3 Mayıs 2026 Pazar

GAZZELİ HANIM: “YAŞADIĞIMIZ BÜYÜK İMTİHANDA SERMAYEMİZ VE DAYANAĞIMIZ KUR’ÂN AYETLERİ”


BÜTÜN AİLESİ ŞEHİT DÜŞÜP TEK OĞLUYLA HAYATTA KALAN GAZZELİ BİR HANIMLA RÖPORTAJ: 

“YAŞADIĞIMIZ BÜYÜK İMTİHANDA SERMAYEMİZ VE DAYANAĞIMIZ KUR’ÂN AYETLERİ”

Kahire, 11.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor


“Evimiz bombalandığında aynı odada küçük kızım benim, oğlum da eşimin kucağındaydı. Ama kızım ve eşim şehit olurken ben ve oğlum yaralı kurtulduk. Hamile kardeşim, enkaz altında Allah’a ‘Canımı çocuklarım için bağışla’ diye dua etti; ama kardeşim şehit olurken 3 çocuğu enkazdan sağ kurtarıldı. Bunlar takdir-i ilahi değildir de nedir?”

“Oğlum yoğun bakımda cihazlara bağlıyken ısrarla ona Peygamber Efendimizin de bir yetim olduğunu hatırlatıp ‘Rabbimiz seni yetimlikle şereflendirdi’ diyerek şehitliğin ve yetimliğin gururunu aşılamaya çalıştım. Hamza, her yerde gururla kendini ‘şehit oğlu’, ‘şehit kardeşi’ veya ‘şehit torunu’ diye tanıtıyor.” 

“Eşime, çocuklarıma ve ebeveynime son derece düşkündüm, tek füzeyle 10 aile ferdimi kaybettim. Savaş bana dünyevi şeylere bağlanmamak ve herhangi bir beşere duyulan sevginin Allah sevgisini aşmaması gerektiğini öğretti.”

“Sanki acı çekmiyormuşuz, iyiymişiz gibi görünüyoruz dışarıdan; ama gerçekte içimiz kan ağlıyor. Hz. Ali der ki ‘Ölümden daha zoru ayrılıktır.’ Bu dünyada ölümden kaçış yok; ama ayrılık çok acı... ‘Allah’ım biz senden razıyız, sen de bizden razı ol’ diye dua ediyoruz. İmanımız, akidemiz ve sabrımız olmasaydı dayanamazdık.”

“Bana hep ‘Yaşadıklarını nasıl atlattın?’ diye soruyorlar. Atlatamadık, ama Kur’ân’la sabrediyoruz. Biz camilerde Şeyh Ahmed Yasin’in öğretisiyle yetiştik. Kur’ân’ı 10. sınıfta ezberledim; ama şimdi dönüp hafızlığımı tazelerken görüyorum ki sanki her ayet benimle konuşuyor, biz Gazzelilerin hikayesini anlatıyor, sabrımızdan bahsediyor. Sermayemiz ve dayanağımız Kur’ân ayetleri.”

 

Gazze’nin neresindensiniz, savaştan evvel ne işle meşguldünüz? Savaşta neler yaşadınız, kaç şehidiniz var?

Aslen Tell el-Havâ’danız, daha sonra Nasr bölgesine taşındık. Savaştan evvel online satış yapıyordum, Türkiye’den Gazze’ye kıyafet getirtip satıyordum. Satışlar sadece internet üzerinden olduğu için savaştan sonra işimi sürdürme imkânım kalmadı. Eşim muhasebeciydi. Yaşadığımız ev bombalandı ve enkaz altından tek bir oğlum benimle birlikte yaralı kurtarıldı, ailemden 10 şehit verdik. Eşim, 5 ve 2 yaşlarındaki çocuklarım Yeman ve Julia, annem, babam, 5 aylık hamile kız kardeşim İslam ve üniversiteden yeni mezun diğer kız kardeşim Nur şehit düştü. Tek erkek kardeşim Halil de daha sonra savaşırken şehitlik mertebesine ulaştı.

Enkazdan çıkarılan oğlum Hamza ölümden döndü. Aldığı yaralar öylesine tehlikeliydi ki doktorlar ne yapacaklarını bilememişler. İç kanaması vardı. Akrabalarım doktorlara “Annesi için elinizden geleni yapın, sağ kalan tek çocuğu” demişler. Ben enkaz altındayken kim şehit düştü kim hayatta bilmiyor, sürekli “Allah’ım ben kaza ve kaderime razıyım (Allahümme inni raziyye ala kazai ve kaderi)” diyordum. İki yaşındaki kızım enkaz altında benim kucağımdaydı. Enkazı kazıp çıkarırlarken bana nefes alıp verdiğini söylediler. Onu yoğun bakıma almak istemişler ama çok küçüktü, birkaç gün sonra hayatını kaybetti. 15 Ekim doğum günüydü, üç gün sonra 18 Ekim 2023’te vefat etti, yani savaşın en başında...

Allah’ın takdirine razıyız, elhamdülillah. Ama imanımız, akidemiz ve sabrımız olmasaydı dayanamazdık. “Allah’tan geldik, yine O’na döndürüleceğiz” diyoruz. “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, aksine onlar Allah katında diridirler” ayetine inanıyor ve bu sayede sabrediyoruz.

Oğlunuz Hamza Gazze şartlarında tedavi görebildi mi, nasıl iyileşti?

Oğlum Şifa Hastanesi’nde yoğun bakımdayken bütün bedeni cihazlara bağlıydı. Henüz daha tedavisi devam ederken işgal kuvvetleri hastaneyi kuşattı, çıkmak zorunda kaldık. Altı saat kuzeyden güneye yaya yürüdük. Kuşatma altında kontrol noktalarından geçtik. Tehlikeli bir yolculuktu. Savaş uçaklarından bombalar yağıyor ve tanklardan ateş ediliyordu. Böyle bir ortamda kuzeyden çıkmak zorunda kaldık. Güneye vardığımızda çadırda yaşadık. Çadırlarda yazın yakıcı sıcakları da kışın dondurucu soğukları da tattık, çok zorluk çektik. Hamza’nın durumu aşırı soğuklarda ve sıcaklarda daha da kötüleşti, istifra etmeye başladı. Elhamdülillah, tanıdıklar bizi Refah sınır kapısından geçirebildi. Bu sayede Hamza’nın tedavisine Mısır Arap Cumhuriyeti’nde devam etmemiz mümkün oldu. Burada hastanede iki ay kaldık. Ameliyat olması gerekiyordu ama doktorlar yaşı küçük olduğu için korktular. Hareketlerini nispeten yapabildiğinden hem Mısırlı hem de yabancı altı doktor, ameliyat yapmak gerekmediği konusunda hemfikir oldu, sadece yüzme egzersizleri verdiler. Diyaframında sıkıntı var; ama genç olduğu için ameliyatsız da diyafram kasının gelişmesi mümkün. Kontrol için altı ayda bir ekokardiyogram (EKO) çekiliyor. Ağırlık kaldırması veya ağır işler yapması yasak. Şükürler olsun, iyi durumda. İnşallah ameliyata gerek kalmaz. Çünkü riski büyük, geriye kalan tek oğlumu da kaybedemem.

Gazze’de çadırlarda hayat nasıldı, neler yaşadınız?

Ben ve amca kızlarım toplamda 12 kişi aynı çadırda kaldık. Başlangıçta başımızı sokacağımız bir çadır bulmakta da çok zorlandık. Her şeyi ellerimizle temizlemek zorunda kaldığımızdan hâlâ ellerimde alerjiler var. Tuvalet yoktu; 50 aile bir tuvaleti birlikte kullanıyordu. İnsanlar açık alanda yaşıyordu. Hayat çok zordu. Düşünün ki tüm ev hayatınız tek göz bir çadıra sıkıştırılıyor. Çoğu zaman kum içinde yaşıyorsunuz, kışları ise kum zemin çamura dönüşüyor, yattığınız yerler ıpıslak oluyor. Oğlum Hamza, gece gündüz aşırı soğuktan istifra ederdi.

Çadırdayken bir duvara sırtımı yaslanmayı o kadar çok özlemiştim ki. Yemin ederim, Mısır’a vardığımızda banyoda duş ve akan su bulmak en büyük nimetti. Gazze’de su olmadığı için teyemmüm ediyorduk. Şişe suyu bulmak mümkün değildi. Hayat berbattı, çok sefil bir hayattı. Özel alan kalmadı, mahremiyet yoktu. Kadınlar için hayat çok zordu. Şu kadarcık bir yerde 30 kişi yaşıyorduk ve en temel ihtiyaçlar bile yoktu. Gazze’de şimdilerde hayat, aileler için çok daha kötü. Gazze halkına dua edin, çünkü durumları çok ama çok zor.

Mısır’da hayatınız nasıl geçiyor?

Bizi bu hayırlı Ramazan günlerinde bir araya getiren Allah’a hamdolsun. Koskoca bir aileydik, ama Hamza ile birlikte yalnız kaldık. Yaralarımız çok derin. Hele şu mübarek günlerde geçmişte ailelerimizle geçirdiğimiz güzel vakitler, şehitlerimiz ve ahbaplarımız aklımızdan çıkmıyor. Normal günlerde Hamza’yla evde tek başımıza oturuyoruz; öyle günler oluyor ki evden hiç çıkmak istemiyorum. Ancak akşam olunca uyanıp bir şeyler yapabilecek hale geliyorum.

Bayramlar bize sevdiklerimizi ve kaybettiklerimizi hatırlatıyor. Eşim, ebeveynim, iki küçük evladım Julia ve Yeman aklımdan çıkmıyor. Üzerinden kaç sene geçerse geçsin insan evladını, sevdiklerini unutamıyor. Denildiği gibi, evlada paha biçilemez… Her bayram hala anne-babamla bayramlaşmayı bekliyorum; ama bu ailesiz ve kimsesiz geçirdiğimiz üçüncü Ramazan ve bayram olacak. Allah’tan sabır diliyorum. Allah’ın yardımı olmadan bu musibetlere dayanamazdım. Düşünün, kendi evinin hanımıyken ve memleketindeyken, ailene her gün türlü türlü yemekler ve tatlılar yapıp sofralar kurarken, aniden her şey değişiveriyor ve her gün farklı bir arkadaşının evinde yaşamaya başlıyor, göçebeye dönüyorsun. Artık yerleşik bir hayatın olmuyor, istikrar kalmıyor. Hep diyorum ki istikrardan daha kıymetli bir nimet yok şu dünyada.

Gurbette dostlarla beraber olmak, iftar sofralarında oturmak aileyi aratmasa da yine de bundan mutlu değilim, aile birliğini ve geçmiş güzel günleri özlüyorum; beraber kılınan teravih namazlarını, bayramlık kıyafet alışverişlerini, bayramlık yiyecekler hazırlamayı... Gazze’deyken arkadaşlara değil, küçük çekirdek aileme odaklanmış bir hayatım vardı; eşim, çocuklarım ve anne-babamdan müteşekkil. Onları kaybettikten sonra çevrem büyüdü, arkadaşlıklarım çoğaldı. İnsan gurbetteyken dosta ihtiyaç duyuyor. Her halimize hamdolsun.

Geçtiğimiz üç senede yaşananlar ve savaş size neler öğretti?

Dünyevi şeylere bağlanmamak gerektiğini öğrendim. Eşime, çocuklarıma ve aileme son derece düşkündüm. Ama herhangi bir beşere duyduğumuz sevgi Allah sevgisini aşmamalı, savaş bana bunu öğretti. Hamza geriye kalan tek oğlum ve artık onu Allah’a emanet ediyorum. Burada iftar ve sair faaliyetler olduğunda koştururken Hamza’yla ilgilenemedim, nerede ne yapıyor takip edemedim diye insanlar bana “Tek oğlunu nasıl bırakırsın, ona göz kulak olmalısın” dediler. Oysa ben onu “Sen benim kurtulan tek oğlumsun, senden başka ailemden kimsem kalmadı” diyerek korkuyla büyütürsem sağlıklı gelişemez ve sağlam bir karaktere sahip olmaz.

Hamza yoğun bakımdayken ona söylediğim ilk söz şu olmuştu: “İslami eğitim alırken Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin de bir yetim olduğunu öğrendiğini hatırlıyor musun? Allah’a Peygamber Efendimizden daha sevgili kim olabilir ki o bile bir yetimdi...” Bedeni cihazlara bağlıyken ısrarla Peygamber Efendimizin de bir yetim olduğunu ve bunun bir lütfu ilahi olduğunu anlattım. İlk andan itibaren ona Peygamber gibi bir yetim olmanın gururunu aşılamaya çalıştım. “Rabbimiz seni yetimlikle şereflendirdi” dedim. Hamza her girdiği ortamda büyük bir gururla kendini “şehit oğlu”, “şehit kardeşi” ya da “şehit torunu” diye tanıtıyor. Şehitlik herkese nasip olmaz. Allah’a hep akıbetimizi hayırlı eyle diye dua ediyorduk, çok şükür ki ailemin sonu şehadet oldu.

Bazen soruyorum, “Allah’ım hikmetini ben göremiyor, bilemiyorum; ama sen biliyorsun. Neden beni de ailemle beraber almadın?” diye. Hepimiz aynı odadaydık; küçük kızım Julia benim, Hamza da eşimin kucağındaydı. Ama Allah benim ve Hamza’nın yaşamasını, kızımın ve eşimin şehit olmasını takdir etti. Bu, takdir-i ilahi değildir de nedir? Beş aylık hamile olan kız kardeşim, evimize füze düştüğünde hemen vefat etmedi; enkaz altında Allah’a “Canımı çocuklarım için bağışla” diye dua ediyordu. Arama kurtarma ekipmanı azdı ve kol gücüyle bizi kurtarmaya çalıştılar. Enkaz altında yaklaşık bir saat kaldık. Bize ulaştıklarında çok şükür başımız örtülü ve namaz kıyafetlerimizleydik; çünkü bombalanma ihtimaline karşı tedbiren gece-gündüz namaz kıyafetlerimizle duruyorduk. Rabbim kız kardeşime şehitlik nasip ederken üç çocuğunu da yaşattı, enkazdan kurtarıldılar. Bu, bir kader. Enkaz altında bir tek kız kardeşimin sesini duyabiliyordum ve sesi kulaklarımdan hala silinmiyor. Arama-kurtarma ekibi geldiğinde biri yanındakilere kız kardeşimin şehit olduğunu söyleyip hala hayatta olan benimle ilgilenmelerini tavsiye etti. Ama ben “Kardeşim İslam Aişe’nin sesini duydum, o hayatta” dedim. Kız kardeşime “Fazla konuşma ki ağzına toz toprak girmesin” demiştim. En son “Ya Rab, ya Rab!” dediğini duymuştum. Beni dinleyip sustuğunu sanmıştım, meğer o ruhunu teslim ediyormuş. Biraz daha kazınca kardeşimi bulup enkazdan çıkardılar. Kız kardeşim hamile olduğundan eşi onu doğumhanelerde aramış. Çünkü ona hanımı ve çocuklarının hayatta olduğu söylenmiş. Sonra diğer kız kardeşim ve amcamın eşi onu şehitler çadırında teşhis etti. Yüzünün bembeyaz ve çok güzel olduğunu söylediler. Ben gözlerimle görmesem de öyle olduğuna eminim. Yaralı olduğumdan şehitleri son bir defa görüp de onlara veda edemedim.

Savaşta öğrendiğim ilk şey, Allah’a her şartta hamdetmek oldu. O gün tek bir seferde ailemden 10 kişiyi kaybettim. Şifa Hastanesi’nde yatarken uzuvlarını yitirmiş yaralılar gördüm; küçücük çocukların kolları veya bacakları yoktu, vücutları yanıktı... Enkaz altından çıkarıldığımda ilk olarak ayaklarımın yerinde olup olmadığını sordum, çünkü onları hissetmiyordum. Yaklaşık üç ay tekerlekli sandalyeyle yaşadım. Sonra elhamdülillah yaralarım iyileşmeye başladı. Hamza’yla birlikte hayatta kaldığımız için Allah’a binlerce defa şükrettim. Hamza sargılı halde yatıyorken telefonda fotoğrafını gördüm, üzeri selofan gibi bir şeyle sarılıydı. Görür görmez bacakları yerinde mi değil mi diye sordum.

Doktora çocuklarımın adlarını söylediğimde önce yaşadıkları ama yoğun bakımda oldukları müjdesini verdi. Çok sevinmiştim. Ama daha sonra doktorun yüz ifadesi değişti, meğer o sırada çocuklarımın şehit olduğunu haber vermişler. Beni teselli etmek için Hamza’nın hayatta olduğunu söylediler. Onlara “Şehit olan kız kardeşimin oğlunun da adı Hamza; yaşayan Hamza odur” dedim. “Hayır, senin oğlun Hamza da yaşıyor” dediler. Bana ebeveynimin, eşimin, çocuklarımın ve kardeşlerimin cenazesinin götürüldüğünü söylediklerinde “En azından birini göreyim” diye yalvardım. O büyük şok içinde yalın ayak yürümeye başlamışım; yaralı halde nasıl yürüdüğümü bile bilmiyorum. O dönem basındaki haberleri hatırlıyorum, el-Cezire muhabiri Vâil el-Dahdûh yaralıların bölgeye geçişine izin verilmediğini anlatıyordu. Hepsi beyaz kefenler içindeydi. O manzarayı tarif etmek mümkün değil. Eşimin defni çok zor oldu. Defin işlemleri bile tepede uçan bombardıman uçakları yüzünden apar topar büyük bir gerginlik içinde yapıldı.

Eşim kefenlenirken çocuklarımın cenazesi de getirilmiş. Kefen açılıp çocuklarımdan biri sağına, diğeri soluna konarak eşimle birlikte gömüldü. Eşimin babası beni teselli etmeye çalışırken, o anki acıyla kendisini asla affetmeyeceğimi söyledim. Çünkü eşim ve çocuklarıma veda etmeme izin vermediler. Onları en azından son bir kez görebilseydim acım biraz hafifleyecekti. Bana “Onları görememen de Allah’tandır, sabret” dedi.

Ailemden bir tek kız kardeşim hayatta kaldı. Aslında o da yerinden olup bizim sığındığımız eve gelmişti, birlikte kalıyorduk. Ama Allah’ın takdiri, bir önceki gün evden ayrılmıştı. Ona da ailemize veda etmek, son bir kez görmek nasip olmadı. Ben en azından şehit düşmeden evvel o gün ailemi görmüştüm, çok şükür.

Bütün bu anlattıklarım, gerçekten tarifi mümkün olmayan şeyler. Unutmak istiyorum. Uyuyup uyandığında tüm aileni kaybetmiş olduğunu görmek çok zor. Biz ilk defa savaş görmüş değiliz. Savaşla büyüdük, savaşta evlendik, çocuklarımız savaşta doğup büyüdü; ama bu defaki, yaşadıklarımızın en zoru. Gazze’de şehidi olmayan tek bir aile bile yok. Mesela arkadaşım Menâr’ın ailesinden 22 kişi şehit oldu. Çocuklarıyla, eşleriyle, torunlarıyla beraber kardeşleri şehit düştü ve hala enkaz altındalar, cenazelerine ulaşılamadı. Erkek kardeşi tedavi için Mısır’a gelmişti; eşinin, çocuklarının ve torunlarının vefat haberini burada aldı. Ailesinden tek bir kişi bile hayatta değil artık. Burada birbirimizle teselli olmaya, acılarımızı hafifletmeye çalışıyoruz. Bu, Filistin halkının kaderi. Her halimize hamdolsun.

Kederimin büyüklüğünden gözyaşlarımı tutmaya çalıştım, ağlayamadım bile. Hüznümüz bitmiyor bizim. Babamı, annemi ve kardeşlerimi tek bir mezara gömmüşlerdi, ama onlardan geriye hiçbir iz bile kalmadı. Çünkü işgal güçleri, askerlerinin cenazelerini bulma bahanesiyle mezarlıklara girdi ve her yeri yıktı geçti. Artık ailemin bir mezarı bile yok. Hayatta kalan Gazze’deki tek kız kardeşim de ailemin mezarı başında en azından Fatiha okuyabilseydim diye ağlıyor.

Mücahitlerden olan erkek kardeşimin şehit düştüğü haberini 10 ay sonra aldık, burada Mısır’daydım. O ailemden geriye kalan tek dayanağımdı. Şehadet haberi aynı acı ve kederi tekrarladı, yaramızı dağladı. Onun da cesedinden iz yok. Ama elhamdülillah, Ramazan’ın ikinci günü Allah yolunda savaşırken oruçlu olarak şehit düştü. En büyük tesellim bu. Kıyamet günü Allah’ın huzuruna oruçlu olarak varacak. Kendi mahallemiz olan Tel el-Havâ’da evimizin yakınında savaşırken şehit düşmüş. İlk tankı havaya uçurmuşlar; ikinciye sıra geldiğinde İsrailli bir keskin nişancının kurşunuyla vurulmuş. Elhamdülillah, ön cephede savaşırken şehit düşmesi büyük bir şeref. Gazze’nin ve Gazzelilerin hikayesi bitmez…

Savaşa dair tüm bu anlattıklarınızı duymak çocuklarınızı olumsuz etkilemiyor mu?

Ramazan’ın ilk günü iftar buluşmasında Gazze’de yaşadıklarımız yad edilince acılarımız yenilendi. Hamza, insanların önünde dimdik ve gururlu durdu; ama gece olunca telefonda fotoğraflara ve hatıralara bakıp ağladı. Duygularını ifade eden bir çocuk değil, ketum; ama WhatsApp’ta babasına mesajlar gönderdiğini görüyorum. “Seni çok özledik babacığım”, “Annem ile ben burada yalnız olduğumuz için üzgünüz” gibi birçok mesaj gönderiyor. Hamza’nın babasıyla geçirdiği günlere dair hatırladıkları çok güzel, elhamdülillah. Cuma günleri gezerdik, deniz kenarına giderdik. Gazze hatıralarımız çok güzel.

Sadece oğlum değil, hepimiz sanki acı çekmiyormuşuz, iyiymişiz gibi görünüyoruz dışarıdan; ama gerçekte içimiz kan ağlıyor. Hz. Ali der ki “Ölümden daha zoru ayrılıktır.” Bu dünyada ölümden kaçış yok, “Allah’tan geldik ve O’na geri döneceğiz”; ama ayrılık çok acı... Hamza’ya bunun bir onur olduğunu aşılamaya çalışıyorum. Ben de kendimi “şehit annesi”, “şehit kızı”, “şehit eşi”, “şehit kardeşi” diye gururla tanıtıyorum. Biz asıl büyük mükafatı (الفوز العظيم) [yani Tevbe suresinde geçen Allah yolunda savaşanlara verilen müjdeyi; Allah’ın rızasını kazanma ve cenneti] istiyoruz. Nice insan vardır ki sonunda hiçbir mükafat kazanamaz. Allah böyle olmaktan korusun. Bize herkese nasip edilmeyen bu onur bahşedildi. [Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, “Mükâfatın büyüklüğü, belanın büyüklüğüne göredir. Allah, sevdiği topluluğu belalarla imtihan eder.] Kim başına gelene rıza gösterirse Allah ondan hoşnut olur (Allah’ın rızasını kazanır). Kim de rıza göstermezse, Allah’ın gazabına uğrar.” Safımız net. “Allah’ım biz senden razıyız, sen de bizden razı ol” diye dua ediyoruz.

[NOT: Yukarıda tamamını yazdığım Enes ibn Malik’ten rivayet olunan hadis-i şerif, soykırım yaşayan Gazzelileri sabır ve tevekkülle ayakta tutan en önemli dayanaklardan biridir.]

Biz camilerde Şeyh Ahmed Yasin’in öğretisiyle yetiştik. Tek doğru yolun Kur’ân olduğunu bilerek büyüdük. Onuncu sınıftayken hafız oldum. Gün geldi, Allah azze ve celle beni otuz yaşımda imtihan etti. Tüm geçmiş yıllarım aslında bu imtihana bir hazırlıktı. Ne zaman ki ebeveynimin, kardeşlerimin, eşimin, çocuklarımın hep birden şehit olduğu haberini aldım, işte o zaman dedim ki “Rabbim, tamam, senden gelen her şeye razıyım”. Böyle bir imtihan anında herkes aynı tevekkülü gösteremez. Elhamdülillah, o an Rabbim bana sekinet verdi. Camilerde aldığım dini eğitim nimeti, Kur’ân nimeti için Allah’a hamdolsun.

Bana hep “Tüm bu yaşadıklarını nasıl atlattın?” diye soruyorlar. Atlatamadık, ama Kur’ân’la sabrediyoruz. Şimdi tekrar Kur’ân ezberimi tazeliyorum. Hamza da hafızlığa başladı, ikinci cüzde. Vaktimi Kur’ân-ı Kerim’le geçiriyorum. Kur’ân’ı onuncu sınıfta ezberledim; ama şimdi dönüp hafızlığımı tazelerken sanki her ayet benimle konuşuyor, bizim hikayemizi anlatıyor, bizim sabrımızdan bahsediyor. [Âli İmran suresi 169-170. ayetlerde buyurulduğu gibi,] “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Rabbleri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın, lütfundan, kendilerine verdiklerine sevinirler. Arkalarından gelecek olanlara, bir korkunun olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.” Bizim sermayemiz ve dayanağımız işte bu ve benzeri ayetler.



2 Mayıs 2026 Cumartesi

ŞEYH AHMED YASİN’İN GELİNİ İLE RÖPORTAJ: “2 OĞLUM DA DAHİL EN YAKINLARIMDAN 74 ŞEHİDİMİZ VAR”

 

ŞEYH AHMED YASİN’İN GELİNİ İLE RÖPORTAJ: “SAVAŞ EN SEVDİKLERİMİZİ BİZDEN ALDI; 2 OĞLUM DA DAHİL 74 ŞEHİDİMİZ VAR”

Kahire, 11.3.2026

Röportajı yapan: Zahide Tuba Kor

 

“Savaş en sevdiklerimizi bizden aldı. 2 oğlum, annem ve kardeşlerim de dahil en yakınlarımdan 74 şehidimiz var. 1 oğlum ve eşim Gazze’de ağır yaralı. Kanser hastası 2 çocuğumun tedavisi için Mısır’a mecburen geldim. Âlemlerin Rabbi böyle takdir buyurdu, elhamdülillah.”

“Sahip olduğumuz her şeyi savaşta yitirdik. Mescid-i Aksa ve Filistin uğruna hepsi feda olsun. Rabbim beni evladımın, annemin, kardeşlerimin ve yeğenlerimin şehadetiyle şereflendirdi. Allah’ın izniyle özgürlüğün yakın olduğuna inanıyoruz. Başımız dik şekilde vatanımıza döneceğiz.”

“Aksa Tufanı, bize kardeşliğin, dertlere derman olmanın ne manaya geldiğini öğretti. Gerek devletler gerekse bireyler düzeyinde bize kimlerin dost olup olmadığını gösterdi. Savaş bütün perdeleri kaldırıp her şeyi apaçık görünür kıldı. Bizi Allah’a çok daha fazla yakınlaştırdı.”

 

Gazze’nin neresindensiniz? Savaştan evvel neyle meşguldünüz? Savaşta neler yaşadınız, kaç şehidiniz var?

Gazze’nin kuzeyinde Tell el-Hava’da yaşıyordum. Çok büyük yıkım oldu, çok şehit verdik, elhamdülillah. 2 oğlum da dahil en yakınlarımdan 74 şehidimiz var, Allah’a hamdolsun. 4 oğlumdan 2’si şehit düştü, 1’i ağır yaralandı. Eşim de ağır yaralı ve şu an onlar Gazze’deler. Ben Mısır’a isteyerek değil, mecburen geldim. 2 çocuğum kanser hastası ve kemik iliği nakli olmaları gerekiyordu. Sağlık durumları gerçekten çok zordu. Gazze’de tedavi imkânı olmadığından Mısır’a mecburen geldim.

[NOT: Hamd kelimesinin anlamı bizde yanlış bilindiği için ölüm ve kayıp karşısında elhamdülillah denmesini yadırgıyoruz. Allah’ın nimetleri ve güzel şeyler için şükredilir; hamd ise Allah’tan gelen iyi veya kötü her şey karşısında söylenir. Kulun başına gelen her hale hamdetmesi gerekir.]

Ben ve eşim Gazze İslam Üniversitesi mezunuyuz. Savaştan evvel psikolojik danışman olarak bu üniversitede ders veren bir akademisyendim. Eşim de mühendisti. Gazze İslam Üniversitesi’ndeki hocalarımızı kaybettik, üniversite de yıkıldı ama her halimize hamdolsun. Evimi, arabamı, bütün paramı ve altınlarımı, sahip olduğumuz her şeyi yitirdik, elhamdülillah. Ama Rabbimizin bize bütün bunların karşılığını vereceğine eminim. Mescid-i Aksa ve Filistin uğruna hepsi feda olsun. Sübhanallah, tüm para ve maddiyat gider gelir, ama evlat acısı gerçekten çok zor. Gazze’deyken ilk oğlum şehit düştü. İkincisi ben Mısır’dayken savaşın bitmesine (yani ateşkese varılmasına) iki gün kala şehit oldu, 27 yaşındaydı. Tabii bu yaşadıklarımız çok ama çok zor; ama akıbetimizin/kaderimizin güzel olacağına olan inancımız ve Allah’a güvenimiz tam. Hamdolsun, Rabbim beni evladımın, annemin, kardeşlerimin ve yeğenlerimin şehadetiyle şereflendirdi. Kararlıyız, dayanıklıyız, sabrediyoruz. İnşallah Gazze’ye döneceğiz ve yıkılan her şeyi yeniden inşa edeceğiz.

Eşinizin durumu nasıl?

Yaralı. Çadırda yaşamaya çalışıyor, yaralı oğlumla birlikte. Gazze’deki herkesin durumu böyle, elhamdülillah.

Çadırlarda hayat nasıldı?

Gerçekten çok zordu. Savaşa, korkuya, şiddetli bombardımana, şehitlere ve yoğun yıkıma rağmen elimizde büyük bir hazine vardı: Kur’an-ı Kerim. Yaşadığımız çadırları hafızlık merkezine dönüştürdük. Hep deriz ki zaferimiz için tek silahımız Kur’an’dır. Korkuyu uzaklaştırmanın yolu da Kur’an’a yaklaşmaktı. Kur’an okuma ve hafızlık halkaları oluşturduk. Maşallah çok fazla çocuk, genç kız ve kadın Kur’an’la vaktini doldurdu; maşallah bol bol okudular ve ezberlediler. Yeni neslin maşallahı var. Bu sağlam imanımız sebebiyle ki kurtuluş ve Gazze’ye dönüşümüz yakındır inşallah.

Mısır’da ne gibi zorluklar çekiyorsunuz?

Hastanede gerektiği gibi tedavi olma ve ilaç alma imkânı bulamadık. Başta durum bizim için gerçekten çok kötüydü. Ama hamdolsun, Rabbimin keremi sayesinde çocuklarımın tedavisi tamamlandı. Hastaneden çıktıktan sonra bir daire kiraladım. Burada 3 kızım ve 1 oğlumla birlikte yaşıyorum, elhamdülillah.

Savaş nasıldı?

Savaş gerçekten çok zordu ve çok acıydı, en sevdiklerimizi bizden aldı. Âlemlerin Rabbi böyle takdir buyurdu, elhamdülillah. Şeyh Ahmed Yasin, Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak Mescid-i Aksa’nın 2026-2027 yılları arasında özgürlüğe kavuşacağını öngörmüştü. Biz de Allah’ın izniyle özgürlüğün yakın olduğuna inanıyoruz. Başımız dik şekilde vatanımıza, Gazze’ye döneceğiz; Aksa’ya gidip namazlarımızı kılacağız inşallah.

Peki, ya bu öngörüsü gerçekleşmezse?

Biz Allah’a iman ettik, O’nun kelamı Kur’an-ı Kerim’de bu müjde var. Döneceğimize iman ediyoruz. Biz topraklarımıza, akidemize ve dinimize sımsıkı bağlıyız.

Savaştan neler öğrendiniz?

Savaş bize çok şey öğretti: Allah’a çok daha fazla yakınlaşmayı, daha çok sabretmeyi, daha sıkı kardeş olmayı, birbirimize daha fazla tutunmayı, aç-susuz kaldığımızda çok daha fazla sabretmeyi... Savaşta yaşadığımız her şeye tahammül ettik.

Savaş çocuklarınızı nasıl etkiledi?

Mısır’da gökyüzünden uçak geçerken hala çocuklarımız korkuyor. Kapı çarpsa çığlık atıyorlar. Özellikle seslerden çok etkileniyorlar. Ancak her halimize hamdolsun.

Başka problemler yok mu? Konuştuğum bazı Gazzeli anneler, mesela çocuklarıyla problemler yaşamaya başladıklarını, çocuklarının söz dinlemez hale geldiklerini vs. söylemişlerdi.

Ben ev hanımıyım. Pek dışarı çıkmıyorum, evimdeyim. Çocuklarımın eğitimiyle, hafızlıklarıyla ilgileniyorum. Buraya tedavi için geldik ve bu süre boyunca vaktimizi en iyi şekilde geçirebilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kur’ân ezberliyoruz; inşallah Gazze’ye hep birlikte hafız olarak döneceğiz. İnanıyorum ki oğluma ve kocama hayırla döneceğiz.

Aksa Tufanı Operasyonu’nun yapılmasına kızanlar olmuyor mu?

Tabii ki niye bu yapıldı diyenler var ama biz biliyoruz ki hepsi Rabbimizin iradesiyle gerçekleşti. Aksa Tufanı bize kardeşliğin, dertlere derman olmanın ne manaya geldiğini öğretti. Aksa Tufanı bize kimlerin dost olup olmadığını gösterdi, gerek devletler gerekse bireyler düzeyinde. Savaş bütün perdeleri kaldırıp her şeyi bize apaçık görünür kıldı, elhamdülillah.