31 Aralık 2025 Çarşamba

Z.T.KOR’UN 2025 YILI KONUŞMALARI VE SEMİNERLERİ

 

ZAHİDE TUBA KOR’UN 2025 YILI KONUŞMALARI VE SEMİNERLERİ

 

“GENİŞ ORTADOĞU” COĞRAFYASI VE JEOPOLİTİĞİ semineri

Bilim ve Sanat Vakfı, 2025 Bahar dönemi semineri, 12 Nisan-3 Mayıs 2025

Türkiye, İran ve Afganistan: https://www.instagram.com/reel/DIVtuHBCkYs/

Irak ve Suriye: https://www.instagram.com/reel/DInvQAkivjj/

Lübnan, Ürdün ve İsrail: https://www.instagram.com/reel/DJLylHaCYVO/

Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen ve Körfez ülkeleri: https://www.instagram.com/reel/DJMbompiRke/

 

GENEL ORTADOĞU KONUŞMALARI

SUDAN’DAKİ SAVAŞIN ARKA PLANI: KİM, KİMİNLE NEDEN SAVAŞIYOR?, Özcan Hıdır “Son Davet” programı, VAV TV, 12.11.2025, Kaan Devecioğlu ile birlikte, https://www.youtube.com/watch?v=2UkGd3V0_GM (Programda sadece Sudan değil Gazze ateşkesi, İsrail’in bölge planları ve Suriye’deki son durum da konuşulmuştur.)

ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR, BÖLGEYİ NELER BEKLİYOR?, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Öğretmen Akademisi, 22.5.2025, https://www.instagram.com/reel/DJ9nPTtCuAr/

ARAP BAHARI NASIL BAŞLADI? TUNUS VE ORTADOĞU, İTÜ Diriliş ve Medeniyet Kulübü Biladüşşam Akademisi, 22.4.2025, https://www.instagram.com/reel/DIwdo-risPg/

SINIR-ÖTESİ MESELELERE İNSAN MERKEZLİ BAKIŞ, İstanbul Medipol Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü 10. kuruluş yıldönümü sempozyumu, 26.2.2025, https://www.instagram.com/reel/DGiWZ3yi-nq/

 GAZZE: NE İLK İMTİHANIMIZ NE DE SON, Özgür-Der Gençliği,  5.12.2025, https://www.instagram.com/p/DR5CZaVCCzd/


İRAN-İSRAİL SAVAŞINI KONU ALAN KONUŞMALARI

İSRAİL TÜRKİYE’YE SALDIRAMAZ AMA ŞUNU DENEYECEK, Bekir Develi ile “Peynir Gemisi”, 27.6.2025, https://www.youtube.com/watch?v=dYBUALkyZ3I

GAZZE EKSENİNDE İRAN-İSRAİL SAVAŞI, Üsküdar Hüdayi Şehbal, 21.6.2025, https://www.instagram.com/reels/DLKWjD9CKOm/

GAZZE’NİN GÖLGESİNDE İSRAİL-İRAN SAVAŞI, Aysit Vakfı, 16.6.2025, https://www.youtube.com/watch?v=gZY5mT7Nuf0

İRAN-İSRAİL ÇEKİŞMESİ, Belkıs Kılıçkaya ile “Bu Ülke” programı, 24TV, 14.6.2025, Doç. Dr. İsmail Sarı ile birlikte, https://www.youtube.com/watch?v=c3_BorKO-Mw

İSRAİL'İN DOĞRUDAN SALDIRMADIĞI İKİ MÜSLÜMAN ÜLKE, Yeni Şafak YouTube Kanalı, 26.6.2025, https://www.youtube.com/watch?v=2xGdBgj4aik&t=4s

İRAN’DA ŞAH REJİMİ GERİ Mİ GELECEK?, Kitaplar ve Diğer Şeyler YouTube Kanalı, 23.6.2025, https://www.youtube.com/watch?v=biOTgi9HMbs

 

GENEL FİLİSTİN KONUŞMALARI

ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI VE CAMP DAVİD ANLAŞMASI, Araştırma ve Kültür Vakfı Aksa Akademi, 11.4.2025, https://www.instagram.com/reel/DIUAIpwCk9n/

20. VE 21. YÜZYIL FİLİSTİN MÜCADELESİ VE SELAHADDİN-İ EYYUBİ’NİN MÜCADELESİYLE MUKAYESESİ, İslam’da Mücadele, Fetih ve Coğrafya sempozyumu, 26.4.2025, https://www.instagram.com/reel/DI6f2KOiXmg/

 

GAZZE’YLE VE GAZZE: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI KİTABIMLA İLGİLİ PROGRAMLAR

SÖYLEM TEKELİ KIRILDI, KAYNAK BİR KİTABA DÖNÜŞTÜ: GAZZE, İsmail Halis’le “Bin 1” programı, TVNET, 20.6.2025, https://www.youtube.com/watch?v=2x-ykvTk0cY

Esra Elönü ile “Arafta Sorular”, 3.8.2025, https://www.youtube.com/watch?v=taLaB-FTUF4&t=3909s

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI: GAZZE, Timaş Tarih YouTube kanalı, 14.06.2025, https://www.youtube.com/watch?v=YMCpRBiG7gg

DİRENİŞİN KALBİ GAZZE, Khaled Beydoun & Zahide Tuba Kor, Timaş Yayın Grubu YouTube kanalı, https://www.youtube.com/watch?v=yLptWeV5U7o

ORTADOĞU'NUN SİSLİ SÖYLEMLERİNE, Hacer Kocabaş Özdemir ile “Söze Yar Olmak”, TV Arşivi YouTube kanalı, 24.7.2025, https://www.youtube.com/watch?v=c8KUrKxCJTM

GÖZLER GAZZE’DE SEMİNERİ, Zahide Tuba Kor & Khaled Beydoun, Taksim Camii Kültür Merkezi, 29.11.2025, https://www.youtube.com/watch?v=Z0NXaVyImLw

7 EKİM’DE NE OLDU? OPERASYONUN PERDE ARKASI, O Öyle Değil YouTube Kanalı, 20.6.2025, https://www.youtube.com/watch?v=kfbxkcPQ0qw

AKSA TUFANI: STRATEJİK HAMLE Mİ, FELAKET Mİ?, O Öyle Değil YouTube Kanalı, 25.6.2025 https://www.youtube.com/watch?v=EP2h8VYI1eg

GAZZE: SAVAŞ MI? SOYKIRIM MI?, O Öyle Değil YouTube Kanalı, 28.6.2025 https://www.youtube.com/watch?v=PAQTzoLEOdI

FİLİSTİN DİRENİŞİNİN GERÇEK YÜZÜ, O Öyle Değil YouTube Kanalı, 2.7.2025 https://www.youtube.com/watch?v=IIccontBKX8

ARAP DÜNYASI GAZZE’YE NEDEN SESSİZ KALDI?, O Öyle Değil YouTube Kanalı, 4.7.2025 https://www.youtube.com/watch?v=LPfJUI1Y5CY

AKSA TUFANI OLMASAYDI İSRAİL GAZZE’YE SALDIRIR MIYDI?, O Öyle Değil YouTube Kanalı, 14.7.2025 https://www.youtube.com/watch?v=AlMPI3JKpkE

GERÇEK Mİ, PROPAGANDA MI? FİLİSTİNLİLER TOPRAKLARINI SATTI MI?, O Öyle Değil YouTube Kanalı, 24.7.2025 https://www.youtube.com/watch?v=pLz_MtuteDg

GAZZE’DE ATEŞKES, Zahide Tuba Kor, Fatih Er, Moin Naim, Dr. Nihad Abunasser ve Emine Çınar, @PressPalestine_  hesabı, 19.01.2025, https://x.com/PressPalestine_/status/1881027517110538440?t=uXmOc3x_qM3vm2FOfEc2ig&s=08

GAZZE ÖĞRETMENİNİN İNSANLIĞA ÖĞRETTİĞİ DERSLER, HÜRDER, 29.9.2025, https://www.instagram.com/p/DPLiwA2Daut/

 

ÜÇ DÜNYA: BİR ARAP-YAHUDİ’NİN ANILARI KİTABIMLA İLGİLİ PROGRAM

AVİ SHLAİM VE “ÜÇ DÜNYA”SI, Belkıs Kılıçkaya’nın “Bu Ülke” programı, 24TV, 28.6.2025, https://www.youtube.com/watch?v=L0yUyNsMBPI

 

TUZ VE TAŞ ÜSTÜNDE KİTABIMLA İLGİLİ PROGRAM

TUZ VE TAŞ ÜSTÜNDE: SURİYE’DE REJİM, SAVAŞ VE GÖÇ, Türkiye Araştırmaları Vakfı, 31.7.2025, https://www.youtube.com/watch?v=mvJ3zMFK3fU

 

ESED REJİMİNİN DEVRİLİŞİ ÜZERİNE SURİYE KONUŞMALARI

DEVRİMİN BİRİNCİ YILINDA SURİYE: İNŞÂ PANELİ, Türkiye Araştırmaları Vakfı, 8.12.2025, (Salih Kaya, Fatma Sarıaslan ve Ahmet Arda Şensoy ile birlikte), https://www.youtube.com/watch?v=zYdxtziAEHc&t=186s

61 YIL: BAAS DİKTASI VE ZULMÜ, Belkıs Kılıçkaya ile “Bu Ülke” programı, 24TV, 4.1.2025, https://www.youtube.com/watch?v=xZUmmqgURFw

ESEDSİZ HÜR SURİYE, Belkıs Kılıçkaya ile “Bu Ülke” programı, 24TV, 1.3.2025, https://www.youtube.com/watch?v=7WT_-RakGhE

SURİYE İZLENİMLERİM – 4 bölüm, Kanon, 9.2.2025, https://youtube.com/playlist?list=PLjqCDg2lgz3O5sYVEkXftSYZ4vsoOYLLQ&si=vYZHKl8g2-d4Dnlk

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE SURİYE’DE SİYASET VE TOPLUM, Bursa HAKÜDAD, 7.1.2025, https://www.instagram.com/p/DEhkIqhCDdm/

BAAS’IN DÜŞMESİNİN İÇ VE DIŞ NEDENLERİ, SURİYE HALKININ DURUMU, Konya İHH Kadın, 28.2.2025, https://www.instagram.com/p/DGnfU6YiHoN/

SURİYE'NİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ, Diriliş ve Medeniyet YouTube Kanalı, 6.1.2025, https://www.youtube.com/watch?v=AXIcGEyzSPk

SURİYE SAHA GÖZLEMLERİM, Gebze Teknik Üniversitesi, 6.5.2025, https://www.instagram.com/p/DJUMy_OCYaa/

SURİYE DEVRİMİ: GEÇMİŞİ, BUGÜNÜ, GELECEĞİ, Bilim ve Sanat Vakfı, 18 Ocak 2025, https://www.instagram.com/reel/DE95hvQC9Od/

ORTADOĞU’DAKİ DEĞİŞİMİN SURİYE’YE ETKİLERİ, Yeni Suriye: Güvenlik, Diplomasi ve Stratejik Yaklaşımlar paneli, ULFED, 13.2.2025, https://www.instagram.com/p/DGBRoBkibQe/

GEÇMİŞİ VE GELECEĞİYLE SURİYE, İHH İstanbul Kadın, 5.1.2025, https://www.instagram.com/p/DEdDA1_oK83/

SURİYE’DE DEVRİM, SAVAŞ, DIŞ POLİTİKA VE EKONOMİ, Kudüs Çalışma Grubu, 24.4.2025 https://www.instagram.com/reel/DI1gvGQC1AZ/

https://www.instagram.com/reel/DI1iclHiapz/

https://www.instagram.com/reel/DI1r1iPCIg5/

 

SURİYELİLER VE MÜLTECİLERLE İLGİLİ KONUŞMALAR

SAVAŞ SONRASI MÜLTECİLİK VE İNSANLIK HALLERİ, Suriye’nin Geleceği Paneli-3, Mardin Artuklu Üniversitesi, 14.4.2025, https://www.youtube.com/watch?v=_SVnR9qZqh8

MÜLTECİLİK, SURİYELİLER VE YENİ SURİYE, Göç ve Diaspora Vakfı, 11.1.2025, https://www.instagram.com/p/DErfpWACidE/

SINIRLARIN ÖTESİNDE KADIN OLMAK, İHH İstanbul Kadın, 5.12.2025 https://www.instagram.com/p/DR4cIyrCG2G/

 


27 Aralık 2025 Cumartesi

Z.T.KOR: İSRAİL’İN SOMALİLAND’İ DEVLET OLARAK TANIMASI

İSRAİL’İN SOMALİLAND’İ DEVLET OLARAK TANIMASI

Zahide Tuba Kor

26-27 Aralık 2025 (Sosyal medya paylaşımlarımın genişletilmiş halidir.)

NOT: Blogda yer alan 950 küsur http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.


Gazze soykırımıyla yalnızlaşan İsrail’in bölünmüş Somali’nin kuzeyindeki -Babülmendeb Boğazı’na bakan ve Yemen’in karşı kıyısındaki- Somaliland’i (haritada mor alan) 26 Aralık 2025’te bağımsız devlet olarak tanıması düşmanlarına tehdit, dostlarına teşvik içeren çok kritik bir adım ve açılım. Devamı da gelecektir. Neden?

 


1. İsrail bu tanımayla Gazze soykırımı nedeniyle Kasım 2023’ten beri Yemen’deki Husilerin İsrail’e giden gemilere deniz ablukası uyguladığı bölgenin karşı kıyısına -askeri üs de kurarak- yerleşecek. Bu, hem ablukayı kırma hem de İran’ın (haritada kahverengi alandaki) Husilere erişimini engelleme amacı taşıyor. Öncelikli hedef İran ve Husiler.

(2009’da Somalili korsanların gemilere saldırılarını bahane ederek BM kararıyla bölgeye bir uluslararası güç konuşlanmıştı. ABD’nin ilan etmediği hedefi, İran’ın Gazze’ye silah sevkıyatını engellemekti. Geçmişte İsrail, düşmanlarına silah sevkıyatını engellemek için müttefiklerini kullanıyordu, artık kendisi sahaya inecek.)

 


2. hedef Türkiye. Dünyanın kaderine terk ettiği iç savaş yorgunu Somali’ye 2011’de Başbakan Erdoğan’ın yaptığı ziyaret bir dönüm noktasıydı; o tarihten beri Mogadişu merkezli Somali’yi ayağa kaldırıp kurumsallaştırmak için destek veriyoruz. Burada askeri üssümüz de var. 8 Aralık 2024’ten bu yana Suriye üzerinden İsrail’le komşuyuz. Türkiye’yle bölgesel rekabet bağlamında İsrail, her yerde hem hasımlarımıza hem de müttefiklerimizin hasımlarına destek vererek politikalarımızı baltalamaya çalışıyor. Jeopolitik ve jeostratejik önemi haiz Somali de bunun bir parçası.

(Eritre, Cibuti, Somali ve Etiyopya’nın yer aldığı “Afrika Boynuzu” da denen bu bölge o denli önemli ki dünyanın neredeyse bütün birincil ve ikincil güçlerinin burada askeri üsleri var. Hatta sahildeki ülkelerin en büyük gelir kaynağı yabancı üslerden aldıkları kiralar.)



3. İsrail, 7 Ekim sonrası Ortadoğu’yu kanla yeniden çizmeye, kendine kafa tutan güçleri dize getirmeye, bölgede yayılıp hegemonya kurmaya ahdetti. Bunu için bir yandan ülkeleri parçalamaya, diğer yandan fiilen parçalanmış bölgeleri tanımaya odaklandı.

Arap coğrafyasında özerkliğini ilan etmiş yapılar da dünyada resmen tanınabilmek uğruna soykırımcı İsrail’le işbirliğine can atıyorlar. Çünkü İsrail’in tanıması ve özellikle İbrahim Mutabakatı’na varılması, Trump’ı da bu özerk bölgelerin bağımsızlığını tanımaya sevk eder beklentisindeler. Bunlardan biri de Yemen’de geçtiğimiz günlerde üç vilayeti daha ele geçirerek kontrol alanını (haritadaki mavi alan) doğuya doğru iyice genişleten BAE’nin vekil gücü Güney Geçiş Konseyi.

 


2015’te başkent Sana’yı ele geçiren Husilere karşı Suud’un talebiyle başlayan Yemen savaşında BAE, müttefiki Suud’a büyük bir kazık atıp kendi çıkarına yönelmiş ve Yemen’in tüm stratejik noktalarını, limanlarını, adalarını güneyli ayrılıkçı güçler üzerinden kontrolüne geçirmişti. BAE’nin desteklediği ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi, aylardır İsrail’i karşılıklı tanıyarak bağımsızlığını ilan etmek için görüşmeler yapıyor.

Somaliland’den sonra sıra -hepsi de BAE destekli- Sudan ve Yemen’deki fiili bölünmeleri resmileştirmek olacak. İsrail bu adımlarla iki yıldır süren Husilerin deniz ablukasını kırmayı, onları izole edip İran’la bağlantısını koparmayı ve küresel ticaret için kritik noktalara yerleşerek Hint Okyanusu-Kızıldeniz ticaretini kontrolüne almayı hedefliyor.


İsrail’e bütün bu imkânı sağlayan, 10-15 yıldır bölgenin birçok kritik limanını geliştirme ve modernleştirme adı altında kontrolüne alan BAE. Yıllardır Eritre, Somaliland, Puntland, Yemen ve başka ülkelerde üsler kuran ve limanlar kiralayan bu ufacık ülkenin boyundan büyük oynarken arkasında zaten İsrail-Batı vardı. Daha evvel BAE paravanını kullanan İsrail artık alenen sahaya iniyor. (BAE’nin İsrail’le örtüşen bölge politikalarını öğrenmek için 31 Mayıs 2018’de Anadolu Ajansı için kaleme aldığım BAE: KÖRFEZ’İN ‘İTHAL AKIL’LA GÜÇLENEN ÜLKESİ başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.)

Siyonizmin Arap dünyasındaki temsilcisi olan BAE, İsrail’le tamamen aynı bölgesel vizyona sahip: Arap dünyasının olabildiğince küçük parçalara bölerek bölgenin en büyük gücü olma. (BAE’nin kendisi de 7 emirlikten oluşan bir federasyon.) Bu, Körfez’in hâkim gücü Suud’a karşı da büyük bir meydan okuma.

Ayrılıkçı bölgeleri tanıma furyası, Suriye’deki bütünleşme sürecini de etkileyecektir. İsrail fiili özerk bölgeleri tanımayı sürdürürse Suriye Dürzileri, Kürtleri ve Nusayrileri de Şam’a bağlanmak yerine bu kervana katılmak istemezler mi?


Özetle, bugün İsrail’in Somaliland üzerinden attığı adımın hem hasmı ve rakibi İran ile Türkiye’nin bölge politikalarına darbe vurup tecrit etme, hem iki yıldır süren deniz ablukasını kırma ve Husileri kuşatma (bir sonraki adımda ya boyun eğdirme ya da devirme), hem Gazze’deki soykırımını unutturup yalnızlıktan kurtulma ve Filistin davasına dış desteği kırma, hem önümüzdeki süreçte Filistin toprakları üzerindeki planlarını hayata geçirirken doğacak tepkileri azaltma, hem küresel ticaretin ana damarlarından Babülmendeb Boğazı kıyısına yerleşerek Hint Okyanusu-Kızıldeniz’de kontrol kurma, hem de 2026’da seçime hazırlanırken bölgede bu kritik hamlelerle iç kamuoyu desteğini artırma gibi birçok gayesi var.

İsrail’in Somaliland’i tanıması bir son olmayacak. Bu süreç bölgedeki diğer ayrılıkçılara cesaret verecek. Özellikle -hepsi de BAE destekli- Sudan ve Yemen’deki fiili bölünmeleri resmileştirecek. Batı Şeria’yı ilhakla Filistin’in kâğıt üzerindeki özerkliğini ortadan kaldırmaya hazırlanan Netanyahu, bölgede Filistin’i ve Gazze’yi umursamayan ayrılıkçı çıkarcılar cephesinin kahramanına dönüşecek.

 


13 Aralık 2025 Cumartesi

ZAHİDE TUBA KOR İLE ARAPÇA ÜZERİNE SÖYLEŞİ


ZAHİDE TUBA KOR İLE ARAPÇA ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Röportajı yapan: Ozan Dur

İlim ve Medeniyet Derneği web sitesi, 26.11.2025

https://www.ilimvemedeniyet.com/yabanci-dil/zahide-tuba-kor-ile-arapca-uzerine-soylesi

NOT: Blogda yer alan 900 küsur http://ortadogugunlugu.blogspot.com.tr/2018/01/bu-blogda-neler-var.html linkinden toplu olarak ulaşabilirsiniz.

 

Öncelikle söyleşi teklifimiz kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Sizinle söyleşi yapabilmek benim için büyük bir şeref, şükranlarımı sunuyorum. Sizi tanıyanlarımız çok olduğundan ben direkt konuya girmek istiyorum. Arapça serüveniniz nasıl başladı ve öğrenmeye nasıl karar verdiniz hocam?

Kadıköy İmam Hatip Lisesi’nin İngilizce ağırlıklı kısmında okudum. O zamanlar bu liselere Süper Lise deniyordu. Diğer hocalarımızın birçoğu gibi Arapça hocalarım çok iyiydi. Lisede sağlam bir dilbilgisi temeli aldım. Bir grup arkadaşımla birlikte lisans ve yüksek lisans yıllarımda beş sene Mısır asıllı Amerikalı bir hocadan Arapça-İngilizce özel tercüme dersleri aldık. Hoca ve dersler çok iyiydi, okuduğumuz metinler kaliteli ve ufuk açıcıydı. Sorun şu ki kıymetini yeterince bilemedim. Hafta içi üniversite birinci, cumartesileri gittiğim Bilim ve Sanat Vakfı ikinci, pazar günleri gittiğim Arapça kursu ise ancak üçüncü önceliğimdi. Bir de 28 Şubat sürecini yaşadığımızdan ve üniversiteyi bitirebileceğime dair ümidim olmadığından kendimi geliştirebilmek adına nerede bir konferans, panel, sempozyum vs. varsa ona da koşar giderdim. Hal böyleyken, dersleri kaçırmadan beş yıl boyunca istikrarla gittim ama yaz tatilleri hariç dil kursu ana önceliğim olmadı; derslerden eve döndüğümde metinler üzerinde tekrar yapmaya vakit bulamadığımdan pekişmedi. Dolayısıyla maalesef ki yeterince istifade edemedim ve bunun pişmanlığını hala hissederim. Çünkü Arapçayı hayatınızın bir döneminde birincil öncelik yapmalısınız ki hedefe ulaşabilesiniz. Nasıl öğrenmeye karar verdim sorunuza gelince Ortadoğu çocukluğumdan beri ilgi alanımdı, dilini de bilmem gerekiyordu.

İlk başlarda iş ile Arapça yürümedi sanırım. Bu durumda neler yaptınız?

Evet, iş hayatına girince istikrarla dil öğrenme imkânınız pek olmuyor. Üniversite yıllarımda Arapçayı tam halledemediğim için çalışma hayatım sırasında defalarca Arapça derslerine başladım; hepsi de ya kursun seviyesinin düşüklüğü ya iş yoğunluğum ya mekânın uzaklığı ya da erkek öğrencilerin aralarında hanım öğrenci istememeleri gibi çeşitli nedenlerle yarım kaldı. Ağustos 2013’te Mısır’da Rabia Meydanı katliamı sırasında Türk TV’lerinde konuşanların hiçbiri Mısır uzmanı değildi, sahada neler yaşandığından da habersizdi, içler acısı şekilde atıp tutuyorlardı. Bu beni çok etkiledi. Arapçayı hala halledememenin ve izlediğim Arapça haber kanallarında söylenenleri tam anlayamamanın üzüntüsünü ve vebalini derinden hissettim. 2014’te son Arapça özel derse başlarken –ki kendi iradem dışında tamamen ilahi tesadüfler eseri iki aylığına başlamıştım– hiç umudum yoktu; kendi kendime bunca yıldır halledememişsin, bu yaştan sonra dil mi ilerletilir, tren kaçtı çoktan diye düşünüyordum. Suriye’den gelen Filistinli hocamın asıl mesleği Arapça öğretmenliği değildi, amatörce bu işi yapıyordu ama o iki aylık özel ders sırasında gerçekten ciddi bir ilerleme kaydettim, adeta zihnimde dil konusunda var olan bir duvarın yıkıldığını hissettim. İşte o noktadan sonra derse dört elle sarılıp hayatımın birincil önceliği yaptım. On yıldır çalıştığım Bilim ve Sanat Vakfını Arapçayı halletmek için 2014’te bıraktım. 2,5 yıl boyunca bu özel derse devam ettim. Hedefim sadece okuduğumu anlayabilmekti. Ama hocam sayesinde duyduğumu anlayabilir ve konuşabilir hale geldim. Beni en çok mutlu eden şeyi de paylaşmak isterim. Mısırlı mütefekkir Fehmi Hüveydi’nin bir makalesi Türkçeye çevrilmişti, ama metinde bilgi yanlışı vardı, çok şaşırdım nasıl böyle düşünebilir diye. Arapça hocama götürdüm metnin orijinalini öğrenmek için. Gerçekten yanlış çevrilmiş. Hocam o metni baştan sona Türkçe ve İngilizce karışık, dili döndüğünce tercüme etti. O esnada içimden “Allah’ım bir gün Fehmi Hüveydi’nin yazılarını okuyup anlayabilecek miyim acaba?” diye düşünüyor, bunun gerçekleşmesi için dua ediyordum. Bir buçuk sene sonra hocalarımdan Prof. Burhan Köroğlu, el-Cezire Türkçe haber sitesine Arapçadan Türkçeye tercüme için gıyabımda beni tavsiye etmiş. Aradılar; hiç cesaretim yoktu ama bir deneyeyim dedim. Çevirmem için verilen ilk metin Fehmi Hüveydi’nin makalesiydi. Çevirdim, ardından Arapça hocamla üzerinden geçtik. El-Cezire editörü telefonla beni arayıp şunu söyledi: “Arapça editörümüz dedi ki bugüne kadar gelen tercüme metinler arasında ilk defa hiçbir değişiklik/düzeltme yapma gereği duymadan bir metni size teslim ediyorum.” İnanamadım. Bu, benim için çok büyük bir şükür anıydı. Bir şeyi çok isteyince ve çok çalışınca Allah’ın kapıları açtığının bir ispatıydı.

Arapça ilk öğrendiğiniz dil değildi galiba. İkinci dili öğrenmek daha kolay oluyor ama Arapça yine de zor bir dil. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Evet, lisede İngilizce hazırlık okumuştum. Üniversitede lisans ve yüksek lisans da tamamen İngilizceydi. Arapça hem çok zengin bir dil hem de kural-dışılar fazla olduğundan öğrenmek zor; çok daha fazla emek vermeniz, hayatınızın bir döneminde birincil önceliğiniz yapmanız gerekiyor. Öte yandan cümle yapısı ve dil mantığı itibarıyla İngilizce ve Arapça birbirine çok benzerdir. Tam da bu yüzden Suriye’den gelen Filistinli hocam bana “Sen diğer Türk öğrencilerimden çok daha hızlı ve kolay öğreniyorsun, İngilizce bilmen sayesinde” demişti. Dolayısıyla bir dili bilen diğerini daha kolay öğrenir. Bu arada yabancı dili matematik zekasına sahip olanlar daha kolay öğrenir. Dil ile matematik arasında bağlantı vardır. Dilin de matematik gibi formülleri mevcuttur. Matematiği matematikten ibaret zannedenler var; oysa matematik, kişiye bir düşünme ve çalışma sistematiği kazandırır.

Arapçanın Ortadoğu çalışmalarındaki önemine değinebilir misiniz? Meslek hayatınızdaki yeri nedir?

Hangi bölge üzerine çalışılıyorsa onun dilini iyi bilmek lazım. Yıllarca İngilizce üzerinden Ortadoğu çalıştım. Bu dilde çok iyi eserler tabii ki bol, ama yetmiyor. Çünkü Arapçayı öğrenip olayları medyadan veya bizzat sahaya gidip takip ettiğinizde çeşitlilikleri keşfediyorsunuz. Kim kimdir öğreniyorsunuz. Ayrıntılara vâkıf oluyorsunuz. Dahası, sadece elitleri ve siyasetçileri değil, sıradan halkın sesini ve dertlerini duyuyorsunuz. En önemlisi özgüven kazanıyorsunuz. Arapçayı halletmeden evvel İngilizce kaynaklar üzerinden çalışmalarımı yürütürken sürekli bir kaygı taşıyordum, acaba okuduğum Batılı kaynaklar objektif mi, yazdıklarım ve anlattıklarım doğru mu diye. Arapçayı öğrendiğimde Arap halklarıyla ve coğrafyasıyla aramdaki engel kalktı; artık birincil ağızdan öğreniyorum, ikincil ağıza (İngilizceye) muhtaç kalmadan. Bu arada dil, klasik ilim tasniflerinde “alet ilmi” olarak geçer. Yani ilmin kendisi değil, ona giden yoldur, ilme ulaşma aracıdır. Ortadoğu alanında uzmanlaşmak için de -çalışılan konuya göre- Arapça, Farsça, İbranice veya Kürtçe dillerini bilmek gerekir.  

Arapça öğrenirken nasıl bir yol izlediniz ve hocanız nasıl anlattı dersi?

Ya özel ders aldım ya da çok az arkadaşımın katılımıyla özel gibi dersler aldım. Kalabalık kurslar benlik değildi. Çünkü benim ilgi duyduğum alan basın Arapçasıydı. Lisede Cezayirli bir hocanın kursuna katılmıştım; kap kacak gibi kelimelerle dolu metinler veriyordu. Bu kelimeler ne işime yarayacaktı? İki ders gidip bırakmıştım. Yine ben gittiğim derste ciddiyet ve disiplin ararım; bunlarsız değil dil, hiçbir şey öğrenilmez. Çalışırken mesai saatlerim içinde izin alıp Fatih’te bir kursa başlamıştım; hocası İstanbul Arap dilinden bir profesördü. Ama derste telefonu çaldığında açıp “Eee daha daha nasılsın, çocuklar nasıl, hanım nasıl” diyerek 5 dakika telefonda konuşmuştu; yine katılanların çoğu üniversite öğrencisi olduğundan gereksiz bir sürü sorular sormuşlar, vakit doğru düzgün bir şey öğrenmeden geçmişti. Bir daha gitmedim. Ondan sonra hep özel dersi tercih ettim.

Okuma, dinleme, konuşma ve yazma hepsi farklı metotlarla gelişir. O yüzden hepsi üzerine ayrı ayrı eğilmek gerekir. Mısırlı Amerikalı hocam önemli Arapça basın-yayın kuruluşlarında çıkan makaleleri verirdi; okuyup tercüme ederdik. Aynı metodu Filistinli hocamla da sürdürdük.. Bu metinler sadece dilimizi değil bilgi birikimimizi de geliştirdi. Önemli Arap entelektüelleri ve yazarları bu dersler sayesinde tanıdım. Bu, dille birlikte kültürü de öğrenmeme vesile oldu. Mesela el-Cezire’de yayınlanan makalelerini tercüme ederek Diktatörlük ile Devrim Arasında Arap Dünyasının Krizleri başlığı altında yayınladığım Munsif Merzûkî’yi bu şekilde tanıdım. Hocam makalesini ilk getirdiğinde tek bir cümle bile anlamamıştım, çünkü yazarın muhteşem bir Arapçası vardı. Cümle cümle bana tercüme etmesiyle başlayan yolculuğun sonunda makalelerini anlamaya başladım ve nihayetinde çok önemli bir entelektüel olan Merzûkî’yi ilk kez Türk okurla buluşturdum, tanıştırdım. Son özel derste konuşma için hocam, el-Cezire Arapça kanalının tartışma programlarında sorulan soruları verirdi. Evde bu soruların cevapları üzerine kafa yorar, bilmiyorsam konuyu araştırır, ilgili tartışma programını da dinleyerek hazırlık yapardım. Her hafta 1-1,5 saat konuşurdum, hocam hatalarımı düzeltirdi. Benim açımdan çok verimli geçti bu dersler. Yazmam için de yine o haftanın Ortadoğu’daki önemli gelişmelerinden birini konu olarak verirdi. Bu sayede günceli takip ederdim. Ama Arapça metin yazmam yeterince gelişmedi.

Bu arada yabancı dil yazarak öğrenilir, hocayı dinleyerek veya metne bakarak değil. Kelimeleri kâğıda yazmak zihne yazmayı kolaylaştırır. Bir de Arapçada birbirine çok benzeyen harfler vardır. Eğer kelimeleri yazarak öğrenmediyseniz mesela he, ha veya hı harfi mi unutursunuz; keza sin, sat ve peltek se veyahut zel ve zı harflerini de karıştırırsınız. O yüzden dil öğreniminde eski eğitim metodundan vazgeçmemek lazım.

Arapça öğreniminiz kaç yıllık bir süreç ve Basın Arapçasını nasıl öğrenebildiniz? Basın Arapçası için tavsiyeleriniz neler olur?

Dilbilgisi orta okul ve lise yıllarımdan. Sonraki süreçten bahsetmiştim zaten. 2000-2005 arası İngilizce-Arapça tercüme kursuna gittim. Sonrası kopuk kopuk dersler. Kimine bir-iki defa gittim, kimine aylar boyunca. Arapçayı hallettiğim son eğitim sürecim 2,5 yıl sürdü. Tabii bu 2,5 yıl sadece dili geliştirmekle geçmedi; aynı zamanda evden çalışmayı sürdürdüm.

Basın Arapçası sürecimi zaten anlattım. İlave söyleyebileceğim şey şu: Bu süreçte derslere ilaveten, başlangıçta anlamasam bile Arapça haberleri sürekli dinledim. El-Cezire kanalı benim için çok faydalı oldu. Bu arada ben uluslararası ilişkiler mezunuyum; hedefim kendi alanımın kelimelerini Arapça iyi öğrenmekti. Basın Arapçası bu noktada çok faydalı oldu.

Doğu medeniyetinden ülkemizdeki gençlere bir dil öğrenmesini söyleseydiniz Arapça ilk sırada olur muydu ve neden?

İlla şu dili öğrenin demem. Herkes hangi bölgeye ilgi duyuyorsa öncelikle onu öğrensin. Mesela Doğu Asya, Çin veya Japonya çalışana önce Arapça öğren demek anlamsız olur. Zaten dili zor öğrenen bir milletiz, önce ihtiyaç duyulan öğrenilmeli. Eğer bir bölge çalışmıyorsa Arapça öğrenebilir. Veya İngilizce gibi kolay bir dil olduğundan Farsça da öncelenebilir. Bu arada Arapçayı öğrenen de hangisini öğrenecek? Kur’an Arapçası veya klasik Arapça ile basın Arapçası da birbirinden farklı. Veya benim gibi fasih mi öğrenecekler yoksa yanına ammiceyi de ekleyecekler mi, ekleyeceklerse hangi yörenin ammicesi? Dolayısıyla Arapçaya başlamadan evvel de hedefi doğru belirlemeli.

Arapça öğrenirken şaşırdığınız ve ilginç bulduğunuz şeyler oldu mu?

Dilin zenginliği. Kur’an-ı Kerim’in mucizesinin dili olması boşuna değil… Bizdeki tek bir kelimenin karşılığı olarak Arapçada ince farklılıkları olan bir yığın kelime var. İngilizceden ve Arapçadan Türkçeye tercüme yaparken öztürkçeleştirme adı altında dilimizi nasıl kısırlaştırdığımızı ve mahvettiğimizi fark ettim ve çok üzüldüm. Açık söyleyeyim, biz bir dil soykırımı yaşadık. Anadil ve kullanılan kelime sayısı çok önemlidir; kişinin anlam ve düşünce dünyasını, zihni ve entelektüel kapasitesini kullandığı dil ve kelimeler şekillendirir. Kelimelerle düşünür, anlar, kavrarız. Kelime bilgimiz ne kadar azsa düşünce ve anlam dünyamız ve entelektüel kapasitemiz o kadar zayıf ve sınırlıdır. İnsanlar hep çocuğuna küçüklükten itibaren yabancı dil öğretme hevesinde. Diyorum ki önce çocuklarınıza zengin bir anadil öğretin ki zihni açılsın, kendini ifade edebilir hale gelsin, söyleneni anlayabilsin. Bazı çocuklar görüyorum, kelime bilgileri o kadar kıt ki kendilerini/duygularını sadece küfürle ifade edebiliyorlar. Gerçekten yazık.

Diğer bir şaşırdığım husus da şuydu. Merzûkî’nin makalelerini çevirdikten sonra Arapça hocamla üzerinden geçiyorduk. Metinlerde mesela 900’lü, 1000’li yıllarda yaşamış büyük Arap şairlerden beyitler vardı, tabii bunları çeviremiyordum. Arapça hocam bana beyitleri açıklarken baktım ki şiirlerin tamamını ezbere biliyor. Şaşırdım. Siz bunları nereden biliyorsunuz diye sordum. Anaokuldan itibaren büyük Arap şairlerin şiirleri ezberletilir dedi. 2022’de Özbekistan’a gittiğimde Özbek rehber mikrofonu eline aldığından konuyla ilgili Firdevsî, Ali Şir Nevaî gibi büyük şairlerden Farsça şiirlerle söze başlıyordu. Ona da hayretler içinde sordum, bunları nasıl öğrendiniz diye. Özbekistan’da da ilkokulda geçmiş büyük şairlerin şiirleri ezberletilirmiş. Kendimden çok utandım ve üzüldüm. 1980’lerde ilkokulda bize ezberletilenler ne kadar saçma sapan şiirlerdi. Alfabe ve medeniyet değişikliğiyle kökümüzden ne kadar kopartıldığımızı ve sığlaştığımızı bu vesileyle idrak ettim. Düşünün, Özbekistan ne kadar uzun süre Rus işgalinde kaldı, Ruslaştırıldı; buna rağmen kökünden bizim kadar kopmuş değiller.

Arapçayı kullanarak yaptığınız kitap çalışmaları oldu. Bu süreçten de bahsedebilir misiniz? Arapça öğrendikten sonra birçok gencimiz dili kullanmaktan imtina edebiliyor. Siz dili aktif olarak da kullanıyorsunuz. Bu bağlamdaki düşüncelerinizi merak ediyorum.

Daha evvel bahsetmiştim, Arapçadan Türkçeye çevirdiğim makalelerle Arap Dünyasının Krizleri kitabını derledim. Kitap için iki defa Munsif Merzûkî’yle röportaj yapıp kitapta yayınladım. Ezberleri bozucu ve ufuk açıcı çok önemli bir kitap. Yine Arapçam sayesinde Suriyeli yüzlerce kişiyle sahada röportajlar yaptım, savaş ve göç sırasında yaşadıklarını öğrendim. Bunların bir kısmını Tuz ve Taş Üstünde: Suriye’de Rejim, Savaş ve Göç başlığı altında kitap olarak yayınladım. Bu kitapları okuduğunuzda çalıştığınız bölgenin dilini bilmenin önemini kavrayacaksınız. Çünkü Arap rejimlerinin tabiatına, halklarına yaşattıklarına, diktatörlüğün gerçekte ne demek olduğuna, halkların neden isyan ettiğine, gittikleri ülkelerde neler yaşadıklarına dair hiçbir yerde bulamayacağınız bilgilere erişeceksiniz. Komplo teorilerinden ve boş ezberlerden kurtulmanın en önemli yolu, sahayı bilmek ve sahanın gerçeklerine yerel dil üzerinden erişmektir. Yine Arapçam sayesinden başka ülkelerden de birçok kişiyle röportajlar yaptım, Ortadoğu Günlüğü blogumda yayınladım. Ben dili aktif kullanıyorum, çünkü kendi alanım. Herkes alanı olduğu için dil öğrenmiyor, dolayısıyla benim gibi dili kullanma imkânı bulamayabilir.

Bu arada her dil bilen iyi tercüme yapamaz. Tercüme yapabilmek için sadece yabancı dili değil, kendi dilinizi de iyi bilmeniz gerekir. Yine iki dilin mantığını da. Anadili iyi olmayan düzgün ve anlaşılabilir bir tercüme yapamaz, keza dillerin mantığını bilmeyen de. Yine her konuda tercüme yapılmamalı. Hangi alanda uzmansanız, hangi alanın kavramlarını ve literatürünü her iki dilde de biliyorsanız o alanda tercüme yapın. Yoksa yeni kavramlar uyduruluyor ve konu yanlış anlaşılıp yanlış tercüme ediliyor, bu da ülkemizde doğru ve güvenilir bilgi problemine yol açıyor. Tercümeye başlamak için öncelikle iyi tercüme yapanların eserleri iki dilde incelenebilir, neyi nasıl kullanmışlar görmek için.

Dili öğrendikten sonra bırakmamak gerekir. Çünkü dil nankördür, çabuk unutulur. Gerçi yeniden başlandığında hatırlamak da kolaydır, ama onca emek verdikten sonra neden unutulsun? Okuyarak, dinleyerek, konuşarak veya yazarak kendi kendilerine dili aktif kılabilirler. Ama en iyisi tabii ki işleri ile dillerini buluşturacak şeyler yapmaları. Bu illa ana işleri olmak zorunda değil, dillerini ikinci-üçüncü işe de dönüştürebilirler.

Arapça öğrenenlere bu söyleşide neler tavsiye edersiniz?

Dil öğrenmek kolay değildir, sabırla ve istikrarla çalışmayı gerektirir. Üniversiteyi bitirmeden dillerinizi halletmeye bakın ki sonrasında bizim halimize düşmeyin. Özellikle yaz aylarını tamamen dile ayırın. Çalışma hayatı ile süreklilik gerektiren dil öğrenimi bir arada çok zor oluyor. Öğrencilik hayatı en boş yıllarınız, bu dönemi boşa geçirmeyin. Hayatınızın bir aşamasında dil öğrenmeyi öncelik edinin. Bu arada hep “Dakikasını boş geçiren bir gencin aklına şaşarım” diyorum. Zihniniz açık, öğrenme kapasiteniz yüksek, sorumluluğunuz azken heybenizi olabildiğince çok bilgiyle doldurun. Yaş ilerledikçe kişinin öğrenme kapasitesi düşer, isteseniz de gençlikteki verimi alamasınız, daha çok emek sarf etmek zorunda kalırsınız. İnşirah suresini hayatınıza rehber edinin. Özellikle 7. ayette “Bir işi bitirince diğerine koyul” buyurulur. Boş kalanın yoldaşı “şeytan”dır. Şeytan kelimesini en geniş manasıyla kullanıyorum. Dinlenmek boş kalmakla değil, meşgalenizi değiştirmekle olur. Bunu hayat felsefenize dönüştürürseniz dil öğrenmek kolaylaşır.



Z.T.KOR: AKSA TUFANI BENİM DE TUFANIM OLDU

 

FİLİSTİN’İ KALEMLERİNDEN DÜŞÜRMEDİLER

Latife Beyza Turgut

Yeni Şafak, 15.10.2025

https://www.yenisafak.com/hayat/filistini-kalemlerinden-dusurmediler-4758546

İki yıldır süren işgalin gölgesinde, dünya vicdanının en büyük sınavını verirken; yazarlar Filistinlilere yönelik bu soykırıma kalemleriyle tanıklık ediyor. Kalemlerinden Filistin’i düşürmeyen yazarlar Raja Shehadeh, Khaled Beydoun, Asma Nadia, Nabila Adani, Kim Mehmeti, Yıldız Ramazanoğlu, Taha Kılınç, Savaş Ş. Barkçin ve Zahide Tuba Kor kişisel Filistin günlükleriyle insanlığın hafızasına not düşüyor.

Zahide Tuba Kor: “Aksa tufanı benim de tufanım oldu”

7 Ekim 2023’ten bu yana geçen iki yıl içerisinde Filistin meselesi sizin için kişisel gündeminizde nasıl bir yer tuttu?

“Aksa Tufanı benim de tufanım oldu” diyorum hep şakayla karışık. Özellikle ilk beş ay neredeyse her gün şehir şehir, ilçe ilçe gezip 7 Ekim neden yaşandı, neydi ne değildi anlattım. Son iki yıl ömrümün en yoğun dönemi. Konferanslar, seminerler, yazılar… Bir de bu süreçte İsrailli tarihçi Avi Shlaim’in hatıratını çevirdim ve iki tane de kitap yazdım; çünkü söz uçar, yazı kalır. Bu arada gündemim sadece Filistin de değildi, İsrail’in Lübnan ve İran’a saldırıları, Suriye’de rejim değişimi ve İsrail’in ülkeyi karıştırması… hepsini takip etmek, anlatmak, yazmak zorundaydım. Çok yorucu bir dönemdi.

Bu süreçte yaşam alışkanlıklarınızı etkileyen/dönüştüren şeyler oldu mu?

Zaten işkoliktim, tamamen işime göre yaşar oldum. İki senedir kendime ayırdığım tek bir günüm bile olmadı. Mecburiyetten birkaç saatliğine bir gezmeye gitmek zorunda kalsam vicdan azabı hissediyorum işlerim yarım kaldı diye. 2002’de İsrail’in Batı Şeria’daki Cenin mülteci kampı katliamından bu yana İsrail’e ve hamisi ABD’ye boykot uyguluyorum ve bu sayede tüketimimi en aza indirip sürekli üretmeyi hayat tarzı yapmıştım. Dönüşümü 2. İntifada yıllarında (2000-2005) yaşadığım için 7 Ekim’den sonra alışkanlıklarımı değiştirmem gerekmedi. Toplumdan ayrıksı bir hayat tarzım vardı; bana sadece doğru yolda olduğumu gösterdi.

Filistin mücadelesi edebiyatınızda ya da sanatsal üretiminizde nasıl bir iz bıraktı?

2004’ten beni Filistin üzerine yazıyorum, seminerler veriyorum. Filistin zaten 20 yıldır çalışma alanım. Bütün çalışmalarımın yer aldığı Ortadoğu Günlüğü blogumdaki 900 küsur içeriğin birkaç yüzü Filistin ve İsrail’le ilgiliydi. 7 Ekim, çalışmalarımı değiştirmedi, artırdı.

Tüm dünyanın gözü önünde Filistin’de yaşanan bu soykırımın geleceğe yönelik nasıl bir etki bırakacağını öngörüyorsunuz?

7 Ekim ve soykırım bir dönüm noktasıdır. Uluslararası sistemin ve devletler arası ilişkilerin işleyişini, Filistin-İsrail çatışması tarihini, ırkçı ve sömürgeci bir ideoloji olan Siyonizmin gerçek yüzünü, Siyonistlerle iltisaklı grupları, rejimlerin karakterini, toplumların ve bireylerin halini gösteren bir ayna oldu. Artık her şey değişiyor.

 

TAMİMİ’DEN ROBBİNS’A: 5 UZMAN, 5 CÜMLEDE 7 EKİM

Naman Bakaç

Perspektif, 8.10.2025

https://www.perspektif.online/tamimiden-robbinsa-5-uzman-5-cumlede-7-ekim/

Perspektif, üçüncü yılına giren Aksa Tufanı’nı, farklı disiplinlerden 5 şahsiyetin 5 cümleyle yorumlamasını istedi. Londra’da Arapça yayın yapan Alhiwar TV’nin Filistinli Genel Yayın Yönetmeni Dr. Azzam Tamimi, bağımsız analist Levent Kemal, Ortadoğu Uzmanı Zahide Tuba Kor, İstanbul Üniversitesi Dinler Tarihi Profesörü Şinasi Gündüz ve Columbia Üniversitesi Filistin Araştırmaları Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bruce Robbins, Aksa Tufanı’na dair duygu ve düşüncelerini 5 cümlede paylaştı.

Zahide Tuba Kor: “Sömürgeci Siyonizm’in Gerçek Yüzünü Gösterdi”

7 Ekim; hayatını kaybederken dünyaya hayat vermenin, ölürken diriltmenin, bir grup yiğit insanın dünya ve bölge tarihinin akışını değiştirebileceğinin inanılmaz bir örneği oldu.

7 Ekim öyle bir hamleydi ki dünyanın akıl ve vicdan sahibi insanlarına uluslararası sistemin ve devletler arası ilişkilerin işleyişini, bir yüzyıllık Filistin-İsrail çatışması tarihini, ırkçı ve sömürgeci bir ideoloji olan Siyonizmin gerçek yüzünü, Siyonistlerle iltisaklı grupları, rejimlerin karakterini, toplumların ve bireylerin halini gösteren bir ayna oldu.

Soykırım savaşına direnen şerefli insanlarıyla Gazze; dünyadaki bütün maskeleri düşüren, ezberleri bozan, bilgileri ve hayatları sorgulatan, bütün dünyaya türlü türlü dersler veren muazzam bir okul oldu.

7 Ekim ve Gazze dünyaya dedi ki “Kendi özgür iradenizle şekillendirdiğinizi zannettiğiniz hayatınızı ve düşüncelerinizi esir almış prangaları artık kırın, ideolojilerden ve önyargılardan bağımsız insanî ve vicdanî bir duruşu benimseyin, tüketimi bırakıp üretim toplumuna geçin, bir ömür boykot fikrini zihinlerinize yerleştirin ve yitirdiğiniz öz değerlerinize dönerek özgürleşin.”

20 yıldır Ortadoğu’nun savaş bölgelerini çalışan biri olarak kendime ne kadar doğru bir alan seçtiğimi, emeklerimin boşa gitmediğini, meselelere yaklaşımımın isabetli olduğunu, yıllardır hamasete karşı yürüttüğüm savaşın ve bilgi seferberliğinin haklılığını gösterdiği gibi, 2002’de Batı Şeria’daki Cenin mülteci kampı katliamından itibaren ABD ve İsrail’e karşı boykota başlamamın ve tüketimi iyice azaltıp sürekli üretmeye odaklanan hayat tarzımın da doğruluğunu teyit etti.