeyi etnik ve
mezhepsel temelde parçalayarak kendi hegemonyasını kurmak olduğunu vurgulayan
Tuba Kor, bu süreçte rejim değişikliği, vadedilmiş topraklar ve Mesih’in gelişi
gibi teopolitik hedefler hem İsrail hem de ABD’deki Evanjelik gruplar için
temel motivasyon kaynağı, dedi. Kor, İran’da yaşanabilecek bir istikrarsızlığın
Türkiye dahil tüm bölgeyi göç ve güvenlik sorunlarıyla tehdit edeceği konusunda
uyarılarda bulundu. İslam dünyasının bu stratejik kuşatmaya karşı duygusal
tepkiler yerine düşmanını iyi tanıyan, bilinçli ve bağımsız bir duruş
geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
İsrail’in
İran’daki birincil hedefi mevcut rejimi devirerek yerine Şah’ın oğlunu
getirmek. Bu doğrultuda, İran’ı gelecekte yönetebilecek potansiyel lider
adaylarının tamamı İsrail tarafından suikastlarla ortadan kaldırılacak ve
geriye tek alternatif olarak Şah’ın oğlu bırakılacak. İsrail’in
operasyonlarında kullandığı “aslan kükremesi” sembolü de hem Tevrat’taki
bölgesel hegemonya referanslarına hem de yeniden getirilmek istenen Şah
rejiminin aslan sembolüne işaret eder.
İsrail’in
ve ona destek veren Amerikan Evanjeliklerinin (Trump’ın tabanı ve ekibi) çok
önemli dini hedefleri bulunuyor. Bu hedefler arasında vadedilmiş topraklara
dönüş, Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine tapınağın inşası ve Mesih’in yeryüzüne
getirilmesi yer alıyor. Olası bir savaş sırasında Mescid-i Aksa’nın füzelerle
vurulup suçun İran’a atılması, böylece İran’ın İslam dünyasındaki meşruiyetinin
sıfırlanması gibi senaryolar planlanıyor.
Konuyla
ilgili sorularımızı Orta Doğu Uzmanı Zahide Tuba Kor cevapladı:
İran’a
yönelik bu saldırılar beklenmedik bir durum değildi. Yaşananları uzun zamandır
öngörüyordunuz. İsrail’in bu hamlesinin asıl amacı nedir ve bu yeni bölgesel
dizayn ne anlama geliyor? İsrail’in asıl hedefi sadece İran rejimini devirmek
mi?
Saldırının
asıl hedefi; bölgede İsrail’e yönelik tüm tehditleri ebediyen ortadan
kaldırmak... Gelecek on yıllar boyunca, 7 Ekim tarzı herhangi bir saldırının
tekrarlanmasını engellemek... Aynı zamanda bu saldırılar üzerinden bölgeye
boyun eğdirmek ve kendisine yakın yönetimler kurmak...
7 Ekim’den
sonra İsrail, Batı’nın tam desteğini ve Amerika’nın envanterindeki en yıkıcı
her türlü silahı aldı. Bir daha böyle bir fırsat ellerine geçmez. Dolayısıyla “fırsat
bu fırsat” diyerek bütün tehditleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Netanyahu,
7 Ekim’den hemen sonra bölgeyi savaşla dizayn edeceğini zaten ilan etmişti.
İran’a saldırısı da bu bölgesel dizaynın bir parçası.
İsrail’in
yeni bölgesel dizaynı şöyle: Bölge ülkelerini silahsızlandırmak, mümkünse
etnik, dini ve mezhebi temellerde bölerek kendi hegemonyasını kurmak... Ama
böyle bir güce de demografiye de sahip değil. Dolayısıyla hegemon olabilmesi
için bölgeyi silahsızlandırması ve büyük devletleri bölmesi gerekiyor.
İran’da
asıl hedef rejimi değiştirmek... Ama rejimi değiştirdiğinde yerine getireceği
Şah’ın oğlu ülkeyi bir arada tutabilecek kapasitede değil. Dolayısıyla iç
çatışmalar çıkacaktır ve İsrail bunu da ister. Zayıflamış ve iç tehditlerle
boğuşan bir İran hem kendisinden medet umacak hem de kendisine yönelik bir
tehdit olmaktan çıkacaktır. Sonunda hedeflerini başaracak demiyorum ama
önümüzdeki süreçlerde bununla karşı karşıya olacağız.
İran
için şöyle bir problem var: İran’ın Fars-Şii unsuru ülkenin merkezinde yaşar.
Etnik gruplar ise çeperlerdedir ve her birinin sınır ötesi ülkelerle etnik
açıdan sürekliliği vardır. Tam da bu yüzden İran’ı ayakta tutabilmek için güçlü
bir merkezi yönetim ve şiddet tekeline sahip güçlü bir ordu gerekiyor. Bunun
ABD-İsrail saldırılarıyla kırıldığı bir ortamda İran uzun süre iç çatışma
sarmalına düşebilir. Dolayısıyla evet, Şah’ın oğlunu başa geçirip bir rejim
değişikliği istiyorlar. Ama bu, istikrarlı bir devlete dönüşeceği anlamına
kesinlikle gelmiyor.
En
önemlisi Mesih’i getirme hedefleri... Amerikan Evanjelikleri, yani Trump’ın
tabanı ve ekibi de bu zihniyette. İsa Mesih’in yeryüzüne dönüşü için üç şartın
gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorlardı: Dünya Yahudilerinin vadedilmiş
topraklara dönmesi, devletleşme, tapınağın yeniden inşası. İlk ikisi 20.
yüzyılda gerçekleşti, sıra üçüncüde. Bunun için 2022’de Kitab-ı Mukaddes’te
geçen kusursuz kızıl düveleri doğurttular ve bunların doğal yollarla ölmeden
kurban edilmesi gerekiyor. Kurbanın ardından Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine MS
70’te Romalılarca yıkılan tapınağın yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Tam da bu
yüzden İran’la yeni bir savaş gerekliydi. Savaş sırasında İran’dan füzeler
atılırken Mescid-i Aksa’ya bir füze isabet etse ve yıkılsa ki -İsrail kendisi
atıp dünyaya İran yapmış gibi sunabilir- bu durumda İslam dünyası ayağa kalkar
ve İran rejiminin uluslararası meşruiyeti tamamen sıfırlanır. İsrail buradan
bir Sünni-Şii gerilimi veya çatışması bile çıkartabilir. İran’daki dini rejim,
Mescid-i Aksa’yı yıkmış bir aktöre dönüştürülür. Böyle bir karmaşa altında
İsrail dikkatleri dağıtır ve hedeflerine daha kolay ulaşır.
Evanjelikler açısından tapınağın yeniden inşası, İsa Mesih’in yeryüzüne gelip 1000 yıllık ilahi krallığı kurması için gerekli. Yahudilerin beklediği mesih ise başkası. Dolayısıyla ortada kimin Mesih’i gelecek meselesi de söz konusu.
Operasyonun
28 Şubat’ta başlaması bir tesadüf mü?
Ben
İran-İsrail çatışmasının kaçınılmaz olduğunu 2024’ten beri söylüyorum. “Yaşanan
her şey bir oyun, danışıklı dövüş. İran-İsrail müttefik vs.” deniyordu.
Bunların hepsi hikâye... 2024’ten beri İsrail, İran’ı kendisine saldırtmak ve
bu şekilde meşru müdafaa diyerek savaşı başlatmak için suikastlar ve
sabotajlarla sürekli kışkırtıyordu. İran bunu gördüğünden ölçülü mukabele
ediyordu. Bizde ise “bakın işte İran-İsrail ortaklığı” yorumları yapılıyordu.
İran, savaşı olabildiğince ertelemeye çalıştı.
Savaşın Netanyahu’nun siyasi bekasıyla bağlantılı bir yönü de var. İbrahim Mutabakatları üzerinden Filistin’i yok saydırıp yeni bir bölgesel düzen kurarak İsrail tarihine adını altın harflerle yazdırma hayalindeki Netanyahu’nun siyasi kariyeri 7 Ekim’den sonra bitmişti. Savaşı uzatıp yeni cepheler açarak iktidarda ömrünü uzattı. Ama İran tehdidini ortadan kaldırıp tapınağı yeniden inşa edebilirse Yahudi tarihine geçecek. Bu sene İsrail’de seçimler olacak. Seçimi kazanabilmesi için de buna ihtiyacı var.
Epstein
skandalının üstünü kapatmak istiyor olabilirler mi?
Trump’ı
ilk başkanlık döneminde yakından takip ettim. Trump, Filistinliler aleyhine
Netanyahu ne istiyorsa onu verdi. Bunlar hiçbir Amerikan başkanının vermediği
tavizlerdi. Kendi Evanjelik tabanı zaten İsrail’den fazla İsrailcidir.
Evanjelik papazlar onu Beyaz Saray’da kutsuyorlardı. Bunlar Trump’a, ilk
döneminde İsa Mesih’in gelişini kolaylaştırıcı adımlar attırıp ikinci döneminde
ise Mesih’i getirtme hayalindeydiler. Seçim kampanyasında suikasttan
milimetreyle kurtulmasını ilahi misyonuna bağlayıp mucize olarak görüyorlar.
Trump dindar bir Hristiyan değil ama ekibi böyle. Trump’ın barış adamı olma
iddiasına inanıp onun savaş istemediği zannediliyor. Madem öyle neden Eylül
2025’te Savunma Bakanlığının adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirdi? Ben Trump’ın
bol yalanlarla dünyayı idare ettiğini düşünenlerdenim. Hedefe adım adım ama
bizi kandıra kandıra ilerliyorlar.
Trump’ın
ilk döneminden beri Ortadoğu politikasını şekillendiren modern Ortodoks Yahudi
damadı Jared Kushner, İsrail aşırı sağının ve Netanyahu’nun yakın adamıdır. İlk
döneminde Filistinlilerin hayatını karartıcı kararları birlikte aldılar ve
İbrahim Mutabakatları düzenini kurmaya çalıştılar. İkinci döneminde yine aktif
görevde. İran’la müzakere ekibinde de vardı, Filistin’le ilgili süreçlerde de.
Damat Kushner, Netanyahu’nun gündemini uygulayan biri...
2024’te
daha Trump başkan değilken, İsrail’in İran’a savaş açıp rejimi düşürmek
istediğini söylüyordum. Trump-Epstein tartışmaları henüz yoktu.
İran’a
savaşın açılmasında Trump’a karşı bir şantaj olarak kullanılan Epstein
belgelerinin üzerini kapatma niyeti tabii ki olabilir. Ama Evanjeliklerin ve
müttefiki Netanyahu’nun zihniyetine ve hedeflerine baktığımda önünde sonunda
bir savaş kaçınılmazdı diye düşünüyorum.
Trump
ilk döneminde zaten İran’ı yaptırımlarla iktisaden iyice boğup köşeye
sıkıştırmıştı. Şimdi başladığı işi tamamlıyor.
Netanyahu’nun
kendi büyük hedeflerine Amerikan başkanının iktisadi ve jeopolitik hedefleriyle
özdeşleştirerek ulaşmaya çalıştığı aşikar. Amerikan başkanının hedefi, Çin
karşısında gerilemekte olan ülkesini dünyanın kritik yeraltı kaynaklarını ve
geçiş güzergâhlarını ele geçirerek ve Çin’i müttefiklerinden koparıp tecrit
ederek kurtarmaya ve “yeniden büyük yapma”ya çalışmak. Bunların hepsine İran’da
rejim değişikliğiyle ulaşabilir. İran dünya ve Orta Doğu jeopolitiğinin en
kıymetli ülkesidir. Hidrokarbon kaynaklarıyla dolu hem Hazar hem de Basra
Körfezi havzasındadır. Hürmüz Boğazı’nda kritik konumdadır. Bunların ikisi de
Trump’ın gelecek vizyonu için kritik önemde. Keza İran’la Çin ilişkilerinin
kopması ve İsrail’in güvenliği için de önemli. Dolayısıyla Netanyahu açısından
Trump’ı İran’ı vurmaya ikna etmek çok da zor değildi.
Trump,
Bush’un yaptığı gibi sürekli işgallerle değil, daha akıllı yöntemlerle mevcut
yönetimleri değiştirip kendi tarafına çekerek yeni bir düzen kurmak istiyor. Şu
an yapmaya çalıştığı şey tam da bu.
Haziran’daki 12 gün süren ilk savaş bir tanışma faslıydı. Her iki taraf birbirinin ne yapıp yapamayacağını görmüş oldu. Savaş biter bitmez Amerika; İsrail’in biten bütün silah ve füze stoklarını yenilemeye, hava savunma sistemlerini güçlendirmeye başladı. Yaz aylarından itibaren İran’ı vuracak en güçlü bombaları ve silah sistemlerini yolluyordu. En son uçak gemilerini de Hint Okyanusu’na yığdı. Bu yığınağı incelediğinizde bile savaş kararının çoktan alınmış olduğunu görürsünüz.
Bu
savaşı neden istiyorlar?
Amerikan toplumu Gazze’den sonra “Biz neden İsrail’e bu kadar çok destek veriyoruz?” demeye başladı. Özellikle genç nesiller. Zaten İsrail’e tam destek verenler yaşlı nesildi. 10-15 sene sonra bu siyasetçiler ortadan kalktığında yeni nesil İsrail’le bu kadar angaje olmayacak. İsrail ve Amerika’nın yönetici sınıfı da bunu görüyor. Dolayısıyla geleceğe hazırlık yapıyorlar. İsrail’e yönelik bütün tehditler ortadan kaldırmalı ki, Amerikan himayesi sonlandığında ülke ayakta kalabilsin. Kısaca; Amerika güçten düşmeden ve Amerikan siyasetiyle toplumunun İsrail’e bakışı değişmeden İsrail’e yönelik bütün bölgesel tehditleri ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Trump “İran’ı
yönetmek için üç iyi adayım var” dedi...
Şu anda İran’da Hamaney sonrası ülkeyi yönetebilecek bütün alternatifler İsrail tarafından öldürüyor. Geçmişteki ve bugünkü liderler de gelecekteki lider adayları da ortadan kaldırılıyor. Bu şekilde geriye sadece Şah’ın oğlu bırakılıyor. Şah’ın oğlunun geçen sene kızını bir Yahudi’yle evlendirdiğini unutmayın.
Operasyonun
adı “Aslan Kükremesi” diye geçiyor, Tevrat’tan alındığını ifade ediyorlar...
Daha önceki operasyonun adında da aslan kelimesi geçiyordu: Yükselen Aslan. Aslan, çift yönlü sembolizm içeriyor. Birincisi, Şah’ın oğlunu başa geçirme niyetine işaret ediyor. Çünkü Şah rejimi döneminin İran bayrağında aslan vardı. Rejimin ana sembolü aslandı. Daha önemlisi, Tevrat’ta Yahudiler aslana benzetilir. İsrail bu şekilde bölgesel hegemon olma isteğini de göstermiş oluyor. Tevrat’taki sembolizmi operasyonun isminde kullanarak geleceğe dair hedeflerini ortaya koyuyor.
İran
saldırısı bölgeye ve özellikle Türkiye sınırlarına nasıl yansıyacaktır?
Geçiş sürecinin suhuletle geçeceğini beklemiyorum. Bir iç kargaşa çıkarsa göç olacak. 90 milyonluk İran Suriye’ye benzemez. Suriye nüfusu 20 milyon olduğu halde sadece bölgeyi değil Avrupa Birliği’ni bile sarsmıştı. 90 milyonluk İran’daki değişim süreci, sadece bizi değil, bütün bölgeyi ve dünyayı etkileyecektir Kaybedecek bir şeyi kalmayan rejimler her şeyi yapmaya hazır olurlar. Petrol fiyatlarının yükselişinden bütün dünya gibi biz de etkileneceğiz. En önemlisi, İsrail açısından İran tehdidi bertaraf edildiğinde sıra bizimle uğraşmaya gelecektir. Ama Türkiye’yle uğraşma araçları İran’ınkinden farklı olacaktır. Yani bize doğrudan bir savaş açmak yerine suikast, sabotaj, ekonomik kriz, iç çalkantı gibi araçları kullanacaktır.
Ümmetin
üzerine düşen acil sorumluluklar nedir?
Biz daha
ne dostumuzu ne de düşmanımızı tanıyoruz. İsrail’e dair bilgilerimiz ve
analizlerimiz afaki ve hamaset dolu. İran’dan sonra sıra bize gelecek. Peki biz
İsrail’in aklını, nasıl iş tuttuğunu, düşmanlarına karşı neler yaptığını
biliyor muyuz? İsrail’i tanımadığımız için İran’la yaşanan her şeye “danışıklı
dövüş” diyorduk.
İslam
dünyasının yapması gereken en önemli şey; bu cehalet halinden çıkmaktır. Önce
düşmanımızı tanımalıyız ki bize neler yapabileceğini öngörüp ona göre önlemleri
alabilelim. İran’la dalga geçtik “ kağıttan kaplan” diye. Oysa İran’ın sahip
olduğu zafiyet noktalarının ekseriyetine biz de sahibiz, ama farkında değiliz.
Artık hamasetleri, kahvehane tadındaki analizleri bırakıp gerçeklerle
yüzleşmemiz ve düşmanımızı tanımamız gerekiyor.
Ekranlarda
“Eğer İran-Amerika müzakereleri Türkiye’de olsa savaş çıkmazdı” deniyor. İsrail
ve Amerika ne zaman müzakerelerde ciddi olmuş? Bu müzakerelerin tamamı zaman
kazanmak, saldırının altyapısını hazırlamak ve düşmanı gafil avlamak içindi.
Daha biz bu müzakere süreçlerinin bir oyalama olduğunun farkında değiliz.
Hizbullah’a ve İran’a kurdukları tuzakların ve sürpriz saldırıların
benzerlerini bize de yapacaklar. Tam da bu yüzden Gazze’den beri sürekli
söylediğim şey şu: İslam’ın ilk emrine dönüp “okuyun”.
Bize
dayatılan tüketim kültüründen artık çıkmamız gerekiyor. Biz yıllardır
düşmanlarımızı kendi paralarımızla besliyoruz. Onların bize dayattığı hayat
tarzının, fikirlerin, gıdaların, eşyaların, her şeyin gönüllü alıcısıyız. Şunu
hiç unutmayın: İsrail ve Siyonistlerin yaptığı en önemli şey, her alanda
bağımlılık kurmaktır. Biz bu bağımlılıktan kurtulmadan İsrail’e karşı
mücadeleyi kazanamayız. Bu noktada helale harama artık çok dikkat etmemiz
gerekiyor. İsrail’in yaptığı en önemli şey, insanlardaki haram algısını ortadan
kaldırmak, haramı cazip hale getirmektir. Biz helal-haram ayrımını hakkıyla
bilen bir toplum değiliz. İsrail’in Epstein üzerinden şantaj taktiklerini
gördük. Ne kadar haram varsa yaptırır. Eğer ki yöneticiler ve toplumlar,
haramdan ve para sevdasından kurtulmazsa İsrail oyunları karşısında duramazlar.
Yani para için her şeyi yapıyorsak ve haramları zevkle işliyorsak ne Filistin
davasını ne de kendimizi savunabiliriz.
Dolayısıyla hem bilgimizi hem zihniyetimizi hem de hayat tarzımızı düzeltmemiz gerekiyor ki ileride İsrail’le karşı karşıya geldiğimizde kazananlardan olalım.
Neden
100 yıldır Müslümanlar bu Siyonistlere kanıyor?
Bilgi
probleminden bahsetmiştim. İsrail’in aklını, nasıl iş tuttuğunu, neler
yaptığını bilmediğimiz, okumaya da tenezzül etmediğimiz için sürekli kurulan
tuzaklara düşüyoruz. 7 Ekim’den bu yana bütün müzakereler ve barış süreçleri
birer tuzaktı ama farkına varamadık. Gerçekten Trump barış istiyor zannedenler
var. Hâlbuki bu barış süreçlerinin tamamı, düşman gördükleri tarafları gafil
avlamak içindi. Yani tarafların müzakereye odaklanıp gerekli önlemleri almadığı
bir ortamda, sürpriz bir saldırıyla gafil avlayıp bir anda lider kadroyu
öldürüyorlar.
Bu arada
İsrail hep sürpriz saldırı yapmıştır. 1967’de altı günde topraklarını üç kat
genişletmesi de bu şekildeydi. Mısır ordusunun hiç beklemediği bir anda sürpriz
bir saldırıyla savaşa başlayıp üç Arap ülkesinin hava kuvvetlerini neredeyse
ortadan kaldırmıştı. Yani yüz yıldır hiçbir şey değişmedi, sürekli gafil
avlanıyoruz.
Bunun
temel sebebi bilgisizlik. İkincisi, olguların değil, olmasını istediğimiz
şeylerin peşinden gidiyoruz. Karşı tarafın tuzak kurduğuna ve bizi alt
edeceğine inanmaya aklımız ve gönlümüz el vermiyor. “Yok, böyle yapamazlar”
diyoruz. Mescid-i Aksa’ya ilişkin kurabilecekleri tuzaklar konusuna uyarı
yapıyorum, “Yok, böyle bir şey asla olmaz, Müslümanlardan korkarlar” diyorlar.
Oysa Müslümanlar ne olduklarını Gazze sınavında gösterdiler... Müslümanlar ne
yapar, ne yapmaz gün gibi ortada. Ama biz hâlâ kendimizi kandırmaya devam
ediyoruz. Dolayısıyla en başa geliyoruz: Okuyup öğrenmemiz lazım. Ve bu noktada
İsrailli tarihçi Avi Shlaim’in 1000 sayfalık “Demir Duvar: İsrail ve Arap
Dünyası” kitabını hararetle tavsiye ederim. Ama koskoca kitabı okumak yerine
Amerikan başkanının sosyal medya mesajlarını okumak daha kolay geliyor. O
yüzden de sürekli aynı şekilde tuzaklara düşüyoruz.
Son
olarak oturduğumuz yerden “Biz Müslümanız, elbette galip geleceğiz” diyoruz.
Sorumluluklarımızı yerine getirmiyoruz. Bunun yerine Allah’a havale ediyoruz, O’nu
göreve çağırıyoruz. Hâlbuki Allah yeryüzünü ıslah görevini biz kullarına
vermiştir, bunun da farkında değiliz. İkincisi, her şeyi devlet
yöneticilerinden bekliyoruz. Peki vatandaşlar olarak bizim sorumluluğumuz ne?
Zihniyetimiz ve hayat tarzımız bu şekilde olduğu sürece düşmanların galip
gelmesi kaçınılmaz.